KÖY ENSTİTÜLERİNİN KAPATILMASI OLAYI * 27 Ocak 1954

YAZIYAyorum

Sayın Mehmet Boz bizlere eğitim tarihimizin çok acı ve ayıplı bir gününü hatırlatmış . Türkiye’nin aydınlanma ve çağdaşlıktan karanlığa yüz çevirdiği bir olayı ; KÖY ENSTİTÜLERİNİN 27 Ocak 1954’de nasıl kapatıldığını yazmış.

Türkiye’yi aydınlanmaya bilime ve çağdaşlığa taşıyacak olan bu büyük eğitim projesinin YOK EDİLMESİNİN ardında toprak ağaları ve siyasetçilerin iktidar kaygısı , oy kazanma hırsları vardır. Ne yazık ki Türkiye gibi ülkelerde kişisel çıkarlar , iktidar olmak hırsı ülkenin büyük çıkarları önüne geçmiştir. Bu güzel ülke kişisel çıkarlarını ülke çıkarları önüne koyan politikacılardan dolayı gelişememiş , çağdaşlığa ve bilime yönelememiştir. KÖY ENSTİTÜLERİNİN kapanmasına neden olanları nefretle anıyorum.

Köy enstitülerinde okuyan ünlü yazar Mahmut Makal şöyle der ;
“Bu okulların kapatılması Cumhuriyet’e karşı bir devrimdir. ABD’nin dünyaya ektiği en lanet tohum, o dönem üretilen yalan propagandalardır” 

1948 yılında İnönü hükümeti zamanında başlamış olan ve 1950 yılında başbakan olan Adnan Menderes zamanında artarak devam eden Marshall yardımı kapsamında Türkiye’nin ABD’ye olan borcu sürekli artmaktaydı. Bu süreci ABD şöyle tanımlar ;

“Marshall yardımıyla Türk insanı asfalt yollarla ve köprülerle tanıştı ( Bu yardımı neden yapıyorlardı ? ; Bakınız BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI)  Fakat Menderes çok fazla masraf yapıyor parayı hesapsız harcıyordu. Fabrikalar yapıyor ve heryere camiler dikiyordu. o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki ödeme günleri geldiğinde bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı.”

Marshall yardımıyla Türkiye sürekli borçlanmaktadır. Toprak ağalarının ve Amerikan hükümetinin baskısıyla  KÖY ENSTİTÜLERİ kapatılmıştır. Şimdilerde bütün dünyada tartışılan yüksek öğretimde probleme dayalı öğretme modeline çok benziyor. Ayrıca AB’nin yüksek öğretimde başlattığı Leonardo Da Vinci siteminin yıllar önce uygulandığı şeklinin ilk örneğidir..

İşte bu süreç içinde Amerika Köy Enstitülerini de mercek altına almış ve büyük bir aydınlanma projesi olduğunu farkına varmıştı. Amerikan hükümetinin hazırladığı bir istihbarat raporunda ‘Dikkatli olun Türkler büyük bir eğitim atılımıyla geliyor’” denilmektedir.

1940’lı yıllarda üniversitelerin özerkliğinin başladığı dönem, Hasan Ali Yücel’in dönemine, Köy Enstitülerinin kurulduğu döneme denk gelmektedir, ki bu dönemde Köy Enstitüleri UNESCO tarafından dünyaya Türk eğitimi model örnek olarak gösterilmektedir.

John Dewey, 1859-1952 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir eğitim filozofudur. Eğitim felsefesinin temelinde yaparak öğrenme adını verdiği problem çözme yaklaşımı yani deneyim kavramı yer alan Dewey, yaparak-yaşayarak öğrenmeye ve tecrübeye önem veren pragmatizmi, mantıksal ve ahlaki bir analiz teorisi olarak geliştirmiş; deneycilik, işlevsellik ve aletçilik olarak da bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü filozof ve eğitim teorisyenidir.

1924’te Dewey tarafından hazırlanan “Türk Maarifi Hakkındaki Rapor” da yer alan bilgilerin eğitim sistemimizde Köy Enstitülerinin kuruluşunda etkili olduğu söylenebilir. 1945 yılında ülkemize tekrar gelen John Dewey, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü inceledikten sonra İngiltere ve Amerika’daki konuşmalarında ;

“Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur. Tüm Dünya’nın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak yeniden yapılandırması isabet olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır(Ata, 2001; Akt. Efendioğlu, Berkant ve Arslantaş; 2010).

Köy Enstitülerinin kapanması ülkemizin bağımsızlık politikasının kırılma noktası ve miladı olarak görülebilir. Bu tarihten sonra eğitimin dokusu ve felsefesi değişmiş, köylere kültürel ağırlıklı eğitim yerini ezberci eğitime bırakmıştır. Cumhuriyetin temel hedefi olan, köylüyü aydın çiftçi durumuna getirmek yerine sahipsiz, kendi sorunlarını devlete iletemeyecek kadar yalnız ve aciz bırakılmıştır. Maalesef ülkemiz o günün bu kazanımı koruyamadı. Çünkü o dönemde toplumun eğitim düzeyi, demokrasiyi sindirme bilinci, Batı’nın baskısı sonucu bu proje ortadan kaldırıldı.

Köy Enstitüleri temel esprisi şuydu: Bu eğitim modeli kişiye kendi farkına varabilirliğini kazandırıyordu. Anlıyor, düşünüyor, sorguluyor ve üretiyor. Yaptığı işin verdiği mutlulukla yaşamına anlam katabiliyordu. Bu günlerde de Milli Eğitimin içeriğinin boşaltılarak değiştirilmesi ve en değerli okulların bile imam-hatip okullarına dönüştürülmesi ANLAMAYAN – SORGULAMAYAN – ÜRETMEYEN kuşaklar yetiştirecek ve ne yazık ki ülkemiz yine sanayi ve bilişim devrimlerinde son sıralarda kalacaktır .

Bu büyük aydınlanma projesinin kurucuları Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i ve   İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u saygı ve sevgiyle anıyorum.

Naci Kaptan / 29.01.2018

Mehmet Boz

1954’te, 27 Ocak’ta Köy Enstitüleri kapatılmıştı!
Bu devrimci kurumları inşa eden yüce gönüllü
insanlarımızın anıları önünde saygıyla eğilirim.

Kapatılmaya varan süreçin özeti:

* 1946 seçimleri sonrasında Başbakan olan Recep Peker, hükümette Hasan Ali Yücel’e görev vermedi.

*MEB’na geririlen Reşat Şemsettin Sirer , İsmail Tonguç’u İlk Öğretim Genel Md.lüğü görevden aldı.

* Sirer, 1947 de, yasayla kurulmamış olan “Yüksek Köy Enstitüsünü” kapattı.Tüm Köy Enstitülerinin kuruluş özelliklerinin ortadan kaldırıldığını, ” bu okulların sıradan bir köy okulu olduğunu “ söyleyerek, müfredat programını değiştirdiler.

* 14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti(DP), 27 Ocak 1954’de tüm Köy Enstitüleri için verilen kapatılma kararı ve 4 Şubat 1954’te yayınlanan 6234 sayılı kanunla, Köy Enstitüleri, tümüyle geleneksel ilköğretmen okullarıyla birleştirilmiştir.

* 1946 sonrasının karşı devrimci CHP’nin yarım bıraktığı işi DP tamamlamış oldu.

* Ne acıdır ki yasayı çıkaran DP’ye de CHP’li mebuslar omuz verir.

* İnönü mü?
Köy Enstitüleri CHP iktidarında yıkılırken “Köy Enstitülerini Cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi ve en sevgilisi sayıyorum. Köy Enstitülerinden yetişen evlatlarımızın muvaffakiyetlerini ömrüm oldukça yakından, candan takip edeceğim.” demesine karşın siyaset gereği sessizliğini korudu…

Köy enstitüleri kurulması zorunlulukları nelerdi?
Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, 1926 yılında “ Toplam 4 Köy Muallim Okulunu” açtıktan sonra, Saffet Arıkan’ın 1936 da önce, Eğitmen kursu, sonra Köy Muallim Mekteplerinin ihyası, bunlardan alınan iyi sonuçlar sonrasında, 3 yıllık deneme sonunda 17 Nisan 1940 MEB Hasan Ali Yücel döneminde 3803 sayılı kanunla . “Köy Enstitüsü” açılmıştır. 1941 de, 4274 sayılı yasa ile de, köylerde çalışacak sağlık memuru ve ebelerin bu okullarda yetiştirilmelerine karar verildi.

Köy Enstitüsünün açılmasını mecbur kılan, zamanın Türkiye’sinin sosyal yapısına göz atmak gerek. 1935 verilerine göre 16 milyon nüfusumuzun 12 milyonu köylerde yaşıyor. Bu kütle, ilkel bir şekilde tarımla uğraşıyor.

Köy ve toprak ağaların emrinde, onlara bağımlı şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. 40 bin köyün 35 000 inde okul ve öğretmen yok. 1 700 000 çocuktan sadece 300 000 i okula gidebiliyordu. Bunlardan sadece binde biri bir üst kademedeki okullara devam edebiliyordu. Geri kalan çocuklar ise ailelerine yardımcı oluyor, zamanla da okuduklarını unutuyorlardı.

Yüzde olarak:

*Erkeklerin % 76.7 si, kadınların % 91.8 zi okur yazar değildi.

* Mevcut öğretmenlerin %78 zi kentlerde çalışıyor. % 22 si de okulu olan 4-5 bin köyde çalışmaktadır.

* Şehirlere alışkın olan öğretmenler, uyum sağlayamama nedeniyle köylere gitmeyi düşünmezlerdi. Tıpki bugünkü gibi, doğuya gitmeyi arzulamayanlar gibi..

* İlkel de olsa, üretim araçları ağaların elindeydi.. Köye, çiftliğe, mezraya herhangi bir doktor , hemşire, ebe gitmezdi.

* Hastalar, üfürükçülerin, nuskacıların, ermişler gözü ile bakılan kişilerin eline bırakılırlardı.

* Ülkenin bu durumu, Atatürk ilke ve inkilaplarına, Cumhuriyete ve halk felsefesine uymuyordu. Çare arayan zamanın MEB Saffet Arıkan ve İsmail Tonguç’un uğraşı ve 3 yıllık denemeleri sonunda Köy Enstitüleri kuruldu..

Köy enstitüleri neden kapatıldı?

* Köy Enstitüsü yasasının görüşülmesinde TBMM nde 426 kayıtlı Milletvekili vardı. Oylama gününde, başta Celal Bayar, Adnan Menderes olmak üzere, sonradan Demokrat Partiyi kurup katılacak olan 148 Milletvekili meclise gelmediler.

* Yasa, gelenlerin oybirliği ile, 278 oyla kabul edildi..

* Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de, yasayı destekliyor ve “Kitap mermi gibidir” veciz ifadesiyle taraf olduğunu belirtiyordu.

Bazı güçler yasanın çıkmasını istemiyordu. Çıktıktan sonra da aleyhine propaganda yapmaya devam ettiler. Daha çocuk yaştaki Köy Enstitüleri boy hedefi olmaya başlanmıştı. Büyük toprak ağası, Eskişehir Milletvekili Abidin Fotuoğlu, bir konuşmasında , henüz mezun dahi vermeyen Köy Enstitüler için 1943 de, “Bunlar yetiştiklerinde bizim kafamızı keserler” söylemiştir. Yetiştiler ama kafa da kesmediler.

CHP “Çiftçiyi Topraklandırma” adlı yasa taslağını TBMM ne getirdiğinde, birçok Milletvekili istifa etti.

Bunlar Demokrat Partiyi kurdular. Bilindiği gibi bunların çoğu, toprak ağası, köy ağası, şeyhler, dedeler olup söz sahibiydiler. Tabiatıyla Köy Enstitüsüne karşı olacaklardı. Yetişen gençler, babalarına benzemiyor. Ağalık ve aşiret düzenine karşı baş kaldırıyorlar. Şeyh ve şıhların eteklerini öpmüyorlar. Ağaların önünde baş eğmiyorlar. Bilime önem veriyorlar. Ağalık sistemini ve köylünün fakirliğini sorguluyorlar. Hak hukuk aramaya başlıyorlar. Atatürk İlke ve İnkilaplarını, düşüncelerini en üst seviyede tutmaya başıyorlar. Bu gençlerin çoğalması, Birçok insanın menfaatlarına dokunacağı kaçınılmaz. Hatta CHP’sinde kalanlar içinde de, Köy Enstitüsüne karşı homurdananlar gün geçtikçe çoğalmaya başladı. . Güçlerinin çok azalmasını, istifaların durdurulması lazımdı.

Bir gün, Kepirtepe Köy Enstitüsüne ziyarete giden Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bir kız öğrenciye, çantasında neyin olduğunu sorar. Kız çantayı açar, göstererek, “ Bir parça ekmek, bir parça köfte ve birde Dünya Klasiklerinden bir kitap “der. İnönü mutlu olur. Etrafındakilere dönerek, “ Ne zaman Türkiye’de, erinden generaline, sade vatandaşından Cumhurbaşkanına kadar, herkes, ekmekle kitabı bir araya getirebilirse, gerçek kalkınma başlamıştır demektir “ diyen İnönü, yandaşlarının baskılarına dayanamayarak,1946 seçimleri sonrasında kurulan Recep Peker hükümeti sürecinde Hasan Ali Yücel ve İsmail Tonguc’u görevden alarak, MEB na Reşat Şemsettin Sirer’i getirdi.

Tonguç, önce Talim Terbiye kuruluna, sonra da bir okula öğretmen olarak atanır. Sirer, 1947 de, “tüm Köy Enstitülerinin kuruluş özelliklerinin ortadan kaldırıldığını, bu okulların sıradan bir köy okulu olduğunu “ söyleyerek, müfredat programını değiştirdiler. Böylece, erimekten korkan İnönü’nün sırtından da yük kalkmış oldu. İşte bu dönem, sağcılara yaranmak, CHP’yi toparlamak için okullarda din dersleri ve İmam Hatip Okullarının açılması dönemidir.

1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Ocak 1954 de 6234 nolu yasa , ile uygulamaya tamamen son verdi.

Köy Enstitülerinde toplam olarak 17342 öğretmen yetişmiştir. Bunların 1398 i bayan 15943 ü erkektir. Yine bu okullarda 7300 sağlık memuru, 8756 eğitmen yetişmiştir.

KÖY ENSTİTÜLERİ KAPANMASAYDI NELER OLMAZDI?

Köyden kente göçler olmazdı.

Yoksulluk, hırsızlık, gasp olmazdı.

Okumayan çocuk kalmazdı.

Çorak toprak kalmazdı.

Boşa akan, kullanılmayan, değerlendirilmeyen su kalmazdı.

Dışardan sanayi ürünü almazdık.

Dışardan tarım ürünleri almazdık.

İhracatımız ithalatımızdan az olmazdı.

Heykeller yıkmazdık, resimler yırtmazdık.

Üretim yapmayan fabrikalar açmazdık.

Üretim yapan fabrikaları yıkmazdık.

Özelleştirme olmazdı.

Terör olmazdı.

301 ri tartışmazdık

Terör cinayetleri olmazdı.

Paralı eğitim olmazdı.

Dershaneler olmazdı.

81 ile öğretmensiz, araç gereçsiz üniversite açmazdık.

Siyasi cinayetler olmazdı. Hapishanelerimiz dolup taşmazdı.

İMF nin oyuncağı olmaz ona yalvarmazdık.

AB ye yalvarmaz, küçük düşmezdik.

İhtilaller olmazdı.

Kimse bir karış toprak istiyemezdi.

***

İşte olmazdıların bir kısmı
Millet olarak çok şey yitirilmiş oldu.
Kimler ne kazandı?

This entry was posted in EĞİTİM, KÖY ENSTİTÜLERİ. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *