CASUSLUK – İSTİHBARAT * Solu bölen ajan * ‘Meraklısı için Casuslar’

[Haber görseli]

Cumhuriyet
Leyla Kılıç/25 Kasım 2018

Solu bölen ajan

Murat Yetkin ‘Meraklısı için Casuslar’ kitabında 1968-1972 yılları arasında Türkiye’ye gönderilen ‘karanlıklar prensi’ olarak da bilinen CIA ajanı Duane Clarridge’ye de yer veriyor.

Murat Yetkin ‘Meraklısı için Casuslar’ kitabında 1968-1972 yılları arasında Türkiye’ye gönderilen ‘karanlıklar prensi’ olarak da bilinen CIA ajanı Duane Clarridge’ye de yer veriyor.

Gazeteci – yazar Murat Yetkin, son kitabı “Meraklısı için Caususlar”da Türkiye ve dünya siyasetinde yaşanmış casusluk olaylarını çarpıcı örneklerle anlatıyor. “Casusluk da savaşın başka araçlarla devamıdır” diyen Yetkin, Kim Philby, Ruzi Nazar, Duane Clarridge, Haydar Aliyev ve Çiçero kod adlı İlyas Bazna’nın yaptığı casusluk hikâyelerini de ortaya koyuyor. Yetkin yeni kitabına ilişkin Cumhuriyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

[Haber görseli]

* Kitapta yer alan belgeler, bilgiler ve hikâyeler kolay ulaşılır türden değil. Bu bilgilere ulaşmak kolay oldu mu?

Dünya ve Türkiye gerçeğini yansıtan yaşanmış bu olaylar açık açık hiç anlatılmamıştı. Herkes bazı konularda afaki bilgilere sahip olabilir elbette ama kitapta yer alan olaylar tüm gerçekliği ile anlatılıyor. Yaşanan olayların ortaya çıkması çok uzun zaman alıyor. Bazı bilgilere 50-60 yıl sonra ulaşılabiliyor. Olaylar sonradan aydınlanıyor ya da bilinmeze gömülüyor. Yüzyüze görüşmelerimin yanında yazılı kaynaklardan elde ettiğim bilgiler. Belki de bu bilgilere hemen herkes ulaşabilir. Ancak bilgileri nerede bulabileceğinizi bilmeniz gerekiyor.

Avcıoğlu ve Madanoğlu… 

* Peki, kitapta sizi en çok etkileyen casus ya da casuslar kimler?

O kadar çok ki… Kitapta daha çok kişileri ve olayları anlattım. Mahir Kaynak, Haydar Aliyev, Çiçero, Ruzi Nazar bunlardan birkaçı. Mesela Mahir Kaynak dediğimiz kişi, 12 Mart döneminde gizli örgütlenmenin içine girmiş bir Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ajanı. Hakkında şimdiye kadar birçok kitap yazıldı, kendisine ait anıları da mevcut. Ama ilk defa onun adına bu kitapta yer alan bilgiler var ve bu bilgiler okurun 12 Mart’a bakışını değiştirecek. Örneğin, ben bu kitapta verdiğim bilgilere dayanarak diyorum ki, şimdiye kadar yaygın bilginin aksine 12 Mart’ta iki tane cunta yoktu. 9 Mart cuntası ile 12 Mart cuntası diye bir şey yoktu. Aslında bir tane darbe faaliyeti vardı o da Doğan Avcıoğlu ve Cemal Madanoğlu ekibi tarafından yürütüldü. Onun içine MİT tarafından yapılmış bir sızma harekâtı oluyor ve bir noktadan sonra o örgütlenmeyle bağlantılı subaylar açığa çıkıyor. Genelkurmay subayların saf değiştirmesini sağlıyor. Böylece onların darbesi haline geliyor. Burada iki tane darbe hazırlığı yok. Bunu da birtakım bulgu ve belgelerle söylüyorum.

TİP belgesi 

*Kitapta 51 yıl gizlilik kararı olan Türkiye İşçi Partisi hakkında bir belge var. Onun için neler söyleyeceksiniz?

1965 seçimleri Türkiye için çok önemlidir çünkü ilk kez solcu ve sosyalist olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Meclis’e giriyor. Amerikan İstihbaratı CIA’in 1965 seçim değerlendirme raporu 2016 yılında ilk kez ortaya çıktı. 51 yıl gizlilik kararı olan belge TİP için ‘nereden çıktı bunlar’ı açıklayacak bir değerlendirme raporu. O raporun yazıldığı dönemde çok önemli bir Özbek Türk’ü olan CIA casus şefi Ruzi Nazar Türkiye’de görevlendiriliyor fakat sorumluluk alanı sadece Türkiye ile sınırlı değil. Orta Asya, Kafkaslar, Sovyet coğrafyasını da kapsayan görevleri var. Türk-İslam sentezinin temellerinin atıldığı dönemden bahsediyorum. Türkiye’ye Ruzi Nazar’ın altında çalışacak bir CIA ajanı gönderiyorlar. Kendisi solu bölme ajanı, adı da Duane Clarridge (83). Clarridge daha önce Hindistan’da 1962 seçimlerine CIA adına müdahale ederek solu bölmüş ve sabote etmişti. Clarridge’in 1968 ile 1972 yılları arasında Türkiye’de kalması da aynı nedendendi. Türkiye’de sağ-sol çatışmalarının başladığı, ülkücü gençlere komando eğitimi verilen kampların açıldığı, devrimci gençlerin KGB ve Suriye istihbaratı ElMuhaberat gözetimi altındaki Filistinli grupların kamplarına taşındığı, solun paramparça olduğu 1968-72 yılları boyunca Türkiye’de, Nazar’ın altında çalışmıştı. Nazar’ın birkaç ay sonrasında Türkiye’den ayrıldığı 12 Mart 1971 darbesinin ilk sonuçlarından birisi de seçim sisteminin değişmesi olmuştu. Bu çalışmanın toplumsal boyutunda ise Türkiye’de paramparça olmuş bir sol vardı. Bu bilgilerin ve raporun tarihe ışık tutacağını ümit ediyorum.

‘Maceracı sahtekâr’ 

*Çiçero kod adlı casusun Fevzi Çakmak’a yazdığı mektup için ne söyleyeceksiniz?

Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan uzak tutulması gayesiyle çok başarılı kullanılmış biri. Çiçero kod adıyla bilinen İlyas Bazna, bana göre maceracı bir sahtekârdır. İlyas Bazna, İngilizler ve Almanlara belge satışını sağlarken bir noktada Türk istihbaratının fark etmesiyle, yaptıklarının Türk emniyetinin kontrolü altında yapıldığı ilk kez bu kitapta çıkıyor. İlyas Bazna’nın Fevzi Çakmak’a yazdığı ve kitapta yer alan mektupta daha önceden de Türk İstihbaratına çalıştığını ve parasız kaldığı için Çakmak’tan para istediği yazıyor.

‘Yıldırım’ hızıyla… 

*Türk yargısının en hızlı aldığı karar olarak nitelendirdiğiniz gurbetçi Hüseyin Yıldırım’dan bahseder misiniz?

Kırşehirli Hüseyin Yıldırım, oto tamircisi olarak gittiği Almanya’da Soğuk Savaş’ın müthiş casusluk öykülerinden birinin başkahramanı oluyor. Hüseyin Yıldırım, Doğu Alman istihbaratı altında çalışmaya sözleşmeli muhbir olarak başlıyor. Almanlara acayip bilgiler satıyor. 1980’lerin en büyük casusluk maceralarından biridir. Kitapta yakalanma hikâyesini de bulacaksınız ama Yıldırım ile ilgili bir detay daha var; 29 Aralık 2003’te ABD’nin Pasifik sahilindeki Lompoc Cezaevi’nden tahliye edilir edilmez Türkiye’ye nakledildi. Türk yargısında eşine az rastlanan bir suratle 30 Aralık günü önce Bakırköy Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alındı. Sonra Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıktı ve casusluk suçundan 15 yıl, hapishaneden kaçmaya teşebbüs suçundan da 2 yıl cezaya çaptırılarak Metris Cezaevi’ne konuldu. Yıldırım, Metris Cezaevi’nde yalnızca bir gece kaldı ve ABD’de yattığı süre göz önüne alınarak ertesi gün serbest bırakıldı.

Davutoğlu’nun odası…

*Türkiye’de en büyük casusluk olayı nedir?

Şimdiye dek Türkiye’nin doğrudan hedef olduğu en büyük casusluk olayı, 13 Mart 2014 günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun makam odasının gizlice dinlenmesiydi diyebilirim. Kitabın sonunda buna da yer veriliyor. Bakanlıkta yapılacak bir Suriye toplantısının ön görüşmesi için makam odasında bulunan Davutoğlu, Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in konuştukları kaydedilmiş ve bazı bölümleri 26 Mart’ta YouTube üzerinden yayımlanmıştı. Suriye topraklarında muhtemel askeri operasyon senaryoları dahil, gizli toplantıda konuşulanlar bütün dünyanın hizmetine sunulmuştu. MİT ses mühendisleriyle ortak çalışarak odanın akustik modellemesini yapıp yayımlanan kayıtlarla karşılaştırarak neredeyse ikinci yılın sonunda kaydın Orgeneral Güler’in civarında, diz hizasında bir konumdan yapıldığını saptamışlardı ki, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi oldu.

SONRASI GELECEK

 “Meraklısı için Casuslar” kitabı “Benim gençlik yıllarımdan beri bir yerde hobim ve merakım” diyen Yetkin, nedenini şöyle anlatıyor: Bu konular biraz da siyasetin görünmeyen yüzü. Bu çerçevede baktığımızda hem soğuk hem sıcak savaş alanlarında Türkiye casusluk faaliyetlerinin her zaman coğrafyası gereği ilgi alanı, sahnesi, hedefi ve aktörü oldu. Ben de bu konuda yaptığım tüm çalışmaları bir seri halinde okurlara sunma kararı aldım. “Meraklısı için Entrikalar” ile başlayan yolculuğuma “Meraklısı için Casuslar” ile devam ettim ve sonrası da gelecek.

 

YETKİN’DEN KARANLIKTA KALAN AYRINTILAR 

Soğuk Savaş’ın üç Türk casus şefi bölümünde başarılı casusluk faaliyetinin nasıl işlendiğini gösteren Murat Yetkin, şimdiye dek karanlıkta kalan ayrıntıları okurla paylaşıyor. Yetkin, kitapta istihbaratı, casusluk faaliyetini küresel siyasetin görünmeyen tarafını, o görünmeyen tarafta ise kimlerin bulunduğunu, aslında ne yapmış olduklarını anlatarak, “Casusluk dünyası, siyasetin görünmeyen yüzüdür. Orada, yakalanmamak şartıyla, aldatmak, çalmak, hatta öldürmek mubah görülebilir. Okurlar bu noktada bir siyasi cinayetin casuslukla ne gibi bir ilişkisi olduğunu sorgulayabilir. Oysa tarih, devletler gibi şirketlerin ve örgütlerin de istihbarat servisleri, istihbarat operasyonları olabileceğini gösteriyor. Devletler, şirketler, örgütler, kendi ellerini çamura ya da kana bulaştırmamak için başka devletleri, şirketleri, örgütleri paravan olarak, kukla olarak kullanabiliyor ya da kiralayabiliyor. Karlov cinayetinin de ileride bu tür bir eylem olduğunun anlaşılması beni şaşırtmayacak” diyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/1150789/Solu_bolen_ajan.html

This entry was posted in İSTİHBARAT KURUMLARI, Yeni Kitaplar. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *