ENKAZ DEVRALMAK CIA Tarihi * Bölüm 5 (Legacy of Ashes – The History of CIA) Tim Weiner

ENKAZ DEVRALMAK CIA Tarihi * Bölüm 5
(Legacy of Ashes – The History of CIA) Tim Weiner


Naci KAPTAN / Güncellendi 30 Mayıs 2021
İlk Bölümler
BÖLÜM 1   http://nacikaptan.com/?p=1242
BÖLÜM 2   http://nacikaptan.com/?p=1261
BÖLÜM 3   http://nacikaptan.com/?p=1284
BÖLÜM 4   http://nacikaptan.com/?p=1307

Ajax Operasyonu (1953) (resmi adı: TP-AJAX)
Birleşik Krallık ve ABD tarafından İran’ın demokratik olarak seçilen milliyetçi kabine ve başbakan Muhammed Musaddık’ı devirmek ve Pehlevi ailesini yeniden iktidara getirmek amacıyla düzenlenen örtülü harekâttır.İran başbakanı Musaddık petrol endüstrisini millileştirdikten sonra CIA ve Britanya istihbaratı tarafından düzenlenen bir darbe ile düşürülmüştü.
“CIA, kiraladığı adamlarla Tahran’da Şah yanlısı, Musaddık aleyhtarı gösteriler başlattı. Bazı dinî liderlerin de (genç Ayetullah Humeyni gibi) katılımıyla kalabalıklar büyüdü. Meclisi kuşattılar, bazı kabine üyeleri rehin alındı,dört büyük gazetenin büroları basılıp yakıldı, Musaddık’ın parti binası yağmalandı. Roosevelt’in talimatıyla telgraf idaresi, Propaganda Bakanlığı, polis karakolları ve askerî karargâhlar vuruldu. Üç kişinin öldüğü çatışma sonrasında CIA radyo binasını ele geçirip yayın yapmaya başladı. Zahedi, saklanmakta olduğu evden alınıp başbakanlık koltuğuna oturtuldu. O gün Tahran sokaklarında yüzlerce insan öldü. Ayrıca, bunun iki mislinden fazlası da iyi biçimde savunulan Musaddık’ı ele geçirmek uğruna öldü.”
” Eisenhower yönetimi altında CIA, 48 farklı ülkede, 170 geniş çaplı operasyon gerçekleştirdi. Dulles kardeşler,Amerika ile açıkça iş birliği yaparak müttefik olduğunu kanıtlamayan tüm rejimlerin değiştirilmeleri veya bertaraf edilmeleri gerektiğini savunuyordu. Bu fikre Eisenhower’ın de katılmasıyla dünyanın siyasi haritası yeni baştan çizilmeye başlandı.”
” Roosevelt, yeni Başbakan Zahedi’ye nakit olarak 1 milyon dolar verdi, o da tüm muhalifleri ezmeye, karşıt görüşe sahip binlerce kişiyi hapse tıkmaya girişti.”
U.S. Secretary of State John Foster Dulles (left) and President Eisenhower (right)
“Tuhaf Bir Dahi” Eisenhower Yönetimi Döneminde CIA 1953 – 1961
8. “Herhangi Bir Plânımız Yok ”
Dulles’in, gelecek sekiz sene boyunca, gizli eylemlere olan tutkusu, detaylı analiz yapma konusundaki duyarsızlığı ve ABD başkanını aldatmak gibi tehlikeli bir huya sahip olması yüzünden, kurulmasına ön ayak olduğu CIA teşkilâtına anlatılmaz ölçüde zarar verecektir
Dulles’ın göreve getirilişinin üzerinden bir hafta geçmişti ki Joseph Stalin öldü (5 Mart 1953). Aynı günlerde teşkilât, Kremlin’in niyetleri hakkında olsun, Sovyetlerin uzun vadeli plânları hakkında olsun herhangi bir bilgi sahibi olunmadığını açıklıyordu. Eisenhower patladı; “1946 yılından beri Stalin öldüğünde neler yapılacağına dair lâf üretip durdunuz, şimdi öldü ve herhangi bir plânınızın olmadığını söylüyorsunuz. Stalin’in ölümünün bizim için ne fark ettireceğini bile bilmiyorsunuz.” Teşkilâtın Sovyetler hakkındaki bilgileri, lunapark aynalarındaki aldatıcı görüntüler misali spekülasyonlardan ibaretti.
Joseph Stalin ve Nikita Kruşçev
Stalin’in yerine gelen Nikita Kruschev’in hatıralarından öğreniyoruz ki, selefinin dünyaya egemen olmak gibi bir ihtirası olmadığı gibi bunu gerçekleştirecek imkânları da yoktu. Amerika’yla topyekûn bir savaşa girme ihtimali onu ”titretiyordu”.Savaştan korkuyor, zayıflıklarının farkında olduğu için ABD’yi savaşa tahrik edebilecek herhangi bir şey yapmaktan uzak duruyordu. Stalin’in savaş sonrası uyguladığı en tutarlı strateji, sınırlarını korumak maksadıyla Doğu Avrupa’yı dev bir insan kalkanı olarak kullanmak olmuştur.
Sovyet halkı bir çuval patates almak için ucu bucağı olmayan kuyruklarda ömür tüketirken, ABD halkı sekiz yıl boyunca sürecek olan bir barış ve bolluk döneminin tadını çıkarttı. Bunun bedeli, inanılmaz bir silahlanma yarışı,siyasi cadı avcılığı ve sürekli bir savaş ekonomisi uygulaması olmuştur.
Eisenhower’ın endişesi, soğuk savaş döneminde generallerinin tüm isteklerini karşılaması halinde hazineyi tüketmekti. Bu nedenle stratejisini gizli silâhlar (nükleer) ve örtülü operasyonlar üzerine kurmuştu. Böylesi,milyarlarca dolarlık uçak ve gemi filolarından çok daha hesaplıydı ne de olsa… Nükleer silâhlar, Sovyetleri bir savaşa girmekten caydıracak, gizli operasyonlar da komünizmi içten yıkacak, yayılmaları önleyecekti, Başkan’ın tabiriyle, Ruslar böylece kendi sınırları içine iteklenecekti.
Soviet-era intercontinental ballistic missile
1953 yılında Dulles, Başkan’la yaptığı toplantılarda bir yandan Rusların sürpriz bir saldırı yapıp yapamayacaklarına ilişkin herhan bir istihbarata sahip olunmadığından yakınıyor, bir yandan da Sovyetlerin 1969 yılından önce kıtalar arası füzelerini devreye sokamayacaklarından bahsediyordu. Tahmininde tam 12 yıllık bir yanılgı vardı. Sovyetler, ilk kıtalar arası füze denemelerini 1953 yılının Ağustos ayında gerçekleştirince Eisenhower, fazla geç kalmadan Moskova üzerine nükleer bir saldırı gerçekleştirme seçeneğini düşünmeye başladı. Düşmanın nükleer kapasitesi hakkında bir istihbarata sahip olunmaması onu fazlasıyla endişelendiriyordu.
Sovyetleri sindirme plânlarının ana unsurlarından biri gizli operasyonlar olmasına karşın 16-17 Haziran 1953 tarihinde Doğu Berlin’de patlak veren olaylar, CIA’nın komünistlerle bire bir çatışma durumunda ne denli yetersiz kaldığını ortaya koyuyordu. Bu tarihte, binlerce öğrenci ve işçi, kendilerini baskı altında tutan Sovyet ve Doğu Alman Komünist Partileri ile onların tesislerine karşı kapsamlı şiddet eylemlerine girişti. Tanklar, polis araçları ateşe verildi. CIA’nın, bu günler için yetiştirip beslediği yer altı örgütleri, kalkışmalara destek anlamında hiçbir işe yaramadı, başkaldırı komünistler tarafından ezildi.
Başkan’ın, Doğu Avrupa’daki yer altı teşkilâtları vasıtasıyla Sovyetlere karşı üzeri örtülü bir savaş başlatması, bu ülkelerdeki kukla liderlerin bertaraf edilmesi yolundaki talimatları da, CIA’nın kısıtlı yetenekleri nedeniyle yerine getirilemedi. Böylece, Rusya’yı gizli operasyonlarla kendi sınırlarına “itekleme” politikaları, doğuşundan beş yıl sonra ölmüş oldu. Başkan bu kez CIA örgütüne farklı bir yön verme kararı aldı. Teşkilât, düşman ideolojilerle,Asya, Orta Doğu, Afrika, Lâtin Amerika ve sömürge imparatorlukları nerelerde çöküyorsa oralarda mücadele edecekti.
Eisenhower yönetimi altında CIA, 48 farklı ülkede, 170 geniş çaplı operasyon gerçekleştirdi. Dulles kardeşler,Amerika ile açıkça iş birliği yaparak müttefik olduğunu kanıtlamayan tüm rejimlerin değiştirilmeleri veya bertaraf edilmeleri gerektiğini savunuyordu. Bu fikre Eisenhower’ın de katılmasıyla dünyanın siyasi haritası yeni baştan çizilmeye başlandı.
Allen W. Dulles’in CIA kimliği
Dulles, teşkilâtın başına geldiği ilk günden itibaren CIA imajının cilânlanması adına büyük bir halkla ilişkiler kampanyasına girişmişti. Bu çerçevede, New York Times, Washington Post gibi etkili basın yayın organlarıyla yakın ilişkiler kurulmuş, bir telefonla istenilen haberler yayına verilip, istenmeyenler çöpe gönderilir, sivri dilli yazarlar görevlerinden alınır konuma gelinmişti. Dulles, elliyi aşkın haber ajansı, bir düzine yayın evi ve Batı Almanya’nın en güçlü basın baronlarından olan Axel Springer dahil, bir çok etkili ahbap çavuştan meydana gelen muazzam bir halkla ilişkiler ve propaganda aygıtı oluşturmayı başarmıştı. Basın, görevini sadakatle yerine getiriyor ama CIA arşivleri başka şeyler söylüyordu.
Dulles ve yardımcılarının toplantı tutanakları, teşkilâtın, uluslar arası krizlerle uğraşmak yerine içe dönük olaylarla meşgul olma yönüne çark ettiğini gösteriyordu. Örgüt elemanları arasında alkolizmin pençesine düşenlerin sayısı hızla artıyor, akçeli suistimaller, toplu istifalar almış başını gidiyordu. Deniz aşırı ülkelerde heyecan verici görevler vaadiyle işe alınan üst seviyede eğitimli gençler, kendilerini yeteneksiz yöneticiler elinde, harcıâlem işlerde çalışır bulmuşlar, gereksiz işlere inanılmaz paralar harcandığına şahit olmuşlar, yasal olmak bir yana, akıllara zarar görevlere koşulmuşlar, inançsızlık ve daha önemlisi amaçsızlık girdabına düşmüşlerdi. Onların umutsuzluğu, teşkilâta yeni yeteneklerin de gelmesini de engelliyordu. Dulles bu tespitleri içeren tutanakların üzerini örttü.
Tam kırk üç yıl sonra, 1996 yılında yapılan incelemeler sonunda hazırlanan rapor, teşkilâtın eskiden tevarüs eden bir personel kriziyle karşı karşıya olduğuna işaret ediyordu. CIA bugün bile, dünyadaki çeşitli istasyonlarında, yeterli sayıda yetenekli yönetici bulunduramamaktadır.

Eisenhower, CIA teşkilâtını, başkanlık gücünün etkin biçimde kullanılmasını sağlayan bir aygıt olarak şekillendirmek istiyordu. Komuta yapısının oluşturulması işini, Müsteşarlık unvanıyla Bedell Smith’e teslim etmek istedi. Eisenhower’ın seçilmesinden sonra, Müşterek Genel Kurmay Teşkilâtının başına getirilmeyi bekleyen B. Smith bu tayinden hoşlanmadı, Bakan Foster Dulles’un altında ikinci adam olmak istemiyordu ama Eisenhower’ın Dulles biraderler ile kendisi arasında dürüstçe köprü vazifesini görecek bir dosta ihtiyacı vardı. B. Smith, kızgınlığını bir kaç kadeh viski devirdikten sonra Başkan Yardımcısı Nixon’a şöyle dile getirmişti;
“Başkan, yapmaktan hoşlanmadığı işleri bana yaptırıyor, böylece kendini iyi polis olarak gösterebiliyor.”
Teşkilât, tarihi boyunca bulaştığı darbe girişimlerinden sadece İkisinde başarılı oldu. Bunların ikisi de B. Smith’in,şikâyet ettiği işleri yapmakta olduğu on dokuz aylık dönemde gerçekleşti. Kayıtlara göre, onlar da, gizlilik ve kurnazlıkla kazanılmış zaferler değildi. Rüşvet, baskı ve kaba güçle elde edilmişlerdi. Ne var ki teşkilâtın demokrasi tarihine altın harflerle yazıldılar ve Dulles’un amaçladığı imaj cilâlama işine yardımcı oldular.
9. “CIA’nın Yegâne Büyük Zaferi ”
1953 yılının Ocak ayında, Eisenhower’ın başkanlığı devralmasından bir iki gün önce, B. Smith, teşkilâtın Yakın Doğu operasyonları şefi Kim Roosevelt’i odasına çağırarak “Senin şu Allah’ın cezası İran operasyonu ne zaman başlayacak?” diye gürledi. Roosevelt, iki ay önce, İngiliz istihbaratçı arkadaşlarının İran’da karıştırdığı haltları temizlemek üzere Tahran’a gitmişti. İngilizler, Başbakan Muhammed Musaddık rejimini devirmeye uğraşırken yakalanmışlardı.
ANGLO-IRANIAN OIL COMPANY
1954 on stream in seven countries vintage ad
Original vintage oil and gas trade magazine ad for ANGLO-IRANIAN OIL COMPANY. The BP Shield is the Symbol of the World Wide Organization. On Stream in Seven Countries Great Britain, Australia, Italy, Israel, Germany, France, Belgium. Old 1954 petroleum industry oilfield and refinery advertisement
Olayların I. Dünya Savaşı öncesine dayanan bir geçmişi vardır. O dönemde Donanma Bakanı olan Winston Churchill, İngiliz – İran petrol şirketi hisselerinin % 51’inin Britanya tarafından satın alınmasını sağlamış,donanmanın tüm gemilerini kömürlü sistemden akaryakıtlı sisteme dönüştürmüştür. Petrol, Britanya ekonomisinin damarlarında dolaşan kan kadar önemli hale gelmiştir. Britanya hakimiyetinin hüküm sürdüğü o dönemde, İngiliz, Rus ve Türk birlikleri, İran’ın kuzeyini işgal etmiş, tarımsal alanları tahrip ederek iki milyon insanın canına mal olacak bir açlığın başlamasına neden olmuşlardı. O karışıklıkta Rıza Han adlı bir Kazak komutan yönetimi ele geçirip Şahlığını ilân etmişti. İran meclisinin dört üyesinden biri olan Musaddık, RızaHan’ın muhalifiydi.
Meclis, İngiliz-İran Petrol Şirketinin, kendilerini aldatarak milyarlarca dolarlık petrol gelirinin büyük bölümüne el koyduğunu kısa zamanda ortaya çıkardı. İngilizlere karşı duyulan büyük nefret ve Rus korkusu, 1930’larda Nazilerin İran’da zemin kazanmasına neden oldu. Bunu önleme bahanesiyle, 1941 yılının Ağustos ayında Stalin ve Churchill, İran’ı işgal etti. Rıza Han sürgüne gönderildi, yerine oğlu 21 yaşındaki Muhammed Rıza Şah Pehlevi getirildi. İngiliz – Rus işgali sırasında ABD, İran havaalanları ve karayollarını kullanarak Stalin’e yaklaşık 18 milyar dolarlık savaş malzemesi yardımında bulundu. II. Dünya Savaşı döneminde, ABD’nin İran’da yerel jandarma gücünü oluşturup eğitmek dışında fazlaca bir faaliyeti yoktu (Bu görevi gerçekleştiren General Norman Schwarzkopf’un, aynı ismi taşıyan oğlu, 1991 Irak Çöl Fırtınası harekâtının komutanıydı).

İran başbakanı Musaddık petrol endüstrisini millileştirdikten sonra CIA ve Britanya istihbaratı tarafından düzenlenen bir darbe ile düşürülmüştü. Muhammed Musaddık’ın emperyalizme karşı dik duruşlu kimliğini irdelemek gereklidir ;
Anti-emperyalist başbakan: Muhammed Musaddık
Zekâsının parlaklığı ve dürüstlüğü ile dikkat çekti. Büyük ölçüde teatral bir insandır. İngiliz ve Amerika`nın ortak operasyonuyla devrildikten sonra ortaya çıkan bütün muhalefet hareketlerinde az çok izi ve etkisi vardır…
Keskin zekâ… Ve bilge. Döneminde İran’ın en eğitimli yurttaşı ve en vicdanlı vatandaşlarından biriydi. Büyük parantezdir kapanmayan. Çölde bir sesin kaynağı gibidir. Yaşını başını almış bir aristokrattır. Yakın zamanlar İran’ının Gogol’udur o. Büyük ölçüde teatral bir insandır. “İranlılığımız Müslümanlığımızdan ayrılamaz” der. Onun devrilmesinden sonra ortaya çıkan bütün muhalefet hareketlerinde az çok izi ve etkisi vardır… O Muhammed Musaddık’tır. Musaddık hükümeti İran’daki en demokratik hükümettir devrildiği zamana kadar. Mahatma Gandi Hindistan bağımsızlığı için ne demekse Musaddık`ın İran için ifade ettiği anlam da odur.
İRAN’A DÖNDÜKTEN SONRA
İranlı bir devlet görevlisinin oğluydu. Babası otuz yıl İran’da maliye bakanlığı yaptı. Annesi devrilen Kaçar Hanedanı’na mensup bir prenses idi. İsviçre`de Lozan Üniversitesi`nde hukuk doktorasını tamamlayan ilk İranlıydı. Uzun boyluydu, zayıftı… Uzun kolları vardı. Bünyesi zayıftı. Düşmanlarının akbaba gagasına benzettikleri haşmetli bir burnu vardı. 1914`te İran`a döndükten sonra çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Valilik yaptı. Zekâsının parlaklığı ve dürüstlüğü ile dikkat çekti. 1921`de düzenlediği darbeyle yönetimde güçlü bir konuma gelmesinden sonra, önce maliye bakanlığı, ardından da kısa süreyle dışişleri bakanlığı görevinde bulundu. 1923`te Ulusal Danışma Meclisi`ne seçildi.
ÖNCE MÜSAMAHA GÖSTERDİ
Meclis’te şaha karşı çıkan dört er kişiden biriydi. Rıza Han`ın 1925`te kendisini şah ilan etmesine karşı çıkması bütün görevlerinden uzaklaştırılmasına neden oldu. Tabii bu sürece yayılarak oldu. Rıza Şah önce ona müsamaha gösterdi, yumuşak davrandı. Baktı bir değişme yok 1928 yılında onu bütün görevlerinden uzaklaştırdı. Ümit vadeden siyasi kariyeri bitmiş gibi görünüyordu. Kendi memleketi Ahmedabad’da içi kanayarak sessizce yaşadı. Hukuk kitapları okudu ve birkaç yüz köylünün iyi kalpli toprak ağası oldu. Rıza Şah`ın 1941`de oğlu Muhammed Rıza Pehlevi lehine tahttan çekilmek zorunda kalmasının ardından ve İkinci Dünya Savaşı’nın bitişiyle birlikte bütün dünyada olduğu gibi İran’da da yeni ihtimalleri içinde barındıran fikri dalgalanmalar yaşandı.
BİRKAÇ KEZ BAYILDI…
Musaddık, bu dönemde yeniden siyasete döndü. 1946, 1948 ve 1950’de diğer bütün adaylardan daha fazla oy olarak parlamentoya seçildi. Omzu sanki ülkesinin yükü altında ezilmiş gibiydi. Gözleri çukur kafası dazlaktı. Çoğu zaman hastaydı. Ziyaretçilerini bu nedenle çoğu zaman yatağında karşılardı. Halkın acısını anlamakla kalmıyor aynı zamanda paylaşıyordu. Meclis’te halkının geri kalmışlığına dövündüğü duygusal konuşmalar yaparken yanakları ıslanırdı. Öyle ki bu konuşmaları sırasında birkaç defa bayılıp yuvarlanmıştı. Newsweek ona “baygın fanatik” adını takmıştı bu nedenle. Yaptığı bütün meclis konuşmalarında iki hususu dile getirirdi: İlk olarak, şah, İngiltere kraliçesi gibi, sadece sembolik bir makama sahip olmalıydı. Siyaseten güçsüzleştirilmeli bunun için de yetkileri elinden alınmalıydı. İkinci olarak, İran petrolü üzerinde söz hakkı İranlıların olmalıydı, Britanya petrol şirketlerinin değil.
İNGİLİZLERE KARŞI MUHALEFET
Tarihe baktığımızda, emperyalist ülkelerin leş bekleyen akbabalar misali bütün Ortadoğu`da olduğu gibi, İran`ın üzerinde de sürekli dönüp durduğunu görüyoruz. Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı hukukçu Şirin Ebadi`nin dediği gibi, “İran`ın keşke petrol yerine suyu olsaydı. Batılılar İran`ı belki o zaman rahat bırakırdı…” O yıllarda İran dünyanın en önemli petrol üreticilerinden biri haline geldi. Ama kârının neredeyse tamamı İngiliz şirketine gidiyordu. Musaddık, Meclis’teki Petrol Komitesinin başkanıydı. Sovyetler Birliği`ne, İran`ın kuzeyinde petrol çıkarma ve arama hakkı tanınmasına karşı başarılı bir muhalefet hareketi yürüttü. Ardından İngilizlere ait Anglo-Iranian Oil Company`nin İran`daki tesislerinin millileştirilmesi çağrısında bulunarak, milliyetçi çevrelerde büyük saygınlık kazandı.
MİLLİLEŞTİRME HAREKÂTI…
İran, 20. yüzyılın ilk yarısında Rusya ve İngiltere arasında parsellendi. Rıza Şah bu parsellenen ortamda gün geçtikçe Amerikancı bir çizgiye yerleşti. 1944 yılında Başbakan Muhammed Said, ABD ile bir petrol imtiyazını görüşürken Sovyetler de anında bir imtiyaz anlaşması talep etti. Said’in Sovyet Rus talebini reddetmesi üzerine Sovyetler, uzun zamandır geliştirdiği Tudeh hareketini devreye soktu. Tudeh taraftarları hükümet aleyhinde gösteriler yaptı. Gösteriler hükümet bunalımını ve Said’in devrilmesini beraberinde getirecek kadar etkili oldu. Musaddık`ın hazırladığı İran petrollerinin millileştirilmesini öngören yasa tasarısı 1951`de meclisten geçti ve Şah, Meclis’in bu kararıyla daha da güçlenen Musaddık`ı başbakanlığa getirmek zorunda kaldı. 1951`de ” Yılın Adamı ” olarak Time dergisine kapak oldu. Dünyanın en önemli kişisi haline gelen Musaddık’ın yılın adamı seçilme sebebi şöyle açıklandı: “En iyi ya da en kötü ya da en güçlü olduğu için değil, karanlıktan gün yüzüne çıkışı büyük karışıklık yarattığı için.”
FENA HALDE RAHATSIZ ETTİ
Musaddık yeni kurulan petrol şirketleri heyetinin başkanlığına Tahran Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nin dekanı olan ve 1979 devriminden sonra İran’ın ilk Başbakanı olan Azerbaycan kökenli Mehdi Bazergan’ı getirdi. İran petrollerini millileştirilince yabancı şirketlerin imtiyaz haklarını içeren anlaşmalar iptal edildi. Bu durum, Batı`yı ve özellikle de yavaş yavaş küresel egemenlik peşinde koşmaya başlamış çokuluslu şirketleri fena halde rahatsız etti. Bunun önüne geçilmesi için Batı`nın çıkarlarını kollayacak totaliter bir rejim gerekiyordu. Niye öyle yaptın Musaddık, homurtuları yükselmeye başladı. İngiltere ise durumun ciddiyetini zamanla kavradı. Hindistan’dan sonra en kârlı varlığını kaybetmek üzereydi. Önce ne yapacağını bilemedi. Ama şu iki hususu biliyordu: Musaddık’a rüşvet verilemeyeceğini, gözünün korkutulamayacağını da biliyordu. Katıksız emperyalist Churchill İran’ı abluka almak için her yolu denedi.
BÜTÜN YOLLAR DENENDİ
Abadan’daki teknisyenleri ülkesine çağırdı. Başka ülkelerden teknisyenlerin İran’a gidişini engellemek için dünya çağında kampanya başlattı. Petrol şirketlerini İran’ın üretebileceği petrolleri almamaya ikna etti. Her ihtimale karşı petrol almak için Abadan’a gelebilecek tankerleri engellemek için bölgeyi denizden ablukaya aldı. İran’ın Londra’daki nakit hesaplarını dondurdu. Birleşmiş Milletlerin İran’a baskı uygulamasını istedi. Bu tedbirler İran’a zor zamanlar yaşattı. Millileştirme kararı İran`da giderek derinleşen bir siyasi ve ekonomik bunalıma yol açtı. Fiyatlar yükseldi, işsizlik baş gösterdi ve yiyecek bulmak güçleşti. Musaddık ve İran halkı ise ödün vermeksizin kararlarının arkasında durdu. Elitlerin ve Batılı güçlerin Musaddık yönetimine tepkileri yoğunlaştı.
Tahran 19.08.1953 İran ordusu parlamentoyu kuşattı
KARAR VERME YETKİSİ İRAN’A AİT
İngilizler çok geçmeden İran petrol pazarından çekildiler. Musaddık`ın İran petrolü için yeni pazarlar bulmada karşılaştığı güçlükler ekonomik sorunları daha da derinleştirdi. İngiltere askeri müdahale de bulunmayı düşündü ama ABD Başkanı Truman’ın bu operasyona sıcak bakmamamı üzerine bu seçenek devre dışı kaldı. Truman, “kalın kafalı Britanyalı” olarak andığı İngilizlerle Musaddık arasında arabuluculuk yapmaya başladı. 15 Ekim 1951’de BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada “İran’ın toprakları, nehirleri ve dağları gibi petrol kaynakları da İran halkının mülküdür. Onunla ne yapılacağına sadece İranlıların karar verme yetkisi vardır” diyen Musaddık`la ciddi bir iktidar mücadelesi içine giren Şah, Ağustos 1953`te başbakanı görevden alma girişiminde bulundu. Ama Musaddık yanlılarının başlattığı kitlesel sokak gösterileri karşısında İran`dan kaçmak zorunda kaldı. *1*

Burada The History of CIA kitabından ayrılarak konuya ilişkin önemli bir söyleşiyi sunmak isterim :
CIA’nın Seçimle Gelmiş Demokratik Bir Hükûmete Yaptığı İlk Darbe’nin 50. Yıldönümünde Ajax Operasyonu ABD’nin Tezgâhladığı 1953 İran Darbesine Bir Bakış – 25 Ağustos2003
Stephen Kinzer (Şah’ın Bütün Adamları:
Bir Amerikan Darbesi ve Orta Doğu Terörünün Kaynakları adlı kitabın yazarı) ve Prof. Ervand Abrahamian (Baruch College) ile söyleşi yapıyoruz. Bu ay ABD’nin demokratik bir seçimle işbaşına gelmiş bir hükûmeti devirmesinin 50. yıldönümü.
1953’te CIA ve Britanya istihbaratı hazırladıkları bir darbe ile İran’ın demokratik bir seçimle başa gelmiş hükûmetini devirdiler. Muhammed Musaddık hükûmetini. Darbenin artçı şokları hala hissediliyor.
1951’de başbakan Musaddık petrol sanayiini devletleştirerek Britanya’yı kızdırdı. Musaddık Anglo-Iranian Oil Company adlı şirketin tekelinde bulunan büyük petrol rezervlerinden İran’ın yararlanması gerektiğini savunuyordu. Şirket daha sonra British Petroleum (BP) adını aldı.
Britanya askeri harekat seçeneği üzerinde de düşündükten sonra hükûmet darbesi yapmaya karar verdi. Başkan Harry Truman darbe kararına karşı çıktı. Ama Dwight Eisenhower Beyaz Saray’a yerleştiğinde CIA’ya yabancı bir hükûmete karşı ilk gizli operasyonlarından birine girişme emrini verdi.
Kermit Roosevelt
Darbe Başkan Theodore Roosevelt’in torunu Kermit Roosevelt adlı ajan tarafından yönetildi. CIA genç ve kendine güveni olmayan Şah’ın bir kararla Musaddık’ı görevden alacağına güveniyordu. Kermit Roosevelt’e Norman Schwarzkopf’un aynı adı taşıyan babası Norman Schwarzkopf yardım etti.
CIA ve Britanya rüşvet iftira ve tezgahlanan ayaklanmalarla Musaddık hükûmetinin kuyusunun kazılmasına yardımcı oldu. Kendine komünist süsü veren ajanlar dini liderleri tehdit ettiler. Bu arada ABD büyükelçisi başbakana ABD vatandaşlarına saldırılar olduğu yolunda yalanlar söyledi.
Dr. Musaddık ve Başkan Truman Washington D.C.
Tahran sokaklarında yapılan silahlı çatışmalarda 300 kişi öldü.
Musaddık devrildi önce üç yıla mahkum oldu sonra da ömür boyu ev hapsine.
İran’ın ilk demokratik hükûmetinin yok edilmesi Şah’ın yirmi yıldan fazla sürecek ABD’nin askeri ve parasal yardımına dayalı diktatörlüğünün kapısını açtı. Halkın Amerika’ya karşı duyduğu tepki bütün bölgeyi sarsarak 1979’da Şah’ın devrilmesine ve İslamcı militarizmin yaygınlaşmasına yol açtı. Başkan Jimmy Carter1979 ihtilali ile tahttan indirilen Şah’ın ABD’ye gelmesine izin verdi. Şah’ın geri dönüp idareyi ele alacağından korkan İranlı militanlar ABD büyükelçiliğini işgal edip yüzlerce kişiyi rehin aldılar.
Mohammad-Rezā Shāh Pahlavi
Darbenin 50. yıldönümü İran gazetelerinde manşetlerdeydi. Christian Science Monitor bir İran gazetesinin üç yıl önce açıklanan CIA belgelerinden alıntılar yayınladığını yazdı.
Üç yıl öncesine kadar Musaddık’ın düşürülmesinde ABD’nin parmağı olduğu resmen kabul edilmiyordu. Mart 2000’de zamanın Devlet Bakanı Madeleine Albright New York Times’ta yayınlanan yazısında “Darbe İran’daki siyasi gelişmenin önünde gerçek bir engeldi. Şimdi birçok İranlının Amerika’nın içişlerine müdahalesini neden nefretle karşıladıkları kolayca anlaşılıyor.”
Kinzer Şah’ın Bütün Adamları adlı kitabında “Ajax operasyonu (darbenin adı)Şah’ın baskıcı rejimi ve İran Devrimi ile New York’ta Dünya Ticaret Merkezini yutan alevler arasında bağlantı kurmak fazla abartılı olmaz” diyor.
* Stephen Kinzer Şah’ın Bütün Adamları Bir Amerikan Darbesi ve Orta Doğu Terörünün Kaynakları (All the Shah’s MenAn American Coup and the Roots of Middle East Terror) adlı kitabın yazarıdır.
[Açık Site okurları için not: The New York Times gazetesi’nin Türkiye bürosu şefliğini 4 yıl yürütmüş olan Kinzer 2001’de ülkeden ayrıldıktan sonra Türkiye üzerine gözlem ve yorumlarını içeren “Hilal ve Yıldız” adlı bir kitap yazmış Açık Radyo’da “Smokestack Lightnin’” adlı bir blues programını da iki yılı aşkın bir süreyle yürütmüş zaman zaman Açık Gazete programına da gönüllü muhabirlik yapmış ve konukluk etmiştir.]
Prof. Ervand Abrahamian
* Prof. Ervand Abrahamian Baruch College City University of New York’ta Orta Doğu ve İran uzmanı. Yazdığı birçok kitap arasında Humeynism: İslam Cumhuriyeti Üzerine Makaleler (Essays on the Islamic RepublicUniversity of California Press1993) de var.

AMY GOODMAN – STEPHEN KİNZER SÖYLEŞİSİ
Amy Goodman Stephen Kinzer
AMY GOODMAN: Hoşgeldiniz Stephen Kinzer sizinle başlayalım. Ağustos 2003 CIA tarafından Musaddık hükûmetine karşı İran’da düzenlenen darbenin 50. yılı. Bunun hikayesini bize kısaca anlatır mısınız?
STEPHEN KINZER: Bu son derece önemli bir olay. Tarihsel açıdan bakınca bu olayın Orta Doğu ve diğer bölgelerde son 50 yılı biçimlendirdiğini görüyoruz. Aynı zamanda Amerikalıların çoğunun varlığından habersiz oldukları bir olay bu. Kitabımı yazarken büyük ölçüde unutulmuş bir olayı irdelediğim duygusuna kapıldım. Musaddık’ın darbeden önce 1951’de Time dergisi tarafından yılın adamı seçildiğini öğrendim. Bunu öğrendikten sonra uğraşıp o derginin bir kopyasını buldum ve çerçeveletip duvarıma astım. Bunu yaparken sadece bu olayı didiklemeyip kişi olarak Musaddık’ı tekrar hayata döndürdüğüm duygusuna kapıldım. O geçen yüzyılın ortasında dünya sahnesindeki gerçekten önemli kişilerden biriydi.O dönemdeşimdi Üçüncü Dünya olarak adlandırdığımız kesimin sesini dünya konseylerinde hiçbir zaman yükseltmediğini unutmamak gerek. Bu dönemCastro öncesiNkrumah öncesiNasır öncesi dönem. Musaddık’ın New York’a çıkagelipİran’ın ve buna bağlı olarak fakir ülkelerin zengin ülkeler karşısındaki durumunu açıklaması bütün dünya için çok ama çok yeni birşeydi. Müthiş bir kişiliği vardı. Bu kitap ilginç kişiliklerle dolu. Sadece darbeyi planlayan adam Kermit Roosevelt değil. Mesela Musaddık. Uzun boylu sofistike Avrupa’da öğretim görmüş aristokrat ve aynı zamanda son derece duygusal Parlamentoda yaptığı konuşmalarda İran halkının çektiği acıları anlatırken hıçkırıklarını tutamayan bazan fenalaşıp kendinden geçen adam. Musaddık dönemin milli davasını Anglo-Iranian Oil Company’nin devletleştirilmesini benimsediğinde dünyanın büyük güçleriyle bir çatışma içine girdi. Bu çatışmadan doğan sonuçların etkilerini hala yaşıyoruz.
Anglo-Iranian Oil Company Drilling an oil well 1910
AMY GOODMAN: Anglo-Iranian Oil Company’den bahsedelim.
STEPHEN KINZER: Anglo-Iranian Oil Company İran’a yirminci yüzyılın başlarında geldi. Geldikten kısa bir süre sonra dünyanın en büyük rezervine sahip petrol yatağını buldu. Ondan sonraki çeyrek yüzyıl boyunca bu yataktan yüzlerce milyon dolarlık petrol çıkarıldı. İran petrol tekeli Britanya’nın elindeydi. Bu çıkarılan petrolden elde edilen kârdan İran’a çok küçük bir pay%16 olduğu anlaşıldı . Böylece 1930’lar40’lar50’ler boyunca Britanya refahını ve yüksek askeri gücünü İran petrolleri sayesinde sürdürdü. Bu dönemde İranlılar’ın kendi topraklarından çıkan petrolden elde ettikleri gelir yok denecek kadar azdı. Doğallıkla İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde dünyada milliyetçi görüşlerin yaygınlaşması ile birlikte bu durum İran halkını gittikçe daha fazla sinirlendirmeye ve rahatsız etmeye başladı. Bu yüzden büyük bir coşkuyla Musaddık’ı iktidara taşıdılar.
Onun başbakan seçildiği gün Parlamento da oybirlği ile petrol şirketinin millileştirilmesine karar verdi. Britanyalıların tepkisi tahmin ettiğiniz gibi oldu. İlk tepkileri inanamama idi. Uzak ve garip bir ülkenin İran’ı böyle algılıyorlard ıbu kadar önemli bir tekele karşı durup meydan okuyabileceğine inanamadılar. Üstelik bu Britanya İmparatorluğu’ndaki en büyük şirketti. Sonunda Musaddık’ın niyetinin çok ciddi olduğu ortaya çıkınca Britanyalılar İran’ı işgal etmeye karar verdiler. Petrol rafinerisini ve petrol yataklarını ele geçirmek için planlar yaptılar. Ama Başkan Truman bu planı öğrenince keçileri kaçırdı ve Britanyalılara İran’ın işgalini hiçbir koşul altında hoşgörmeyeceklerini söyledi. Bu yüzden Britanyalılar ikinci planlarını uygulamaya soktular.
Plan Birleşmiş Milletler’den Musaddık’ın petrol şirketini geri vermesi yönünde bir karar çıkarmasını talep etmekti. Ama Musaddık Birleşmiş Milletlerde müzakere düşüncesini coşkuyla benimseyip kalkıp New York’a geldi ve o kadar etkili oldu ki Britanya karar tasarısı Birleşmiş Milletler’de reddedildi. En sonunda Britanyalılar Musaddık’ı devirecek bir darbe hazırlamaya karar verdiler. Ama Musaddık bunu haber aldı ve yapabileceği tek şeyi yaptı kendini darbeye karşı korudu. Britanya büyükelçiliğini kapatıp aralarındaki darbe planları yapan gizli ajanlar dahil bütün Britanyalı diplomatları kapı dışarı etti.
Bu durumda Britanyalıların ABD’ye başvurmaktan başka çaresi kalmadı. Truman’a gidip Musaddık’ı devirmesini rica ettiler. Truman hayır dedi. CIA’nın hiçbir zaman hükûmet darbesi yapmadığını ve kendisinin de bunun hiçbir zaman yapılmaması gerektiğini düşündüğünü söyledi. Bu durumda Britanyalıların bütün kaynakları kurumuştu. İran’ı işgal edemiyorlardı BM şikayetlerini reddetmişti darbe yapacak ajanları yoktu. Tıkanmışlardı. Kasım 1952’de işler değişmeye başladı. O tarihte Britanya dışişleri bakanlığı heyecan verici haberi aldı. Dwight Eisenhower başkan seçilmişti. Ajanlarından birini alelacele Washington’a yolladılar. Ajan Eisenhower hükûmetinde görev alacak ekipten özel ricada bulundu. Ekiptekiler Truman politikasını tersine çevirerek darbe kararına evet dediler. Kermit Roosevelt darbe yapmak üzere Tahran’a gönderildi.
AMY GOODMAN: Şimdi bu işe öncülük edenTeddy Roosevelt’ın torunu CIA ajanı Kermit Roosevelt’ten bahsedelim.
STEPHEN KINZER: Bu kitabı yazmak istememin nedenlerinden biri bir hükûmetin hangi yöntemlerle nasıl düşürüldüğünü merak etmemdi. Bir ajan seçip eline bir sürü para verdikten sonra ne yapıyorsunuz?Hangi yöntemleri kullanıyorsunuz? Kermit Roosevelt bu sorulara cevap vermek için mükemmel bir örnek. Olan şuydu: Dediğiniz gibi Teddy Roosevelt’in torunu olan Kermit Roosevelt CIA’nınYakın Doğu direktörüydü. 1953 haziranının sonuna doğru gizlice İran’a geçti. İran’da toplam üç haftadan az kaldı. Musaddık hükûmetini devirmek için bu kadarcık zaman yetmişti. Bu hikayenin parçalarını biraraya getirirken anladığım bir başka şey de zengin ve güçlü bir ülke için fakir bir ülkeyi kaosa itmenin ne kadar kolay olduğu.
Peki Roosevelt ne yaptı? Yapmak istediği ilk şey Tahran’ı yakmaktı. İran’ın kaos ortamına girmesini istiyordu. Bir sürü politikacıya Parlamento üyesine dini liderlere gazetelerin genel yayın yönetmenlerine ve gazetecilere Musaddık karşıtı bir kampanya başlatmaları için rüşvet verdi. Bu programlı kampanya boyunca parlamentoda Musaddık hakkında yalanlarla dolu birçok karalama yapıldı. Ama camilerde ve sokaklarda Musaddık’ı ciddi şekilde suçlayan yoktu. Derken Roosevelt dışarı çıkıp sokak çetelerinin liderlerine rüşvet verdi.O tarihte İran’da bir tür “kiralık çete” ortamı vardı. Roosevelt bu çetelerin liderleriyle temas kurdu. En sonunda da zamanı geldiğinde birliklerini onu desteklemek için harekete geçirecek subaylara rüşvet verdi. Darbe zamanı geldiğinde işin bahanesi Şah’ın imzaladığı belgeydi. Musaddık’ın başbakanlığını reddeden daha doğrusu onu görevden alan belge. Demokratik İran’da başbakanlar ancak Parlamento’nun iradesiyle görevden alınabildiklerinden bu belgenin yasallığı su götürürdü. Herneyse belge Musaddık’a bir geceyarısı evinde tebliğ edilecek ve büyük bir olasılıkla tebliğe uymayı reddedeceği için tutuklanacaktı. Senaryo buydu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Kermit Roosevelt’in belgeyi geceyarısı Musaddık’ın evine götürüp onu tutuklaması için seçtiği subay belgeyi verirken karanlıklar arasından beliriveren başbakana sadık askerler tarafından tutuklandı. Darbe ihanete uğramıştı. Senaryo tutmamıştı. Musaddık’ı tutuklaması gereken subay kendi tutuklanmıştı.
Kermit Roosevelt ertesi sabah uyandığında CIA’daki üstleri tarafından yollanmış bir telgraf buldu: “Aman tanrım başarısız oldun onlar seni bulup öldürmeden tüymeye bak!” Ama Kermit Roosevelt kendi başına hareket ederek kalmaya karar verdi. “Bu işi hâlâ yapabilirim!” diye düşündü. Mâdem buraya hükûmeti düşürmek üzere gönderildim ben de kendi planımı kendim yaparım.”
AMY GOODMAN: Schwarzkopf’un babası Norman Schwarzkopf’tan daha önce yardım almıştı değil mi?
Army General Herbert Norman Schwarzkopf
STEPHEN KINZER: Norman Schwarzkopf bu hikayenin hayret verici kadrosundaki karakterlerden biri. New Jersey emniyetinde çalışırken Lindbergh’in çocuğunun kaçırılması vakasını soruşturan ekibin başındaymış 1940’larda uzun yıllar İran’da kalmış. Şahın üstünde etkisi olan parlak bir kişilik. Kermit Roosevelt’in ürkek Şah’a baskı yaparak o uğursuz kararı imzalaması için kullandığı insanlardan biri. Söylediğim gibi karar işe yaramadı. Roosevelt kendi planını uygulamaya koydu. Önce kendine Musaddık yanlısıymış gibi gösterilen asileri sokaklara çıkardı. Onlardan “Musaddık’ı ve komünizmi seviyorumhalk cumhuriyeti istiyorum!” diye bağırmaları dükkanları yağmalamaları camilere ateş etmeleri cam-çerçeve indirmeleri ve genel olarak sıradan vatandaşlar üstünde nefret duyguları uyandırmaları istendi. Üstelikbu çeteye saldırmak üzere ikinci bir çete kiraladılar. Böylece İran’ın bir anarşi ve kaos ortamına sürüklendiği izlenimi doğdu.
Olayların zirveye ulaştığı 19 Ağustos 1953’te Roosevelt bütün çeteleri biraraya getirdi askeri birlikleri harekete geçirdi bazı hükûmet binalarını bastı. Musaddık’ın evinde darbe başarıya ulaşıncaya kadar süren silahlı çatışmalarda yüz kişi öldü. Kaçmak zorunda kalan Musaddık daha sonra yakalanıp tutuklandı. Birkaç gün önce tehlike işaretleri belirir belirmez panik halinde pılıyı pırtıyı toplayıp kaçan Şah muzaffer bir şekilde Tahran’a geri dönüp 25 yıl sürecek zalim ve baskıcı idaresine başladı.
AMY GOODMAN:Orta Doğu ve İran uzmanı Prof. Ervand Abrahamian ABD’nin hem Musaddık yanlısı ama komünist süsü verilen gruplara hem Şah yanlısı gruplara destek vermesi konusunda görüşlerini söyleyecek. Bu dönemde Britanyalılar güya ABD’yi tuzağa düşürmek için anti-komünizm hilesine başvurdular. Sizce ABD bu işin özünde petrol meselesi olduğunun tamamen farkında mıydı?
ERVAND ABRAHAMIAN: Evet sanırım ana mesele petrol. Ama tabii bu iş Soğuk Savaş’ın en şiddetli olduğu zamanda yapılmıştı ve o zaman bu konuyu inceleyenler çoğunlukla konuyu Soğuk Savaş’la ilişkilendirdiler. Bence Stephen Kinzer’in yazdığı bu harika kitap dahil birçok liberal tarihçi trajik 53 darbesini çok iyi incelemekle birlikte konuya hala bu liberal çerçeve içinde bakarak başlangıçta iyi niyetin sözkonusu olduğunu düşünüyor. Yani ABD’nin bu işe gerçekte Soğuk Savaş nedeniyle girdiğini petrol çıkarları olan kötü Britanyalıların onu aldatarak işin içine soktuklarını düşünüyor. Yani“ABD ve Eisenhower gerçekte anti-komünizm meselesi ile ilgileniyorlardı ABD Britanya’dan farklıydı…” görüşü. Ben bu yoruma pek katılmıyorum. Bana göre petrol hem ABD hem de Britanya için önemliydi. Bu sadece İran’daki petrol meselesi değil. Petrolun uluslararası kontrolü meselesi.
Eğer Musaddık İran’da Britanya petrol endüstrisini kamulaştırmayı başarabilseydi bu diğer ülkelere örnek olacaktı. ABD’nin dünya üzerindeki petrol çıkarları tehdit altına girecekti çünkü diğer ülkeler de aynı şeyi yapacaklardı. Kontrolü bir kere ele geçirirseniz artık kendi ülkenizde ne kadar petrol üreteceğinize kime satacağınıza ne zaman satacağınıza siz karar verirsiniz. Bu da temelinde gücün British Petroleum ve Amerikan şirketlerinin elinden İran ve Venezuela gibi ülkelerin eline geçmesi anlamına gelir. Bu nedenle İran petrollerinin kamulaştırılmasını önlemek Britanya’nın olduğu kadar ABD’nin de çıkarınaydı. Bu anlamda ABD ile Britanya arasında temel bir farklılık yok. Mesele daha çok taktik meselesiydi. Truman Musaddık’ın kamulaştırma işinden vazgeçmeye zorlanabileceğine inandırılmıştı.Bir formül bulunarak petrol sanayii kamulaştırılmış gibi gösterilebilir ama gerçekte güç batılı petrol şirketlerinin elinde kalabilirdi. Ve Musaddık zevahiri kurtaran bu formüle hayır dedi. Oteoride de pratikte de gerçek kamulaştırma istiyordu. Bir bakıma Truman idaresinin kontrolü elde tutma konusundaki düşünceleritemelde Britanya’nın görüşlerinden çok da farklı değildi.
Truman politikasına göre Musaddık ancak işbirliğine istekli olmazsaŞah’ın veya Parlamento’nun onu görevden alması yoluyla devrilmeliydi. Ama tekrar ediyorum yine de bu görüş Britanya’nın görüşünden çok farklı değildi. Görüş değişikliğ iTemmuz 1953’te Musaddık’tan politik süreçlerle kurtulmanın mümkün olmadığının ABD büyükelçisinin bile kafasına dank etmesiyle gerçekleşti. Musaddık çok seviliyordu 1953 Temmuzundan sonra ABD darbe konusunda yani gerçek bir askeri darbe konusunda Britanya ile görüşbirliğine vardı. ABD daha Eisenhower iktidara gelmeden önce Britanya ile darbe yapma konusunda işbirliği yapıyordu zaten. Darbenin sonucunda petrol sanayii kâğıt üstünde tabii ki İran’ın oldu kamulaştırıldı ama gerçekte bir konsorsyum tarafından kontrol ediliyordu. Bu konsorsyumda Britanya’nın payı %50’nin üstündeydi ABD de kontrolün %40 gibi önemli bir bölümünü elinde tutuyordu.
AMY GOODMAN: Başlangıçta bu ay Orta Doğu’ya ilk müdahalesinin 50. yıldönümü olduğunu söyledim ama aslında ilk defa demokratik şekilde seçilmiş bir hükûmetin devrilmesi demem gerekirdi. Stephen Kinze rkitabınızda ABD’nin darbe dediği Ajax operasyonu Şahın baskıcı idaresi ve İslami devrim ile New York Ticaret Merkezini yutan alevler arasında bağlantı kurmanın abartılı olmadığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
STEPHEN KINZER: Darbenin amacı Musaddık’ı devirip Şahı tekrar tahta geçirmekti. Bunu yapmayı başardık. Fakat tarihin onlarca yıllık perspektifinden bakınca dönüp kendimize bu gerçekten bir başarı mıydı diye sorabiliriz. Tekrar iktidara getirdiğimiz Şah zalim bir diktatördü. Onun baskısı 1979 devrimine neden oldu ve devrim fanatik şekilde batı karşıtı bir grup din adamın ıulemayı iktidara getirdi. Kurdukları hükûmet Amerikan hedeflerine yönelik teröre destek verdi ve kapı komşuları Afganistan dahil başka birçok ülkede bağnazlara ve yobazlara esin kaynağı oldu. Afganistan’da Taliban iktidara geldi ve El Kaide’ye Usame Bin Ladin’e sığınacak bir yer sağladı. Tarihte sebep sonuç ilişkilerinde kesin çizgiler çizmek her zaman için zor olsa bilesanırım bunun ABD üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu söyleyebiliriz.
Bir de bunun yaratmış olduğu olumsuz etkiler üzerinde duralım. 50 yıl önce demokratik bir hükûmeti devirmekle sadece İran’a değil bütün Orta Doğu’ya bir mesaj vermiş olduk. Mesaj ABD’nin demokratik hükûmetleri desteklemediği petrol çıkarlarını garanti eden güçlü tek-adam idarelerini tercih ettiği mesajıydı. Bu da bir nesil boyunca liderleri demokrasiden uzak tuttu. Göndermemiz gerekli mesajın tam tersini gönderdik. “Demokrasi istiyoruz” mesajı yerine biz “Orta Doğu’da diktatörler istiyoruz” mesajını gönderdik ve Orta Doğu’daki birçok insan bu mesajı net bir şekilde anladı. Bu da şimdi içinde bulunduğumuz politik sorunların doğmasına yol açtı.
AMY GOODMAN: İran devrimi ve Ayetullah Humeyni tarafından Şahın tahttan indirilmesinden hemen sonra İranlı öğrenciler ABD büyükelçiliğini işgal etti. 1953 darbesine geri dönersek Şah darbe başarılı olmaz korkusuyla apar topar kaçmış ABD de onu geri getirip tahtına kavuşturmuştu. Şimd iİslam Devriminden sonra da Jimmy Carter ona ABD’ye giriş izni veriyordu: öğrenciler de gene bir darbe olur korkusuyla Amerikan büyükelçiliğini basıp oradakileri rehin almış olabilirlerdi. Acaba işgalin sürdüğü yüzlerce gün esnasında basınbu konuların öğrencilerde yarattığı yeni darbe korkularını ve işgalin bu nedenle gerçekleştiği konusunda açıklamalar getirdi mi?
ERVAND ABRAHAMIAN: Sanırım bu konuda ABD kamuoyu ile İran kamuoyu arasında büyük bir kültür farkı var. Stephen’ın kitabında gayet iyi bir şekilde ortaya koyduğu gibiİranlılara göre 53 darbesi İran tarihini biçimlendirdi. Ama Amerikalılar için 53 darbesi gerçek birşey değildi. Darbenin farkında bile değildiler. Farkında olanlar içinse bu Jimmy Carter’ın dediği gibi “tarihte kalmış birşey”di. Bu Amerikalılar için tarihte kalmış eski bir olay olabilir ama İranlılar için hiç de öyle değil. İşgal sırasında büyükelçilikten “casus yuvası” diye bahsediyorlardı. Çünkü 53 darbesinin aslında o büyükelçilikte tezgâhlandığını biliyorlardı.
AMY GOODMAN: Yani tam da işgal ettikleri binada.
ERVAND ABRAHAMIAN: Evet tastamam o binada. İşte bu İranlılar için temel meseleydi. ABD medyası meseleyi öfkeli ve duygusal İranlı güruhların caddelerde Amerika’ya ölüm diye bağırdıkları bir rehine krizi şeklinde gördü ve gösterdi. 53 darbesi bilerek gündeme getirilmedi. Büyük televizyon kanallarındaki haber yığınlarına bakarsanız 444 gün süren kriz boyunca 53 darbesinden çok az bahsedildiğini görürsünüz. Bu kasden yapıldı. Buradaki medya konuyu 1953’le hiçbir şekilde ilişkilendirmek istemedi. *1*

Harpten sonra müthiş fakirleşmiş olan İran’da Meclis üyelerinden Musaddık, İngilizlere verilen petrol imtiyazının yeniden görüşülmesini talep etti. İngiliz – İran Petrol Şirketi, dünyanın bilinen en zengin petrol rezervleriyle, Abadan’daki dünyanın en büyük petrol rafinerisini kontrol etmekteydi. Ülkedeki fakirlik ile petrol işindeki İngilizlerin lüks içindeki yaşam biçimleri, komünist Tudeh partisinin destekçilerini giderek artırıyordu.
Gelirden daha fazla pay isteyen İranlıların talebi İngilizler tarafından ret edilince Meclis, 1951 yılının Nisan ayında petrolün millileştirilmesi kararını aldı, akabinde Musaddık başbakanlığa getirildi. Eylül ayında İngiltere,İran petrolünün dünya piyasalarında boykot edilmesini sağlayarak Musaddık rejimini ekonomik olarak çökertmeye çabalıyordu. Bu sırada W. Churchill 76 yaşındayken Başbakan oldu. Musaddık ise 69 yaşındaydı.
Ülkelerini pijamalarıyla yöneten bu iki yaşlı ve inatçı adam ABD ile İngiltere’nin de aralarının soğumasına neden oldu. Petrol alanlarını ve Abadan rafinerisini ele geçirmek isteyen Churchill, ABD’nin yardımını istedi. Truman,ABD’nin böyle bir işgali asla desteklemeyeceğini söyledi. Churchill de, eğer bu destek olmazsa kendisinin de Kore işinde ABD’yi desteklemeyeceğini bildirdi. Görüşmeler 1952 yazında tıkandı.
Monty Woodhouse 1944
1952 yılının Kasım ayında, İngiliz ajanı Monty Woodhouse ile Bedell Smith / F.Wisner ekibi Musaddık’ı nasıl devireceklerinin plânlarını yapmaktadır. Oysa ABD’nin resmi dış politikası Musaddık’ın desteklenmesi yönündedir. Ne var ki, Wisner’in ifadesiyle bazı politikaların, CIA görüşleriyle paralellik arz etmesinin gerekli olduğu zamanlar olabilmektedir.
ABD’de Truman’ın otoritesinin zayıfladığı, başkanlık nöbetinin değişme zamanının yaklaştığı bu sıralarda A.Dulles, Tahran darbesinin K. Roosevelt komutasında gerçekleştirilmesini önerdi. Roosevelt, iki yıldır İran’da siyaset, propaganda ve olası bir Sovyet işgaline karşı paramiliter örgütlenme faaliyetleriyle uğraşmaktaydı.
Gelişmeler üzerine, Musaddık rejimini içerden sarsmak maksadıyla, mutedil politikacılar, din adamları ve basın mensupları, rüşvet dağıtılarak satın alındı. Kiralanan sokak serserileri vasıtasıyla komünist Tudeh Partisi yöneticileri ve binalarına saldırılar başlatıldı.
Bu arada, A. Dulles, İran’ın Sovyet kontrolüne girmesinin ABD’nin ve dünyanın başına getireceği felaketleri anlatarak Başkan’ı, darbenin gerekliliğine inandırmaya çalışıyordu. Eisenhower ise, Musaddık’a 100 Milyon Dolarlık bir destek verilmesi suretiyle rejime istikrar kazandırılabileceğini savunuyordu. Bir kaç gün sonra “Barışa Bir Şans Vermek” başlığıyla yaptığı konuşmada, “Hangi hükümetler tarafından yönetilecekleri ve hangi ekonomik sistemi benimseyecekleri, ulusların kendi tercihleridir, bu hakları ellerinden alınamaz. Bir ülkenin bir başka ülkeye, yönetilecekleri hükümeti dayatması asla savunulamaz.” demişti.
GENERAL Fazlollah Zahedi – İRAN 63.BAŞBAKANI
Buna rağmen, İngilizler ve CIA, Musaddık’ı devirecek darbenin hazırlıklarını sürdürdü. Darbeden sonra vitrine çıkarılacak isim bile belirlenmişti: Emekli General F. Zahedi. Kendisine 75.000 Dolar verildi ve darbeyi tezgâhlayacak sekretaryayı oluşturması söylendi.
Bu arada, Musaddık aleyhinde yıkıcı faaliyetler ve propaganda savaşlarına da hız verildi;
“Musaddık, Sovyetler ve Tudeh yanlısıydı… Musaddık, ülkeyi kasten ekonomik çıkmaza sürüklüyordu…”
Musaddık bilinçli olarak ordunun moralini bozuyordu… Musaddık İslâm düşmanıydı…”
Sevilen dinî liderlere CIA ajanlarınca suikastlar düzenleniyor, suç komünistlere atılıyordu, İslâm Savaşçıları adlı kökten dincilere destek veriliyor ve bunların, Musaddık yanlılarını her türlü yöntemle yıldırmaları sağlanıyordu.
CIA, Zahedi’nin askerî sekretaryasını da kullanarak ulusal radyonun, Merkez Bankasının ele geçirilmesi gibi detaylar da dahil olmak üzere darbeyi en ince teferruatına kadar plânladı ve Başkan’ın yeşil ışığını beklemeye başladı.
İsteksiz de olsa Eisenhower beklenen onayı 11 Temmuz 1953 tarihinde verdi ve bu andan itibaren her şey ters gitmeye başladı.
Darbeden üç gün önce, iş sır olmaktan çıkmış, gizli bir radyo, Amerikan devleti ve Zahedi ile diğer casus ve ajanların Musaddık hükümetini devirmek üzere harekete geçtiğini İran halkına duyurmaya başlamıştı.
Sonrasında CIA, Zahedi’nin tek bir askeri bile kontrol edemediğini öğrendi. Ellerinde Tahran’ın askerî plânları,ordunun teşkilât şeması bile yoktu. İşler, Eisenhower’ın II. Dünya Savaşındaki silah arkadaşı, İran konusunda deneyimli bir isim olan General McClure idaresine verilerek biraz toparlanma sağlanmaya çalışıldı. Sıra Şah ve ailesini Tahran’a getirip Zahedi’ye destek vermelerini sağlamaya gelmişti. Şah, ordunun desteğini alamayacağı endişesiyle darbeye taraf olmayacağını söylüyordu. Buna rağmen baskıyla kendisine Musaddık’ın görevden alındığına ilişkin kararname imzalattırıldı. Musaddık kendisini Şah’ın değil ancak Meclisin görevden alabileceğini söyleyerek karşı koydu. İran radyosu 16 Ağustos günü darbe teşebbüsünün akim kaldığını duyurdu. Şah ülkeyi terk etti.
Different name – same management: Anglo-Iranian Oil Company (Anglo-Persian Oil Company until 1935) changes its title to British Petroleum in 1954 (at left). One year before its name change (1953) British Petroleum (BP) had been instrumental in cooperating with the CIA to topple the Iranian administration of Prime Minister Mossadegh (1882-1967) (at rigth). At present, BP has major oil interests in the Caucasus to the north of Iran
CIA, kiraladığı adamlarla Tahran’da Şah yanlısı, Musaddık aleyhtarı gösteriler başlattı. Bazı dinî liderlerin de (genç Ayetullah Humeyni gibi) katılımıyla kalabalıklar büyüdü. Meclisi kuşattılar, bazı kabine üyeleri rehin alındı,dört büyük gazetenin büroları basılıp yakıldı, Musaddık’ın parti binası yağmalandı. Roosevelt’in talimatıyla telgraf idaresi, Propaganda Bakanlığı, polis karakolları ve askerî karargâhlar vuruldu. Üç kişinin öldüğü çatışma sonrasında CIA radyo binasını ele geçirip yayın yapmaya başladı. Zahedi, saklanmakta olduğu evden alınıp başbakanlık koltuğuna oturtuldu. O gün Tahran sokaklarında yüzlerce insan öldü. Ayrıca, bunun iki mislinden fazlası da iyi biçimde savunulan Musaddık’ı ele geçirmek uğruna öldü. Devrik Başbakan, müteakip üç yılı hapiste geçirdikten sonra ev hapsine çıktı. Musaddık, ev hapsindeki onuncu yılında vefat etti. Roosevelt, yeni Başbakan Zahedi’ye nakit olarak 1 milyon dolar verdi, o da tüm muhalifleri ezmeye, karşıt görüşe sahip binlerce kişiyi hapse tıkmaya girişti. Büyükelçinin ifadesiyle, olaylar beklendiği, ya da en azından umut edildiği gibi yürümemişti ama sonu istenildiği gibi bitmişti.
Kim Roosevelt Beyaz Saray’da bir kahraman gibi karşılandı. Allen Dulles, görünürdeki bu başarıyı, CIA’nın imajını cilalamak için alabildiğine istismar etti ama önemli bir CIA uzmanı olan Ray Cline’a göre ortada abartılacak bir başarı yoktu. CIA, darbeye zemin hazırlayacak ölçüde şiddet yaratması için yeterli sayıda sokak çapulcusu ve asker kiralamış, önemli miktarda para bir elden diğerine geçmiş ve o eller de rejimi değiştirmişti.
Ortalık sakinleştikten sonra Şah ülkesine döndü ve üç yıl sürecek sıkı yönetim ilan etti. İran’daki Amerikan görevlilerinin yardımlarıyla, rejimi koruyup güçlendirecek bir istihbarat teşkilâtı kuruldu. SAVAK adlı bu teşkilat,CIA tarafından eğitildi ve donatıldı. SAVAK, yirmi yılı aşkın bir süre boyunca Şah’ı korudu ve Sovyetlere karşı ABD’nin gözü kulağı oldu.
Şah, Amerika’nın İslam dünyasına yönelik politikalarının odağında yer alıyordu. ABD adına Şah’a muhatap olması gereken kişi Büyükelçi değil, CIA istasyon şefiydi. Şah ile CIA arasındaki bu “ihtiraslı kucaklaşma” (Dışişleri Bakanlığı yetkilisi A. Killgore’un tabiridir) yıllar boyu sürdü. Darbe CIA’nın yegâne büyük zaferi olarak görülüyordu. Olay, ulusal bir başarı gibi Amerikan kamuoyuna pazarlansa da İranlı bir nesil, Şah’ın CIA tarafından iş başına getirildiği bilinciyle büyüdü.
Teşkilâtın Tahran sokaklarında yarattığı kaos, çok uzak olmayan bir gelecekte, Amerika’nın başına belâ olarak dönecekti. CIA’nın sihirli bir el çabukluğu ile istediği bir ülkede iktidarları yerlerinden edebileceği algısı,cezbedici bir yanılsamadan ibaretti. Bu cazibe, CIA’yı, Orta Amerika’da kırk yıl sürecek bir savaşın içine sokacaktı.

Ana Kaynakça ;
Tim Weiner’in Legacy of Ashes – The History of CIA isimli kitap özeti
(ENKAZ DEVRALMAK CIA Tarihi) Uğur Yüce * Kitap özeti

Dip notlar ;
*1* http://www.ozgundurus.com/Haber/Haber-Analiz/04042011/Anti-emperyalist-basbakan-Muhammed-Musaddik.php
*2* http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=5146
http://www.democracynow.org/2003/8/25/50_years_after_the_cias_first
Çeviren: İnci Ötügen
50 Years After the CIA’s First Overthrow of a Democratically Elected Foreign Government We Take a Look at the 1953 US Backed Coup in Iran (28 Ağustos 2003’tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında orijinal ses kayıtları ile yayınlanmıştır.)

Naci KAPTAN 22 Temmuz 2012 / Güncellendi 30 Mayıs 2021 / Devam edecek
This entry was posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Dizi Yazilari, İSTİHBARAT KURUMLARI. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *