EMPERYALİZMİN AĞALARI ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ VE MADEN ÇIKARTILAN ÜLKELERİ BEKLEYEN TEHLİKELER – III

EMPERYALİZMİN AĞALARI ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ VE MADEN ÇIKARTILAN ÜLKELERİ BEKLEYEN TEHLİKELER – III
  
Naci Kaptan
 
 
TÜRKİYE’DE MADENCİLİK ADINA NELER OLUYOR ?
  
ÖRNEK : TURGUTLU ÇALDAĞI “BOSPHORUS NİCKEL MADENCİLİK “
  
  
Aşağıdaki yazı sizlere bir masal gibi gelse de ;
Bir ülkenin zenginlikleri,bölge insanın ve canlılarının,
Yörenin tarım ve ekolojik yapısının göz ardı edilerek yabancılara nasıl peş-keş çekildiğini Manisa Turgutlu Çaldağında bulunan dünyanın en zengin nikel kaynaklarımızın İngiliz Şirketi Bosphorus Nickel Madencilik adlı firmaya nasıl verildiğini anlatır…Emperyalizmin ve onların isteklerini yerine getiren işbirlikçilerin işgaline direnmekte olan Ulusal bilinç işte bu nedenle ağır bir saldırı altındadır.Bu bir ibret öyküsüdür…
  
***
  
 
Manisa Turgutlu Çaldağın’da bulunan zengin nikel rezevrlerinin İngiliz Şirketi  Bosphorus Nickel Mine  şirketine nasıl verildiğini bilmek için perdeleri aralayarak ardında neler olmuş bakmak gerek .
 
Bölgede yaşayanlar ve onların mücadelesine destek veren çevreciler ortaya ilginç bir iddia attı.:
 
İddiaya göre, İngiliz European Nickel firması, dağda nikel çıkarmak için Çevre ve Orman Bakanlığı’na izin başvurusu yaptı. Ancak dönemin Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe Temmuz 2007’de izin başvurusuna imza atmadı. (Projeye göre  220-300 bin ağaç kesilecek, nikeli ayrıştırmak için yüksek miktarda sülfirik asit kullanılacaktı) Bunun üzerine devreye İngiliz hükümeti girdi.
 
2008 yılının Mayıs ayında Türkiye’yi ziyarete gelen İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip, aynı yılın Eylül ayında da İngiliz Veliaht Prensi Charles Türkiye ziyaretleri sırasında Çal Dağı’ndaki maden için hükümetten izin istedi.
Ziyaretlerin ardından ibre İngiliz şirketinden yana döndü. Önceleri şirkete izin vermeyen Çevre ve Orman Bakanlığı, 300 bin ağacın kesilmesini göze alarak şirkete maden arama izni verdi.
 
İddianın sahipleri, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’a, “İngilizler çok baskı yapıyor. Turgutlu’daki madene ruhsat vermek kaçınılmaz” dediğini öne sürüyor. Başkan Orhan’ın, Ankara dönüşü Turgutlu Ticaret Odası Meclis Toplantısı’nda yaptığı açıklamada, “Bakan Eroğlu, İngiliz hükümetinin kendilerine, Sardes Nikel Madencilik’e anılan yerde ruhsat verilmesi için çok baskı yaptığını açıkladı” sözlerini kullandığı öne sürülüyor. TEMA Turgutlu Temsilcisi Ayla Yönet, Orhan’ın bu konuşmasına tanık olduğunu belirterek, “Bakan Eroğlu’nun, belediye başkanımıza söyledikleri, ülkemiz adına üzüntü vereci bir açıklamaydı” dedi
 
Hatırlarsınız İngiltere kraliçesi  Mayıs 2008 ‘de Türkiye’ye ziyarete gelmiş ve böylesi ziyaretlerde alışagelmemiş bir şekilde büyük bir savaş gemisini de getirmişti !!!
Gariptir ki boğazlardan Uçak gemisinin geçmesi Montrö anlaşmasına aykırı olmasına rağmen İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in Türkiye ziyareti kapsamında İngiliz uçak gemisi “HMS Illustrious”u getirdi !!!Kraliçe II. Elizabeth böylece bir güç gösterisi yaptı.
Uçak gemisi Karaköy Limanı’na demirledi. Limana demirleyen ve üzerinde 6 adet helikopter gözlenen gemi, 194 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğinde, 20 bin 600 ton ağırlığında.Kraliçe II. Elizabeth ve eşi Edinburg Dükü Prens Philip’in İstanbul ziyareti kapsamında HMS Illustrious’da akşam bir yemek verdi.Cumhurbaşkanı Gül,ve İstanbul’daki diplomatlar ve üst düzey siyasetçiler ve kamu yöneticileri katıldılar.
Kraliçe’nin bu ziyaretinde yapılmış olan bazı görüşmeler ise kamuoyuna açıklanmadı.
Uluslararası madencilik ve küresel şirketler irdelenirken bu konu emperyalizmin temeli olduğu için madenciliği ,tarih ve siyasetten ayrı yorumlamak olası değildir.
 
Konumuz maden ve çevre kirlenmesi ve maden kazaları olmasına rağmen tarihin içinde gerilere de gitmek gerek.Tarihin makarasını gerilere 1900 lu senelere saralım ;
 
Osmanlı başkentine ikinci ziyaretini yapan Kayzer Wilhelm, zırhlıyla değil; ama, özel yatıyla Boğaza demir atmıştı (18 Ekim 1898).
Bilindiği gibi, Kayzer Wilhelm’in, Sultan II. Abdülhamit’in bu sevgili “biraderi”nin İstanbul’a iki kez konuk olması, Alman emperyalizminin Doğuya Doğru (yayılmacı) siyasetinin altyapısını oluşturacak olan Osmanlı-Alman demiryollarının tapu senedine altlık da olmuştu. Seçkin konuk Wilhelm “birader”imiz ardısıra, Osmanlı mülküne akın eden Alman sermayesi ve siyasası, 1918’e değin ülkede düdüğünü öttürecektir.
 
Wilhelm’in eşinin doğum yıldönümü de, aynı ziyarette İstanbul’da kutlanmış, bu mutlu günün anısına, Kayzer de Osmanlı başkentine ünlü Alman Çeşmesi’ni yaptırmak lütfunda bulunmuştu.
 
Kayzer’in bu ziyaretinden 110 yıl sonra, ülkemizi ikinci ziyaretinde, İngiliz Kraliçesi II. Elizabeth de yaşgününü İstanbul’da kutluladı (16 Mayıs 2008) ve Abdullah Gül kardeşine 1600 kg. olduğu söylenen hediyeler getirdi.
 
Şimdi bu tarihsel arka alanı anımsamamıza neden olan son ziyarete dönersek,
Kraliçe bizi niye öptü diye sormak hakkımızdır sanırım!..
 
Bugün artık, ne Alman’ın ne İngiliz’in Anadolu topraklarına demiryolu döşemek gibi bir dertleri (!) olmadığına göre, bu ziyaret neyin nesidir diye düşünmez mi insan?..
 
Tarihin başlangıcından beri kutlu; ama, bir o kadar da talihsiz, bu sıcak topraklara yönelik, kaç yüzyıllık örtülü ya da açık ilginin ardında neler yattığını az çok tarih bilgisine- sahip her insan bilecektir. Ama hep olduğu gibi siyasetçisinden, siyasetçiye çalışanına… bilmeyenler, bildiği halde bildiği gibi davranmak işine gelenler de var…
 
Eski ama eskimez, bu tarihsel oyunun sahneye koyucuları, oyunu sahneledikleri topraklarda ikinci ve üçüncü dereceden roller dağıtmada, hep yeni ve hevesli aktörler bulmakta da hiç zorlanmıyorlar. İşte BOP, GOP vd. kod adı ile yürütülegiden yeni emperyalist ekonomik-diplomatik alalama ve ataklar… ve ortaklar. (Daha taze yazdı Erol Manisalı, tam da bu konunun kalbine dikti kalemini:
 
Bir Kral, Bir Kraliçe ve Majestelerinin Silahşorları, Cumhuriyet, 19 Mayıs 2008) Kraliçenin nazik ziyaretinin ardında neler yattığını, 1600 kilonun içinde neler saklandığını görmek isteyenler, o yazıyı -atgözlüklerini bir yana bırakarak- okumalıdırlar.
European Nickel co operation areas
 
 
ÇALDAĞINDA BİR KÜRESEL ŞİRKET
European Nickel company
 
Avrupa kraliyet aileleri içinde İlluminati’nin en önemli güçlerinden olduğu bilinen İngiliz Kraliyet ailesinin European Nickel firmasına destek verdiği iddiası burada oldukça inandırıcı görünüyor.
 
Küresel European Nickel şirketi, Türkiye’de Sardes Nickel adıyla faaliyet gösteriyor. Küresel siyonist egemenlerin Sardes adını seçmesi elbette tesadüf değil. Anadolu’daki ilk Musevi sinagoğu antik Sardes ( Sard diye telafuz edilir) kentinde kurulmuştu ve kent zamanının en önemli yahudi yerleşim yerlerinden biriydi.
 
Kemal Yıldırım’ın daha önce çalıştığı Rio Tinto firması, Türkiye’nin başına daha Osmanlı döneminde bela olmaya başlamış olan, bizim Reji İdaresi ve kapitülasyonlardan tanıdığımız ve Türkiye’nin en büyük düşmanlarından olan Siyonist – Emperyalist Rothschild sülalesinin bir şirketi ve dünya BOR ticaretinin neredeyse tamamını yöneten kanlı bir şirket.
 
Rothschild’ler Atatürk tarafından Türkiye’den kovulduktan sonra, büyük dönüşleri sahip oldukları HSBC, Finansbank, Denizbank (Dexia) ve MEY İÇKİ (Texas Pasific Group – TPG) ile oldu. Sözkonusu bankalar AKP döneminde yabancılara satılmıştı.
 
Diavik Elmas Madeni, Kanada’da yer alan bir maden ve dünyanın en büyüklerinden. Bu şirket de Rio Tinto’ya yani Rothschild’lere ait.
 
Rothschild hanedanından Alphonse James de Rothschild (1827 – 1905) tarafından kurulan Société Le Nickel’in – SLN ( Nikel Şirketi) şimdiki adı, Eramet. Yani, buradan da anlıyoruz ki, Rothschild hanedanı, Bor ve diğer pek çok madende olduğu gibi nikelde de tekel konumunda.
 
Çaldağı’nda madenciler nöbet tutmuşlardı; “European Nickel” firması maden çıkaracaktı; hatta deneme üretime başlamışlardı.
 
İddiaya göre; .
 
Proje Müdürü ise bir Türk : Kemal Yıldırım. Kemal Yıldırım, Rio Tinto firmasında iş geliştirme genel müdürlüğü  (Soda Külü) , Diavik Elmas Madenleri (Diavik Diamond Mines Inc.) şirketinde Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştu.
European Nickel firmasının logosuna dikkatinizi çekmek isterim. Amerikan dolarının üzeindeki gibi bir piramit ve onu çevreleyen belli belirsiz göz figürü. Bunlar yeni dünya düzeninin arkasındaki İlluminati’nin sahip olduğu firmaların logolarından çok aşina olduğumuz figürler
 
Eramet’in logosuna baktığımız zaman da İlluminati’nin gizli sembollerinden ikisini görebiliyoruz. Ters dönmüş bir piramit ve belli belirsiz bir kılıç.(Pazar, 10 Ocak 2010)
 
***
 
Kraliçenin neden geldiğinin ip uçları daha sonra yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı !!!
Kraliçenin ziyaretinden sonra İngiliz Şirketi  Bosphorus Nickel Mine  şirketine Çaldağı Nikel madenlerinin çıkartılma ruhsatı verildi.
 
Çal Dağı’nda kraliçe parmağı     
 
 Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çal Dağı’nda, İngiliz kökenli Sardes Madencilik’in açmak istediği nikel madenine tepkiler büyürken, çevrecilerden ilginç bir iddia geldi… 
 
Çevreciler, madene iznin İngiltere kraliçesi Elizabeth’in baskısı sonucu verildiğini, bölgeye maden açılmasına izin vermeyen eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin de bu yüzden yeniden bakan olamadığını iddia ettiler.
 
Gazeteniz Yeşil Dünya, Manisa’nın Turgutlu ilçesine 15 kilometre uzaklıktaki Çal Dağı’nda yaşanan çevre katliamı girişimini ilk sayısında sayfalarına taşımıştı. Araştırma için bölgeye giden Yeşil Dünya ekibine yöre halkı ve çevreciler ilginç açıklamalarda bulundu.
 
‘Kraliçe geldi, maden izni verildi’
 
Bölgede yaşayanlar ve onların mücadelesine destek veren çevreciler ortaya ilginç bir iddia attı. İddiaya göre, İngiliz European Nickel firması, dağda nikel çıkarmak için Çevre ve Orman Bakanlığı’na izin başvurusu yaptı. Ancak dönemin Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe izin başvurusuna imza atmadı. Bunun üzerine devreye İngiliz hükümeti girdi.
 
İddiaya göre; 2008 yılının Mayıs ayında Türkiye’yi ziyarete gelen İngiltere Kraliçesi  II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip, aynı yılın Eylül ayında da İngiliz Veliaht Prensi Charles Türkiye ziyaretleri sırasında Çal Dağı’ndaki maden için hükümetten izin istedi.
 
Ziyaretlerin ardından ibre İngiliz şirketinden yana döndü. Önceleri şirkete izin vermeyen Çevre ve Orman Bakanlığı, 143 bin ağacın kesilmesini göze alarak şirkete maden arama izni verdi. İddianın sahipleri, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’a, “İngilizler çok baskı yapıyor. Turgutlu’daki madene ruhsat vermek kaçınılmaz” dediğini öne sürüyor. Başkan Orhan’ın, Ankara dönüşü Turgutlu Ticaret Odası Meclis Toplantısı’nda yaptığı açıklamada, “Bakan Eroğlu, İngiliz hükümetinin kendilerine, Sardes Nikel Madencilik’e anılan yerde ruhsat verilmesi için çok baskı yaptığını açıkladı” sözlerini kullandığı öne sürülüyor. TEMA Turgutlu Temsilcisi Ayla Yönet, Orhan’ın bu konuşmasına tanık olduğunu belirterek, “Bakan Eroğlu’nun, belediye başkanımıza söyledikleri, ülkemiz adına üzüntü vereci bir açıklamaydı” dedi.
 
Madende çalışmalar başlarsa ne olacak
 
Şirket dağın eteklerine kurduğu pilot tesislerde çalışmalarını sürdürüyor. Ancak madende çalışmalar tam olarak başlatılmış değil. Eğer maden tam olarak faaliyete geçerse bölgeyi büyük bir felaket bekliyor. İşte çevrecilerin ve uzmanların öngörüler;
 
“Sardes Madencilik, nikel madenciliğinde en ucuz ancak en tehlikeli yöntem olarak bilinen “sülfürik asit liçi” yöntemini kullanıyor. Daha da beteri şirket, Çal Dağı eteklerinde bir de sülfürik asit fabrikası kurmak için, Çin devlet iktisadi teşekkülü olan Jiangxi Rare Earth & Rare Metals Tungsten Group Corporation (JXTC) ve Çinli müteahhitlik firması China Tianchen Engineering Corporation (TCC) ile ortaklık kurdu.. Kurulacak olan sülfirik asit fabrikasında tonlarca kükürt yakılıp sülfürik asit elde edilecektir. Yakılan kükürtten çıkan ve çevreye dağılan kükürt dioksit gazları 60 kilometrelik bir alana yayılacaktır. Bu alandaki tüm bitkiler, hayvanlar,diğer canlılar ve insanlar zehirlenecektir.
 
Gediz Nehri’ne karışacak olan atıklar ile tarım arazilerinin sulanmasında kullanılan sular zehirlenecektir. Sülfürik asit fabrikası kurulduğunda saniyede 135 lt su harcanacak olup, tesis bu ihtiyacını Gediz nehrinden, yetmediğinde yer altı kaynaklarından temin edecektir. Böylelikle Gediz ve yer altı su kaynakları kurutulacaktır. Yörede ilk etapta 300 bin yetişkin ağaç kesilecek, yetmeyince 1 milyon 700 bin ağaç daha kurban edilecektir.
 
Maden sonunda dev bir çukur, 2 adet büyük, zehirli atık dağı, 900 bin metrekareye yayılmış, 40 metre yüksekliğinde sülfürik asitle yıkanmış, içinde en az 4 milyon 500 bin ton kükürt bulunan atık yığınları, etrafa zehir saçan asit fabrikasının enkazı, 10 milyon ton kükürt oksitleriyle kirlenmiş doğa bırakacaktır.”
ÖRNEK FOTOĞRAF : maden ocakları civarında ağaçlar yok edilmiş
Ramu Nickel Mine – Papua New Guinea
 
 
‘Kısacası; Çal Dağı’nı yok edecekler’ 
 
Özetlemek gerekirse, bölgede maden arama çalışmalarının başlaması çevre ve insan sağlığı açısından tam bir felaket anlamına geliyor. Bölgeyi bekleyen tehlikeler başlıklar halinde şöyle;
 
1. Ekosistemin bozulacak
 
2. Hava kirliliği ve sağlığa yönelik tehditler ortaya çıkacak : Aşırı toz, asit yağmuru, kükürt oksitlerin yaratacağı sağlık tehlikeleri, azot oksitlerin oluşturduğu sağlık etkileri
 
3. Gürültü kirliliği olacak
 
4. Ağır metal kirliliği yaşanacak
 
5. Aşırı su tüketimi kaynakları tüketecek
 
 6-Yöreye özgü endemik bitkiler tükenecek
 
Çevrecilere göre, tehditleri görmezden gelmek imkansız. Zira bunun örnekleri Türkiye’de sıkça yaşanıyor. Bu yüzden çevreciler yetkililere sesleniyor;
 
” Trakya bölgesinde sanayi ve deri fabrikalarının yol açtığı kirliliğin Ergene Ovası’nda verimliliği olağanüstü düşürdüğünü, Dilovası’nda yaşanan çevresel sorunların kanser ve kalp hastalıklarında artışa yol açtığını göz önünde bulundurursak Çal Dağı ve çevresinde yaşanacakları tahayyül etmek zor değil. Önce Çal Dağı ve çevresi, sonra Turgutlu ilçe merkezi, sonra Manisa, peşinden İzmir ve Denizli derken bu halka yıllar içinde genişleyip duracak. İnsanlarımız bilinmedik hastalıklara yakalanacak, topraklar verimsizleşecek, insanlar ölmese de, açlık ve çaresizlikten perişan olacak. Birileri bu katliamı durdursun”
 
‘Şirket ne diyor? ‘
 
Çal Dağı’na maden ocağı kurma girişimi nedeniyle, tepkilerin odağında bulunan Sardes Madencilik konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. İnşaat Müdürü Köksal İbrahimoğlu imzası ile yapılan açıklamada şöyle denildi;
 
“Hakkında devletin çeşitli kurumlarınca verilen “ÇED Olumlu” belgesi olan, bu ÇED raporu bağımsız uzman bilirkişiler ve bağımsız yargı tarafından da incelenerek onaylanan bir proje için “çevreye zarar verecek” iddiasında bulunulması projeyi karalamaya yönelik, art niyetli, mesnetsiz ve tamamen gerçekdışı bir söylemden öteye geçmemektedir.
 
Şirketimiz, çevreyle uyumlu ileri teknoloji kullanarak yapacağı 400 milyon Dolar tutarında doğrudan yatırım, ülkeye sağlayacağı 2 milyar Dolar civarında döviz girdisi ve bölgede yaratacağı yaklaşık 1000 kişilik istihdam ile Turgutlu’ya önemli bir ekonomik canlılık getirecektir. Madencilik yatırımlarının ekonomik çarpan faktörü göz önüne alındığında, dolaylı ekonomik katkı ve istihdamın yukarıdaki rakamlardan çok daha fazla olacağı da açıktır.”
 
 
KAYNAKÇALAR
 
www.hurriyetport.com Ramazan Güntay
Naci Kaptan

 

This entry was posted in Dizi Yazilari, Madencilik ve Yeralti Kaynaklari and tagged . Bookmark the permalink.

1 Response to EMPERYALİZMİN AĞALARI ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ VE MADEN ÇIKARTILAN ÜLKELERİ BEKLEYEN TEHLİKELER – III

  1. Pingback: DOĞA-ÇEVRE-TALAN *** ÇALDAĞI YOK EDİLİYOR * 2 milyon ağaç kesilecek | Cumhuriyetimiz İçin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *