YSK ÜYESİ Cengiz Topaktaş Ülkemizde halen GERÇEK YARGIÇLARIN da olduğunu gösterdi * YSK gerekçeli kararı açıkladı, muhalif üye ‘hukuk dersi’ verdi: Bu şaibeyi tarih yazacak

cumhuriyet.com.tr | 2017-04-28

 

YSK gerekçeli kararı açıkladı, muhalif üye ‘hukuk dersi’ verdi: Bu şaibeyi tarih yazacak

YSK, referandumun kesin sonuçlarını ve CHP’nin referandumun iptali için yaptığı başvuruyu reddetme gerekçesini açıkladı. YSK’nin gerekçesine, referandumun iptal edilmesi gerektiği yönünde oy kulllanan Cengiz Topaktaş’ın muhalefet şerhi damgasını vurdu.

Referandumda Yaptığı manipülasyonlarla Türkiye’nin kaderi ile oynayan sözde yargıç YSK Başkanı Sadi Güven

YSK, 16 Nisan anayasa değişikliği referandumunun iptali isteminin reddine ilişkin kararının gerekçesini açıkladı. Ancak gerekçeye, karara muhalefet eden tek YSK üyesi olan Cengiz Topaktaş’ın muhalefet şerhleri damgasını vurdu. YSK’nin tepeden inme kararı nedeniyle mühürsüz oyların sayımının imkansız hale geldiğini ifade eden Topaktaş, “Ülkemiz çıkan sonucun doğru olduğuna inanan ve inanmayan kesimler olarak ikiye bölünmüştür. Bu tartışmanın hiç bitmeyeceği gelecek kuşaklara da yansıyacak bir sürece girilmiştir” dedi. 10 üyenin ret görüşüne katılmayan Topaktaş 12 sayfalık bir karşı oy yazısında şu çarpıcı tespitler ile seçimlerin iptal edilmesi gerektiğini bildirdi.

Kanun koyucu gibi davrandı: 560 sayılı kararımızdaki hatalı yönlerden en başta geleni kanun koyucu gibi hareket etmemiz olmuştur. Bu kurallar, dışarıdan oy pusulası ve zarf getirilmesini, dolayısıyla hile yapılmasını önlemek amacıyla getirilmiştir. Oy verme hakkını Anayasa ile güvence altına alan kanun koyucunun, 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddelerindeki düzenlemeyi yapmak suretiyle vatandaşının oy hakkını elinden aldığını söylememiz mümkün değildir. Kanun koyucunun bunu düşünmediğini veya düşünemediğini söyleyemeyiz. Kurulumuzun yerindelik denetimi yapması da mümkün değildir. Bu itibarla 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddeleri Anayasaya aykırı olmadığına ve böyle iddiada bulunmadığımıza göre uygulanması zorunludur.

Sahtecilik sandıkta denetlenemez: Sandık görevlilerinin sahtecilik konusunda özel bir eğitimleri olmadığı için, bu denetimi yapmaları onlardan beklenemez. Oyların seri bir şekilde sayılması gerektiği düşünüldüğünde de bu denetimin yapılmasının pek mümkün olmadığı görülecektir. Mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının, YSK tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmadığının tespitini sandık görevlilerine yaptırmaya çalışmak, sandık başlarında gereksiz tartışmalara neden olabileceği gibi, ancak bir soruşturma ile ispatlanabilecek sahtecilik veya hile iddiasının, bu yükün altından kalkamayacak olan kişilere verilmesi doğru olmayacaktır.

Tartışmalı hale geldi: Kurulumuz ilk defa bir seçimin devamı sırasında böyle bir karara imza atmıştır. Bu kararın 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddelerine ve 14/02/2017 tarihli 135/I sayılı genelgemize aykırı olması, seçmenlerin oy haklarını korumaya matuf olan bu kararı, kamuoyunda tartışmalı hale getirmiştir.

Toplum ikiye bölündü: Sandıklardaki sayım işlemleri kurulumuzun bu kararına göre yapılmış, dolayısıyla mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının miktarının tespiti imkânsız hale gelmiştir. Gerek siyasi partilerce, gerekse Kurulumuzca, gerçekte ne kadar mühürsüz zarf ve oy pusulası olduğu bilinmemektedir. Kamuoyuna bu 2.5 milyon oy olduğu şeklinde yansımıştır. Yeniden sayımın kamuoyunda oluşturulan şüpheyi ortadan kaldırmaya yetmeyeceği gözetildiğinde, artık 2.5 milyon mühürsüz zarf ve mühürsüz oy pusulası olduğunu ya da olmadığını tartışmak anlamsız hale gelmiştir. Ülkemiz çıkan sonucun doğru olduğuna inanan ve inanmayan kesimler olarak ikiye bölünmüştür.

YSK taraflı yayıncılığın önünü açtı: 298 sayılı Kanunun 149/A maddesindeki düzenlemeye baktığımızda, bu Kanunun 55/A maddesine ve kurulca belirlenen esaslara aykırı olarak yayın yapılması halinde, cezai müeyyideler getirdiği görülmektedir. Bu müeyyideyi uygulamak yerine, uygulanamaz olduğuna karar verilmesi, propaganda açısından eşit olmayan şartlarda halkoylamasına gidilmesi sonucunu doğurmuştur. Kurulumuzun bu kararı ile radyo televizyonlarda kendi görüşleri dışında görüşlere yer vermeyen yayınların önü açılmıştır.

Farklı görüşler eşit temsil edilmedi: Sivil toplum kuruluşlarının gerektiği gibi propaganda yapma haklarını kullanamamaları, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamayacağı kuralının gözardı edilmesi sonucu, radyo ve televizyon kanallarının sadece kendi görüşlerine yer vermeleri ile değişikliğin halka anlatılmasında farklı görüşlerin eşit temsil edilmemesi ve 560 sayılı kararımızın yarattığı sonuç gözetildiğinde, Anayasamızın 67 ve 79. maddelerinin ihlal edildiği, bu nedenlerle seçimlerin iptali yolundaki başvurunun kabulüne karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Posted in ANAYASA, FAŞİZM, HUKUK-YARGI-ADALET, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ TARİH, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

PERDE ARKASI * Daha teğmen iken İslam’cı kesimle kanka imiş O FOTOĞRAFI ÇEKEN HULUSİ AKAR’dı

cumhuriyet.com.tr
2017-04-28

O fotoğrafı çeken Hulusi Akar’dı

Türker Ertürk, Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe’nin bulunduğu fotoğraf karesini Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın çektiğini yazdı.

Türker Ertürk OdaTv için yazdığı köşe yazısında Hyde Park’ta Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe’nin bulunduğu fotoğrafı Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın çektiğini dile getirdi.

Ertürk’ün yazdığı yazı şöyle:

Medyada, geçmişten bugüne çokça yer alan bir fotoğraf var. Fotoğraf karesinde yer alanlar, bugün kamuoyunun çok iyi bildiği üç isim. Bunlar; soldan sağa doğru Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe’dir. Her üç isim de İngiltere’nin güneybatısında yer alan Exeter kentinde bulunan Exeter Üniversitesi’nde, 1976-1978 yılları arasında eğitim almaya gitmişler.

Birleşik Krallık üniversiteleri arasında “Kürt Araştırmaları Enstitüsü” olan tek eğitim kurumu Exeter Üniversitesi! Ayrıca, bu üniversitede “Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü” de bulunuyor.

MI-6 AJANLARI BURADA EĞİTİM GÖRÜR

Arap, İslam Dünyası ve Kürtler hakkında uzmanlaşması istenenler ile Ortadoğu’da görev yapacak olan MI-6 ajanları ve İngiliz subayları, icra edecekleri görevin önemine binaen değişen sürelerde, bu üniversitede eğitim ve öğretim görürler. Birleşik Krallıkİstihbaratı’nın bir yan kuruluşu olduğu söylenen Green Peace (Yeşil Barış) örgütü, bu üniversite tarafından kurulmuştur.

İşte Fehmi Koru, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe bu üniversitenin rahle-i tedrisatından geçmek üzere; Milli Kültür Vakfı’nın bursu, Nevzat Yalçıntaş ve Sabahattin Zaim gibi hocaların teşviki ile buralara gelmişlerdir.

TANIŞIKLIK KAYSERİ LİSESİ’NDEN

Bu üçlünün,Türkiye’den Üsteğmen rütbesinde asker bir misafirleri vardır. Esasında ev sahibi konumunda olan,Abdullah Gül’dür. Tanışıklıkları Kayseri Lisesi’ne dayanır. Üsteğmenimiz, 42 gün izin alarak İngiltere’ye gelmiştir. Bu kadar uzun bir süre çok pahalı bir ülke olan İngiltere’de tatil yapmak, hele hele bir Üsteğmen geliri ile neredeyse imkansızdır. Sanırım, Üsteğmenimizi Abdullah Gül misafir etmiştir.

O hafta sonu,Exeter’de yaşayan üçlü aralarına misafir gelen Üsteğmeni de alarak, 3,5 saat mesafedeki Londra’ya geldiler. Amaçları hem Londra’da gezmek,hem de Üsteğmenin izin kağıdını Londra’da bulunan Askeri Ataşeliğe onaylatmaktı!

FOTOĞRAFI ÇEKEN HULUSİ AKAR’DI

Önce, Belgrave Square 43 numarada bulunan Türk Büyükelçiliği’nin ikinci katındaki Askeri Ataşeliğe gittiler. Daha sonra buradan çıkarak, yaklaşık 250 metre mesafede bulunan Hyde Park’a girdiler. Biraz dolaştılar, yorulunca birer pound vererek şezlong kiraladılar ve oturup sohbet ettiler. Hava güzel ve güneşli bir gün olduğu için ceketlerini çıkarıp, şezlongların arkasına astılar ve günün anısına bir de fotoğraf çektirdiler.

İşte yukarıda gördüğünüz üçlünün fotoğrafı bu! Bu kareyi, fotoğraf makinesinin deklanşörüne basarak tespit eden ise; o gün Üsteğmen, bugün ise Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Hulusi Akar’dı!

HALA MÜCADELEYE DEVAM EDİYORUZ

Daha sonra kalktılar, ceketlerini ve safarilerini giydiler, kuzeye doğru yürüdüler, Hyde Park’ın Marble Arch kapısından çıktılar ve sağa dönerek Oxford Street’e girdiler. Bu sefer de fotoğraf makinesinin arkasına Fehmi Koru geçti, şimdiye kadar hiç medyada görmediğiniz Hulusi Akar, Abdullah Gül ve Şükrü Karatepe’nin fotoğrafını çekti.

2010’da İstifa ederek mesleğimden ayrıldım. Çünkü iki yıl yaptığım Deniz Harp Okulu Komutanlığım sırasında,Gülen Cemaatinin akla hayale gelmeyecek saldırılarına maruz kaldığım, cansiperane bir şekilde mücadele ettiğim halde; hem komutanlarım tarafından takdir edilmemiş, hem de onların dost ateşine maruz kalmıştım. KomutanlarımınTürk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik asimetrik psikolojik savaşı yönetemedikleri iddiasında bulunarak üniformamı çıkardım ama hala mücadeleye devam ediyorum.

HULUSİ AKAR’LA HİÇ KARŞILAŞMAMIŞTIK

Balyoz operasyonu ile muvazzaf askerler içeri atıldığında, görev başındaydım. Daha ilk günden itibaren sahip çıktım. Sanırım üzerinde üniforması ile Hasdal’a,Ankara’dan emir ve amirinden izin almadan gidenilk askerim. Ve hep gitmeye devam ettim.

İstifa ettiğim günün hemen ertesinde de bu sefer sivil elbisem ile Hasdal’a, silah arkadaşlarımı ziyarete gittim. Ziyareti tamamladıktan sonra,Hasdal CezaeviKomutanına teşekkür için odasına yöneldim. Kapıda emir subayı “İçeride Kolordu Komutanı var” dedi. İçeri girmemi istemiyordu! Ama umursamadım ve derhal,biraz da hışımla kapıyı açarak, içeriye yöneldim. O güne kadar Hulusi Akar ile hiç karşılaşmamıştık, beni tanımazdı!

AÇTIM AĞZIMI, YUMDUM GÖZÜMÜ!

İçeri girer girmez,Hulusi Akar hemen ayağa kalktı, “Türker ne haber, hayırlı olsun” diyerek, güleç ve sevecen bir yüzle beni karşıladı ve kucakladı. Açtım ağzımı, yumdum gözümü! Balyoz’un hukuk görünümlü bir operasyon oluğunu, Cumhurbaşkanı Gül’ün ve iktidarın işin içinde olduğunu söyledim. Ayrıca, bu operasyonla mücadelenin yargıya saygı duyarak değil, yok sayılarak yapılabileceğini anlattım.

Ne dersem beni destekledi ve katıldığını beyan etti. Belli ki; gerginliği arttırırım diye alttan almaya, gazımı almaya çalıştı ve kendini sakladı! Daha sonra emir subayını çağırdı;“Amiralimin emrindesin, kolordu alarak ev taşıma ve yeni evini hazırlama dahil ne isterse yapılacaktır” diye önümde direktif verdi.

NE BİLEYİM KANKA OLDUKLARINI!

Böyle davranarak, o an için gazımı aldı ve kendini sakladı. Meğerse ben, kimi kime şikayet ediyormuşum! Ben “Abdullah Gül de TSK’ya karşı yürütülen operasyonun arkasında” diyorum; meğerse Hulusi Akar, Abdullah Gül’ün kankasıymış.

Şimdi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’a sormak istiyorum;

1. Size niçin hukuk görünümlü operasyonlar ve itibarsızlaştırma saldırıları yapılmadı? Yoksa sizi oraya getirmek için muhtemel rakiplerinize karşı mıntıka temizliğimi yapıyorlardı?

2. Kontrollü darbe girişiminin neresindesiniz?

İTİRAZINIZ YOK MU?

3. TSK’nın komuta birliği, gayri anayasal bir biçimde tahrip edilmiş durumda, bunu işgal döneminde bile yaşamadık, itirazınız yok mu?

4. TSK’nın moral ve motivasyonu yerlerde, dayanışma ruhu zayıflamış, bunun için hangi tedbirleri aldınız?

5. Askeri Liseleri niye kapattınız, buralarda okumadığınız için bir düşmanlığınız mı var?

HAYIR DİYEMEDİNİZ Mİ?

6. Harp Okullarının, Harp Akademilerinin durumu ve bağlantı yapısı, dünyanın hiçbir yerinde eşi ve benzeri görülmeyecek şekilde, adeta garabet bir yapıya geçirildi. “Hayır, böyle olmaz” diyemiyor musunuz?

7. MSB Üniversitesi denen ucube yapının başına Süleymancı birisini getirdiler, “Hayır” diyemediniz mi?

8. GATA için yaşanan rezilliğe muhalefetiniz yok mu?

GEREĞİNİ YAPIN!

9. Sizi yaver gibi yanında taşıyor, “Olmaz” diyemiyor musunuz?

10. Siyasi mitinglerin enstrümanı olmayı içinize sindirebiliyor musunuz?

11. Ülkemiz koşar adım felakete sürükleniyor, farkında değil misiniz?

Bu sorulara verecek yanıtınız yok mu? Varsa da, yoksa da bunun gereğini yapın!

© 2017 www.yaynet.com.tr

Posted in PERDE ARKASI, SİYASİ TARİH, TSK, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

KİRLİ REFERANDUM * YANDAŞ YARGIÇLAR * YSK *** Bu şaibeyi tarih yazacak

Cumhuriyet 28 Nisan 2017

Posted in ANAYASA, FAŞİZM, SİYASİ TARİH, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

DURUM VAZİYETİ BirGün 28 Nisan 2017 * İktidar karşısında cübbesini ilikleyen hakimler dönemi * OY toplamak ÇAY toplamaya benzemez

Posted in ANAYASA, DURUM VAZİYETİ, FAŞİZM, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

REFERANDUM * HİLE * FAŞİZM üzerine *** AB raporu ; ANAYASA YÜRÜRLÜĞE GİRERSE İĞPLER KOPAR

BirGün 28.Nisan.2017

Posted in AB, ANAYASA, DURUM VAZİYETİ, FAŞİZM | Leave a comment

Arşiv sandığından bugüne * FAŞİZM VE İHANET ÜZERİNE * MASKELİ MUHALEFET LİDERLERİNİN ELİNDE…

MUSTAFA YILDIRIM
1 HAZİRAN 2011

MASKELİ MUHALEFET LİDERLERİNİN ELİNDE

<< Kendilerini zor duruma düşüren her görevlinin daha sonra acılar çekerek öldüğünü anlattılar.(*) “Hoşgörü” diye diye afyonladılar, zulümle bitirdiler. Aslında başkalarını hoş görmek gibi bir niyetleri yoktu, istedikleri kendilerinin serbest örgütlenebilmeleriydi.

“Demokrasi de bunlar olur mu?” diye yakındılar, ama İmam’ı rehber, diktasını “İslami Düzen” diye ezberletmeye çalıştılar. Amerika’ya “şeytan”, Türkiye Cumhuriyeti’ne “taguti rejim” dediler, ancak Amerikan yanlılarıyla birlikte devletin köklerini sökmekte yarıştılar. Yıllarca “milli mücadele”, “milliyetçi mukaddesatçılık” deyip durdular, ama Türk subayının belini kırdılar;

Ermeni iftiracılarının önlerini açtılar! “Batı taklitçiliği” diye diye 80 yıllık gelişmeyi aşağıladılar. Sonra da Batı’ya gidip sırtlarını sıvazlattılar; pabuç gibi Amerikan madalyalarını boyunlarına astılar, Riyad krallarının eteğine yapıştılar! “Ulu Hakan Abdülhamit Han” diye diye göz boyadılar, sonra da “Türk” demekten utandılar!

“Unsuriyetçi değiliz” diye diye ana unsuru azınlığa dönüştürmek için sınırları vizesizlere açtılar. Sınırlarda nüfus yapısı gün geçtikçe bozulacak! “Vatan” dediler, “millet” dediler, “din-iman” dediler, yurt topraklarını Hıristiyan kolonicilere açtılar! Sünniliği kimselere bırakmadılar, ama örtülü Şia işgalinin önünü de açtıkça açtılar.

“Kardeşimiz” dedikleri komşu devlet başları sarsılıp yıkıldıkça ne Osmanlı eyaletçiliği para ediyor, ne de Batı taklitçiliği! Daha da sertleşecekleri, acımasızlaşacakları kesin! Onlara göre Türkiye bölünüp parçalanası bir “Dar’ül Harb” ve Türkiye Cumhuriyeti, yerin yedi kat dibine sokulası, “İslam’a düşman” bir rejim. Düşlerinde bile görmemişlerdi bu denli kolay yıkabileceklerini. Şimdi şaşıyorlar başarılarına, ama inanamıyorlar, her gün yıkılma korkusuyla kıvranıyorlar; kıvrandıkça daha çok yıkıyorlar! Bir yanda Batı’nın önüne geçilmez para-silah gücü, öte yanda dini kullanan sahtekâr diktatörlerin yadsınamaz silah donanımları!

“Ey Millet!” Şimdi sen, olup biteni görmezden gelip, üç günlük çıkarını düşünerek sandığa gideceksin ve elin hiç mi sızlamayacak? Daha önceleri olduğu gibi, “Ne yapalım yanılmışız” diyerek kurtulacağını mı sanıyorsun? Yanılıyorsun, çünkü böyle diyebilme hürriyetin dahi kalmayacak! Vicdanları körelmiş diktatörlerin ezdiği, zulmettiği erdemli insanların, yaşamları şimdiden kararan gelecek kuşakların ahı seni tutacak! 1 Haziran 2011 (The General, UDY, Ekim 2011, s. 258)>>

Bu satırlar, 2010 Anayasa Yıkımından 9 ay sonra yazılmıştı. Yalnızca bir hafta sonra 12 Haziran 2011, “tek adam” ve ekibi oyların % 49,5’ini alarak yeniden başa geçti. Onlar davalarından ayrılmamışlardı. Sonuç ne denli önceden belliyse de “Gerçeklerden kaçanlar Zifiri Karanlıkta boğulmaktan kurtulamazlardı.”

Öyle de olmadı mı?
Siz gerçeklerden kaçtıkça maskeli, eyaletçi muhalefet “liderleri” de önünüzden eksilmeyecek!Bakın daha şimdiden “erken seçim” diyerek sizi uyutmaya başladılar.

Üstelik egemen devletin yıkımı, Akdeniz adalarının Helenlere teslim edilmesi, eyalet adı altında bağımsız azınlık devletleri kurulması umurlarında bile değil!

Yeter ki siz “Hangi YSK ile, hangi hükümetle, hangi yargıçlar-valiler- kaymakamlar-belediye reisleri ve güvenlik güçleriyle? Hangi toplanma-yazma, konuşma özgürlüğüyle?” diye sormayasınız!

(*) Bkz. Fethullah Gülen, “Küçük Dünyam” ve Saidi Kürdi-Nursi için “Meczup Yaratmak.”
Çökelez, 23 Nisan 2017

Posted in FAŞİZM, MUSTAFA YILDIRIM | Leave a comment

Yunan askerlerini evinizin salonunda “Greek Caffee” içerken veya bahçenize çadır kurduklarını gördüğünüzde şaşırmayın * Yunanistan Türkiye’ye ait Eşek adasını da işgal etti * Kasımpaşa kabadayısı olduğunu söyleyen asrın liderimizden ve Genel Kurmay Başkanından tısssss… * Eşek Adasında yunan askerinin kuzu çevirme şovu

sozcu.com.tr
Saygı öztürk
12 Nisan 2017

Sıra Gökçeada ve Bozcaada’ya mı geldi

Hükümet her şeyi bırakmış, halk oylamasında “evet” çıkmasını sağlamak için devletin bütün olanaklarını kullanıyor. Kullanıyor tamam ama adalarımızın işgal edilmesine ise kayıtsız kalıyor. İşte bu durum işgalci Yunanlıları alabildiğine cesaretlendiriyor. Bir taraftan adalara asker çıkaran, sivilleri silahlandıran, eğiten Yunanistan’ın önemli hedeflerinden biri de Gökçeada ve Bozcaada’yı ele geçirmek. Buna göre hava eğitimleri yapılıyor, paraşüt tazeleme eğitimlerinde bu adalarımıza çıkış senaryoları uygulanıyor.

Yunanistan, Ege Denizi’ndeki askeri hazırlıklarını gözle görünür bir şekilde artırıyor. Onların bu adımlarına Türkiye’ye ait adaya çıkışıyla Yunanistan Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı da destek veriyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Bakanımız Fikri Işık, halk oylaması çalışmalarına bir gün ara versinler de, Türkiye’ye ait olduğunu söyledikleri adalara çıksınlar. Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın, Milli Savunma Bakanı’nın geldiği adalarımıza, ülkemizin Cumhurbaşkanı, Milli Savunma Bakanı gidemiyorsa vay ülkemizin haline…

TÜRKİYE’YE MEYDAN OKUYORLAR

Yunanistan’ın Kelemez, Sömbeki, Semadirek ve Taşoz adalarında, 7-14 Mart 2017 tarihleri arasında seferberlik tatbikatı yapıldı. 1923 Lozan ve 1947 Paris Antlaşmaları’na göre gayri askeri statüde olan adalara, Yunanistan düzenli askeri birlikler yerleştirdi, sesimiz çıkmadı. Adalarda bulunan sivil halkı silahlandırdı.

Milis olarak eğitti yine sessiz kaldık. İşgal ettikleri adalarımızda Yunan milisleri gösteri yapıyor, Türkiye’ye meydan okuyor. Yunanistan, düzenli askeri birliklere ilave olarak adalarımıza yerleştirdiği sivilleri de silahlandırdı. Silah, mühimmat ve üniformayla donatılan sivil halk, milis olarak eğitildi. Aydın-Hurşit Adası’nda, Yunan milis üskerleri 30 Mart 2017’de egemenlik ve bayrak gösterisi yaptı. Hatırlatalım, Aydın il sınırları içinde bulunan Hurşit Adası, Yunan işgali altında olan 18 ada arasında yer alıyor.

ADALARIMIZDA PARAŞÜT EĞİTİMİ

Yunanistan son olarak Midilli Adası’nda, 5-6 Nisan 2017 tarihlerinde paraşüt tazeleme eğitimi yaptı. Bunları gizli-saklı yapmıyorlar. Eğitimlerle ilgili haber, fotoğraf ve diğer görüntüler Yunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı resmi internet sitesinde yayımlandı. Yunanistan’ın paraşüt eğitimini, ana kıtası yerine Çanakkale, Balıkesir ve İzmir kıyılarına 5 mil uzaklıktaki Midilli Adası’nda yapması çok önemli mesajlar içeriyor.

Adalarımızın işgal edildiğini ve oralardaki hemen her gelişmeyi, Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım’dan öğreniyoruz. Midilli’deki paraşüt eğitiminin ne anlama geldiğini sorduğumda, Yalım şunları anlattı:

“Midilli Adası, Lozan Antlaşması’nın 12 ve 13. maddelerine göre gayri askeri statüde. Yunan hükümeti, Midilli Adası’na askeri birlik yerleştiremez, deniz üssü ve istihkâm tesisi inşa edemez. Ancak Yunanistan, 1960’lı yılların başından itibaren Midilli Adası’nı silahlandırdı. Mevcut durum itibarıyla Midilli Adası’nda, bir Mekanize Piyade Tümeni ve bir Deniz Üssü bulunuyor. Yunanistan adaya bir de paraşüt birliği yerleştirdi.”

YUNANİSTAN’A BİR “EYYY” DİYEMEDİK

Yunan paraşüt birlikleri, hedef adalara yapılacak uçar birlik ve hava indirme harekatı için eğitiliyor. Paraşüt eğitimlerinde, önce serbest paraşütçüler atlayarak hedef bölgesinin emniyetini sağlıyor. Daha sonra da büyük çaplı askeri birlikler hedef bölgesine otomatik paraşütle atlıyor ve denizden çıkan birliklerle birleşerek hedefi işgal ediyor. Midilli Adası’nda icra edilen paraşüt tazeleme eğitiminde, hedef adalara yapılacak harekatın provası yapılıyor.

Midilli Adası’nın yakınında Gökçeada ve Bozcaada bulunuyor. Yunanistan, Balkan Savaşı sırasında 20 Ekim 1912’de Bozcaada’yı, 30 Ekim 1912’de Gökçeada’yı işgal etti. Türkiye, 1923 Lozan Antlaşması’yla her iki adayı yeniden egemenliği altına aldı. Yunanistan, Lozan’da vermek zorunda kaldığı Gökçeada ve Bozcaada’yı geri almanın provalarını yapıyor.

18 Türk adası Yunan askerine teslim edildikten sonra Doğu Ege Denizi’nde elimizde sadece Gökçeada ve Bozcaada kaldı. Yunan askerine teslim edilecek adalar arasında Gökçeada ve Bozcaada var mı? Yunanistan, gayri askeri statüdeki Midilli Adası’nda paraşüt eğitimi yaparak Lozan Antlaşması’nı ihlal etti ve Türkiye’ye meydan okudu. Bütün bunlar olup biterken, Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan bir “Eyyy” bile diyemedi. AKP hükümeti Yunanistan’a nota bile veremedi.

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/saygi-ozturk/sira-gokceada-ve-bozcaadaya-mi-geldi-1787760/
Posted in DURUM VAZİYETİ, SAYGI ÖZTÜRK | Leave a comment

REFERANDUMDA YSK’nın “EVET’e” SPONSOR OLMASI DURUMU ve ÖLÜLER YİNE OY KULLANDI * BLOK EVET OYLARI * MÜHÜRSÜZ OY PUSULALARI HİLESİ * O ZARFLAR KİMİN ELİNE GEÇTİ ? * Demokrasi adına seçim ve referandumları halk adına denetleyen bağımsız örgüt HAYIR ve ÖTESİNE teşekkür borçluyuz

cumhuriyet.com.tr | 2017-04-25

Hayır ve Ötesi referandum raporunu açıkladı: Ölüler oy kullandı!

Hayır ve Ötesi tarafından açıklanan 16 Nisan referandumuna ilişkin rapor, bir skandalı ortaya çıkardı. Raporda, Urfa’da 31 Mart 2017 günü hayatını kaybeden E.E. isimli bir yurttaşa, Eyyübiye ilçesinde bulunan 2179 no’lu sandıkta oy kullandırıldığı tespitine yer verildi.

Hayır ve Ötesi’nin basın toplasından satır başları şöyle:
16 Nisan akşamı yaşananlar sonrası, işimizin bitmediğini ve hatta yeni başladığını anladık. Seçimde birçok anormallik var. 2010’da Gülen “İnsanları mezardan kaldırıp Evet verdirin” demişti. Biz bu referandumda ölü birine oy kullandırıldığını tespit ettik. Bazı sandıklarda kayıtlı seçmen sayısından fazla kişiye oy kullandırıldığını tespit ettik. Urfa Eyyübiye’de 31 Mart günü hayatını kaybeden E.E. isimli yurttaş adına 16 Nisan’da oy kullanıldı.

Bazı sandıklarda 7 Haziran ve 1 Kasım’da 180’i aşan muhalefet oyları, 16 Nisan’da sandıklardan kayboldu. YSK ‘mühürsüz oy geçersizdir’ kuralını çiğnemiştir. “Bundan önce de oldu” denilen örnekler münferit düzeydedir. Bu kez 3-5 oy mühürsüz değil. Milyonlarca oy mühürsüzdür. Bu her türlü usülsüzlüğe zemin hazırlamaktadır.

Bazı yerlerde oy kullanmaya gitmeyen yurttaşlar yerine, ‘yedek oy’ pusulası devreye girdi. Muş’tan ve Urfa’dan telefonlar yağdı. İnsanlar oylar sayılırken sandık bölgesinden çıkarıldıklarını söyledi.  16 Nisan 2017 tarihli Anayasa Değişikliği Referandumu’nun iptali, hukuki açıdan kaçınılmaz bir zorunluluktur. ‘Usül esastan önce gelir’ kuralı, mühürsüz oyların kullanılmasıyla yerle bir edilmiştir. Bu hukuk cinayetidir.

HAYIR VE ÖTESİ 16 NİSAN 2017 ANAYASA REFERANDUM RAPORU

Hayır ve Ötesi, 16 Nisan 2017 Referandumunda yaşanması olası usulsüzlüklerin önlenmesi, yaşanılabilecek olanların açığa çıkartılması amacıyla kurulmuş, sandık güvenliği merkezli faaliyet gösteren bağımsız bir yurttaş organizasyonudur.

• 50’ye yakın ilde gönüllü başvurusu alan Hayır ve Ötesi, 16 Nisan 2016 Referandumunda; müşahit, bina sorumlusu, avukat, koordinasyon ve destek ekibinden oluşan 15 bin gönüllüyle sandık çevresi ve başında görev yapmıştır.

• Hayır ve Ötesi, eğitim ve yasal mevzuata ilişkin tüm dokümanlarını hukukçu gönüllüleriyle birlikte kendi yapısı içerisinde üretmiş; kendi eğitimcilerini eğitmiş, İstanbul’un tüm ilçelerinde ve büyük kentler başta olmak üzere 30’un üzerinde ilde 300’e yakın Müşahit Eğitim Toplantısı gerçekleştirmiştir.

• Hayır ve Ötesi, saha organizasyonu, veri girişi ve değerlendirmelerinde kullandığı altyapıyı, tüm program ve uygulamaları, yazılımcı gönüllüleriyle kendi bünyesinde geliştirmiştir.

• Hayır ve Ötesi gönüllüleri, başta büyük kentlerin merkezi noktaları ve ilçeleri olmak üzere bürolar kurmuş, yüzlerce noktada stant çalışması yapmış, 300 binin üzerinde bilgilendirici broşür ve materyal dağıtmıştır.

• Hayır ve Ötesi iç iletişim ve sosyal medya hesapları, gönüllüleri tarafından kurulmuş ve yönetilmiştir.Tanıtıma ve bilgilendirmeye yönelik eğitim kitleri, broşürler, video ve görsel tüm basılı/dijital materyal,Hayır ve Ötesi gönüllülerinin kolektif çalışmasıyla içeriklendirilmiş ve tasarlanmıştır.

• Hayır ve Ötesi gönüllüleri, 16 Nisan Referandum günü kullanılan oyların %25’ine ait tutanakları kayıt altına almış ve sonuçları altyapısında toplamıştır.

• Hayır ve Ötesi, YSK verilerini, sahadan ve dost kurumlardan derlediği sonuçlarla kendi elektronik altyapısı üzerinde karşılaştırmıştır.

• Hayır ve Ötesi, veri karşılaştırmanın ötesinde, referandum günü yaşanan usulsüzlüklere dair gönüllüleri ve avukatları aracılığıyla yaptığı itiraz ve müdahaleleri belgeleriyle derlemiş, kamuoyuna yansıyan vakalarla birlikte değerlendirerek raporlaştırmıştır.

REFERANDUMDA ÖNE ÇIKAN TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER

İki ay boyunca yaptığımız çalışmalar süresince “Sandık Bize Emanet” diyerek yoğun bir mesai yürütttük.16 Nisan 2017 Pazar günü yapılan Anayasa Değişikliği Halk oylaması ile ilgili olarak; emaneti sahiplenen  gönüllülerimizden gelen ve halihazırda toplam kullanılan oyların yaklaşık yüzde 25’ini oluşturan tutanak bilgileri Hayır ve Ötesi veri sistemine kaydedilmiş durumdadır.

Hayır ve Ötesi gönüllülerinin temin ettiği ve veri sistemine girişi yapılan ıslak imzalı sandık sonuç tutanakları tek tek incelenmiş; YSK verileriyle birlikte değerlendirilmek suretiyle aşağıdaki tespitler yapılmıştır.

961 SANDIKTA BLOK EVET

YSK verilerine, aşağıda örnekleri de verilen, başta Şanlıurfa’nın Akçakale, Viranşehir, Hilvan ve Muş’un Hasköy, Yozgat’ın Çekerek ilçeleriyle, Sakarya’nın Akyazı ilçesi olmak üzere; 961 adet seçmen sandığında kullanılan oyların tamamı, yani yüzde 100’ü EVET mühürlü olup, HAYIR mühürlü oy adet ve yüzde olarak SIFIR’dır.

Tespite Konu Örnek Sandık Bilgileri:

Muş Merkez 1171 no’lu sandık
Şanlıurfa Harran 1122 no’lu sandık
Şanlıurfa Harran 1092 no’lu sandık
Şanlıurfa Eyyübiye 2087 no’lu sandık
Şanlıurfa Viranşehir 1262 no’lu sandık
Şanlıurfa Haliliye 2042 no’lu sandık
Şanlıurfa Akçakale 1005 no’lu sandık
Şanlıurfa Akçakale 1129 no’lu sandık
Şanlıurfa Viranşehir 1023 no’lu sandık
Şanlıurfa Akçakale 1099 no’lu sandık
Şanlıurfa Eyyübiye 2161 no’lu sandık
Şanlıurfa Harran 1107 no’lu sandık
Şanlıurfa Haliliye 2276 no’lu sandık
Şanlıurfa Siverek 1321 no’lu sandık

7 Haziran ve 1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, ihmal edilemeyecek derecede muhalefet partisi seçmenine sahip olduğu anlaşılan söz konusu sandıklardaki bu sonuç, hayatın olağan akışına ters Olarak
değerlendirilmektedir.

7 BİN 48 SANDIKTA SANDIĞA GİDEN SAYISI SEÇMEN SAYISINA EŞİT VEYA O SAYIDAN DAHA FAZLA

7 bin 48 adet seçmen sandığında, kullanılan oy sayısının ilgili sandıktaki seçmen sayısına eşit olduğu veya sandık görevlileri de dikkate alındığında, seçmen sayısı ve sandık görevlileri toplam sayısından da fazla olduğu tespit edilmiştir. Dahası, bu sandıklardan 2 bin 397’sinde seçmen sayısından fazla oy kullanılmıştır.

Söz konusu sandıklarda kullanılan oyların toplamı 1 milyon 672 bin 249’dur. Bu oyların yüzde 60,7’si “EVET” olarak gerçekleşmiştir.  Blok oy kullanımına ilişkin önceki tespitler de dikkate alındığında, oy kullanmaya gelmeyen seçmenler adına bilahare “EVET” yönünde oy kullanılmış olabileceği şüphesi; söz konusu 7 bin 48 adet sandık için ihmal edilmemesi gereken ve detaylı soruşturmaya muhtaç bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

Toplam 1 milyon 672 bin 249 kişiden hiçbirinin seçmen listelerinin kesinleştiği 10 Mart 2017 tarihinden itibaren hayatını kaybetmemiş olması, er/erbaş olarak silah altında bulunmuyor olması mümkün değildir.  Nitekim, Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesinde 2179 no’lu sandıkta kayıtlı E.E. isimli, 01.01.1942 doğum tarihli yurttaşımızın 31 Mart 2017 tarihinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.

Dar bir örneklem üzerinden, çok kısa bir süre zarfında ve nüfus bilgilerini edinmemizin mümkün olmadığı koşullarda ulaştığımız bu bilgi, ortada araştırılması gereken çok sayıda vaka olduğunu düşündürmektedir.

HAYIR’CI PARTİ SEÇMENLERİNİN BUHARLAŞMASI

1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, ihmal edilemeyecek derecede muhalefet partisi seçmenine sahip olduğu anlaşılan; ancak 16 Nisan 2017 Referandumunda yüzde 95 oranında EVET oyunun çıktığı sandıklar tespit edilmiş olup bir önceki seçimlerdeki oy verme davranışı ile karşılaştırmalar yapılmıştır.

Aşağıda sunulan karşılaştırma verilerinden de anlaşılacağı üzere, seçim sonuçlarını temelden etkileyebilecek tutarsızlıkların olduğu bu durum, oy pusulaların mühürlü/mühürsüz oluşunun çok ötesinde bir vehamete işaret etmektedir.

REFERANDUM MEŞRUİYETİNİ YİTİRMİŞTİR?

• Yüksek Seçim Kurulu seçim esnasında yayınladığı bir karar ile “dışarıdan getirildiği ispatlanamayan mühürsüz pusulaların” geçerli sayılacağını ilan etmiştir. Bu şekilde seçim kanununda kesin bir dille bildirilen “mühürsüz pusula ve zarflarla kullanılan oylar iptal edilir” hükmü açıkça ihlal edilmiştir.

• YSK başkanı bu durumun daha önceki seçimlerde de uygulandığını savunarak AKP tarafından yapılan itirazı kabul ettiklerini bildirmiştir. Ancak aynı referandumda yurtdışı 472 no’lu sandıkta AKP’nin itirazı üzerine mühürsüz pusulalarla kullanılan oyların yine YSK tarafından iptal edildiği ortaya çıkmıştır.

• Sayısız sandıkta TERCİH yerine EVET şeklinde hazırlanmış mühürlerle oylar kullandırılmış, itirazlar sonucu kimi sandıklarda değişiklik yapılmış olsa bile bu mühürle kullanılan oyların tamamı geçerli sayılmıştır.

Referandumdan aylar önce TERCİH mührünün kullanılacağı kararı YSK tarafından ilan edilmiş ve tüm seçim merkezlerine bildirilmiş olmasına rağmen EVET tercihine açıkça yönlendirme yapan ve yanıltan bu mühürleri kullanıma sokan görevliler hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır.

• Özellikle doğu ve güneydoğu illerinde ‘Gizli Oy Açık Sayım’ esası ‘Açık Oy Gizli Sayım’ şekline dönüştürülmüş, silahlı güvenlik güçleri vatandaşların oy kullanımına açıkça müdahale etmiştir. Örneğin Muş İli Hasköy ilçesi Dağdibi köyünde, Rıdvan Işık isimli kişi 1031 numaralı sandıkta sandık görevlisi olduğu halde seçime uzun namlulu silahla katılmış, oy kullanma esnasında vatandaşların fotoğrafını çekmiş ve sosyal medyadan sandık tutanağı görüntüsü ile birlikte yayınlamıştır. Söz konusu sandıkta geçerli 292 oyun 290’ı EVET olarak tutanağa geçmiştir. Bu sandıkta 1 Kasım seçimlerindeki oy dağılımı AKP 108, CHP 3, HDP ise 109 oy şeklinde gerçekleşmiştir.

• Seçim merkezlerinin dışında oy kullanma, ellerde dolaşan mühür ve pusulalar, kullanılan oyun ifşa edildiği veya ettirildiği binlerce vaka mevcuttur.

• Muğla’nın Datça ilçesinde çalışan 200’ün üzerindeki inşaat işçisi, 1200 km uzakta olduğu için memleketleri Urfa’ya oy kullanmaya gidemediklerini ancak kayıtlı oldukları sandıkta tüm oyların kullanılmış olduğunu bildirmiştir.

• Kaynağının ne olduğu belli olmayan pusulalar mühürler ve zarflar sandık bölgelerinin dışında neredeyse her şehirde görüntülenmiş, binlerce kişinin usulsüzlüğe karıştığı açıkça tespit edilmiştir.

USULSÜZLÜĞÜN ANAHTARI: YEDEK PUSULALAR

Seçimlerde kanunla belirli seçim alanlarının dışında YSK tarafından bastırılmış sayısız pusulanın kontrolsüz biçimde elden ele dolaşmış olmasının nasıl mümkün olduğu açıklanmalıdır.

• 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura tek adayla gidilebilme ihtimaline karşı hazırlanmış olan birebir aynı pusulaların bu referandumda kullanıldığı iddiaları açıklığa kavuşturulmalıdır.

• YSK başkanının açıklamasına göre bu referandum için yedeklerle birlikte 73 milyon adet bastırılan pusulalar yönetmeliğe uygun olarak her seçim merkezine eşit oranda gönderilmemiştir. Pusulaların  paketlendiği ve kargo edildiği Ankara Yarı Açık Ceza İnfaz Kurumu’na hangi merkeze kaç adet yedek pusula gönderileceği, hangilerine hiç gönderilmeyeceği önceden bildirilmiştir.

• Söz konusu yedek pusulaların muhalefet partilerinin seçim takibi yapmasının mümkün olamadığı veya engellendiği bölgelere yoğun olarak gönderildiği değerlendirilmiştir. Bu bölgelerde sandık kurulları ve AKP teşkilatları marifetiyle sandıklardan baskın EVET sonuçları çıkarıldığı kanaati ağır basmaktadır.

• Yüksek Seçim Kurulu, seçim tutanaklarının formatını referandumdan 2 hafta önce ‘sadeleştirme’ adı altında değiştirerek yedek oy pusulalarının takibini imkansız hale getirmiştir. Bu durumda şaibenin boyutu 18 milyon oydan daha fazlasına işaret etmektedir. Yüksek Seçim Kurulu yedek oy pusulalarının akıbetini ve sayılarını acilen açıklamak zorundadır.

KANUNLAR ÇİĞNENMİŞTİR

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun 16.04.2017 tarihli ysk.gov.tr’de yayımlanan gerekçeli kararı hukuken yok hükmündedir.YSK’nın gerekçeli kararında, mühürsüz pusula ve zarflar gibi konularda yapılan haklı itirazların kabul edilmemesi; “Bireye tanınan hakkın güvenli şekilde kullanıldığının tespit edildiği hallerde, hakkın kullanılmasının korunmasına yönelik bir araç olan usul hükümlerinden birine aykırılığın, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması mümkün değildir” sözleriyle açıklanmıştır.

YSK’nın bu açıklaması iki açıdan hukuk cinayetidir:

1. 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 98. ve 101. maddeleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, mühürlü olmayan oy pusula ve zarflarının geçersiz kabul edilmesi gerektiğini açıklamaktadır. Söz konusu maddeler emredici niteliktedir. YSK’nın, bu konuda kendisinin verdiği onlarca kararın, 298 sayılı kanunun ve emsal AYM kararlarının arkasından dolanarak yorum yoluyla geçerlilik kararı vermesi Türkiye hukuk tarihi açısından skandal niteliğindedir.

2. Mecelle’den beri kullanılan “usul esasa mukaddemdir” yani “usul esastan önce gelir” ilkesi yine Türk hukuk sisteminin temel direklerinden biridir. 16 Nisan 2017 tarihinde Anayasa Değişikliğine ilişkin yapılan Halkoylamasında mühürsüz zarfların kullanılması seçmen iradesinin tecelli edip etmediğine ilişkin açık bir şaibe yaratmaktadır. Mühürsüz zarflar veya pusulalar vasıtasıyla seçmen iradesinin yönünü değiştirecek bir hile yapılıp yapılmadığı bilinmemekte, dahası, YSK bu konunun incelenmesine dahi lüzum görmemektedir.Usul bu nedenle önemlidir ve YSK bunu bilmeyecek bir kurum değildir.

SONUÇ OLARAK

Mühürsüz pusulalar konusuna bahis 2,5 milyon oya ana muhalefet partisinin itirazı YSK tarafından reddedilmiştir.Başlı başına bu durum bile referandumun iptali noktasında yeterli sayılması gerekirken yukarıda bildirdiğimiz diğer vakalarla birlikte ele alındığında 16 Nisan 2017 tarihli halk oylamasının geçersiz sayılması her türlü hukuk zemininde kaçınılmazdır.

16 Nisan 2017 tarihli anayasa referandumu, tüm ülkede iktidar partisi ve Yüksek Seçim Kurulu marifetiyle baştan aşağı tezgahlanmış, tarihin en büyük seçim hilesiyle gerçekleştirilmiştir.Ülkemizde demokrasinin temel taşlarından biri olarak kabul edilen seçimlerin ve halk oylamalarının her türlü şaibeden ve şüpheden arındırılmış olarak, tam sandık güvenliği ile gerçekleştirilmesi tüm yurttaşların hakkıdır.

Bu hakkın tesis edilemediği açıkça görülmekte olup Referandumun iptal edilmesi ve yenilenmesi haklı bir talep olarak ortaya çıkmaktadır.  Tüm ülkede, binlerce gönüllü ile yaptığımız sandık güvenliği çalışmasının işaret ettiği sonuç budur.

© 2017 www.yaynet.com.tr

sozcu.com.tr | 21 Nisan 2017

Saygı Öztürk

O zarflar kimlerin eline geçti?

Halk oylamasının yapıldığı saatte, AKP Temsilcisi eski Milletvekili Recep Özel, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı’na el yazısıyla yazdığı dilekçeyi verdi. Dilekçesinde “16 Nisan 2017 tarihinde yapılmakta olan halk oylamasında bazı sandıklarda oy pusulalarının veya oy zarflarının İlçe Seçim Kurulu ve Sandık Kurulu mührü ile mühürlenmediğini yoğun bir biçimde tespit etmiş bulunmaktayız” iddiasında bulundu. Recep Özel, zarflarda mühür bulunmadığını nereden biliyordu? İşte, işin “püf” noktası ve araştırılması gereken de bu…

Recep Özel, dilekçe verdi vermesine ama zarflarda ilçe seçim kurulunun mührünün bulunmaması halinde, sandık kurulları oy verme işlemini başlatamaz. Oylamanın başlatılmadığına ilişkin hiçbir şikayet ve tespit yok. Konuyu biraz açalım:

SEÇİM İÇİN KOŞUL: ÖNCE İKİ MÜHÜR

YSK tarafından bastırılan ve YSK mührü taşıyan zarflar, oy pusulaları ile birlikte ilçe seçim kurullarına seçmen sayısı dikkate alınıp gönderilir. İlçe seçim kurulu, kendilerine gelen zarfları, ilçe seçim kurulu mührü ile mühürler. Oy kullanılan yerlerin sandık kurullarına bunlar ulaştırılır.

Sandık kurulları ise oylama başlamadan önce, gelen paketi açar, zarfların YSK ve ilçe seçim kurulu mührü taşıyıp taşımadığına bakar. İki mührü gördükten sonra aynı zarf üzerine kendi mührünü basar. Yani zarf üzerinde üç mühür bulunur. Seçimde kullanılacak oy pusulasının da arkasına mühür basılır. Yasaya göre uyulması, yapılması gereken de bu… Sandık kurulları, bu süreci işletti, oy verme süreci Türkiye’nin her tarafında başlatıldı. YSK’daki AKP Temsilcisi Recep Özel, ilçe seçim kurulu mührünün, bulunmadığını öne sürüp, mühürsüz zarfların da geçerli sayılmasını istedi. CHP Üyesi Mehmet Hadimi Yakupoğlu’nun itirazını dikkate alan bile olmadı.

MÜHÜRSÜZLER SİSTEME NASIL GİRDİ?

Sandık kurulu, ilçe seçim kurulunun mührünün basılmamasını ve bununla ilgili şikayetlerin gelmesi kabul edilebilir. Ama ilçe seçim kurulu mührü görülmeden, siyasi parti temsilcisinin de bulunduğu sandık kurulunun zaten oylamayı başlatmaması gerekirdi. Oylamayı başlattıklarına göre zarfın üstünde YSK ve ilçe seçim kurulu mührü var demektir. Peki, seçim yapılacak yere, yasa gereği seçmen sayısından fazla zarf ve oy pusulası gönderilmesi gerekirken, bunların eksik gönderilmesine ne demeli? CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger de bunu YSK yetkililerine bir türlü anlatamadı. Mühürsüz zarfların, oy pusulalarının YSK’nın sisteminden başka ellere geçtiği şüphesi doğdu. Eğer, YSK eliyle bunlar ulaştırılmış olsa, YSK ve ilçe seçim kurulu mührünü taşımış olması gerekirdi. Belki birkaç yerde mühürsüz olabilir ama bu kadar yaygın olduğuna göre bu işin altında başka şeyler aranır, seçmene saygı gereği aranmalı da…

KUŞKULAR BOŞUNA DEĞİL

Anayasa’nın 79. maddesi, oylamanın düzeni ve dürüstlüğünü sağlama görevini YSK’ya vermiş. YSK’dan beklenen “Mühürsüz oy pusulalarını, YSK mührünü taşımayan zarfları saydırdık, tutanak düzenledik. İşte sonuç” demesiydi. Kaç ilçe seçim kurulu, kaç sandık kurulunun ihmali görüldüğü, mühürsüz pusula ve zarflardaki tercihin hep “evet” ya da “hayır” yönünde mi ağırlıklı olduğu, bunun organize bir şey olup olmadığının ortaya çıkarılması gerekirdi. Bunların hiçbirini yapmadan olayın üstünü kapattı. Eski DYP’li hukukçu bakan Yaşar Topçu, YSK’nın, “mühürsüzleri kabul ettim” demekle kurtulamayacağını, seçimin dürüst bir biçimde yapıldığını kanıtlamak zorunda olduğunu anlattı. Oy pusulalarının dışarıdan gelip gelmediğini kanıtlamanın vatandaşın değil YSK’nın görevi olduğunu hatırlattı. Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek’in verdiği 8 Nisan 2010 tarihinde yasalaşan Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 5980 Sayılı Kanun’un 19. Maddesi’ni okuyalım:

“Üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır. Bu zarflar paketlenir, paketin üzeri mühürlenerek zarf sayısı yazılır. Bu zarflar saklanır ve kesinlikle açılmaz. Bütün işlemler ayrıca tutanak defterine geçirilerek, sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından mühürlenir.”

Yukarıdaki hükümleri uygulamak için hukukçu olmaya da gerek yok. Siz kanunları en iyi bilmesi gereken 10 hukukçu, yasa hükmünün hiçbir hükmünü niçin yerine getirmediniz? Yok yok, bu işin altında başka şeyler yattığına ilişkin kamuoyunda oluşan kuşkuları gidermek de, zarfların birilerinin eline geçip geçmediğini ortaya koymak da sizin göreviniz.

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/saygi-ozturk/o-zarflar-kimlerin-eline-gecti-1807031/
Posted in CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, SAYGI ÖZTÜRK, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

FAŞİZME KARŞI MEKTUP *** MHP’den istifa eden Genel Başkan Yardımcısı Atila KAYA’dan Erdoğan’a açık mektup!..* “Vatana ihanet” sizin kullanmayı sevdiğiniz bir itham. Peki, kendi atadığınız kadrolardan bu kadar vatan haininin nasıl çıkabildiği  sorusuna da verecek bir yanıtınız var mı?

 

MHP’den istifa eden Genel Başkan Yardımcısı Atila KAYA’dan Erdoğan’a açık mektup!..

Sayın Cumhurbaşkanı;

İkimiz de biliyoruz ki, ne sizin duymak istediğiniz ne de benim söylemek istediğim hitap budur. Sizin bir parti sözcüsü gibi meydanlarda dilendiğiniz “Devlet Başkanı” hitabıdır; benim gönlümden geçen ise,  bağımsız Türk yargısının karşısına çıktığınız gün,onurlu bir Türk savcısının dudaklarından dökülecek olandır.

Merak buyurmayınız; bulunduğunuz makamda halen AKP Genel Başkanı’ymış gibi davranmanıza dair söyleyecek sözüm yok.  Zira, üzerine aldığı görevi “tarafsızlıkla” yerine getirmek için namusu ve şerefi üzerine ettiği yemini zevkle çiğneyebilecek  tıynette bir insana etki edecek kudrette bir söz yok.

Öte yandan; ‘Tarafsızlık’ı bir kavram olarak algılamanızı beklemek de -entelektüel düzeyiniz göz önünde bulundurulduğunda- size haksızlık olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı;

Başkanlık hırsını bir zırh gibi üzerine geçirmiş psikolojinizin size söylettiği garip sözler ve yaptırdığı garip işler vardır. Nedamet getirip bunlardan kurtulmayı dilerseniz, sarayınızda Saraçoğlu’dan farklı uzmanları danışman olarak istihdam etmenizi  tavsiye ederim. Zira sağlığınızı tehdit eden haller, otlarla şifa bulacağınız türden değildir.

Bu kabilden bir hâl “Türk Tipi Başkanlık” lakırdısını dilinize pelesenk edişinizdir. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Sizin neyiniz “Türk tipi” ki, başkanlığınız da “Türk tipi” olsun!

Ne oldu ki; bırakın sahiplenmeyi hatta söylemeyi- “Türk” sözünü duymaya bile tahammülü olmayan,  Anayasa’dan “Türklüğü” çıkartmayı siyasi gayretlerinin baş hedefi gören siz, “Türk Tipi” bir yönetim modelinden bahseder oldunuz? Kalkmış,“bizim tarihimizde, genlerimizde, geleneğimizde başkanlık sistemi var” diyorsunuz. Siz değil miydiniz; Türk Milleti’ni 36 etnik parçaya bölen. Şimdi, hangisinin tarihinden, geleneğinden bahsediyorsunuz?

“Tarih”, “gelenek” yetmezmiş gibi bir de ırkçı duyguları okşamak için genlerden söz ediyorsunuz. Siz değil miydiniz onları ayakları altına alan.

Biz sizi tanıyoruz. Siz, elinizden gelse, adında “Türk” geçiyor diye “türkü” bile söyletmezsiniz. Ama adadaki dostunuz ciddiye alırsa alınabilir, dikkat.Sayın Cumhurbaşkanı;“Bizim tarihimizde esas olan budur” dediniz ya… Hani,
söyleseniz de bilsek: sizin tarihiniz hangisidir? Hangi milletin tarihidir?

Türk tarihinde de, bu tarihin belli bir döneminden itibaren iman ettiğimiz Kur’an’da da esas,yönetimin şekli değil dayandığı ilkeler  olmuştur. Bu ilkelerin uygulamaları da –ne yazık ki- sizin eylemlerinizle örtüştürebileceğimiz türden değildir.

Mesela, siz; Mete Han’ın, Attila’nın, Bilge Kağan’ın Türk Milleti’ni 36 etnik ve mezhebi parçaya ayırıp bunlardan bir kısmını  aşağılayabileceğini düşünebilir misiniz?

Mesela, siz; Sultan Alparslan’ın devleti 10 yıl gerçek Haşhaşîlere teslim edebileceğini, “ne istediler de vermedim”  diyebileceğini, sonra da “saflığımdan yararlandılar” diye bir savunma geliştirebileceğini düşünebilir misiniz?

Mesela, siz; Kılıçarslan’ın Haçlı Seferleri Projesi’nin eşbaşkanı olabileceğini, “kahraman haçlı askerlerin evlerine  dönebilmeleri için dua ediyorum” diyebileceğini düşünebilir misiniz?

Mesela, siz; Fatih’in “dindar ve kindar nesil” yetiştirmeyi hedefleyebileceğini düşünebilir misiniz?

Mesela, siz; Yavuz’un “yargının vatana ihanetten başka derdi yok” diyebileceğini,
Kanunî’nin yasalarla yap-boz oynayabileceğini düşünebilir misiniz?

Mesela, siz; Abdülhamid’in “ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyebileceğini düşünebilir misiniz?

Mesela, siz; Atatürk’ün Anzavur için veya Şeyh Said için “yani ne istendi de 12 yıllık Başbakanlığım döneminde  verilmedi” diyebileceğini düşünebilir misiniz?

Mesela, siz; İranlı dolandırıcı bir tıfılın, o dilinizden düşürmediğiniz Osmanlı’nızı rüşvetle esir alabileceğini,  Dahiliye Nazırı’nın onun önüne yatmaktan çekinmeyeceğini, rüşvet ve yolsuzluğun fetvalarla meşrulaştırılabileceğini  düşünebilir misiniz?

Yeri gelmişken; hani 21. Yüzyılın Kayserili Davud’u olduğunu düşünen birini Başbakanlık koltuğuna oturttunuz ya…  Mesela, siz; Orhan Gazi’nin 14.Yüzyılın Kayserili Davud’unu medreseden çıkartıp devlet işlerinin başına oturtacağını düşünebilir  misiniz?

Yine yeri gelmişken; siz hiç Türk tarihinde vatan toprağını savaşmadan bırakıp da atasının türbesini sırtlayıp kaçan sonra bunun büyük bir zafer olduğunu söyleyen devlet adamı gördünüz mü?

Mesela, siz; emperyalist güçler ve yerli maşaları tehdit ediyor diye Medine kahramanı Fahrettin Paşa’nın böyle bir yola başvurabileceğini düşünebilir misiniz?

Sayın Cumhurbaşkanı;

Bütün bu yapıp ettiklerinizin ardında hangi tarihten alınan ilham vardır? Söyleseniz de bilsek Allah aşkına. Belli ki, bu Türk tarihi  olamaz. Zaten şahsınız ve bağlısı bulunduğunuz zihniyetin varlığıyla ilgili temel sorun kendinizi Türk tarihine ait hissetmeyişinizdir.

Biliyoruz ki, ideolojik mensubiyetiniz buna engeldir. Sizin dâhil olduğunuzu düşündüğünüz şey, sömürgecilik sonrası Arap kimliği  arayışından doğmuş olan İhvan’ın kurguladığı ideolojik bir tarih yorumu ve sınırları belirsiz ‘Dârü’l-İslam’ kavramıdır.

İktidarınız boyunca etkilerine açık olduğunuz liberalizmin “şirket olarak tasarlanmış devlet” anlayışını da eklemek gerek. Bunları Türk tarihinde bulabileceğinizi sanmak –en iyimser yaklaşımla Türk tarihine yabancılığınızın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Sayın Cumhurbaşkanı;

Bu millet –ne yazık ki- ideolojik tercihlerinizin bedelini ödemek durumunda kaldığı gibi, kendisini dünyanın merkezinde gören egonuzun bedelini de ödemek durumunda kalmaktadır. Siz her fırsatta bunun hazzını tadarken, millete acı sonuçlarına katlanmak düşmektedir.

Örneğin; bir bürokratın vatanseverliğine kefil olup –hatta edep sınırlarını zorlayarak- sahiplenirken bir başkasını vatana ihanetle  itham etmek sizin harcınızdır ve ancak bu çerçevede anlamlıdır.

Terör örgütünün kontrolünde, vatan toprağını bırakıp sandukayı taşıdı diye birisine meydan muharebesi kazanmış komutan muamelesi  gösterdiniz. Bıraksaydınız bu kadarını Merkez Bankası bile yapardı.Oysa ondan diğerinin tırnaklarına gösterdiğiniz ilgiyi esirgediniz ve onu vatana ihanetle suçladınız.

Sayın Cumhurbaşkanı;

“Vatana ihanet” sizin kullanmayı sevdiğiniz bir itham. Peki, kendi atadığınız kadrolardan bu kadar vatan haininin nasıl çıkabildiği  sorusuna da verecek bir yanıtınız var mı?

Hem bu kadar isabetsiz atamalar yapıp hem de her şeyi en iyi bildiğinizi, ülkeyi en iyi şekilde yönetebildiğinizi nasıl  savunabiliyorsunuz?

Eğer işbirliği içinde olduklarınızın gerçek yüzlerini anlamanız en az on yıl sürüyorsa, siz de güvende değilsiniz,  ülke de sizden emin değil demektir.

Bu sorgulamaları yapanları “Ankara’dan kuru sıkı atmakla”eleştiriyorsunuz, her önünüze çıkana “delikanlılık” dersi veriyorsunuz  ya, hadi siz -Kabe’yi bile bir orduyla tavaf edişinizde gördüğümüz- o dillere destan cesaretinizle cevap verin.

Sayın Cumhurbaşkanı;

Sahip olmadığınız şeyin kıymetini bilemezsiniz. Siz hiçbir zaman‘Tarih’ veya ‘Devlet’ bilincinesahip olmadınız.

Edindiğiniz ideolojik formasyon bunauygun değildi ve bu formasyonukoruduğunuz sürece deolamayacaksınız. Sizin gözünüzde ‘Ülke’, İslam  tarihi boyunca bile sınırları belirlenememiş olan muhayyel “Darü’lİslam” olduğu için, kendinizce Müslüman gördüklerinizin ideolojik  çıkarı uğruna onu kesip biçmekten çekinmeyeceksiniz.

Bu işe “çözüm süreci” demeye sadece diliniz varmayacak, gönlünüz de ona eşlik edecektir.

Siz, başkanlığınızı ‘Millet’ kavramından türetemeyeceğiniz için, ‘Başkanlık’ kavramından millet türetebileceğinizi sanıyorsunuz. Böyle yaparsanız, “milletiniz” sadece “evde zor tuttuklarınız” olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı;

‘Tarih’ bilincine sahip olmayışınızla özlemini duyduğunuz “dindar ve kindar nesil” arasındaki ilişkiye dair de bir şey söylemek isterim: ‘Tarih’ bilinci olmayanda –‘Din’i tarihselliği içinde kavrayamayacaklarından- gerçek anlamda bir ‘Din Bilinci’ de olamaz.

İnsanları tarihlerine yabancılaştırıp hatta “düşman” kılarak “dindar nesil” yetiştiremezsiniz. Hz. Peygamber örneğinde gördüğümüz İslam, Cahiliyye’ye bile böyle yaklaşmamıştır.

Çevrenizde bunları sorup öğrenebileceğiniz çok insan vardır. Eğer günün birinde bu ülkede –kefen giymiş partizanlar değil de- gerçekten dindar bir nesil yetişirse; onların dilinde arzuladığınız şekilde anılmayacaksınız.

Zira onlar cihadın en üst derecesinin zalim sultan karşısında hakkı söylemek olduğunu bileceklerdir;onlar, Tanrı’nın, kullarının  ellerinin dolu mu boş mu olduğuna değil, kirli mi temiz mi olduğuna baktığını bileceklerdir; onlar,haram yemenin fetvadan kılıfı
olamayacağını bileceklerdir; onlar,bir devletin küfr ile değil zulmile çökeceğini bileceklerdir; onlar,‘Adalet’in en üst değer olduğunu ve sadece Müslümanlar için değil bütün insanlar için olduğunu bileceklerdir.

Gerçekten “dindar” olan insanda “kin” bulunmaz; biz, sizin sözünüzü sadece maksadımızı anlatmak açısından kullanalım: Eğer, o görmeyi çok arzuladığınız “dindar ve kindar nesil” gerçekten dindar olursa, minnetinin değil kininin konusu olmayı da göze almış olmalısınız.

Sayın Cumhurbaşkanı;

Günü geldiğinde hangi tarihte, nasıl anılırsınız bilemem ama Türk tarihinde utanılmayacak bir yer edinmek isterseniz, nedamet getiriniz. “Türk Tipi Başkanlık”ı savunmaya hakkınız olsun istiyorsanız,öncelikle siz “Türk Tipi” olmayı denemelisiniz. O müthiş egonuz milletin her ferdini kefen giymiş partizanlara dönüştürebileceğinizi düşündürtmesin size.

Bakın, anlayasınız diye Osmanlıca söylüyorum:“Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten”.

Atila Kaya

Posted in FAŞİZM, SİYASİ TARİH | Leave a comment

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN … * Çocuklar ben verdim size bayramların en güzelini

Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK | Leave a comment