9 EYLÜL 1922 İZMİR’İN KURTULUŞU TARİHİMİZDE DÖNÜM NOKTASIDIR * NUTUK’TAN BÜYÜK TAARRUZ * Cumhuriyet Türk mucizesi * “Tunus’un Kairouan şehrinde yaşayan Bouhdiba Efendi haberi alır almaz şükür secdesine kapandıktan sonra duaya durdu: “Bize de Mustafa Kemal Paşa gibi bir serdar, Türk ordusu gibi bir ordu nasip et ey yüce Allahım.”

NUTUK’TAN BÜYÜK TAARRUZ

26 Ağustos 2015

Nutuk, Atatürk’ün 15-20 Ekim 1927’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (CHF) 2 nci Kurultayı’nda okuduğu uzun söylevdir. Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyetin ilk yıllarının ayrıntılı ve belgelere dayalı geniş bir özeti ve yorumudur.

Atatürk, Nutuk’ta, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’u şöyle anlatır:

***

20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16 00’da Batı Cephesi Komuta Merkezi’nde, yani Akşehir’de bulunuyordum. Kısa bir görüşmeden sonra, 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana saldırı için Cephe Komutanı’na emir verdim.

20/21 Ağustos 1922 gecesi Birinci ve İkinci Ordu Komutanlarını da Cephe Karargâhına çağırdım. Genelkurmay Başkanı ile Cephe Komutanı önünde saldırının nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu biçiminde açıkladıktan sonra, Cephe Komutanına o gün vermiş olduğum emri tekrarladım. Komutanlar işe koyuldular. Saldırımız, hem strateji hem bir taktik baskını biçiminde yapılacaktı. Bunun gerçekleşebilmesi için de, yığınağın ve düzenlemenin gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu. Bundan ötürü, her türlü hareket gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. Saldırı bölgesinde yolların düzeltilmesi gibi çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için kimi başka bölgelerde de benzeri yanıltıcı hareketlerde bulunulacaktı.

24 Ağustos 1922’de Komuta Merkezimizi ı Akşehir’den saldırı cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına getirdik.

25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan, savaşları yönettiğimiz Kocatepe’nin güneybatısındaki çadırlı ordugâha gittik.

26 Ağustos sabahı Kocatepe’de bulunuyorduk.

Sabah saat 5.30’da topçu ateşimizle saldırı başladı.

26 ve 27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, (Afyon) Karahisar’ın güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometre uzunluğunda 26 ve 27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, (Afyon) Karahisar’ın bulunan berkitilmiş düşman cephelerini düşürdük.

Yenilen düşman ordusunun büyük kuvvetlerini 30 Ağustos’a kadar, Aslıhanlar yöresinde kuşattık. 30 Ağustosta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Muharebesi adı verilmiştir), düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık.

Düşman ordusunun Başkomutanlığını yapan General Trikopis de esirler arasındaydı. Demek, tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu.

31 Ağustos 1922 günü ordularımız, ana kuvvetleri ile İzmir’e doğru yürürken, başka birlikleri ile de düşmanın Eskişehir ve kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere ilerliyorlardı.

Başkomutan Muharebesi’nin sonucuna kadar her gün büyük başarılarla gelişen taarruzumuzu , resmî bildirilerde pek önemsiz harekâttan ibaret gösteriyorduk. Maksadımız, durumu mümkün olduğu kadar dünyadan gizlemekti. Çünkü, düşman ordusunu tamamen yok edeceğimizden emindik. Bunu anlayıp, düşman ordusunu felâketten kurtarmak isteyeceklerin, yeni girişimlerine meydan vermemeyi uygun görmüştük. Gerçekten, bizim hareketimizi sezdikleri zaman ve saldırımızdan hemen sonra, bize başvuranlar olmuştur. Örnek olarak, biz taarruza devam ettiğimiz sırada, Bakanlar Kurulu Başkanı olan Rauf Bey’den, Ateşkes konusunda İstanbul’dan haber geldiğini bildiren, 4 Eylül 1922 tarihli bir telgraf almıştım.Verdiğim cevap aynen şöyledir:

Tel, makama özeldir.

5.9.1922

Bakanlar Kurulu Başkanlığı Yüce Katına

Anadolu’daki Yunan ordusu kesin olarak yenilmiştir. Yunan ordusunun yeniden sağlam bir direnmede bulunması artık düşünülemez. Anadolu için herhangi bir görüşmeye gerek kalmamıştır. Ateşkes anlaşması, ancak, Trakya için söz konusu olabilir. Bunun için, Eylülün onuna değin Yunan Hükümeti, ya doğrudan doğruya, ya da İngiltere aracılığıyla hükümetimize resmi olarak başvurursa, buna yanıt verilirken aşağıdaki koşullar öne sürülmelidir. O günden, yani Eylülün onundan sonra başvurulursa yanıt başka türlü olabilir. Bunun için de durum bana ayrıca bildirilmelidir:

1-Ateşkes anlaşmasının imzalandığı günden başlayarak on beş gün içinde Trakya, 1914 sınırlarına dek, hiçbir koşul ileri sürülmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin sivil görevlilerine ve ordu birliklerine bırakılmış olacaktır.

2-Yunanistan’da tutsak bulunan yurttaşlarımız on beş gün içinde İzmir, Bandırma ve İzmit limanlarında bize verilecektir.

3-Yunan ordusunun üç buçuk yıldan beri Anadolu’da yaptığı ve yapmakta bulunduğu yıkımları ödemeyi Yunan Hükümeti şimdiden üstlenecektir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı
Başkomutan
Mustafa Kemal

Doğrudan doğruya bana gönderilen bir telsiz telgrafta da, İzmir’deki İtilaf Devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunmak yetkisinin verildiği bildiriliyor; hangi gün ve nerede buluşabileceğim soruluyordu. Buna verdiğim yanıtta da, 9 Eylül 1922’de Nif’te (Kemalpaşa’da) görüşebileceğimizi bildirmiştim. Gerçekten dediğim günde ben Kemalpaşa’da bulundum. Ama, görüşmeyi isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında İlk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı.

Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ile ondan sonra düşman ordusunu bütünüyle yok eden ya da tutsak eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtımızı açıklamak ve niteliklerini anlatmak için söz söylemeyi gereksiz sayarım.

Her safhası düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren büyük bir eserdir.

Bu eser, Türk Milleti’nin hürriyet ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur. *1*

Turgut Özakman
Cumhuriyet Türk mucizesi

28 Eylül 1922-11 Kasım 1922

Bütün Türkiye günlerdir durup durup coşuyor, bayram ediyordu.Bir İstanbullu anı defterine şöyle yazdı: “Hastalık, parasızlık, acı, düşmanlık, gelecek kaygısı, her şey, her şey unutuldu. Her yer çılgınca sevinen mutlu insanlarla dolu. Sevinçten kucaklaşıp kucaklaşıp ağlaşıyoruz. Her yanda bayraklar. Milli Mücadele karşıtı beş hocayı üniversiteden kovdurmayı başaran öğrencilerin sevinci artarak sürüyor”

Asya, Ortadoğu ve Afrika’daki bütün Müslüman topluluklar da, bu mucize zaferi coşkuyla kutlamaktaydı. Hiçbiri bağımsız değildi. Hepsi sömürgeydi, işgal ya da denetim altındaydı, esirdi, geriydi. Dünya bu talihsiz insancıkların sevinç ve gurur dolu çığlıklarıyla inliyordu:  “Yaşasın Türkiyeeee!”

Türkler emperyalizmi yenmişti. Bir ilkti bu. Tarihin çok önemli bir dönemeci yaşanıyordu- Türk ordusu Anadolu’yu temizlemiş, Çanakkale’yi sarmış, İstanbul kapılarına dayanmıştı.

Kanlı oyunun son aşaması başlamıştı.Türkiye 1918’de yenilip teslim olduğu zaman hepsi yıkılmıştı. Türkler bile başa çıkamadığına göre ‘bu beyaz efendileri’ kimse yenemez diye düşünmüşlerdi. Ümitsizliğin dibine çöktükleri anda ‘Türklerin İngilizlere ve ortaklarına isyan ettikleri’ gibi inanılması zor haberler gelmeye başlamıştı.

“Neee?”

İşgale, parçalanmaya, paylaştırılmaya, sömürülmeye karşı çıkmıştı Türkler…”Acaba doğru mu?” Son haçlı saldırısına direniyorlardı…

“Direniyorlar ha!”
İngilizlerin ortaklarını, paralı askerlerini, kiralık katillerini ardarda yeniyorlardı…”Yarabbi bu bir rüya ise ne olur uyandırma!” Bu olağanüstü mücadeleyi dört yıl boyunca, Türklerin kazanması  için dua ede ede, içleri titreyerek izlemişlerdi. Ezilen, sömürülen, hor görülen İslam dünyası için bu bir onur sorunuydu. Sonunda büyük haber gelmişti: Müslüman Türkler bütün beyaz efendileri, adamları, yamakları,uşakları, beslemeleri, soytarıları, alkışçıları ve çığırtkanlarıyla birlikte yenmişti!

Milyonlarca yanık, kavruk ses göğe yükseldi: “Elhamdülillaaaaah!”
Malezya’dan Nijerya’ya kadar Asya ve Afrika’daki bütün Müslüman topluluklar sevinçle dalgalandı. Birçok şehir M. Kemal Paşa’nın resimleriyle donatıldı, Gazze’de ve Nablus’ta pencerelere Türk bayrakları asıldı.

İngilizler Nehru ile öteki Hint liderlerini hapsetmişlerdi. Liderler kaldıkları koğuşları Türk zaferi şerefine çiçekli dallarla süslediler.Bu olay Müslüman olmayan sömürgelerde de bağımsızlık ve özgürlük ümidini yeşerteçekti. Tarihin akışı değişiyordu.

Tunus’un Kairouan şehrinde yaşayan Bouhdiba Efendi haberi alır almaz şükür secdesine kapandıktan sonra duaya durdu: “Bize de Mustafa Kemal Paşa gibi bir serdar, Türk ordusu gibi bir ordu nasip et ey yüce Allahım.”

İSLAM dünyasını coşturan bu zafer dünyayı şaşırtmış, özellikle İngilizleri çok sarsmıştı. Yüz yıllık bir ön hazırlığın ürünü olan Sevr Andlaşması ile onun kadar önemli olan Üçlü Anlaşma suya düşmüş, bütün çabalar boşa gitmiş, bütün planlar çökmüştü… *2*

*1* http://www.ahmetakyol.net/nutuktaki-buyuk-taarruz/
*2* Turgut Özakman – Cumhuriyet Türk mucizesi kitabından

This entry was posted in ATATURK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, Tarih. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *