FETULLAH GÜLEN ve MİT *1-2-3* – MİT, FETÖ için tam 20 yıl önce uyardı – FETÖ, hile dönemine komiser yardımcıları kurasıyla başladı * Doğru söyleyeceğine yemin etti ama her şeyi inkar etti

sozcu.com.tr
Saygı Öztürk
15 Aralık 2016

MİT, FETÖ için tam 20 yıl önce uyardı

17 Aralık 1996 tarihli MİT raporu, FETÖ’nün stratejisini net bir biçimde ortaya koydu. Devletin adım adım takip ettiği terör örgütü, o rapordan tam 20 yıl sonra kanlı bir darbeye kalkıştı…

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Sönmez Köksal imzalı, 17 Aralık 1996 tarih ve 11.001.156/24746 sayılı “İnceleme” başlıklı yazı Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’na ulaştığı gün Teftiş Kurulu Başkanı Osman Nuri Oduncu Ankara dışındaydı. Konunun aciliyetini bilen başkan yardımcısı, mahkemeye gönderilecek dosyayı incelemeye başladı. Tüm Türkiye’nin merak ettiği raporu, MİT’in ne yazdığını ilk öğrenenlerden birisiydi.

Sayfaları çevirmeye başladı… Raporda adı geçen herkese dair MİT arşivlerinde bulunan bilgilerin bir özeti aktarılıyordu. Başkan Yardımcısı, kimler hakkında neler yazıldığını merak etmişti. Sayfaları çevirirken gözüne takılan isimlerden birisi de Fetullah Gülen’di. Hatta en ayrıntılı bilgi, onun hakkında verilmişti. Başkan Yardımcısı daha ilk satırda Fetullah Gülen’in babasının adına takıldı. Dosyada baba adı “Ramis” yazıyordu. Bunun “Ramis” değil, “Ramiz” olabileceğini düşündü. İçinden “Bu da benim sorunum değil” dedi… MİT’in gönderdiği raporun 11. sayfasında “Araştırılmasında Fayda Görülenler” ara başlıklı bölümde Fethullah Gülen’le ilgili şunlar yazılıydı:

“Fetullah Hocacıların CIA’nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu iddialarının, Maliye Bakanlığı müfettişlerinin Fetullah Gülen’in mali kayıtlarını incelemesi ile İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda çözülebileceği değerlendirilmektedir…”

14 YAŞINDA VAİZ
MİT, Fetullah Gülen için bu görüşü rapor ediyor… Bu rapordan tam 20 yıl sonra Fetullahçı Terör Örgütü Türkiye’ye uçurumun kenarına getirdi… FETÖ’nün elebaşı Fetullah Gülen’in, beş yaşında Kuran’ı Kerim öğrenmeye, 14 yaşında vaizliğe başladığını belirtiliyor… Gülen’in Diyanet’te bulunan dosyasına ulaştığımda çok ilginç bilgilere rastladım.

Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, Fetullah Gülen’in dini bilgisini yetersiz bulmuş. Gülen, vaizlik sınavına 25 Mayıs 1959 tarihinde Kırklareli’de giriyor. Sınav evrakı incelendiğinde Gülen’in 1959 yılında girdiği vaizlik sınavından 50 tam puan üzerinden ancak 33 puan aldığı görülüyor. Gülen Ayet-i Kerime’den 6 puan, Hadis-i Şerif’ten 8 puan, Kelam’dan 5 puan, Fıkıh’tan 8 puan, Takrir’den 6 puan olmak üzere puanı 33’te kalıyor. Ancak bu, Gülen’in vaiz olabilmesinin yolunu açmaya yetiyor.

‘İlmi kifayetini belirtecek mahiyette değil’
VAİZİN RİSALELERİ…
Fetullah Gülen’in el yazısıyla yazdığı risaleleri inceliyorum. İtikata, ibadete dair yazdıkları var. Bu risaleleri Din İşleri Yüksek Kurulu’na gönderiyor. 25 Mart 1966 tarihinde Din İşleri Yüksek Kurulu’na, vaiz adayı Fetullah Gülen’in risalesi geliyor. Kurul uzmanları bunu inceliyor. Din İşleri Yüksek Kurulu, 28 Nisan 1966’da Ali Rıza Hakses’in başkanlığında üyeler Hüsnü Erdem, Şehit Oral, İsmail Ezherli, İbrahim Eken, Esat Kılıçer, Ahmet Baltacı, Hasan Ege’nin katılımıyla toplanıyor ve vaiz adayı Fetullah Gülen’in risaleleri için şu kararı veriyor:

RİSALELERİ BEĞENİLMEDİ
“Yüksek başkanlıkça 25 Mart 1966 tarih ve 21820 sayı ile Din İşleri Yüksek Kurulumuza havale buyrulan Kırklareli vaiz adayı Fetullah Gülen’in risalesi incelendi. Adı geçen vaiz adayının gönderdiği Risale, tamime uygun bir şekilde olmadığı, mevzuu ile alakalı ayeti Kerime ve Hadis Şerifleri Risalesine almadığı gibi konu ile ilgisi bulunmayan sözleri de zikrettiği cihetle ilmi kifayetini belirtecek mahiyette bulunmadığından adaylığı müddeti sonuna kadar tamime uygun yeni bir Risale göndermesinin kendisine bildirilmesini uygun olacağına karar verildi.”

MİT’in, 1996 yılında hazırladığı raporda, Fetullah Gülen’in 1942 yılında Erzurum’da doğduğu belirtiliyordu. Rapor, Fetullah Gülen’in yaşamının ilk 26 yılına hiç değinmeden doğrudan İzmir’de yaptığı çalışmalarla devam ediyor…

19 Nisan 1980 günü FETÖ’nün örgütlenme talimatını verdi.İşte 17 Aralık 1996 tarihli MİT raporunda Fetullah Gülen… 1968: Bu yıl itibarıyla İzmir Merkez Vaizi, İzmir İmam Hatip ve İlahiyatta Öğrenci Yetiştirme Derneği, Kestanepazarı Kuran Kursu öğreticisi görevlerinde bulundu.

1969: Ağustos ayı içinde İzmir Buca’da kendi yönetiminde olan dernek ve Kestanepazarı Kuran Kursu’nda okuyan 100 öğrencinin katılımıyla bir kampta, Kuran okumanın yanı sıra Risalei Nur eğitim yapıldı. (…)

1971: Ocak’ta İzmir İmam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesi ile dernek idare heyetinden çıkarıldı. Aynı yıl itibarıyla Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından ifadesi alındıktan sonra hakkında dava açıldı. Vaaz etme yetkisi alındı.

1973: Edremit’e tayin edilmesine rağmen, İzmir’de ikamet ederek cuma günleri Edremit Alemzade Camii’nde vaaz verdi ve her gelişinde Nur toplantıları düzenledi. Aynı yıl itibarıyla Edremit Vaizi görevi sırasında yaz aylarında Edremit civarında açılmış olan kamplarda Nurculuk faaliyetlerini organize etti. (…)

1976: Ağustos ayı başında İzmir Bornova ilçesi vaizliğine atandı. İstihbarat notunda münfesih MSP yanlısı Nurculardan Gülen’in, İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesini arzuladığı, Türkiye’de İslami bir devrim için yurt sathında teşkilatlanmaya önem verdiği yer aldı. İzmir-Bornova Merkez Vaizi olduğu dönemde vaaz bantlarının yurt sathında dağıtılmasını sağlatarak Nurculuk propagandası yaptı.

MİT raporunda FETÖ elebaşının hayatının ilk 26 yılına dair bilgi yer almıyor. Gülen MİT raporundan 3 yıl sonra ABD’ye kaçtı…

HURUÇ HAREKATI BAŞLASIN
1980: 19 Nisan’da İzmir’de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; birkaç gün içerisinde “Huruç Harekatı” (Atılım Harekatı) başlatılacağını, bu harekat için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslam harekatının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını” belirtti. “Huruç harekatının başarıya ulaşması için bütün yurtta kendi binalarında ve kiralayacakları müsait yerlerde orta ve yüksek öğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvelerini vermesi, kendi fikirleri doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi ile özellikle Türkiye’deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönlerinde faaliyet göstermeleri gerektiğini” ifade etti.

(…) 13 Eylül’de Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nca kendisini yakalamaya yönelik yapılan operasyonu haber alması sonucu, İzmir’den Erzurum’a kaçtı. 16 Ekim’de müstafi addedilmek için Erzurum’dan 20 günlük daha sonra Kayseri Tıp Fakültesi’nden 45 günlük rapor alıp Bornova Müftülüğü’ne gönderdi. Aralık’ta Çanakkale’ye tayinini yaptırdı.

PSİKİYATRİ RAPORU ALDI
1981: Ocak ayı itibarıyla Isparta ile Uluborlu’da bulunan Islah Sitesi’ndeki “İmam Hatip Lisesi Öğrencilerini Koruma ve Yetiştirme Derneği” merkezinde gizlendi. 27 Şubat’ta Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nden 20 günlük rapor aldı. 22 Mart’ta Çanakkale Müftülüğü merkez vaizliğinden istifa etti. Ankara’da Nurcu liderlerden diş kliniği sahibi H. Toprak’ın evinde saklandı. (…)

1985: Ege Ordu ve İzmir-Antalya illeri Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 7 Şubat 1985 tarihli yazısı ile arananlar listesinde ye aldı. 18 Mayıs itibarıyla, kendisini maddi yönden destekleyen zenginlere hitaben İstanbul-Altunizade’de bir konuşma yaptı ve özel okullara maddi yardımda bulunmaları için etkileyici öğütlerde bulundu.(…) Genelkurmay Başkanlığı tarafından çıkarılan aranan şahıslar kitabının 2. kategori, 15. sayfa ve 588 sırasında arananlar arasında yer aldı.

1987: İstanbul’daki evinde, imamlarına eğitim vermeye başladı. Ağustos ayında öğrencilerine yaptığı konuşmada; “Alparslan Türkeş ile görüştüğünü, Türkeş’ten cemaatini şeriat doğrultusunda yetiştirmesini istediğini, onun da kabul ettiğini” ifade etti. 6 Eylül günü yapılan seçim yasaklarıyla ilgili referandumda, Turgut Özal’ı desteklemek maksadı ile Nurcuların “hayır” oyu kullanmalarını sağladı.

1990: Şubat’ta Korkut Özal’ın dünürünün İstanbul’daki evinde, “ANAP’ın geleceği ile ilgili” toplantıya katıldı.(…)

1991: Genel seçim arifesinde kapatılan MHP yerine kurulan Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) 3.5 milyar lira para yardımda bulundu ve  seçimlerde MÇP ile ittifak yapan RP’yi destekledi.

1992: Azerbaycan’a giderek, TV kurma çalışmalarını başlattı. Aynı tarihte Risalei Nur Enstitüsü’nün çalışmalarını yönlendirmek maksadıyla gizli olarak ABD’ye gitti. Ardından Avustralya’ya geçerek, Türk öğrencilerin eğitim gördüğü okul ve yurtları ziyaret etti. Ayrıca, kuracağı üniversitelerde ders verdirmek amacıyla söz konusu ülkelerdeki çeşitli profesörlerle de görüştü. MÇP’den ayrılarak yeni bir parti kurma çalışmaları içerisine giren Muhsin Yazıcıoğlu’na maddi manevi destek verdi.

BÜYÜKELÇİLERLE GÖRÜŞTÜ
1995: Yıl içerisinde, ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya’nın Türkiye’deki büyükelçileri, tarafından ayrı ayrı ziyaret edildi. Devlet yanlısı beyanları sebebiyle İBDAC örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından ölümle tehdit edildi. (Salih Mirzabeyoğlu’nun bu tehdidi, Gülen’in artık “Devlet korumasına” alınmasının da yolunu açıyordu. Gülen rapordan 3 yıl sonra ABD’ye kaçtı.)

sozcu.com.tr
Saygı Öztürk
16 Aralık 2016

FETÖ, hile dönemine komiser yardımcıları kurasıyla başladı

Yıl: 1991… Polis Akademisi’nden yeni mezun olan komiser yardımcılarının görev yerleri kurayla belli oluyor… İlk hile de işte burada yapılmak isteniyor… Ancak FETÖ’nün oyunu Emniyet Müdürü’nün gece yarısı yaptığı baskınla bozuluyor. İşte yaşananlar ve sonrası:

Fetullah Gülen cephesinde bunlar olurken, komiser muavini olarak atanacak Polis Akademisi mezunlarının kura çekiminde ise ilginç bir olay yaşanıyordu. Ünal Erkan’ın valilikten 1991 yılının Temmuz ayında Emniyet Genel Müdürlüğü koltuğuna oturması memnuniyet yaratmıştı. Emniyet içinde “Teşkilatımız elden gidiyor. Cemaatle bağlantılı gençler, özel sınıflara dolduruluyor, altı aylık eğitimden sonra komiser muavini olarak göreve başlatılıyor” yakınmaları yükseliyordu.

MÜDÜR HABERDAR OLUNCA
Emniyet’teki yapılanmanın bu boyutlara ulaşması hayli yadırganıyordu. Artık işi o kadar ileriye götürmüşlerdi ki, Polis Akademisi’ni bitirenlerin mezuniyet töreninin ardından komiser muavinlerinin “kura çekip” görev yerleri belirleneceği zaman müthiş bir hileye de başvuruluyordu.Kura çekimi saat 24.00 civarında yapılıyordu. Emniyet Genel Müdürü Ünal Erkan, kura çekiminde “bir şeyler döndüğü”nden haberdar oldu. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ümit Erdal’la birlikte sivil plakalı otomobille Polis Akademisi’ne gitti. Nizamiye nöbetçisi polis, sivil plakalı araçla Akademi’ye girmek isteyenleri durdurdu.

Şoför, “Sayın genel müdürümüz ve genel müdür yardımcımız” dediğinde polis onları tanımıştı. Hemen toparlandı. “Buyurun sayın genel müdürüm” dedi. Onlar hızla geçerken, giriş katının üstünde kura çekimi devam ediyordu.

ÇEKİLİŞİ DE ‘İMAM’ YAPIYOR
Bazı kişilerin nereye atanacağı önceden belliydi. İstihbarat Dairesi ile Personel Dairesi en gözde yerlerdi. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ümit Erdal’a gelen ihbarda da “Işık Evleri”nde eğitilmiş komiser muavinlerinin önemli görevlere getirilmesi için isimlerinin farklı torbaya konulduğu bildirilmişti. O torbaların başında ise oğluna Sait, kızına Nur adını veren, yani Nurcuların lideri Saidi Nursi’yi çağrıştıran “İmam” diye bilinen Emniyet mensubu bulunuyordu.Yaşanan olayı, Ünal Erkan’dan dinledim. Erkan, çekilen kuraları niçin iptal ettiğini şu sözlerle anlattı:

Ramazan Akyürek

GENÇ MEZUNLAR ŞAŞKIN
“O saatte ben ve yardımcım Akademi’ye gittik. Öğrenciler, sanki tek bir torbada atanacakları yerler varmış gibi kura çekildiğini sanıyordu. Ancak, öyle değildi. Masanın üzerinde bir torba var, masanın altında da başka kura torbaları var. Bazı komiser muavinlerinin atandığı yerler, masanın üstünde herkesin gördüğü torbadan değil, masanın altında bulunan torbadan çekiliyordu. Komiser muavini, kura için geldiğinde listeden isimleri kontrol ediliyor, masanın altındaki torbalardan birisinden çıkarılan kâğıtla onların nereye atandığı söyleniyordu.”  Böylece, masanın altındaki torbalarda isimleri bulunan öğrencilerin Emniyet Genel Müdürlüğü’nün istedikleri birimlerine, istedikleri illere atanmaları sağlanıyordu.

KADROLAR TASFİYE EDİLDİ
Baskına uğrayan görevliler şaşırmıştı. Ümit Erdal ve bazı görevliler masanın altındaki torbaları çıkarttı. Tutanak tutulmaya başlandı ve müfettişlerin olaya el koymaları için talimat verildi. Ünal Erkan, Emniyet’te böyle bir olay yaşandığı için üzülmüştü. Emniyet teşkilatına komiser muavini olarak atanacak gençler de masa altındaki torbaları gördüğünde şaşırmıştı. Şimdi ne olacağını merak ediyorlardı. Ünal Erkan oradan ayrılırken “Çekilen kuralar iptal edilmiştir. Yeni kuranız bir iki gün içinde yapılacaktır” dedi.

Büyük bir sessizlik oldu. Gece yarısı oyun bozulmuştu. Soruşturmalar başlıyor, bu arada illerde bazı kadrolar değiştiriliyordu. Polis Akademisi’ndeki olaydan önce İstihbarat Dairesi hareketliydi. İstihbarat biriminde daha çok ülkücü olarak tanınan emniyet mensupları bulunuyordu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü Kemal Yazıcıoğlu, ülkücü grubun önde gelen isimlerden birisiydi. Görevden alınıp yerine Ömer Tüzel atanırken, Yazıcıoğlu’nun kadrosu da tasfiye ediliyordu.

Adil Serdar Saçan, FETÖ’cülerin hedefindeydi Kumpas davasında yargılandı.

İŞTE YENİ GÖREV YERLERİ
Asayiş Şube Müdürlüğü’nde görevli komiser Adil Serdar Saçan da bu değişiklik kapsamında Muş’a atanıyordu. Kısa bir süre sonra, Yazıcıoğlu, İstihbarat Dairesi’ndeki bazı arkadaşları aracılığıyla Adil Serdar Saçan’ı İstihbarat Dairesi Başkanlığı Haber Alma Şubesi’ne tayin ettirmişti. Mustafa Gülcü ise aynı şubede emniyet amiri olarak görev yapıyor, Faruk Ünsal, Ramazan Akyürek de aynı dairede bulunuyordu. Ankara İstihbarat Şubesi’nde Arif Akkale, İzmir’de Celal Uzunkaya görev yapıyordu.

İHBAR MEKTUBU GELDİ
Emniyet’te ilginç ve o güne kadar uygulanmamış bir yönteme başvuruluyor, bazı makamlara ihbar mektupları gönderiliyordu. FETÖ’cü olarak bilinenler, kendilerini “ülkücü” diye gizliyor, kendilerinden olmayanları bu daireden uzaklaştırmak için “irticacı- Fetullahçı” yaftaları takıyorlardı. Hazırlanan listelerde Fetullahçılar değil, diğer görüşte olanların adı yer alıyordu.

Nurcuların liderlerinden Yeni Asya gazetesi sahibi Mehmet Kutlular, Saidi Nursi için Ankara Kocatepe Camii’nde mevlit okutuyordu. Türkiye’nin dört bir yanından Nurcular Ankara’da toplanıyor ve mevlit, gösteriye dönüşüyordu. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan bir gün önce Kocatepe’deki bu mevlit, Cumhuriyet’e karşı bir meydan okuma biçiminde yorumlanıyordu.

İstihbarat Dairesi’nde ilk çatlak nasıl ortaya çıktı?
Haber Alma Şubesi’nde görevli Komiser Adil Serdar Saçan, 28 Şubat 1989’da Saidi Nursi için okunacak mevlit için Kocatepe Camii’nde görevliydi. “İzleme Raporu”nu, başkomiseri Ramazan Akyürek’e verdi. Ancak, o rapor işleme konulmadı. Bunun üzerine Saçan, raporu bu kez şube müdürü Mustafa Gülcü’ye verdi. İstihbarat dairesinde ilk çatlak ortaya çıkmıştı. İpler kopmaya, saflar ayrışmaya başlamıştı.

DAİRELERİ ELE GEÇİRME TAKTİĞİ
İstihbarat Dairesi’nin genç elemanları Mustafa Gülcü, Ramazan Akyürek, Faruk Ünsal, Arif Akkale, Celal Uzunkaya, ve Adil Serdar Saçan, “irticacı oldukları” iddiasıyla görevden alındılar.Ramazan Akyürek görevden alındıktan kısa süre sonra İstihbarat Dairesi’nde etkili olan bir Emniyet mensubunun kefil olmasıyla bir ile istihbarat grup amiri olarak gönderildi. Fetullahçı grubun oyununa geldiğini ilk fark edenler Gülcü ve Saçan olmuştu. kendilerini “Fetullahçı” diye ihbar edenler, Fetullahçılardı! Onlar görevden uzaklaştırıldıklarında yerlerine de aynı görüşte olanlar atanmıştı. Daireleri ele geçirme taktiği tutmuştu…

Bir dönem aynı dairede görevli olanların her birinin başına ilginç olaylar geldi. Mustafa Gülcü, telefon konuşmalarından dolayı hakkında açılan soruşturmadan sonra görevden alındı. “Ergenekon Soruşturması” kapsamında Adil Serdar Saçan 16 ay tutuklu kaldı. Saçan Ergenekon davasında 14 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Faruk Ünsal, Sakarya Emniyet Müdürlüğü döneminde bazı kişileri koruduğu iddiasıyla tutuklandı ve yargılaması devam ediyor. Celal Uzunkaya da bir kişiyle yaptığı telefon konuşması gerekçe gösterilip Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı’ndan alındı ve uzun süre kızakta tutulduktan sonra aktif göreve verildi. Arif Akkale de en verimli döneminde merkeze çekildi.

2000/124 dosya numaralı sanık: Fetullah Gülen
Ankara Adliyesi’ndeki 2000/124 sayılı dosyanın üzerinde “Fetulah Gülen” yazıyor. O dosyada Feto “Laik devlet yapısını değiştirmek amacıyla yasa dışı örgüt kurarak faaliyetlerde bulunmak” iddiasıyla suçlanıyordu. Bu dosya yalnızca Feto’nun yargılanmasını sağlayan dosya değildi…

Aynı zamanda, 1958 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı vaizlik kadrosunu almasıyla başlayan ve yakın döneme kadar yalnızca Türkiye’de değil birçok ülkede okulları, dershaneleri, yurtları, TV’leri, gazeteleri, vakıfları, dernekleri, bazı kamu kurumlarında kendisine gönül veren binlerce kişiyi kontrol eden Feto’nun gücünün yargılanmasını içeriyordu. Binlerce sayfa doküman, tanık sözleri, devlet belgeleri, müfettiş raporları bu dosyada yer aldı. Mahkeme, Gülen hakkında cezanın beş yıl ertelenmesi kararı verdi, yani kesin hükme bağlanması ertelendi.

SAVCI: CEZA ALMALI
Ama daha sonra DGM’nin bu kararına karşılık Feto’nun avukatları “beraatine hükmedilmesi” istemiyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Mahkeme “beraat” kararı verdi. Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci bu kararı temyiz etti. Yargıtay, Feto hakkında nihai kararını verdi. Bu kararın özeti şöyleydi: “DGM hükmün ertelenmesi kararı vermemeliydi. Yani cezalandırmalıydı. 11. Ağır Ceza Mahkemesi beraat kararı veremez. Bu yasaya aykırıdır. Gülen, laik devleti yıkıp şeriat hükümlerine dayalı bir sistem kurmak amacıyla örgüt kurmaktan ceza almalı.” Ama dava zamanaşımına uğradı. Yani Gülen, ceza alması gerektiği dönemde hüküm ertelemesiyle, sonra da zamanaşımıyla cezalandırılmaktan kurtuldu. Bundan sonraki süreçte, Yargıtay Gülen’in beraat kararını onayladı.

ARTIK HERKES BİLİYOR
Feto’nun “sağlık için” gittiği” belirtilse de yıllarca ABD’de kalmasına neden olan dava sürecine bakalım. Uzmanların ortaya koyduğu tez, “FETÖ, devleti ele geçirmek için ülkeyi bir ağ gibi saran tehlikeli bir örgütlenmedir” biçiminde.O gün hükme bağlanamayan Gülen ve örgütünün bugün ülkenin tüm damarlarında hâkim, etkin ve var olduğunu hemen herkes kabul ediyor.

ÖRGÜTÜ AMERİKA’DAKİ BU MALİKANEDEN YÖNETİYOR
Feto, 1999 yılında Amerika’ya kaçtı. Burada Pensilvanya’daki lüks bir malikaneye yerleşti. Tüm faaliyetlerini burada yürüttü. FETÖ’nün firari elebaşı Fetullah Gülen, 2000 yılında hakkında açılan dava nedeniyle Amerika’da ifade verdi. Feto, yemin ederek başladığı ifadesinde her şeyi inkar etti.Doğru söyleyeceğine yemin etti ama her şeyi inkar etti

sozcu.com.tr
Saygı Öztürk
17 Aralık 2016

Teröristbaşı Feto, ‘laik düzeni yıkmak’ iddiasıyla hakkında açılan davada yargılandı. İddianamede FETÖ’nün yapısı anlatılıyordu. Gülen, savunmasını firar ettiği ABD’de yaptı. Yemin altında konuştu ama her şeyi yalanladı.Fetullah Gülen’in Ankara DGM’de davasının devam ettiği günlerde ifadesi alınmak istendi. Türkiye ile ABD arasındaki İade ve Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşması’nın 25. maddesi uyarınca 6 Kasım 2001 tarihinde ifadesi alındı. İfade alınırken New Jersey Eyaleti Noteri Mary Ann Adams ve Gülen’in iki avukatı da hazır bulunuyordu. İfade alınırken resmi tercümanın yanı sıra, tercümelerde bir hata olmaması için kendi tercümanı Rüştü Kalyoncu da duruyordu.

HAKİM YEMİN ETTİRDİ
Bu arada bir teybe de ifadelerini kaydediyorlardı. Gülen, sözlü ifadesini okuduktan sonra altına şu notu düşüp imzaladı: “Ben Fetullah Gülen, 6 Kasım 2001 Salı günü alınan ifademi okudum ve aşağıdaki değişiklikleri yaparak imzaladım.” Hakim, ifade almaya başlarken, Feto’ya doğru söyleyeceğine ilişkin yemin ettirdi. Gülen, “Söyleyeceğim her şeyin doğru olduğu konusunda Allah huzurunda, şerefim üzerine ant içerim” dedi. Sorgucu, haklarını anımsattıktan sonra sorular teker teker yöneltildi.

ÖRGÜT ÜYESİ DEĞİLMİŞ!
Soru: Türkiye’deki laik yönetim yapısını, İslamcı bir yönetimle değiştirmeyi savunmak ve istemekle suçlanıyorsunuz. Size bu suçlamaları içeren bir metin verildi mi?
Cevap: Evet, avukatıma verildi. Ben de hakkımdaki suçlamaları okudum.
Soru: Herhangi bir örgüte üye misiniz?
Cevap: Hiçbir örgüte, hiçbir zaman üye olmadım.
Soru: Sizin bilginiz çerçevesinde, sizin adınıza herhangi bir örgüt kuruldu mu?
Cevap: Böyle bir örgütle hiçbir ilişkim yok. Zaten böyle bir örgütün varlığından da haberim yok.
Soru: Peki yönetimdeki bazı kişileri değiştirmeye çalıştınız mı?
Cevap: Bunu, rüyalarımda bile görmedim. 25 yaşındayken, parlamento üyesi olma teklifi kapıma, ayağıma geldi. Ben bu görev yerine Allah’a yakın olmayı seçtim.

TEYBİ KAPATMAK İSTEDİ
Gülen konuşmasının devamını getirecekti. Yanındaki özel tercümanı Rüştü Kalyoncu “bunların kayıtlara geçmemesini” ve o an çalışmakta olan teybin kapatılmasını istedi. Türkiye’den gönderilen soruları Fetullah Gülen şöyle cevaplandırdı:
Soru: Yönetimin laik yapısını değiştirmeye çalıştınız mı?
Cevap: Hiçbir zaman böyle bir eğilimim olmadı. Hiç böyle bir şey düşünmedim.
Soru: Kaydedilmiş bu konuşmalarınızın herhangi birinde, Türkiye’deki laik yönetimin değişmesini savundunuz mu?
Cevap: Bu anlama gelebilecek hiçbir kelime sarf etmedim. Çünkü 40 yıldır vaaz veriyorum.

İŞTE TÜRKİYE’YE GÖNDERİLEN O İFADE

Feto, DGM’ye gönderilmek üzere 56 sayfalık yazılı savunma yaptı.

OKULLARI DA İNKAR ETTİ
Soru: Sizin adınıza Türkiye veya başka ülkelerde okullar açıldı mı?
Cevap: Benim adıma açılmadı. Nerelerde okul açtıklarını ise bilmiyorum.
Deneyimli hâkim sorularını yöneltmişti. Verilen cevaplar kendisini tatmin etmemişti. Biliyordu ama yapacağı da başka bir şey yoktu. Teyp kapatıldı. Ara verildi. Feto, avukatlarıyla ve tercümanıyla birlikte, sorulara verdiği cevapları değerlendirdi. Türkiye’ye gönderilmek üzere 56 sayfalık yazılı ifade verdi. Ve ifade noterin içeri alınmasıyla son buluyor. Ancak Gülen’in verdiği bu ek belgenin ne olduğu belirtilmiyor.

56 SAYFALIK SAVUNMA
Gülen, yargılandığı DGM’ye gönderdiği 56 sayfalık savunma metninde suçlamaları reddediyordu. Gülen savunmasında “iddialar içinde montaj, değiştirme ve çıkarmalar” olduğunu ileri sürerek, televizyonlarda kendi sesinden ve görüntüsünden yayınlanan ve dinleyenlerin tepkisini çeken, dahası bu görüntü ve konuşmaları ile hakkında dava açılmasına neden olan hemen her şeyin “düzmece” olduğunu ileri sürüyordu.
İddianamede, FETÖ’nün faaliyetleri nasıl anlatıldı?

2000’de hazırlanan iddianamede, oluşturduğu ekiplerle köy ve semtleri dolaşıp zeki ve becerikli öğrencileri seçerek sağladığı imkânlarla kendisine bağladığı; sanığın düşüncelerinin, öğrencilere ev, okul ve kamplarda beyin yıkama metotlarıyla öğretildiği yazıyordu. Ayrıca; şeriat düzeni hedefine ulaşmak için özellikle gençlik kesimini sabırlı bir yöntemle kendisine bağlamayı hedefleyen bir strateji takip ederek bunlar aracılığıyla toplumun bütününe hâkim olmayı ve diğer yönden yürütme ve yasama erklerini hedefi doğrultusunda kullanmayı amaçlayan bir politika izlediği; bu amaçla yurtiçi faaliyetlerinden olarak 88 vakıf, 20 dernek, 128 özel okul, 218 şirket, 129 dershane ve 500 öğrenci yurdunun yanı sıra 17 yayın organı, gazete, televizyon istasyonu, ulusal bazda yayın yapan iki radyo istasyonu, faizsiz finans kurumu ve bir sigorta şirketini denetim altında bulundurduğu iddiaları yer aldı.

MEDYASI DA YOKMUŞ!
Fetullah Gülen, okulları için “Buralarda yapılacak araştırma ve incelemelerde, şahsımın herhangi bir okul ya da eğitim kuruluşuna sahip olmadığı ortaya çıkacaktır” diyor ve ekliyordu: “Bir medya grubunun, finans, sigorta vs. gibi ticari şirketlerin sahibi olduğum şeklindeki iddiaların hiçbiri doğru değildir. Toplumda bazı insanların tavsiye ve düşüncelerime daha fazla itibar edip, o yönde faaliyet göstermesi, benim ne onlarla ne de onların kurdukları ticari, mali kuruluşlarla hususi bir alakamın bulunduğu manasına gelmez.”

FETÖ’nün, kurduğu ‘paralel devlet yapısı’ da tarif edildi
Eğitim alanında zaman zaman devletten de ileri imkânlara sahip olduğu, önünde tek engel olarak gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızma politikasını sessiz ve derinden devam ettirdiği, subay ve astsubay çocuklarını kendi okullarına ve dershanelerine kaydettirmeye, böylece yetiştirilen çocukları askeri okullara sokmaya çalıştığı yönündeki iddialara ise tam bir yalanlama geldi: “Bu iddialar tamamen geçersiz ve dayanaksız olduğu gibi, bunlar bizzat mahkemelerce tekzip edilmiştir. Bu iddialar konusunda gösterilebilecek somut tek bir örnek var mıdır?”  Devlette ihtiyaç duyulacak bürokrat kadroları yetiştirme çabası içinde bulunduğu, bu doğrultuda yurtdışında altı üniversite ve yüksek okul, 236 lise, iki ilkokul, sekiz yabancı dil ve bilgisayar merkezi, üniversiteye hazırlık kursları ve öğrenci yurtlarını faaliyete geçirdiği yolundaki iddialara da Feto, bu okulların da yine kendisine ait olmadığını söyledi.

YANDAŞ KADRO YARATMA
İddianamede, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis eden sanığın mevcut sistemi yıkma yerine devlet modeline uygun bir örgütlenmeyle devlete alternatif bir sistem kurmayı hedeflediği, bu nedenle tüm devlet organlarında, yerel yönetimlerde, sivil sektörde örgütlediği tüm kadrolara orta vadede yandaşlarının getirilmesi veya bu kadroları işgal edenlerin kendisine bağlanmasını hedeflediği; uzun vadede ise tam bir kontrol sağlayabilmek amacıyla eğitim sektöründe yoğun bir faaliyet göstererek teşkilatlanma ve kadrolaşmayı yaygınlaştırmayı amaçladığı belirtiliyordu.Gülen, Atatürk hakkında olumsuz düşünce ve davranışları bulunduğu yolundaki suçlamaları da “çarpıtılmış’ iddialar olarak değerlendiriyor.

This entry was posted in Dizi Yazilari, Fetullah Gülen, İSTİHBARAT KURUMLARI, SAYGI ÖZTÜRK. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *