Cumhurbaşkanı-III  ‘Serj Sarkisyan’

Bağlantılı yazı http://nacikaptan.com/?p=56995

Cumhurbaşkanı-III  ‘Serj Sarkisyan’

Onlara ‘çete’ diyorlar, Karabağ Çetesi.. Ermenistan’da çete çok, ama bu en güçlü olanı.. Çetenin başında (eski) Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan var. Bir cumhurbaşkanı nasıl ‘çete başı’ olur diyebilirsiniz, haklı olarak.. Makam ve ünvanlara takılmayın, düzen—en aşağıdan en yukarıya—çete düzeni olunca, en baştaki de ister istemez ‘çete başı’ oluyor.

Zaten tipler de ‘mafya’ filmlerinden fırlamış gibiler; pahalı elbiseler, gözlükler, kol saatleri, saçlarının tek teli bile rüzgarda savrulmaz, yüzler her zaman pudralı, makyajlı, pırıl pırıl.. Ama Mafya’nın bir kökü, tarihi, ahlakı var. Bunlar hiçbir ahlaki değerle bağlı değiller.. Sadece paraya ve güce tapıyorlar.

Hem parlamento, hem yargı, hem de hükümet onların kontrolunda.. Temel gelir kaynakları, adrese teslim devlet ihaleleri. Rant tezgahı mükemmel işliyor, hatta, Diaspora’dan gelen (önemli boyutlardaki) yardımlar bile tezgahtan muaf ve masun değil. Paralarını off-shore hesaplarda saklıyorlar. Seçimlerde her türlü hileye başvuruyorlar, rüşvet veriyorlar, oy satın alıyorlar, iş adamlarına baskı için polisi, yargıyı ve gerektiğinde vergi memurlarını kullanıyorlar. Dokunul(a)maz sokak çeteleri de emirlerinde. Onların yetmediği yerlerde orduyu halkın üzerine sürüyorlar. Ekonomi giderek bozuluyor, yoksulların oranı %29.8. İnsanlar—gücü olanlar—kitleler halinde ülke dışına kaçıyorlar, nüfus hızla azalıyor. Yolsuzlukların üzerine siyasi himaye nedeniyle gidilemiyor. Derdinizi anlatabileceğiniz hiçbir makam yok, çünkü her yerde karşınıza çetenin adamları çıkıyor. Tuz bile kokmuş..!

Böyle ülke olur mu derseniz, işte oluyor..! Siyaset biliminde bunlara ‘kleptokrasi’ deniyor. Kleptokrasilerin ortak özelliği, kanunları ve hatta anayasaları, ‘tezgahlarını’ koruyacak ve muhalefeti sindirecek şekilde, işlerine geldiği gibi sıkça değiştirmeleri..

Serj (Azati) Sarkisyan 1954 yılında Azerbaycan toprağı olan Stepanakert (Hankendi)’de doğuyor. Filoloji okumuş, Sovyet Ordusu’nda askerlik yapmış, Ermenistan Komünist Partisi üyesi.. Bağımsızlıktan sonra kurulan Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi’nin lider kadrosunda..

Sarkisyan, Dağlık Karabağ (Ermeniler Artsak diyor) çatışmasında Karabağ’daki Ermeni silahlı güçlerinin komutanıydı. (Hocalı Katliamı’nda rolü vardır, katliamı savunmuştur.) 1993-1995 ve 2000-2007 yılları arasında Milli Savunma Bakanı, 1996-1999 arasında İçişleri ve Milli Güvenlik Bakanı, 2007-2008 arasında Başbakandı. 2008 yılında şaibeli—ve kanlı—bir seçim süreciyle Cumhurbaşkanı oldu ve 2018 yılına kadar iki dönem iktidarda kaldı. (2008 yılında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Ermenistan-Türkiye futbol maçı sırasında, Erivan’da ağırlaması, 2009 yılında Türkiye ile imzaladığı anlaşmalar hatırlardadır. Aynı dönemde Türkiye’de, Ergenekon, Balyoz, Habur süreci gibi “Güzel ve umut verici şeyler” oluyordu.)

Ermenistan siyaseti, 1990’lardan beri Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi’nin tahakkümü altında ve sürekli bir kargaşa içinde.. Sarkisyan—ve ‘çetesi’—hortumların tümünü partiye bağladı, ülkeyi Cumhuriyetçi Partililer ve olmayanlar diye ikiye ayırdı. (Partili öğrencilerin burs ve yurt bulmada bile ayrıcalıkları var.) Meclisteki çoğunluğuna dayanarak ve devlet gücünü kullanarak, bir parti devleti kurdu, siyasi ve ekonomik gücü şahsi olarak tekeline aldı. Kendi yargısını oluşturdu; yargı, iktidar ne derse, neyi işaret ederse onu yapıyor. Giderek boğazına kadar yolsuzluğa battı, tam anlamıyla yozlaştı. Ama, bu arada askeri kamuflajla birliklere—ve Dağlık Karabağ’a—sık sık yaptığı ziyaretleri hiç ihmal etmedi.

Ermenistan’da, 1991’deki bağımsızlığından beri ‘yarı-başkanlık’ sistemi vardı. Yürütme yetkisi güçlü cumhurbaşkanında, ama başbakan da var.. Partiler—ve siyasi kadrolar—Sovyet döneminin mirası, hala Komünist Parti kültürünü yansıtıyorlar. Katı bir hiyerarşi var, parti ‘komiseri’ ne derse o oluyor, tartışmaya, farklı görüşlere yer yok. Kararlar yukarıda alınıyor, aşağıdan sadece sadakat ve teslimiyet bekleniyor.

Sarkisyan görev süresinin sonuna (2018) yaklaştıkça doğal olarak endişelenmeye başladı. Kendisinin—ve çetenin—ayrıcalıklarının kalkması, hortumların kesilmesi, yaptıklarının hesabının sorulması riski vardı. Ama, Anayasa’ya göre üçüncü kez aday olması mümkün değildi. ‘Çete’, bir kumpasla Anayasa’yı değiştirmeye karar verdi.. Yürütme yetkisi cumhurbaşkanından başbakana geçecek, Sarkisyan da başbakan olacak, tezgah korunacaktı.

Sarkisyan’ın Cumhuriyetçi Partisi 2014 yılında yönetim (!) sistemini ‘başkanlıktan’ parlamenter sisteme değiştireceğini açıkladı. Bu maksatla da, Ermenistan Devrimci Federasyonu ‘Daşnaksutyun’ Partisi (Evet, bildiğiniz Taşnaklar) ile koalisyona gitti. Önce, bir ‘istikrar’ söylemi tutturdular. Kendisi—ve şürekâsı—on yıl ülkeyi iyi yönetmişler ama ‘sistemden’ kaynaklanan sebeplerle istediklerini tam yapamamışlar. ‘Parlamenter’ sisteme geçilirse ülkeye istikrar gelecek ve Ermenistan çağ atlayacakmış.. Sarkisyan bir de söz verdi: “Kendim için istiyorsam namerdim. Ne yapıyorsam ülkeme ve milletime hizmet için yapıyorum. Söz veriyorum, başbakanlığa aday olmayacağım..!” Ermenistan halkının büyük çoğunluğu bunları yutmadıysa da ‘Hele bir deneyelim, belki bu vesile ile bunlardan kurtuluruz’ dediler ve Aralık 2015’te ‘hükümet sistemi değişikliği için referanduma gidildi.

Anayasa referandum süreci bizlere pek de yabancı olmayan şekilde gelişti. Seçmen listelerinde aynı adreste oturan çok sayıda insan, yurtdışında yaşayanlar, hatta ölüler vardı. Devlet görevlileri, hem ‘Evet’ kampanyası yürüttüler, hem de devlet kaynaklarını parti propagandası için kullandılar. Oy verme ve oy sayımına müdahale ve baskılar oldu, hatta tehditle sayım sonuçları değiştirildi. Merkezi Seçim Komisyonu (Ermenistan YSK’sı) şikayetlerin tümünü ‘temelsiz’ bularak reddetti. Muhalefet partisinin, kanunsuzlukların ve usulsüzlüklerin yaygın ve sistematik oldukları, referandum sonucunun iptali talebini de reddetti. ‘Muhalefet’ birleşip Anayasa Mahkemesine de gidemedi ve sonuçlar kesinleşti.

Nisan 2017’deki genel seçimlerde, il ve ilçe seçim başkanlıklarına, ağırlıklı olarak iktidar partisi taraftarları getirildi. Seçmen listelerinde, yine, aynı sorunlar vardı. Devlet memurları üzerinde—hastaneler ve okullarda bile—iktidar partisine oy vermeleri için baskı ve tehditler oldu. Medyada hiçbir gerçek tartışma olmadı, basında self-sansür uygulandı, hükümeti eleştiren haberlerden dikkatle kaçınıldı. Merkezi Seçim Komisyonu, tüm şikayetleri, yine, “abartıyorlar” diyerek reddetti. Yeniden sayım taleplerinin ‘hiçbiri’ kabul edilmedi. Mahkemeler de tüm şikayetleri reddettiler—soruşturma bile açmadılar. Anayasa Mahkemesi de, şikayetleri ‘temelsiz’ bularak sonuçları onayladı. Sarkisyan’ın Cumhuriyetçi Partisi (%49.15) ve Daşnaklar (%6.58) koalisyona gittiler. ‘Çete’ başardı—o zaman öyle göründü..!

Parlamenter sistem, Sarkisyan’ın görev süresinin sona erdiği 9 Nisan 2018 günü yürürlüğe girdi. Sarkisyan’ın adamı ‘düşük profilli’ Armen Sarkisyan (akraba değil) Cumhurbaşkanlığı görevini devraldı. Sarkisyan, daha önce, açıkça başbakan ‘olmama’ sözü vermiş olmasına rağmen, 11 Nisan’da Cumhuriyetçi Parti’nin başbakan adayı olduğunu açıkladı. (17 Nisan’da da, telaşla, kendi partisi ve Daşnaklar tarafından başbakan seçilecekti.)

‘Kumpas’ bu aşamaya kadar başarıyla yürü(tül)müştü—öyle sanıldı. Ama, Sarkisyan’ın bunları sadece iktidarda kalmak ve başında olduğu ‘çete’ düzenini sürdürmek için planladığı, bütün bu olanların basit ve ahlaksız bir kumpas olduğunu gören Ermenistan halkı sonunda isyan etti. Ülke, hemen ertesi gün, 12 Nisan’da başlayan protestolarla siyasi krize girdi. Protestolar doğrudan doğruya, yaygın yolsuzluklar, yargı, polis ve eğitimdeki yozlaşma, yoksulluk üzerine odaklandı. Protestolar kendi liderini de çıkardı: Nikol Paşinyan..

Uygar Sözleşme Partisi lideri Nikol Paşinyan 42 yaşında bir gazeteci. Birlikte yaşamayı, farklılıklara saygıyı ve demokrasiyi öne çıkartan partisi son seçimlerde sadece %7.8 oy alabilmişti. Ama şimdi halk ona güveniyor, arkasında duruyordu. Paşinyan’ın tutuklanması da işe yaramadı. (Ermenistan’da da milletvekillerinin dokunulmazlığı var, ama hukukun olmadığı yerde dokunulmazlık da kalmıyor.) Sarkisyan, bizdeki deyimle ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ sanıyordu, ama yanıldığını anladı, altı gün sonra istifa etmek zorunda kaldı.

Aslında yaşanan bir siyasi meşruiyet krizi; yozlaşmış bir parti ve işbirlikçileri yönetme meşruiyetini yitirdiler. Meşruiyeti dışarıda (!) aradılar, hem Rusya’yla hem de Batı’yla iyi ilişkiler sürdürmeye, her iki tarafı da ‘idare etmeye’ çalıştılar. Ama bugünün dünyasında küçük kasaba politikacısı ‘kurnazlığı’ bir yere kadar gidebiliyor. Sonunda deniz bitti.. Ama yine de, her yola başvurarak iktidara tutunmaya çabaladılar. Asker ‘halka karşı silah kullanma emri verilirse, bu emre uymayacaklarını’ açıklamasaydı, belki hala direneceklerdi. (Bazı birlikler, silahsız ama üniformalı olarak protesto gösterilerine katıldılar.) Sonunda koalisyon ortağı Daşnaksutyun bile koalisyonu terk edip muhalefetle birlikte erken seçim istedi.

Temel sorun Ermenistan toplumunun ve siyasetinin ‘karpuz gibi’ ortadan bölünmüş olmasından kaynaklanıyor. Kleptokrasi bu sayede yaşıyor. Levon Ter-Petrosyan 1996’da %51.8’le ‘kazandı’. Robert Koçaryan 1998 ve 2003’te cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunda ancak %39 ve % 49.5 alabildi. Sarkisyan 2008’de %52.8’le, 2013’te %58’le (tüm seçim hilelerine rağmen) ‘kazanabildi’. ‘Çete’ bu bölünmeyi derinleştirerek, toplumu birbirine düşman ederek iktidarda kaldı. Yozlaşmış iktidarlarını sürdürmek için başka çareleri de yoktu. Bu arada Türkiye ve Azerbaycan ‘tehdidini’, ‘soykırım’ masalını ve asker kamuflajını ustaca kullandılar. Açmazı çözen, sonunda halkın devreye girmesi oldu.

Bugüne kadar Sarkisyan ‘çetesini’ iktidarda tutan, muhalefetin bölünmüşlüğü aşamaması, birbirlerinin paçalarından çekmesiydi. Artık öyle değil, sanki bir şeyler değişmiş, demokrasi ve ‘iyi yönetim’ talebi etrafında birleşilmiş gibi görünüyor. (Daşnaklar bile gemiyi terk etti.) Çünkü halk bu kadar hırsızlık, yolsuzluktan bıktı; bu derece yüzsüzlük ve pişkinliğe isyan ediyor, bu yüzden Paşinyan’ın arkasında duruyor. ‘Çetenin’ yapabileceği fazla bir şey yok.

Muhalefet dürüst ve etkin bir siyasal sistem, özgür ve şeffaf seçimler istiyor. Paşinyan, “Mesele benim başbakan olmam değil, mesele bu yozlaşmış sistemden kurtulmadır” diyor. Başbakan vekili Karen Karapetyan “Faydasız” diyerek konuşmayı bile reddediyordu, ama sonunda, Meclis’teki seçimin birinci turunda ‘halkın adayına’ karşı çıkmayacaklarını ve başbakan adayı da göstermeyeceklerini açıklamak zorunda kaldı. Muhalefet—Daşnaklar bile—Paşinyan’a destek verdi. Ancak 105 üyeli parlamentoda başbakan seçilebilmek için en az 53 oy gerekiyor. Tek aday olan Paşinyan, 1 Mayıs 2018 günü yapılan birinci turda 58 milletvekili olan Sarkisyan’ın Cumhuriyetçileri destek vermediği için, 45 oyda kaldı ve başbakan seçilemedi. Yedi gün sonra yapılacak ikinci turda ya Cumhuriyetçilerin, yani Sarkisyan’ın, göstereceği bir aday seçilecek—ki aritmetik olarak seçilebilirdi—ve siyasi kriz derinleşecek, ya da seçime gidilecek ve meclis aritmetiği değişecek, Sarkisyan yine gidecekti..

Sarkisyan istifa ve veda mesajında şöyle demişti: “Nikol Paşinyan haklıydı, ben haksızdım. Mevcut duruma bir kaç çözüm yolu var, fakat ben onlardan biri değilim. … Sokaklardaki hareket benim liderliğime karşıdır, bu yüzden sizin talebinize uyuyorum. Ülkemiz için barış, uyum ve sağduyu diliyorum..” Geç de olsa, doğru tespit, ama samimi değil..! Bu kadar çok kaybedecek şeyi olanlar kendiliğinden gitmezler, seçime de gidemezler. Sarkisyan da gitmez, gitmiyor(du). Sadece bir hafta kazandılar, pazarlık için.. Hala kumpas peşindeydiler.

Ama, “Zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü hiçbir şey yoktur”.. Öyle görünüyor ki, Ermenistan’da demokrasi fikrinin zamanı geldi.. Bu sefer asker kamuflajı da işe yaramadı, yetmedi. Cumhurbaşkanı Sarkisyan’a rağmen, demokrasi kazandı. Ermenistan Parlamentosu, bugün (8 Mayıs) ikinci turda, Sarkisyan’ın partisinin de desteğiyle Paşinyan’ı başbakan seçti, seçmek zorunda kaldı. Çünkü halkın iradesi, doğru ve iyi yönetim için devreye girdi, zorladı.

Âz u tamah çok zarar getirir derler.. Elindekiyle yetinmedi, gözü hiç doymadı, ne kendisinin ne etrafındakilerin.. Hırslarının esiri oldular, kendi sonlarını hazırladılar. Ermenistan’a kendilerinden kurtulma fırsatı verdiler, kendi elleriyle. Yaptıkları kritik hatayı anladıklarında artık çok geçti.. Bu güçlü hareketi durdurmak, tarihi geri sarmak artık mümkün değildi.

Değildir..!!

http://halktv.com.tr/cumhurbaskani-iii-serj-sarkisyan-320513

This entry was posted in DIŞ POLİTİKA, SİYASİ TARİH. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *