27 MAYIS BİR DEVRİMDİR / BİR İHTİLALDİR * BİR ANI; 27 Mayıs’ı yeniden düşünmek

27 MAYIS BİR DEVRİMDİR

Naci Kaptan / 27 Mayıs 2021

“DARBE: Bir ülkede baskı kurarak zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirmek veya rejimi değiştirecek biçimde güç kullanarak yönetimi devirmek, değiştirmek“
“DEVRİM: Bir ülkenin siyasî sosyal ve ekonomik yapısını veya yönetme düzenini iyiye doğru değiştirmek amacıyla kanunlara uymaksızın cebir kullanarak yapılan geniş halk hareketi”

1789’da Fransa’da ve 1917’de Rusya’da yapılan  halk hareketleri toplumlarda  ilerici köklü değişikliğe yol açmıştır.  Bu eylemlerin ikisi de devrimdir ve rejimler değişmiştir. Her iki devrim de dünyayı sarsmış silkelemiş uyandırmış ve aydınlanmanın, demokrasinin yolunu açmıştır.
Çoğunluğun oyu ile seçilen iktidarlar eğer kendisine oy vermeyenlere, muhalif olanlara zulüm ederse, Demokrasiyi önemsemez, insan haklarını ihlal ederse, insanlık suçları işlerse, anayasa ve yasaları yok sayarsa, Devleti işlemez hale getirirse , seçimlerde hile yaparsa bu ülkenin insanları ne yapmalıdır?
İktidarı demokratik yollarla bırakmayan, insan haklarını askıya alan siyasi partinin ülkeyi her yönüyle çökertmesine izin mi verilmelidir?
İşte 27 Mayıs İhtilali/devrimi bu nedenle yapılmıştır. Devrimler toplumları bulundukları yerden demokrasi ve insan hakları bağlamında daha ileri ve iyi konuma götürür. İşte bu nedenle 27 Mayıs bir darbe değil bir DEVRİMDİR.
Ordu ve polis güçleri emir ve kumanda zincirinde, hiyerarşik bir yapılanma ile Anayasayı ve yasaları ihlal eden, toplumu bölen, muhaliflere eziyet eden iktidardaki DP’yi,  bu nedenle yapılan Devrim sonucu iktidardan uzaklaştırmıştır. Devrimlere yol açan ana neden, basiretsiz, liyakatsız, çıkarcı siyasetçilerin anayasaya , demokrasiye ve insan haklarına aykırı baskıcı, totaliter yönetim şeklidir. Sivillerin, çıkarcı , liyakatsiz, fırsatçı, politikacıların DEMOKRASİ MASKESİYLE , aslında anayasayı çiğneyerek, demokrasiyi ve insan haklarını göz ardı ederek  devleti yönetmeye devam etmeleri de bir SİVİL DARBEDİR.
Arzu edilen ise; Ülkeyi demokratik kurallara göre yönetebilen politikacılara sahip olunmasıdır. Ülkesini seven, insanını seven, demokrasiyi içselleştirmiş, liyakatli ve gerektiğinde istifa etme erdemini gösterebilen siyasetçilerin ülke yönetimine getirilmesidir. Liyakatli, Anayasaya, demokrasiye, insan haklarına saygılı yönetimlerin olduğu ülkelerde ne darbe olur ne de Devrim. Darbelerin ve Devrimlerin nedeni ve ana öznesi KÖTÜ POLİTİKACILARDIR.
Sayın Suay Karaman 27 Mayıs Devrimini şöyle tanımlıyor;
“27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 60. yılını kutladığımız bu günlerde ülkemizde genel durum ve görünüm hiç iyi değildir. Yıllardır 27 Mayıs 1960 Devrimi’ne ‘darbe’ diye saldıranlar, ülkemizde demokrasi, hukuk, sanayi, tarım, hayvancılık, kültür, eğitim, bilim, sanat ve daha aklınıza ne gelirse her şeyi kötü duruma getirdiler.27 Ekim 1957 tarihinde yapılan ve yolsuzluk bulaştırılan genel seçimle gelen sivil iktidarın, demokrasi dışı tutum ve davranışlarıyla diktatörlüğe giden yönetimine karşı bir tepki sonucu gerçekleştirilmiştir. 27 Mayıs 1960 sabahı ve sonrasında sevinç gözyaşları içinde, coşkuyla sokağa dökülen halkımızın, baskıcı yönetimden kurtulmanın mutluluğu içinde günlerce gösterilerde bulunması, 27 Mayıs’ın halk tabanındaki desteğinin en belirgin kanıtıdır. 27 Mayıs sabahı radyoyu dinleyen halkımız, kısa bir süre sonra, sokaktaki askerlerle sarmaş dolaş olmuştu. Askeri araçların üzerine ellerinde bayraklarla gençler doluşmuştu. İnsanlar sokaklarda birbirileriyle kucaklaşıyordu. Bu görüntüler acı ve sıkıntılarının sona ereceğine inanan insanların kendiliğinden gelişen sevinç gösterileriydi. 27 Mayıs 1960 gününün hemen ertesinde, 27 Mayıs için coşkulu marşlar bestelenmesi, Türk ordusuna şükran sunmanın göstergelerinden biridir.”
27 Mayıs Devrimini lekeleyen olay ise, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilmesi olmuştur. MBK bu idamları uzun süreli hapis cezasına çevirebilirdi. Fakat mahkemenin idam kararını onayladılar.

27 Mayıs’ı yeniden düşünmek

Prof. Dr. Esat Arslan

27 Mayıs 1960 plüralizm (çoğulculuk)’in geldiği son nokta idi. Çoğulcu diktanın Ulusal Kurtuluş ve kuruluşun değerlerine, kendinden olmayanlara karşı reva görülen insanlık dışı eylemlerin bir bir sergilendiği unutulmaması gereken tarihlerden sadece biridir, 27 Mayıs. Kendinden olmayanların neredeyse vatan haini ilan edildiği ve kurulan Vatan Cepheleri ile yurttaşların Demokrat Partililer ve diğerleri olarak ikiye bölümlendiği olgulara dur diyen bir tarihtir.
Dün gibi anımsıyorum, burunlu kamyonlara bindirilen sopalı Demokrat Partililer ötekilerin mahallelerini daha doğrusu gettolarını basarlardı. Herhangi bir neden gösterilmeden ve beis de görülmeden kafalar patlatılır, kollar-bacaklar kırılırdı. Kutuplaşmanın geldiği son nokta idi. İşte bu nedenle 27 Mayıs, Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke olarak yazılan bir tarih değil, tersine birlikte yaşayabilmeyi “Demokratik Akgünler”i müjdeleyen bir tarihtir. İddia edildiği gibi, Türkiye Cumhuriyet tarihinin, Türk demokrasi tarihinin en kara, en karanlık gününün yıl dönümü değil, aksine “Ordu-Millet-Gençlik” el ele vererek “ben yaptım oldu”culara dur diyen bir tarihtir.
27 Mayısın birinci yıl dönümünde bir bölük Kara Harp Okullu “Harbiyeli” ağabeylerimiz İstanbul’daki Hürriyet Bayramı kutlamaları için okulumuza gelmişlerdi. Dün gibi hatırlıyorum. Uzaydan gelenlere bakar gibi onlara gıpta ile bakmıştık, bizim gibi yeni yetmelerin gözünde hepsi birer kahramandı. Çünkü onlar, 555 Kızılay’ı, 27 Mayıs 1960 gece yarısından itibaren silahlı kuvvetlerin kurtarıcı harekâtını gerçekleştirmişlerdi.
İstanbul Şehir Hatları gemisine, Türkiye’nin çeşitli yörelerinde 50’den fazla okula adını veren Genç Topçu Teğmen Ali İhsan Kalmaz’ı 27 Mayıs gecesi çıkan çatışmada yitirmişlerdi. Biz küçük çocuklar okulda bu genç eylem adamlarının merasime hazırlanmalarını büyük bir hayranlıkla izlemiştik. Onlarla birlikte “Ruhumuzda Hür Vatan” diye başlayan Selimiye Askeri Ortaokulu marşımızı seslendirmiştik. “Gözleri Aşka Gülen Taze Söğüt Dalısın” adlı şarkının bestecisi Serdar Öztürk bestelemişti, marşımızı. Aşk ile insan sevgisi ile dopdolu idik, bir anlamda borcumuz bu hür vatanadır, diyebilmiştik. Bu hür vatanı taşıdığımız ruhumuzla birbirimizi kucaklamıştık.
Geçmişteki olayları ve olguları günümüz değer yargılarıyla değerlendirmemek, sosyal bilimin altın kuralıdır. Tarih yazıcılığında hatta bütün sosyal bilimlerde geçerli olan bu kural her olguyu kendi “zaman” diliminde o zaman diliminin aktörleri ve ilintileriyle birlikte diyalektik bir biçimde değerlendirilmesini zorunlu kılar. Değerlendiriniz, kendi koşulları içerisinde 27 Mayıs’ı, içinde halk olan bir hareket olduğunu siz de göreceksiniz. Çokça itham edildiği gibi 27 Mayıs gerçekten bir darbe (coup d’état) midir? Hiç de değil. Diktatoryaya karşı içinde mazlum halkın, gençliğin istemleri olan bir halk hareketidir. Denemesi bedava, açın pencereyi, dinleyin, eğer tank sesi duyarsanız o hareket, darbedir, ancak 27 Mayıs gibi ezilmiş halkın sesini duyarsanız o hareket bir ihtilaldır. Hiç kuşkunuz olmasın, 27 Mayıs bir ihtilaldır.
Doğrusunu söylemek gerekirse 27 Mayıs’a giden dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin pek bilincinde değildim, ortaokula yeni başlamıştım. Ne anlama geldiğini de bilmiyordum, ama bir şeyler döndüğünü de dün gibi anımsıyorum. Üniversite birinci sınıf talebesi olan ağabeyim anlatmıştı, nisan ayı başlarında toplumsal gerginliğin boyutunu. Sonra da tramvay ile Beyazıt Meydanı’ndan geçerken 8 Nisan 1960 tarihinde İstanbul’da Beyazıt Mitingi’nde polisle çatışılan yerleri tek tek göstermişti, bir televizyon muhabiri titizliğiyle. 27-28 Nisan olaylarında polisin müdahalesi sonucu polis kurşunuyla Hakkın rahmetine kavuşan yurtsever gençlerimiz Turan Emeksiz ve Nedim Özpulat’ın vurularak şehit düşüşlerini de bir bir anlatmıştı. Ürperdiğimi hatırlıyorum. Polis ile üniversite gençliği arasında yaşanan gerginlik öyle bir safhaya ulaşmıştı ki Beyazıt Meydanı adeta bir savaş alanını andırıyordu. Adı kulaktan kulağa söylene, söylene “Hürriyet Meydanı” olmuştu, 27 Mayıs’tan sonra bu ad resmileşmişti. Ama ben çocukluğumda tramvayların döndüğü ışıl ışıl, asude Beyazıt Meydanı’nı bir daha Görememiştim. Ne yaptılarsa geri getirememişlerdi. Ya da ben öyle hissetmiştim. Ağabeyim anlatırken, bir yandan da o sıralarda dillerde pelesenk olan “Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu?” sloganının söylediğimi hatırlıyorum.
27 Mayıs 1960’ın bende iz bırakan bir başka anısı ya da ilk aklımda kalanlardan birisi de yatılı ortaokulda okurken, evci çıkamamak olmuştu. Her hafta evci çıkarken, bir aya yakın evci çıkamamak bir hayli zor gelmişti. Kendimce bir eylem miydi, bilmiyorum Marmara’ya bakan okulun dershane penceresinden demir parmaklıklara tutunarak ayaklarımı sallandırmak. Ayaklarımın duvarda çıkardığı sesle tempo tutmak. Belki de bir nevi protesto idi, Hürriyet bayramında özgürlüğümün kısıtlanması. Saatlerce Haydarpaşa Lisesi’ne ve Marmara Denizi’ne bomboş gözlerle baktığımı hatırlıyorum. Herhalde diyorum, şehrin sessizliğini, çalışmayan şehir hattı vapurlarını ve sokağa çıkma yasağını algılamağa çalışmıştım. Dersler bitmişti. O günkü tabirle bütün derslerden muaf olmuştum. Yaz tatilimin coşkusunu içime sindirmeğe tam başlamıştım ki, el yapım radyomdan davudi sesli Albayın sesini kulaklıkla dinlemiştim. Arkasından da marşlar çalınmıştı. O yıllar moda idi, daha doğrusu bizim okulda mı moda idi, herkes pil ile çalışan bir tahta üzerine dizilen diyot, rezistans ve transistörlerle el yapımı radyo yapma peşindeydi. Transistör devrimi yaşanıyordu. Radyo, artık halka inmişti. Türk Örtünme Devrimini gerçekleştiren hemen her Türk evinde bulunan “Singer Dikiş Makinesi”nden sonra ikinci büyük devrimdi, transistorun yaygınlaştırılması. Günümüzdeki sosyal paylaşım siteleri gibi karanlıklar içersindeki halkın dünyayla haberleşmesini sağlamıştı.
Pasif, edilgen bir devrimdi, ama Kahramanlık Türkülerinin usta sesi olan Türk Halk Müziği sanatçısı Hasan Mutlucan’ın adı darbelerle adı pek anılmıyordu, o zamanlar. Sesinin az bulunur kalitedeki bas tınısı ona Faust Operası’nın kapısını açmıştı ama o, Türk halk müziğinde karar kılmıştı bir kere. Darbelerde okunan “Yine de şahlanıyor aman” türküsünü -Allah gani gani rahmet eylesin-, Hasan Mutlucan meşhur etmişti. Ama o zaman okunmamıştı, “Çırpınırdı Karadeniz, Bakıp Türk’ün Bayrağına” türküsü de o kadar meşhur değildi. Ama bu türküyü meşhur eden davudi sesli Albay okumuştu, ihtilalın manifestosunu.
Yitirimlerini, götürülerini bugünlerde herkes söylüyor ama ben sizlere 27 Mayıs’ın getirilerini ve kazanımlarını anımsatmak isterim. Türk Silahlı Kuvvetleri, silahsız güçler, yani Türk halkı için, hepimiz için Türkiye tarihinin en ileri Anayasası 1961 Anayasasını hazırlamıştı. Bu Anayasa ile kısmi demokratik haklar kazanılmış demokrasinin önü açılmıştı, ilk defa. 1961 Anayasası ile direniş hakkı tanınan işçiler ve emekçiler grevli toplu sözleşmeli sendika hakkına kavuşmuşlardı. Üniversiteler özerk hale getirilmişti. Bu demokratik kazanımların giderek yaygınlaşması ile sivil toplum örgütlenmelerin önü açılmıştı.

27 Mayısın birinci yıl dönümünde bir bölük Kara Harp Okullu “Harbiyeli” ağabeylerimiz İstanbul’daki Hürriyet Bayramı kutlamaları için okulumuza gelmişlerdi. Dün gibi hatırlıyorum. Uzaydan gelenlere bakar gibi onlara gıpta ile bakmıştık, bizim gibi yeni yetmelerin gözünde hepsi birer kahramandı. Çünkü onlar, 555 Kızılay’ı, 27 Mayıs 1960 gece yarısından itibaren silahlı kuvvetlerin kurtarıcı harekâtını gerçekleştirmişlerdi. İstanbul Şehir Hatları gemisine, Türkiye’nin çeşitli yörelerinde 50’den fazla okula adını veren Genç Topçu Teğmen Ali İhsan Kalmaz’ı 27 Mayıs gecesi çıkan çatışmada yitirmişlerdi. Biz küçük çocuklar okulda bu genç eylem adamlarının merasime hazırlanmalarını büyük bir hayranlıkla izlemiştik. Onlarla birlikte “Ruhumuzda Hür Vatan” diye başlayan Selimiye Askeri Ortaokulu marşımızı seslendirmiştik. “Gözleri Aşka Gülen Taze Söğüt Dalısın” adlı şarkının bestecisi Serdar Öztürk bestelemişti, marşımızı. Aşk ile insan sevgisi ile dopdolu idik, bir anlamda borcumuz bu hür vatanadır, diyebilmiştik. Bu hür vatanı taşıdığımız ruhumuzla birbirimizi kucaklamıştık.
Nereden nereye geldik, öyle değil mi? Şimdi, gel de anımsama Orhan Veli’nin dizelerini…
“Neler yapmadık şu vatan için
Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik!”
Şimdilerde stad nutukları moda ya, sevgili okurlar, anlayabilene…
Ebediyete intikal eden 27 Mayıs Devrim Şehitleri Turan Emeksiz, Nedim Özpulat ve Ali İhsan Kalmaz’ın ölümsüz ruhları önünde tazimle eğiliyorum, Ruhları şad olsun.
http://www.turksolu.com.tr/368/arslan368.htm
This entry was posted in ANAYASA, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, SİYASİ TARİH, TSK. Bookmark the permalink.

1 Response to 27 MAYIS BİR DEVRİMDİR / BİR İHTİLALDİR * BİR ANI; 27 Mayıs’ı yeniden düşünmek

  1. Emin says:

    27 mayıs yarım kalan bir devrimdir.14 denilen 14 ler adlı grup Amerika,ya yakın faşist bir yönetim kurmak amacıyla destekli olup darbeyi baltalamaya çalışmıştır.Adnan menderesin ipini bir amiral çekmiştir.kaynak İst.Bölge mit sorumlusu Nuri gündeş,in kitabındadır.keşke asılmasaydı….anıt mezar yapıldı.halkın paralarınıharcadılar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *