EGE DENİZİNDE 14 ADANIN YUNANİSTAN’A VERİLMESİNDEN SONRA SIRA KIBRIS’A MI GELDİ? * AKP’nin Kıbrıs’ta üç büyük tavizi


AKP’nin Kıbrıs’ta üç büyük tavizi

Geliştirici: Mehmet Ali Güller


Ekonomideki büyük kriz nedeniyle üst üste yazdığımız yazılar, çok önemli bir konuyu incelememizi geciktirdi ne yazık ki… Gizli Kıbrıs tutanaklarının Rum basını tarafından yayınlanmasıyla ortalığa çok vahim tavizler, açılımlar, yanlış dış politikalar, sorumsuzluklar saçıldı…

AKP Türkiye’nin garantörlük haklarından vazgeçiyor
6-7 Temmuz 2017’de, İsviçre-Crans Montana’da yapılan Kıbrıs görüşmelerinin BM diplomatlarınca tutulan gizli kayıtlarını özetleyelim öncelikle…

KKTC’de Denktaşçı çizgisiyle öne çıkan gazetecilerden Sabahattin İsmail’in Rum basınından derledikleri özetle şöyle:

1- Tutanaklara göre, Türkiye, anlaşma sağlanırsa, KKTC’deki Türk askerini çekmeyi ve 650 asker bırakmayı kabul ediyor.

2- Dahası, tutanaklara göre Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “iki dönem Rum, bir dönem Türk” şeklindeki dönüşümlü başkanlığın 15 yıl boyunca sorunsuz uygulanması halinde, 650 askerin de çekilmesini görüşebileceklerini belirtiyor.

3- Türkiye, garanti anlaşmasında yer alan “tek yanlı müdahale hakkı”nın iptalini kabul edilebileceğini belirtiyor.

Rumlar “sıfır asker, sıfır garanti” peşinde
Görüldüğü gibi vahim tavizler bunlar. Peki AKP iktidarının 2017’deki bu üç tavizine rağmen, neden anlaşma olmadı diye sorabilirsiniz haliyle…

Aynı Annan Planı’nda olduğu gibi, Rumların “açgözlülüğü” bir kez daha Türkiye ve KKTC’yi kurtarmış! Rumlar, aşamalı tavizleri değil, hemen “sıfır asker, sıfır garanti” istemişler. Rumları bu açgözlülüğe iten nedenlerin birincisi ABD ve AB desteği ise ikincisi de AKP’nin ilk günden beri sürdürdüğü teslimiyetçi-tavizci çizgidir.

2004’te Denktaş karşıtlığı yaparak ve Türkiye’nin tezlerini bir kenara bırakarak ABD ve AB desteği için Kıbrıs’ta Annan Planı’nı destekleyen AKP iktidarı, etkileri Doğu Akdeniz’de yalnızlığa kadar süren bir büyük yanlışa imza atmıştı. 2017 tutanakları, o yanlış çizginin hâlâ sürdüğünü gösteriyor.

AKP bir yıldır zaten geri adım atıyor
Buradan yeniden en önemli konumuz olan ekonomi krizine geleceğim. Ne diyor AKP sözcüleri? Türkiye ABD ve AB politikalarına direndiği için dolar ve avro yükseliyor ve ekonomide kriz yaşanıyormuş. Türkiye Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Libya’da ABD ve AB’ye taviz verse, dolar ve avro hızla düşermiş.

Oysa ortalığa saçılanlar, AKP’nin Kıbrıs’ta direnmediğini, tersine büyük tavizler verdiğini ortaya koyuyor. Dün iktidar olabilmek için Kıbrıs’ta taviz veren ve Annan Planı’nı destekleyen AKP, bugün de iktidarda kalabilmeyi sürdürebilmek için taviz vermeye hazır olduğunu ortaya koyuyor.

Kıbrıs’ta taviz veren ise zaten Doğu Akdeniz’de direnemez. Kaldı ki Doğu Akdeniz’de de son bir yıldır ciddi bir geri çekilme söz konusu. Araştırma gemisinin Antalya Körfezi’ne çekilmesiyle başlayan süreç, en sonunda Mavi Vatan çizgisinin de söylemden düşmesiyle sonuçlandı.

Yani son üç aydaki üç faiz indirimiyle ortaya çıkan kur krizi, AKP’nin Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Libya direnişiyle ilgili değil. Oralarda bir yıldır geri adımlar atılmış durumda zaten.

Garantörlüğün garantisinden taviz
Kıbrıs’ta garantörlük hakkı Türkiye’nin en önemli hakkıdır. Bu hak ne yazık ki AKP iktidarı altında sürekli sulandırılıyor.

Annan Planı’na destek, Türkiye’ye bir şey kazandırmadığı gibi, Rumlara AB yolu açınca, Kıbrıs konusunu Türkiye-Yunanistan-İngiltere garantörlüğünde bir konu olmaktan bir ölçüde çıkardı ve AB’nin de konusu yaptı.

Crans Montana tutanakları, AKP iktidarının hem “garantörlüğün garantisi” olan Türk askerini çekme konusunda tavize hazır olduğunu hem de “tek yanlı müdahale hakkı”nın iptalini kabul ederek Kıbrıs Barış Harekatına uluslararası yasallık getiren haktan da vazgeçebileceğini ortaya koyuyor.

Yani Türkiye açısından AKP sorunu, hem ekonomi, hem dış politika hem de ulusal güvenlik sorunudur.

Cumhuriyet Gazetesi – Mehmet Ali Güller – 29 Kasım 2021

Posted in İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, KIBRIS, MEHMET ALİ GÜLLER, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK, YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment

Türkiye’nin 25 yılını ipotek altına alan projeler…

Türkiye’nin 25 yılını ipotek altına alan projeler…

Sözcü – Başak Kaya

Kamu-Özel İşbirliği ve Yap-İşlet-Devret projeleri ile hayata geçirilen köprü, tünel, hastane, uçak ve havaalanlarında uygulanan araç, yolcu, hasta ve uçuş garantileri Hazine’yi boşaltıyor.


İşte o projeler….

Osman Gazi Köprüsü
31 DOLARLIK FİYAT ABD’DEKİ ENFLASYON KADAR ARTIYOR
Bu köprünün maliyeti 1,2 milyar dolar ve otoyollarla birlikte toplam maliyet 6,5 milyar dolar olarak hesaplandı. Günde 40 bin araç geçiş garantisi verilen köprü için başlangıçtaki 31 dolarlık fiyat, her yıl ABD’deki enflasyon kadar artıyor. Osmangazi Köprüsü’nün, 15 yıl 7 ay olan işletme süresince garanti geliri 7,8 milyar dolar olacak. 2035 yılına kadar işletilecek köprüden 2019’da 8 milyon 486 bin araç geçti. Geçmeyen araç sayısı 5 milyon 754 bin oldu. Hazine’ye maliyeti 2019 için 2 milyar 35 milyon liraya ulaştı.


Avrasya Tüneli
25 YILDA KAZANDIRACAĞI PARAYLA İKİ TANE YAPILIR
Günlük 70 bin araç geçişi ve araç başına 4 dolar ücret garantisi verilen Avrasya Tüneli’nin 25 yıllık işletme süresince, geçen ve geçmeyen araçlar nedeniyle firmanın devletten alacağı tutar 2,6 milyar doları buluyor. Avrasya Tünelinin maliyeti 1,4 milyar dolar oldu. Tünelin 25 yılda kazanacağı parayla iki tane daha inşa edilebilirdi. Tünel için yıllık 25 milyon 125 bin araç garantisi verildi. 2019’da 17 milyon 514 bin araç geçerken geçmeyen araç sayısı 7 milyon 611 bin oldu. Hazine’ye maliyeti bir yılda 244 milyon liraya ulaştı.


Yavuz Sultan Selim Köprüsü
2.5 MİLYAR DOLARLIK KÖPRÜ ÜÇ KAT KAZANDIRACAK
2,5 milyar dolarlık Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve 115 km otoyol için tek yön günlük 135 bin araç geçişi garanti edildi. Köprü için 3 dolar, otoyol için de kilometre başına 0.08 dolar ücret garantisi verildi. Fiili geçiş sayısı bu rakamlara ulaşmadığında devlet farkı şirkete ödüyor. 7 yıl 8 ay 20 gün işletme süresinde geçen araçlardan alınan ve geçmeyen araçlar nedeniyle devletin ödeyeceği tutar 1,2 milyar dolar, otoyol için de 6,9 milyar dolar olacağı hesaplanıyor. Firma bu sürede 8,1 milyar dolar kazanacak.


Ankara Garı
17 SENE İÇİN TAM GARANTİ
2037 yılına kadar işletilecek olan gar için 106 milyon yolcu garantisi verildi. Her biri için 1,5 dolar, bunun üzerindeki her yolcu için 0.5 dolar ödenecek. 106 milyon yolcunun bedeli 159 milyon dolar olacak. Hem gelen yolcular hem de garantinin üzerindeki yolcular için YHT’de devlet kasasından 3 yılda, 14 milyon 996 bin dolar çıktı.


İstanbul Yeni Havalimanı
ÖTV-KDV BİLE YOK
İstanbul Yeni Havalimanı Yap – İşlet- Devret modeli ile ve 25 yıllık işletme süresi için 22 milyar 152 milyon Euro artı KDV ile ihale edildi. Devlet yüzde 61’lik garanti verdi. ÖTV, KDV, gümrük muafiyeti sağlandı. Devletin kasasından gelen her yolcu için dış hatlarda 20 Euro, iç hatlarda 5 Euro çıkıyor. Şirket hep kazanıyor.


Şehir hastaneleri
10 ŞEHİR HASTANESİ İÇİN 31 MİLYAR TL ÖDENECEK
KÖİ modeliyle yaptırılan Şehir hastaneleri için ödenen ve ödenecek kira bedelleri ile 10 şehir hastanesi daha yapılabiliyor. 10 şehir hastanesinin kullanım bedeli olarak üç yılda yapılacak ödeme 31 milyar 45 milyon lira olarak gösteriliyor ve bu tutarın 4 milyar 349 milyon liralık kısmı 2017-2019 yıllarında ödendi. 2020 yılı için de 5 milyar 679 milyon lira özel ödenek ayrıldı. 2017-2022 yılları arasında yapılan ve yapılacak şehir hastaneleri için 30 milyar 530 milyon liralık kira ve hizmet bedeli ödeniyor.


UÇMASA BİLE ÜCRET ALACAK
Sağlık Bakanlığı’nın, Katar merkezli bir şirketten kiralandığı 2 ambulans uçak için günlük 2 saat uçuş garantisi verildi. Uçaklar 4 yıl için 126 milyon TL’ye kiralandı. Şirkete günlük iki saatlik garanti verildi. Uçaklar uçmasa da günde 2 saatlik ücret alacak.


GARANTİ KADAR NÜFUS DA YOK
28 yıllığına işletilecek olan Zafer Havalimanı’nda verilen yolcu garantisi sayısı, 1,6 milyon kişinin yaşadığı bölgedeki Kütahya, Afyon ve Uşak’ın nüfusuna yaklaşıyor. Yıllık yolcu garantisinin de sadece yüzde 5’i gerçekleşiyor. 2019’da 5 milyon Euro ödendi. Yap-İşlet-Devret modeli ile yapılan ve astarı yüzünden pahalıya gelen Zafer Havalimanı kara delik oldu. 2021 yılı için 1 milyon 317 bin kişilik yolcu garantisi verilen havalimanına mayıs ayına kadar sadece 61 yolcu geldi. Uçmayan yolcular için verilen garantiler nedeniyle şirket 50 milyon Euro’luk yatırımı bu yıl sonunda kadar çıkaracak. Sonraki 23 yıl da kâr edecek.

Posted in ÖZELLEŞTİRMELER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

KRALİÇENİN GÜLÜ * “İşte şimdi Hektor’un öcünü aldık!”

KRALİÇENİN GÜLÜ

Rıfat Serdaroğlu


Devlet Adamı olmanın ilk şartı tarihini iyi bilmek,
tarihten ders çıkarmak, insanını tanımak ve korumaktır.

Fatih İstanbul’u aldıktan sonra tüm komutanlarının, vezirlerinin, azınlık temsilcilerinin ve onların din adamlarının önünde şöyle der; “İstanbul’u almakla Hektor’un öcünü almış olduk!”

O sırada Fatih’in huzurunda bulunan Kardinal İsidore, bu olayı Papa 2. Pius’a yazdığı mektupta; “Truvalıların Prensi Fatih Sultan Mehmet, Hektor’un öcünü aldık dedi”, diye yazar.

Fatih, tarihi çok iyi araştırdığı için Truvalıların kökeninin Truva Kralı TURKOS’a dayandığını, Truvalıların Türk olduklarını biliyordu. Doğu-Batı arasındaki ilk paylaşım savaşında Truvalı Hektor’un, Akha Ordusunun Komutanı Agamemnon tarafından öldürüldüğünü “Homeros’un İlyada” adlı destanında okumuştu. Fatih altı lisan bilen, teknik bilimleri inceleyen mükemmel bir zekaya sahipti!

Doğu-Batı arasındaki en kanlı savaşlardan biri de 19 Şubat 1915’te Çanakkale’de başladı. İngilizler en güçlü donanmalarıyla savaştılar ve yenildiler. Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı ile İtilaf Devletleri arasında, ateşkes sağlayacak ve Sevr’in temelini oluşturacak “Mondros Antlaşması” 30 Ekim 1918’de Sultan Vahdettin’in emri ile imzalandı. Ama nerede imzalandı?

Hektor’u yenen Akha Komutanı Agamemnon’un adının verildiği, İngiliz zırhlısı “Agamemnon’da!”

Atatürk 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Zaferinden sonra, Kurmaylarından harita üzerinde son bilgileri aldıktan sonra ve aynen şöyle der; “İşte şimdi Hektor’un öcünü aldık!” Bu kez, emperyalist devletlerin ordularını yenen Büyük Atatürk, bir kez daha Hektor’un öcünü almıştı!

Biri, çağ kapatıp yeni bir çağ açan, diğeri dünyanın tüm emperyalist devletlerinin ordularını yenip son Türk Devletini kuran iki büyük komutan ve devlet adamı! Dünya durdukça unutulmayacaklar…

Yirmi yıllık iktidarlarının sonunda, ülkemizi getirdikleri yere bakınca, AKP siyaset adamlarının kaliteleri hakkında net bilgi sahibi olabiliyoruz!

Son zamanlarda ısıtılıp-ısıtılıp tekrar Türk Milletine sunulmaya çalışılan, Türk Tarihinden ve Türklükten nasibini almamış Abdullah Gül’ü ve adamlarından bazılarını bir daha tanıtalım. Umarım bu yazdıklarımızı, bunları devlet adamı zanneden muhalefet liderleri de okur!

Gül, İngiltere Üniversiteleri arasında tek “Kürt Araştırmaları Enstitüsü” bulunan Exeter’de okudu. Bu ilginç üniversite çoğunlukla Suudi İslam inanışına mensup kişilerin eğitim aldıkları bir yerdir. Aynı zamanda, İngiliz İstihbarat Servisleri, yurtdışı görevine gidecek elemanlarını buradan seçer. Gül, merkezi Cidde’de bulunan İslam Kalkınma Bankasında da 8 yıl çalıştı!.

Dışişleri Bakanlığı sırasında tüm dış temsilciliklerimize, “FETÖ Okullarına her türlü yardım yapılsın” diye resmi yazı yazacak kadar FETÖSEVERDİR!

Cumhurbaşkanı iken; Türk Ordusuna kumpas kurmak isteyen AKP üst yöneticilerine, “Bir Savcı bulun, önce suçlamaları delillendirin ve gereğini yapın” diyecek kadar Türk Ordusu düşmanıdır.

Suudi Kral, Ankara’ya geldiğinde Anıtkabir’i ve Çankaya Köşkünü ziyaret etmedi.
Dönemin Başbakanı Erdoğan ve Gül birlikte Kral’ın oteline gidip, T.C Devleti Cumhurbaşkanlığı postunu Arap Kralın ayaklarının dibine attılar.

İngiltere Kraliçesi 2008’de A. Gül’e “Büyük Şövalye Nişanı” taktı. Bu nişan ancak, İngiltere’nin kutsal saydığı değerleri ölümü pahasına savunanlara, Kraliçe tarafından verilir! Bu nişan, İngiliz Donanması’na ait, “HMB Illustrious” adlı uçak gemisinde verildi. Fakat, T.C Cumhurbaşkanı’na nişan verilen gemiye Türk Bayrağı asılmamıştı! Bu törende Ali Babacan da vardı. O da Exeter çıkışlıdır ve Gül’ün üç prensinden biridir.

Gül’e ayrıca 2010 yılında Chatnam House ödülü yine Kraliçe tarafından verildi. Gül 2011 yılında Kraliçe’nin özel davetlisi olarak saraya gitti ve orada yaptığı konuşmada “Gelecek için ortak vizyonumuz var” dedi.

Gül, sinsidir. Tüm siyasi hayatı boyunca, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmiş, inandığı fikirler uğruna mücadele etmekten korkmuş biridir. Libya’da çadırda Kaddafi, Erbakan’ı azarlarken de sustu, Hulusi Akar askeri helikopterle Huber Köşküne inip, Erdoğan’ın talimatını ilettiğinde de sustu!

Gül’ü ve prensi Babacan’ı neden tekrar parlatıp, televizyonlara sürekli çıkarmalarını anlamanıza yardımcı olmak için bu satırları yazdım. Emperyalistler, adamlarını her zaman korurlar!

Bizim gibi Kuvvacıları mı? Bizleri hem Allah korur hem de Türk Milleti…

Sağlık ve başarı dileklerimle 30 Kasım 2021

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, Rifat SERDAROĞLU yazıları, Tarih | Leave a comment

KADIN HAKLARININ TEMELİ LAİKLİKTİR

KADIN HAKLARININ
TEMELİ LAİKLİKTİR

Prof. Dr. Süleyman Çelik (scelik44@gmail.com)


Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olan 25 Kasım’da Kadınlar kitlesel gösteriler yaparak, son yıllarda gittikçe artan şiddeti ve bununla ilişkili, “İstanbul Sözleşmesi”nin iptal edilmesini protesto ettiler…

Öncelikle belirtelim ki kadına yönelik şiddet, “Kadın Hakları”ndan ayrı düşünülemez; çünkü kadının hakkının olmaması, zaten bir şiddettir…

Kadın hakları da “İnsan Hakları”ından ayrı düşünülemez ve kadın haklarının olmadığı toplumlarda, insan hakları da yok demektir…

Dikkat ederseniz, şiddete başvuranlar genelde, ya kendi haklarını da elde edememiş alt sınıf erkekler, ya da kendilerini her şeye muktedir gören egemen sınıf erkekler arasından çıkmaktadır…


25 Kasım ve öncesinde, sosyal medyada birçok ileti dolaştı… Bunlar arasında, üzerinde “sana ruh üflendiğinde bir kadının karnındasın” yazan bir afiş dikkatimi çekti…

Ruh üflenmesi” dinsel bir söylem, oysa dinde kadın haklarını bırakın, kadının adı bile yoktur…Bu durum yalnız İslam dininde değil, diğerlerinde de aynıdır…

O kadar ki Yunanistan’da Ortodoks rahiplerin yaşadığı Aynoroz‘daki Athos yarımadasına kadınların, hatta dişi hayvanlara bile girmesi yasaktır…

İslam’da kadının peçe takmasının tersine, yobaz Musevi erkekler, kadınların yüzünü görmemek için kendileri peçe takarlar… Nedeni, tümünde kadın günah kaynağı kabul edilmesidir…


Avrupa’da uzun ve acılarla dolu mücadeleler sonucunda elde edilen Aydınlanma ile  teokrasi yıkılıp laiklik elde edilmiş; bundan sonra “İnsan Hakları” ve bu kapsamda “Kadın Hakları” mücadelesi başlamıştır.

Kadınlar haklarını mücadele ettikçe, zamanla elde etmişler ve bu süreçte kurbanlar da vermişlerdir…Kadın haklarının elde edilmesinde km taşı olan bu günler, “özel günler” olarak anılmaya başlanmıştır…

Örneğin, 8 Mart böyle bir gündür…

8 Mart 1857’de Amerika’da dokuma işçisi kadınların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve aynı işi yapan erkek işçilerle eşit ücret istemi ile başlattıkları grevi kırmak isteyen polisin müdahalesiyle yüzlerce kadın yanarak can vermiştir…

Kadın hakları için yanarak can veren bu kadınların anısını yaşatmak için 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kabul edilmiştir…

Bunu bir kâr kapısı yapmak isteyen kapitalizm, 8 Mart’ı anma günü olmaktan çıkarıp kutlama gününe dönüştürmüş ve geçmiş günahlarını unutturmak için “emekçi” sözcüğünü unutturarak adını “Dünya Kadınlar Günü”ne dönüştürmüştür. Böylece 8 Mart, sosyetik kadınlar arasında hediye alıp verme ve karnaval havasında kutlanma günü olmuştur…

Ülkemizde kadınlar haklarına, Türk Aydınlanma Devrimi olan Atatürk devrimleri ile mücadele etmeden kavuşmuşlar ve hatta bu nedenle, bazı haklarını Batılı kadınlardan önce elde etmişlerdir…


Görüldüğü üzere, laiklik Aydınlanmanın temeli olduğu gibi kadın haklarının da  temelidir ve laiklik yok olursa Aydınlanma yok olacağı gibi, öncelikle kadın hakları yok olacaktır…

Bu bakımdan Türk Kadınları öncelikle laikliğe sahip çıkmalı; evrensel anısı olan günleri de anmakla birlikte, asıl kutlamaları gereken gün laikliğin kabul edildiği gün olmalıdır…

Bu tarih, bana göre, içinde ‘laik’ sözcüğü geçmemekle birlikte, Türk Medeni Kanunun kabul edildiği tarih olan 17 Şubat (1926)’dır. Medeni Kanun, kadınların eşit ve özgür bireyler olarak toplumsal ve kamusal yaşamda yerini almasının başlangıcıdır.


AKP iktidarı özellikle hukuk ve eğitim alanında yaptığı değişikliklerle laikliğin, sürekli olarak altını oymaktadır.

Eğitim dinselleştirilmiş, imam hatipler temel eğitim kurumu yapılmış, Öğretim Birliği Yasasına aykırı olarak medrese vb. çağdışı eğitim kurumları açılmış, bir milyonu aşkın çocuk buralarda eğitilir olmuştur…

Anayasa’ya aykırı olarak ticaret hukukundaki bazı yasalarda şer’i düzenlemeler  yapılmıştır…

Kadınlar bu değişiklikler hiç tepki vermedikleri gibi, doğrudan kendilerini ilgilendiren,  imamlara resmi nikah kıyma yetkisi veren yasa değişikliğine de seslerini çıkarmamışlardır…

İstanbul Sözleşmesi ayrıntıdır, asıl olan laikliktir…

İstanbul Sözleşmesini ilk imzalayanlardan olan AKP iktidarının, bugün çekilmesinin nedeni, Şeriatçı oyları toparlayarak iktidarını sürdürmektir…

Bununla birlikte İstanbul Sözleşmesinden çıkılması da protesto edilsin, ancak kadınlar öncelikle laikliğe sahip çıkmalı ve dinsel söylemden uzak durmalıdırlar…

Eğer “ruhun üflenmesinden” söz edilerek hak elde edilmeye çalışılırsa, yobazlar da örneğin, “dine göre kadının nasıl dövülmesi gerektiğini” anlatarak her zaman üste çıkacaklardır!..

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, KADIN HAKLARI | Leave a comment

İcraat sebep icra’at neticedir * Akp iktidara geldiğinde 8 milyon icra dosyası vardı. 31 milyon oldu. Sırf bu yıl 7 milyondan fazla yeni icra dosyası açıldı.

İcraat sebep icra’at neticedir

Sözcü – Yılmaz Özdil


■ Antalya’da yeni icra dairesi törenle açıldı, açılış töreninde konuşan adalet bakanlığı icra daireleri başkanımız “yeni icra dairemizle artık çok daha hızlı hizmet sunacağız, uzmanlaşmış birimlerimizle mükemmelliği hedefliyoruz” dedi, Antalyalılara artık çok daha hızlı ve mükemmel icralar gönderileceği için alkışlandı.

■ Kastamonu’da yeni icra dairesi törenle açıldı, törende konuşan adalet bakanlığı personel genel müdürümüz “yeni icra dairemizle icra sistemimizi olumsuz imajından kurtaracağız” dedi, Kastamonu’da artık “olumlu icra imajı”yla haciz yapılacak.

■ Osmaniye’de yeni icra dairesi, şehir protokolü tarafından “kurdele” kesilerek “hayırlı olsun” denilerek, törenle açıldı… Osmaniye’ye artık “hayırlı icralar” gelecek, tahminim o ki, haciz işlemi yapılan evlerin kapısında haciz memurları tarafından kurdele kesilecek.

■ Kocaeli’de yeni icra dairesi törenle açıldı, kokteyl düzenlendi, yani bi havayi fişek fırlatmadıkları kaldı, Kocaeli valimiz “yeni icra dairesi Kocaeli’ye yakışan bir ortam oldu, memnuniyet vericidir” dedi. Artık kendisine yakışan hacizler yapılacağı için, Kocaeli ne kadar memnun olsa az yani.

■ Siirt’te yeni icra dairesi törenle açıldı, sayın medyamızda “Siirt yeni nesil icra dairesine nihayet kavuştu” diye haber yapıldı… Siirt hasretle bekliyordu çünkü yeni nesil icraları.

■ İcra dairelerinin kapasitesini arttırmayı amaçlayan yeni icra modeli projesi, Adana’da hayata geçirildi; bu kapsamda, Adana genel icra dairesi, Adana gayrimenkul satış icra dairesi, Adana banka alacakları icra dairesi ve Adana abonelik sözleşmeleri icra dairesi, törenle açıldı, ne mutlu Adana’ya.

■ Afyon böyle, Tokat böyle, Kırıkkale böyle, Tekirdağ aynı.

İstanbul’a Avrupa’nın en büyük adliye binasını yaptılar.
Avrupa’nın en büyük adliye binası bile icra yükünü taşıyamadı.
İcra/iflas daireleri için 23 katlık iki yeni bina kiraladılar.

Akp iktidara geldiğinde 8 milyon icra dosyası vardı.
31 milyon oldu. Sırf bu yıl 7 milyondan fazla yeni icra dosyası açıldı.

Bu milletin ahlaki vicdanı vardı.
Büyüklerimiz tembih ederdi, ahlı mal alınmazdı.
Diyanete sordular, “icradan mal edinmek caizdir” fetvası verdi.
E, bu fetvayla, icradan cami bile satıldı bu ülkede.
İcradan satılan mezarlık var, icradan mezar taşı satıldı,
cenaze arabasına haciz geldi, türbeye haciz konuldu, türbeye.

İcradan satılık anaokulu var.
İcradan satılık düğün salonu var.
İcradan satılık lokanta var.
Fabrika, dükkan, ev, otel, tarla, arsa, gani.
İcradan satılık hastane var, eczane var, ambulans var, sedye var.

İcradan doktor sattılar… İcra dairesi “taşınır mal” ibaresiyle ilan verdi, açık arttırmayla satışı yapılanlar arasında kardiyoloji, ortopedi, kadın doğum, göz doktoru vardı, çocuk doktorunu 55 bin liraya, beyin cerrahını 44 bin liraya, pratisyeni 22 bin liraya verdiler.

İcradan satılık yarış atı var, deve var, güvercin var, balık çiftliği var.
İcradan satılık traktör var, dozer var, kayık var, karavan var.
İcradan satılık piyano var, keman var, gitar var, bale ayakkabısı var.
İcradan satılık tablo var, heykel var, minyatür var, rölyef var.

İcradan satılık voleybol sahası var, tenis kortu var, yüzme havuzu var, boks eldiveni var, futbol topu var, Karşıyaka spor kulübünün basketbol potalarına haciz geldi.

İcradan satılık iğne var, iplik var.
Donumuza kadar haciz geldi denir ya, icradan satılık külot var.
İcradan satılık prezervatif var.

Kerhane satıldı icradan… Adalet bakanlığının resmi internet sitesindeki icra ilanında kerhanenin fotoğrafları yayınlandı. Mavi Marmara feribotu İstanbul büyükşehir belediyesine aitti, Akp tarafından İhh’ya satıldı, bile bile lades misali, insanları doldurup Gazze’ye gönderdiler, İsrail komandoları bastı, insanları bile bile öldürdüler, asrın liderimiz “giderken bana mı sordunuz” deyip işin içinden sıyrıldı… İşte o Mavi Marmara feribotu bile önceki gün icradan satıldı.

Ve dün…
İcra/iflas kanununda değişiklik yaptılar, iş yoğunluğu fazla olan şehirlerde “birden fazla icra dairesi başkanlığı” kurulacak. İcra daireleri zaten yetmiyordu, artık icra dairelerini koordine eden icra dairesi başkanlıkları bile yetmiyor.

“Şahlandı” denilen Türkiye ekonomisinde büyüyen tek sektör, icra dairesi sektörü!

Faiz sebep, enflasyon netice değildir ama…
Akp icraatı sebep, icra’at neticedir!


https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yilmaz-ozdil/icraat-sebep-icraat-neticedir-6800419/

Posted in Ekonomi, Yılmaz Özdil | Leave a comment

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ’Nİ DOĞRU DEĞERLENDİRELİM

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ’Nİ
DOĞRU DEĞERLENDİRELİM

İbrahim DAŞ


ABD İslam dünyasını, ılımlı, siyasal, radikal ve seküler diye ayırıyor. Bu ayrım rejim bakımından bir ayrımmış gibi algılansa da ABD öyle bakmıyor. Kendisine hizmet edene ılımlı İslam, etmeyenleri de terörist ilan ediyor. İster dinsel hükümlere dayalı yönetimi olsun ister olmasın kendisine hizmet edeni ılımlı İslam olarak adlandırıyor ve destek vererek ülkelerin başına iktidar yapıyor.

ABD, Arap Baharında görevi Müslüman Kardeşler/İhvanı Müslimin hareketine vermiştir. Afrika’nın kuzeyi karışmadan çok önce bölgemizde ve ülkemizde İhvan söz sahibi olmuştur. Ortadoğu’daki birçok ülkenin başına Müslüman Kardeşler geçmiştir. BOP ve İhvan süreci Mısır’da sekteye uğramasaydı bugün bu birliktelik kolay kolay açığa çıkmayacaktı. Ortadoğu’daki bütün İslami hareketler, ya Müslüman Kardeşler hareketine karşı doğmuş ya da içerisinden ayrılarak hareketin uzantısı olarak devam etmiştir. Elbette Müslüman Kardeşlerin İngiltere tarafından 1928’de kurulduğunun belgelerini tarihçiler açıkladığı için o boyuta girmeye gerek görmüyorum.

Geçen hafta Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasında 10 anlaşma imzalandı. 15 Temmuz 2016 sonrası Türkiye’de BAE ile bir sorun var diye yazıldı çizildi. Bunun cevabı için BAE’nin yönetimi ılımlı İslam yönetimi midir değil midir ona bakmak yeterli olacaktır.

BAE’de Müslüman Kardeşlerin varlığı çok eskilere dayanır. ABD ile BAE arasından su sızmaz. 2011 ve 2013 yıllarında BAE’de faaliyet gösteren İhvan üyeleri tutuklandı. Kasım 2014’te de Müslüman Kardeşler BAE’de terör örgütü ilan edildi. 2012’de BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah’ın “Müslüman Kardeşler ulus devletin sınırlarını ve egemenliğini tanımayan ve hatta ulusal birliğe zarar veren bir örgüttür. Dolayısıyla ülkelerin içişlerine karışmak onlar için garip değil” açıklaması İhvan’a bakış açılarını ortaya koyuyordu. Elbette bu bakış açısı ABD ile çatışıyorlar anlamına gelmezdi.

İşte tam da bu zamanlarda veliaht prens Muhammed Bin Zayed’in ağabeyi BAE yöneticisi Halife Bin Zayed El Nahyan birden bire beyin felci geçirdi! Yetki Muhammed Bin Zayed’e geçti. ABD’ye hizmet eden ama geleneksel devlet anlayışından vazgeçmeyen daha da açık olarak BOP’a evet demeyen yapı tavsiye edilmiş yerine İhvan ile sorunu olmayan İngiliz Kraliyet Askeri Akademisi mezunu Muhammed Bin Zayed getirilmişti!

Aynı süreç, kuruldu kurulalı emperyalizme hizmet eden Suudi Arabistan’da da yaşandı. BOP’un Arabistan’ı 5’e bölmüş haritası 2013’te The New York Times’te yayınlandıktan sonra 2017’de Prens Selman’ın başa gelmesi bölgede dönüşümün son noktasıydı. Selman, projeye karşı çıkan prensleri ve eski bakanları yolsuzlukla suçlayarak tutukladı. Hapis cezaları ve idamlarla tavsiyeyi gerçekleştirdi. İran ve Mısır dışında bölgemizdeki tüm ülkelerin yönetimleri ABD’nin istediği gibi şekillenmiş hepsine bahar(!) gelmişti. Bize bahar(!) zaten 2002’de gelmişti…

Üstelik BAE, BOP’un bir ayağı olan İsrail ile “Normalleşme” anlaşmasını da imzaladı. Nisan 2021’de de S. Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal Bin Ferhan, İsrail ile S. Arabistan arasında yapılacak bir “normalleşmenin” Ortadoğu’ya faydası olacağını söyledi!

Eğer BAE’nin ABD’nin bir başka hizmetçisi olduğunu ve iktidarla kavgalı olmadığını göremezsek gerçeğe ulaşamayız. Pandemi bahanesi ile ekonomilerin “sıfırlandığı” böyle bir dönemde kim kime 10 milyon dolar verir? Ortadoğu’da ABD’den izinsiz kimse kimseden ne para alabilir ne de verebilir!

15 Temmuz sonrası Türkiye’de hangi kurum dönüştürülmüştür, dönüştürenler kimlerdir, bakarsanız 15 Temmuz’u kimin yaptığına daha sağlıklı karar verebilirsiniz… ABD, Türkiye’deki işbirlikçileri ile birlikte yürümeye devam etmektedir…


https://antalyakorfez.com/haber/50748-brlesk-arap-emrlklern-dogru-degerlendrelm

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, ORTADOĞU ÜLKELERİ, RADİKAL İSLAM | Leave a comment

AFORİZMALAR * DURUM VAZİYETİ

Sayın Ayla Çokbudak’a teşekkürler

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

ASLINDA UNUTULAN..* Ülkeyi terk etmesi menfaati icabı olan Erdoğan için en güvenli bölge muhtemelen kendisinin de tespit ettiği Afrika olacaktır. Esasen büyük yatırımlarını da orada boşuna yapmamıştır.

ASLINDA UNUTULAN..

Serendip Altındal – 01.12.2021


Son 20 yılın haksız ve kurucu Anayasaya aykırı uygulamaları ve kararlarına karşı duran bütün adam gibi hukukçularına, milliyetçi askerlerine, bürokratlarına, vatansever aydınlarına dava açmış ve tüm mezalimi uygulamış bir İktidar, artık son siyaset günlerini yaşarken yakında devri sabık olduğunda kendilerini savunacak hukukçuları nasıl bulabileceğini de düşünüyor mu acaba?

Aşırı para sever ve megaloman insandan asla vatansever çıkmaz. Çünkü vatanı sadece paradır bunların. Bir kere bunu asla unutmayalım. O halde faiz düşürülüp Dolar yükseltilirken de ilk bakılması gereken, TL tasarrufçusunun aylık takviye maaşı olan lakin Dolar Devalüasyonuna kurban edilen minimal faizleri değil, aslında Dolar mevduatçılarının kazanç durumudur. Çünkü halklarının ne yiyip içeceği, nasıl yaşayacağı asla umurlarında olmayan bu insanlar, başkalarının en doğal ihtiyaçlarını bile kendi doymak bilmez menfaatlerinin üstüne asla koymazlar.

O halde bu bir, ikincisi de bu gidişatın, artık bu ülkede işinin bittiğini anlayan Erdoğan’ın, erken bir seçim için bile önce kendi şartlarını(avantasını) ortaya koyacağını da teyit etmiş olmasıdır. Peki nedir bu şartlar. Bana göre ilk önce de bütün şahsım Davalarının ve soruşturmalarının düşürülmesi ve engelsiz seyahat ortamının kendisine sağlanmasıdır.

Ekonomiden anlamanıza veya Maliyede görev yapmanıza hiç gerek yoktur. Şöyle bir bakın etrafınıza, Dolar vurgununda kimlerin servetlerini daha da fakirleşen milletin sırtından katladığını, sizde derhal anlarsınız. Buna kapılıp sakın sizde küçük TL tasarruflarınızı Dolara yatırmayın. Zira yaşayabilmek için bile Dolar bozdurmak zorunda kalacağınızdan, var olan minimal varlığınızı da derhal kaybedersiniz. Çünkü örnek aldığınız büyük sermayedarlar, bütün yumurtalarını asla aynı sepete koymazlar. Ve bütün ihtiyaçları için ayırdıkları milli para fonlarını da asla ihmal etmezler.

Yani onlar Doları sadece spekülasyon kazancı olarak görür ve kullanırlar. Altın ve diğer pahalı metaller de aynı görevi görür. Bir farkla ki Altın TL in veya başka bir milli para biriminin değerini korumak için kullanılan uluslararası bir öz nominal değer birimidir. Bunu bilince de Merkez Bankasının altın rezervinin, yabancı – ki mesela alınan yüksek faizli dış borçlar nedeniyle İngiltere gibi- kasalarda tutulmasının bile ne anlama geldiğini artık siz düşünün. Yani hangi noktadan yola çıkarsanız çıkın bütün yolların milletin kanını emen aynı sermayedar sektörler durağında buluştuğunu göreceksiniz.

Şimdilerde bazı AKP eskileri ‘Allah’ın verdikçe verdiği’ dönemden itibaren şimdiye kadar olan bütün yolsuzlukları açıklamaya başladılar. Yoksa artık Allah’ın aldıkça alacağını da görüp günah mı çıkarmaya başladılar. Ki bunların içinde yolsuzluğa başından beri tahammül edemeyip AKP’den ayrılmış olanları tenzih etmeyi de asla göz ardı etmeyelim. Bu durumda ise bize düşen, herhalde en doğrusunu, içinde olmaları nedeniyle yine de bunlar biliyordur mealinde yorum yapmak kalıyor.

Ve aynı paralelde Afrika da birçok farklı yatırımları olan Reislerinin, Türkiye’den ister istemez ayrıldıktan sonra artık Afrika da mesken tutacağı anlaşılıyor. Beraberinde hangi yandaşlarını götüreceği de yakın zamanda netleşir nasıl olsa. Ve bu arada Akşener’le başlayan yeni seçmen buluşmaları, artık seçimlerin yaklaştığının da göstergesi oluyor. Hele de Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘helalleşme’ döneminin, bütün taraflarca benimsenmesinin de aynı bağlamda dışarıya göçleri tetikleyeceği anlaşılmaktadır. Öyle ki; belki de seçimler muhtemelen İktidarsız bir ortam da yapılacaktır. Yani İktidarın adı geçenleri, davasız ve kamuya hesap vermeden ülkeyi terk etmiş olacaklardır. Ki bunun nasıl olacağını ben de çok merek ediyorum doğrusu! Hani biz söylememiş olmayalım da!

Ülkeyi terk etmesi menfaati icabı olan Erdoğan için en güvenli bölge muhtemelen kendisinin de tespit ettiği Afrika olacaktır. Esasen büyük yatırımlarını da orada boşuna yapmamıştır. Çünkü artık gücünü yitirmiş ve emperyal yanlı umutları da oldukça hiçleşmiş olan Erdoğan’ın AB veya USA’ya göç edeceğini hiç beklemiyorum. Avrasya bölgesi de kendisine uymaz. Çünkü bu bölgelerde sürekli kaşınacağını ve bütün kara servetine rağmen huzurlu ve bağımsız olamayacağını kendisinin de bildiğini düşünüyorum. O halde nispeten kendisi için en huzurlu ve izole bir bölge olarak Afrika’yı tercih edecektir şüphesiz.

Yani görünen o ki Erdoğan’ın bundan böyle Türkiye de bir son araması, abesle iştigaldir ve sadece kendi sonunu erken getirecektir. Hatta etrafındaki menfaatperest danışmanlarına rağmen bu kadar düşünce yoksunu olabileceğini de düşünemiyorum. Dolayısıyla da bundan böyle kalan geleceğini, rahatsız olmadan Afrika’da ve yeni planlar yapmak doğrultusunda da kullanacağını öngörebiliyorum. Öyleyse solu sağı hiç belli olmayan Türk insanını güvenlik nedeniyle daha fazla tahrik etmeyi bir an önce bırakıp, kendi tayinini hemen Afrika’ya çıkartmalıdır daha da gecikmeden.

Bu arada CHP vesikayla ekmek verdi diyen tarih bilmezlere kısa bir anımsatmayla hatırlatalım. 1939-45 arasında vuku bulan II Dünya harbinin en buhranlı günlerinde ve bütün Avrupa yerle bir olmuş ve bağlamında taraf olan veya olmayan bütün dış güçler açlıkla boğuşurken, hatta bazı kürklü kadınlar bile sokaklardaki at leşlerinden et parçaları kopartırken çekilmiş tarihi fotoğraflar benim arşivimde de bulunuyor. Oysa ancak 1942 yılında harbin en yoğunlaştığı günlerde kısa bir dönem vesikayla ekmek alınabilme zorluğu yaşanan ve yüksek İnönü iradesinin Dünya Harbinden, getirdiği genel açlık ve yokluktan koruduğu Türkiye’mizde dahi bugün yaşanılan ekmek kuyruklarına rastlanılmamıştır.

Bildiğiniz gibi AKP İktidarı yeterinin üstünde uzatmaları her yurttaş protestosuna rağmen oynarken devamlı olarak ‘dış güçler’ lafını kullandı ve hala da kullanıyor. Halbuki dış güçlerle uğraşmaya ne güçleri ne de misyonları yeterli olmadığı için bugüne kadar sadece kendi vatandaşlarıyla mücadelede karar kıldılar. Ve bu bağlamda ‘dış güçler’ lafı akla derhal Saray güçlerini getiriyor. Bu da demek olur ki Vatandaş, asıl dış güç olarak TC TBMM dışında karar alan merci olduğundan yalnız Beştepe Sarayından söz edildiğini düşünüyor artık.

BOP eş Başkanlığı ve 20 yıllık AKP İktidarından sonra daha da bariz hale gelen ülkedeki emperyalist mevcudiyeti, Türkiye’de Atatürkçülüğün tasfiyesi ve yumuşak İslam paradigmasının iflasından sonra şimdilik ve son çıkış yolu olarak mandacı Dolar senaryoları fragmanlarını, Erdoğan gayretiyle pazarlıyor. Lakin ‘dış güçlerin’ daha başından beri Beştepe Sarayında oturduğu gerçeğinden başka da AKP ve Erdoğan’ın elinde bir şey kalmadı artık. O nedenle de zaten yerini yakında dijital paraya terk edecek olan Doları sürekli yükselterek, ülkemizi dibine kadar satmak için sınır kapılarını da kurda kuşa bile açmadı mı?

Her şeyin mihrak, kurgu olduğunu söyleyen Erdoğan’ın aslında unuttuğu, her konuda iflas ettiği ve bütün Putlar, fetişler kırıldığı halde bu kadar süre Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkenin başında nasıl olup da kalabildiğidir. İşte en büyük kurgu da budur aslında. Ne ki şimdi artık onun için ‘şahsım’ bitti ‘benden sonra tufan’ dönemi başladı artık. O halde sıkı durun! Ya da yukarıdaki öngörü ve tavsiyemizi tutar ve tayinini çıkartır da hem kendisine hem de ülkesine son bir hayır yapar belki, kim bilir!

serendipaltindal.blogspot.com
serendipaltindal@gmail.com

Posted in FAŞİZM, Politika ve Gundem, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

UYGUR TÜRK’LERİNE UYGULANAN FAŞİZM VE ASİMİLASYON * Belgeler sızdı, Çin’in ‘Uygur yalanı’ deşifre oldu

Belgeler sızdı, Çin’in ‘Uygur yalanı’ deşifre oldu

Hürriyet * Aralık 01, 2021


Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in batısındaki Sincan bölgesinde batılı hükümetlerin ‘soykırım’ olarak tanımladığı şeyle ilk kez doğrudan bağlantılı olduğuna işaret eden belgeler sızdı.


Çin‘in Uygurlara yönelik acımasız baskısının merkezindeki toplama kampları sızan belgeler ile gündemde. 317 sayfalık yeni belgeler Uygurlara yönelik insanlık dışı uygulamaların doğrudan hükümet tarafından verdiğine işaret ediyor.

Çin Devletinin zorunlu yeniden yapılanma kamplarına on binlerce Uygur Türk’ü zorla Kamplara atıldı, toplumdan ve ailelerinden uzaklaştırıldı ve ailelerini kırıma uğrattı.

Söz konusu belgeler Çin Komünist Partisi üyesi üst düzey isimlerin Uygur için toplama kampları kurulması, zorunlu çalıştırılması ve kısırlaştırılması gibi baskıcı uygulamaların emrini verdiği bilgisine ev sahipliği yapıyor.

İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan habere göre, bu üst düzey isimler arasında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping de yer alıyor.

Belgeleri inceleyen Alman akademisyen Adrian Zenz belgelerin Çinli liderlerin Uygur zulmündeki rolünün daha büyük olduğuna işaret ettiğinin altını çizdi.

Zeng’in incelemesi sonrası Xi ve diğer üst düzey isimler tarafından verilen emirlerin bölgedeki görevliler tarafından uygulandığı bilgisine ulaşıldı.

Uygur Türk’lerinin zorla tutulduğu esir kampları

Örneğin Xi’nin 2014 yılında yaptığı ‘Nüfus oranı ve nüfus güvenliği, uzun vadeli barış ve istikrar için önemli temellerdir’ açıklaması sonrası Sincan’daki Uygur kadınlarını hedef alan zorla kısırlaştırma ve doğum kontrol kampanyalarının başladığı belirtiliyor.

Xi, doğum kontrol politikalarının ‘tüm etnik gruplar için eşit’ hale getirilmesi gerektiğini de belirtti.

Bu tabir daha sonra Sincan Sağlık Komisyonu tarafından Uygur nüfusu arasındaki doğum oranlarını düşürmenin ana amacı olarak lanse edildi.

Dr Zenz, ‘Belgeler Xi Jinping ve Başbakan Li Keqiang’in doğrudan ve dolaylı olarak daha sonra uygulanan politikaları talep ettiğini gösteriyor’ dedi.


https://www.hurriyet.com.tr/dunya/belgeler-sizdi-cinin-uygur-yalani-desifre-oldu-41951355

Posted in ASİMİLASYON, EMPERYALİZM, FAŞİZM | Leave a comment

CASUSLUK VE MAFYOKRASİ * Kozmik Odaya girilmesi emrini veren AKP Genel Başkanı Başbakan, Dışişleri Bakanı, MİT Başkanı ve sorumlu olan Genel Kurmay Başkanları T.C. Devletine ihanet ve casusluk suçlamasıyla yargılanmalıdır!

CASUSLUK VE MAFYOKRASİ

Zahide Uçar


DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan “Siyasi ve Askeri Casusluk” suçlamasıyla tutuklandı. Gazeteci İsmail Saymaz’ın açıklamasına göre Metin Gürcan ifadesinde; İtalyan ve İspanyol iki diplomat için açık kaynaklardan telif karşılığı rapor hazırladığını söylemiş.

İki yabancı diplomatla buluştuğunda yakalansaydı, verdiği bilgilerin ne olduğu da ortaya çıkardı ama böyle yapılmıyor. Bir zaman kollanıp gerekli görülürse işlem yapılıyor.

Casusluk diye yandaş, Gürcan’ın üzerinde tepiniyor. DEVA Partisi benim için sabıkalı insanların partisidir. Ege Adalarının işgali, Ergenekon ve türevi kumpaslar, açılım rezillikleri, Irak ve Suriye savaşlarında ABD yanında BOP’a destek olmaları benim için yeterli. AKP’nin suç ortakları…

Yalnız CASUSLUK denince, T.C. Devleti kurulduğundan bu yana en alçak casusluk faaliyetini AKP ile yaşadı. Bu gerçeği haykıracak onurlu bir nefes, gerçek bir muhalefet bulamıyoruz.

Kozmik Oda vakası en alçak, en hain casusluk faaliyetidir. Kozmik odadan aldıkları savaş sırlarını YUNANİSTAN’A SERVİS ETTİLERYunanistan bugün savaş planlarını bu sırlara göre yeniledi. ABD bu sırlara göre Yunanistan’da “silahsız bölgelere” Lozan Antlaşmasını çiğneyerek yerleşti. Kozmik Oda ihanetinden sonra yabancı istihbarat ve terör örgütlerinin içine sızdırılmış istihbarat elemanlarımız (bir iddiaya göre 833, bir iddiaya göre binin üzerinde) şehit edildi. Bu korkunç bir durumdur.

İstihbarat elemanlarımız şehit edildikten sonra doğan güvenlik zaafından dolayı ne kadar şehidimiz oldu, kaç vatan evladı toprağa düştü bilmiyoruz. Ayrıca bir savaş durumunda iç direnişi örgütleyecek insanlarımızın isimleri ve saklanan silahların yerleri de açık edildi. Büyük bir güvenlik açığına neden oldular.

CASUSLUKSA;

Kozmik Odaya girilmesi emrini veren AKP Genel Başkanı Başbakan, Dışişleri Bakanı, MİT Başkanı ve sorumlu olan Genel Kurmay Başkanları T.C. Devletine ihanet ve casusluk suçlamasıyla yargılanmalıdır!

Bana bu ihanetin hesabını soracak ortadaki mevcutlardan TEK BİR PARTİ BAŞKANI söyleyin! Susuyorlarsa, bu güne kadar dillendirmedilerse, onlar da güvenlik sorunudur!

Gerçeklerden kaçarak ölümden kurtulamayız!


Arka Bahçeli faciası: Mafyokrasi

Bahçeli mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın hapisten çıkmasını sağladı. Mafyokrasi yönetimine uygun bir çalışma…

Dövülen gazetecileri dövenler MHP’liydi. Bahçeli’nin görevi belli oldu. AKP genel Başkanı için saha temizliği yapmak ve MHP’yi lanetleterek toprağa gömmek…

Yeni Dünya Düzenine göre milliyetçi, ulusalcı bir gençlik istenmiyor. Ne isteniyor? Küresel yönetime uyumlu, milli duyguları törpülenmiş bir gençlik isteniyor.

Bahçeli bir parti Başkanı değil de, bir mafya lideri gibi Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı tehdit etti. “Ülkücüler ensende” dedi. Aleni suç işledi. Görev adamı ARKA BAHÇELİ…

Yavaş, AKP+MHP ortaklığında oluşturulan bu mafyokrasi sözcüsünü muhatap almadı. Ağırlığına yakışan bir açıklama yaptı.

UYARI

Yavaş ülkemizde en fazla sevilen isimlerden biri oldu. Ciddiyetle işini yapıyor. Magazine malzeme vermiyor. AKP’yi terk eden seçmen dahil her kesimden oy alabilecek bir isim. AKP ve küçük yaması iktidarı vermemek için her türlü zorbalığı yapacak bir kafaya sahiptir. O nedenle bu tehdidi hafife almayın. Gelecek için küresel projelere uygun bir ismi planlayan derin yapılar bu tehdidi değerlendirip harekete geçebilir. Fırsata dönüştürebilir. Geçmişte bu tür örnekler ülkemizde çok yaşandı.

Mansur Yavaş çok iyi korunmalıdır.  

Zahide UÇAR (01.12.2021)

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, ERGENEKON - BALYOZ, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, İSTİHBARAT KURUMLARI, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment