Atatürk: Türklerin Babası’ belgeseli *BBC NEWS – Türkçe

Posted in ATATURK, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER, VİDEOLAR | Leave a comment

Hristiyan, Yahudi ve Müslüman liderlerden açık mektup: Uygurlar için Çin’den hesap sorulsun * Rapor: Zorla doğum kontrolü ve kısırlaştırma ile Uygur nüfusu azaltılıyor

Hristiyan, Yahudi ve Müslüman liderlerden açık mektup:
Uygurlar için Çin’den hesap sorulsun

Enis Günaydın • 09/08/2020

Farklı dinlere mensup 70 dini lider, Doğu Türkistan’da “Yahudi soykırımından bu yana yaşanan en korkunç insanlık trajedilerinden birinin gerçekleştiğini” ifade ederek sorumlulardan hesap sorulması için çağrıda bulundu.
Hristiyan, Yahudi ve Müslüman din önderlerinin imzasını taşıyan açık mektupta, “Çin’de en az bir milyon Uygur ve Müslüman, hapis kamplarında tutularak açlık, işkence, cinayet, cinsel şiddet, kölelik ve zoraki organ nakline maruz bırakılıyor” ifadelerine yer verildi. Liderler bunun bir soykırım olarak değerlendirilebileceğini belirtti.
Kampların dışında da dini özgürlüklerin tamamen kısıtlandığı belirtilerek Uygur kadınların yüzde 80’ine zorla doğum kontrolü ve kısırlaştırma yapıldığına değinildi.
Dini liderlerden açık mektup 
Mektubu, İngiltere Kilisesi’nden 5 piskopos, Dalai Lama’nın Avrupa temsilcisi, Uluslararası Hoşgörü Merkezi’nden İmam Nabel Rafi ve İngiliz Lordlar Kamarası Üyesi Haham Julia Neuberger gibi çok sayıda isim imzaladı.
İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi karşıtı tutumuyla bilinen ve bir toplama kampında hayatını kaybeden Hristiyan rahip Dietrich Bonhoeffer’in “Kötülüğün karşısında sessizlik, kötülüğün ta kendisidir… Konuşmamak bir beyandır. Hareket etmemek bir tepkidir” sözlerine yer verilen mektupta şöyle denildi:
Holokost’un ardından dünya ‘bir daha asla’ dedi. Bugün biz ‘bir daha asla’ sözünü tekrar ediyoruz. Uygurların yanındayız. Kültürel Devrim’den bu yana Çin’de inanç ve din özgürlüğü kısıtlanan Tibetli Budistlerin, Falun Gong dindarlarının ve Hristiyanların da yanındayız. Her yerdeki inançlı ve bilinçli insanları, bu zalimliğin son bulması için dualarımıza, birliğimize ve eylemlerimize katılmaya davet ediyoruz. Adalet için çağrıda bulunuyor, bu suçların araştırılmasını, sorumlulardan hesap sorulmasını ve insan onurunun yeniden doğrultulması için bir yolun çizilmesini talep ediyoruz.” [1]

AP, Uygurların zorla çalıştırıldığı fabrikalarla
iş birliği yapan şirketlere karşı yasa hazırlıyor

euronews • 04/08/2020
Avrupa Parlamentosu Milletvekili Raphael Glucksmann, Çin’de Uygurların zorla çalıştırıldığı fabrikalarla iş birliği yapan şirketlere yaptırım uygulanması için AB’nin bir yasal düzenleme hazırladığını duyurdu.
Glucksmann, Amazon, Nike, Apple ve Puma gibi onlarca ünlü markanın, Uygur Türklerinin Çin’de zorla çalıştırıldığı fabrikalarla iş birliğini sona erdirmesi için “Uygur iş gücü sömürüsüne son” kampanyası başlatmıştı. Küresel çapta 36 ülkeden 200’e yakın insan hakları örgütü bu kampanyayı destekliyor.
Twitter’da, mücadelenin devam edeceğini belirten Glucksmann’a bir takipçisi “AB’nin Avrupa’da da faaliyet gösteren bu şirketlere yaptırım uygulayıp uygulamayacağını” sordu. AB milletvekili ise parlamentonun bu konuda bir yasal düzenleme üzerinde çalıştığını, kendisinin de AP İnsan Hakları Alt Komisyonu’nda raportör olduğunu ifade etti
Başlatılan boykot kampanyasıyla, Adidas ve Lacoste gibi şirketler Çinli tedarikçilerle işbirliğine son verdiklerini açıkladı. Birçok büyük firma 12 ay içinde bölgeyle ilişkisini keseceğini duyurdu.
Avustralya merkezli düşünce kuruluşu ASPI’nin raporunda, Uygurların Çin’deki devlet destekli fabrikalarda zorla çalıştırıldığı belirtildi. Söz konusu fabrikalarının 83 küresel marka için üretim yaptığı ifade edildi. 80 bin Uygur kökenli “modern kölenin” 9 eyaletteki 27 fabrikaya gönderildiği kaydedildi. [2]

Rapor: Zorla doğum kontrolü ve
kısırlaştırma ile Uygur nüfusu azaltılıyor

Sertaç Aktan • 03/08/2020
İstanbul’daki Uygur bir doktor tarafından 2013’ten bu yana muayene edilen, Çin’den kaçmış 300 Uygur kadınından yaklaşık yüzde 27’sinin kısırlaştırılmış olduğu belirtiliyor. Bu kadınlar muayene edilene kadar bu durumdan haberdar olmuyor ve neredeyse kadınların tamamı bir çeşit doğum kontrol yöntemi kullanmaya zorlandıklarını anlatıyor.
Yine ifadelere göre kısırlaştırma operasyonları da başka bir işlem için gittikleri kliniklerde kendilerine genel anestezi verildiği sırada bilgileri dışında yapılıyor. Konuya ilişkin hazırlanan yeni bir raporun bulgularına göre de Pekin, Uygur nüfusunu kontrol altına almak ve azaltmak için zorunlu doğum kontrol uygulamaları ve kısırlaştırma politikaları izliyor.
Uygur Türkleri konusunda araştırmalar yapan Alman akademisyen Adrian Zenz yıllar boyu toplanan benzer ve tutarlı tanık ifadeleriyle ve demografik verilerle yaşanan durumu biraz daha somutlaştırdı. Zenz’in aktardığına göre 2017’nin başlarından bu yana aile planlaması politikalarına uymayanlara çok sert cezalar verilmeye başlandı. Eskiden sadece para cezası verilirken artık kısırlaştırma uygulamasına geçildi.
Resmi kayıtlara göre Çin genelinde tüm rahim içi kontraseptif cihazların (IUD) yüzde 80’i Uygur Türkleri’nin bulunduğu Doğu Türkistan bölgesinde kullanıldı. Uygurlar üzerindeki baskılar başlamadan önce 2014 yılında bölgede sadece 3 bin 214 kısırlaştırma işlemi uygulanırken 2018’de bu sayı 60 bin 440’a yükselmiş.[3]

[1] https://tr.euronews.com/2020/08/09/hristiyan-yahudi-ve-musluman-liderlerden-acik-mektup-uygurlar-icin-cin-den-hesap-sorulsun
[2] https://tr.euronews.com/2020/08/04/ap-uygurlar-n-zorla-cal-st-r-ld-g-fabrikalarla-is-birligi-yapan-sirketlere-kars-yasa-haz-r
[3] https://tr.euronews.com/2020/08/03/rapor-zorla-dogum-kontrolu-ve-k-s-rlast-rma-ile-uygur-nufusu-azalt-l-yor
Posted in DIŞ POLİTİKA, EMPERYALİZM, FAŞİZM | Leave a comment

EYY ŞERİAT İSTEYEN KADINLAR ORADA MISINIZ?

Posted in DİN-İNANÇ, İrtica, RADİKAL İSLAM, SİYASAL İSLAM, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Tavşanlar da ateş eder! * Tarla diye alınan yerlere imar izni verildi. Kanal İstanbul için başta Katar, Arap ülkeleri medyalarında “Oteller, AVM’ler, lüks restoranlar, golf sahaları, yatlar, yelkenliler vb.” imgeleriyle adeta Disneyland reklamları dönüyor. Sizin anlayacağınız Kanal İstanbul diye, bir Arap Disneyland’ı kuruluyor!

Mine G. Kırıkkanat / 09 Ağustos 2020 Pazar
kirikkanat@mgkmedya.com

Tavşanlar da ateş eder!

İktidarın yapılacak diye tutturduğu Kanal İstanbul’un, 1936’da imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi’ni bypass ya da kadük edemeyeceği; Türkiye’nin Karadeniz’e gelip giden gemileri hiçbir biçimde bu yeni suyolundan geçmeye mecbur bırakamayacağı, Rusya ve ABD başta olmak üzere gerek uluslararası merciler, gerekse yerel uzmanlar tarafından defalarca vurgulandı.
Ama liyakate değil biata bakan ve ulusal yararı, toplumsal kazancı hiçe sayıp yakın çevresinin çıkarını kollayan muktedir irade, halen dehşet verici oranlarda zarar eden ve bazı havayollarının iflasına da yol açan son marifeti, İGA’da olduğu gibi uçuk kaçık kanal projesinde ısrarlı.
Ulusal yararı sıfır, doğal çevreye zararı büyük ve beklenen Marmara depremine devasa bir afet zemini yaratacak olan bu kanalın, yalnızca Arap zenginlerini söğüşlemek ve iktidar çevresinin de bu söğüşten nasiplenmesi için açılacağını artık biliyoruz. Nasıl biliyoruz?
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kanal kıyılarının imar planlarını askıya çıkardı. Tarla diye alınan yerlere imar izni verildi. Kanal İstanbul için başta Katar, Arap ülkeleri medyalarında “Oteller, AVM’ler, lüks restoranlar, golf sahaları, yatlar, yelkenliler vb.” imgeleriyle adeta Disneyland reklamları dönüyor.
Sizin anlayacağınız Kanal İstanbul diye, bir Arap Disneyland’ı kuruluyor!
Arap tufeyli ile Araplaşan Türkler, bu beton derede yatlarıyla, yelkenlileriyle Karadeniz’den Marmara’ya gide gele oynaşacaklar. Disneyland heyecanı yaşamak için, belki kıyılara birkaç korsan mağarası da koyarlar!
Disneyland deresinde tanzim satış kuyruğu
İktidarın Türk halkına söylediği bin bir yalandan, Araplar için kurulan Disneyland’ın kamuflajı en kabası: Yük gemileri, savaş gemileri bu beton dereden geçecekmiş de para bırakacaklarmış. Kanal açılınca Karadeniz ile Marmara arasında geçen gemi sayısı ikiye katlanacakmış da mış, mış, mış.
Derinliği 25 metrelik kanaldan büyük tonajlı gemilerin geçmesi zaten mümkün değil. Yüzeyde 150, dipte 125 metre olacak genişliğinden ötürü, kanala sığabilen koster tipi gemiler de tek tek geçebiliyor. Yani Karadeniz’e çıkan bir gemiyle Marmara’ya inen bir başkasının aynı anda kanalı kullanmaları mümkün değil. Tek yönlü kanal trafiğinde, buradan geçmek için can atan gemi sayısı ikiye katlanınca ne yapacaklar, acaba? Tankerleri, kruvazörleri tanzim satış kuyruğuna mı sokacaklar?
Büyük tonajlı on beş tankerin ya da son teknolojilerle donatılmış iki-üç savaş gemisinin maliyeti, İstanbul Kanalı’nın maliyetini geçer. Bu gemiler Boğaz’ı düşük bedel karşılığında, bazılarına bedelsiz geçiş hakkı tanıyan Montreux Sözleşmesi dururken kanala para vermez, hatta kanaldan geçmek için üstüne para isterler. Çünkü bazen varlıkları, bazen de taşıdıkları yük, bir Disneyland deresinde riske atılmayacak kadar değerlidir!
Kanala komşu ABD üssü
Türkiye’deki siyasal İslamcı iktidar, her anlamda çökerken iflasa sürüklediği ekonomiyi, kamuoyundan “cambaza bak” tekniğiyle gizlemeye çalışıyor. Oysa halkımız ibadete açılan Ayasofya’ya, İstanbul’u yaracak Kanal İstanbul’a bakarken sadece Hazine boşaltılmıyor. Düşmanla kuşatılıyoruz. Devletin bekasına pusu kuruluyor.
ABD ve Yunanistan, temmuz ayı sonunda salt İstanbul Boğazı ve bizlere gemi geçecek, para gelecek diye yutturulan Arap Disneyland’ı Kanal İstanbul’u değil, Çanakkale Boğazı’nı da devre dışı bırakacak bir proje başlattı. Lozan Antlaşması’na göre askerden arındırılmış olması gereken sınır bölgesi Dedeağaç’a Amerikan deniz ve hava üssü kuruldu. Resmi törenle açıldı. Yunanistan ve ABD, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu akti olan Lozan Antlaşması’nı açıkça ihlal ettiler ve bizdeki siyasal İslamcı iktidar, öylece durup baktı.
TSK’nin vurucu gücü dışarıda
Önünüze bir harita açıp Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’nın konumuna bakın. Her üçü de artık AB ve NATO üyesi. ABD’nin Bulgaristan ve Romanya’da da üsleri var. Bunlara Yunanistan’daki Dedeağaç üssü eklendi. ABD ve müttefikleri, böylece karadan ve denizden Karadeniz’in batısında bir kalkan oluşturdular.
Türkiye’deki iktidarın yapacağını ilan ettiği Arap Disneyland’ı beton derenin 20-30 km. uzağında, artık devasa bir ABD hattı var. ABD, P-8A ve RC-135 uçaklarıyla her gün semalarda “it dalaşı” yapıyor Rus uçakları Su-27’lerle.
Doğu Akdeniz’de aleyhimize gerilim artıyor.
Suriye’de yaklaşık on yıldır süren savaşta Amerikalı ve Rus askerleri henüz birbiriyle savaşmadı. Ama biz, beş yüze yakın askerimizi şehit verdik. Suriye’nin Doğu petrollerini ABD ve PKK, Batı’daki petrol ve limanlarını Rusya kontrol ediyor.
Ekleyin Suriye’deki, Irak’taki Türk askeri varlığının üstüne Libya’daki “milli çıkar” savaşımızı, halen TSK’nin tüm vurucu gücü dışarıda bulunuyor…
Peki, içeride ne var? Ekonomik iflas, on milyon besleme sığınmacı, kılıç kuşanan Diyanet İşleri Başkanı, cihat çığlıkları atan Ayasofya müritleri, okulları kapatılan TSK’de din hizmetleri başkanlığı kuran ve Lozan’ı gömmek isteyen siyasal İslamcı bir iktidar.
Charles de Gaulle, “Savaş ava çıkmak gibidir, ama savaşta tavşanlar da ateş eder!” der.
Trablus’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da var.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/tavsanlar-da-ates-eder-1757117
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DIŞ POLİTİKA, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Dz.K.Komutanlığının senelerdir talep etmesine rağmen Kuzey Kıbrıs’ta neden DENİZ ÜSSÜ kurulmuyor? Güney Kıbrıs’ta İngiliz’lerin 2 üssü, Fransız’ların 1 üssü var * E. Koramiral Erenoğlu’ndan, Doğu Akdeniz uyarıları: Kıbrıs’a deniz üssü kurulmalı

Cumhuriyet / Sena Yaşar / 09 Ağustos 2020 Pazar
Emekli Koramiral Can Erenoğlu, Doğu Akdeniz’deki askeri gerilimin Türkiye tarafından artırılmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Doğu Akdeniz’de olma iddiası olan Türkiye, öncelikli olarak Kıbrıs’a deniz ve hava üssü inşa etmelidir. Bu, bölgedeki gemilerimizin lojistiği için elzemdir” dedi.

Erenoğlu, Mısır ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması yapmasının ardından, Türkiye’nin bölgedeki varlığını güçlendirmek için atması gereken adımları Cumhuriyet’e değerlendirdi. Erenoğlu, Türkiye’nin olası adımlarını şöyle sıraladı:
– Türkiye, bu noktada Doğu Akdeniz’de askeri çatışmaya girmemeli, gerginlik birdenbire en üst düzeye çıkarılmamalı. Askeri gemileri çıkarıp, orada gösteri yapmanın zamanı değil. Yunanistan bölgede Türkiye’yi tahrik edecek. Türkiye, bu tahriklere kapılmamalı. Doğu Akdeniz’de yapılacak en son iş, son çözüm savaşmaktır. Bu kapsamda, tahrik için oralara giren başka ülkelerin gemileri olursa, ikaz edilerek uzaklaştırılmalıdır.

‘ORUÇ REİS’İ GÖNDERİN’
– Verilecek öncelikli mesaj, Doğu Akdeniz’deki hakkımızdan vazgeçmeyeceğimizi bildirmek. Bunun için ilk adım, sismik araştırma faaliyetini sürdürecek, denizden güvenliği sağlanacak bir araştırma gemisi göndermek. Barbaros gemisi şu an Kıbrıs tarafında. Navtex’imiz gereği Oruç Reis’in Meis güneyindeki görevi, Yunanistan ile artan sözde gerginliğin azaltılması için Almanya’nın girişimi üzerine ertelenmişti. Bu durum Türkiye aleyhtarı faaliyetlerin bir odak noktasının da Almanya olduğunu tekrar kanıtladı. Türkiye, Oruç Reis gemisini bir an önce göndermeli. Bölgede, sismik araştırma gemisinin varlığı önemli. Bu, haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi gösteren bir adım.
– Türkiye, 29 Kasım 2019’da Birleşmiş Milletler’e bildirdiği kıta sahanlığı sınırlarından asla taviz vermemeli. Doğu Akdeniz’de bugüne kadar ilanı geciktirilen MEB’i, derhal ilan etmeli.
– Uzun vadede, Lübnan, Suriye, İsrail ve Mısır ile MEB anlaşması için masaya oturulmalı. Anlaşma sağlanırsa, MEB’in kenarları ve sınırları çizilmeli. Mısır, Suriye ve İsrail ile düşmanlık tarafı seçilmemeli. Mısır’ın bu kararı siyasi olarak verdiği, aslında Yunanistan’a güvenmediği unutulmadan hareket edilmeli. Bu anlaşmalar, değişmez kanunlar değil. Suriye, Lübnan, İsrail hatta Mısır’la bile tekrar görüşülmeli.
– KKTC’de mutlaka deniz ve hava üssü tesis etmeli. Lojistik destek dikkate alınmalı. Kıbrıs’ta kara gücümüz zaten kolordu düzeyinde var. Yapılacak deniz ve hava üssü, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığını güçlendirir, lojistiğini garantiye alır.
– Rusya’nın yıllardır bölgede, Tartus’ta üssü var. Üstelik üssü giderek geliştirdi. Fransa, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile üs için anlaştı. İngiltere’nin zaten GKRY’de “kendi egemen alanım” dediği iki üssü var. Doğu Akdeniz’de olma iddiası olan Türkiye’nin öncelikli olarak Kıbrıs’a deniz üssü inşa etmesi gerekir.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/e-koramiral-erenoglundan-dogu-akdeniz-uyarilari-kibrisa-deniz-ussu-kurulmali-1757094
Posted in DENİZ VE DENİZCİLİK, DIŞ POLİTİKA, KIBRIS | Leave a comment

TAM DA PRANGALARIMIZDAN KURTULACAKKEN! * Parlamenter sisteme sahip olup da vaz geçen ve Başkanlık sistemine dönen sadece 3 ülke vardı…Yabancı değiller onlar da bu gezegenden Sahra Çölü’nün hemen güneyinden öz hakiki medeniyet havzasından: Zimbabwe Gana ve Malavi!. .

SERVET AVCI : 08 Ağustos 2020 / avciservet@hotmail.com

TAM DA PRANGALARIMIZDAN KURTULACAKKEN!

Bize hep ABD ve Güney Kore örneği verilmişti ama bir de şu tarihî gerçek söz konusuydu: Dünyada evvelce Parlamenter sisteme sahip olup da vaz geçen ve Başkanlık sistemine dönen sadece 3 ülke vardı…
Yabancı değiller onlar da bu gezegenden Sahra Çölü’nün hemen güneyinden öz hakiki medeniyet havzasından: Zimbabwe Gana ve Malavi!. .
Bize düşen o zaman da ikaz etmekti: Gana’yı takdir etmemek mümkün değildi!. . Başbakan Kwame Nkrumah 1960’ta referandumla ülkesini Başkanlık sistemine geçirdi kendisi de Başkan seçilmişti!. . Ülkesi ‘prangalardan kurtulunca’ ilk yaptığı kalkınma hamlelerinden birisi ülkedeki muhalefet partilerini referandumla yasaklamak olmuştu!. . Böylece uzaya fırlayacak roket ağırlıklarından kurtulmaya başlamıştı!. .
Gana’da Başkanlık sistemine geçilirken “Yahu bu Başkanlık sistemi değil aslında cumhurbaşkanlığı sistemi fiilî durumu hukukî hâle getiriyoruz endişeye mahal yok” diyenler çıktı mı bilmiyoruz… Bildiğimiz şuydu: Sonuçta bütün partiler karambole gitmişti!. .
Eski Genel Sekreterine göre Nkrumah sistem değişikliğine gerekçe olarak şöyle planlama yapmıştı: “Kafasında hızlı bir gelişme hamlesi fikri vardı. Bunun için en iyi yöntemin gücü başkanlıkta toplamak olduğunu düşündü. Başkanlığın ekonomik ve sosyal ilerleme için kritik olduğunu düşünüyordu…”
Bizimkiler 15 Temmuz gibi tehlikelerin bir daha asla yaşanmaması için bu sistemi savunuyorlardı ya… Hatırlatmakta fayda var: Gana’da Nkrumah’ın ‘garantili’ Başkanlık sistemi 1966 askerî darbesiyle toprak olmuştu!. .

“Gana bize uymaz” diyenlere Zimbabwe’yi örnek göstermiştik!. . Ülkeyi 1980’den 1987’ye kadar Başbakan olarak yöneten Mugabe’yi Başbakanlık kesmemişti!. . Ülkede anayasa değiştirilmiş ve Başkanlık sistemine geçilmişti…
Parlamenter sistemin verdiği güçten memnun olmayan ‘daha fazla en fazla daima fazla’ güç isteyen Mugabe ‘zayıf parlamento’lu sistemde Başkan olmuştu artık… 1980’den darbeyle görevinden uzaklaştığı 19 Kasım 2017’ye kadar Zimbabwe’yi yönetecekti…
Bu arada ülkeden son derece demokratik şartlarda yapıldığından şüphe duyulmayacak biçimde
1990 1996 2002 2008 ve 2013 seçimlerini kazanmıştı!. .
‘İstikrar’ dediğimiz de buydu zaten ama Zimbabweliler bunun kıymetini bilemediler!. .

Biz Parlamenter sistemin kötülüğünü ancak yarım yüzyıldan fazla zamanda anlayabilirken Malavi topu topu 2 yaşındaki Parlamenter sistemden sıkılmış ve 1966’da Başkanlık sistemine geçmişti…
Doğaldır ki ‘kurucu Başbakan’ bir anda ‘kurucu Başkan’ olmuş Şef Banda devleti kararnamelerle yönetmeye başlamıştı… Banda literatüre uygun bir diktatördü artık… Başkan olarak 5 yılı tamamladıktan sonra ‘halkı zahmetten kurtarmak’ ülkede seçim filan tekrarlarıyla ortaya çıkan israfı önlemek için kendisini ‘ömür boyu başkan’ ilân etmişti!. .
Malavi’de demokrasi öyle gelişti öyle gelişmişti ki parlamento seçimlerinde her bölgeden 5 vekil öneriliyor Şef Banda da bunlardan birini seçip parlamentoya alıyordu… İstediği zaman da parlamentodan atabiliyordu…
Şef Banda tam bir çevreciydi!. . Etrafta müthiş bir mıntıka temizliği yapmıştı!. . Muhalefeti tamamen bitirmişti!. . Parlamento az daha Belediye Bando Müdürlüğü’ne bağlanacaktı ama Şef’in ömrü vefa etmemişti!. .

Elimizde bunlar var aksi olsa dükkan sizin!. . Yeryüzünün başka herhangi bir bölgesinde Parlamenter sistemden Başkanlık sistemine geçmiş başka bir tek örnek varsa biz de öğrenmek isteriz!. .
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tam-da-prangalarimizdan-kurtulacakken-56495yy.htm
Posted in FAŞİZM | Leave a comment

AKRABASINI İŞE ALAN 3 YIL HAPİS YATACAK!!! * Bu yasa Türkiye’de olsa idi En baştan en dibe kadar tüm yöneticiler hapse atılırdı…

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

YOKSA LOZAN’DAN MI İNTİKAM ALINIYOR? * Libya 1912 yılında Trablusgarp Savaşı sonunda Balkan Savaşı çıkıp Osmanlı subayları geri çağırılınca kaybedilmişti. Sevr’de ise Türkiye’nin Libya dahil Kuzey Afrika’da hak iddia etmeyeceği kaydediliyordu.

Ey Türk oğlu Türk, LOZAN’a karşı olanların yukarıdaki SEVR haritasını istediğini unutma!!!
ARSLAN BULUT : 04 Ağustos 2020
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr
Avrupa basını Türkiye haberlerinde genelde iktidarın değirmenine su taşırken gerçeği ters yüz edecek değerlendirmelerde bulunuyor. Meselâ Fransız Le Monde gazetesi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Libya ile yaptığı anlaşmayla Sevr Antlaşması’ndan intikamını aldığını yazdı!
Erdoğan Cenevre’de yaptığı konuşmada Libya ile yapılan mutabakatla ilgili “Bu adımlar Sevr’in ters köşe edilmesidir. Bu kadar önemli. ” demişti ya…
Halbuki Libya 1912 yılında Trablusgarp Savaşı sonunda Balkan Savaşı çıkıp Osmanlı subayları geri çağırılınca kaybedilmişti. Sevr’de ise Türkiye’nin Libya dahil Kuzey Afrika’da hak iddia etmeyeceği kaydediliyordu. Yoksa bu topraklar zaten elden çıkmıştı!

Daha da garibi Erdoğan’ın Lozan aleyhinde birçok açıklaması var! Meselâ sonuncusunda “Şimdi Kılıçdaroğlu’na sorarsan Lozan’da kazandığımızı söyler. Ondan sonra da adaların faturasını AK Parti’ye kesmeye kalkar. Adaları siz verdiniz siz. Sizin partinizin başında olanlar verdi. ” demişti.
Partinin başında Atatürk ve sonra da İnönü vardı!
Oysa adalar da 1912 tarihli Uşi anlaşması ile verilmişti.
Erdoğan daha önce de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni de tartışmaya açmıştı. Yakın zamanlara kadar da NATO’yu Türkiye-Suriye sınırına müdahale etmeye çağırmış Suriye’deki iç savaş başlatılmadan önce de Türkiye-Suriye sınırındaki mayın temizleme işini yasayla 49 yıllığına bir İsrail firmasına yasa ile vermeye çalışmıştı!

Le Monde haberinde Ayasofya’nın ibadete açıldığı tarihin tesadüf olmadığı 24 Temmuz’un Lozan Antlaşması’nın 97. yıl dönümü olduğu da kaydedildi!
Yani Ayasofya’nın ibadete açılış tarihini seçme işinde Sevr’e değil Lozan’a gönderme yapıldığı belli. Bu durumda Le Monde gibi ciddi bilinen bir gazete neden Erdoğan’ı Türkiye kamuoyuna şirin göstermeye çalışıyor? Bilgisizlikten olamaz! Çünkü bu gazetede çalışanlar iyi eğitimlidir. En azından üzerinde yazacakları bir konuda araştırma yaparlar. Fakat hiçbir araştırma yapmadan Erdoğan’ı Sevr’den intikam alıyor gibi gösteriyorlarsa bunun sebebini anlamak gerekir!

Almanya’nın eski Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann da Türkiye hükümetinin “Neoosmanlıcı zihniyete sahip olduğunu” belirterek Erdoğan’ın ülkesini Osmanlı İmparatorluğu’nun 20’nci yüzyılda sahip olduğu Balkanlara kadar olan bölgede düzen sağlayıcı role büründürmek istediğini ancak bunun uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etti.
Erdmann’ın sözleri de tarihi olarak yanlış. 20. yüzyılın başında Osmanlı devleti Balkanları kaybetme süreci içindeydi. Öyle ki Rus ordusu Yeşilköy’e Bulgar ordusu Çatalca’ya kadar gelmişti!

Bize göre Türkiye’de siyasi iktidar yeni Osmanlıcılık filan yapmıyor hala ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’ne uyumlu adımlar atıyor.
İşte ABD 6. Filosu Karadeniz’de tatbikat yapıyor! 6. filodan yapılan açıklamada Karadeniz’de deniz ve hava kuvvetlerinin katılımıyla tatbikat yapıldığı manevralarda USS Porter füze destroyerinin de yer aldığı belirtildi.
Diğer taraftan Türkiye Dışişleri Bakanlığı YPG/PKK terör örgütü güdümündeki Suriye Demokratik Güçleri’nin ABD’li bir şirketle yaptığı duyurulan petrol anlaşmasını “uluslararası hukuku hiçe sayan Suriye’nin toprak bütünlüğüne birliğine ve egemenliğine kasteden ve terörizmin finansmanı kapsamına giren bir adım” olarak niteleyerek ABD’nin bu adıma destek vermesinin esefle karşılandığını ve kabul edilemez olduğunu bildirdi. .
Bildirdi de Türkiye yönetimi Suriye’de bir PKK devleti kurulmasını önlemek için bugüne kadar ne yaptı?
Gecikmeli harekâtlar ile sınırda tampon bölgeler oluşturuldu ama PKK devleti ABD eliyle kurulurken Türkiye seyretti değil mi?
Türkiye Sevr’den böyle mi intikam alıyor? Veya sınırlarında bir terör devleti kurulmasını seyretmekle Osmanlıcılık oynanabilir mi?

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/yoksa-lozandan-mi-intikam-aliniyor-56459yy.htm
Posted in İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, Tarih, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Pelikan Dosyası * Dört yıl önce kötü giden bir kampanyayı toparlayıp patronunu Saray’a taşımıştı. İkinci adam olana kadar önüne çıkan herkesi yok etmiş, kurnaz bir dalavereci ve pis bir çıkarcıydı.

Pelikan Dosyası

Murat AĞIREL  / 11 Mayıs 2020 / murat.agirel@hotmail.com
Flatcher Coal, Başkanın danışmanıydı. Daha 37 yaşında başarı merdivenlerini tırmandı. Dört yıl önce kötü giden bir kampanyayı toparlayıp patronunu Saray’a taşımıştı. İkinci adam olana kadar önüne çıkan herkesi yok etmiş, kurnaz bir dalavereci ve pis bir çıkarcıydı.

Başkanın yeniden seçilmesi için kurulan Başkanlık seçimleri komitesinin gizli, küçük, yasadışı birimini Coal’a bağlı Bair yönetiyordu. Bair eski deniz piyadesi, eski bir casustu. Coal onu bizzat kiralayıp resmen olmayan bir birimin başına geçirmiştir. Birimin yıllık bütçesi 4 milyon dolardı. Ve bu para değişik rüşvet fonlarından karşılanıyordu.
Bir sabah yüksek yargıçlar Rosenberg ve Jersen öldürülmüştü. Tüm ülke kaos içerisindeydi.
Coal, “Başkanım tam bir kriz durumu var. Bu durumu yaratan biz değiliz. Bizim bir hatamız yok. Kimse bizi suçlayamaz. Bütün ulus bir şok yaşayacak ve bir ölçüde birbirine kenetlenecek. Bir önder etrafında toplanmanın zamanıdır” dedi. Ve devam etti:
“Tüm ülke sizin açıklamalarınızı bekliyor. Yorgun görünmelisiniz. Bütün gece bu olay nedeniyle uyumamış gibi… Tüm ülke sizi izliyor olacak. Ayrıntıları öğrenmek ve sakinleşmek için ceket ve kravat sabahın yedisinde bir ön hazırlık yapmış gibi durur. Daha sıradan hırka gömleğe ne dersiniz?
İyi bir imaj olur. Bakın efendim gelecek aydan sayarsak bir yıl sonra seçim var. Üç aydır kriz olmamıştı. Şimdi çok iyi bir kriz var elimizde. Rahat görünün. Bu bize beş, hatta on puan kazandırır. İnanın bana efendim.”
Konuşma aynen dediği gibi yapıldı. Anket yaptırdılar ve yüzde 52-53 oranı çıktı. Halbuki geçen ay 44-45 civarlarındaydı. “Kriz işimize yaradı” dedi Coal.
Rosenberg ve Jersen yerine yeni yargıçlar atanmalıydı. Başkan Coal’a sordu:
“Atanmasını istediğim yargıçlar ne oldu?”
Coal: “Bu tam olarak kayırma işi değil Başkanım” dedi.
Başkan: Bal gibi kayırma işi. Dostlarımı ödüllendiriyorum, düşmanlarımı cezalandırıyorum. Hayatta kalma politikasıdır bu!

Rosenberg ve Jersen’in ölüm nedenleri ile ilgili hukuk fakültesi öğrencisi Darby araştırma yapar ve bir rapor hazırlar. Aynı okuldan hocası ve sevgilisine gösterir. Sevgilisi bir profesördür. Raporu okul arkadaşı, aynı zamanda FBI’da görev yapan dostuna verir. Raporu okuyan ajan çok şaşırır ve raporu üstlerine sunar.
Raporun adı “Pelikan Raporu”dur. Bu rapor bir şantaj amacıyla Başkana da sunulur. Aslında bu rapor çok daha önce Başkana ve Coal’a sunulmuştu.
Raporda bir iş adamının petrol bölgesi için devam eden davalar ile ilgili bilgiler ve Başkan ile çekilmiş bir fotoğraf mevcuttu. Başkana seçim döneminde bu işadamı yüklüce bir bağış yapmıştı. Coal ve Başkan bu raporun ortaya çıkmasının kendilerine büyük zarar vereceğini düşünür ve raporun gizlenmesini ister. Rapordaki iş adamı kızı öldürmek ister. Bu amaçla suikast düzenler ama kız hayatta kalır, erkek arkadaşı ölür. Kendi avukatlarından birisi bazı bilgileri anlatmak ister iş adamı onu da öldürtür. Kız yani “Darby” karar verir.
Kız raporu tüm ayrıntıları gazeteci Gray’e anlatır. Gray ve Darby dedektif gibi çalışıp kanıtları bulurlar. Artık sadece gazetede yayınlama kalmıştır. Haberi doğrulatmak için telefon aramaları yaparlar. Asıl amaç cevap haklarını kullandırmaktır. Coal bir açıklama yapmaz. İş adamının avukatları gazeteyi tehdit eder. Başkan gazete sahibini arar ve haberin yayınlanmamasını ister. Gazete sahibi reddeder.
Avukatlık bürosu sahipleri yargıçları arar ve mesaileri bitmiş olmasına rağmen iş başı yapıp çalışmalarını bir yayın yasağı çıkarmalarını ister. Yargıç sert tepki verir.
Haber gazetede yayımlanır.
Rapora “Pelikan” adının verilme nedeni, Louisiana’da soyu tükenmekte olan Pelikanlardan dolayıdır. İş adamının istediği arazilerde tam da buradadır. Çevrecilerin dava açması ve davayı kazanmalarının kesinleşmesi iş adamını bu işleri yapmaya yöneltmişti. Olaylar büyümüştür.
Okuduğunuzda siz de benim gibi tebessüm ettiniz değil mi?
John Grisham’ın Pelikan Dosyası kitabını mutlaka okuyun…

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/pelikan-dosyasi-55695yy.htm
Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ORGANİZE İŞLER * İŞTE EKONOMİ BÖYLE BÖYLE İFLAS ETTİ * Hazinenin parası yandaşlara, 1 koy 5 al ihalelere, islamcı dernek ve vakıflara transfer edildi * Bütçeden dernek ve vakıflara 933 milyon lira: ‘Arka bahçe’nin payı bir milyara yaklaştı!

Birgün / NURCAN GÖKDEMİR / 08.08.2020

Bütçeden dernek ve vakıflara 933 milyon lira:
‘Arka bahçe’nin payı bir milyara yaklaştı!


Geçen yıl genel bütçeden dernek ve vakıflara 933 milyon lira aktarıldı. 428 milyon lira ile en yüksek ödenek aktarımı MEB bütçesinden yapılırken Kültür ve Turizm Bakanlığı 212 milyon, Sağlık Bakanlığı da 111 milyon lira transfer etti.
AKP iktidarın arka bahçesi olarak nitelendirilen ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakınlarının yönettiklerinin de aralarında bulunduğu dernek ve vakıflar bütçeden yine büyük bir ödenek aldı. Geçen yıl dernek ve vakıflara aktarılan tutar 1 milyar TL’ye yaklaştı.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2019 yılı Genel Faaliyet Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, önceki yıl genel ve özel bütçeli idareler aracılığıyla bütçeden cari transfer ve sermaye transferi olarak 848 milyon 385 bin TL alan dernek ve vakıfların geçen yıl aldığı yardım arttı. 2019 yılında bu kuruluşlara 840.5 milyonu cari transfer, 92.8 milyon lira da sermaye transferi olmak üzere 933.3 milyon lira aktarıldı.
Cari transfer ödemelerinin 825 milyon lirası aralarında Cumhurbaşkanlığı, çeşitli bakanlıklar ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bulunduğu genel bütçeli idarelerden, 15 milyon lirası da Türk Standartları Enstitüsü, TÜBİTAK, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile çeşitli üniversitelerden yapıldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu da bu kuruluşlara 113 bin lira aktardı.
MEB, KÜLTÜR VE SAĞLIK BAKANLIKLARI İLK ÜÇTE
Genel ve özel bütçeli idareler arasında 428 milyon liralık transfer ile Milli Eğitim Bakanlığı ilk sırada yer aldı. MEB’i, 212 milyon lira ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, 111.2 milyon lira ile de Sağlık Bakanlığı izledi.
Genel bütçeli idarelerden dernek, vakıf ve diğer kuruluşlara yapılan ödenek transferleri sırasıyla şöyle: “Milli Eğitim Bakanlığı 428.5 milyon TL, Kültür ve Turizm Bakanlığı 212 milyon TL, Sağlık Bakanlığı 111.2 milyon TL, Gençlik ve Spor Bakanlığı 88.2 milyon TL, Diyanet İşleri Başkanlığı 29.2 milyon TL, İçişleri Bakanlığı 27 milyon TL, Dışişleri Bakanlığı 10.3 milyon TL, Türk Standardları Enstitüsü 10.2 milyon TL, Cumhurbaşkanlığı 7.5 milyon TL, Türkiye Bilimsel Ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2.1 milyon TL, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 1.7 milyon TL, Milli Savunma Bakanlığı 835 bin TL, Türkiye Büyük Millet Meclisi 200 bin TL, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 140 bin TL, Adalet Bakanlığı 5 bin TL, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bin TL, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 467 bin TL.”
DERNEK VE VAKIFLAR BİLİNMİYOR
Her yıl genel bütçeden büyük ödenekler aktarılan bu dernek ve vakıflarla diğer kuruluşların isimleri yine açıklanmadı.

https://www.birgun.net/haber/butceden-dernek-ve-vakiflara-933-milyon-lira-arka-bahce-nin-payi-bir-milyara-yaklasti-311175
Posted in Ekonomi, ORGANİZE İŞLER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment