TRAN KAZALARI BU DÜŞÜNCE NEDENİYLE OLUYOR * ULAŞTIRMA BAKANINA GÖRE SİNYALİZASYON OLMASA DA OLURMUŞ !!!

Naci Kaptan / 14.12.2018

ANKARA TREN KAZASINA İLİŞKİN
Makina Mühendisleri Odasının açıklaması

Ankara’nın Yenimahalle ilçesine bağlı Marşandiz İstasyonu’nda, başkentten Konya’ya giden yüksek hızlı bir trenle aynı güzergahta yol kontrolü yapan bir kılavuz tren çarpıştı. Kaza sonucu 9 kişi hayatını kaybederken, 47 kişi de yaralandı.

Kazanın ardından açıklama yapan TTMMOB Makina Mühendisleri Odası da, ilk olarak Birleşik Taşımacılık Sendikası tarafından gündeme getirilen YHT hatlarındaki ‘sinyalizasyon’ eksikliğine dikkat çekti.TMMOB Makina Mühendisleri Odası Başkanı Yunus Yener imzasıyla yapılan yazılı açıklamada ;

“İlk belirlemelerimize göre Ankara-Sincan arasındaki YHT hattında, hatlardaki trafiği yönlendiren sinyalizasyon eksikliği bulunmaktadır. Hattın durumu ile ilgili olan görevliler bu ciddi eksikliği ilkel bir yöntemle yani birbirleriyle telsiz/telefon görüşmesi yoluyla kapatmaya çalışmaktadırlar” dendi.

“Demiryolu politikaları oldukça sorunludur ve facialara davetiye çıkarır niteliktedir” Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

“Edindiğimiz ilk bilgiler de göstermektedir ki bu ‘kaza’, 22 Temmuz 2004 tarihinde 41 yurttaşımızın ölümüne 81 yurttaşımızın yaralanmasına yol açan Pamukova ‘kazası’ gibi YHT’ye ilişkin izlenen imaj politikasının bir sonucudur. Gerek bu durum gerekse bu yıl 8 Temmuz’da Tekirdağ-Çorlu’da yaşanan ‘kaza’nın da gösterdiği üzere izlenen demiryolu politikaları oldukça sorunludur ve facialara davetiye çıkarır niteliktedir.

“Toplu ölümlere de yol açan ‘kazaların’ çoğu, bilim insanları, uzman meslektaşlarımız ve bilirkişi raporlarının da gösterdiği üzere mühendislik bilimlerinin gereklerinin yerine getirilmemesi, teknik ve altyapı eksikleri, zemin etüdü çalışmalarının yapılmayışı, bakım-onarım, yenileme çalışmalarının yetersizliği, personel yapısındaki nitelik düşüşü ve sayısal azalma nedeniyle yaşanmaktadır. Öyle ki kamu hizmeti anlayışı yerine piyasacı yaklaşım benimsenmiş, mühendislik hizmetleri ve kriterleri kısıtlanmış, teknik mükemmellik yaklaşımı terkedilmiş, altyapı ile bakım, sinyalizasyon, elektrifikasyon yatırımları ihmal edilmiş, bakım atölyeleri kapatılarak azaltılmış, TCDD’nin taşınmazları ve limanları satılmaya başlanmış, çalışanlar güvencesiz çalışma biçimlerine tabi kılınmış, personel sayısında ciddi düşüşler olmuş, liyakatli teknik personelde azalma yaşanmıştır.

“İktidar, çağdaş bir gereksinim olan YHT’lere ilişkin imaj politikasını terk etmeli ve ifade ettiğimiz eksiklerin üzerine gitmelidir. Aksi takdirde benzer faciaların süreceğini üzülerek belirtmek isteriz.

http://t24.com.tr/haber/tmmob-makina-muhendisleri-odasi-ankara-sincan-arasindaki-yht-hattinda-sinyalizasyon-eksikligi-var,771690

SİNYALİZASYON NEDİR

Raylı Sistemlerde Sinyalizasyon Ekipmanları

Demiryolu sinyalizasyon sistemlerinde demiryolu otomasyon çözümleri ile birlikte aktif cihaz ve sistemler, hattın kullanılabilirliği ve devamlılığı açısından hayati önem taşımaktadır. Bahsedilen sinyalizasyon ekipmanlarının değeri ve kalitesi ise çevre dostu, inovatif, maksimum kullanılabilirliğe sahip, efektif ve uygun maliyetli olması ile ölçülmektedir.

Sinyalizasyon Ekipmanlarının Raylı Sistemlerdeki Yeri
Demiryolu idareleri güvenlikten ödün vermeden sürekli olarak hat, araç ve personellerden en etkin şekilde yararlanmanın yolunu aramaktadır. Bunun yanı sıra bilindiği gibi demiryolu trafiğinde birçok farklı sorun ortaya çıkmaktadır. Trene ait yüksek hız ve kütle ile çelik jantlar ve demiryolu arasındaki düşük sürtünme önemli bir frenleme mesafesi oluşturmaktadır. Trafik kazalarından kaçınma amacıyla titiz kurallar uygulanması gerekmektedir.

Bahsedilen güvenli ve etkin çalışma koşullarını sağlamaya yardımcı olan raylı sistem sinyalizasyon ekipmanları aşağıdaki amaçlar için kullanılmaktadır:

► Tren rotası, kontrol noktasını ve sinyalleri ayarlamak

► Tren hareketinin korunduğundan ve rayın doluluk durumundan emin olmak

► Makiniste bilgi iletmek

► Tren hızını denetlemek

Konu teknik olduğu için yazının devamını okumak isteyenlere ;

https://www.endustri40.com/rayli-sistemlerde-sinyalizasyon-ekipmanlari/

Yukarıdaki bilgilere göre SİNYALİZASYON SİSTEMLERİNİN kullanılmasının güvenlik yönünden gerekli olduğu yazılmıştır ; ” Demiryolu sinyalizasyon sistemlerinde demiryolu otomasyon çözümleri ile birlikte aktif cihaz ve sistemler, hattın kullanılabilirliği ve devamlılığı açısından hayati önem taşımaktadır”

ULAŞTIRMA BAKANI İSE ŞÖYLE DEDİ ;

Ulaştırma Bakanı Turhan, Ankara’da 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan YHT faciasına ilişkin ”Adli ve idari tahkikat devam ediyor. Sinyalizasyon sistemi demir yollarımızda son birkaç yıldır tesis etmeye başladığımız bir sistemdir. sinyalizasyon sistemi demir yolu işletmeciliği için olmazsa olmaz bir sistem değil. Bu sistemin olmamasından dolayı demir yollarında işletme yapılamaz diye bir şey yok. Sinyalizasyon olmadığı için bu kaza oldu gibi değerlendirmeler yapanlar doğru bir değerlendirme yapmıyor” dedi.

Korkunç iddia: Sinyalizasyon yok

Ankara – Sincan arasındaki YHT seferleri, Sincan – Kayaş banliyö tren hattının yenilenmesi çalışmaları nedeniyle bir dönem yapılmıyordu. YHT, bu nedenle Ankara Gar’dan değil Sincan’dan kalkıyordu. Başkentray adı verilen banliyö hattı tamamlanmadan, 24 Haziran seçimleri döneminde bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. Raylar ve duraklarla birlikte tüm sistemin yenilendiği çalışmalarda sinyalizasyon sistemi yapılamadı. Açılış, sinyalizasyon sistemi eksik olarak 12 Nisan’da yapıldı.Açılıştan sonra YHT seferleri yeniden Ankara Garı’ndan başlatıldı. Ancak trenlerin yaklaşık 9 aydır sinyalizasyon desteği olmadan seferlere çıktığı öğrenildi. Tren seferlerinin, Sincan’da bulunan görevliler tarafından telefonla veya telsizle idare edildiği ifade edildi. Kazanın, YHT’nin hareketinden 10 kilometre sonra gerçekleştiği belirtilerek, trenin saatte 250 kilometre hıza ulaşmasının mümkün olmadığı, 90-100 kilometre hıza ancak ulaşabileceği belirtildi.

Kazanının nedeninin sinyalizasyon sisteminin kurulmaması olduğu belirtildi. Ankara – Sincan arasındaki YHT seferleri, Sincan – Kayaş banliyö tren hattının yenilenmesi çalışmaları nedeniyle bir dönem yapılmıyordu. YHT, bu nedenle Ankara Gar’dan değil Sincan’dan kalkıyordu. Başkentray adı verilen banliyö hattı tamamlanmadan, 24 Haziran seçimleri döneminde bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. Raylar ve duraklarla birlikte tüm sistemin yenilendiği çalışmalarda sinyalizasyon sistemi yapılamadı. Açılış, sinyalizasyon sistemi eksik olarak 12 Nisan’da yapıldı.Açılıştan sonra YHT seferleri yeniden Ankara Garı’ndan başlatıldı. Ancak trenlerin yaklaşık 9 aydır sinyalizasyon desteği olmadan seferlere çıktığı öğrenildi. Tren seferlerinin, Sincan’da bulunan görevliler tarafından telefonla veya telsizle idare edildiği ifade edildi. Kazanın, YHT’nin hareketinden 10 kilometre sonra gerçekleştiği belirtilerek, trenin saatte 250 kilometre hıza ulaşmasının mümkün olmadığı, 90-100 kilometre hıza ancak ulaşabileceği belirtildi.

Ne olmuştu?

Ankara’dan Konya’ya dün 06.30’da hareket eden 206 yolculu Yüksek Hızlı Tren (YHT), yaklaşık 10 kilometre sonra 06.36’da, aynı hat üzerinde yol kontrolü yapan kılavuz trenle kafa kafaya çarpıştı. 3’ü makinist 8 kişi yaşamını kaza yerinde yitirdi, 1 yolcu da kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi, 86 yolcu yaralandı, 2 yaralı yoğun bakıma alındı. 3 makinistten birinin, kılavuz lokomotifte görevli olduğu belirtildi.

Posted in HAYATIN İÇİNDEN, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ORTADOĞU * DERS VAR

Ahmet Kılıçaslan Aytar
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com
14.12.2018

DERS VAR

TSK, Türkiye sınırına 170-180 kilometre uzaklıkta Irak Sincar ve
Karacak dağlarında Kürt hedeflerine hava harekâtı düzenledi.

Erdoğan, ” Biz bu terör örgütüyle çok etkili şekilde mücadele ediyoruz. Aslında tüm İslam dünyasının bu örgütle mücadele etmesi gerekiyor” açıklaması yaptı.Bu cümleye yerleştirdiği “İslam dünyası” ibaresi;

Erdoğan Türkiye’sinin Osmanlı’nın eski toprakları Irak ve Suriye’de;
Ağırlıklı olarak İslam din ve gelenekleri ile uyumlu bir ekonomik ve siyasi düzeni oluşturmaya dayanan stratejisini açıklıyor…

Erdoğan, ABD’ye yönelik birtakım uyarılarda da bulundu.”Münbiç Arapların yaşadığı bir bölgedir. Ama bu bölgeyi terör örgütlerine verdiler.Şimdi diyoruz ki, temizlediniz temizlediniz, çıkarmadığınız takdirde Münbiç’e de gireceğiz. Türkiye Fırat’ın doğusundaki terör batağına müdahalede yeterince zaman kaybetmiştir” dedi.

Halbuki ABD’nin Rusya ve İran teminatındaki Suriye’de kalmakla ilgili merkezi politikası;

1- Birleşik Krallık ve Fransa ile birlikte Kuzey Suriye’de petrol, gaz ve taşımacılık için oluşturdukları koridorda, Kürt tabanı üzerinde kurulacak çokuluslu bir şirketler devleti ile Suriye Federasyonunu oluşturmaya,
2- İran’ ı Suriye’den terk etmeye zorlamaya,
3- İŞİD’i bitirmeye,
4- Türkiye’nin taleplerini dengelemeye,
5- Körfez ülkelerin desteğini sağlamaya,
6- Pentagon’un Rusya’ya Suriye’nin geleceğine dair tek başına söz hakkı tanımamak için askerlerini bu ülkede muhafaza etmek ısrarına dayanıyor.

Ama Erdoğan, son zamanda Türkiye’nin ABD ile stratejik ortaklığını;
İslam Birliği başlığında Suriye’de bir Sünni koridor üzerinde “bölgeyi kazanırsak petrolü ve Misak-ı Millî topraklarını da kazanırız” hayali üzerinde değerlendiriyor.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin değil Osmanlı Devleti son meclisinin “Misak-ı Milli’sini gerçekleştirmek istiyor.Bu nedenle artık Türkiye- ABD arasındaki stratejik ortaklık bir sözden ileri gitmiyor. Erdoğan, Pentagon’un “kabul edilemez” olduğuna dair uyarılarına rağmen işgalde ısrar ediyor.Türkiye ordusuna ek olarak, Suriye’de isyancı Özgür Suriye Ordusu da 15 bin militanıyla işgale katılmaya hazırlanıyor.

Kürtler ise bulundukları Doğu Fırat topraklarından gidecekleri başka bir yer olmadığını, herhangi bir Türk işgaline karşı savaşacaklarını söylüyor.Kuzey ve Doğu Suriye Kürt Özerk Yönetimi, Erdoğan’ın saldırı tehditlerini kınarken, bölgede seferberlik ilan etmiştir.

Aynı zamanda, Kürtlerin hâkimiyetindeki Suriye Demokratik Güçleri ve ABD, işgali engellemek için son dakika diplomasisini zorluyor.Ancak Erdoğan işgalin önümüzdeki birkaç gün içinde başlayacağını açıklamıştır.Bu yüzden bu mücadeleyi yürütmek için çok az zaman var gibi görünüyor…

Türkiye’nin Washington konsensüsü, Barack Obama’nın başkanlığının son iki yılında çatlaklar göstermeye başladı.Önce Suriye’de İŞİD’le nasıl savaşılacağı konusundaki farklılıklar oluştu.

Türkiye hükümetinin Gezi Parkı protestocularına ve basın üzerindeki baskısı, Ermenistan’a, Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail ile bunların lobilerine karşı hoyrat politika izlemesi, Erdoğan, Fidan, Akar liderliğinin 15 Temmuz 2016 FETO darbesini akim kılıp, 20 Temmuz’da kendi sivil darbesini yapması; Türkiye-ABD stratejik ortaklığında kırılmaya yol açtı.

Fethullah Gülen’in kaçırılmasına yeltenmek, ABD’nin Suriye’de Kürtlerle işbirliğini kesinlikle sıfırlama niyetinde ısrarcı olmak,Nihayet Donald Trump yönetimine saldırganca ulaşmaya çalışılması; Türkiye’nin hızla “Altın çocuk ” statüsünü kaybetmesine yol açtı…

Hükümetin kendi meşruiyeti için Fethullah Gülen’e pervasızca odaklanması, Trump yönetiminin gözünde belki de en büyük günaha yol açtı.Tutuklu Rahip Andrew Brunson üzerinden sürdürülen rehin diplomasisinde Erdoğan’ın pazarlıkları, Başkan Trump’ı Türkiye’ye karşı yaptırımlara zorladı.F.Gülen Türkiye’ye iade edilmedi böylece Erdoğan ve siyasetine meşruiyet verilmedi.

Erdoğan’ın taktikleri, Türk Milletini transatlantik ittifaktan ve değerlerinden çekip-çıkaramadı,Ama ABD Kongresi’nin her iki tarafındaki Erdoğan şüpheciliğini körükledi…

Erdoğan’ın Batı karşıtı politikalarından gelen zararları geri almak, gelecekteki Türk hükümetlerini çok zorlayacaktır. Nitekim Türkiye-ABD ilişkilerinde hasar büyüktür.ABD hükümeti Türkiye ile olan sorunları özel olarak ele alma alışkanlığını terk etmiş,Giderek daha fazla künt ve sert bir retoriğe başvurmaktadır.

ABD’nin bu tutumu ;
1- Rum, Yunan, Ermeni, İsrail lobileri üzerinden tüm dünyaya yayılıyor.
2- ABD ve Türkiye arasında bir konsensus ve mutabakat kalmıyor.
3- Artık bir çok ülke Türkiye’yi güvenilir bir müttefik olarak görmüyor.
4- Her geçen gün gelecek vaad eden bir işbirliği için çok uzun bir süre ihtiyacı doğuyor.

Türkiye’nin Suriye ve Irak ile ilgili duruşunda Erdoğan’ın şahsi düşünceleri ve çıkarları değil,Bölgesel bir aktör olarak “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi doğrultusunda kendi hedef ve çıkarları peşinde olması gerekiyor.Erdoğan “Emperyalizm” ile mücadele etmiyor, sadece “İslamcı Cihad” çağrıları ya da eylemleriyle Türkiye’nin enerjisini tüketiyor.Şimdi Türk Milleti’nin değil ama işte o; İslam’ı üst kimlik kabul eden halkın gelmekte olan dersi bir güzel özümlemesi gerekiyor…

15.12.2018

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, ORTADOĞU ÜLKELERİ | Leave a comment

CAMBAZA BAK ! – Yine aynı taktik

Posted in Politika ve Gundem, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Ey iktidarın Reis’i: Sana bir sözüm var

Sözcü
Necati DOĞRU
14 Aralık 2018

Ey iktidarın Reis’i: Sana bir sözüm var

Gazeteci susturanlar tarihin çöplüğüne gittiler. Susturulan gazeteciler, halkın gözünde daha büyüdüler, gönlünde yaşadılar.Bu gerçek bir yana.

Asıl anlatmak istediğim şu: Gazeteci susturma merakı, yeni değil. Sadece bizim başımıza gelmiş de değil. Şinasi’den, Namık Kemal’den, Ali Suavi’den bu yana 250 yıllık basın tarihimizde yüzlerce örnek var. Gazeteci susturma merakı bugün iktidarda olanlarla başlamadı. Ben Adana Lisesi’nde okuyordum. 1960’lı yıllardı. Generaller darbe yapmışlardı. Adana’nın Sinan Paşa Mahallesi’nde Sabancıların, Sapmazların, Salih Bosna’nın fabrikalarında çalışan işçi babalarımız, ağabeylerimiz çoğu Akşam Gazetesi okuyordu. Bize de okumamızı öneriyorlardı. Akşam Gazetesi’nin çok okunan iki yazarı; Çetin Altan ve İlhami Soysal’dı.

İkisini de severdim.
İçerek okurdum.
Kalemleri keskindi.

İkisi de aslında Atatürkçü Generallerin yaptığı darbeyi savunmuşlardı. Çünkü o dönemin DP iktidarı, gazeteci susturma merakı içine gömülmüş: Ahmet Emin Yalman, Hüseyin Cahit Yalçın, Bedii Faik, Şinasi Nahit Berker, Metin Toker ve onlarca gazeteciyi hapse tıkıp susturmuş, gazetelere sansür uygulamış, köşeler çoğu zaman bomboş yazısız bırakılmıştı.

Yıllar hızlı geçti.
Bir gün baktım İlhami Soysal, dönemin Genelkurmay Başkanı Cemal Tural’ı keskin bir dille eleştiriyor. Hukuku çiğnediğini, kanun tanımaz olduğunu, aşırı harcamalarını yazıyor. Durmuyor, her gün yazıyor. İlhami Soysal’ı bir sabah gazetenin Ankara Bürosu’na gitmek için evinden çıktıktan sonra sille-tokat Buick Marka siyah bir arabaya sokup kaçırdılar. Bir yandan yumruklarını ağzına burnuna indirirken bir yandan da “Büyüklerimiz aleyhine yazarsın ha… (!) Sen Komünist misin ulan… (!)” diyerek dövüp kan revan içinde yol kenarına bırakıp gittiler. İlhami Soysal’ı dövdürerek korkutup susturmak isteyenin Genelkurmay Başkanı Cemal Tural olduğu anlaşıldı.

İlhami Soysal!
Çizgisinden dönmedi.
Yazmaya devem etti.

Çetin Altan ve İlhami Soysal halkın günlünde taht kurdular. Cemal Tural unutulup gitti.

Nereden nereye!
Bugün SÖZCÜ ve yazarlarına yapılanlar; “İlhami Soysal’ı siyah otomobile tıkıp döverek korkutmaya ve susturmaya” benziyor. 52 yıl sonra yine iktidar;

“mahkemeleri, hakimleri, savcıları siyah otomobil gibi kullanıp, bizi adalet otosunun içinde ‘Sen büyüklerime karşı muhalefet yapıyorsun… O zaman sen de FETÖ’cüsün…’ diyerek sille tokat korkutup susturmaya” çalışıyor.

Ey iktidarın Reis’i.
Sana bir sözüm var.

Adalet otosuna sille-tokat sokup susturmaya çalıştığın SÖZCÜ’ye senin aslında her gün ihtiyacın var. Demokratım diyebilmen için iktidarını eleştiren bağımsız yazar ordusunun olması gerekir. Bütün basın senin borazanın haline gelirse böyle bir iktidarın tarih önünde lezzeti mi kalır!

KALEMİN GÖR DEDİĞİ

Seçim yaklaştı Fırat’ın doğusu hatırlandı

İttifaklar netleşti, büyük şehirler paylaşıldı, seçim havası ısınmaya başladı. Fırat’ın doğusu yine hatırlandı. Geçen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi öncesi de “Kandil’e bayrak dikeceğiz. Fırat’ın doğusuna gireceğiz, bu vatanımızın beka sorunu…” diye özetleyeceğim cümlelerle geçti. Seçim bitti, Fırat’ın doğusu 3 aydır unutuldu. Şimdi yeniden “birkaç güne kalmaz Fırat’ın doğusuna gireriz…” söylemi başladı. Bu bir siyasi harekat mı? Şüphe etmek sağlıktır.

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/necati-dogru/ey-iktidarin-reisi-sana-bir-sozum-var-2794615/
Posted in FAŞİZM, MEDYA, NECATİ DOĞRU YAZILARI | Leave a comment

Hızlandırılmış ‘evrim’ * İnsanoğlu tavuğu 60 yılda tanınmaz hale getirdi * Vahşi tavuklar 11 seneye kadar yaşarken, endüstriyel tavukların ömrü 50 gün.

Cumhuriyet
14 Aralık 2018 Cuma

Hızlandırılmış ‘evrim’

Kanadalı bilim insanlarının yaptığı araştırmada tavukların geçirdiği değişim gözler önüne serilmişti. Vahşi tavuklar 11 seneye kadar yaşarken, endüstriyel tavukların ömrü 50 gün.

İnsanoğlu tavuğu 60 yılda tanınmaz hale getirdi

Britanyalı bilim insanlarının araştırmasına göre endüstrileşmenin etkisiyle tavuklar milyon yıllık ‘evrim’i 60 yılda geçirdi. Araştırma Royal Society Open Science dergisinde yayımlandı. bunun nedeni ise tavukların “yoğun üretimi.” Bu yüzden tavukların yapısı “eşi benzeri olmayan” bir mutasyona uğradı.

Tavuk eti dünyada çok tüketilen et türü. Yeryüzünde 23 milyar tavuk bulunduğu belirtiliyor.

Söz konusu bulgular Carys Bennett ve Jan Zalasiewicz önderliğinde, Leicester Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının araştırmasıyla ortaya çıktı. Araştırma için son 2 bin yıla ait veriler çerçevesinde evcilleştirilmiş tavuklar, vahşi tavuk ve kırmızı hint kuşu denilen tavuk türü karşılaştırıldı. Diken’in yer verdiği araştırma aslen Güneydoğu Asya’ya ait ve 8 bin yıl önce evcil hale getirilen tavuğun 1950’lerden itibaren artan büyüme hızıyla yeni bir tür haline geldiğine işaret ediyor.

Tavuğun 19’uncu yüzyıldan itibaren irileştiği, 1950’lerden sonra benzersiz bir evrim geçirdiği ortaya çıktı. Aynı şekilde tavuğun iskeleti de değişime uğradı. AFP’ye konuşan Bennett, modern çiftlik tavuklarının atalarından ve vahşi akrabalarından tanınmaz halde geldiğini söylerken günümüz tavuklarının heybetli iskelet yapısına, farklı kimyasal nitelikte kemiklere, genetik farklılığa sahip olduğunu belirtti.

Zalasiewicz ise normal şartlarda hayvanların yeni bir biçim alması için milyonlarca yıl gerektiğini belirtti. Tavukların değişimi ise 60 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleşti.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bilim_ve_teknoloji/1169788/Hizlandirilmis__evrim_.html
Posted in Uncategorized | Leave a comment

UYARI FİŞEĞİ * AKP’nin Gezi’yi Soros, FETÖ ve PKK ile kirletme taktiği

Gezi – Berkin Elvan’ı 16 yaşından başından vurdular

Mehmet Ali Güller
13 Aralık 2018

AKP’nin Gezi’yi Soros,
FETÖ ve PKK ile kirletme taktiği

Türkiye’nin gerçek gündemi ekonomik krizdir. Hiçbir iktidar, önündeki seçimlere böylesi bir gündemle gitmez. AKP bu nedenle Türkiye’nin önüne yeni gündemler koyuyor, Koyacak:  İç politikada Gezi operasyonları, dış politikada “milliyetçilik” rüzgarı yaratacak “one minute” ya da “iPhone kırma” tarzı bir gelişme…

Erdoğan’ın geçen ay Gezi eylemlerini hedef alan ilk açıklamasından itibaren Tele1 TV’de anlattım: AKP adım adım yükseltilecek olan Gezi operasyonlarıyla Türkiye’yi kutuplaştırarak ve karşı kutbu baskılayarak seçimi kazanmaya çalışacak.

İdeolojik düzlemde şu taktiği uygulayacaklar:

1. adım: Gezi’yi Soros/Kavala ile dış bağlantılı ilan etmeye çalışmak…
2. Adım: Gezi’de FETÖ parmağı olduğuna toplumu ikna etmeye çalışmak…
3. Adım: Gezi’yi Öcalan/PKK/HDP ile ilişkili göstermeye çalışmak…

Bu adımların uygulaması ise şöyle olacak:

1. Kavala’nın çevresindekilere operasyon yapılarak, Gezi’nin Sorosçu/Kavalacı bir dış operasyon olduğu işlenecek, ki işleniyor…
2. Gezi ile FETÖ arasında bir bağ kurabilmek için olmayacak kişilere FETÖ’cülük suçlaması yapılacak. (Emin Çölaşan ve Necati Doğru örneğin…)
3. Genel kitlenin savunmayacağı türden illegal örgütlere operasyonlar yapılacak.
4. Gezi’de boy gösteren HDP yöneticilerine operasyonlar yapılacak.
5. Seçimden öncede operasyonları bazı CHP milletvekillerine kadar götürülecek.

FETÖ’cü polisler, Gezi’de Erdoğan’ın kahramanlarıydı!

Saray’ın hedefi bu gerçek olmayan tabloya ülkenin bütününü ikna etmek değil tabi. Zira Türkiye’yi bu yalanlara inandırmak mümkün olmaz. Ama Saray seçmenin yüzde 50’sini bu yalanlara ikna ederek belediyelerin çoğunu kazanmayı hesaplıyor.Saray’ın fikren teslim almaya çalıştığı yüzde 50’nin en azından bir bölümüne şu gerçekleri anlatmak hepimizin tek tek vatandaşlık görevidir:

1. Gezi kendiliğinden bir hareketti ve Soros/Kavala işi değildi. Dahası ÖDP liderlerinden Alper Taş’ın da belirttiği gibi, Kavala AKP’ye zarar veren bu eylemlerin bitirilmesi için uğraşmış bir isimdi.

Doğru, Soros operasyonlar yapmıştı: 2003’te Ukrayna’daki Gül darbesinde, 2004’te Gürcistan’daki turuncu darbede, 2005’te Kırgızistan’daki lale darbesinde parmağı vardı ama üçünden önce ilk operasyonu Türkiye’de yapmıştı! Soros’un 2002’deki “sarıl ampül” darbesinde rolü vardı!

Öyle olduğu için de Erdoğan 2003’te Davos’ta Soros’un masasına oturmuştu! Öyle olduğu için de Türkiye’deki Sorosçular, neoliberaller, yetmez ama evetçiler belli bir döneme kadar AKP’nin destekçisi, hatta “ideolojik gladyatörleri” olmuştu!

Gezi gibi milyonların katıldığı halk hareketlerine elbette herkes dahil olmak ve yararlanmak ister; CIA da ister, Soros da… Fakat Gezi, yani Haziran halk hareketi, Türk Bayrağı taşıyan ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen kitlesiyle bu türden dış güçlerin en ufak etkide bulunamayacağı tertemiz bir çizgideydi!

2. Gezi’de şiddet uygulayan polislerin FETÖ’cü kimlikleri üzerinden Gezi’yi FETÖ’yle ilişkilendirmeye çalışmak da Soros’la ilişkilendirmeye çalışmak kadar nafile bir iştir. O şiddeti uygulayan FETÖ’cü polislere emri veren Erdoğan’dır, “polis kahramanlık destanı yazdı” diyen Erdoğan’dır!

Kısacası AKP ve FETÖ, Gezi’nin tam karşısında konumlanmış ortaklardır!

Gezi’de AKP-PKK ortaklığı

3. Gezi’yi Öcalan/PKK/HDP ile ilişkili göstermeye çalışmak, AKP için Soros ve FETÖ’yle ilişkili göstermeye oranla AKP için daha kolaydır. Zira Gezi’den HDP’li vekil fotoğrafı da, Öcalan posteri fotoğrafı da gösterebilirsiniz.

Ancak gerçek şudur:

a. Ağaç eylemlerinin başında Sırrı Süreyya Önder vardır ama mesele ağaç eylemini aşmaya başladığı anda Sırrı Süreyya Önder yoktur. Dahası Sırrı Süreyya Önder, AKP’nin izniyle İmralı’da Öcalan’dan Gezi’de AKP’ye yardımcı olma talimatları almaktadır.

b. Gezi, Türk Bayraklı milyonların “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıyla inlerken, Selahattin Demirtaş “Gezi’de darbeyi gördük” diyerek Açılım ortağı AKP’ye destek vermekteydi.

c. Gezi Türkiye çapına yayılırken, Öcalan, İmralı’ya gelen milletvekillerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın verdiği şu taktiği iletti: “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” Erdoğan ve Fidan, PKK’nin Taksim’e girmesiyle Gezicilerin büyük bölümünün alandan çekileceğini hesap ediyordu.

d. Hakan Fidan, Gezi sonrasında da işi garantiye alabilmek için avuçlarındaki Öcalan’a bir görev daha verdiler ve HDP’yi kurdurttular! HDP “Türkiye partisi” imajıyla Gezi kitlesinin bir bölümü havuzlayacaktı!

Kısacası, Açılım ortakları AKP ve PKK, Gezi’ye karşı konumlanmış ve birlikte hareket etmişti!

Vatandaşlık görevimiz

Goebbels’in taktiğiyle seçimlere kadar 110 gün boyunca her gün bu yalanı söyleyecek olanlara karşı, yukarıda özetlediğim gerçekleri 110 gün boyunca yılmadan anlatmak ve ekonomiden gözleri kaçırma tuzaklarına işaret etmek, hepimizin görevi…

Muhalefet partileri Erdoğan’ın kurduğu sahte minderde (Gezi) değil, gerçek minderde (ekonomi) güreşmelidir!

AKP’nin yukarıda sıraladığım adımlarını uygulamasını engellemek mümkündür; Türkiye’nin Silivri duvarlarını yıkma deneyimi de vardır, alanlardan demokrasiyi savunmak deneyimi de…

https://mehmetaliguller.com/2018/12/13/akpnin-geziyi-soros-feto-ve-pkk-ile-kirletme-taktigi/

Posted in FAŞİZM, MEHMET ALİ GÜLLER, Politika ve Gundem | Leave a comment

Hukuk fakültelerinde “hile yapma” dersi mi okutuyorlar? * Ey savcı, neden çağlardan beri yazıyı-şiiri-düşünceyi suçlu sayarsın; neden?

Ey savcı, neden çağlardan beri
yazıyı-şiiri-düşünceyi suçlu sayarsın; neden?

Aydınlar, akıl ve cesaretle cehalete, haksızlığa karşı savaş açmışlardır. En eski çağlardan beri işte bu yüzden bir milletin yazarları ,şairleri , gerçek gazetecileri,  sanatçıları , düşünürleri yasalarını yapanlardan ve yönetenlerden daha güçlüdür. Daha kalıcıdırlar.

SAVCIYA ŞİİR 

Savcı, nedir düşündün mü, 
Dağları sorguçlu kılan? 
Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden. 
Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız, 
Seni bile içli kılan.

Savcı, nedir hiç düşündün mü, 
Bıçakları uçlu kılan? 
Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış, 
Şunun bunun alın teri, 
Alınları taçlı kılan.

Savcı, nedir düşündün mü? 
Yazıları suçlu kılan? 
Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı, 
Ama nedir çağlar üzre, 
Beni senden güçlü kılan.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

NECATİ DOĞRU
13 Aralık 2018

Hukuk fakültelerinde
“hile yapma” dersi mi okutuyorlar?

Gazetecilerin tek işi başkalarının başına gelenleri takip edip, haber yazmaktır.Bu kez, hiç istemediğim halde, ben de haber oldum. Gazetelerde, TV’lerde birinci haberler arasına girdim. Bu yüzden izin verin ve bağışlayın, kendimden bahsedeyim.

Besmele çekmeyi bilirim.
Ama camiye gitmem.
Beş vakit namaz kılmam.
Oruç tutmam.

Hacca gitmeyi hiç düşünmedim. Fitre zekat vermem. Tek kuruş vergi kaçırmam. Ahlakımı ve vicdanımı yüksek tutmaya çalışırım. Param var, çalıştığım gazetelerde (9 patron değiştirdim) maaşım hep iyi oldu ama bir paltoyu 6 yıl giyer, bir takım elbiseyi 4 yılda eskitirim.

Isıtma masrafı az olsun diye oturduğum evleri hep küçük tutarım. Kumar bilmem. Meyhaneye üç-beş ayda bir dostlarımla giderim. Nefsimin köpeği olmamaya çalışırım. Egomu tamamen sıfırlamak istiyorum ama tam başaramıyorum. Yazılarımda haksızlığa uğrayanı, emeği, emekçiyi, çalışanı savunurum. Emeğin hakkını sermayenin hakkından çok üstte görürüm.

Türk Bayrağı’na bağlıyım. Ben Türk anadan ve Türk babadan Ağrı doğumluyum, Adana’da büyüdüm, İstanbul’da üniversite bitirdim. Vatanın bölünmesini hiç içime sindiremem. Türk ile Kürt’ün ebediyen kardeş kalmasını isterim. Ayrılıkçı Kürtlerin ABD’nin ve AB’nin kucağına itilmesine bakar üzülürüm.

Yeşile, ağaca, çiçeğe saygılıyım. Doğanın üç kuruş servet uğuruna ve insan egosunu tatmin yolunda yok edilmesine çok hayıflanırım. İstanbul’dan otomobille 2 saat uzaklıkta 4 dönüm bahçem var, içinde her çeşitten 102 ağaç,hepsini ben diktim, yetiştirdim, bahçede her gün 1 saat mutlaka çalışırım; bel bellerim, çim biçerim, fidan dikerim, ağaç budarım, çiçekleri sularım. Her mevsim kendi meyvemi yiyorum. Hayvanların, börtü böceğin, arının ve kuşların,yılanın ve solucanın tabiatta insan kadar yaşama hakları olduğuna inanırım. Bir köpeğim bile var. Sokaktan geldi, benim bahçeye sığındı. Adı Şirin. Kızımın da iki
kedisi birden var. Onların adı ise Nokta ile Virgül.

Şimdi biri çıksa!
Yukardaki özet biyografiye baksa,
“Necati ateisttir” dese. Bu damga
bana yapışır. İnsanlar inanabilir.
“Necati deisttir” dese.
Bu damga da bana yapışır.
İnsanlar inanır.
Necati, solcudur dese.
Necati, komünisttir.
Necati, laiktir.
Necati, Atatürk’ü tutar,
Cumhuriyeti savunur dese.

Bu damgaların hepsi bana yapışır. İnsanlar inanır. Ama biri çıkar da Necati hırsızdır,Necati hortumcudur, Necati tetikçidir, Necati egemene boyun eğer, Necati iktidarın düdüğünü çalar dese bu çamurlar bana yapışmaz. Hele hele bir savcı çıkar, bir iddianame yazar “Necati FETÖ’cüdür” derse bu iftira bana vız gelir,tırıs gider.

Tutkalla yapıştırsan.
404 kullansan.
Japon yapıştırıcı sürsen.
İnsanlar yine de inanmaz.
Necati’ye FETÖ vidası tutmaz.

Hukuk fakültelerinde okuyan çocuklarımıza “adaletin tam ve eksiksiz tecelli tmesini” öğretmiyorlar da “desise ve hile yapma” dersi mi okutuyorlar? Savcı, benim üç yazımı (Naylon Darbe- 12 Gün- Ankara’da İne Girme Manzaraları) seçmiş bu yazılardan hareketle “FETÖ örgütü üyesi değil ama bilerek ve isteyerek yardımcı oldu” damgasını vuruyor. Ve en çok da darbe teşebbüsü gecesi, henüz ne olduğu net anlaşılmamış saatlerde, yazılmış ve ertesi günün gazetesine ucu ucuna yetiştirilmiş “Naylon Darbe” başlıklı yazımı delil olarak gösteriyor.

Yazı arşivde duruyor. Herkesin bilgisayarı var.“Naylon Darbe- Necati Doğru” yazın önünüze gelir, okuyun, görün. Yazının tamamı; darbeye kalkışanları yerden yere vuran, darbeye karşı direnen halkı yücelten, öven bir anlatım. Savcı, yazının ana fikri olan “darbeciyi kınama darbeye karşı duran halkı yüceltme” kurgusunu görmüyor. Tıpkı filmlerde istenmeyen karelerin buzlandırılıp (örneğin içilen sigara) gizlenmesi gibi buzlama yapıyor.

Yazının içinde o lanet geceyi anlatan ve “Halkın gücü sinmedi.Tankların üstüne çıktı. Demokrasi kazandı” cümlelerini kapatıyor, gizliyor, saklıyor, buzlandırıyor. “Bu darbe girişimi naylona benziyor, sen kalk TRT’de bildiri okut. Sen kalk tankla TOMA’ yı tokuştur. Başarısız darbe yap. Kabak gibi tutuklan” türünden anlatımları ise cımbızlıyor, iddianameye cımbızladığını yazıyor. Yazımdan cımbızlama cümle çıkartarak bana karşı ve mahkemenin hakimine karşı hile kuruyor. Hukuk fakültelerinde çocuklarımıza “hile yapma dersi” mi öğretiliyor?

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/necati-dogru/hukuk-fakultelerinde-hile-yapma-dersi-mi-okutuyorlar-2792366/
Posted in FAŞİZM, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET, NECATİ DOĞRU YAZILARI | Leave a comment

SAVCI TÜRKİYE’yi ŞAŞIRTTI – Sanki Zaytung haberi gibi * Necati Doğru ve Emin Çölaşan FETÖ’cü imiş !!! Sayın savcı gerçek Fetöcüleri bulmak için gazetelerde boy boy yayımlanmış olan FETÖ ZİYARETÇİLERİ fotoğraflarına bi bakıversin

Posted in FAŞİZM, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET | Leave a comment

Emin Çölaşan ve SÖZCÜ ailesi…

Emin Çölaşan ve SÖZCÜ ailesi…

Emin Çölaşan…
Kadim dostum…

Ne zaman bir haksızlığa uğrasam, sonuna kadar yanımda duracağına, müfterilerin derslerini müstahak oldukları biçim ve dozda vereceğine adım gibi emin olduğum mert, vefakar arkadaşım…

Ona FETÖ çamurunun asla bulaşmayacağını bildiğim için, bu konuda yazmayı gereksiz görüyorum…Soyadı gibi “doğru” bir gazeteci olan Necati Doğru için de öyle…SÖZCÜ’nün sahibi Burak Akbay’ı, dün anlattım.
Burada çalışmaya başladıktan sonra tanıdığım Genel Yayın Yönetmeni Metin Yılmaz, internet sayfamızın yöneticisi Mustafa Çetin ve yardımcısı Yücel Arı isimleri de mesleğimiz ve dostluk adına bende hep iyi, hep olumlu şeyler çağrıştırıyor.

Özetle SÖZCÜ, çok güzel bir aile…

Dün, bu gazetede yazmasına naçizane katkım olan değerli soruşturmacı gazeteci-yazar kardeşim Soner Yalçın’la konuşurken, “Ağabey, Emin Çölaşan’ın savunulmaya ihtiyacı yok. Çünkü havada uçan kuşlar bile onun FETÖ ile nasıl mücadele ettiğini ve ne kadar başarılı bir gazetecilik geçmişi olduğunu biliyor. Sizin onu nasıl işlettiğinizi yazmanız hem kendisi, hem de okurlarımız için moral olur. Aslında hepimizin bu gerginliği atmaya ihtiyacı var” dedi. Düşündüm ve Soner’e hak verdim. Emin’le aramızdaki işletmeler, günlük yaşantımızdaki gerilimin en etkili ilacıdır… Bakın vaktiyle ne yazmış:

“Bundan iki ay kadar önce böbrek sancım tutmuştu. Hayatımda ilk kez başıma geldiği için epey sıkıntı çektim. İnsanı gerçekten kıvrandıran bir sancı. Bütün gece -ne olduğunu bilmeden- çektikten sonra sabahın ilk saatlerinde Başkent Üniversitesi Hastanesi’ne gittim. Orada teşhis koydular, iğneler yapıp sancıyı dindirdiler ama perişan durumdaydım.

“O yazının çıktığı gündü. Telefonda Amerika’dan bir Türk üroloji uzmanı varmış, böbrek taşı tedavisiyle ilgili bir şeyler söylemek istiyormuş.

– Sayın Çölaşan, ben profesör doktor falanca. Amerika’da Mayo Clinic’te hocayım. Bugünkü yazınızı internetten okudum, geçmiş olsun…
– Sağolun hocam…
– Şimdi ne durumdasınız?..
– Şu anda iyiyim hocam ama çok sancı yaptı…
– Bakın bu işin ilacı yoktur ama tedavisi yine doğadadır. Biz Amerika’da bu tedaviyi uyguluyoruz. Ben şimdi size bazı otlardan oluşan bir ilaç yazdırayım, onu uygulayın. İki gün içinde taşınız düşecektir. Yazın lütfen…
Elime kalem kağıt aldım:
– Bir tutam ısırgan otu, yarım kilo zencefil, bir kavanoz şu ot, 150 gram bu ot…

Hoca bir sürü ot yazdırıyor, miktarlarını belirtiyor. Bazılarının ismini hiç duymamışım, hocamıza tekrar ettiriyorum. Bunları kaynatıp suyunu içecekmişim. Uzun uzun anlatıyor ve birdenbire kabalaşıyor:

 Hepsini anladın mı yavrum? Anlamadıysan mektebi var, orada öğrenirsin!..
Kısa bir sessizlik sonrasında, karşıdan bir kahkaha patlıyor.
Meğer telefondaki hoca falan değil, belalım Uğur Dündar’mış! Adam beni taa Amerika’dan çalıştırıyor!..”

http://halktv.com.tr/emin-colasan-ve-sozcu-ailesi-350923

Posted in UĞUR DÜNDAR | Leave a comment

Fetocu öyle mi?

Fetullah Gülen!i ziyaret eden AKP milletvekilleri 

Yılmaz Özdil – 13.12.2018

Fetocu öyle mi?

Fethullah Gülen henüz Türkiye’de tanınmıyordu ama, İzmir Kestanepazarı’nda kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştı. Vaazlarını hiç kaçırmayan hatırı sayılır bir esnaf grubu oluşmuştu. Manisa’dan Denizli’den Uşak’tan Afyon’dan dinlemeye gelenler vardı.

Din ekseninde ticari faaliyetti, kendi aralarında tuhaf bir zincir oluşturmuşlardı, sadece birbirlerinden alışveriş yapıyor, kendilerine katılmayan esnafı alışveriş zincirinin dışında tutuyorlardı.Fethullah Gülen bu dinci-tüccar kalabalığı, öğrenci yurdu kurmaları için teşvik etmeye başladı. “Işık evi” tabir edilen cemaat yurtlarının temeli 1972 yılında İzmir Bozyaka’da atıldı, peşpeşe mantar gibi türedi.

10 sene içinde, 1982’de Yamanlar Koleji’ne dönüştü. Karşıyaka sınırları içinde ama, Yamanlar Dağı eteklerinde, o günkü İzmir’in gözden uzak, tenha bölgesindeydi.1982 tarihi çok önemliydi… Çünkü, 12 Eylül darbesinde sağcı solcu, devrimci ülkücü herkesi biçmişler, hapse tıkmışlar, Fethullah Gülen’e hiç dokunmadıkları gibi, üstüne, Yamanlar Koleji’ne yol vermişlerdi. Feto’nun gözbebeği sayılan kolejin kurucu müdürü, hapse girmem için beni mahkemeye veren Sezen Aksu’nun babasıydı. “Yaman dede” lakabıyla tanınıyordu.

Esrarengizdi.
Ege bölgesinin çeşitli şehirlerinden gelen ve orada yatılı okuyan öğrencilerin adeta dünyayla ilişkisi yoktu, dışarda arkadaşları yoktu, zaten dışarı da pek çıkmıyorlardı, haftasonu sadece altı saat çarşı izni veriliyor, robot gibi yetiştiriliyorlardı.

Ders dışında sürekli namaz kıldıkları, dini sohbetler yaptıkları konuşuluyordu. Kız öğrenci almıyorlardı. Feto’nun sık sık bu okula gittiği, toplu ibadetler yapıldığı söyleniyordu. Burslara tamah edilerek aileleri tarafından zorla buraya gönderilen bazı öğrencilerin psikolojisinin bozulduğu, bazılarının kaçtığı, bazılarının davranış bozukluklarıyla hastanelik olduğu duyuluyordu.

Sadece milli eğitim içinde değil, medyada da adeta sihirli bir el tarafından korunuyordu, ne soruşturuluyor, ne haber yapılıyordu.

Matematik Olimpiyatı diye bir şey icat ettiler.Sonradan icat edecekleri Türkçe Olimpiyatı’nın miladıydı.Güya dünya çapında matematik yarışmaları düzenliyorlardı, Yamanlar Koleji öğrencileri hep dünya şampiyonu oluyordu!

Tören yapmaya bayılıyorlardı.
İzmir’in kamu ve yerel yöneticilerini, iş dünyasını törenlere davet ediyorlar, normalde içeriye kuş bile sokmazken, kapılarını ardına kadar açıyor, dünya şampiyonu dedikleri çocukları sahneye çıkarıyor, şarkılar filan söyleniyor, törene katılan lavuklara plaketler veriliyor, övgüler düzülüyordu. Bu okuldaki törenlere katılmak moda haline getirilmişti.

90’lara doğru, yüksek duvarlarla çevrili kampüs şeklindeki okulun ortasına devasa bir bina yapıldı. Kubbeliydi. Bildiğin cami mimarisiydi. Sadece minaresi eksikti. Haftasonu çarşı iznine çıkan öğrencilerden öğrenildiği kadarıyla, camiydi. Dışardan merak edip soranlara “kütüphane binası” diyorlardı ama, camiydi, toplu namaz kılınıyordu.

CIA destekli Fethullah Gülen organizasyonunun, kumpas davalarından 15 Temmuz darbe girişimine uzanan tüm faaliyetinin odak noktası, başlangıç noktası, nüvesi, işte bu okuldu.

Ve bu okulu, Türk basınında ilk kez cesaret edip, barındırdığı tüm tehlike ve tehditleriyle birlikte haber yapan, okul adı altındaki bu cemaat yapılanmasının mutlaka durdurulması gerektiğini yazan, afişe eden, alarm zillerini çalan, Yeni Asır gazetesinde dokuz sütuna manşet olmasını sağlayan kimdi biliyor musunuz?

Yücel Arı’ydı.

Evet…
Sözcü’nün yeni iddianamesiyle, Emin Çölaşan ve Necati Doğru’yla birlikte torbaya sokulan, sözcü.com.tr’nin haber koordinatörü Yücel Arı.

Özellikle, asrın liderimizin iyi okuması gereken bir yazıdır bu.

Ömrü boyunca çalıştığı tüm gazete ve televizyonlarda, Yeni Asır, Sabah, Star, Habertürk, Hürriyet ve Sözcü’de feto yapılanmasıyla mücadele eden, üniversiteden beri arkadaşım, 30 yıllık gazeteci Yücel’in, fetoya yardım etti diye suçlanması tesadüf değildir.

Sinsi bir takiptir.

Yücel iddianamede neyle suçlanıyor mesela?
2013-14-15 yıllarında Sözcü’de yapılan haberler nedeniyle suçlanıyor.
Halbuki, Yücel o tarihlerde Sözcü’de değildi.
2016’da Sözcü’ye geldi.

Sözcü iddianamesinde Yücel’in iş adresi olarak neresi yazıyor?
“Hürriyet Towers” yazıyor!
Bu yanlış adres çok açık şekilde gösteriyor ki…
Yücel’i bu torbaya monte edenler, çoook önceden mimlemişler, adresi değiştirmeyi unutmuşlar!

http://halktv.com.tr/fetocu-oyle-mi-350927

Posted in Fetullah Gülen, Yılmaz Özdil | Leave a comment