MIŞ GİBİ YAPMAYIN!! * Türk Ordusu F-CİA kumpasıyla yeniden yapılandırılmış, 15 Temmuz 2016’dan sonra da parçalara ayrılmıştır. Bir ülkenin ordusuna bir operasyon yapılıyorsa, bu operasyonun çözümü şudur;

engin uçar
z_eucar@yahoo.com.tr
19.09.2017

MIŞ GİBİ YAPMAYIN!!

Şimdi okullar bu amaç doğrultusunda değiştiriliyor. Tamamıyla selefi anlayışta, bilimle kavgalı, hurafe odaklı bir anlayış… Yazarlar ve bir kısım öncüler bu duruma “mış gibi yaparak” tepki koyuyor. Şaşkınlık belirtiyor. İyi de, bu şahısların hedefi bellidir. Bağlantıları bellidir. Başından beri amaçları zaten buydu. Çok yol aldılar. 2006 yılında telefonla katıldığım bir televizyon programında AKP için;

“-Bunlar bir parti değildir. Bir çetedir” demiştim. Peki, muhalefet, basın ve meslek kuruluşlarının %99.9’u ne dedi?

AKP bir partidir dedi. Daha doğrusu, toplumda normal bir parti algısı yaratacak biçimde eleştiride bulundular.AKP İran’ın Humeyni partisi gibi de değildir. Mollalar İran’da çok kan döktü. Humeyni yanlıları kendi vatandaşlarına Şah taraftarı diye tecavüz ederek öldürdü. Alçakça cinayetler işlediler ama.. Mollalar kendi ülkeleri için millidir. İran’ın çıkarlarını öncelerler.

AKP’nin ülkeyi 15 yıldır kaos üzerinden şekillendirdiği bir gerçektir. Birçok operasyon ve propaganda yöntemleri Hitler’in yöntemleriyle örtüşür. Yalnız Hitler bile yaptıklarını ülkesinin yararına olduğunu düşünerek yaptı. Ya AKP??

AKP;

A-Irak politikasından Barzani çıktı. Yani Büyük İsrail’in ilk parçası çıktı. ABD ve müttefikler Irak’a saldırdığında, Türkmen bölgelerinde Nüfus kayıtları yok edildi. AKP SEYRETTİ. AKP Türkmenlere yapılan katliamlara göz yumdu. Yani,Hem Türkiye’ye, hem de Türkmenlere ihanet etti. Oysa Türkmenler Türkiye için ileri bir karakol vazifesi yapıyordu.AKP Barzani bölgesini imar etti. Türk vatandaşından daha ucuza elektrik verdi. Barzani Türkiye’de şirketler kurdu. Barzani’nin kaçak malları Mersin serbest bölgeden Türkiye korumasında taşındı. Barzani’nin has adamı İlnur Çevik Saraya danışman bile yapıldı.Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu illerini Barzanistan içinde gösteren ve bu illerimizin hava durumunu veren Rudaw TV yayınını Türksat üzerinden yapıyor iyi mi?

Habur sınır kapısı Barzani’nin nefes borusudur. Yemek borusudur. Habur’u kapat. Nefes borusunu, yemek borusunu kesersin. Kesebiliyorlar mı? Kesemezler. Vicdanla cüzdan arası diyeceğim ama, vicdanı iflas etmiş bir organizmayla karşı karşıyayız. O zaman, cüzdanla cüzdan arasında demek daha doğru olur.

B-Suriye politikası ile Güneyimize de PKK yerleşti. Oysa Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması demekti.

C-Libya politikası ile Libya’nın parçalanmasına yardım ettiler. Libya’da bulunan müteahhitlerimiz kovuldu. Libya İŞİD gibi radikal terör örgütlerinin yuvalandığı bir yer haline geldi.Suriye, Irak, Libya politikalarıyla milyar dolarlık zarara girdik. AKP dış politikasında küresel şirketlerle birlikte İsrail çıkarlarını önceledi. Ege’de Yunan, Kıbrıs’ta Rum çıkarları kollandı. AKP Türkiye’yi soykırımcı ve faşist olmakla suçladı.

D-Türk Ordusu’nun sırlarını F-CİA’ya teslim ettiler. O sırlar yabancı istihbaratlara servis edildiği için, yurt dışında çeşitli ülkelerde yaşayan, Türk Ordusu ile bağlantılı 846 kişi öldürülmüştür. Ülkem insanı 15 yıldır “İHANET DİZİ FİLMİ” izler gibi ülkesinin sırtından bıçaklanmasını izliyor. O dizinin içinde kendini de bıçakladıklarını anlayamıyor. Tele(kız)vizyonlar, basının içoğlanları vasıtasıyla vicdanı pörsüyor. Uyuşuyor. Acıyı artık hissedemiyor. Yüksek derecede uyuşturucu almış gibi…

E-Türk Ordusu F-CİA kumpasıyla yeniden yapılandırılmış, 15 Temmuz 2016’dan sonra da parçalara ayrılmıştır. Bir ülkenin ordusuna bir operasyon yapılıyorsa, bu operasyonun çözümü şudur;

“O ülke HEDEFTİR. Ya bir operasyon planlanıyordur. Ya da ülke savaşa sokulacaktır. O nedenle savaş kabiliyeti zayıflatılıyordur.” AKP Türk Ordusu’nun hedefe konmasında, kumpaslarla şekillendirilmesine izin vermiş, destek olmuştur.

“AKP bu ülke için tehlikelidir. Güvenlik sorunudur” diye yazalı 10 yıl oldu.Ya iç politika???

Nefret ettikleri Cumhuriyet rejiminin altını oya oya sistemi çökerttiler. Ülkeyi sıcak para sahiplerinin, tefecilerin, bankaların eline teslim ettiler. İçinde para olmayan tek iş yapmadılar. İçinde para olan her işi yandaşa, maliyetinin çok üzerinde verdiler. Ülkenin bütün ederleri yağmalandı. Üretim bitirildi. Hayvancılık, tarım çökertildi. Ülkeyi küresel tohum şirketlerine teslim ettiler.

Cumhuriyetin bütün ederlerini yok fiyatına sattılar. Satarken milli çıkarlarımız ve güvenliğimiz asla göz önüne alınmadı. Bunlar “Allah bir” dese, ben;

“Acaba kaç lira karşılığında Allah Bir diyorlar” diye düşünürüm.
Eskiden bu ülkede Devlet Planlama Teşkilatı beş yıllık kalkınma planı hazırlardı. Bunlar Devlet Planlama Teşkilatını da kaldırmayı düşündü. Kaldıramayınca işlevsiz hale getirdi. Beş yıllık kalkınma planı ortadan kaldırıldı. Çünkü onların derdi ülke değil, ülkeyi soyup soğana çevirmekti. O nedenle de AKP’lileri kalkındırma politikası devreye sokuldu. Bu gerçeği saklamak için de milleti ikiye bölüp birbirine düşürdüler. Cepçiler de bu yöntemi izler. Kalabalık içinde kavga çıkarırlar. O kavga anındaki şaşkınlıktan faydalanıp, insanların ceplerini boşaltırlar.

Bizler fakirleştikçe onlar zenginleşti. Ülke borç batağına sürüklendi. Yani, para yönüyle de ülkenin savaş gücü kırıldı.Bu konu sayfalarca yazılır ama verdiğim örnekler bile AKP’nin milli değil, gayri milli bir oluşum olduğunu anlatmaya yeter.

Muhalefet AKP’nin bir parti olarak algılanmasında, yani milletin uyutulmasında önemli rol oynamıştır.Millete, yani hepimize düşen, “mış gibi yapmak değil”, ülkeyi bu işgalci anlayıştan kurtaracak bir yol bulmaktır.

Kumar masasına konan SON EDERLERİMİZ(Bor dahil), Küresel çete tarafından, Zarrab ve bugün net olarak bilemediğimiz bazı belgeler üzerinden, şantajla ele geçirilebilir. Bu konuda partiler üzeri bir akıl oluşturup, birlikte direnmeliyiz.

Millet, Türkiye ve Türk Milleti aleyhinde çıkan kararlara karşı bir ve beraber olmalıdır. Eğitimden tarıma, sanayiden askeri okullara kadar çökertme operasyonlarına karşı el birliği yapıp, yasal çerçeve içinde direnilmelidir.

Zahide UÇAR (19 Eylül 2017)

This entry was posted in Zahide Uçar. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *