Arşiv sandığından * BİR TALAN’IN HİKAYESİ * TÜRK TELEKOM’UN ÖZELLEŞTİRMESİNDE ABDULLAH TİVNİKLİ

TÜRK TELEKOM’UN ÖZELLEŞTİRMESİNDE ABDULLAH TİVNİKLİ

Bir söz vardır: “Medya yazdıklarıyla değil yazmadıklarıyla kazanır.”

Zaman zaman, neyi yazmadığının mesajını da verir.

26.07.2006 tarihli Sabah gazetesinde “Türk Telekom İhalesinde Rüşvet İddiası” başlıklı Olcay AYDİLEK ve Ersan ATAR imzalı İlginç bir haber yayınlandı;

“Cumhuriyet Başsavcılığı,  Genelkurmay Askeri Başsavcılığı`ndan iletilen ihbar üzerine, Türk Telekom`unözelleştirilmesinde 2.5 milyar dolarlık rüşvet soruşturması başlattı. İsimsiz bir ihbar mektubundan kaynaklanıyor olmasına karşın iddiaların ayrıntılı ve teknik oluşu, savcıları mektubu çöpe atmak yerine dikkate almaya itti. Danıştay`a da ulaştırılan iddiaya göre, Türk Telekom`un yüzde 55`inin Oger Telecoms`a devri sürecinde bazı belgeler üzerinde kimi usulsüz işlemlere imza atıldı. Ankara`da bomba etkisi yaratan soruşturmayı tetikleyen, Genelkurmay Askeri Mahkemesi Başsavcılığı`na gelen isimsiz bir ihbar mektubu oldu.

Edinilen bilgiye göre mektupta, Telekom`un özelleştirilmesi öncesinde Dubai`deki bir bankada açılan hesaba,özelleştirme işlemlerini yapan yetkililere ulaşabilecek şekilde 2.5 milyar dolar para yatırıldı.

İddia sahibi, paranın, Türk Telekom`un yüzde 55`ini satın alan Oger Telecoms tarafından yatırıldığını öne sürerek banka hesap numaraları vermekteydi. İddiayla ilgili ilk inceleme, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil`in `haksız mal edinmekten` mahkum olduğu davayı açan Genelkurmay Askeri Başsavcısı Kıdemli Albay Saim Öztürk`ten geldi. Öztürk, mektubu, `ihbar eden` sıfatıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Danıştay`a gönderdi. Şimdi Neşter soruşturmasını yürüten Savcı Ömer Suha Aldan bu davayı yürütecek.” Ama bu davanın sonucu ne oldu kimse öğrenemedi.

İsmet Berkan’ın 11.09.2008 tarihli Radikal gazetesinde yer alan yazısı da “Türk Telekom” konusunda gerektiğinde neler yazılabileceğinin ipuçlarını veren ilginç bir yazıdır.

İsmet Berkan; Becerikli Abdullah Bey başlıklı yazısında şöyle diyor;

“Biz bugün de ‘memleketin birinden’ söz etmeye devam edelim…

O memlekette kamu otoritesi çok büyük, çok değerli bir şirketini satışa çıkarmıştır. Bu, uzun yıllardır beklenen, dünyanın dört bir yanından o sektörde yer alan devlerin katılması umulan ve milyarlarca dolar tutması beklenen bir satıştır. Satışla ilgilenenler arasında bir bölge ülkesinin eski başbakanının şirketi de vardır. O eski başbakan, bu bölgede işlerin nasıl yürüdüğünü bildiği için kuvvetli bir yerli ortak da aramaktadır.

‘Kuvvetli yerli ortak’tan kasıt, mali kuvvet değil siyasi kuvvettir. ‘Kuvvetli yerli ortak’ın hükümet nezdinde, özellikle de satışı gerçekleştirecek olan hükümet nezdinde etkili olması beklenmektedir. Bu bölge ülkesinin eski başbakanı, kendisine ulaştırılan listeden kimi yerli işadamlarıyla bizzat görüşmeler yapar, ortaklık önerilerinde bulunur. Ama nedense kimse öneriyi kabul etmez.

Bu görüşmelerinden birinde, hükümetle bağlantılarını ve bilgi alma kabiliyetlerini anlatmak için görüştüğü işadamlarından birine ‘Hükümetle bağlantılarımızı sağlıyor’ diyerek bir isim de verir. Üstelik bu ismi, kendisine ait ofiste görüşüyor olmasına rağmen yüksek sesle dile getirmez de onun yerine küçük bir kâğıda yazıp muhatabına okutur. Kâğıttaki isim, Türkiye’de mukim bir yabancı uyruklu gazetecidir, bu gazeteci için ‘Kendi ülkesince Türkiye’ye yerleştirilmiş kışkırtıcı ajan’ olduğuna dair raporlar vardır; hadi biraz daha tarif edeyim, bu gazeteci o eski başbakanın ülkesini yıllardır fiilen idare eden, hatta uzunca bir süre işgal de eden komşu ülkenin uyruğunu taşımaktadır.

Aradan zaman geçer, bu eski başbakanın şirketi kendine bir türlü ‘kuvvetli yerli ortak’ bulamaz ya da bu böyle sanılır, ihale tarihi gelir ve bir bakılır ki ülkenin bu dev, kendi alanında tekel oluşturan şirketine, o sektörde dünyaca tanınmış hiçbir şirket ciddi olarak talip değildir. İhale sonunda şirket, bölge ülkesinin eski başbakanının sahibi olduğu dev gruba satılır. Fiyat da kötü değildir.

Şirketin yeni sahiplerinin kontrolüne girmesinden sonra, bütün devralınan büyük kamu şirketlerinde olduğu gibi, yeni yönetim bir konsolidasyona gitmek için şirketin iş yaptığı ana iş kolu açısından çok önemi olmayan varlıklarını ve verimsiz birimlerini devreden çıkarmaya hazırlanır.

Bu şirketin de satılabilir nitelikte çok sayıda gayrimenkulü vardır. Bir başka yerli işadamı, şirketin bu satılık gayrimenkullerinin bazılarıyla ilgilenir, almak ister ve bu amaçla şirketin yabancı uyruklu genel müdürünü ziyaret eder. Genel müdür, işadamına ‘Bu işle ben doğrudan ilgilenmiyorum, sen Abdullah beye git, onunla konuş’ der.

Peki kimdir Abdullah bey? Resmi düzeyde şirketle hiçbir ilgisi olmayan, bir yandan kendi ihracat şirketini yöneten, bir yandan da faizsiz bankacılık yapan bir yabancı kökenli bankanın yönetim kurulunda yerli başkan yardımcısı olarak görev yapan bir kişidir bu.

İşadamı, Abdullah beyle ilgili bilgi edinmeye çalışır ve o zaman görür ki Abdullah bey dışarıda durmasına rağmen söz konusu şirketin bazı işleriyle doğrudan bağlantılı, hatta neredeyse son sözü söyleyen kişi konumundadır. Özellikle eleman alımı gibi konularda. Hatta şirket yönetim kurulunda Abdullah beyi temsil eden bir kişi de görev yapmaktadır.

Bir süre sonra Abdullah beyin o şirketin aslında yüzde 10 ortağı olduğu söylentisi kulağına gelir işadamının. Üstelik bu söylenti bir hayli yaygındır, hatta o şirketin tedarik zincirinde yer alan veya şirketin büyük müşterileri arasında olanlar için bu durum söylenti değil bir vakıadır.

Oysa Abdullah bey, hali vakti yerinde bir kişi olmasına rağmen, o şirketin yüzde 10 ortağı olabilecek bir servete sahip olacak durumda da değildir. Kaldı ki, şirket kayıtlarında zaten böyle bir yüzde 10 ortaktan söz edilmemektedir. Acaba Abdullah bey gerçekten hissedarsa, şirkete sahip olan şirket veya şirketlerin yurtdışındaki birimlerinde mi hissedardır? Bu konu da aydınlığa kavuşamaz, çünkü sahip konumundaki şirket ve şirketler, şeffaflığıyla meşhur olan ülkelerde mukim değildir, tam tersine kapalı ilişkilerin yürüdüğü ülkelerdedir o şirketler çoğunlukla.

Peki kimdir Abdullah bey? Ayakkabıların kapı önünde çıkarıldığı dairelerden oluşan bir mütevazı apartmanda oturan, dini bütün ve kendi ticaret yaptığı alanda (hububat) başarılı bir işadamıdır.

Hemen akla, ‘Acaba Abdullah bey başka birilerinin mutemedi midir?’ sorusu gelir ama bunu kanıtlamaya, Abdullah bey konuşmadıkça imkân yoktur. Ancak, bölge ülkesinin eski başbakanının (ki kendisi daha sonra bir suikasta kurban gitti) bu devasa şirketi almaya hazırlanırken hükümetle sağlam bağlantılar aradığı, bunun için her şeyi göze aldığı hatırlanacak olursa, Abdullah beyin rolünü daha ayrıntılı düşünmek gerekir.

Son olarak, Abdullah beyin becerikliliği üzerine birkaç not:

İddiaya göre Abdullah bey, sahibi olduğu yüzde 10 hisse için henüz para ödememiştir ama ‘opsiyon’ kullanmaktadır. Bu dönemde,şirkete sahip olan ana şirketin bir kısım hissesi el değiştirir. Bu el değiştirme sırasında, bizim konumuz olan şirketin değeri satınalma değerinin hemen hemen iki katı olarak gösterilir. Ve dolayısıyla Abdullah beyin henüz parasını ödemediği hisseleri de iki kat değerlenir. Yani Abdullah bey durduğu yerde ve taş atıp eli yorulmadan dünyanın parasını kazanır. Daha da ilginci, bu hisse el değiştirmesinin ilan edildiği törende, sözde bu işlerde hiçbir dahli olmayan, adı hiçbir resmi kâğıtta yazmayan Abdullah bey de bulunmaktadır.

Törene ilişkin fotoğraflarda bilen gözler Abdullah beyin gülümseyen çehresini görmüşlerdir. ‘Becerikli Abdullah bey’in henüz parasını ödemediği hisselerinin değeri konusunda bir fikir vermesi için bazı farazi rakamlar vermek de isterim. Diyelim kamu otoritesinin sattığı büyük şirketin ihale değeri 11 milyar dolar, Abdullah beyin yüzde 10 hissesinin değeri ise 1.1 milyar dolar olsun. Daha sonra bu şirketin değeri 20 milyar dolar olarak gösterilsin, yani Abdullah beyin ‘serveti’ oturduğu yerde farazi olarak 900 milyon dolar artmış olsun.”

Berkan, yazısında Türkiye yerine memleketin birisi ifadesini kullanırken Türk Telekom ismini hiç geçirmiyor. Ancak öldürülen bir başbakanın şirketinin satın aldığı tekel konumundaki şirket. 11 milyar dolarlık piyasa değeri, yabancı genel müdür gibi ifadeler okuyucuyu Türkiye’ye ve Türk Telekom’a götürüyor. Yani gerekli yerlere gerekli mesajlar veriliyor; “Bizim üzerimize fazla gelmeyin, gerekirse bildiklerimizi açıklarız…”

İşin ilginci, İsmet BERKAN bir daha bu konuyu hiç gündeme getirmedi.

Becerikli Abdullah Bey hakkında, TBMM’de milletvekillerince verilen soru önergelerinde, Başbakandan aşağıdaki soruları cevaplaması istendi:

“Türk Telekom`un özelleştirilmesi öncesinde, Kuveyt Türk Yatırım Bankası Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Tivnikli`nin, Türk Telekom`un, Saudi Oger`e verilmesi konusunda, Hükümet ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı nezdinde lobi çalışması yaptığı doğru mudur?

Türk Telekom`un özelleştirilmesi öncesinde, Abdullah Tivnikli`nin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile birlikte Lübnan`a Hariri Ailesi ile görüşmeye gittiği ve bu görüşmelerde Türk Telekom ihalesinin konuşulduğu doğru mudur?

Türk Telekom`un devri nedeniyle Oger`in 14 Kasım`da Ankara Sheraton Oteli`inde verdiği kutlama yemeğine katılan Abdullah Tivnikli`nin yemek sonrası Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Türk Telekom`daki ihale sonrası yapılanmayı ele aldıkları iddiası doğru mudur?

Türk Telekom Yönetim Kurulu`nda yer alan Metin Ercan ve Emin Başer ile insan kaynaklarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısının Personel atamaları konusunda Abdullah Tivnikli`den talimat aldıkları doğru mudur?

Türk Telekom`da mal ve hizmet alımlarını Emin Başer ile Metin Ercan`ın, Abdullah Tivnikli adına yürüttüğü iddiaları doğru mudur?

Abdullah Tivnikli`nin Telekom İtalia ile ağırlıklı olarak Avea`daki yüzde 40 hissenin el değiştirmesine dayanan bir ortaklığı olduğu iddiası doğru mudur?

Türk Telekom`a bağımsız üye olarak Oger tarafından atanan Metin Ercan`ın daha önce Kuveyt Türk`e danışmanlık yaptığı doğru mudur?

Ama bu sorulara cevap alınamadı.

Bu sorulara bir soru da biz ilave edelim: Hissedarlar Sözleşmesinde 3 (üç) yıl olarak tanımlanmış olan “Stratejik Taahhüt Süresi”nin bitimine tekabül eden 14 Kasım 2008 tarihinde yapılmış olan Olağanüstü Genel Kurul’da, Abdullah Tivnikli’nin Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçilmiş olması bir tesadüf müdür? Yoksa “Stratejik Taahhüt Süresi” ile birlikte “Hisse Devir Yasağı” da sona ermiş olduğuna göre, Türk Telekom hisselerinde yapılması öngörülen ya da planlanan devirlerinin başlayacağının bir işareti midir?

EVET SORUYORUZ: TÜRK TELEKOM’UN GİZLİ ORTAĞI VAR MIDIR? BU GİZLİ ORTAĞI -ORTAKLARI- ABDULLAH TİVNİKLİ’NİN TEMSİL ETTİĞİ İDDİASI DOĞRU MUDUR?

Türk Telekom’un Özelleştirilmesi – Bir Talan’ın Hikayesi

This entry was posted in Ekonomi, ÖZELLEŞTİRMELER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *