DİN İNANÇ VE TARİKATLAR V *** TİCANİYYE TARİKATI – TİCANİLER – ATATÜRK DÜŞMANLIĞI

Naci Kaptan / 02.08.2018 

TİCANİ TARİKATININ ÖNCÜSÜ KEMAL PİLAVOĞLU

Kemal Pilavoğlu adlı hukuk fakültesinden terk şahıs tarafından, 1930’larda Ankara’nın Çubuk ilçesi ile Çankırı’nın Şabanözü ilçesinde örgütlenen Ticanilik, Kemal Pilavoğlu’nun güya rüyasında Ahmed et-Ticani`ye intisap ettiğini görmüş, ardından Abdülkadir Medeni adlı birinden tarikat ruhsatı almıştı.

Pilavoğlu ve müridleri ilk kez 1943’te kovuşturmaya uğramışlar ancak kısa bir süre sonra serbest bırakılmışlardı. Bir süre sonra “heykel puttur”, “laiklik dinsizliktir”, “Hilafeti kaldıran Atatürk mel’undur”, “Türkçe ezan küfürdür” gibi sloganlarla ortaya çıktılar ve ilk büyük eylemlerini 4 Şubat 1949’da TBMM’nin dinleyici bölümünde Arapça ezan okuyarak yaptılar. Ardından, Bayar’ın dediği gibi, çeşitli yerlerdeki Atatürk heykellerine saldırmaya başladılar. Tarikatın eylemleri 1951 yılı başlarından itibaren halkın da dikkatini çekmeye başladı. CHP, DP’yi sıkıştırmak için ‘Ticanileri tel’in mitingleri’ yapmaya başladı.

28 Nisan 1951 tarihli Ulus gazetesine göre 1950’den 1951 yılına kadar Atatürk’ün büst ve heykellerine 9, manevi şahsiyetine 5, fotoğraflarına 1 kez olmak üzere 15 saldırı olayı gerçekleşmişti. Nadir Nadi 28 Haziran 1951 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Artık Yeter” başlıklı yazısında şöyle yakınıyordu:

“İstiklal Savaşı’nın büyük kahramanı, Türk İnkılâbının baş yaratıcısı, hürriyetlerimizin eşsiz temsilcisi Atatürk’e karşı bir müddettir girişilen tecavüz hareketleri son zamanlarda göze çarparcasına yüreğimize bıçak saplanırcasına arttı. Birbirinden çok uzak yurt köşelerinde, birbirini belki hiç tanımayan, fakat hayret edilecek kadar birbirine benzeyen çember sakallı, karanlık suratlı birtakım adamlar rastladıkları büstlere saldırıyorlar. Resmî ağızlar, memlekette irtica olmadığına dair demeçler veriyor, vicdan hürriyetinin kutsallığından bahsediyorlar. ”

Zafer gazetesinin 30 Haziran 1951 tarihli nüshası “Atatürk heykellerine mel’unane tecavüzleri tel’in maksadile bugün büyük bir miting yapılıyor” başlığı ile çıkmıştı. Habere göre mitinge DP’li milletvekilleri de katılacaklardı. Gazetenin tam orta sayfasındaki kutu içerisinde ise “Ticaniler ve CHP” başlığı altında “CHP seçimlerde Ticanilere nasıl yardım etmişti?” sorusuna cevap veriliyordu.

Anlaşılan CHP`nin akıl hocaları, Nurcuların ve Süleymancıların DP`ye destek verdiklerini görünce, dindar bir grubun halk arasında partileri adına çalışmasında fayda görmüşler ama bula bula Ticaniler gibi ‘sözde’ tarikatı bulmuşlardı. Bu durum pek içlerine sinmediği için de, grupla ilişkilerini mümkün olduğunca gizli ve mesafeli tutmaya çalışmışlardı.

Kemal Pilavoğlu, 1952 yılında Ankara’da kitapçılık yaparken laikliğe aykırı hareket etmek, bildiri dağıtmak, Atatürk büstü kırdırmak ve tarikatçılık yapmak suçlarıyla yargılanmış, mahkeme tarafından yedi yıl hapis, beş yıl sürgün, beş yıl da polis gözetimi cezasını tamamladıktan sonra Bozcaada’ya gelmiş.

1968 yılında, Bozcaada’da “Üzüm, Şarap ve Efendi-Ticani Tarikatı ve Pilavoğlu” adıyla bir röportaj yapan Hikmet Çetinkaya, Ticani lideri Kemal Pilavoğlu’nun Bozcaada’deki günlerini şöyle anlatıyor:

“Karısı, iki kızı ve oğlunu da yanına alan Pilavoğlu, 1963 sonlarında Bozcaada’ya getirttiği yirmiye yakın müridinin sayısını, birkaç ay içinde ellinin üzerine çıkarmayı başarmış. Bozcaada’da sempati toplamak için öğrencilere kitap, defter, kalem ve eğitim araçları almış. Bunları parasız dağıtmaya başlamış. Bozcaada’da doğru dürüst bir fırın, bakkal, bir manav yokmuş o yıllar. Adalılar yoğurt, süt yüzü görmüyorlarmış, aylarca. Çanakkale’ye inerlerse yiyebiliyorlarmış. Kışlık sebze yemezlermiş. Kısacası yoksunluk bölgesiymiş Bozcaada. Kışın deniz kudurdu mu, açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalırlarmış. Motorlar çalışmazmış günlerce. Kimsenin aklına sebze yetiştirmek, inek alıp beslemek gelmezmiş, 1963’e kadar. İşte iyi bir işletmeci olan Pilavoğlu, kolları sıvayarak koyun almış. Süt ve yoğurt satmaya başlamış. Manav ve bakkal dükkanları açmış. Fakat şarap ve sigaranın ‘günahkarlar içkisi’ olduğunu öne sürerek, bunları satmıyormuş dükkanlarında. Artık işleri yoluna girmiş, ‘Pilavoğlu Çarkı’ hızlı hızlı dönmeye başlamış. Üstelik elliden fazla mürit, efendilerinin hizmetinde sadece boğaz tokluğuna çalışıyorlarmış.”

Çetinkaya’nın anlattığı “boğaz tokluğuna çalışma” olayını Pilavoğlu’nun birçok müridi doğruluyor. Müridler, efendiye hizmet ediyorlar ve sevap kazanıyorlar. Pilavoğlu ise, müridlerinin artı emeğine el koyuyor ve dünyalık kazanıyor. Çanakkale Ağırceza Mahkemesi’nde Kemal Pilavoğlu hakkında açılan 1975/181 sayılı davada ifade veren müridleri, şeyhin çiftliklerinde, fırınlarında ve diğer işyerlerinde çalışarak din yolunda efendiye hizmet ettiklerini, hakim huzurunda söylüyorlar.

Şeyh-mürid ilişkisinin sonunda, Ticani Lideri Pilavoğlu’nun kazancını 26 Eylül 1975 tarihinde Bozcaada Tapu Sicil Muhafızlığı’nın, Bozcaada Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı bir yazıda, şu bilgiye yer veriliyor:

“İlgi müzekkerenizle, ilçemiz Cumhuriyet mahallesinden Ahmet oğlu 1323 doğumlu Kemal Pilavoğlu adına kayıtlı (172) yüz yetmiş iki parça gayrimenkul kaydı sicilinden aynen yukarıya çıkarılmıştır.”

1960-1975 yılları arasında, efendi-mürid ilişkisinin Ticani liderine kazandırdığı varlığın sadece bir bölümü olduğu bilinen 172 parça gayrimenkul. Tarlalar, arsalar, bağlar, bahçeler, mandıralar, evler… Binlerce dönüm toprak. Yüzlerce, binlerce küçük ve büyükbaş ve kümes hayvanı. Menkul varlık ise hala bilinemiyor. Pilavoğlu’nun asıl başarıyı ticaret alanında değil, inanç sektöründe sağladığı ortaya çıkıyor. 1950’li yılların Atatürk heykelleri düşmanı, radikal dinci Ticani tarikatının lideri, bu görüntünün altında Türkiye’nin en hızlı zenginleşen kişilerinden biri olarak ortaya çıkıyor. Pilavoğlu, bir yandan mal-mülk edinirken, bir yandan da başka dünyevi zevklerle uğraşıyor. (1)

Kemal Pilavoğlu 

YILMAZ ÖZDİL
14 Ekim 2014

Atatürk büstü

Atatürk büstüne tarihte ilk defa, 25 Şubat 1951’de Kırşehir’de saldırıldı.
Saldırganlar Ticani’ydi.
*
Ticanilik, dilimize “yobaz” manasında yerleşmiştir ama, aslında tarikat ismi.
*
Ticanilik veya Ticaniye, Kuzey Afrika kökenli… 1780’li senelerde, Fas doğumlu
Ebu’l Ahmed et-Ticani tarafından Cezayir’de kuruldu; Cezayir, Fas, Tunus, özellikle Senegal, neredeyse bütün Afrika’ya yayıldı. Türkiye’ye 150 sene sonra,1930’larda, kerameti kendinden menkul Kemal Pilavoğlu diye biriyle girdi.
*
Bildiğin din bezirganıydı, hukuk fakültesini son sınıfta bırakmış, tarikat marikat ayağıyla yolunu bulmaya başlamıştı, Ahmed et-Ticani’yi rüyasında gördüğünü,şeyhin kendisine el verdiğini, ruhsat verdiğini söyleyerek, mürit toplamaya başlamıştı. Müritlere “ahbap” denirdi.
*
Kemal Pilavoğlu, klasik tarikat şeyhlerine benzemezdi, sakalı makalı yoktu, hergün traş olur, takım elbise giyer, kravat takardı. Janti şeyhti yani…Müritlerine tahta kılıç dağıtır, “itikadın sağlamsa, bu kılıç kavga anında 70 metre uzar” derdi! Kavgada tahta kılıçla kalakalan salaklara “demek itikadın zayıf” denirdi! Müritleriyle beraber seyahat etmez, “siz trenle gidin, ben uçarak geleceğim” derdi. Kendisini uçarken gördüğüne şahitlik eden, kendisi gibi sahtekar yardımcıları vardı. Bu dolandırıcıya inanan garibanlar, yiyecek,
para, altın, elindekini avucundakini yağdırırdı. Günün son model otomobilleriyle gezerdi.

Cumhuriyet düşmanlığını paraya çevirir, cebini doldurmak için cehaleti sömürür,“heykel puttur, laiklik dinsizliktir, hilafeti kaldıran Atatürk melundur” derdi.

1934’ten itibaren defalarca kovuşturmaya uğramış, her defasında yemin billah “ticaniliği bıraktığı”nı söyleyerek, sıyırmıştı. En ses getiren eylemini, 4 Şubat 1949’da yaptırdı… İki müridini TBMM’ye gönderdi; dinleyici bölümüne oturdular, milletvekilleri oturum halindeyken, ayağa kalktılar, Türkçe ezanı protesto etmek için bağıra bağıra Arapça ezan okumaya başladılar. Bu eylem, yabancı basına bile “görülmemiş hadise” olarak yansıdı.
*
Demokrat Parti iktidara gelince, gün bugündür dedi, gemi azıya aldı, daha büyük ses getirmek için, iki müridini Kırşehir’e gönderdi. Neden Kırşehir?

Ankara’da takipteydiler. Orası müsaitti. 25 Şubat 1951, karlı bir kış gecesiydi,saat sabaha karşı 4 civarı… Siyah bir otomobil seçmişlerdi. Eski belediye binasının yanına park ettiler. Çekiçlerini aldılar, indiler, yürüdüler. Şehrin tören alanı olarak kullanılan Yeni Çarşı’daki İş Bankası’nın önüne geldiler, orada bulunan, Atatürk’ün beyaz mermere yontulmuş yüzüne vurmaya başladılar,burnunu, çenesini kırdılar, koşarak kaçtılar, aynı otomobille Ankara’ya döndüler.
*
Memleket ayağa kalktı.
İstanbul, Ankara, İzmir’de halk sokağa döküldü, İstanbul Üniversitesi’nden kalabalık bir öğrenci grubu Kırşehir’de protesto yürüyüşü yaptı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Çankaya Köşkü’ndeki bronz Atatürk büstünü Kırşehir’e gönderdi, kırılan büstün yerine, içişleri bakanı tarafından törenle yerleştirildi.
*
Enselendiler tabii… Kemal Pilavoğlu tutuklandı, yargılandı, yedi sene hapis yattı,çıkınca bırakılmadı, jandarma nezaretinde yaşamak üzere Bozcaada’ya sürgüne gönderildi. Eşini, üç çocuğunu aldı, 20 müridiyle birlikte Bozcaada’ya yerleşti.

Etrafında sempati toplamak için, öğrencilere bedava defter, kalem dağıttı, bakkal dükkanı açtı, manav açtı, mandıra açtı, fırın açtı, ada ekonomisine hakim oldu. “Şarap günahtır, üzümlerini şarap üretenlere verenler cehennemde cayır cayır yanar” diyerek, Müslüman bağcıların yüreğine korku salıyor, adayı terkeden Rumların bağlarını ucuza satın alıyor, pekmez üretiminden servet  ediniyordu.

Mürit sayısı 150’nin üstüne çıkmıştı, müritler boğaz tokluğuna efendi’ye çalışıyor, karşılığında sevap kazandıklarına inanıyorlardı. Yüksek duvarlarla çevrili, çiftlik evinde oturuyordu. İşlettiği fırının üst katında, çırılçıplak halde, üç erkek çocuğuyla basıldı. İftira mıydı? Başkası bassa, belki iftira denebilirdi ama, 65 yaşındaki tarikat şeyhini 10 yaşındaki erkek çocuklarıyla basan, bizzat kendi eşiydi! Tutuklandı. Bursa’da yargılanırken, 5 ay sonra öldü.
*
50’li yıllara damgasını vuran sahtekar ölünce, Nakşibendiler, Süleymancılar, Nurcular ön plana çıktı, Ticaniliğin pabucu dama atıldı. Ancak, 25 Şubat 1951’deki Kırşehir eylemiyle Atatürk büstlerine yönelik saldırıların önünü açmıştı, Atatürk heykellerine saldırmayı adeta moda haline getirmişti.
*
1951-2014 arası toplam rakamı bilmiyorum ama, sırf 1951’de Atatürk
heykellerine yönelik 57 saldırı olmuştu. Arkası çorap söküğü gibiydi.
*
2010’lara kadar yobazlar saldırdı, AKP’nin iktidara gelişiyle beraber, tıpkı Demokrat Parti iktidarından güç bulmaları gibi, Atatürk heykellerine yönelik saldırılar tırmandı. 2010’lardan itibaren bayrağı bölücüler devraldı. İzliyorsunuz… Kırıyorlar, yakıyorlar, kafasıyla futbol oynuyorlar. Çünkü, mesele sadece “laik-antilaik” meselesi değildir, dincilerle-bölücülerin ortak düşmanıdır Mustafa Kemal Cumhuriyeti.
*
Ve…

Ticani tarikatının merkez üssü neresiydi biliyor musunuz?
Hani geçenlerde, Amerikan gazeteleri “Türkiye’den IŞİD’e militan akıyor, Ankara Hacı Bayram semti IŞİD’in militan devşirme merkezi” diye yazdı ya… Kemal Pilavoğlu’nun merkez üssü, işte o Hacı Bayram semtiydi.

Kırşehir’de Atatürk büstünü kıranlar da, orada yuvalandıkları bir adreste akalanmıştı. Kemal Pilavoğlu’nun müritlerine elini öptürdüğü Ankara’daki evi de, Hacı Bayram’daydı.
*
Bazı şeyler hiç değişmiyor bu topraklarda değil mi…Büstlerini yıkan zavallıların, Atatürk’ün fikirlerini asla yıkamayacakları gibi… (2)

Kemal Pilavoğlu mahkemede 

Sözcü Gazetesi
Soner YALÇIN
2 Ağustos 2018

Efendi hazretleri..

Kaymakam Kutlu Ak­taş ilçenin önde gelenleriyle
makamında sohbet ederken kapısı çalındı:

“Etrafı yüksek duvarla çev­rili evde müritleriyle yaşayan, dışarıdan hiç kimseyle temas kurmayan Ticani tarikatı­nın Türkiye başı Kemal Pilavoğlu’nun şoförü Kazım Efendi içeri girdi. Fı­sıltıyla önemli bir konuda bilgi vereceğini söyledi. Merak ettim. Oturduğumuz yerden ayrı bir köşeye geçtik.

Bana; ‘karısının Kemal Pilavoğlu’dan uzun süredir şüphelendiğini; birkaç gün önce fırının üst katındaki kütüphanenin kapısının kilitli olduğunu gördük­lerini, karısıyla beraberce kırıp açtıklarında gördükleri manzaranın korkunç olduğu­nu; Efendi Hazretleri’nin üç erkek çocuğunu çırıl­çıplak yatırarak üstlerine abandığını gördüklerini; karısının rezaletin duyulmasın­dan korktuğu için odayı terk ettiğini ihbar etti.

Kemal Pilavoğlu bu olay üzerine lüks aracıyla, Anka­ra Aydınlıkevler semtindeki evine gitmişti.ihbarı Savcı Vedat Akpolat, Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ahmet Arın ve Dr. Turan Kaypakoğlu ile soruşturmaya başladık…

Anlatılanlar doğruydu. 65 yaşlarında ve hasta olan Kemal Pilavoğlu’nun cinsel tecavüzde bulunamayacağını düşünmüştük. Ancak doktor raporunda tecavüzün elle yapıldığı kesinlik kazandı. Kemal Pilavoğlu fiili livata suçundan tutuklandı.
Bursa’da yargılaması sürerken 5 ay sonra da öldü….”

Bu olayın mahkeme tuta­naklarını detaya girmeden yazayım…

Katiplere tecavüz

Tarih: 24 Haziran 1974.
Mağdurların ifadeleri şöyle:

“Askere 4.7.1972 tarihinde gittim. Askere gitmeden 5 veya 6 sene evvel sanığın ya­nında kâtip olarak çalışmaya gitmiştim. Askere gidinceye kadar yanında kaldım. Irza geçme hadisesi de bu tarihler­de oldu. O zaman küçüktüm, 14-15 yaşlarında idim. Ba­bam beni Kemal Pila­voğlu’nun Bozcaada’da bulunan yazıhanesinde kâtip olarak çalışmam için sanığın yanına bıraktı. Aradan bir sene kadar geçti. Sanık yanında boğaz tokluğu­na çalışıyordum. Sanık, anüs yoluyla yanında kaldığım 3-4 sene zarfında birçok defa evinin yanında bulunan yazıhanesinde ırzıma geç­ti. Tehditte bulunmadı, elbise, saat gibi hediyeler vererek, çocukluğumdan istifade etmek suretiyle kandırdı. Her defa­sında kimseye söylememem gerektiğini bildirdi. Kimseye şikâyet etmedim. Benden sonra yanına aldığı katiplere de aynı şeyi yapmış ve suç or­taya çıkınca her nasılsa bana yaptıkları da meydana çıkmış. Sanık hakkında şimdi şikâ­yetçiyim, cezalandırılmasını isterim… “

– “Kemal Pilavoğlu’nun yanına 1963 yılında çalışmaya Bozcaada’ya gittim ve kâtip olarak çalışmaya başladım. Bir gün ‘bende bel soğukluğu var, bunu tedavi edeceğim’ dedi ve bilahare beni soydu. ‘Ben sizin babanızım’ diye bizi öper ve her tarafımızı okşardı. Fakat benim ırzıma geçmedi. Sarıldı ve okşadı. Bunlardan zevk alırdı. Bir gün benim ırzıma geçmek istedi. Ben müsaade etmedim…”

– “4-5 sene evvel Kemal Pilavoğlu’nun Bozcaada’daki çiftliğine eski yazı okumak ve dini bilgiler öğren­mek üzere talebe olarak yanına gitmiştim. Sanık beni yanına kâtip olarak aldı. Yazıhanesinde bana, ‘benim dediklerimi yapacaksın, seni ben cennete koyacağım, Resulullah’ın yolundan gide­ceksin’ diye sözlerde bulundu ve yazıhanesinin penceresinin perdelerini örttü. Yazıhane­nin aşağı ve yukarı kapılarını kapattı. Benim ırzıma geçti. Ve bu durumu 7-8 ay devam ettirdi…”

Yeter! İnsanın midesi bula­nıyor!
Bu pisliği şu nedenle hatır­lattım

Bugün ne deniyor?

Bugünlerde gündem:
– Fethullahçılar…
– Adnan Hocacılar…
– Başka hangi dinci yapılara operasyon yapılacağına dair spekülasyonlar…
– Dinci yapılardaki tecavüz vakaları…

Buna rağmen…
Dün mahkeme kararıy­la çocuk müridine teca­vüz ettiği kesinleşen bir “efendi hazretleri”, bugün mahkemeye başvurarak ilgili haberleri çıkarttırıyor! Yetmi­yor bizden şikayetçi oluyor!

Bu sebeple derim ki:
Kimilerinin bugün suçladık­ları tarikatlara-cemaatlere ya­rın ne övgüler dizecek­lerini tahmin edemezsiniz. Örneğin…Kemal Pilavoğlu hakkında şöyle makale var:

“Hayatı hapishanelerle, sürgünlerle, onu yakın­dan tanıyan çoğu insana göre iftiralarla geçmiş birisi. (…) Bozcaada’ya sürgüne gönderilmiş 1958 yılından 1974 yılına kadar burada yaşamış­tır. Adada boş durmayıp yazılarına devam ediyor. Bu eserler yazılırken Pilavoğlu’nun yanında birçok katipler bulunmuş. Bu katiplerin Pilavoğlu ile çalışmaları hakkında anlattıkları çok hatıraları vardır. Bütün katiplerin anlattığına göre, saatler süren bu yazım işinde Pi­lavoğlu’nun söylediği cümleleri kaleme almak­ta güçlük çektiklerinden şikayet ediyorlar yazmaya yetiştiremiyorlar. (…)

İyi gününde, kötü gü­nünde, sağlığında ve hastalığında sadık mürit­leri etrafından asla ay­rılmadı. Onlarla beraber yaşadı, onlarla beraber güldü, onlarla beraber çileler çekti. Pilavoğlu’nun fırtınalı hareketli, dolu dolu yaşanan hayatı vefa­tına kadar öylece sürdü. 2 Ocak 1977 yılında Anka­ra’da vefat etti. Başta aile­sinin, sevenlerinin, ihvan­larının tekbir ve tehlilleri ile Cebeci Asri-i Mezarlı­ğı’nda toprağa verildi…”

Evet…Burası hafızası olmayan­ların ülkesi…

KAYNAKLAR

(1) http://kafkassam.com/ticaniler-kemal-pilavoglu-ve-ataturk-aleyhine-islenen-suclar-hakkinda-kanun.html
(2) https://www.sozcu.com.tr/2014/yazarlar/yilmaz-ozdil/ataturk-bustu-621277/
(3)   https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/efendi-hazretleri-2553397/
This entry was posted in İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, SONER YALÇIN yazıları, Yılmaz Özdil, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *