DOĞRU SÖZE NE DENİR ?

Posted in DİN-İNANÇ | Leave a comment

Görüşler öneriler * YAKLAŞAN SEÇİMLERDE İLK HEDEFİMİZ NE OLMALIDIR

YAKLAŞAN SEÇİMLER İÇİN DÜŞÜNCELER

Sayın Tuncay Erciyes’in aşağıdaki yazısına içtenlikle katılıyorum.

Türkiye’nin Laik demokratik Cumhuriyet ile İslamcı faşist bir yönetime gidişin yol ayrımındaki son şansı 2019 seçimidir.Bu nedenle tüm siyasi partiler AYKIRILIKLARINDAN vazgeçerek güç birliğine gitmelidir.AKP’nin şimdiye dek yapmış olduğu seçim hileleriyle Devletin tüm imkanlarını,kadrolarını ve parasını kullanarak YSK’yı esir alarak seçimleri kazandığını gözden kaçırmamak gerek.

Bir de buna muhalefet partisi Başkanının Cumhurbaşkanı seçiminde Ekmelettin İhsanoğlu gibi bir adayı tek başına belirleyerek yapmış olduğu büyük hatanın (veya bilinçli olarak) AKP’ye ve Erdoğan’a büyük avantaj tanıdığı ve Erdoğan’ın bu nedenle seçimi kazanmış olduğu unutulmamalıdır. Bunu yazma nedenim Kılıçdaroğlu’nun benzeri ve telafi edilemez hatalardan uzak kalmasıdır

R.T.Erdoğan 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için Devletin tüm kadrolarını ve parasını kullanacaktır.Şimdiye kadar hiç olmadığı şekilde legal , illegal hatta alışılmadık yöntemler uygulanacaktır . Bu seçim Erdoğan , ailesi ve AKP için hayati boyuttadır.

Gerçek MHP’li arkadaşlara seslenmek isterim ;
Devlet Bahçeli ve birkaç kurmayı MHP’yi cumhurbaşkanı Erdoğan’a ipotek etmiş asli ilkelerinden uzaklaştırarak GERÇEK MHP tabanını kırarak partiden istifalarına neden olmuş ve halen olmaktadır.Yapılan seçim ön anketlerine göre MHP barajı geçemeyerek siyasi parti mezarlığında ne yazık ki kaybolacaktır.Akşener ve arkadaşlarının kuracakları yeni partinin MHP’nin gerçek misyonunu yürütebilecek olduğu düşünülmektedir. Temennim odur ki GERÇEK MHP’li arkadaşlar yeni kurulan partiyi destekleyerek 2019 seçimi için CHP ile işbirliğine gitsinler .

Yukarıdaki nedenlerle Tuncay Erciyes’in aşağıda yazdığı gibi CHP’nin öncülüğünde Türkiye’yi kuruluş ayarlarına döndürecek yeni bir KUVAY-İ MİLLİYE cephesi için tüm muhalet partilerinin görüş aykırılıklarını bir tarafa bırakarak GENİŞ VE GÜÇLÜ BİR MUHALEFET cephesi oluşturmaları hayati önem taşımaktadır.

ÜLKEMİZİN VE BİZLERİN GÜNÜMÜZ VE GELECEĞİMİZ AĞIR TEHDİTLER VE TEHLİKE ALTINDADIR . SİYASİ AYKIRILIKLARI BİR YANA BIRAKARAK İŞBİRLİĞİNE GİTMEK ZAMANIDIR

Ya devlet başa Ya kuzgun leşe

Saygılarımla

Naci Kaptan
25.09.2017

Tuncay Erciyes
tuncayerciyes@gmail.com
17 Eylül 2017

YAKLAŞAN SEÇİMLERDE
İLK HEDEFİMİZ NE OLMALIDIR

Sevgili Dostlarım,

Facebook profilimde paylaşımlarıma yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla listemdeki arkadaşlarımın tümü AKP ve ERDOĞAN KARŞITIDIR. Bu çok sevindirici olsa da maalesef bazı çok ÖNEMLİ KONULARDA hemfikir olmamıza yetmiyor.

Örneğin, SAĞ GÖRÜŞÜ BASKIN Atatürkçü arkadaşlarımın bazıları MARKS, ENGELS, LENİN, MAO, CASTRO, CHE ve ülkemizin 68 kuşağından Deniz GEZMİŞ, Mahir ÇAYAN vb. Sosyalist Devrimcilere karşı son derece acımasızlar. Çünkü onları ATATÜRKÇÜLÜK DÜŞMANI olarak görüyorlar. Onların yaşadığı yılları BUGÜNÜN AKLI, bilgisi ve kabulleri ile değerlendiriyorlar. Yaptıkları şeyin, ATATÜRK’ÜN “2. Mehmet BÜYÜK adamdır” diyerek övdüğü FATİH’İ bugünün aklıyla SUÇLAMAKTAN FARKSIZ olduğunu anlayamıyorlar. Öncelikli hedef konusunda hemfikir olduğumuz için, gönderilerimin altında bu konuda tartışma pek çıkmıyor.

SOL GÖRÜŞÜ BASKIN Atatürkçü arkadaşlarımın bazıları ise, ülkücülere KAN DAVASI güdüyorlar. Eski defterleri karıştırıp bazı Ülkücülerin GEÇMİŞTE yaptıkları YANLIŞ işleri, İsmail Kahraman gibi Şeriatçılarla birlikte ABD’nin YEŞİL KUŞAK projesinde görev almalarını, Deniz Gezmişlere saldırmalarını, YENİ PARTİNİN desteklenmesini savunan her gönderimin altında dile getiriyorlar. Öyle bir dikkat dağıtıyorlar ki ERDOĞAN’IN iktidardan DÜŞÜRÜLMESİNİN Türkiye için çok önemli olduğunu unutturuyorlar. YENİ PARTİ kurmak için MHP’den ayrılan ÜLKÜCÜ kökenli insanların ATATÜRK, laiklik, demokrasi gibi konularda BİZLERLE AYNI şeyleri savunduklarını ve bizler kadar ERDOĞAN KARŞITI oldukları fark edilemez ya da önemsiz hale geliyor.

Hemen belirteyim, SOL GÖRÜŞÜ BASKIN Atatürkçü arkadaşlarımın hatırlattıklarına YALAN demiyorum. Sadece,

“ÖNEMLİ İŞLERE ÖNCELİK VERELİM” diyorum.

Şu an EN ÖNEMLİ TEHLİKE,

CUMHURİYETİN yok edilerek yerine Atatürk’ün unutturulduğu, TÜRKLÜK bilincinin yok edildiği, ARAPÇILIĞIN özendirildiği bir tür İSLAMİ FAŞİST DİKTATÖRLÜK kurulmasıdır.

Önce bunu ÖNLEMELİYİZ.

Bunun için de geçmişi kaşımayı bırakıp en GENİŞ CEPHEYİ kurmalıyız.

CHP de YENİ PARTİ de tek başına ERDOĞAN’IN BAŞKAN OLMASINI ÖNLEYEMEZ. Bu nedenle birbirlerini RAKİP değil MÜTTEFİK görmeleri, İTTİFAK yapmaları, yöneticilerinin ve taraftarlarının iyi geçinmesi ŞARTTIR.

Eğer ATATÜRK’ÜN kurduğu Laik demokratik Cumhuriyetimizin, ŞERİAT adını verdikleri İSLAMİ FAŞİST DİKTATÖRLÜĞE dönüştürülmesine KARŞIYSAK, bu iki partiyi YIPRATMAMALI, yanlış bir şey gördüğümüzde YAPICI yani, ÇÖZÜM ÖNEREREK ELEŞTİRMELİYİZ.

Sevgilerimle.
Tuncay Erciyes
17 Eylül 2017

NOT-1: İTTİFAK yapmak, TEK ADAY ile Başkanlık yarışına katılınması şeklinde anlaşılmamalıdır. CHP de YENİ PARTİ de KENDİ ADAYLARI ile Başkanlık yarışına katılmalıdır. Ama CHP’nin Başkan adayı Deniz BAYKAL veya Kemal KILIÇDAROĞLU gibi ERDOĞAN karşısında defalarca yenilen kişiler olmamalıdır. Bu şahıslar ikinci tura kaldığı takdirde Erdoğan karşısında hiçbir şansları yoktur.

NOT-1: Bu yazım https://www.facebook.com/terciyes1/posts/10212863460373583?notif_t=like&notif_id=1505527034471644

Adresinde de yayınlanmış olup, görüşlerinizi orada da paylaşmanızdan çok memnun olurum.

Posted in FAŞİZM, Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER | Leave a comment

TÜRKÇE VE DİL ÜZERİNE *** PARÇALANMA DİL İLE BAŞLAR * ABD ve AB’nin çeşitli dayatmaları sonucunda, Türkiye’de bir “anadilde eğitim” söylemleri başladı. İlköğretimden, üniversiteye anadilde eğitimin özerklik, federasyon ve sonunda da ayrı bir devlet kurma anlamına geldiği bilinmektedir. Emperyalist devletlere şirin gözükmek ve son kullanım sürelerini uzatmak için başlatılan, ama sonuçlarını şimdiden göremeyenlerin dillendirdikleri anadilde eğitim çabaları, ülkemizin Misak-ı Milli sınırlarının değiştirilmesini amaçlamaktadır.

Değerli Dostlar,

Dün (24/09 PZ) sizinle paylaştığım “DİL GİDERSE” konulu (Arzu KÖK Öğretmenin yazısına) eklediğim yazımı “Ne olacak bu Türkçe’mizin hali?!” diye başlayarak sizinle paylaşmıştım. Bunu okuyan Değerli Suay Karaman hocamız da daha detaylı gerekçelerle 2010’da yazdığı ve Dil Derneği Onur Ödülü almasını sağlayan aşağıdaki yazısını paylaşmış. İşte bir Türk aydınının bu konudaki gerçek düşüncesidir aşağıdaki yazısı ve uzak görüşlülüğünün ve tarih bilincinin yazıya dökülmüşüdür bu yaşanmış ve yaşanan gerçekler.

Suay Hoca, Ana Dilde Eğitim ile, Resmi Dilde Eğitimin konusunu ve neticesini iyi incelemiş ve paylaşmış.

Kendileriyle iletişimde bulunduğum ve konferanslarını takip ettiğim iki değerli hocamız (Prof. Dr. Ahmet SALTIK ve Nükleer Fizik Prof. D. Ali ERCAN) da anlatmışlardı Ana Dil İle Resmi Dil farkını ve ne yazık ki, devlet görevlilerimizin ve çoğu aydınlarımızın bu farkı halen yanlış kullandıklarını, Ana Dil’in, aile içinde kökeninin dili olduğunu, Resmi dil’in ise, ülkenin ve tüm ulusun ortak anlaşma dili, yani Resmi Dil olduğunu anlatmışlardı. Bazı öğretmenlerimiz ana dilde eğitimi savunurken, bu iki değerli hocamız, dünya örneklerini de vererek resmi dili ve bu dille eğitimi savunmuşlardı. Prof. D. Ali Ercan hocamız bir sunumunda ve Saltık hocamızın web sitesinde de yazmışlardı bu ana dil ve resmi dil konusunu ve demişlerdi ki;

“Bugünkü nüfusu 320 milyon ve 50 eyaletli “ABD’nin tek resmi dili İngilizcedir. Okullarda (İlk, Orta, Lise) sabah ulusal and’la derse başlanır vs” demişlerdi. Bu and’ın İngilizcesi ve Türkçesi arşivimdedir.Türkçesini Suay Hocamızın aşağıdaki yazısında okuyacaksınız.

Evet, dünyada birden fazla resmi dili olan bazı ülkeler var (İsviçre, Belçika, Finlandiya gibi). Finlandiya da kaldığım yıllarda Fin tarihini okumuştum. Bu durumu Helsinki Emniyet Md. ile konuşmuştum. İsveççe’nin neden ikinci resmi dil olduğunu anlatmıştım da, haklı olduğumu söylemişti. Bunu daha önceki yazılarımda ve ANILARIMDA 5 ÜLKE kitabımda anlatmıştım. Yani, çok resmi dilli ülkelerin tarihini okumak gerek bunun için.

Kaygılarım ve saygılarımla.

Duran Aydoğmuş

***

25 Eylül 2017 0:04 Pazartesi tarihinde Suay Karaman <suaykaraman@gmail.com> şöyle yazdı: ​​ Dil Derneği’nden Onur Ödülü almamı sağlayan yazımı iletiyorum. Selamlarımla

SUAY

PARÇALANMA DİL İLE BAŞLAR

Suay Karaman

Devlet ile vatandaşlar arasındaki tüm resmi işlemlerin resmi dilde yapılması gerekmektedir. Resmi dil, bir ülkede anayasa ile kabul edilen dili tanımlamak için kullanılan terimdir. Bir ülke sınırları dahilinde yaşayan kişiler ya da topluluklar farklı bir dil konuşsalar bile, resmi işlemlerini gerçekleştirirken resmi dil kullanmak durumundadırlar.

Anadil ise, insanın çocukken anasından, babasından, evindekilerden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dildir. Anadili ne olursa olsun, insanların resmi dili öğrenmeleri, bilmeleri gereklidir. Çünkü ülke içindeki tüm resmi işlemler gerçekleştirilirken, anadil yerine sadece resmi dil kullanılır.

ABD ve AB’nin çeşitli dayatmaları sonucunda, Türkiye’de bir “anadilde eğitim” söylemleri başladı. İlköğretimden, üniversiteye anadilde eğitimin özerklik, federasyon ve sonunda da ayrı bir devlet kurma anlamına geldiği bilinmektedir. Emperyalist devletlere şirin gözükmek ve son kullanım sürelerini uzatmak için başlatılan, ama sonuçlarını şimdiden göremeyenlerin dillendirdikleri anadilde eğitim çabaları, ülkemizin Misak-ı Milli sınırlarının değiştirilmesini amaçlamaktadır.

Ülkemize; “ulusal devlet öldü, Kemalizm’i unutun” diyen ülkeler, kendi ülkelerinde ulus devlettirler ama Türkiye’ye dayatmalarını sürdürmektedirler. “Kürt açılımı Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırıyor” diye bol keseden palavra atan emperyalist güçler, AB üyesi ülke olan Slovakya’nın ülkedeki azınlıkların kamusal alanlarda kendi dilleri ile konuşmalarını yasaklarken utanmıyor mu? Bu yasağa karşı gelmenin cezası 5.000 Euro’dur. Ülkedeki 500.000 Macar asıllı, karara isyan etti ama AB’den bu yasağa karşı tek ses çıkmadı. ABD ve AB’nin, Slovakya hükümetine “Macar açılımı yapın, Macarca televizyon kurun, Macarlar ana dillerinde eğitim yapsın” baskılarında bulunmaması, üzerinde düşünmeye değer bir olgudur.

Paris’teki bir mahkemede sanıklar Korsika dilinde konuştukları için mahkeme görevlileri tarafından dışarı çıkartılmışlardı. Avrupa ülkelerinde bu gibi olayların örnekleri çoktur. Hiç kimse bu ülkelere “Korsikaca, Baskça, Brötanca, Oksitanca, Katalanca vb. dillerde televizyon kurun, bu dillerde eğitim yapın” demiyor. Ama konu Türkiye olunca, Kürtçe eğitim yapmaya ve tüm etnik dillerde televizyon ve radyo yayını yapmaya zorlanıyoruz. Başka AB üyesi ülkelerden istenmeyen ve sadece Türkiye’den istenen bu konuların nedenini çok iyi analiz etmek gerekmektedir.

ABD nüfusunun yaklaşık %30 kadarının ana dili İspanyolca’dır. Ancak ABD’ye “İspanyol kökenlilere ana dillerinde eğitim hakkı verin” diye bir baskı yapılmıyor. 2007 yılında ABD, ‘İngilizce Dil Birliği Kanunu’nu çıkardı. Bu kanunun gerekçelerinden biri, İngilizce’nin “ABD’deki farklı etnik köken, kültür ve dilleri birleştiren temel olgu” olduğu gerçeğidir. Diğeri ise ülkedeki az gelişmiş bölgelerin dil farkı sebebiyle geri kalmalarını önlemektir (Birleşmiş Milletler’in, resmi dil için kullandığı gerekçe budur).

ABD titizlikle bu kanunu uygulamaya yönelirken, her Avrupa ülkesi kendi resmi dilinde yayın ve eğitimde ısrarlı iken, Türkiye’ye hangi amaçla “ana dilde eğitim” adı altında Türkçe dışında eğitim dayatılıyor?

Birçok ülkenin parlamentosunda, anadili farklı olan milletvekilleri bulunmaktadır ama hepsi mecliste resmi dille konuşurlar. Hiç Almanya ya da Avusturya’da Türk kökenli milletvekillerinin parlamentoda Türkçe konuştuğu görüldü mü?

Her ülkenin dil konusundaki duruşları belliyken, emperyalist güçlerce bize dayatılan Kürt açılımları meyvelerini vermeye başladı. Etnikçi partinin bazı milletvekilleri TBMM’de Kürtçe konuştu. Etnikçi partinin başkanı, bundan böyle devletin Kürtçe ile ilgili düzenleme yapmasını beklemeden, iki dilli hayatı bölgede yaşamın her alanında egemen kılacaklarını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Diyarbakır Anakent Belediyesi tarafından 97 tane köy ve mezraya isimleri Türkçe ve Kürtçe olan tabelalar asıldı. Diyarbakır Sur Belediyesi ise, birimlerinin tamamının isimlerini Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olarak tabelalara yazdı.

“Meclis’te Kürtçe kapatma nedenidir” diyen TBMM Başkanı BDP’nin kararını; “siyasi propaganda ve palavra kokuyor. Savcılar üzerlerine düşeni yapmalı” şeklinde değerlendirdi. Bu gelişmeler karşısında “Türkiye’nin resmi dili Türkçe’dir” diyen Çankaya’daki AKP’liye sormak gerek; Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluşunun 93. yıl dönümü törenlerine katılmak için yaptığı gezide, Güroymak ilçesinden geçerken neden bu ilçenin adına Norşin dedi? Başbakan ise, öğrenci olaylarını eleştirmekten, henüz bu iki dilli yaşam konusunda görüş bildiremedi..

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, iki dilli yaşam konusunda AKP’yi suçlayarak; “Türkiye’nin bölünmesine, çok dilli, çok milletli bir yapıya, milli devlet ve üniter yapının tahribatına müsaade edilemez” dedi. CHP Genel Başkanı, geçtiğimiz Kasım ayında çıktığı Diyarbakır gezisinde esnafla bayramlaşırken kendisine, “Kürt sorunu, anadilde eğitim ve işsizlik” konularında görüşü soruldu. CHP Genel Başkanı’nın verdiği yanıt şöyleydi; “sorunların çözüm adresi biz olacağız, size söz veriyorum. Anadilde eğitim talebini de zaten Meclis’te ilk ben dillendirmiştim.”

İki dil konusunda “…Türk Silahlı Kuvvetleri, ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir” şeklinde açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı için, “seni ilgilendirmeyen konularda görüş açıklama” diye çıkış yapanlar, patronların kurduğu ve öncelikli ilgi alanı ekonomi ve üretim olan TÜSİAD örgütünün başkanı için aynı şeyi düşündüler mi? Yeni demokrasi hareketi adı verilen partinin başarısız başkanının eşi ve TÜSİAD’ın sadece çağdaş görünümlü başkanı olan bayan, Diyarbakır’da bölgesel kalkınma zirvesi yemeğinde yaptığı konuşmada Kürtçe tümceler kullanmış ve halay çekerek Kürt sorununa “katkı!” sağlamıştır.

Bizim okullarımızda okunan ant’tan rahatsızlık duyan emperyalizmin maşaları, ABD okullarında öğrencilerin sabahları ders öncesinde, sınıflarında ayağa kalkarak şu yemini ettiklerini biliyorlar mı? “Amerika Birleşik Devletleri’nin bayrağına ve o bayrağın simgelediği cumhuriyete bağlılık için ant içiyorum. Herkes için özgürlük ve adaletle, tanrının gözetiminde bölünmez, tek vatan için..”

Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/genel-kultur/263232-ana-dil-nedir-ve-nicin-onemlidir.html#post1945552

Türkiye’nin sorunlarının nedeni iki dilli yaşam, anadilde eğitim ya da Kürt sorunu değildir. Yıllardır devleti küçültmek bahanesiyle kamu varlıklarını değerlerinin çok altında satarak, üretmeden tüketerek, küresel sermayenin emirleriyle tezgahlanan piyasa, insanlarımıza çözüm olarak sunulmaktadır. Sosyal devlet bitirilmek istenmektedir. Sosyal güvence, sağlık güvencesi, barınma olanakları tüketilmektedir. Açlık, yoksulluk, işsizlik kader olarak sunulmaktadır. Ekonomik kriz sonucunda yatırımlar durmuş, fabrikalar kapanmaya başlamış, tarım ve hayvancılığımız bitirilmiştir. Emperyalist güçlerin isteğiyle yapılan açılımlar sorun oluşturmuş, terör azmış, yolsuzluk ve hukuksuzluk büyük boyutlara ulaşmış, siyasi belirsizlik ortaya çıkmıştır. Laiklik ve cumhuriyetimiz çok büyük tehlike altındadır. Türkiye Cumhuriyeti, dışa bağımlı yanlış yöneticiler nedeniyle kuruluş rotasından saptırılmıştır. Kemalist ilkelerden, devrimlerden ve o muhteşem altı oktan verilen tavizler, bugün tüm sorunların kaynağını oluşturmaktadır.

Ülkemizin sorunları iki dilli yaşamla çözülemez; cumhuriyetçilik, ulusalcılık, devletçilik, halkçılık, laiklik, devrimcilik ilkeleri, dün olduğu gibi bugün de, yarın da sorunların çözümü için vazgeçilmez bir dayanaktır.

İlk Kurşun Gazetesi
20 Aralık 2010.

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI, EĞİTİM | Leave a comment

Arşivden gündeme * Uğur Mumcu’dan MOSSAD ve BARZANİ * MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney’de yayınlanan “Israel’s Secret Wars-A History of Israel’s Intelligence Services” adlı kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian Gazetesi’nde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü‘nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış.

24 Ocak 1993 tarihinde bir suikast sonucu yitirdiğimiz gazeteci-yazar Uğur Mumcu’, yaşamının son günlerinde Kürt dosyası üzerine araştırmalarda bulunuyordu. Mumcu suikastten iki hafta önce yazdığı yazıda Barzani ailesi ile MOSSAD ilişkisi anlatmıştı.

İşte Mumcu’nun 07 Ocak 1993 tarihli yazısı…

MOSSAD ve Barzani

Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor.

Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?

Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, “Hayır olmadı” diyemiyor.

CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney’de yayınlanan “Israel’s Secret Wars-A History of Israel’s Intelligence Services” adlı kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian Gazetesi’nde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü‘nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.

Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra, MOSSAD’ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sh.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan El-Heykel’in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak’tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.

1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması’ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından “Kürdistan Demokratik Partisi”ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor.

Barzani’nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dışişleri eski Bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor. MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail’in Tahran’daki askeri ateşkesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor.

Nimrodi’nin üstlendiği görev ilginç: Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani’nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sh. 328-329)

Kitapta, MOSSAD’dan Kürtler’e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sh.328)

70’li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu? Kitaba göre sürüyor. “Körfez Savaşı” sırasında Irak’ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv’e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sh.521) Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, şimdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor. MOSSAD, Barzani’ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor. Kitapta, Mesut Barzani’nin İsrail’e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek… Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek… İlgi belli… İlişki de belli… Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?

Uğur MUMCU, ( Cumhuriyet, 7 Ocak 1993)

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, BOP, ORTADOĞU ÜLKELERİ, SİYASİ TARİH | Leave a comment

Arşivden gündeme * TARİHİN İÇİNDEN * Barzanîlerin Türkiye’ye nasıl sığındıklarına dair iki belge.

Yeniçağ
Arslan TEKİN
arslantekin53@yahoo.com
24 Eylül 2017

Barzanîlerin Türkiye’ye nasıl sığındıklarına dair iki belge..

İlerisini gerisini düşünmeyen “siyasî İslâmcılar” “Varsın bir de Kürt devleti olsun!” diyebiliyorlar. Zannediyorlar ki, Barzanîler Nakşibendî! Adamlar bir ara din bile değiştirmeye, kendilerini mehdi, ilâh ilân etmeye kalkıştılar. Mesud Barzanî’nin amcaları Abdüsselâm ve Ahmed Barzanî’nin ne yaptıklarını gidip Mesud’a sorsalar o da beni tasdik edecektir!

Allah, tarikatı, cemaati vb. dinimizin önüne alanlara, ümmetin parçalanmasını İslâmın birliği zannedenlere akıl fikir versin! İnşallah “hidayet”e ererler diyeceğim ama umudum hiç mi hiç yok!

Size bugün iki belge vereceğim. Türkiye olmadan bir şey yapılamayacağının da belgesi.

Biliyorsunuz… Başta İngilizler olmak üzere Batı ülkeleri, Ortadoğu’yu şekillendirdiler. Barzanîlerin isyan ettirilmeleri ta Osmanlı’ya kadar uzanır. Öyle bir an geldi ki, İngilizlerle de sürtüştüler. Sıkıntıya girince yüzleri nereye döndü? Elbette Türkiye’ye… 1932’de topraklarımıza sığındılar ve 10 ay ağırlandılar.

Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi’den (ATASE) iki belge vereceğim.

Birinci belge:

“Şifre halli [çözümü] /

DiyariBekir

Erzincan: Üçüncü Ordu müfettişliğine.

1- Barzan Şeyhi Ahmet ile kardeşleri Molla Mustafa, Mehmet Sıddık maiyyeti ile Aile efradile hükümetimizin emrine tebaiyyetle [tâbi olarak] silâhlarını teslim ederek 22/61932de 6.inci Hudut taburuna iltica ettikleri ve taburu muhafazasında Gevara [Gever: Yüksekova] getirilmekte oldukları ve beraberlerinde fazlaca hayvan olduklarından günde (5) kilometre yürüyebildikleri mevcutlarının müfredatile sorulduğu maruzdur (arzedilir).

2- 24/6/[1]932 tarih ve (Ş-1. 1531) ile B. E. RS. 3.O.Mf. 9.K.O,K, I.U.MF. arzedilmiştir,

7.K.O.K.
KENAN

İkinci Belge:

3.O.Mf. Diyaribekir

1- Şey[h] Barzanın maiyetiyle 168 erkek 156 kadın 135 kız çocuğu 171 erkek çocuk cem’an 630 kişi olduğu halde ve bir kafile halinde 21/7/[1]932 de Vandan Erzuruma hareket etmiştir.

2- Bu kafileyi huduttan itibarin 11. Seyyar J. Tb. tarafından tertip edilen muhafız kuvvetle 1K.K.O hududu olan Mosik köyüne kadar sevk edeceklerinden bu köyden itibaren 1.Sv.F.sının teslim almasını IX.K.O.K dan rica ederim.

3- Bu kafile aç ve sefil ve bu yüzden birçoğunun hasta olduğu, Gevardan Vana hareket etmekte olan ikinci Barzan kafilesi dahı aç ve sefildir. Hiç olmazsa ekmeklerinin temininin icap edenlere emir buyurulması maruzdur.

4- 22/VII/932 t. ve 1/1749 ile makamata [makamlara] arz edilmiştir.

VII.K.O.K
Kenan
açtım 23/Tem./[1]932

Bu belgelerin asıllarını, yazının altına, gazetemizin internet sayfasında koydum.

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, ORTADOĞU ÜLKELERİ, TERÖR | Leave a comment

ORTADOĞU – BARZANİ * REFERANDUM DEMİŞKEN…

Nusret Kebapci
24.09.2017

REFERANDUM DEMİŞKEN…

Şimdi biz Barzani’nin 25 Eylül’de yapacağı referandumu tartışıyoruz ya…
Hatta bunu engellemek üzere meclisten tezkere bile çıkarıldığını biliyoruz…
Sahi beyler! Bu referandum niçin yapılıyor?

Amacı nedir?

Yani sonuçta ne olacak biliyor musunuz?
Gibisinden bir soru sormuş olsaydık…
“Tabi biliyoruz…”
“Barzani bağımsızlığını ilan edecek” dediğinizi duyar gibi oluyorum da…

Peki

Barzani’ye bugüne kadar…ABD ve İsrail dışında en çok desteği hangi ülkenin verdiğini sormuş olsaydık yanıtı kim?

Hangi ülke olurdu dersiniz…Şöyle bir düşünün daha yıllar önce Bu kişi bizim kırmızı pasaportumuzu taşırken bile Ülkemizin eski cumhurbaşkanlarından biri tarafından bugün Barzani bölgesi olan yere Kürdistan denmemiş miydi?

Demişti ve zaten iş onunla kalmamıştı…

Açık söylemek gerekirse biz oranın neredeyse tüm alt yapısını ülke olarak üstlenmiştik ,Yol, köprü…Devlet binaları, hepsini neredeyse biz yaptık…

Hatta

Bugün bile elektriğini kendi vatandaşımıza verdiğimizden çok daha ucuza veriyoruz…

Yetmedi…
Askerini biz eğittik.
O kadar ki…

Irak yönetiminin tüm tepkisine rağmen o bölgenin Petrolünü Yumurtalık’a getirip satılmasını bile sağladık…

Onunla da kalınmadı…

Parti olarak genel kurula çağırıp, konuşma yaptırıp, alkışlatıp “Türkiye seninle gurur duyuyor…” diye slogan bile attırıldı…

Sadece meraktan soruyorum…
Bu duyulan gurur nasıl bir gururdur anlamak gerçekten zor.Tabi o yıllarda BOP yeni başlamış ve birilerine göre Diyarbakır merkez olacak…

Sözde Kürdistan denilen yer bize bağlanacak…Ve sözüm ona Türkiye parçalanmak ne kelime daha bile büyüyecekti…Zaten bizim ülkede yapılan “Açılım” vs gibi isimlerle anılan projelerin ana temeli de buydu…

Tabi şöyle söyleyebilirsiniz…

“Tamam.”
“Hata yaptık…”
Hatta…

“Bizi Barzani kandırdı…” Bile diyebilirsiniz,
çok kandırıldığınızdan buna da inanabiliriz de…

Ya bundan çok kısa bir süre önce Barzani’nin ülkemize gelip devlet protokolüyle karşılanmasına…Bayrağının sanki bağımsız bir devlet gibi astırılmasına ne demeli…

Yoksa siz…

Bayrağın egemenlik anlamına geldiğini, bunun Barzani’yi referandum yapmadan bile tanımak anlamına geldiğini bilmiyor musunuz?

Diyelim ki…
Onda da aldandınız…

Ya kardeşim içeriğinde Türkiye’de yabancı askerin bulunmasını da içeren bir tezkereyi çıkardınız çıkarmasına da…Barzani referandumla bağımsızlığını onaylatınca ne olacak biliyor musunuz? Olacak şu…

Sıra Türkiye ve Suriye’ye gelecek…
Peki, o durumda ne yapacaksınız

Biliyorum sizin çözümünüz yok, hatta belki çok kimlikli, federatif bir devletten de yanasınız ama bilmenizde yarar var…Bunu önlemenin de sadece bizde değil, tüm ülkeler için bir tane çözümü vardır…

O da ulus kimlik dediğimiz Türk milleti kimliğini tekrar herkesi kucaklayacak şekilde Atatürk’ün belirttiği şekilde tanımlayıp topluma benimsetmek…

Gerisi hikâyedir…

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, BOP, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ | Leave a comment

ÜLKEMİN DURUM VAZİYETİ * Yağmur yağmayınca muskacıyı baltayla öldürdü * Dudaklarıyla muska yazan hoca !

25.09.2017

Yağmur yağmayınca muskacıyı baltayla öldürdü
Bursa’da evinde muska yaptığı iddia edilen bir kişi baltayla öldürüldü.

Olay, Kestel ilçesi Dudaklı Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Hayri A. (59), Engin S.’ye (64) muska yaptırdı. Ormanda yaşayan Hayri A., köye yağmur yağmamasından sorumlu tuttuğu Engin S.’nin evine gitti. Hayri A., Engin S.’yi kolundan ve boynundan 3 balta darbesiyle yaraladı. 112 ekipleri tarafından Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanes’ne kaldırılan 2 çocuk babası Engin S. hayatını kaybetti. Engin S.’nin cesedi Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Şüpheli, Kestel İlçe Jandarma ekipleri tarafından gözaltına alınırken, olayla alakalı tahkikat sürüyor.

(Ahmet Faruk Çabuk / İHA)

05 Aralık 1985 Tan gazetesi

Posted in DİN-İNANÇ, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

LAİK EĞİTİM * Kürt ırkçılarının inatla ‘anadilde eğitim’ dedikleri ve aydın geçinen kendini bilmez bazı aymazların da savunduğu bu tutum, ülkemizin parçalanmasını sağlar. Bu tutum laik eğitimle çelişmektedir. Çünkü laik eğitimde bölücülük yoktur, teröre destek olmak yoktur.

 

İlk Kurşun
Suay Karaman
25 Eylül 2017
LAİK EĞİTİM

17 Eylül 2017 Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda Eğitim-Sen ve Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde “Laik, Bilimsel, Kamusal, Parasız ve Anadilde Eğitim” mitingi yapıldı. Mitingi düzenleyen kuruluşların tam listesi şöyle: Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Halkevleri, Haziran Hareketi, Öğrenci Veli Derneği (Veli Der), Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖVDER), Eğitimciler Derneği (Eğit Der), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Alevi Kültür Derneği, Divriği Kültür Derneği, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu. Farklı görüşlerden sendika, platform ve kitle örgütünün destek verdiği bu mitinge, bazı yeni CHP milletvekilleri ile yöneticileri de katıldı.

Siyasi iktidarın, ülkemizi ortaçağ karanlığına götürerek, dinci bir rejim kurmak istediği günümüzde “laik eğitim” için toplanmak çok doğru bir karardır. Laik, bilimsel, kamusal ve parasız eğitime herkes destek verir, vermelidir de.

Ancak Kürt ırkçılarının inatla ‘anadilde eğitim’ dedikleri ve aydın geçinen kendini bilmez bazı aymazların da savunduğu bu tutum, ülkemizin parçalanmasını sağlar. Bu tutum laik eğitimle çelişmektedir. Çünkü laik eğitimde bölücülük yoktur, teröre destek olmak yoktur.

PKK terör örgütünün denetimindeki kuruluşlarla yürütüldüğü belli olan ve Türk Bayrağı bulunmayan bu mitingde “Kahrolsun Kemalist Faşist Diktatörlük” pankartı taşınmıştır. Bu pankart PKK terör örgütünün ve birlikte hareket ettikleri emperyalist kuruluşların ideolojisini yansıtmaktadır.

Laik eğitim diyerek mitinge getirilenlere, özellikle Alevilere, Seyit Rıza denilen isyancı derebeyini övdürerek, propagandasını yaptılar. Hem laik, hem de Seyit Rıza’cı olunamayacağı gibi, emperyalizmin kucağına oturarak da, laiklik savunulamaz. Bu şekilde bilinçli olarak Alevilik kirletildiği gibi, değerlerimiz de çiğnenmektedir. Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığını sadece AKP iktidarı değil, maddi ve manevi çıkarları uğruna emperyalizme teslim olan aydın insan taklitleri de yapmaktadır. Devlete başkaldıran Seyit Rıza gibi eşkıyaların ve vatan hainlerinin, peşinden gidenlerin, heykelini dikenlerin, olmayan onurlarının iadesini isteyenlerin emperyalizme hizmet ettikleri çok açıktır.

667 sayılı kanun hükmünde kararname ile kapatılan YARSAV’ın başkanı Murat Arslan, 26 Ekim 2010 tarihinde telefonunda ‘Bylock’ programı bulunduğu ve FETÖ terör örgütünü desteklediği gerekçesiyle tutuklanmıştır. Tutuklu bulunduğu ceza evinden eşine gönderdiği mektubun içeriğinden rahatsız olan cezaevi yönetimi, 7 Ağustos 2017 tarihinde Murat Arslan’a “bir ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma”, cezası vermiştir. Murat Arslan eşine gönderdiği mektupta Seyit Rıza’nın asılırken söylediği, doğruluğu kanıtlanmayan bir ifadeyi kullanmıştır: “Seyit Rıza ölüme giderken, Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de size boyun eğmedim, bu da size dert olsun.” Seyit Rıza gibi bir haini tanımadan ne laik eğitim savunulur, ne laik yargı savunulur, ne de vatan savunulur.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından her yıl düzenlenen Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne bu yıl, Türkiye’den Murat Arslan, Avusturya’dan ‘Concordia Proiecte’ adlı yardım kuruluşu başkanı Georg Sporschill ve Macaristan’ın Helsinki Komitesi aday olarak belirlendi. Bu üç adaydan ödül kazanan Ekim ayı içinde belirlenecek. Ancak İnsan Hakları Ödülü ile vatan haini Seyit Rıza arasında nasıl bir ilişki olduğu da anlaşılamamaktadır.

Türkiye’de laik eğitimi yıkmak için yoğun saldırılarda bulunan AKP iktidarına karşı yapılan bu sözde miting, Alevi tabanı ile bağları bulunmayan Alevicilerin, PKK terör örgütünün uzantısı HDP ile yürüttükleri ihanet dolu bir gösteriden başka bir şey değildir.

Gerici AKP’yi ve bölücü HDP’yi çare olarak görenlerin, Seyit Rıza’yı kahraman olarak ananların ne insanlıkla, ne Alevilikle, ne vatanseverlikle, ne de laiklikle hiç bir ilgileri yoktur. Atatürk’e hakaret edilmesine izin verenler, Atatürk ve cumhuriyet düşmanları ile birlikte yürüyenler, emperyalizmin maşalarıdır ve en az AKP kadar sorumludurlar.

Bu mitingden sonra yeni Cumhuriyet Gazetesi şöyle manşet atmıştı: “Binlerce yurttaş laik eğitim için yürüdü: Teslim olmayacağız.” Hep birlikte emperyalizme teslim olanlar, başlarını kuma gömmüşlerdir. Ancak Türk halkı olanları görmektedir; Atatürk’e ve vatanlarına her koşulda sahip çıkacaklardır..

Posted in EĞİTİM, SUAY KARAMAN | Leave a comment

DİN VE AHLAKI YOZLAŞTIRAN YOBAZLIĞI REHBER ALAN SÖZDE DİN ADAMLARINA * İçimizi Kemirenler ya da Proto-Fetö * Doğru ve sağlam bilgilere dayalı din yerine, mevki-makam, ikbal ya da çıkar beklentilerinden doğan dincilik de, içimizi kemiren nedenlerdendir. Gün geçmiyor ki ülkemizin her köşesinden din adamı kılığına girmiş bir takım din işportacıları, İslam’ı aşağılayan, cahilce, ahmakça “fetvalar” vermesin.

Aydınlık
Şahin Filiz
aydinlik.com.tr, 25.9.2017

İçimizi Kemirenler ya da Proto-Fetö


Devlet ve ulusumuzu içten içe kemiren nedenlerden biri, 80 milyonun istikbal ve istiklalini bağladığı bu ilkelerin çiğnenmesi, parti ya da ideoloji kıskacına sıkıştırılması veya bilerek içinin boşaltılmasıdır. Kuzu postunda kurt olmak, adalet ya da demokrasi kavramlarını kullanarak Atatürkçü görünüp etnik ve dinsel gerilimlere uygun zemin yaratmak demektir. Bunu kim ya da kimler yapıyorsa, bu eleştirinin konusu olur. Suçlu adına adalet talebi, suçsuzlara adaletsizlik etmektir.

Doğru ve sağlam bilgilere dayalı din yerine, mevki-makam, ikbal ya da çıkar beklentilerinden doğan dincilik de, içimizi kemiren nedenlerdendir. Gün geçmiyor ki ülkemizin her köşesinden din adamı kılığına girmiş bir takım din işportacıları, İslam’ı aşağılayan, cahilce, ahmakça “fetvalar” vermesin. Bu fetvalar bildiğiniz fetvalar değil. Eskiden, “gece tırnak kesmek”, “aynaya bakmak”, “baykuşun ötmesi” gibi günlük, sıradan hurafe fetvalar vardı. Yanlıştı, ama hiç değilse toplumu bölen, birbirine düşüren ya da düşman eden bir derinliği, gücü, niye ya da desteği yoktu. Şimdikiler öyle mi?

Arkasına siyasi desteği alan veya aldığına inanan dernek ya da vakıf postuna bürünmüş bazı cemaat ve tarikatlar, artık doğrudan içimizi kemiren siyasi ve toplumsal karşılığını yaratmaya uğraştıkları “yenir yutulur” olmayan fetvalar üretiyorlar. Bu dernek ve vakıflar, kendilerini Allah, Peygamber ve Kur’an yerine koyup, İslam’a karşı başka bir din icat etmekte, Türk toplumunu İslam yerine kendi dinlerine çağırmaktadırlar. Mezhepçi, ırkçı, ayrılıkçı, ayrıştırıcı, insanlık dışı , insanlık düşmanı fetvalar ve sözde-dini hükümler vererek içimizi dışımıza çıkarmakla kalmamakta, içimizi de dışımız da kemirmektedirler. Belli bir güce eriştiklerine kanaat getirdiklerinde ise, Fetö tipi bir canavara dönüşmektedirler.

Öyleyse daha derinlerde yatan bir sebep var mıdır?

İçerden ve dışarıdan kuşatılıyoruz. Fethullahçı haydutlar 15 Temmuz’la yetinmezler. Piyonları öne sürüp etkin elemanlarını “her ortama uyabilecek karaktersizlikle” donattıkları için, Fetö ile kararlı mücadeleyi saptırmaya girişebiliyorlar. Milli Eğitim müfredatına gerici ve bölücü, ayrıştırıcı ve kışkırtıcı bir takım tartışmalı konuların sokuşturulması yine Fetö’nün “sotadaki” ajanlarının marifeti olmalıdır ki, neyse ki hükümet, bu konuda uyanmış durumdadır ve müfredatı, Atatürk karşıtı ve bölücü ifadelerden ayıklamaya çalışmaktadır.

Her ile üniversite açılmasını başından beri olumlu buldum ve bu sayının çoğalmasını da yararlı görüyorum. Üniversitelerde eğitim-öğretimin düzeyi ve niteliği, sayıları çoğaldıkça hararetli tartışmalara konu olsa da, zaman içinde her üniversite kendi bilimsel ve akademik düzeyini yükseltmek için ister istemez rekabete girecektir. Hal böyleyken bazı gerici-yobaz dernek, vakıf ve cemaatler, kız çocuklarının üniversiteye gönderilmesini haram kılmaya kalkıyorlar. Yani, hükümete yaslanarak hükümetin doğru ve yerinde icraatlarını topa tutuyorlar. Siyasi irade önce bu cahil gazelhanları susturmalı, bu bilim ve insanlık düşmanlarına haddini bildirmelidir.

İçeride ve dışarıda terörün her türlüsüne karşı canımızı dişimize takmış mücadele ederken, bu din ve mezhep kumarbazları içerideki birlik ve beraberliği bilerek ve isteyerek sabote etmekte, emperyalistlerin bazen dinci, bazen etnikçi, bazen bölgeci kışkırtmalarında sözcülük görevi üstlenmektedirler. Dış ve iç terörle, hatta belki de yedi, düvelle mücadele içinde olduğumuz şu günlerde koskoca Türkiye Cumhuriyeti çınarını içeriden kemiren bu kemirgenlerin “alınlarının secdeye değmesi”ne aldanmadan, hukuk nezdinde dersini vermek aciliyet kesbetmiştir. Ve hükümet, terörle mücadelede, Türk ulusunun elini zayıflatacak bu iç kemirgenlere, yanlarında olmadığını açık ve seçik biçimde göstermelidir.

Tıp ve din alanları, herkesin rastgele nutuk çekeceği alanlar değildir. Nasıl ki teşhis ya da tedavide yanlış yapan, yanılan; hastanın ölümüne neden olan bir doktor yargılanıyor; gerekirse hukuk karşısında cezasını çekiyorsa, Tıp doktoru gibi tek bir kişiye değil, milyonlara, hatta gelecek nesillere bile onulmaz yaralar açan, zihinsel ve ruhsal ölümlerine neden olan din sorumluları haydi haydi cezalarını çekmeli ve mutlaka bilimsel denetim altında tutulmalıdır.

İçimizi kemirenlerin düşüncesi, bilgisi ve aklı olmadığı için, bunlar için düşünce özgürlüğünden söz edilemez. Türkiye aleyhine faaliyet gösteren kişi, kurum ve ya da guruplar için düşünce özgürlüğü kavramı kullanılamaz. Kemirgenler Türk ulusuna karşı ırkçılık, İslam’a karşı dincilik üretirken kendilerinin ne dini, ne imanı ne de vatanı vardır.

İnsanlıkları zaten yoktur. Çünkü insanlığın düşmanıdırlar.

https://www.aydinlik.com.tr/icimizi-kemirenler-ya-da-proto-feto-sahin-filiz-kose-yazilari-eylul-2017

Posted in DİN-İNANÇ, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Sabancı Üniversitesi neden sözde Ermeni soykırımı görüşünü Ermeni’ler adına destekliyor ? * AİHM’ye göre, yetkili olmayan kurumlar, 1915 olaylarının soykırım olup olmadığına hükmedemezdi * Perinçek: Ermeni soykırımı yalanı Kürdistan planının hizmetinde

 

Aydınlık
25.9.2017

Perinçek: Ermeni soykırımı yalanı Kürdistan planının hizmetinde

Almanya gazetesi Tageszeitung’a konuşan Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek, Ermeni ‘soykırımı’ yalanını savunanların 2. İsrail planına hizmet ettiğini söyledi

Almanya’da Yeşiller Partisi’ne yakınlığı ile bilinen Tageszeitung gazetesinde 19 Eylül 2017 günü Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile söyleşi yayımlandı. Perinçek’in Berlin’de 14 Eylül 2017 günü Alman Meclisi Basın Konferansı Salonunda düzenlediği basın toplantısının ardından yapılan söyleşinin tam metnini okurlarımıza sunuyoruz.

Alman gazetesinin kendi açısından “Bilim Özgürlüğü Tehlikede” başlığını koyarak yer verdiği söyleşiyi, Doğu Perinçek’in açıklamasındaki temel görüşe uygun olarak “Ermeni Soykırımı iddiası ABD’nin Kürdistan planı hizmetinde” başlığıyla verdik:

‘AŞIRI MİLLİYETÇİ KEMALİST VATAN PARTİSİ’NİN SABOTAJI

Türkiye’den gelen Almanya’daki akademisyenler, Almanya’da da baskılara maruz kalıyorlar. Türk milliyetçileri, Ermeni katliamı ile ilgili Berlin’de düzenlenen bir çalıştayı sabote etmek istediler.

Başta aşırı milliyetçi ve Kemalist Vatan Partisi olmak üzere, soykırım araştırmaları karşıtları, geçen hafta sonu Berlin’de yapılan bir çalıştaya Türkiye’den bilim insanlarının katılmasını engellemeye çalıştılar. Söz konusu Türk-Ermeni Araştırmaları Çalıştayı (WATS – Workshop on Armenian-Turkish Studies), her yıl dönemsel olarak farklı bir kentte düzenleniyor.

Ermeni katliamı konusunda her yıl dünyanın farklı bir kentinde düzenlenen çalıştaylarda, güncel siyasal gelişmelerden bağımsız olarak, 1915 olayları ele alınıyor. Söz konusu çalıştay, son olarak 2015 yılında İstanbul’da gerçekleştirilmişti. Potsdam’daki Lepsiushaus, bu yılki çalıştaya ev sahipliği yaptı. Düzenleyiciler arasında Michigan Üniversitesi ve Güney Kaliforniya Üniversitesi Ermeni Araştırmaları da yer aldı. Lepsiushaus, özellikle Ermeni soykırımı konusunda buluşma yeri ve araştırma merkezi olarak hizmet veriyor. Lepsiushaus’tan görüştüğümüz Rolf Hosfeld, aşırı milliyetçilerin çalıştayı hedef almasını, ülkelerindeki [Türkiye’deki] iç politik gelişmeler nedeniyle gündemlerine aldıklarını söylüyor: “Biz burada Türkiye’yi yargılamak istemiyoruz. Bilimsel soruları ele almak istiyoruz.”

Karşı tarafın en çok tanınan soykırım karşıtları arasında Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de yer alıyor. Yazarı olduğu Aydınlık gazetesinde, aşırı milliyetçi ve Kemalist tezlerini kaleme alıyor. Çalıştayı haberleştiren Aydınlık gazetesi, “Türkiye karşıtlığından” ve “soykırım yanılgısından” bahsediyor.

‘ABD’NİN SAVAŞ PROPAGANDASI’

Vatan Partisi’nin kampanyasını başka yerel basın-yayın kuruluşları da gündeme getiriyor. Perinçek, Berlin’deki çalıştayı “ABD’nin savaş propagandası” olarak nitelendiriyor. İddiasına göre ABD, Türkiye’yi bölmek istiyor, ülkenin güneydoğusunu ayırıp Büyük Kürdistan’ı, İkinci İsrail’i kurmak istiyor. Yüksek Öğrenim Kurumu’na (YÖK) çağrıda bulunan Perinçek, “Üniversitelerin ve öğretim üyelerinin Türkiye karşıtı çalıştaya katılmalarını engellemesi gerektiğini” vurguladı.

Medya kampanyası meyvesini verdi: Başka bir siyasi parti, Halkın Kurtuluşu Partisi, [Türk Ceza Kanunu’nun] 301. maddesine dayanarak Türklüğe hakaretten dolayı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Koç Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi rektörleri ile akademisyenler Hülya Adak ve Zeynep Türkyılmaz hakkında suç duyurusunda bulundu.

Sürgündeki bilim insanları, bu bağlamda sadece Vatan Partisi’nin yıldırma girişimlerine maruz kalmadıklarını düşünüyorlar.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Barış için Akademisyenler İnisiyatifi şu ifadeleri kullandı: “Türk devleti artık sadece kendi sınırları içindeki bilim insanlarını hedef almıyor. Türkiye’deki siyasi baskılar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan bilim insanlarına da saldırmaya devam ediyor.”

Bu görüşe göre, Türk Hükümeti’nin bu yaklaşımı uluslararası alanda sorun haline geldi.

‘SOYKIRIMI İNKAR EDENLER FEDERAL ALMANYA BASIN MERKEZİNDE’

Sabancı Üniversitesi bir basın açıklamasıyla, Berlin Çalıştayına kurum olarak katılmadıklarını duyurdu. Açıklamaya göre, üniversitenin bünyesindeki öğretim üyeleri, görev aldıkları yerden bağımsız olarak, konuyla ilgili elde ettikleri bulguları kamuoyu ile paylaşma konusunda özgürdürler. Berlin Çalıştayını eleştirenler, Sabancı Üniversitesi’nin çalıştayı desteklediğine kanıt olarak çalıştayın internet sitesinde Sabancı Üniversitesi’nin ambleminin gösterilmesini ileri sürmüşlerdi. Buna Sabancı Üniversitesi’nin büyük tepki gösterdiği belirtiliyor. Bu arada amblem kaldırıldı. Basın kampanyası nedeniyle, Sosyalbilimler Fakültesi’nden Hülya Adak ve daha pek çok akademisyen Berlin Çalıştayına katılamadı.

Doğu Perinçek geçen Perşembe günü bir Türk basın ajansının davetlisi olarak, Federal Almanya Basın Merkezi’nde toplantı düzenledi. Perinçek’in toplantıda öne sürdüğü tez ise üniversitelerin mahkeme olmadığı ve bilim insanlarının 1915 olaylarının soykırım olup olmadığı konusunda yetkili olmadığıdır. Perinçek’e göre, Soykırım konusunda hüküm vermek için, ancak uluslararası mahkeme ve olayların yaşandığı ülkedeki mahkeme yetkilidir.

Perinçek, konuyla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu bir karara göndermede bulunuyor. 2015 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ifade özgürlüğü kapsamında, Perinçek’in soykırımı inkar edebileceğine hükmetmişti. Mahkeme, kararında aynı zamanda uluslararası hukuka göndermede bulunuyordu. AİHM’ye göre, yetkili olmayan kurumlar, 1915 olaylarının soykırım olup olmadığına hükmedemezdi.

https://www.aydinlik.com.tr/perincek-ermeni-soykirimi-yalani-kurdistan-planinin-hizmetinde-politika-eylul-2017-1

Posted in ERMENİ SORUNU | Leave a comment