Güncellendi * YAKIN TARİHİMİZİN UTANÇ GÜNLERİ 6-7 EYLÜL * ANI

Bağlantılı yazı http://nacikaptan.com/?p=81491

euronews • 06/09/2020

6-7 Eylül olaylarının, İstanbul’da yaşayan gayrimüslimlere saldırıların düzenlendiği ve ‘tarihi utanç’ olarak nitelendirilen vakanın 65’inci yıl dönümü.


İstanbullu gayrimüslim azınlıkların evleri, iş yerleri, okulları, kiliseleri, haçları ve değerli eşyaları yakılalı ve tahrip edileli 64 yıl oldu. Peki Türkiye toplumu tarihten ders çıkarabildi mi? O günün ‘günah keçisi’ kimlerdi ve dünden bugüne ne değişti?
1954’te Kıbrıslı Rumlar, dönemin İngiliz sömürge yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi başlatmış, Yunanistan’daki hükümet ise Kıbrıs halklarının kendi kaderini tayin hakkı konusunu Birleşmiş Milletler (BM) gündemine taşımıştı. Kıbrıslı Rumların, adanın Yunanistan’a bağlanması fikri gündeme getirildiğinde ise adadaki Türk ve Rum halklarını karşı karşıya getirmişti.
Bu sürece paralel olarak 1955 yılında Türkiye’deki medya tarafından İstanbul’da yaşayan Rum halkına karşı nefret söylemi içeren haberler yazılıyor; basında İstanbullu Rumların nasıl refah içinde yaşadıkları ve mutlu oldukları, Batı Trakyalı Türk azınlıklarla karşılaştırılıyordu. Bu da iki halk arasında tansiyonun giderek yükselmesini körüklüyordu.
1954’te kurulan Kıbrıs Türktür Cemiyeti, Kıbrıs meselesinin ‘millileşmesi’ adına önemli bir hamle olmuş, bu konu üzerine kamuoyu yaratmak için İstanbul’da ve diğer büyük şehirlerde çalışmalar yürütmüştü. Cemiyet dönemin Başbakanı Adnan Menderes tarafından da destekleniyordu.
Selanik’te Atatürk’ün evine bomba konulması
5 Eylül 1955’te Selanik’te bulunan Atatürk’ün evine bomba koyulması Türk kamuoyunda büyük yankı buldu. Prof. Dr. Ayhan Aktar, Yunan polisinin yaptığı araştırmaya göre bombayı Yunanistan’daki Türk azınlığından Oktay Engin’in koyduğunu ve 6-7 Eylül olaylarından 5 yıl sonra kurulan Yassı Ada Mahkemeleri sırasında Engin’in Türk istihbaratı adına çalıştığını kaydetti.
Dönemin gazetelerinden İstanbul Ekspres 6 Eylül’de, İstanbul sokaklarında “Yazıyor! Atatürk’ün evinin bombalandığını yazıyor” ile büyük bir yankı bulmasının ardından Cumhuriyet tarihinde ‘kara leke’ olarak anılan 6-7 Eylül saldırıları tarih sahnesinde yerini aldı.
6-7 Eylül’de gayrimüslimlere saldırılar
Atatürk’ün evinin bombalandığı haberi üzerine akşam saatlerine doğru Taksim Meydanı’nda toparlanmaya başlayanlar, slogan ve afişlerle İstiklal Caddesi’ne doğru ilerleyerek Rum dükkanlarını tahrip etmeye başladı.
Olaylar İstanbul’un her yanına yayılırken, saldırılar kısa süre sonra yerini dükkanların yağmalanmasına bıraktı. Saldırıya uğrayan ve yağmalanan işyerlerinin yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si ise Yahudilere aitti.
Resmi kaynaklara göre, 6-7 Eylül Olayları bağlamında 4 bin 214 ev, bin işyeri, 73 kilise ve 26 okul tahrip edildi. İnsan hakları örgütü Helsinki Watch’a göre olaylarda 15 kişi hayatını kaybetti.
Gayrimüslimlerin dükkanlarının yağmalanması ve saldırı olaylarının kontrol altına alınamaması sebebiyle 6 Eylül gecesi sıkıyönetim ilan edildi.
Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, yaşananlardan medyayı ve ‘bazı komünistleri’ sorumlu gösterdi. Bayar’ın açıklamasının ardından ise aralarında Aziz Nesin, Can Boratav, Zehra Kosova gibi isimlerin bulunduğu birçok yazar ve aydın askeri hapishaneye gönderildi.
Sorumlular kimdi?
Gayrimüslimler üzerine araştırmalar yapan sosyolog ve yazar Prof. Dr. Ayhan Aktar, şahıslar düzeyinde 6-7 Eylül olaylarını ‘kim yaptı’ sorusuna cevap bulanamayacağını, aksine Atatürk’ün evine bomba koydular denilerek, yani ‘mukaddes’ olan ulusal sembolleri kimin ustaca yönlendirdiğinin bulunması gerektiğini savunuyor.
6-7 Eylül olaylarının neticesinde Türkiye’de, özellikle İstanbul’da yaşayan, binlerce Rum ve gayrimüslim ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, mallarına el kondu.
Prof. Dr. Ayhan Aktar, ‘6–7 Eylül olaylarından sonra İstanbul’da yaşayan gayrimüslim azınlıkların ve özellikle Rumların Cumhuriyet rejimine olan inancının ciddi anlamda sarsıldığını’ söylüyor. Aktar’a göre, 1942–43 yıllarındaki Varlık Vergisi uygulamasından sonra ikinci defa gayrimüslimler bu ülkede istenmediklerini ve can–mal güvencesinden yoksun olarak sanki bir ‘misafir’ gibi yaşadıklarını düşünmeye başlamışlardı.
Medyanın ayrımcı dili
İstanbullu Rumlar medyada, ‘zengin ve mutlu’ olarak gösterilirken diğer yandan Trakyalı Türklerin Yunanistan’da kötü koşullar altında yaşadığı medya tarafından sürekli dile getirilmişti. Dönemin basını Kıbrıs adası üzerine anlaşmazlıkları ayrımcı bir dille haberleştiriyordu. İstanbul Ekspres gazetesi, Atatürk’ün evinin bombalandığı haberini ve istihbarat örgütleri ile ilişkisi olduğu öne sürülen Kamil Önal’ın “Mukeddesata el uzatanlara bunu pahalı ödeteceğiz” demecini manşete taşıyarak vermişti.
Ayhan Aktar, Ağustos 1955’te , İstanbul Rumlarının rahat yaşamları konusunda İstanbul basınında yüzlerce haber çıktığını, bunun da halk arasında ‘Rumların Türklerin aleyhine olarak zenginleştikleri’ yönünde bir izlenim yarattığını belirtiyor.
‘Dünden bugüne ne değişti?’ ve ‘Türkiye toplumu tarihten ders alabildi mi?’ gibi soruların cevaplarını bulmak çok güç. Fakat tarihte toplumsal şiddet olaylarına dönüşen 6-7 Eylül nefret suçu gibi olayların tekrarlanmaması için medyanın ve siyasetin önemi büyük.
https://tr.euronews.com/2020/09/06/6-7-eylul-olaylar-65-y-l-donumu-neler-yasand-nas-l-hat-rlan-yor

YAKIN TARİHİMİZİN UTANÇ GÜNLERİ 6-7 EYLÜL – YAŞADIKLARIM

Naci KAPTAN 06 EYLÜL 2019 
Son güncelleme 06 Eylül 2020

ANI 

Sene 1955 , günlerden 6 Eylül.
Memur olan babamın Afyonkarahisar’dan İstanbul’a tayini ile gelmiş ve babamın arkadaşına ait iki katlı, rumlardan satın alınmış olan, Haliç manzaralı bahçeli evin alt katına  kiracı olarak yerleşmiştik.
Yer, Fatih’in Çarşamba semti. Ulu çınar ağacının altında ,Çarşamba polis karakolunun bulunduğu köşe. Çarşının başladığı yerin yanından Haliç Fenerine inen dik Camcı Çeşmesi yokuşunun ortalarına denk gelen ve Rumlara ait “Kırmızı Kilise” dediğimiz Rum Patrikhane binasına giden ara yolda köşe başında oturuyorduk.  Pencerelerimizden Haliç ve karşı kıyıdaki Kasımpaşa, Hasköy görülürdü. Dumlupınar denizaltımızla çarpışarak batmasına neden olan Naboland isimli şilep ve Kasımpaşa tersanesi de görülürdü.
Ev yüksek duvarların ve çift kanatlı büyük ve sağlam bir kapının ardına saklanmıştı . Ev sahibimiz babamın memuriyet arkadaşıydı. Evi Rumlardan satın almış ve alt katını bize kiraya vermişti. Evimiz vasıtaların geçemediği merdivenli bir yokuşun ortalarındaydı.  Çift kanatlı büyük ve sağlam ahşap kapıdan  girişte  Malta taşı döşenmiş bahçe avlusu ve kocaman bir manolya ağacı gelenleri karşılardı. Bahçesinin yan tarafında yüksekçe mercivenli köşede yağmur sularını toplayan mermer kanallar yere gömülmüş koskoca bir sarnıçla buluşurdu. Evlerde suyun olmadığı zamanlardı. Yağmur suyunu toplayarak kullanıyor, içme suyunu eşekli sakalardan satın alıyorduk.
Çevremizde birbiriyle kesişen yokuşlu ,parke taşlı dar sokaklardaki birbirine yapışık evlerde  genellikle Rum’lar yaşardı.. Mahallede genelde orta yaş üzeri Rum’lar yaşardı. Yaşlıca olan  Rum kadınlar kapılarının önünde merdivenlerde oturur,  ellerinde işlerini yaparken birbiriyle sohbet ederlerdi. Bu sokaklarda yaşayanlar Rum , Ermeni, Türk farkı olmadan birbiriyle iyi komşuluk yaparlardı . Güzel günlerdi. Kimse diğerinin milliyetini sorgulamazdı.
Tarih 6 Eylül akşam vakti havanın kararmaya başladığı zamanlar.
Hava alaca karanlığa döndüğünde bahçe kapısı önünden bağırmalar ve gürültüler geldi. Ahşaptan yapılma büyük bahçe kapısına vurulmaya başlandı. Korkmuştuk.  Babamla birlikte kapıyı vardık , dışarıdan  “Açın kapıyı” diye küfür ve bağırtılar geliyordu. babam kapıyı açtı . Gelen kalabalığın önlerinde olan birkaç kişi durakladı , bir başkası ise “Burası Rum evi” diye yol gösteriyordu . Babam da “Biz Türk’üz bu evi satın aldık  “ deyince “Bayrak göster” dediler. Evde bayrağımız vardı, aldım getirdim . Durakladılar ve hemen alt tarafımızda olan , bir Rum ailenin oturduğu evin kapısına yüklendiler. Ben de bu kalabalığın peşine takıldım ve neler olduğunu anlamaya çalışışıyordum. Saldırgan topluluk  çaldıkları kapı açılmayınca, kapıyı kırmaya başladılar. Evden kadın ve çocuk korku bağırtıları geliyordu , ne olduğunu ne ben ne de onlar anlayamamışlardı . Evin Rum sahibi adam kapıyı açar açmaz adama acımasızca vurmaya başladılar. Çevredeki Türk komşular saldırganlara mani olmaya çalıştılar fakat başaramadılar.
Saldırganların acımasızca vurdukları yüzü gözü kan içindeki adamın şu sözleri aklımda kalmıştır ; ” Ben Kore gazisiyim bu ülke için savaştım “ derken de elindeki Kore Gazisi madalyasını göstermeye çalışıyordu . Evlere baskın verenlerin , adama vururken   “Atatürk’ün evini bombalayarak yakmışsınız” diye bağırmalarından bunun toplumsal bir linç davranışı olduğunu anlar gibi olmuştum. Ama Selanik’te patlayan bombanın günahının neden burada yaşayan Rum’lara yüklendiği sorusu kafamda belirmişti. Daha sonra Komşu evlerde oturan Türk vatandaşlar tekrar araya girerek Kore gazisi Rum’un dövülmesini ve evine girilmesini önlediler.
Çevrede birçok Rum evi vardı. Vandal grubun başında yol gösteren bir kaç kişi vardı. Anladım ki daha önceden Rum evleri belirlenmişti. Grubun peşine takılarak neler olduğunu izledim. Rum evlerinin kapılarını tek tek kırarak kadın erkek yaşlı demeden acımasızca dövüyorlar, evin eşyalarını kırıyor, pencerelerden aşağıya atıyor, talan ediyor, ateşe veriyor ve çalıyorlardı. Kadın ve çocukların korku bağırışları halen kulağımdadır.
Rumlara komşu olan bir kaç Türk, vandal kalabalık evleri talan ederken , olabildiği kadar Rum vatandaşı alarak orada olan bir caminin içine sakladılar. Rumlar korku içinde ne olduğunu dahi anlayamamışlardı. Hiç olmazsa bu Rum vatandaşların canları kurtulmuştu.
Ertesi gün gazeteler Selanik’te Atatürk’ün evinin Bombalandığı haberiyle defalarca baskı yaptılar. İktidarın da bu toplumsal saldırı olayına sessiz kalmasıyla 7 Eylül’de de bu olaylar devam etti. Rum vatandaşların özellikle İstiklal caddesinde olan işyerleri talan edildi, soyuldu, ateşe verildi. Kumaş topları tramvayların ardına bağlanarak çekildi. Mallar istiklal caddesine saçıldı, değerli olanlar çalındı. Kuyumcu dükkanları ise soyuldu. bazı kuyumcu hırsızlarının çantalar dolusu altın ile yakalandığı haberleri gazetelere, ajanslara düştü. Babamla birlikte istiklal Caddesine giderek bu iç yakan talanı da gördüm.
İstanbul’un toplumsal kültür zenginliği olan Rum vatandaşlar bu olaydan sonra Türkiye’de can güvenliklerinin kalmadığını gördüler ve istanbul’u terk ederek Yunanistan’a gittiler. Kalanlar ise büyük bir toplumsal baskı altına alındılar. kendi aralarında Rumca konuştuklarında her yerde “Türkçe konuş vatandaş” baskısıyla karşılaştılar. Rum vatandaşlar her geçen gün istanbul’u ,  Türkiye’yi terk ederek toplumsal kültür zenginliğimizden eksildiler ve birlikte yaşama kültürümüz bundan yara aldı.
6-7 EYLÜL’de NELER OLDU
6-7 Eylül Olayları! Mozaiğin çatladığı gün neler yaşandı?
Londra’da Kıbrıs görüşmeleri sürerken, İstanbul’da yaşayan azınlıklar  “Atatürk’ün Selanik’teki evi bombalandı” yalan manşetiyle hedef haline getirildi. 30’dan fazla kişi öldü, kadınlara tecavüz edildi, kilise ve sinegolar yakılıp yıkıldı…
6-7 Eylül Olayları!
İSTANBUL’da 63 yıl önce “Türkiye Mozaiğinin çatladığı gün” tertiplendi ve başarıyla sahneye konuldu. Londra’da Kıbrıs görüşmeleri sürerken, İstanbul’da yaşayan gayrimüslimler bir yalan haberle hedef haline getirildi. Selanik’te Atatürk’ün evine Yunanlılar tarafından bomba atıldığı haberi üzerine 6 Eylül 1955’te ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi gayrimüslimlere ait ev ve iş yerlerini yakıp yıktı.
O iki gün Türkiye tarihine “6-7 Eylül Olayları” olarak geçen kara sayfayı ekledi. Peki o gün ne oldu? Neler yaşandı? Türkiye’nin milli gururlarından futbol efsanesi Lefter, o gün neler yaşadı en çok neye üzüldü? İşte o 6-7 Eylül olayları…
YALAN MANŞET HALKI SOKAĞA DÖKTÜ…
İstanbul Ekspres gazetesi “Atamızın evi bombalandı” manşetiyle ikinci baskısını yaptı. Tirajı 20 bin civarında olan gazete 6 Eylül’de 290 bin bastı. gazete kağıdının az olduğu ve tahsisle verildiği günlerdi. Bu nedenle gazetenin önceden kağıt stoğu yaptığı iddia edildi.
– Öldürülen kişilerin sayısı, kayıtlara geçtiği kadarıyla 37’ydi. Kayıtlara 60 olarak geçen tecavüz vakasının gerçek sayısı ise 400 civarındaydı.
KADINLARA TECAVÜZ RAHİPLERE ZORLA SÜNNET…
Bazı kadınlar tecavüz edildikten sonra öldürüldü. 90 yaşındaki rahip Hrisantos Mantas diri diri yakıldı. En az birkaç rahip bıçakla ve zorla sünnet edildi. Onlarca kişi linç edildi.Yalnızca İstanbul’da değil, İzmir ve Ankara’da da benzer olaylar yaşandı, üstelik Urfa, Mardin, Midyat’ta da Süryanilere saldırıldı.
5 BİN 317 MEKAN YAKILIP YIKILDI…
4 bin 214 ev, 73 kilise, 26 okul, 1 sinagog, işyeri ve dükkan benzeri toplam 5 bin 317 mekan yakıldı, yıkıldı, yağmalandı. Bu veriler uluslararası literatürde 6-7 Eylül hakkındaki en kapsamlı kitabın yazarı olarak tanınan Speros Vryonis’in verdiği rakamlar.
Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı birkaç saat içerisinde harabeye çevrilirken, dinamitlerle patlatılmış, ateşe verilmiştir.
Kilise içinde kutsal eşyalar tahrip edilmiş, İsa tasvirlerinin gözleri oyulmuş, haçlar kırılmış, mezarlar açılıp cenazelerin kemikleri ortalığa saçılmış, yeni gömülmüş bir cenaze ağaca asılarak karnına Türk bayrağı saplanmıştır.
Provake edilmiş kalabalıklar hızlarını alamayınca Rumların ev ve işyerlerine ve NATO’da görevli Yunanistan askerlerinin evlerine saldırdılar. Bir Rum-Ortodoks kilisesini yaktılar.
CELAL BAYAR NE DEDİ?..
Celal Bayar’ın, İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” dediği olaylarda 11 kişi hayatını kaybetti.
Olayların ardından, Türkiye’de yaşayan binlerce Rum, Türkiye’den göç etti. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100 bine düşen İstanbul’daki Rum nüfus son dönemde 2 bin 500’e kadar geriledi.
SİYASİ FATURASI KİME KESİLDİ?..
Olayların kontrolden çıkması üzerine Adnan Menderes Sapanca’daki tatilini yarıda keserek Ankara’ya döndü ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104’e yükseldi.
Bu süreçte İçişleri Bakanı Namık Gedik, istifa etti ve yerine geçici olarak Savunma Bakanı Ethem Menderes atandı, Bakan Fuat Köprülü vekaleten Savunma Bakanlığı görevini üstlendi. Milli Emniyet Hizmetleri şefi (MAH Reisi), İzmir valisi, İzmir�de bulunan birliklerin komutanları, İstanbul emniyet müdürü ve üç general, hükümet tarafından görevden alındı, bir dizi memurun olayların engellenememesinden sorumlu oldukları gerekçesiyle görev yerleri değiştirildi.
ÖZEL HARP DAİRE BAŞKANI’NIN İTİRAFLARI…
Özel Harp Dairesi (ÖHD) Başkanlığı, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulunda üst düzey görevlerde bulunmuş emekli Tuğgeneral Sabri Yirmibeşoğlu yıllar sonra 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili şunları söylemişti:
-Pardon Paşam anlamadım, 6-7 Eylül olayları mı?
-Tabii. 6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?
-E, evet Paşam!…
LEFTER: EN KÖTÜSÜ HARÇLIK VERDİĞİM ÇOCUKLARIN EVİMİ TAŞLAMASIYDI…
Türk futbolunun ve Fenerbahçe’nin efsane ismi Lefter Küçükandoniadis de saldırganlardan nasibini almıştı. Milli Takım ve Fenerbahçe’nin de yıldız golcüsüydü.. Ay Yıldızlı forma ile nice goller atmıştı.Atina’da Yunanistan’a gol bile atmıştı… Yunanlılar ona Turko, Turko diye tezahürat yapmıştı.. Çöp arabasıyla dolaşan saldırganlar onun da evine geldi.. Araçtan inip taşlamaya başladılar… Vurun şu gavura diye bağırıyorlardı.. Sonrasını Lefter Küçükandonyadis anlatıyor:
“On beş gün önce gol attığımda omuzlardaydım… O gün ise kayalar ve boya tenekeleriyle karşılaştım… En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul’dan emniyet müdürü evime geldi. Gece gördüğü manzara karşısında ‘aman Allah’ım’ demişti!“
6-7 Eylül olaylarının fitilini ateşleyen yalan manşeti atan İstanbul Ekspres gazetesi olayların ardından sergilenen vahşete adeta alkış tutuyordu…
KAPICI MEHMET’İN HİKAYESİ…
Kapıcı Mehmet’in hikayesi ise en tuhafı idi. Bütün gece, elinde Türk bayrağı ile kapının önünde oturmuş ve gelen kalabalıkları “Burada Rum yok” diye kovuşturmuştu. Böylece kendi binasında oturan Müslüman olmayanları korumuş ancak tehlikenin geçtiğine emin olunca gidip karşı caddedeki binalara saldırmaya başlamıştı. (1)
6-7 Eylül olayları Türkiye’nin ayıplı kara günleridir. Atatürk’ün Selanikte’ki evine 2 ajan tarafından ses bombası atılmış ve toplum provoke edilmiştir. Bu konunun perde arkasını daha iyi anlamak için http://nacikaptan.com/?p=60339  linkindeki HİÇ BİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR başlıklı yazıyı okumanızı öneririm.
YUNANİSTAN’ın PİRE LİMANI
Ve uzun seneler sonra Yunanistan’ın Pire Limanında yükümüzü boşalttık, kalkış hazırlıklarını yaparken, gemici yaşlı bir Yunan’lıyı getirdi.  Yunan’lı adam Türkçe “merhaba” dedi ve sarıldı. şaşırmıştım. Adam devam etti ;
“Türk Bayrağını gördüm, hatır sormaya geldim. İstanbul, Beyoğlu, istiklal caddesi, camiler, Türk komşularım, Boğaz hale aklımda ve rüyalarımda. 6-7 Eylül olaylarından sonra buraya geldik, bizi dövdünüz, öldürdünüz, malımızı talan ettiniz  çok haksızlık yaptınız ama oraları , komşularımı özlüyorum!!!”
Çok utanmıştım, sözler boğazımda düğümlendi, olanları yaşamış, görmüştüm. Adama ben de sarıldım. “Bağışlayın” diyebildim. İkimizin de gözlerimizde yaş vardı.
KİŞİSEL ÖZÜR
Bazı yazılar okuyorum, diyor ki ;
Rumlar, Yunan’lar Türk’lere İşgalde, Trakya’da, Kıbrıs’da zulüm yaptılar, öldürdüler, bize de öldürmek haktır.  Fakat bu kırışmalar ancak cephede olmalıdır. Askerin işgal ettiği yarlaşim alanlarında yaşamakta olan halka yaptıkları bir savaş değil, katliamdır. Yunan’lılar işgal sürecinde halka zulum yapmışlar ve katletmişlerdir.  İçimizde intikam, öç alma duygusunu sürekli diri tutmak, geçmişte yapılan kötülüklerin öcünü başka kuşaklardan almaya çalışmak, insanlığa barış ve huzur getirmeyecektir. Ülkelerin halklarını birbirine düşman kılanlar siyasetçilerdir. Politikacıların oyunlarına düşmeden ve de geçmişi de unutmadan barış içinde yaşamanın ortak yolunu bulmak zorundayız.
Bu vandal provokasyon nedeniyle, evlerinden, işlerinden, yaşamlarından ettiğimiz, toplumsal yaşam kültürümüze katkı sağlayan, doğdukları, yaşadıkları ülkeyi azınlık olmaları nedeniyle terk etmek zorundan kalan, şahsi suçları olmayan İstanbul’lu RUM VATANDAŞLARDAN özür diliyorum. Yunanlıların Anadolu’yu işgallerinde, Rum’ların Kıbrıs’ta  Türk halkına yapmış oldukları zulum ve katliamlar için aynı özürü bekliyorum.
Naci Kaptan
06 Eylül 2018

KAYNAKLAR 
(1) http://www.internethaber.com/6-7-eylul-olaylari-mozaigin-catladigi-gun-neler-yasandi-korkunc-rakamlar-foto-galerisi-1901006.htm?page=21
– Yukarıdaki yazı, bir www.TurkishLibrary.Us ve www.nacikaptan.com websitesi ortak yayınıdır.
TurkishLibrary.Us’de diğer Naci Kaptan Yazıları
This entry was posted in FAŞİZM, İSTİHBARAT KURUMLARI, SİYASİ TARİH, VANDALLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *