AKP HEPİNİZİ SOYUYOR * Avrupa piyasalarında, bin metreküp doğalgazın ortalama fiyatı 120 dolar. Türkiye ise bin metreküp doğalgazı yaklaşık 280 dolara alıyor!

AKP HEPİNİZİ SOYUYOR

Rifat Serdaroglu | 28 Ocak 2020

Doğalgaz kullanıyorsanız, bilin ki soyuluyorsunuz!
Hem de öyle böyle değil. Önce soyuyorlar, sonra dönüp bir daha soyuyorlar!

BBC, yaptığı araştırmada şu sonuca ulaştı;
Avrupa piyasalarında, bin metreküp doğalgazın ortalama fiyatı 120 dolar.
Türkiye ise bin metreküp doğalgazı yaklaşık 280 dolara alıyor!

Türkiye’de araştırmacı gazeteci kalmadığı için bu çalışmayı BBC yapıyor. Beraberce düşünelim ve daha iyi anlaşılması için, doğalgazın yerine “Hurma” koyalım. Koyalım ki, sonradan tırmalayıp tırmalamayacağını görelim!

Diyelim ki ikimizin de birer çerezci dükkanı var. İkimiz de aynı kalitedeki hurmayı aynı toptancıdan alıyoruz. Siz hurmayı kilosu 120 liradan satıyorsunuz, ben ise kilosu 280 liradan satıyorum! Böyle bir şey olabilir mi? Ya da olursa neden olur?

-İlk olasılık, ben çok saf olduğumdan, toptancı beni kazıklıyor olabilir!
-Toptancı, benim çok hayati bir açığımı bildiği için beni kazıklıyordur!
-Ya da ben toptancı ile anlaşıp, aradaki farkı cebe indiriyorumdur…

Eğer bu olasılıklardan biri bile geçerliyse, ortada ciddi bir soygun olduğu belli değil midir?

Gelelim doğalgazın ikinci soygununa;
BOTAŞ, 280 dolara aldığı doğalgazı “sübvanse” ediyorum diyerek, vatandaşa daha az bir fiyattan yansıttığını iddia ediyor. Böylelikle BOTAŞ, “Görev zararına” uğruyor. Kamu kuruluşlarının görev zararları nereden karşılanır? Nereden olacak? Bizlerin vergilerinden oluşan milli bütçeden! Yani, hem soyuluyoruz hem de görev zararının bize yüksek enflasyon olarak dönmesiyle bir daha soyuluyoruz! Sahi, biz salak mıyız?

Benzeri soygunu Suriye girdabında yaşamıyor muyuz?
2011 yılında Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve kabinedeki Bakanlar, Suriye politikasını birlikte oluşturmadılar mı?
Bu girdabın siyasi sorumluları hesap vermeyecekler mi?

Sonunda ne elde ettik?
İçlerinde terörist-eşkıya-it-uğursuz olan 5 milyonu aşkın sığınmacı başımıza kaldı. Kapımızda 500 bini aşkın sığınmacı daha var, 500 bini de İdlip civarında bekliyor. Her yıl doğan 350-500 bin Suriyeli çocuk ta cabası!

Erdoğan’a göre 45 milyar dolar, Damada göre 50 milyar dolar paramız heba oldu gitti!
Üstelik paranın nerelerden geldiğini, nerelere harcandığını, harcama belgelerini, bütçemizin hangi faslından harcandığını AKP Milletvekilleri, Bakanlar dahi bilmiyor! Daha da ne kadar harcayacağımızı bilen, söyleyen yok?

Hadi, AKP’li Bakanlar ve AKP’li Milletvekilleri, hükümet etmede birbirlerine karşı “Müteselsilen Sorumlu” olduklarını bilmiyorlar, diyelim. Ama işin güzel tarafı, yüksek yargıçlar çok net biliyor. Devlette ömrünü geçirmiş herkes bu Suriye harcamalarında yanlışlar olduğunu çok iyi bilir. Tabii ki salak olmayanlar!

Değerli Okurlar;
Büyük Devlet, vatandaşının kanını, malını, parasını, ahını yerde bırakmayan devlettir. Siyasetçiler, kişiler gelip geçicidir. Görevini kötüye kullanan bugünün hükmedeni, yarının hükümlüsü olur. Bunu da hukuk devletinin kurumları yapar.

Namuslu ve dürüst vatandaşlar olarak bizler de Yargıya yardım edeceğiz. Bildiklerimizi, belgelerimizi zamanı geldiğinde yargıya vereceğiz. Çoban Ateşi Hareketi Gönüllüleri bu konuda da üzerlerine düşeni seve-seve yapacaktır.

Eğer bu kış gününde üşüyorsanız, bilin ki soyulmuşsunuz demektir.
Hadi uyanalım artık, daha fazla üşürseniz çok hasta olacaksınız…

Sağlık ve başarı dileklerimle

URL: https://wp.me/p3DAx3-zl

Posted in ENERJİ, Rifat SERDAROĞLU yazıları, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

‘Dinci kapitalizm’, oligarşi ve AKP * AKP üst yönetimi, iktidarını ve geleceğini, “dinci kapitalizme” ve AKP oligarşisine bağlamış görünüyor.

Erol Manisalı / 28 Ocak 2020 Salı / erolmanisa@yahoo.com

‘Dinci kapitalizm’, oligarşi ve AKP


AKP üst yönetimi, iktidarını ve geleceğini, “dinci kapitalizme” ve AKP oligarşisine bağlamış görünüyor. Başlangıçta, 2002 ve ertesinde “bölgesel olarak Müslüman Kardeşler’e dayalı” bir gücü, dinci kapitalizmin desteği olarak kullanmak istediler.

Ancak bu ayak, Irak, Suriye ve son olarak da Libya’da iflas etti. AKP üst yönetimi, Müslüman Kardeşler şemsiyesi ile bel bağladığı bu desteği, hem ABD hem de Arap ülkeleri boyutlarında kaybetti. AKP tek başına kaldı.

Tek dayanak olarak da, “Türkiye içinde, her ne pahasına olursa olsun, dinci kapitalizme sonuna kadar dayanmak” zorunda kaldı. Başlangıçta Gülen cemaati ile yürütülen süreç, ABD’nin 15 Temmuz oyunu sonucu AKP’nin operasyon alanını iyice daralttı.

Son zamanlarda “tarikatlardan yeni destek sağlama girişimleri”, bu çaresizliğin sonuçlarıdır. Bölgesel olarak Arap dünyasından eski desteğini kaybeden AKP üst yönetimi, ellerindeki son kozları oynamaktadır:

– Dinci kapitalizm, yabancılaştırma ve Araplaştırma uygulamaları ile devletin elindeki varlıklar ya özelleştirilmişler, ya da “kullanım hakları” çok uzun vadeli olarak yabancılara verilmiştir.

– Büyük altyapı projeleri (!) devlet garantisi altında çok uzun vadeli gelir transferleri yükümlülükleri getirilerek, gelecek nesiller borçlu hale sokulmuştur.

– ABD ve Rusya’nın “iktidar desteğini” kaybetmemek için, “her iki tarafa da (!)” büyük ödünler verilmiştir. Muhtemelen, dünyadaki tek örnek olduk!

İktidarın “otoriter gücünü” artırabilmek için, çıta sürekli olarak yükseltildi: rejim, tek adam yönetimine çevrilerek yalnız kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmadı: uygulamalarda denetim olanakları ortadan kaldırıldı.

Hukukun üstünlüğü yerine, “yeni rejim kanunlarının üstünlüğü” ortaya çıkarıldı.

“Dinci ve oligarşik kapitalizm” uygulamaları, ancak böyle bir rejim altında sürdürülebilir. “Sürdürülebilir üstünlükler kuramı”, vazgeçilmez olarak çıtanın sürekli yükseltilerek otoriter rejimin daha da otoriter hale gelmesine yol açar. Bu ise, bumerang misali, işleri tersine çevirir: aynen İstanbul seçimlerinde haksız yere seçimlerin, baskıyla tekrarlanmasının getirdiği sonuçlar gibi.

Suriye, Libya ve İstanbul kanalı bir bütündür

Bu üç olay da tükenişin sonuçlarıdır: Suriye bataklığına Müslüman Kardeşler üzerinden saplanmamız ekonomik, sosyal ve askeri felaketleri doğurdu: bu saplanılan süreç, işin Libya’ya da uzatılmasını, iktidar açısından vazgeçilmez duruma getirdi.

ABD’nin imzalamadığı Lozan’la, yine onun hoşlanmadığı Montrö ile kavgası olan AKP, bu sefer de İstanbul kanalı projesini devreye soktu.

Hoşlananlar mı? Başta ABD, sonra kimi yandaş Arap ülkeleri ve tabii yandaş “rantçılar”! Ya zarar görenler: 83 milyonun tamamı. AKP iktidarı, bu kısırdöngünün içine saplanmıştır.

***

Ve “doğa”nın kaybı: doğanın en büyük dostlarından Hayrettin Karaca’yı kaybettik. Son çıkan “Yüzleşme” kitabımda, onunla Yalova’da geçen sohbetlerimizi de kaleme almıştım. Bu halkın vefalı insanlarının hiçbir zaman unutamayacağı bir idealist doğa dostuydu. Doğanın rengârenk çiçekleri onu bağırlarında saklasın, mutlu etsin şimdi, toprak dedelerini…

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1716683/dinci-kapitalizm-oligarsi-ve-akp.html
Posted in İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, İrtica, Politika ve Gundem, RADİKAL İSLAM | Leave a comment

Adı YERLİ olan otomobilin bataryası Çin’den, entegrasyon Almanya’dan, tasarım İtalya’dan

Yerli otomobil’e ilişkin konuşan TOGG CEO’su Gürcan Karakaş aracın motoru için Bosch ile görüştüklerini, batarya için Çin’le anlaşmak istediklerini, araç entegrasyonu için Alman EDAG’ı seçtiklerini söylerken, tasarım için de “İtalyanlarla anlaştık” dedi


Yerli otomobil’in yapımını üstlenen Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’nun (TOGG) CEO’su Gürcan Karakaş otomobile ilişkin yeni detayları aktardı.

ÇİN, İNGİLTERE, İTALYA, ALMANYA…

Hürriyet’ten Burak Coşan’ın haberine göre Gürcan Karakaş, “Marka yaratmadan tasarıma kadar dünyanın en iyileri ile çalıştık. Doğuştan elektrikli yapabilen çok fazla şirket yok. O teknolojiyi edinmiş partnerlerle bu süreçte beraber çalışarak geliştirme yapıyoruz. Aracın elektrikli motoru için Bosch ile görüşüyoruz. Aracın bataryası için Çin ağırlıklı 6 firma ile gizlilik sözleşmesi imzaladık. Bunlardan biri ile anlaşacağız. Araç entegrasyonu konusunda teknoloji partneri olarak Alman mühendislik firması EDAG’ı seçtik. Myra, İngiltere’nin kabul gördüğü, özelikle mekanik akşamlarda şasi sistemleri konusunda partnerlerimizden birisi. Tasarım için İtalyanlarla anlaştık” ifadelerini kullandı.

Karakaş, şöyle devam etti: “Dünya çapında bu işi en iyi kim yapar diye bakıyoruz. Nisan, mayıs gibi tedarikçi seçimlerimizi tamamlamış olacağız. Teknolojiyi ülkemize getirip bunu Türkiye’den kiminle yapabiliriz ona bakıyoruz. Çok ciddi maliyet araştırmaları yaptık. Türkiye’de üretmek mi, başka bir yerde ürettirmek mi daha uygun maliyetli ona bakıyoruz. Partnerimizin karşısına oturunca neyin ne olduğunu biliyoruz.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1716831/

Posted in Bilim ve Teknoloji | Leave a comment

AFORİZMALAR * BİR ALMAN DEYİŞİ

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

Dünyanın hiç bir de devletinde kamu çalışanları AKP’lilerin ülkelerini ve Devletini soydukları gibi soymamıştır. AKP ve yandaşları bu soygunları ne yazık ki “DİN” diye diye insanların gözünü “ALLAH’la’boyayarak yapmıştır * DİYANET VAKFI’NIN ÜNİVERSİTESİNE AKP’Lİ BELEDİYELERDEN MİLYONLUK BİNALAR!


DİYANET VAKFI’NIN ÜNİVERSİTESİNE AKP’Lİ
BELEDİYELERDEN MİLYONLUK BİNALAR!

İSMAİL ARI / 27.01.2020

AKP’li eski Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can’ın aynı zamanda mütevelli heyetinde bulunduğu Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı 29 Mayıs Üniversitesi’ne 17 bin metrekarelik bina yaptırdığı ortaya çıktı. AKP döneminde İBB’nin kasasından da söz konusu üniversite için 46 milyon lira harcandı!

Diyanet Vakfı’nın üniversitesine AKP’li belediyelerden milyonluk binalar!

AKP’li Ümraniye Belediyesi’nin mevzuata aykırı olarak Türkiye Diyanet Vakfı tarafından kurulan 29 Mayıs Üniversitesi’ne hizmet binası yaptırdığı belirlendi. AKP döneminde İBB’den de üniversiteye 46 milyon liralık bina yaptırıldı.

SAYIŞTAY RAPORU ORTAYA ÇIKARDI
Ümraniye Belediyesi 2018 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda yer alan bilgiye göre Belediye Meclisi tarafından 2016 ve 2017 yılında AKP’li Belediye Başkanı Hasan Can’a 29 Mayıs Üniversitesi yerleşkesindeki bazı binaların yapımını üstlenmesi için yetki verildi. AKP’li Can’ın aynı zamanda da 29 Mayıs Üniversitesi’nin mütevelli heyetinde yer aldığı öğrenildi.

Sayıştay denetçileri Meclis kararı ile belediyenin 29 Mayıs Üniversitesi’ne hizmet binası yapmasını “hukuki dayanaktan yoksun” olarak nitelendirdi. Denetim raporunda 17 bin metrekarelik kapalı alanı sahip İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi ana kampus binasının AKP’li belediye tarafından yaptırıldığı belirtildi.

Sayıştay’ın denetim raporunda “Belediye Kanunu’nun 75’inci maddesinin uygulanması açısından kamu kurum veya kuruluşu statüsüne haiz olmayan vakıf üniversitesine ait bina inşaatının belediye tarafından üstlenilmesinde mevzuata uyarlık bulunmamaktadır” denildi.

İBB DE 46 MİLYON TL HARCADI
29 Mayıs Üniversitesi’ne AKP döneminde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından 2017 yılında yapılan ihaleyle 43 milyon TL’lik yerleşke yaptırıldığı ortaya çıktı. İBB ‘Ümraniye 29 Mayıs Üniversitesi Kampusu Projesi’ adı altında rektörlük binası iki adet derslik binası yer altı otoparkı avlu ve kütüphane inşa etti.

İBB’nin yaptırdığı kütüphane binası içerisinde toplam alanı 5 bin 900 metrekare olan üç adet okuma salonu serbest okuma salonları dört adet toplantı salonu 48 adet derslik 43 adet ofis iki adet Konferans Salonu 10 adet Seminer iki adet sergi salonu kafe ve depolar yer aldı.

33 BİN TL’YE ÖĞRENCİ ALIYOR
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nin 2019-2020 dönemindeki program ücretleri yıllık 26 bin 460 TL ile 33 bin 480 arasında değişiyor.

https://www.birgun.net/haber/diyanet-vakfi-nin-universitesine-akp-li-belediyelerden-milyonluk-binalar-285621
Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

KARANLIĞIN AYAK SESLERİ * İSLAM VE AHLAKSIZ YOBAZLIK * Profesörden skandal deprem yorumu: Çocuk yaşta evliliğin yasaklanması deprem getirdi

cumhuriyet.com.tr / 27 Ocak 2020 Pazartesi

Profesörden skandal deprem yorumu:
Çocuk yaşta evliliğin yasaklanması deprem getirdi


Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde görevli Prof. Dr. Bedri Gencer, geçtiğimiz hafta cuma akşamı gerçekleşen Elazığ depreminin ertesi günü kişisel sosyal medya hesabı üzerinden afetleri çocuk evliliklerinin yasaklanmasına bağlayan bir paylaşımda bulundu.

Gencer Twitter üzerinden “Gayretullaha dokunmak edebiyat değildir. AIDS, ebola virüsü… Avustralya, Çin gayretullaha dokundu azap geldi. Maazallah, biz de zinayı, livatayı yasallaştırarak, Allah’ın helal kıldığı yaşta evliliği tecavüz sayarak, mutlu yuvaları bozarak gayretullaha dokunmayalım. Az kaldı” mesajını paylaştı.

Gencer, daha sonra yaptığı paylaşımı sildi. YTÜ’de uzun süredir görev yapan Gencer, daha önce de katıldığı bir seminerde boşanan kadınların “hafif kadınlar” olduğu imasında bulunmuştu.

 

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1716702/

Posted in DİN-İNANÇ, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

KANAL İSTANBUL’A ALTERNATİF PROJE, alternatif bir bypass projesidir.

Oraj POYRAZ 27.01.2020

KANAL İSTANBUL’A ALTERNATİF PROJE

Abi diyor ki, İstanbul’dan geçen gemi trafiğinin yarattığı tehlike sizin için önemliyse bunun kolayı var.Boğazdan geçişe alternatif doğalgaz ve petrol boru hatları yapın.Maliyeti CANAL ISTANBUL kadar ÇILGIN olmaz, akıllıca olur, hem de amacına uygun olur.

Elbette niyetiniz, Araplar için su manzaralı lüks konutlar, siteler yapmak, ve yandaş mütahitlere ek gelir yaratmak değilse.


Ferruh Demirmen / Odatv.com / 03.01.2020

KANAL İSTANBUL’A ALTERNATİF PROJE
Kanal İstanbul’a alternatif bir bypass projesidir.

Son günlerde sıkça gündeme gelen Kanal İstanbul projesi kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı; çevre sorunları Montrö Sözleşmesi ve “ABD projesi” konularına kadar eleştiriler geldi. Kanal İstanbul için hükümetin ileri sürdüğü ana gerekçe çevre ve can güvenliği açısından Boğazlardaki petrol tanker trafiğinin azaltılması. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu endişeye örnek olarak 1979’da İstanbul Boğazı’nda vuku bulan “Independenta” kazasını anımsattı.

TANKER TRAFİĞİ
Ulaştırma Bakanlığı verilerine göre 2007-2017 döneminde Boğazlardan geçen gemi trafiği %24 oranında azaldı. 2008 yılı sonu için rakam henüz kesin değil tahminen 2007’den pek farklı olmayacak. Azalmanın nedeni Rus ve Kazak petrolleri ve petrol ürünlerinin ana ihraç pazarı olan Avrupa’ya naklinde Rus şirketlerinin güzergahlarını kuzeye doğru kaydırması. Gemi sayısındaki trend tanker riskini azaltıyor görünümü veriyorsa da durum endişeleri gidermiyor. Eskiye oranla Boğazları kullanan tankerler daha büyük ve daha yüksek kapasiteli ve geçiş için bekleme süreleri daha uzun. Tankerlerin bazıları sıvılaştırılmış gaz (LNG) taşıyor.

Rus şirketi Rosneft’in 2017’de bir Hindistan firması ile yapığı anlaşmaya göre Rus petrolünün Boğazlar yoluyla Hindistan’a ihraçı son 2 yıl artmış olmalı. Tanker trafiğini azaltma bu yönden de önem taşıyor.

BYPASS BORU HATTI
Şu da var ki tanker trafiğinin azaltılması için en tercih edilecek yöntem ulaşımda Boğazları kullanmayan bypass projeleleri. Cumhuriyet gazetesinden Miray Özbilek’in bildirdiğine göre (31/12/2019) derinlik ve genişlik yetersizliği nedeniyle Türk kaptanları İstanbul Kanal’ını gemi geçişleri için güvenli bulmuyorlar. Bu durum bypass alternatifinin önemini daha da arttırıyor.

Başta Azeri petrolü olmak üzere Hazar Bölgesi’nde üretilen petrolü Boğazları bypass ederek Akdeniz’e ulaştıran ve 2006 yılında devreye giren Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı böyle bir proje. Azeri gazını Türkiye ve Avrupa’ya iletecek Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi de (TANAP) yine bir bypass projesi. TANAP’ın sakıncalı alternatifi doğalgazın sıvılaştırılarak LNG tankerleri ile Karadeniz üzerinden ve Boğazlar yoluyla taşınması olurdu.

Hâl böyle iken doğal olarak akla gelen soru şu oluyor: Rus ve kazak petrollerinin Boğazlar yoluyla dış pazarlara sürülmesinde Kanal İstanbul dışında bir alternatifi olamaz mı? Bu sorunun yanıtı rahatlıkla “evet. ” Ancak konuyu aydınlatmadan önce kısa bir geçmişe göz atalım.

KAÇAN FIRSAT
BTC projesinden sonra bir bypass projesi daha Türkiye’de gündeme geldi: Rus ve Kazak petrolünü doğrudan Akdeniz limanı Ceyhan’a taşımayı hedefleyen Samsun-Ceyhan (Trans-Anadolu) petrol boru hattı. Prensip anlaşmasının 2005’de imzalandığı projeyi üstlenen firma Çalık Enerji-Eni ortaklığı (%50-50) idi. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak Çalık Enerji ile bağlantılı idi; proje enerji kulislerinde “Damat Bey projesi” olarak anılmaya başlandı.

Yaklaşık 550 km uzunluğunda olan boru hattının yapım maliyeti Çalık Enerji’ye göre 2.5 milyar dolar Rus şirketlerine göre 3.0 milyar dolardı. Projeye paralel olarak Samsun’da bir yükleme terminali Ceyhan’da petrol depolama tesisleri ve Adana’da rafineri ve petrokimya kompleksi kurma planları vardı.

Aynı dönemde Samsun-Ceyhan’a rakip bir bypass projesi daha vardı: 2003’de gündeme gelen Türk Anadolu Grubu’nun sahiplendiği Kıyıköy-İbrikbaba (Trans-Trakya) projesi. Kırklareli ili Kıyıköy beldesinde başlıyan ve Edirne-İbrikbaba’da (Saros Körfezi) çıkış yapacak boru hattı Samsun-Ceyhan’dan yaklaşık 3 kat daha kısa olacak ve maliyeti yaklaşık 910 milyon dolar olacaktı. Proje Putin’den ve Rus şirketlerinden açık destek aldı; Dışişleri ve Genelkurmay da olumlu görüş bildirmişti.

Ne ki Kıyıköy-İbrikbaba AK Parti hükümetinden destek görmedi; Saroz Körfezi’ne ilişik pek inandırıcı olmayan nedenlerle proje Bakanlar Kurulu’ndan onay almadı. Samsun-Ceyhan ihaleye gidilmeden 2006 yılında Bakanlar Kurulu’ndan onay aldı. Olağan uygulamalara aykırı olarak onay alınırken boru hattını dolduracak petrol (‘throughput’) hususunda herhangi bir garanti yoktu. 2007 yılında projenin temeli atıldı; hattın yapımına 2001 yılında başlanacaktı.

Ancak Bakanlar Kurulu’nun kararı Rus tarafının tutumunu değiştirmedi. Rus şirketleri ekonomik nedenlerle (transit ücreti) Trakya alternatifinde ısrar etti. Putin’in 2009 Ağustos ayında Ankara’ya yaptığı ziyarette bir takım “pazarlıklar” yapıldıysa da taraflar arasında anlaşmazlık sağlanamadı (1). İçini dolduracak petrol kaynağından yoksun “Damat Bey projesi ” fizibilite ve ön mühendislik çalışmaları dışında bir gelişme kaydetmedi; sonuç olarak kadük oldu.

Bu arada hükümetten onay alamayan Kıyıköy-İbrikbaba da gündemden düştü; büyük bir bypass fırsatı kaçtı.

KANAL İSTANBUL’A ALTERNATİF
Kanal İstanbul’a alternatif bir bypass projesidir. Bu bağlamda örneğin İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından sözü edilen Samsun-Ceyhan Rus şirketlerince ekonomik nedenlerle reddedilmişti ve günümüzde de yine olumsuz karşılanacaktır. Kaldı ki bu proje için önceleri ileri sürülen Ceyhan’da rafineri vb. tesislere ham petrol sağlanacağı gerekçesi BTC hattının devreye girmesiyle geçersiz oldu.

Samsun-Ceyhan yerine Trakya’yı geçiş için kullanacak olan Kıyıköy-İbrikbaba alternatif olarak çok daha uygun. Şayet Kanal İstanbul’un yapılmak istenmesinin ana gerekçesi belirtildiği gibi Boğazlar’daki tanker trafiğini azaltmak ise Kıyıköy-İbrikbaba’nın bir alternatif olarak seçilmemesi için görünürde hiçbir neden yok. Proje için daha önceleri ileri sürülen sakıncalar Kanal İstanbul’a yönelik sakıncaların yanında hiç kalır.

Doğaldır ki projenin gerçekleşebilmesi için Transneft gibi Rus şirketlerinin’in Trakya güzergahına yeniden sıcak bakması gerekecek. Bu bir soru işareti. Ancak Rusya’nın “TürkAkım” doğalgaz projesinde Trakya güzergahını (Kıyıköy karaya çıkış noktası) kullanacağı göz önünde bulundurulursa bu noktada başarı sağlananacağı büyük olasılık. Yeter ki hükümet bu yönde kararlı olsun. Yap-işlet-devret modelinin dışında Rus şirketleri bu projeye bizzat yatırım yapmak isteyebilirler. TürkAkım’ın 2020’de devreye girmesi bekleniyor.

Bütün bunların ötesinde önemli bir gerçek: Montrö Sözleşmesi’ne göre barış zamanında Boğazlar’dan sınırsız tanker geçirme hakkı olan Rus şirketlerinin ücret vererek Kanal İstanbul’u kullanacağı beklenemez.

Kanal İstanbul milli güvenlik dahil her bakımdan Türkiye için sakıncalı bir proje.

(1) Türkiye enerji hattı projelerinde nerede? Ferruh Demirmen EkoEnerji sayı 48 Aralık 2010.

https://odatv.com/kanal-istanbula-alternatif-proje-02012018.html
Posted in Ekonomi, ENERJİ, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

PANDORANIN KUTUSU ? DEVLETİ SOYAN HIRSIZLAR * YAPILMAYAN OLİMPİYATA 36 MİLYON TL HARCAMA

Oraj Poyraz / 27.01.2020

YAPILMAYAN OLİMPİYATA 36 MİLYON TL HARCAMA

Devletin malı deniz, yemeyen domuz demiş bu abiler.
Hatta bir tür MEYDAN OKUMA/CHALLENGE var.
Kim daha çok yiyecek, kim daha utanmaz olacak gibi.
Utanmazlık o dereceye gelmiş ki, eleştirenlere soruşturma bile yapılıyor.

Ve din…..
İslamiyet….
Özünde zaten bir yağma dinidir.

Ama bunların elinde tam bir maymuncuğa dönmüş.
Dilediğin kapıyı aç, evi boşalt, soy gitsin.


YAPILMAYAN OLİMPİYATA 36 MİLYON TL HARCAMA

HÜSEYİN ŞİMŞEK 03.01.2020
huseyinsimsek@birgun.net

Olimpiyatın verilmemesi nedeniyle işlevsiz kalan İstanbul Olimpiyatları Düzenleme Kurulu 2018’de 36 milyon 560 bin TL harcadı. Kılıç ‘Olimpiyat karın doyurmaz derler ama yapılmayan olimpiyat birilerinin yedi sülalesini doyuruyor’ dedi.

Olimpiyat oyunlarını düzenleyebilmek için 1992 yılında kurulan 2011 yılında yapısı ve kurulları yeniden belirlenen İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu Türkiye’nin olimpiyat hedefi kalmamasına karşın yüksek tutarda harcamalar yapmaya devam ediyor.

Sayıştay’ın İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu Denetim Raporu’na göre olimpiyat oyunlarına dair herhangi bir çalışmanın yapılmadığı 2018 yılında kurumun toplam gideri 36 6 milyon TL oldu. 2017 yılında yapılan harcamalarla birlikte iki yılda bu kurum için devletin kasasından toplam 70 milyon TL çıktı.

Rapora göre Olimpiyat Düzenleme Kurulu 2018’de her bir personel için aylık ortalama 14 bin 647 TL toplamda bir yılda 3 milyon TL harcadı. Kamunun hemen her alanında olduğu gibi Olimpiyat Düzenleme Kurulu’nda da taşeron şirket çalıştırıldı. Dışarıdan hizmet alımları için harcanan tutar 5 milyon 400 bin TL oldu. 2.9 milyon TL ise elektrik ve su faturası giderlerinden oluştu. Kurumun diğer harcamaları ise “görev gideri” olarak tanımlandı. Sayıştay raporuna göre kurumun banka hesabında 34 milyon 235 bin TL kasasında nakit olarak ise sadece 7 bin TL bulunuyor. Rapora göre kurul kasasından “Akaryakıt tamir-bakım park giderleri icra takipmasrafları harcırah ikram kırtasiye yol masrafları şehir içi ulaşım giderleri uçak biletleri posta ve kargo” gibi kalemler için harcama yapıldı.

TOPLANTI BİLE YAPILMADI
Sayıştay denetçileri kurulun 2018 yılı faaliyet döneminin iş ve işlemleri kapsamında karar almak üzere herhangi bir toplantı yapmadığını da tespit etti. Denetimin yapıldığı Mart 2019’da hâlâ toplanılmadığının belirtildiği raporda bu nedenle bütçesi çıkarılamadığı 2018 yılı bilanço ve netice hesaplarının onaylanmadığı belirtildi. Toplantı yapılmadığı için Sayıştay’ın denetim tespitlerine yanıt da verilmediği bildirildi.

OLİMPİYAT YOK PARA HARCIYORUZ
Sayıştay’ın tespitlerini BirGün’e değerlendiren TBMM KİT Komisyonu üyesi CHP Milletvekili Sevda Erdan Kılıç “Aslında Sayıştay’ın yaptığı bu tespite çok da fazla şaşırmamak lazım. Çünkü ülkenin birçok kamu kurum ve kuruluşunda devam eden çürümüşlüğün bir örneğidir İstanbul Olimpiyatlarını Düzenleme Kurulu’nda yaşananlar. Olimpiyat düzenleyemiyoruz ama para harcıyoruz. Acaba bir gün bir yerde bir olimpiyat düzenleriz diye mi bu kurum açık tutuluyor? Gerçekten anlamak çok zor. Fıkra olsa anlarız ve de güleriz ama maalesef bu fıkra değil gerçek bir hikaye ve de biz bu olaya gülemiyoruz. Acaba kurul 2017 yılında yapılan harcamalarla birlikte 70 milyon liraya ulaşan bu parayı nerelere ne için harcadığını açıklayabilir mi? Lafa gelince ‘Olimpiyat karın doyurmaz’ derler ama Türkiye’de yapılmayan olimpiyat anlaşılan birilerinin yedi sülalesini doyuruyor” dedi.

https://www.birgun.net/haber/yapilmayan-olimpiyata-36-milyon-tl-harcama-282499
Posted in PANDORA'nın KUTUSU, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

RAND RAPORU; TÜRKİYE’Yİ KİM YÖNETECEK?

 Cem Gürdeniz  26 Ocak 2020

Geçen hafta ABD’nin 350 milyon dolar bütçeye sahip devlet ve CIA destekli RAND Şirketi, Türkiye hakkında bir rapor yayınladı. “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası: ABD-Türkiye Stratejik İlişkileri ve ABD Ordusu Açısından Sonuçları” başlığını taşıyan 243 sayfalık rapora, aralarında eski Deniz Subayı Stephen Larabee’nin de bulunduğu 10 ayrı yazar katkı sağladı.

Stephen Larabee, Graham Fuller ve George Friedman gibi AKP politikalarını ve Türk siyasetini bilen bir analist. Geçmişte de Türkiye hakkında pek çok makale ve araştırması yayınlandı. Rapor, kamuoyunda çok büyük bir tesir yaratmadı. Bunun iki nedeni var. Birincisi, artık Atlantik sistemin yani ABD’nin Türk kamuoyunda ve entelejansiyası üzerindeki özgül ağırlığı zayıfladı. ABD’de Türkiye hakkında yayınlanan her rapora kutsal metin muamelesi yapanlar azaldı. İkincisi, tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçilirken, Asya yüzyılı başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.

Tabi bu iki faktörün üzerine, 15 Temmuz 2016 gecesi Türk halkına ateş açan üniformalı FETÖ ihanetini ve her hafta şehit haberleri ile yıkıldığımız Amerikan destekli PKK/PYD/YPG terörünü de koymalıyız. Bugün sokaktaki adam FETÖ’nün CIA veya ABD’nin bir devlet mekanizması olduğunu; PKK/PYD/YPG’nin ardında ABD’nin yer aldığını biliyor. Eğer bir ülkede esnaf ve taksi şoförleri bile bu gerçeği biliyor ve anlatıyorsa, ABD’nin o ülkede gerek güvenilir arabulucu, gerekse kararları etkileme unsuru olması imkansıza yakındır. Diğer yandan bu iki yalın, yakıcı, açık milli güvenlik tehdidine rağmen günümüzde gerek hükümet, gerek muhalefet, gerekse akademi dünyasında hala Pax Americana önderliği ve fedailiği yapanların olması da ABD’nin başarı hanesine yazılmalı.

İKTİDARA GELMEK İÇİN HER YOLU MEŞRU GÖRENLER
Raporla ilgili en güzel ve kısa başlığı VeryansınTV’ye demeç veren E. General Nejat Eslen attı: “İç siyasette kumpas, TSK’da Darbe Kışkırtması.” Türkiye üzerine kurgulanan dört ayrı senaryonun içerildiği RAND raporunda ABD-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesinde mevcut muhalefete ve Milli Savunma Bakanlığ’ına yani asker-asker ilişkisine bel bağlandığını görüyoruz. Ancak Rubicon geçildi. Türkiye’de Washington istiyor diye darbeler olmaz. Diğer yandan söz konusu rapora özne olan kurumlar son derece dikkatli olmalıdır. Ülkemizde muhalefet, iktidara gelmek için her yolu meşru ve geçerli görüyor. Ancak halkına ateş eden FETÖ’ye kanat geren ve Anadolu’yu PKK üzerinden kana bulayan bir devlete iktidara gelmek için yaklaşmak ne kadar ahlaki ve halk nezdinde ne kadar geçerli bir seçenektir?

‘TÜRKİYE HALEN DOĞU İÇİN İYİDİR’
Diğer taraftan, FETÖ’nün kumpasları ile kanlı 15 Temmuz girişiminden en çok acı çeken kurum emniyet ve Silahlı Kuvvetler. TSK, önce Ergenekon ve Balyoz tipi kumpas davalar, ardından kanlı FETÖ kalkışmasını yaşadı. Silah arkadaşlarını kaybettiler. Ateşi ve ihaneti gördüler. Aileleri ile birlikte çok acılar çektiler. Her iki alçak girişimin kaynağı ve sahibi, asıl olarak TSK içindeki FETÖ casus ve militanları idi. Bugün de FETÖ lideri ABD’de el üzerinde tutulurken; kaçaklarına ABD başta olmak üzere hemen hemen tüm NATO ülkelerinde korunma ve sığınma tanınması;

FETÖ trollerinin yurt dışından sosyal medya saldırılarını kumpas davalar dönemindeki gibi sürdürüyor olmaları vicdanları sadece yaralamıyor, aksine ABD ve batı karşıtlığını haklı olarak geliştiriyor. Artık Türkiye’de ABD ile özellikle siyaset, savunma ve güvenlik alanlarında iltisaklı olmak bile belirsizlik ve güvensizlik yaratıyor. Örneğin kamuoyunun çok büyük bir katılımla Kanal İstanbul’a karşı çıktığı yaşadığımız dönemde, bir ABD finans kuruluşunun kanalın finansörü olacağı haberinin medyada yer alması bile kitlelerde zaten mevcut olan kanala karşı şüpheci ve sorgulayıcı güvensizliği katlıyor.

Hele RAND raporunun Milli Savunma Üniversitesini (MSÜ) ağırlık merkezlerinden birisi yapması ve müfredata kadar karışması bardağı taşıran son damla oluyor. Hangi yüzle ve ne cüretle? Bu rapor ABD’de bazı kesimlerin Türkiye’yi halen Bon pour L’Orient (Doğu için iyidir) olarak gördüğünü ya da görmek istediğini ortaya koyuyor. Raporda özellikle odağa konulan gerek Milli Savunma Bakanlığının gerek Üniversitesinin bu haddini aşan yaklaşıma karşı milli bir duruşla teyakkuzda olmasını beklemek her Türk vatandaşının hakkıdır.

TÜRKİYE’Yİ KİM KAYBETTİ
Buradan RAND yazarlarına Türkiye hakkında araştırma konusunda artık farklı gözlük takmaları gerektiğini hatırlatalım. Bazı mesai arkadaşları bu gerçeğe yaklaşmışlar. Bakın yıllarca Türkiye’de CIA istasyon şefliği yapan ve FETÖ’nün maddi ve manevi babası Graham Fuller, kendi adını taşıyan web sitesinde, 6 Ağustos 2019 tarihinde yayınladığı “Türkiye’yi kim kaybetti” başlıklı yazısında ne diyor:

“Washington’daki hiç kimse Türkiye’yi ‘kaybetmedi’, süreç değişik jeopolitik kuvvetlerin ürünü oldu. Türkler ayrıca, Washington tarafından ‘saklanacak’ veya “kaybedilecek” bir mülk olarak görülmeyi ya da Ankara’nın varsayılan özelliğinin ‘Amerikan müttefiki’ olması gerektiği varsayımını kabul etmeyi alçaltıcı buluyor… Yeni bir Türk liderliği ortaya çıktığında, Batı’nın uzun süredir uysallığına güvendiği Türkiye’nin ‘eski müttefik’ konumuna döneceğini varsaymak ciddi bir hata olacaktır. Başlangıçta herhangi bir yeni lider, burada ve orada Batı ile birkaç çiti düzeltmeye çalışabilir, ancak Türkiye’nin Avrasya ile derin etkileşimini içeren genişletilmiş jeopolitik kader olarak gördüğü politikayı sürdürmeye kesinlikle devam edecektir.”

Aslında Graham Fuller’a verilecek çok cevap var ama şunu söylemeden geçemeyiz. Türkiye’yi Washington çoktan kaybetti. Türkiye’yi sokaktaki Amerikalı kaybetmedi. FETÖ’yü, PKK’yı Türkiye aleyhindeki her türlü girişimi besleyen ve destekleyen Washington siyaseti ve emperyalist devlet kaybetti. Devam edelim. Geçen 28 Kasım 2019 tarihinde İstanbul’da yapılan “Dijital Gelecek” seminerinde Gölge CIA olarak kabul edilen düşünce kuruluşu STRATFOR’un Başkanı George Friedman da yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

“On yıl önce saçma bir şey yazdım, yani Türkiye büyük bir güç olarak ortaya çıkıyor dedim…. İnsanlar bana bunun mümkün olmadığını, özellikle de Türkler bunun mümkün olmadığını söylediler. Ancak bu mümkün ve gerçekleşiyor… On yıl önce Türkiye’nin Rusya ile, ABD ile, tüm bu ülkelerle aynı masada oturacağı ve eşit olarak konuşacağı fikri… bu pek olası değildi.”

TÜRK’ÜN KADERİNİ TÜRK ÇİZER
Kabaca 2 yıl önce 26 Kasım 2017 tarihinde, “Kendine Güven Türkiye. 70 yıllık döngülere son ver”, başlıklı bir makalem Aydınlık Gazetesinde yayınlandı. Kırım savaşından günümüze geçen iki ayrı 70 yıllık döngüye dikkat çekmiştim.

1853-1923 ve 1946-2016 döngüleri. Her ikisi de Türkiye’yi korumak için batının Türkiye yanında müdahalesi ile başlamış sonunda kurtarmaya gelen güçler vatanımızı işgale yeltenmişti. Sadece 1923-1946 arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği jeopolitik esaslar sayesinde bağımsız bir dönem yaşanabilmişti. Bugün yeni bir konjonktür mevcut.

Asya uyandı. Türkiye uyanıyor. Komşuları ile Batı Asya’da kendi bölgesinin jeopolitik kaderini ele almayı öğreniyor. Dışişleri’nin Yeniden Asya Açılımı, Türk – Rus stratejik işbirliği, Astana ve Soçi Süreçleri, Türk- İran yakınlaşması, Libya ile işbirliği, Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden Türk-Çin ekonomik işbirliği, bu yeni dönemin dinamiklerini oluşturuyor. Türkiye’nin ne ekonomisi ne demografik gücü ne de savunma sanayi 1853 ve 1947 şartlarıyla kıyaslanamaz. İkinci döngüyü kırmakta olduğumuz bu günlerde, atalarımızın Anadolu’da imparatorluklar kurduğunu, Kurtuluş Savaşı ve Kuruluş devrimleri ile emperyalizme ilk tokat atabilen ulus olduğumuzu unutmamamız gerekir.

Ayrıca, vatan topraklarımız tarihte Türklerden başkası tarafından kurtarılmadı. Türk halkı kendine güvenmelidir. Geleceğimiz öyle 243 sayfalık raporlara meze olamaz. Türk’ün kaderini sadece Türk çizer.

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, İSTİHBARAT KURUMLARI | Leave a comment

PERDE ARKASI * YUNANİSTAN NEDEN EGE’deki ADALARIMIZI İŞGAL EDEREK SİLAHLANDIRDI? AKP BU KONUDA NEDEN SESSİZ? * 3-5 ÇAPULCU’DAN…(EGE’deki) 3-5 SİLAH’A !…

YUNANİSTAN NEDEN EGE’deki ADALARIMIZI
İŞGAL EDEREK SİLAHLANDIRDI?
AKP BU KONUDA NEDEN SESSİZ?

Naci Kaptan / 26.01.2020

9 MADDELİK GİZLİ ANLAŞMA 

Abdullah Gül’ün ABD Dışişleri Bakanı Powell ile buluşma ve yapmış olduğu 9 maddelik gizli teslim sözleşmesinin tarihi 2 Nisan 2003 idi

2003 yılında başbakan Tayyip Erdoğan’ın dışişleri bakanı olan Gül,“2 Sayfa 9 Maddelik Gizli Plan”ın içeriğini Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na şöyle açıkladı;

“Sana şunu açıkça söyleyeyim; Ortadoğu’daki bütün rejimler değişecek. Şeffaflık ve demokrasi egemen olacak. Bu bölgede ekonomik sistemler de değişecek ve piyasa ekonomisi kuralları egemen olacak. Ortadoğulu liderler halklarına demokrasi ve tam özgürlük vermedikçe, sistemlerinin yürümesi mümkün değil. Irak’ta yaşananlar bütün bölge liderlerine örnek olsun.”

2 Sayfa 9 Maddelik Gizli Planın Belgesi Hükümette, Genelkurmay Başkanında ve Zamanın Kuvvet Komutanlarında var.  [*]

22 Mayıs 2003 Vatan

AKP hükümeti ile ABD arasındaki Gizli Planın örnekleri, zamanın Genelkurmay Başkanında, zamanın Kuvvet Komutanlarında bulunuyor. Bu gerçeği onların ifadeleriyle bizzat biliyorum. Belgenin içeriğini 13 Temmuz 2003 günü bir basın toplantısı yaparak kamuoyuna duyurmuştuk.

Gizli Planın özeti şöyleydi:

– Türk askeri Irak’ın kuzeyinden dört ay içinde çekilecek.

– Sınır harekâtlarına son verilecek.

– PKK’ya karşı Türkiye içinde yapılacak askerî harekâtlar öncesinde, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak. Aksi halde Türkiye’ye ambargo ve askerî yaptırım uygulanabilecek.

– ABD’nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek verilecek. Türk Ordusunun asker ve silah gücü indirilecek.

– Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek olan sözde “Kürdistan” devleti, Türkiye tarafından resmen tanınacak.

– PKK yasallaştırılacak.

– Türkiye’de belediyelerin özerkleştirilmesinden sonra dört yıl içinde aşamalı olarak federasyona geçilecek.

– Kıbrıs’ta, Denktaş “Arafat modeli” uygulanarak devredışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak.

– Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.

– Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehine düzenlemeler yapılacak.

SONUÇ

Yukarıdaki 9 maddelik ihanet belgesine göre Türkiye’nin zamanında KIRMIZI ÇİZGİSİ olan konular zaman içinde çiğnenerek ULUS ÇIKARLARIMIZ bir bir emperyalizme teslim edildi. Bu teslimlerden birisi de yukarıda yazılı olan;

“Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.” maddesidir.

İşte bu madde gereği 2 Nisan 2003’de yapılmış olan ABDullah Gül – C.Powell gizli mutabakatnamesi sonucu 2004 yılında  EGEDE’Kİ ADALARIMIZ ve ÇIKARLARIMIZ 2004 yılında gizlice Yunanistan’a teslim edilmiştir.

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri sayın Ümit YALIM bu önemli konuyu gündeme taşımış ve sürekli olarak belgeleriyle gündemde tutmuştur.Bu nedenle sayın Yalım’a ülke olarak teşekkür borcumuz vardır.

AKP iktidarı ise Yunanistan tarafından işgal edilen ve silahlandırılan adalarımız için sessizdir. Suskunluğun nedeni ise zamanın Başbakanı Erdoğan ve Dışişleri bakanı Gül’ün 2003 yılında C.Powell ile yapmış oldukları bu gizli teslim belgesidir.

BOP her yönüyle devrededir ve emperyal çıkarları için işbirlikçileriyle birlikte Türkiye’mizi her yönüyle teslim alarak dönüştürme planlarını yürütüyor.

Naci Kaptan / 26.01.2020

http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/basin-aciklamalari/erdogan-gul-un-abd-ile-imzaladigi-2-sayfa-9-maddelik-gizli-plani-aciklamali-26600

Ümit Yalım / 26 Oca 2020

3-5 ÇAPULCU’DAN…(EGE’deki) 3-5 SİLAH’A !…


*Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, Ege adalarının silahlandırılması hakkındaki açıklamaları birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bugüne kadar işgal altındaki 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığına ve gayri askeri statüdeki adalarda icra edilen askeri tatbikatlara sessiz kalan Akar’ın Yunanistan’ı uyarması önemli bir gelişme olarak algılandı. Ancak bu konularda konuşması gereken ve Yunanistan’a nota vermesi gereken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun sesi soluğu çıkmıyor.Çavuşoğlu sanki başka bir ülkenin Dışişleri Bakanı gibi davranıyor.

*Çavuşoğlu sessizliğini korurken devreye TBMM Başkanı Mustafa Şentop girdi.

Şentop, 24 Ocak 2020’de, Yunanistan’ın antlaşmalara aykırı olarak Ege Denizi’ndeki adaları silahlandırmasıyla ilgili değerlendirmede bulundu.

Şentop, “Türkiye bunları yakından takip ediyor. Tabi adalara 3-5 silah koymakla Türkiye açısından risk, tehdit oluşturacağını düşünenler varsa yanılıyorlar, hata ediyorlar” dedi…

Şentop’un bu söylemi yıllar önce PKK eylemlerinin başladığı dönemde Başbakan Özal’ın 3-5 çapulcu söylemini hatırlattı. Özal’ın terör eylemlerini hafife alması ile Türkiye’nin başına gelenler ortada. Yıllardır terörle mücadele ediyoruz. Şimdi de Özal’ın söyleminin aynısını Şentop söylüyor ve tehdidi hafife alıyor…Yunanistan’ın gayri askeri statüdeki adalara yüzlerce tank, yüzlerce zırhlı araç, yüzlerce top ve on binlerce asker yerleştirmesine rağmen TBMM Başkanı Şentop’un olanları 3-5 silah olarak tanımlaması ve tehdidi hafife alması kabul edilemez.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler aşağıda  sunulmuştur.

Saygılarımla,

Ümit YALIM-Milli Savunma Bakanlığı -eski Genel Sekreteri


Ümit YALIM / 26 Ocak 2020

3-5 ÇAPULCU’DAN, 3-5 SİLAH’A !…

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, Ege adalarının silahlandırılması hakkındaki açıklamaları birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bugüne kadar işgal altındaki 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığına ve gayri askeri statüdeki adalarda icra edilen askeri tatbikatlara sessiz kalan Akar’ın Yunanistan’ı uyarması önemli bir gelişme olarak algılandı. Ancak bu konularda konuşması gereken ve Yunanistan’a nota vermesi gereken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun sesi soluğu çıkmıyor. Çavuşoğlu sanki başka bir ülkenin Dışişleri Bakanı gibi davranıyor.

     Çavuşoğlu sessizliğini korurken devreye TBMM Başkanı Mustafa Şentop girdi. Şentop, 24 Ocak 2020’de, Yunanistan’ın antlaşmalara aykırı olarak Ege Denizi’ndeki  adaları silahlandırmasıyla ilgili değerlendirmede bulundu. Şentop, “Türkiye bunları yakından takip ediyor. Tabi adalara 3-5 silah koymakla Türkiye açısından risk, tehdit oluşturacağını düşünenler varsa yanılıyorlar, hata ediyorlar” dedi. Şentop’un bu söylemi yıllar önce PKK eylemlerinin başladığı dönemde Başbakan Özal’ın 3-5 çapulcu söylemini hatırlattı. Özal’ın terör eylemlerini hafife alması ile Türkiye’nin başına gelenler ortada. Yıllardır terörle mücadele ediyoruz. Şimdi de Özal’ın söyleminin aynısını Şentop söylüyor ve tehdidi hafife alıyor.

     Yunanistan 2004 yılında 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını işgal etti. Adalara uçaksavar, top ve havan gibi ağır silahlar ile zırhlı araçlar yerleştirdi. Adalarda 13 Askeri Üs açtı ve adalara 5 binden fazla Yunan askeri yerleştirdi. Ayrıca, 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması’na göre gayri askeri statüde olan 23 adadan 21’ini silahlandıran Yunanistan, Türkiye için potansiyel bir tehdit oluşturuyor.

     Yunanistan, 1960’ların ilk yarısından itibaren gayri askeri statüdeki adaları silahlandırılmaya başladı. Türkiye bu durumu ilk defa 1964’te protesto etti. Daha sonra Nisan 1975’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne nota gönderen Türk Hükümeti, Yunanistan’ın adaları silahlandırmasını protesto etti ve bu durumun Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiğini bildirdi.

     1976’da tırmanışa geçen sorun daha sonra Yunanistan’ın adalara büyük çaplı askeri birlikler yerleştirmesi ile devam etti. Mevcut durum itibarıyla, Midilli ve Rodos adalarında birer Yunan Mekanize Tümeni; Limni, Sakız, Sisam ve İstanköy adalarında birer Yunan Mekanize Tugayı olmak üzere toplam 2 Mekanize Tümen ve 4 Mekanize Tugay bulunuyor.

     Ayrıca, Yunanistan, Türkiye’ye yönelik jet harekatı için, Limni, Midilli, İstanköy ve Rodos adalarında, havaalanları inşa etti ve anılan adalardaki havaalanlarına savaş uçakları yerleştirdi. Ege Denizi’ne çıkan Türk savaş uçaklarına söz konusu adalardan kalkan Yunan savaş uçakları tarafından önleme ve it dalaşı  yapılıyor. Yunanistan, bu önleme ve it dalaşları sırasında 1996’da bir, 2006’da  bir olmak üzere toplam iki adet F-16 savaş uçağımızı düşürdü. Bir pilotumuz şehit oldu, iki pilotumuz yaralı olarak kurtuldu.

     Yunanistan, Taşoz, Semadirek, Bozbaba, İpsara, Ahikerya, Batnoz, Lipso, İleriye, Kelemez, İstanbulya, İncirli, Sömbeki, İleki, Kerpe ve Meis olmak üzere toplam 15 adaya da Tabur – Alay seviyesinde askeri birlik konuşlandırdı. Doğu Ege Denizi’ndeki toplam 23 adadan 21’i Yunanistan tarafından silahlandırıldı. Herke ve Çoban adalarında şimdilik askeri birlik bulunmuyor.

     Şentop, 3-5 silah olduğunu iddia ediyor ama Yunanistan gayri askeri statüdeki adalara yüzlerce, tank, zırhlı personel taşıyıcı, top ve çok namlulu roketatarlar yerleştirdi. 

     Topçu silahlarının hedefinde Türkiye var. Yani Yunanistan, silahlandırdığı adalardan Türkiye’nin batı kıyılarını rahatlıkla vurabilir. Türkiye’yi hedefe koyduğunu da hiç çekinmeden Savunma Bakanı düzeyinde gösteriyor. Sakız Adasındaki Mekanize Tugay’ın Harekât Merkezini, 26 Haziran 2014’te denetleyen Yunan Savunma Bakanı Dimitris Avramopoulos, Harekât Merkezinde, Türkiye’yi hedef gösteren bilgisayarın önünde poz verdi.

     Yunanistan, Türkiye’ye yönelik bir harekatta, adalara yerleştirdiği tank, zırhlı araç ve askeri birlikleri Amfibi Gemiler ile Anadolu kıyılarına çıkarmayı planlıyor. Bu planını da gözümüzün içine baka baka tatbikat yaparak gösteriyor. 

     Yunanistan, adalara yerleştirdiği zırhlı araçları sürekli olarak teşhir ederek Türkiye’ye meydan okuyor.

     Sisam Adası’na yerleştirdiği tankların namlularını Türkiye’ye yönelten Yunanistan, Türkiye’yi hedef aldığını açıkça gösteriyor.

     Rodos Adası’na yerleştirdiği Mekanize Tümen’de bulunan tankları, topları ve askerleri teşhir eden Yunanistan, Türkiye’ye yönelik bir harekatta kullanacağı saldırı botlarını da açıkça göstererek Türkiye’ye meydan okuyor.

     Yunanistan’ın gayri askeri statüdeki adalara yüzlerce tank, yüzlerce zırhlı araç, yüzlerce top ve on binlerce asker yerleştirmesine rağmen TBMM Başkanı Şentop’un olanları 3-5 silah olarak tanımlaması ve tehdidi hafife alması kabul edilemez.

Ümit YALIM / Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, DIŞ POLİTİKA, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment