EKONOMİYİ TERSTEN OKUYAN BİR İKTİDAR VAR * Fabrika yerine AVM , Tarlaya Toplu Konut – Fabrika Yok ama AVM’de KEK var !

NURCAN GÖKDEMİR
nurcangokdemir@birgun.net
@nurcangokdemir
16.06.2018 08:01 GÜNCEL

Fabrikanın yerinde AVM tarlalarda toplu konut

Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de tütün üretiminin en önemli kentlerinden olan Samsun’da, hükümetin tarım politikaları sonucu tütün üretiminin yapıldığı tarlalar toplu konut alanlarına dönüşürken, sigara fabrikalarının yerine de AVM ve adliye yapıldı

AKP’nin tarım politikalarının en ağır sonuçlarının görüldüğü alanlardan biri de tütün… Osmanlı döneminden başlayarak 2002 yılına kadar adı tütünle anılan Samsun için bu ürün artık geçmişte kalmış. Tütün tarlalarında toplu konutlar, sigara fabrikalarının yerinde de alışveriş merkezi ve adliye yükseliyor.

Samsun, yüksek kaliteli tütünü ve üretim hacmi ile Osmanlı döneminden yakın zamana dek Türkiye’nin tütün üretiminde ismi ilk üç arasında anılan bir kent oldu. Osmanlı’nın borçlarına karşın Reji isimli Fransız tekeline bırakılan tütün ve sigara üretimini Cumhuriyet’in ilanı ile geri alan bölge halkının payına gelir dağılımından uzun yıllar yüzünü gülümsetecek kadar pay düştü.

Reji dönemi geri geldi

Ancak 1980 yılında yapılan askeri darbenin ardından uygulanmasına başlanan neoliberal ekonomik politikalar sonucunda, yerli üretici için tütün üretimi cazip bir ürün olmaktan çıkartılırken, AKP iktidarları ile neredeyse tamamen çok uluslu şirketlerin kontrolüne bırakıldı. Samsun, insanların kendi tüketimi için bile tütün ekemediği, 20 bine yakın yurttaşının üretim ve kaçakçılık bahaneleriyle öldürüldüğü Reji dönemini anımsatan günlerine geri döndü. 1887 yılında kurulan ve bir marka olan Samsun ve Bafra sigaralarının üretildiği fabrikalar kentsel rantın yandaşa aktarım aracı oldu, Reji binaları alışveriş merkezine dönüştü, TEKEL fabrikasının yerine de dev adliye binası inşa edildi.

Yine Torunlar

Samsun’un tarihi binalarından olan sigara fabrikası kentin en merkezi yerinde. Sigara üretiminin durdurulmasıyla terk edilen tarihi binalar, AKP döneminin gözde şirketlerinden, ismi 10 işçinin asansör kazasında öldüğü inşaatla duyulan Torunlar Holding’in ortak olduğu şirket tarafından restore edildi. Recep Tayyip Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşı Aziz Torun’un şirketi Torunlar Holding’in yüzde 40 hissesine sahip olduğu Bulvar Samsun Alışveriş Merkezi, 1 Temmuz 2012’de açıldı. Diğer ortağı Turkmall Gayrimenkul olan AVM, 30 yıllık işletme süresinden sonra Samsun Büyükşehir Belediyesi’ne devredilecek.

Fabrika yerine adliye

Samsun’un bir diğer sigara fabrikasının yerine de adliye binası yapıldı. Kılıçdede Mahallesi’nde bulunan TEKEL binaları yıkılarak yerine inşa edilen ve Karadeniz’in en büyüğü olan bina, üç yıl süren inşaatın ardından 2014’te hizmete girdi.

Diğeri de uluslararası sermayeye

Kapatılan fabrikaların yerine açılan Ballıca Sigara Fabrikası da 2008 yılında TEKEL’in özelleştirilmesi ile dünyanın en büyük sigara tekeli olan British American Tobacco’ya satıldı. Satıldığında Tekel’in teknoloji açısından en modern fabrikalarından biri olan Ballıca, bilinen son rakamlara göre üç vardiyada 16 bin 584 ton sigara üretildiği ve yılda 90 milyon TL kâr elde edilen bir fabrikaydı.

Sonun başlangıcı

Fabrikaların kapatılmasıyla bir dönem kapandı, Samsun’da tütün üretimi de yok denecek düzeye indi. Nikotininin azlığı, aromatik özelliği ile dünyada ün kazanan Bafra ve Canik tütünlerinin üretildiği Samsun’da, tüm Karadeniz bölgesindeki tütün üreticilerinin yüzde 50’ye yakını yaşıyordu. Yan sanayisi ve sigara üretimi ile her dört Samsunludan birinin tütünden geçindiği kent için bu ürün en önemli ihraç kalemi de oldu uzun yıllar boyunca.

1994 yılında üretimine kota getirilen tütüne devlet desteğinin de yaratılan bir ekonomik kriz sonrası başlayan Derviş dönemi uygulamalarıyla bitirilmesi, tütün üretiminin yediği en önemli darbelerden oldu. Samsun bölgesinin de sonuçlarını ağır bedeller ödeyerek yaşadığı bu uygulamaların ilk işaretleri Derviş döneminde görüldü. Projenin temel taşları AKP’nin iktidara gelmesi ile döşenmeye başlandı. AKP, büyük tepkiler çeken dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ile engellediği yasadan geri adım atmayarak, “Tütün Üretimi, Üretici Tütünlerinin Pazarlanması, İç ve Dış Ticareti, Denetimi ve Tütün Eksperliği ile ilgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”i 4 Aralık 2002’de Resmi Gazete’ de yayımladı. Bununla tütün ekimi sınırlanırken, karanlık Reji dönemini anımsatan yaptırımlar ve cezalar getirildi. Tütün ve sigara üretimi uluslararası tekellerin güdümüne bırakıldı, hapis cezaları ve yüksek para cezaları öngörüldü.

Samsun nasibini aldı

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de tütün ürünleri imalatının yüzde 90’a yakını yabancıların eline geçti. Tütün Eksperleri Derneği’nin raporuna göre, Samsun’da 1980 yılında 484 köyde 50 bin 654 aile tütün ekerken, 2007 yılına gelindiğinde 11 bin 916 tütün üreticisi aile kaldı. Son rakamlarla da bunun 25 yıl öncesine göre yüzde 83 azaldığı biliniyor.

“Samsun Köylerindeki Göç Hareketleri ve Sebepleri” isimli araştırmaya göre, 5 yıl içinde Samsun’un köylerinden, yüzde 90’ı ekonomik nedenlerden olmak üzere 47 bin 840 yurttaş göç etmek zorunda kaldı.

‘İnadına…’

Bafra Ovası’nın tamamına yakınında tütün üretilirken bugün sadece 50 dolayında köy üretim yapıyor. Bafra’nın Kolay köyünde tütün üreten tek çiftçi eski Muhtar Nevzat Okur, “Benimki de inattan…İçeçeğim kadar tütün üretiyorum” diyor.

‘Tüccarın eline kaldık’

Tütün üretimini bırakan köylüler, tütün desteklerinin kalkmasından sonra tüccarın eline kaldıklarından yakınıyor. Alım fiyatlarının düşük olduğunu, tüccar ne kadar isterse o kadar fiyat verdiğini, geçen yılki üretimin maliyetini bile çıkartamadıklarını anlatıyor köylüler…

Kırıç alanda yapılan üretim nedeniyle su taşımak zorunda olduklarını söyleyen köylüler, “Bir tanker su 40-50 liraya geliyor, tütün üretmek zor iş, yılın her ayı, günün her saati hizmet istiyor. Sabah erkenden gün doğmadan kalkıp çalışmak zorundasın. Eskiden bu iş bize kazandırıyordu, çocuğumuzu bununla okuttuk; kızımızı, oğlumuzu bununla evlendirdik. Ev, traktör sahibi olduk ama artık bu iş bitti, çünkü devlet bize üretmeyin diyor” diye anlatıyor.

‘Adıyaman tütünü içiyoruz’

Elindeki sarma tütünü gösteren bir yurttaş, “Bu Adıyaman tütünü biliyor musun, artık içecek kadar bile tütün bulamıyoruz. Samsun, Bafra sigarası vardı, altın gibi tütünümüz olurdu, şimdi Adıyaman tütünü satılıyor” diyor.

Tütün dükkânları

Samsun’da sigara fiyatlarının yüksekliği nedeniyle birbiri ardına açılan tütün dükkânlarından birinde konuştuğumuz esnaf, şehirde dükkân sayısının 200’ e yaklaştığını anlattı. Kayıtdışı çalıştıklarından yakınan esnaf, “Kaçakçı durumundayız, hükümet buna bir düzenleme yapsa iyi olacak. Tezgâhta Samsun tütünü dışında her yerden tütün var, bulamıyoruz yerli tütünü, bitti artık, kimse üretim yapmıyor” diyor. Adı tütünle anılan Samsun’un sokakları şimdi tütün kokmuyor, adresler Reji’ye göre tarif edilmiyor, altın sarısı tütün artık nostalji…

https://www.birgun.net/haber-detay/fabrikanin-yerinde-avm-tarlalarda-toplu-konut-219655.html
Posted in Ekonomi | Leave a comment

HALKIMIZA ÇAĞRI * KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURUCUSU İSMAİL HAKKI TONGUÇ’A SAYGI VE ANMA TOPLANTISI

From: kevakfi
Date: 16.06.2018 16:55:27

İSMAİL HAKKI TONGUÇ’A SAYGI

Değerli dostlar;

Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz akı, UNESCO tarafından gelişmekte olan tüm ülkelere örnek eğitim modeli olarak önerilmiş, yarım kalmış mucize Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’u, Köy Enstitülü kavruk Anadolu çocuklarının Baba Tonguç’unu sonsuzluğa göçüşünün 58. Yılında saygı ve minnetle anıyoruz.

İsmail Hakkı Tonguç’un devrimci dehası bugünümüz ve yarınımıza da ışık tutuyor. Onun II. Dünya Savaşı’nın 1930’lu, 40lı yokluk yıllarında uygulamaya koyduğu kimi girişimlerin ve öncüsü olduğu eylemlerin kuramsal yapısı ancak 1970’lerden sonra yapıtları yayımlanacak ve ancak 21. yüzyılda Türkçe’ye kazandırılacak Paula Freire gibi eğitbilimciler ve Mihail Bahtin, Octavio Paz gibi kültürbilimciler tarafından ortaya konabilecektir. Baba Tonguç onurla andığımız bir eğitim devrimcisidir.

1940lı yılların ortalarında “komünistlik” yaftası boynuna takılan ve bu suç yaftasıyla birlikte tarihe gömülmek istenirken, düşünce ve bir mücadele biçimi olarak yaşamını sürdüren, 21. Yüzyıl başına gelindiğinde ise emperyalist odaklar ve kimi işbirlikçileri tarafından “faşistliğe” terfi ettirilen Köy Enstitüleri çok ilginç bir anlam boyutu taşımaktadır.

Ülkemizin hiç sönmeyen sabah yıldızı gibi olan bu ışık, bizleri el ele, kol kola ortaçağ karanlığına karşı mücadeleye çağırmaktadır…

Sizleri 20 Haziran 2018 Çarşamba akşamı saat 19.30’da, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapacağımız TONGUÇ BABA ARAMIZDA adlı anma etkinliğine ve foruma davet ediyoruz…

Etkinliğimiz ODTÜ Mezunları Türk Halk Bilimleri Topluluğu’nun sunacağı HAM MEYVAYI KOPARDILAR DALINDAN adlı müzikli gösteri ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Mandolin Topluluğu’nun kısa dinletisi ile açılacak, kurum ve kuruluş temsilcilerinin söz alacağı bir FORUM ile devam edecektir.

Katılın onurlanalım; katılın çoğalalım;

Katılın; Tonguç Baba’yı ülkeye ve insana verdiği o kahırlı emek için

ışıklı ve özgür bir gelecek için analım…

 

Alper Akçam ; Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şube Başkanı

Işık Kansu     ; İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı  Yönetim Kurulu Başkanı

Erdal Atıcı   Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

Özgür Topçu ; TMMOB Ankara İl Koordinasyon Sekreteri ;
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Ankara Şube Başkanı Yönetim Kurulu Başkanı Yönetim Kurulu Başkanı

=========================================
KÖY ENSTİTÜLERİ ve ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI
Mithatpaşa Cad. 62 / 21 YENİŞEHİR – ANKARA
TEL: 0 312 425 24 68 (13.00 – 17.00 Arası)
http://koyenstitulerivakfi.org.tr

Posted in DUYURULAR, KÖY ENSTİTÜLERİ | Leave a comment

YENİ NESİL SİLAHLAR * SPECTRODRONE

SpectroDrone, patlayıcı maddeleri, ilaçları ve kimyasal bileşikleri birkaç metre mesafeden tespit edebilen ve tanımlayabilen lazer bazlı bir patlayıcı detektör ile donatılmıştır. Resim: LDS

SPECTRODRONE

Dünyanın İlk Patlayıcı Algılama Dron’u
İsrail’in HLS & Cyber Etkinliğinde Açıklandı

SpectroDrone, patlayıcıları, Patlayıcı Cihazları (IED’ler) ve diğer kimyasal bileşikleri güvenli, mesafeli bir mesafeden algılayabilen dünyanın ilk sensör sistemidir.

By Tamir Eshel -Nov 15, 2016

Laboratuvarda ve sahada yapılan kapsamlı testlerin ardından, Lazer Algılama Sistemi (LDS) Ltd., dünyanın ilk drone tabanlı patlayıcı algılama sensörü olan SpectroDrone’yu piyasaya sürüyor.

LDS’nin lazer bazlı patlayıcı algılama sistemini kullanan SpectroDrone, patlayıcıları ve diğer tehlikeli maddeleri, gaz, sıvı, toz veya toplu halde, tehditten birkaç metre uzaklıkta tespit ediyor. SpectroDrone, 3 km’ye kadar çalışma yarıçapında bu gibi görevleri yerine getirebilir. SpectroDrone, tehlikeli malzemelerin tespit edilmesine ek olarak, madencilik ve diğer endüstriyel faaliyetlerde önemli rolleri yerine getirerek gerçek zamanlı olarak farklı materyalleri analiz edebilir.

Daha fazla bilgi için ; http://defense-update.com/20161115_spectrodrone.html

Posted in SAVUNMA, YENİ NESİL SİLAHLAR | Leave a comment

ÇOK GÜZEL BİR KUTLAMA * İyi bayramlar…

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU
selcantasci@gmail.com
15 Haziran 2018

İyi bayramlar…

Siyasi bir gönderme gibi algılanabilir diyorsanız şayet,
tamam canım sizi mi kıracağım; “iyi” olmasın!

Güzel bayramlar…

Şeker bayramlar…
Tatlı bayramlar…
Keyifli bayramlar…
Hoş bayramlar…
Ferah bayramlar…
Neşeli bayramlar…
Huzurlu bayramlar…
Mutlu bayramlar…
Umutlu bayramlar…
Hepsi olabilir.

Olacak bu defa.

***

Yıllar sonra ilk kez “Ne olacak bu memleketin hali” diye dertleşilmeyecek bayram ziyaretlerinde…Kara kara bulutlar çökmeyecek kavuşmaların, kucaklaşmaların, en kıymetli vuslatın tepesine…

Dede-nineler, anne-babalar, halının ortasına kümelenmiş bayram harçlıklarını yarıştıran çocuklarına bakıp ailenin, kaygılanmayacak; “nasıl bir ülkede” büyüyecekler diye…

Güç bile değil güce biat zehirlenmesiyle üstten üstten konuşan karşı komşu var ya; o bile tadını kaçıramayacak başlayan günün…Gözünüzü oyacakmış gibi bakanlar kulübü kesmemiş olacak yolları, “öteki”leşmeyecek kimse parklarda, kırlarda; ocu mu, bucu mu didiklemeden, gülümseyerek “selam”laşacak insanlar;

– İyi bayramlar!

Birbirine “vatandaşlık” bağıyla bağlı kocaman bir ülke olacak Türkiye; hayırsız evladı da olacak, ergeni de, okumuşu da, ipsiz sapsızı da, şefkat dolu anası da, ekmeğini taştan çıkaran babası da, zengin kızı da, fakir oğlu da, namaz kılanı da, sarhoş olup evin yolunu şaşıranı da, “laik teyze(!)”si de, “hacı nine”si de, kitap kurdu da, kitabının içine gizlediği telefonda oyun oynayanı da, dünyanın yükünü sırtlamış hamalı da, bilgisayar ekranına bakmaktan kamburu çıkmış bankacısı da; “tehlike anında” birbirini sarmaya hazır olacak her biri…

Ve “tatil” uykusuna dalmak yerine kocaman, hepsine yer olan bayram sofraları kurulacak yüreklerde…Bir kere bile “Aaaah nerde o eski bayramlar” demeden bitecek gün; düne dönmek değil de yarına erişmek istenecek…

***

Trakya’da bir evde, 90’ına merdiven dayamış fötr şapkalı bir dede “Aman bre deryalar”ı çalacak; kollar açılacak….

Aydın’da zeybeğe duracak efeler…

Rize’de dizler çekilecek, “Ha uşak” diye bağıracak Trabzon’dan biri, yeri dövecek ayaklar…

Silifke’deki kaşık sesleri, Erzurum’un bıçak seslerine karışacak…

Edirne’deki Hora başı, elindeki mendili Hakkari’deki halay başına uzatacak…

Bafra’da “cigoş”, Erikler Köyü’nde “zigoş” oynayacaklar kızlı-erkekli…

Kapı gıcırtısının davul-zurna gibi duyulduğu bir şenlik iklimi saracak memleketi…

***

Sofra bezi desenli ceketlilerin müsebbibi olduğu kasvet, kasavetten uzak…
Muharrem’in kasketi, Meral’in tülbendi, Temel Reis’in gevrek kahkahası olacak bu bayramın modası!

“75 kişilik sınıflar”, “bor-cam”, “kek” gibi kısacık fıkralar anlatacak “iki laf etmek” için oturanlar birbirlerine…

Gülümseyecek Türkiye.

***

İyi bayramlar (ya da siz nasıl istiyorsunuz öyle).

——

NOT: Ben bu yazıyı yazdığım sırada Hakkari, Çukurca’da kalleşlerin güdümlü füzesi saplanmamıştı daha kalbimizin ortasına… Şehidimiz var… Gazilerimiz var… Yasımız var… Ama biliyor musunuz, gideni geri getirmek mümkün olmasa da, bu bayram yıllar sonra ilk defa, askerdeki oğlunun yolunu gözleyen, oğlunu askere uğurlamaya hazırlanan annelerin de “terörle müzakere edilemeyecek”, “terörle müzakere ederken terör örgütünü kuklasına dönüşülmeyecek”, “barış maskesiyle iç savaşın taşları döşenmeyecek”, “hendeklere gömülemeyecek” kadar büyük bir umudu var…

Vatan için şehit düşmüş her bir Türk evladının ruhunun huzur bulması dileğiyle; amin!

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/iyi-bayramlar-47818yy.htm

Posted in HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * “Kötüler”in eski bayramı!..

Eski Urfa

Mehmet FARAÇ
farac65@gmail.com
15 Haziran 2018

“Kötüler”in eski bayramı!..

1970’ler… Bugün “mazi” dediğimiz,
o antika zamanlar…

Eski zaman insanlarına benzettiğimiz, kehribar tadında adamlar ve ellerindeki dövmelerde sanki bayramların hüznünü de taşıyan yaşlı kadınlar…

Ve bir omzu hep yıkık, mazlum çocuklar!..

Oradaydı hepsi, Urfa’nın Kötüler Mahallesi’nde…

Arka yakasında Arap, ön cephesinde ise Kürt çocuklarının “Deleme”leri (topaç) hesapsızca ve kardeşçe çevirdiği sokaklar vardı o garip mahallede…

Türkçenin, Kürtçenin ve Arapçanın birbirine karıştığı aksanlı, sevecen ve içten diyaloglar yan yana tutardı yoksul ama yürekli insanları…

Neler yok ki akıllarda o eski zamanların garip ve hüzün dolu görüntülerinden;

Taştan “gülle”lerin (misket), demir paralar “utabilme” uğruna kumarbazca savrulduğu nemli topraklar!..

Dev “leyli”lerin (salıncak) uçuştuğu, gül kokan bayram avluları…

Salıncakların kocaman kasasına tutunmuş yeniyetme kızlar ve onları kalın kendirlerle gökyüzüne savuran güler yüzlü analar!..

Bayram öpücüğü kondururcasına bulutlarla adeta dans eden neşeli, sevecen ve umut dolu salıncak çocukları…

40 yıl öncesini anımsıyorum da, sanki siyah- beyaz bir Yeşilçam filminin soluk kareleri gibi zihinlerimizin beyaz perdesinde durmadan dönüveriyor özlem kokan o eski görüntüler…

İçinde neşe olan, coşku olan ve en çok da “çocukluk” olan eski bayramların özlemini de saçıyor, zihnimizin yorgun duvarlarında dönüp duran o müthiş görüntüler…

Babaların yırtık yakası!..

“Çocuk” demişken, bayramlar da çocukluktan sonra masumiyetini kaybediyor sanki…

Düşünüyor da insan, bayram yalnızca çocukken yüreklerde alkış çalabilen birer coşkulu anıymış meğer…

Hele de o mahallede, babaları “kaçakçı” olduğu için hep korkuyla yaşayan çocukların görüntüleri eski zaman sokaklarında yankılanıyor sanki… Sofrası yoksul, yüreği zengin zamanları anımsatıyordu o görüntüler;

Suriye’den kaçak getirilmiş giysilerden çıkan “gâvur parası”nı mahallenin tek bakkalı “Kör Mengulo”ya beş-on kuruş diye yutturan veletler!..

Çikolatadan bihaber masumların, bir avuç dolusunu 25 kuruşa alabildiği “limonlu şeker”ler…

Küçük ahşap el arabalarında, yakıcı sıcağa direnen rengârenk “eskimo”ları (frigo) edinmek için babalarının yırtık yakasına asılan mazlumlar!..

“Şeker”den “Kurban”a kadar düşleri süsleyen kahverengi bağcıklı, bayramlık kunduralar…

Ve makarnayı keşfedemeden, “ekmek aşı”na mahkûm olan gariban sakinler!..

***

Zalimliğin damgası!..

Yaşamın, kaçakçıların mayın korkusu üzerinde şekillendiği, çevresi antik mağaralarla donatılmış Urfa’daki o garip mahallede geçti çocukluğum…

Gizemli ve sanki eski zamanlara terk edilmiş o mahallede, bayramları işte böylesi bir atmosferde yaşadım ben!.. İşte o mahallede, “Guti” kavimlerinden kaldığı bilinmezdi “soylu” dağlarımızın!..

“Guti”yi bilinçsizce “Kötü”ye çevirenler, acımasızlığın ve zalimliğin damgasını da vurmuşlardı yüzümüze!..

Oysa ürpertici, karanlık sarnıçlarımız, kanalizasyonsuz sokaklarımız ve geri kalmışlığımızın damgası şark çıbanlarımız olsa da, “kocaman yürekli” güzel insanlar vardı o mahallede…

“Kötü” değildik yani hepimiz!.. Anlıyorduk ki, bizi başkasından ve belki de iyilerden ayırt eden tek gerekçe, bir köşeye atılmış yoksulluğumuzdu!..

Aşmak için kendimizi, güç bela okuyabilme yollarında tükenmişti gücümüz!.. Naylon poşetlerde geleceğimizi şekillendirecek yırtık kitaplarımız ve yamalı kara önlüklerimizle direndik yaşama…

Kurşun kalemlerin kör uçlarında yıpransa da talihimiz, pörsümüş silgilerin yok edemediği umutlarımıza inandık!..

Bildiğimiz tek şey vardı… Büyüyecek ve savrulacaktık her birimiz bir viraneye!.. Umut ve ekmek uğruna… Kimileri Urfa varoşlarına, kimileri büyük kentlere…

İşte 40 yıl öncesinden, halen şeker kokusunu hissettiğimiz o bayramlardan eser kalmasa da sormak isterim yeniden; bu dünyada yaşam, “iyi” ve “kötü”nün kavgası değil midir?..

Ve sonunda kazanacak olan iyiler ve doğrular değil midir zaten?..

Mutlu Bayramlar…

Eski bayramlar ve onlarla ilgili yazdığımız yazıları anımsamamızın birçok nedeni var şüphesiz…

Örneğin, dünya hızla kirleniyor ve iyilikler, güzellikler de ne yazık ki giderek azalıyor…

Yani, artık “kötüler”in dünyası oluyor yaşadığımız bu yorgun ve her geçen gün daha da fazla yıpratılan gezegen!..

Ve bizim topraklar, bizim ülkemiz… Bitmeyen terör, pahalılık, işsizlik, geçim sıkıntıları, siyasal kavgalar, sosyal sorunlar, gericilik ve bölücülüğün bitmeyen tehditleri yaşamı kötülere teslim ediyor ne yazık ki…

Unutmayın ki, komşularla düşmanlık siyasetinin de adeta sosyal, siyasal ve ekonomik alanda “kötü”lüğü dayattığı bir ülkede yaşarken, güzele, mutluluğa, sevince ve sevgiye özlemimiz de giderek artıyor…

İşte böylesi bir ortamda ne yazık ki çocuk masumiyetinden izler taşıyan bayramların da tadı kalmıyor…

Evet; eski bayramların anımsatılmasının bir gerekçesi de geçmişe özlem…

Baksanıza, kötülüklere, kirliliklere direnen bir dünyada anılarımızda hale gülücüklerle duran kimi manzaraların yok olup gitmemesi için hep birlikte çırpınıyoruz adeta…

Çünkü mutluluklar, güzellikler ve iyilikler artık hızla geride kalıyor ve yaşanan acılar büyüdükçe, ne vahimdir ki, zihnimizde tutmaya çalıştığımız o tatlı “çocukluk” anılarına yer de kalmıyor!..

Evet… Bize tertemiz bırakılan bir dünyada ve özellikle de yaşadığımız ülkede, kötülüğü ve kötüleri alt edebilmek, aydınlık ve uygar düşünceli insanların dayanışmasıyla mümkün olacak…

Dünya belki o zaman güzellikleri bir nebze de olsa hissedebileceğimiz bir ortama kavuşacak…

O halde kötülerin egemen olduğu şu dünyada; dik duranların, baş eğmeyenlerin ve onurlu yaşayanların Şeker Bayramı kutlu olsun!..

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kotulerin-eski-bayrami-47810yy.htm

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

HIRSIZLAR * Aslında bunların bir de abileri var ! Onlar ya Cuma namazından sonra ya da bir ayet salladıktan sonra çalıyorlar

Servet AVCI
avciservet@hotmail.com
15 Haziran 2018

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

PERDE ARKASINDAN * Kirli politika/cılar * URFA SURUÇ OLAYI * markaj

Mahir Tan
LondraPosta-Londra

Markaj

Urfa- Suruç’ta yaşananlar, yakın gelecekten bir kesit gibi. ‘HDP yi Markaj’a Alın’ talimatının ilk uygulaması olarak değerlendirebilecek olayda markaja alan ve alınanlardan 4 ölü var.

Kanlı çatışmanın nedenleri,gelişimi ve sonuçlarının tam olarak anlaşılabilmesi, muhtemelen seçim sonrasına kalacak. Zira failler,soruşturma yürütecek olanlar ve medyada olayı yansıtanlar büyük ölçüde ‘talimatlarla’ hareket eden guruba bağlı.

Başta Merkez Medya olmak üzere tüm haber kaynaklarında ‘AKP Seçim propaganda heyetine PKK saldırısı’ olarak yansıtılan olayda, sırasıyla Cumhurbaşkanı,Başbakan, Bakanlar ve AKP Suruç İlçe Başkanı’nın açıklamaları ve yorumları yer alıyor.

Olaydaki taraflar AKP Milletvekili Yıldız ve ailesi ile dükkanına propaganda amacıyla girildiği belirtilen Şenyaşar ailesi üyeleri olduğu biliniyor.

Olayların, ağırlığı giderek daha fazla hissedilen Medya çarpıtmaları ve özellikle haber ajanslarının yokluğu nedeniyle anlaşılması, imkansız hale geliyor.

BBC Türkçe, yine boşluğu doldurarak, bir muhabir imzasıyla yerinden haber üretiyor.

Ölenlerin İkisi hastane saldırısında

Olayları belli bir ‘resmi yorum’ altında yurttaşlara aktarmaya çalışan ve AKP ye karşı PKK saldırısı biçiminde sunmaya çalışan haber kaynakları dışında , CHP ilçe başkanı Servet Gören ve iki kişinin öldürüldüğü Suruç Devlet Hastanesi yetkililerine dayanan TTB açıklamaları önem kazanıyor.

Suruç’ta Şenyaşar ailesine ait bir dükkana giren Milletvekili Yıldız,aynı soydını taşıyan AKP İlçe Başkanı, kardeşleri ve korumalardan oluşan gurup, dükkan sahiplerinin ‘biz HDP liyiz. Buraya neden geldiniz’ itirazıyla dışarı çıkarılıyor. Bazı yerel medya organlarına yansıyan şahit ifadelerine göre, dışarı çıkarılan gurup bir süre sonra Şenyaşar ailesinin bulunduğu dükkana dışarıdan ateş açıyor. Dükkan içinden de ateşle cevap verilen çatışmada Milletvekili Halil İbrahim Yıldız’ın kardeşi ve Şenyaşar ailesinden bir kişi vurulur. Çevrede bulunan yurttaşların çektikleri amatör videolardan anlaşıldığı gibi, çoğunluğu korumalarda bulunan klaşnikof ve yer yer tabanca ateşi sesleri, çevrede gezinen polislere rağmen sürer.

Suruç olayının daha ciddi bir bölümü ise, saldırıya uğrayan Şenyaşar ailesine bağlı dükkandan hastaneye kaldırılan yaralılardan Şenyaşar soyadı taşıyanların başlarına gelenler. Yıldız ailesine bağlı 50 kişilik silahlı bir gurubun Suruç devlet hastanesini basarak Şenyaşar ailesi üyesi iki yaralıyı öldürdükleri iddiası çok sayıda görgü tanığı ve TTB tarafından vurgulanıyor.Amatör Videolarda silah sesleri duyulurken çevrede gezinen polislerin hastanede neden tedbir almadıkları önemli bir soru olarak ortaya atılıyor. Zira hastanede öldürülenlerden biri Dükkan daki çatışmada bulunmayan ancak hastanedeki oğullarını görmeye gelen baba Esved Şenyaşar.

Suruçta neler olduğunu tam olarak bilemiyoruz. Ancak ‘neden olduğunu ‘ biliyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘AKP Parti Başkanı’ şapkasıyla yaptığı ‘HDP ye Markaj yapın’ talimatı bir gün sonra uygulamaya konuluyor. Üstelik seçime daha 9 gün var. Tehlikeli olan bu …

Posted in FAŞİZM, HABER GÜNDEM, HUKUK-YARGI-ADALET, SEÇİM - SEÇSİS, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Bir ramazan ve oruç ayını bitirip bayram günlerine giriyoruz. Her gün yaşadığımız bir çok olumsuzlukları bir kenara bırakıp mutlu ve neşeli olmak bizim de hakkımız.

Bir arkadaş anlatıyor:
“Geçen gün gazete okuyordum; her gün zam, zam, zam. Bir şeyin düştüğünü görsem bayram yapıp hediye vereceğim’ dedim. Benim oğlan fırladı ‘Baba, bayramını yap, hediyemi isterim, karne aldık benim notlarım düştü.’ Dedi.”

Oruç tutan ve haliyle açlıktan, sıcaktan, susuzluktan bunalan bir vatandaş “Şu ramazan ne güzel bir şey, bitmesine üzüliyorum” demiş. Karşısındaki şahıs cevap vermiş “O halde, ramazan bitti diye neden bayram yapıyorsunuz?”

Bu olayın da Erzurum’da geçtiği söylenir :
Kahvede insanlar iftar vaktini beklerken, içeriye birisi hızlı ve hırslı bir şekilde girer “Abi, çabuk bi koşu gelin, adamın bi tenesi orucunu tutmir, basir cigara içir, gözümün ögünde”. İçerdekiler cevap verir “Ula, temam bir dur, neye fenikirsen. Habu çaylarımızı bitirek, gelir hesap sorarık.”

Artık bayramlarda, bayram tebrik kartları yazıp yollamak, evde oturmak, ziyaretler yapmak, konuşup hal hatır sormak kalktı gibi bir şey. Bir elimizde telefon, bir elimizde bilgisayar tuşlarına basıp, yüzünü bile görmediğimiz kişilere “tık,tık, tık” mesajlar atıp, mesajlar alıyoruz.

“Bir aile, yanlarına çocuklarını alıp, büyüklerini ziyarete gidiyorlar. Daha içeri girerken, gözleri etrafı görmüyor; ellerinde telefon, konuşup, mesajlar atıp, vatsap’lar alıyorlar. Tam o sırada internet bağlantısı kesiliyor, mecburen bir süre konuşuyorlar. Yarım saat sonra bağlantı tekrar sağlanınca, herkes telefonuna sarılıyor ve çocuklardan biri arkadaşına bir mesaj atıyor “Bizimkilerle biraz konuştuk, bayağı iyi insanlarmış.”

Eh, yaşadığımız günlerin mana ve ehemmiyetine uygun olarak bir fıkrayı da biz monte edelim:

“Siyasetçinin biri, bir köye gitmiş, akşam üzeri öyle bir sofra donatılmış ki, evlere şenlik; börekler, çörekler, tuzlular, tatlılar her şey var. Devlet büyüğü siyasi, çok memnun olmuş ‘Maşallah, burası ne zengin, ne bolluk bir yermiş’ demiş. Sofradaki köylülerden biri ‘Bu gün bayram. Onun için herkes karınca kararınca azığını ortaya koydu. Bolluğun sebebi budur’ diyince, biraz düşünen Siyasi ‘Dönünce hemen bir kanun çıkracağız, her günü bayram ilan edeceğiz, böylece her gün bolluk olacak’ demiş.”

Şansınız, talihiniz, rızkınız bol;
günleriniz ve bayramınız kutlu ve mutlu olsun.

Av.A.Erdem AKYÜZ

https://www.facebook.com/erdem.akyuz.167
http://www.ajans09.net/Yazar-av.a.erdemakyuz-3925.html

Posted in Uncategorized | Leave a comment

ANKA KUŞUNUN KAZAK ELİ YOLCULUĞU

GÜNGÖR YAVUZASLAN
Gazeteci –Yazar
 yavuzaslan74@gmail.com

ANKA KUŞUNUN KAZAK ELİ YOLCULUĞU

Dünya edebiyat tarihinde Beyaz Zambaklar Ülkesi, Simyacı gibi eserler sizi tadına doyum olmayan bir yolculuğa götürür. Ben sizi asrımızın bilge sultanı Nazarbayev’in ülkesine Kazak Eline bir Anka Kuş’unun üzerinde masalımsı bir yolculuğa götüreceğim. O çocukluğumuzdan kulağımızda ninnilerden kalan fısıltılarla.

Beyaz ışıklar ülkesi olan KAZAKİSTAN bu ışığı temiz yürekli insanlarının gözlerine yansıyan sevgisinden alır. Anka kuşu ile derin gökyüzündeki yolculuğumuzda zirveleri karla kaplı uzun ve engin dağlar, geniş ve uzayıp giden ovalar, derin ve tertemiz nehirler, kavrulmuş ve hala bir kervan geçecek gibi hissettiren çöller, çiçeklerle bezenmiş ve insanı saran kokularla göz alabildiğine uzanan düzlükler ve el değmemiş yeşil deniz misali ormanlar. Anka kuşunun kanadında üzerinde süzülüp dururuz. Bu masal ülkesi sizi her gün başka bir maceraya alıp götürür.

Hazarın maviliklerinden Altay dağlarına doğru süzülürlerken yılın her zamanı tepelerinde kar ve buzul bulunan Tyan-Shan, Tarbagatay sizleri selamlar. Sary bozkırına doğru Anka kuşu ile alçalırken yarısı tuzlu yarısı tatlı su Balkaş Gölünün büyüsüne kapılırız.

Kazak Elinin rüzgarları bizi alır eşsiz çam ağaçları ile çevrelenmiş buzul gölleri ile Kokşetau ulaştırır. Rüya ile gerçek arasında o ince çizgide Bayan Aul Ulusal parkında kaya resimleri arasında bilinmeyen zamanlara esir oluruz. Başımızda duran devası heykeller destanların gölgesini bize getirir. Kazak Elindeki yolculuğumuzda Kurgaldçino da doğanın en güzel yüzlerce bitkisinin içinde cennetten bir köşedir. Anka kuşu ile yolculuğumuzda uzun yollardan gelen flamingolar kanatlarımıza takılır. Tarihin derin sayfalarından gelen yeni umutlar ülkesinde gök yüzene doğru süzülen güneşi bir kartal kanatlarına almış giderken bilge Nazarbayev yeni destanlar yazmak için gözlüklerini takmış geleceğin Kazak elini hayal ediyor.

Asya’nın kalbinin attığı topraklarda eski çağlardan koşup gelen atlılar adeta zamanın rehberidir. Rüzgâr yeleli yağız atların üzerinde Nogaylar, Kazak Hanları tuğlarını Asya’nın dört bir yanına dikerler. Dombıra müziğinin çılgın nağmelerinde destansı zaferler kadar sürgünlerin, acıların ve kayıp ailelerinde izleri de vardır. Kulaklarımızı sürgünlerden kalan bir ağıt sarar. Kısık gözlü, nasırlı elleriyle bir Kazak ninesi dağlarda, taşlarda, ovalarda saklı derin acıları anlatır bize.’’Ve biliyorduk hep Kartal’ın bize güneşi getireceğini’’ diyerek başını mavi Kazakistan bayrağına çevirir.

Sonra ilahi bir çağrı sarar semaları ezan sesleri ile Yesevi Ocağına gideriz. Şehri Türkistan’a giderken dört biryanımızda tarihin her devrinden yapıtlar bizi sarar. Bu ülkede tarih adeta geçit törenindedir. Ahmet Yesevi’nin ebedi İstirahatgahına giderken uzaklardan bir deve kervanına takılırız. Bu yorgun kervanın üzerinden tarihin tozları bizi sararken kendimizi Hoca Ahmet Yesevi’nin makamında buluruz. Biz de kapına geldik asırlar sonrası, bizde müridiniz ey Pir-i Türkistan.

Kuş uçmaz kervan geçmez gibi yemyeşil ovalarda sizi aniden göçerler selamlar ya da bir çadır köy karşınıza çıkar. Kazak Eli bir sular ülkesidir. Ne kadar Aral eski günlerine ağlasa da etrafta alüvyon taşıyan, kimi kez çılgınca taşan, ya da kışın bembeyaz donan ırmaklar sizi götürdüğü engin dağ yamaçlarında sarı lâleler, mavi unutmabeni çiçekleri, kıpkımızı gelincik tarlaları içinde kaybolabilirsiniz. Anka kuşu ile yolculuğumuzda, çayırdan ormana, ormandan çöllere geçiyoruz. Gökyüzünün rengi zaman zaman griden maviye, pembeden turuncuya dönüşür. Kazak Elinde ressam doğanın tüm renklerini dört bir yana savurmuş.

Anka kuşu ile yolculuğumuz yaban elmalarının sıralandığı yollardan geçerek Almaata’ya varır. Kanatlarımızın altında karlı dağları aşarken beyazlıklar içinde süzülen bir gelin gibi bu şehir bizi karşıladı. Önümüzden gelip geçen teleferiklerle şehir ayaklarımızın altında. Kazakistan’ın rüzgarları alıp bizi Astana’ya götürür ‘Ömür Ağacı’nın etrafında uçarken Han Çadırı bizi selamlar. Rüzgarların şehrinde kanatlarımızı rüzgara emanet ederek Nur camiinin bembeyaz minarelerini geçiyoruz. Barışın ince ince işlendiği Piramidi arkamızda bırakarak bu geleceğin şehrinin esiri oluyoruz. Bayterek kulesinin etrafında süzülürken yeniden doğmanın, küllerinden yeniden doğuşun o inanılmaz üstü gücünü her yerimizde hissederiz. Bu şehir efsanelerden var edilmiş gibidir.

Anka kuşunun bu masalımsı yolcuğunda derin çekik bakışları ile karşımızı bilge adam Nazarbayev çıkar. Kollarının altına tüm Kazakistan halklarını saran bu ak saçlı adam bize yarının Kazak elini anlatıyor. Bir eli ile uzaya merdivenler yapıyor, diğer ile ile toprağın altından cevherleri çıkarıyor. Tozlu kitaplardan o derin zamanların tarihini okuyor bize. Nogaylardan, Altın Ordaya, Kazak Hanlarından Asya’nın çılgın süvarilerine dünyanın dört bir yanına savrulan Türkleri anlatıyor bilge adam bize. Anka kuşunun yolculuğunda bizi derin bir tarih sarıyor. Bilge adam bize ‘’tarihini bil ve unutma” diyor.

Anka kuşu güneşe doğru uzanan kartalın peşine takılarak o sonsuzluk yurduna doğru giderken milyonlarca Kazak Eli çocuğu 7’den 77’ye bir başka masal tadında hikayede bizi bekliyor. Gökten 3 üç elma düştü. Biri Almaata oldu, biri Astana üçüncüsünü siz bilin.

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

YABANCI ÜLKELER NEDEN ERDOĞAN’ı İSTİYOR ? *** Yerli-milli Tayyip’i Yunan niye alkışladı?

Sabahattin Önkibar
Aydınlık Gazetesi
14.6.2018

Yerli-milli Tayyip’i Yunan niye alkışladı?

Adı: Nikos Katzias.
Yunanistan Dışişleri Bakanı.

Önceki akşam televizyonda Türkiye’deki muhalefeti, Ege’de Atina’nın işgal ettiği 18 ada konusunda topa tutarken, Tayyip Erdoğan için aynen şu ifadeleri kulandı:

– “Sayın Erdoğan tutarlı ve karizmatik bir lider. Diğer Cumhurubaşkanı adaylar ise 18 ada konusunda hiç güven vermiyor.” Evet Rum Nikos’a göre Tayyip güven telkin ediyormuş!

Sorarım size, yerli ve milliyim diye caka satanların Palikarya tarafından övülmesi normal midir?

Bir başka husus, tersi olsa yani Yunan Bakan muhalefeti övüp Tayyip’i eleştirse iktidar kıyametleri koparmaz mıydı?

Bu arada ilginçtir seçimle beraber Erdoğan’a sadece Yunan değil, İngiltere, Almanya ve son olarak ABD destek vermeye başladı.

Soru şudur:

Neler vaadedildi de AKP’yi omuzladılar?

https://www.aydinlik.com.tr/yerli-milli-tayyip-i-yunan-niye-alkisladi-sabahattin-onkibar-kose-yazilari-haziran-2018

Onur Öymen (Resmi Sayfasıdır)
13 Haziran, 10:32 ·

Basın haberlerine göre Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias, Kontra televizyonuna verdiği mülakatta Türkiye’deki muhalefet partilerini eleştirmiş ve“Aslında Türkiye ile sorunumuz bizi rahatsız eden konularda Erdoğan yönetiminden daha iyi olmayan bir muhalefet bulunmasıdır. Bana göre Erdoğan daha tutarlı ve daha karizmatik bir lider” yorumunda bulunmuştur.

Kotzias, Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) Ege denizinde 18 Türk adasının işgal edildiğine ilişkin iddiaları için, “Bu adalarla ilgili konuyu açan aslında muhalefet” demiştir.

Yunanistan’ın Türkiye’deki seçimlerle ilgili olarak partiler arasında taraf tutan bir konuma girmesi uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri olan karşılıklı saygı ilkesine açıkça aykırıdır.

Kotsias’ın bu ifadeleri aynı zamanda iktidarın 18 Ada konusunda Yunanistan’ın beklentileri doğrultusunda hareket ettiği iddiasını da içermektedir.

Bu sözleri bazı yabancı ülkelerin Türkiye’nin iç politikasını etkilemeye çalıştıkları yolundaki iddialara da haklılık kazandırmaktadır.

Şimdi hem iktidarın hem de bütün muhalefet partilerinin Yunanistan’ın bu tavrına karşı güçlü bir tepki göstermeleri ve 18 Ada ve Ege ile ilgili konularda Türkiye’nin, iktidarıyla ve muhalefetile tam bir birlik içinde olduğunu açıklamaları gerekmektedir. Özellikle Kotsias’ın haksız suçlamalarına muhatap olan CHP’nin 18 Ada ve diğer Ege sorunları hakkında uluslararası hukuktan ve antlaşmalardan kaynaklanan haklarını güçlü biçimde dile getireceğinden ve Yunanistan’a gerekli tepkiyi dile getireceğinden kuşku duymuyoruz. Bu ifadeler karşısında sessiz kalmak Yunanistan Dışişleri Bakanının sözlerini sineye çekmek mümkün değildir.

https://www.facebook.com/Onur-Öymen-Resmi-Sayfasıdır-184615704945843/
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, SEÇİM - SEÇSİS, YANDAŞ - ÇIKARCI - YAĞCILAR | Leave a comment