Binali Yıldırım affını istedi… * “Berat Albayrak Tayyip beye bayrak açtı. Ailenin önemli isimlerinden de destek aldı”..

Ahmet TAKAN / 21 Nisan 2019
ahttakan@gmail.com

Binali Yıldırım affını istedi…


Pelikan kuşunun en önemli özelliklerinden biri; alt çenelerinden sarkan ve yiyecek depolamaya yarayan, aynı zamanda genişleyebilen keseleri pelikanların en dikkat çekici özellikleridir. Boğaz keselerini genişleterek çok sayıda balık avlarlar. Ama su üstünde keselerindeki suyu boşalttıktan sonra avlarını yutarlar.

“Başlıkta ne diyon?.. Yazının girişinde ne anlatıyon?.. Ne alaka?” diye hemen hiddetlenmeyin!.. Sakin sakin, sindire sindire okuyun. Sonra da hükmü koyun!..

İstanbul’da oy sayımı ile yattık oy sayımı ile kalktık. Ekrem İmamoğlu, hak ettiği mazbatayı aldı. Şimdi gözümüz kulağımız YSK’da… Papatya falına bakıyoruz; YSK, seçimi iptal eder mi etmez mi?.. Kapalı kapılar arkasında çok ilginç gelişmeler yaşanıyor, köprüler kuruluyor… AKP, kabak gibi ortadan ikiye yarıldı. İptalciler, iptale karşı olanlar…

Tartışma, İstanbul seçimi ekseninde yürüyor gibi görünüyor ama öyle değil. O, işin kamuflajı!.. Bir tarafta tahtı ele geçirme kavgası diğer tarafta tahtı kurtarma çabası var. Tahtın kurtulması için partili başkanlık sisteminden vazgeçilmesi, Cumhurbaşkanı’nın parti genel başkanlığını bırakması  pazarlıkları, ekonomi yönetimin el değiştirmesi konuşuluyor.

R. Erdoğan “Türkiye ittifakı” çağrısını durduk yere yapmadı. Havayı yumuşatalım diye yapılmış bir çağrı değil. Arka kanallardan yapılan görüşmelerden süzülüp geldi. Yeterli bulunmadı. İkna edilmesi gereken deve dişi gibi siyasiler daha fazla somut adım atılmasını istiyor. 31 Mart gecesi  iyice şiddetlendi iktidardaki taht kavgası. İstanbul’da oylar tekrar tekrar sayılırken, AKP’de adeta kan gövdeyi götürüyordu. Ekrem İmamoğlu mazbatayı aldıktan sonra AKP’de R. Erdoğan’a çok yakın bir kurmaydan şu sözleri işittim; “Berat Albayrak Tayyip beye bayrak açtı. Ailenin önemli isimlerinden de destek aldı“..

İnanılması güç değil mi?.. Saltanat içinde çok önemli o isim “Pargalı İbrahim” olma yolunda mı gidiyor?.. Fotoğrafa bir daha bakmakta yarar var!.. Damat Berat Albayrak’ın, ABD Başkanı Trump ile Beyaz Saray’da çektirdiği sonra da medyaya servis ettiği o fotoğrafa. Trump’ın karşısına sandalyede oturarak biblo gibi dizilmiş 3 isme bir daha dikkatlice bakın. Ortada Berat Albayrak, bir yanında Hazine Bakanı Steve Mnuchin diğer yanda Trump’ın damadı ve kıdemli başdanışmanı Jared Kushner…

Berat Albayrak’ın yanına oturtulan 2 ABD’linin ortak özelliği Yahudi olması. Bu husus AKP içinde günün en önemli tartışma konusu ve birçok komplo senaryosunu da beraberinde getiriyor. Her ne kadar, Albayrak’ın fotoğrafı, Türkiye’ye, “Tarihte ilk defa bir Bakan ABD Başkanı tarafından kabul edildi”, “Albayrak, Trump’ın Erdoğan’a duyduğu muhabbetten dolayı elçi olarak kabul edildi” diye servis edilse de kazın ayağı öyle değil!..

Amerikan tarafında bile, “Erdoğan’a burada derin bir mesaj var. Bak damadını en üst seviye de ağılıyoruz. Erdoğan’a dikkat et mesajı verildi” yorumları yapılıyor. Bu “tarihi” görüşmenin yine bir damat –eski bir medya patronun damadı– tarafından organize edildiği iddialar arasında… Bu favori ismin yanı sıra bir de plase isimden bahsediliyor. Geçen bir yazımda  kenarından ondan biraz bahsetmiştim. Arayıp bulmak size düşüyor…

Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını geciktirme tezgâhlarında “pelikancılar” denen lobinin ne kadar etkili olduğunu cümle alem biliyor. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık’tan azledilmesi sürecinde çok etkin rol oynayan “pelikancılar”dan AKP içinde de çok büyük rahatsızlık oluşmuş durumda. Erdoğan, “Türkiye ittifakı” çağrısını neden yaptı?.. AKP içinde oluşan havadan elde ettiğim izlenime göre şöyle yorumlayabilirim:

1- “Pelikancılar”ı yok edecek. 2- Damat Berat Albayrak’ı Dişişleri Bakanlığına kaydırarak bol bol seyahat ettirecek. 3- Ekonomi yönetiminde uzlaşılacak bir isimle, ekonomide yazılacak acı reçetelerin faturasını muhalefete yıkacak.

Gerçekten, 31 Mart seçimlerinin ardından sarayda iç mücadele çok kızıştı. Ancak, fotoğrafı daha net görebilmek için iktidarın küçük ortağında neler olup bitiyor?.. Oraya da bakmak lazım. MHP Genel Başkanı doktor Devlet Bahçeli, İstanbul seçimlerinin iptal edilip yenilenmesini herkesten daha fazla istiyor. Dünkü konuşmasına bir bakın!.. Erdoğan’ın konuşmadıklarından çok öte şeyler söylüyor Bahçeli.

Bu bir rol paylaşımı mı?.. Bence değil!.. MHP kulislerinde, kısa sayılabilecek bir süre içinde Bahçeli’nin sürpriz bir çıkış yaparak ortaklığı bozabileceği yoğun olarak konuşulmaya başladı. Bunu konuşan isimler ise boş koltuklarda boş boş oturanlar değil… Bana sorarsanız, Bahçeli, Berat Albayrak’tan yana olduğunu, Erdoğan’ın anlayacağı dilden açık etti!..

Müthiş bir bilek güreşi mücadelesi yaşanıyor başkent Ankara’da… Masa üzerinde güreşen bilekleri dışarıdan maddi manevi destekleyen güçler var!.. Çok özür dilerim. Az kalsın yazının başlığındaki flaş haberi vermeyi unutuyordum. YSK, İstanbul seçimlerini yenileme kararı alır mı?.. Sorunun cevabı devam eden pazarlıkların sonucuna göre şekillenecek. Binali  Yıldırım’a çok yakın bir kaynak söyledi;

Binali bey, Erdoğan’a İstanbul seçimlerinin yenilenmesi halinde tekrar aday olmak istemediğini söyledi. ‘Ben yoruldum. Başka bir arkadaşla devam ederseniz sevinirim’ dedi.”

Binali Yıldırım, zaten istemeye istemeye İstanbul belediye başkanlığına aday olmuştu. Ben, genel fotoğrafı çektim. Gerisi yine size kaldı!..

Kaynak Yeniçağ: Binali Yıldırım affını istedi… – Ahmet TAKAN

Posted in Politika ve Gundem | Leave a comment

TÜRKİYE NEDEN YOKSULLAŞTI * Yanıt aşağıda ; Yandaş vakıflara 3 ayda 2 milyar 672 milyon TL

cumhuriyet.com.tr / 18 Nisan 2019

Yandaş vakıflara 3 ayda
2 milyar 672 milyon TL


İşsizlik, yoksulluk, ekonomik kriz her geçen gün daha da derinleşirken
AKP’nin yandaşlara kesenin ağzını sonuna kadar açtığı ortaya çıktı.

Halk tanzim çadırlarında kuyruklar oluştururken, iktidar yandaş dernek ve vakıflara servet aktarmış. Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, TÜRGEV gibi kuruluşlara üç ayda 2 milyar 672 milyon TL verildiği ortaya çıktı

Birgün gazetesinden Hüseyin Şimşek’in haberine göre Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı kamunun harcama rakamlarına göre Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, TÜRGEV gibi dernek ve vakıflara üç ayda 2 milyar 672 milyon TL aktarıldı.

Bu kurumlara ocak ayında 1 milyar 352 milyon 828 bin TL, şubat ayında 699 milyon 984 bin TL ve yerel seçimlerin yapıldığı mart ayında ise 619 milyon 682 bin TL verildi. Böylece sene başında ayrılan 3,6 milyar TL’lik ödeneğin yüzde 72’si harcanmış oldu.

KİRACI DEVLET

Yeni makam araçlarının alınmayacağını ve kiralama yöntemine gidilmeyeceğini açıklayan AKP, üç ayda “kiralama giderleri” için ise devletin kasasından 341 milyon 206 bin TL harcadı. Verilere göre, kiralama giderleri için ocak ayında 60 milyon 941 bin TL, şubat ayında 136 milyon 909 bin TL ve mart ayında 143 milyon 356 bin TL harcandı.

Bu aylar içerisinde çoğu makam aracı olmak üzere taşıt kiralama işlemleri için 104 milyon 296 bin TL, hizmet binaları kiralama işlemleri için ise 74 milyon 701 bin TL harcandı. Kamu kurumlarında çalışan personelin servis işlemlerini de kiralama usulü yapan AKP, üç ayda bu kalem için 121 milyon 632 bin TL harcadı. AKP’nin dikkat çekici bir diğer kira gideri ise “hava taşıtlarına” yönelik oldu. Üç ayda kiralanan uçaklar için devletin kasasından 17 milyon 552 bin TL çıktı.

MÜTEAHHİTLERE YİNE SERVET

Yap-işlet-devret modeli ile “alım garantisinin” verildiği ve bu yolla zengin edilen müteahhitlere yapılan harcamalar da hız kesmeden sürdü. Bakanlığın verilerine göre, müteahhitlik giderleri kalemi için devletin kasasından üç ayda tam 14 milyar 376 milyon 108 bin TL çıktı.

Müteahhitlere ocak ayında 9 milyar 836 milyon 607 bin TL ödenirken şubat ayında bu tutar 976 milyon 965 bin TL oldu. Mart ayında aynı kalem için yapılan harcama tutarı ise 3 milyar 562 milyon 547 bin TL’yi buldu.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1351220/

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

YANDAŞLARA PARA AKTARMA YÖNTEMİ * Halkın cebinden köprüden geçmeyen araçlar için rekor ödeme

cumhuriyet.com.tr / 21 Nisan 2019

Halkın cebinden köprüden
geçmeyen araçlar için rekor ödeme


Araç geçiş garantisi verilerek yaptırılan Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprülerinden geçmeyen araçlar için şirketlere iki buçuk yılda 6 milyar TL ödeme yapıldı.

Yap, işlet, devret modeli ile yandaş firmalara yaptırılan köprülerin kamuya maliyeti katlanarak artıyor. Yandaş müteahhitlere, “araç geçiş garantisi” verilerek yaptırılan Osmangazi Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçmeyen araçların kamuya iki buçuk yıllık faturası 6 milyar TL oldu.

CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde, Osmangazi Köprüsü’nden 2016 yılının Haziran ayından bu yılın Şubat ayına kadar geçen araç sayısı ile elde edilen geliri sordu. Antmen, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ise aynı yılın Ağustos ayından bu yılın Şubat ayına kadarki hasılatının açıklanmasını istedi.

OSMANGAZİ KÖPRÜSÜ’NE 4 MİLYAR TL

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; Antmen’in önergesini yanıtlayan Bakan Turhan, 32 aylık araç geçiş garantisinin 38.9 milyon olmasına karşın Osmangazi Köprüsü’nden geçen araç sayısının 19.7 milyon olduğunu ve bu geçişlerden 1 milyar 328 TL gelir elde edildiğini açıkladı. Köprüden geçmeyen 19.2 milyon araç için verilen araç başına 35 dolarlık “geçiş garantisi ücreti”nin kamuya maliyeti ise yaklaşık 4 milyar TL oldu.

YAVUZ SULTAN SELİM’DE DE AYNI TARİFE

Bakan Turhan, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü ise 30 aylık sürede 37 milyon 212 bin 121 aracın kullandığını ve 433 milyon 611 bin TL gelir elde edildiğini açıkladı. Bu köprü için yüklenici firmalara verilen “araç geçiş garantisi” sayısı ise 125 milyon olduğu için buradan da ciddi kamu zararı doğdu. Araç başı yaklaşık 4 dolar geçiş garantisi verilen köprüde eksik kalan 87 milyon araç için devletin kasasından 2 milyar 88 milyon TL çıktı.

VATANDAŞIN PARASI YANDAŞ ŞİRKETLERE GİDİYOR

Bakan Turhan’ın yanıtını değerlendiren CHP’li Antmen, Hazine’nin kasasından yandaş firmalara her yıl milyarlarca TL aktarıldığını ve bunun AKP’nin yanlış projelerinden kaynaklandığını söyledi.

Köprüleri hayatları boyunca görmeyen yurttaşların dahi araç geçiş garantisi nedeniyle bu köprülere para ödediğini ifade eden Antmen, “Bütün vatandaşlardan alınan vergilerle bu firmalara ödeme yapılacak. Sözde yerli ve milli iktidar dolara savaş açıyor ancak firmalara dolarla ödeme yapıyor.

‘Biz tek kuruş ödemeden köprüleri yaptık’ dediler ama gelinen noktada kendileri tek kuruş ödemese de vatandaş milyarları ödedi. Bu zararlar vatandaştan alınacağına Saray kapatılsın, Saray’a aktarılan milyarlarla karşılansın. Vatandaşın üç kuruşuna göz dikilmesin. Halkı tanzim satış kuyruklarında soğana muhtaç hale getirenler ödesin. Emeklilikte yaşa takılanlara ‘türedi’ diyenler ödesin” dedi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1355867/

Posted in Ekonomi, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

FAŞİZMİN TÜRLÜ HALLERİ * ŞEHİT CENAZESİNDE KILIÇDAROĞLU’NA PLANLI SALDIRI * O saldırganın adı Osman Sarıgül

Naci Kaptan 21.04.2019

SALDIRIYA TEPKİ VE KINAMA

Habur’un Davul zurnalı çadır mahkemelerini Oslo’da gizli PKK görüşmelerini ,Valilere kaymakamlara komutanlara polislere PKK’ya operasyon YAPMAYIN talimatlarını , PKK’ya “Şikayetçi olduğunuz komutan vali kaymakam varsa isimlerini söyleyin diyenleri” , Dolmabahçe görüşmelerini , Megri megrileri Diyarbakır’da Apo’nun mektubunu okutanları  İmralı görüşmelerini UNUTMADIK …

Kimlerin PKK ile el ele olduğunu biliyoruz … Bizi kandıramadınız !!! Ama toplumun bir bölümünü kandırıp kışkırtarak kavgaya soktunuz.. Hatta hatta bu olayın dışarıdan organize edildiği PLANLI olduğu söylemleri var.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesi sırasında yapılan saldırının arkasında seçim sürecinde MİLLET CEPHESİNİ ve CHP’yi PKK ve TERÖRİZM ile özdeşleştiren ve toplumu bölerek yanıltan aldatan kışkırtan  AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan , Saraya kadrolu eleman olan MHP başkanı Bahçeli ve Valilere Kılıçdaroğlu’nun, CHP temsilcilerinin şehit cenazelerinde PROTOKOLA ALINMAMASI talimatı verdiğini söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu vardır .  Bu olayın ana sorumlusu İçişleri Bakanıdır . İstifa etmelidir…

***

Saldırının işaretini Soylu vermişti:
“CHP’lileri şehit cenazelerinde protokole almayın”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu24 Haziran seçimlerinden sonra yaptığı açıklamada valilere “CHP il başkanlarını şehit cenazelerinde protokole almayın” talimatı verdiğini söylemiş “Onların gideceği adres başka. Sandıkta beraberlerse cenazede de birlikte olsunlar” demişti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’taki asker cenazesinde yapılan saldırı akıllara İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 24 Haziran seçimlerinden sonra sarf ettiği sözleri akla getirdi.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ı tehdit ettiğine yönelik iddiayı “Eksiği yoktur fazlası vardır” diyerek doğrulayan Soylu sözlerinin devamında şöyle demişti:

Valilere müsteşarımız üzerinden böyle bir talimat verdim. “CHP il başkanlarını bundan böyle şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin” dedim. Bu kadar basit. Onların gideceği bir adres var o adresi de onlara göstereceğiz. Onların gideceği adres şurasıdır: PKK terör örgütü mensuplarını cenazeleri var. Biz onları çok kısıtlı kaldırtıyoruz. O leşleri… Onlara bir kişilik kontenjan orada ayıracağız. Sandıkta beraberlerse cenazede de birlikte olsunlar.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1356164/O_saldirganin_adi_Osman_Sarigul.html

İÇİŞLERİ BAKANI DERHAL İSTİFA ETMELİDİR…

Naci Kaptan


Alican Uludağ / 21 Nisan 2019

O saldırganın adı Osman Sarıgül


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesi sırasında yapılan saldırıya ilişkin çok yönlü soruşturma başlatıldı. Yapılan araştırma sonucunda Kılıçdaroğlu’na yumruk atan kişinin adının Akkuzulu Köyü’nden Osman Sarıgül olduğu belirlendi. Saldırıdan sonra kaçan Sarıgül, jandarma ve polis ekipleri tarafından her yerde aranıyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesi sırasında yapılan saldırıya ilişkin çok yönlü soruşturma başlatıldı. Yapılan araştırma sonucunda Kılıçdaroğlu’na yumruk atan kişinin adının Akkuzulu Köyü’nden Osman Sarıgül olduğu belirlendi. Saldırıdan sonra kaçan Sarıgül, jandarma ve polis ekipleri tarafından her yerde aranıyor.

Kılıçdaroğlu’na Çubuk’un Akkuzulu Köyü’nde yapılan saldırıyla ilgili soruşturmayı Çubuk İlçe Jandarma Komutanlığı yürütüyor. Görüntüler üzerinden yapılan inceleme sonucunda 6 saldırganın kimliği belirlendi. Bu kapsamda yumruk atan kişinin Akkuzulu Köyü’nde çiftçilik yapan Osman Sarıgül olduğu tespit edildi. Bizzat Çubuk Kaymakamı’nın köyde şüphelilerin yakalanması çalışmalarını yürüttüğü belirtilirken, saldırgan Sarıgül’ün kaçtığı dile getirildi.

Ankara Emniyeti’nin Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri ise olaydan önce sosyal medyadan saldırı için çağrı yapılıp yapılmadığını araştırıyor.

Ankara Valiliği ise şehit cenazesinde yeterli güvenlik önlemi alınmamasıyla ilgili idari soruşturma başlattı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1356164/O_saldirganin_adi_Osman_Sarigul.html
Posted in FAŞİZM | Leave a comment

PERDE ARKASI * AKP’Lİ YÜKSEL AKYOL’UN 1 YILLIK SİCİLİ * İmamoğlu’na karşı mahkemeye giden AKP’li bakın kim çıktı

Fethi Yılmaz
Odatv.com

İmamoğlu’na karşı mahkemeye
giden AKP’li bakın kim çıktı


İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, görevi devraldığında, İBB’nin tüm kayıtlarını incelemek üzere, Emine Sema Ballı ve Kaya Albayrak ile üç uzmanı görevlendirdi. Bu görevlendirme kapsamında, belediyenin elektronik veri tabanı ve altyapıları kopyalanarak her türlü inceleme ve araştırma yapılacaktı.

                    Yüksel Aksoy                                                                    Ömer Faruk Kalaycı

İmamoğlu’nun bu talimatı, hükümete yakın medyanın tepkisine neden oldu. İktidara yakın medya telaş içinde bu kararı eleştirirken, AKP’li Meclis üyesi ve İBB İmar Komisyonu Başkanı Yüksel Akyol ve Ömer Faruk Kalaycı, İBB’deki incelemenin durdurulması için mahkemeye başvurdu. İmamoğlu’nun, İBB veri tabanlarının incelenmesine dönük talimatındaki imzası kurumadan, İstanbul 4. İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasına karar verdi.

AKP’li İBB İmar Komisyonu Başkanı Yüksel Akyol’un ve Ömer Faruk Kalaycı’nın alelacele kararın durdurulması için mahkemeye koşması ve henüz İmamoğlu’nun talimatının üzerinden 24 saat geçmeden mahkemenin kararı durdurması, kafalardaki soru işaretlerini arttırdı. Çünkü, belediye içindeki usulsüzlük iddialarının en fazla konuşulduğu birimlerin başında imar geliyor.

2018 yılının Nisan ayında, AKP, İBB grup yönetiminde değişikliğe gitmiş, İBB İmar Komisyonu Başkanı Hadi Diler’in yerine Güngören Meclis Üyesi Yüksek Akyol’u getirmişti.

Peki…

İmamoğlu’nun İBB’deki inceleme kararına karşı, koştur koştur mahkemeye giden AKP’li Yüksel Akyol’un son bir içinde imzaladığı kararlar içinde neler var?

AKP’Lİ YÜKSEL AKYOL’UN 1 YILLIK SİCİLİ

İBB Meclisi’nin 2018 yılı Nisan ayındaki 26 sayılı raporunda, Eyüpsultan’da konut diye başlanan bina, 3. Havalimanı bitince otele çevrildi. Bu plan değişikliği ile göreve hızlıca başlayan AKP’li İBB İmar Komisyonu Başkanı Yüksek Akyol’un, tartışmalı kararları devam etti.

İBB 25 ve 28 sayılı, 2018 tarihli raporda, Esenler’de, AKP’li Faruk Aydın’a ait alanda, site sakinlerinin itirazına rağmen yeşil alan yok edildi. Yine, 2018 tarihli 75 sayılı İBB kararında, Fatih İlçesinde, eski İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın FETÖ’den tutuklu damadı Ömer Faruk Kavurmacı’ya ait arsa 430 milyon TL’ye İBB tarafından satın alındı. Bu alana cami ve zemin altı otopark yapılma kararı alındı.

Kararlarda hep Yüksel Akyol’un imzaları yer aldı.Hangi birini sayalım…

İBB 2018 tarihli 88 sayılı raporda, Bahçelievler’deki ticari konut alanını özel sağlık alanına çevrilmesini mi, yine 2018 tarihli 89 sayılı raporda yer alan, Ataşehir’de çocuk parkı alanını konut alanına dönüştürmesini mi?

İBB Meclisi 139 sayılı raporda, Tuzla’da yapılan plan değişikliği ile AKP’ye yakın Namet’e yapılan kıyağı mı, yoksa 2018 tarihli 241 numaralı raporda yer alan, AKP’ye yakın Nihat Hatipoğlu’nun sponsorluğunca yapılan Ümraniye’deki Eminevim Şirketi’nin iskan dışı bodrum katlarının nasıl yasal hale geldiğini mi?

Soldan sağa, sağdan sola nasıl sayarsak sayalım…

25 yıllık İstanbul’daki yönetim anlayışının son bir yılının küçük bir bölümü sadece… Ve o küçük bölümde bulunan imzalar, son bir yılın İBB İmar Komisyonu Başkanı Yüksel Akyol’a ait…

Yüksel Akyol’un Komisyon başkanlığı döneminde komisyona 1700’den fazla dosya havale edilmiş, 1200 kadarı İBB Meclisi’nde görüşülmüş… Yüksel Akyol’un işte bu 1200’e yakın dosyada imzaları var.

O kararları sıralamaya devam edelim…

2018 yılındaki 57 nolu raporda, Üsküdar’da İSKİ İsale hattı kalktı ve Alışveriş Merkezi için plan değiştirildi.
2018 yılındaki 147 nolu raporda, Sancaktepe’de Jandarma Genel Komutanlığı’nın itirazına rağmen, Jandarma bölgesi konut alanı olarak değiştirildi.
2018 yılındaki 150 nolu raporda, Başakşehir’de kreş alanı olan yer, AKP’den vekil adayı olan Sinan Çelikkol’un olunca özel okul alanına dönüştürdü.
2018 yılındaki 45 nolu raporda, Çatalca’da ilkokul ve park alanı olan yer, AKP’ye yakın Nuh Çimento’nun olunca birden ticaret-konut alanı oldu.
2018 yılındaki 78 nolu raporda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yönetiminde olduğu tarihi Darülaceze’nin Şişli’deki arsasının yüzde 25’i ticaret alanına döndü.
2018 yılındaki 44 nolu raporda, Çatalca’daki 90 dönümlük arazide, AKP’ye yakın TOGEM-DER’in bağışçısı Mustafa Işıkyıldız’ın rahat rahat villa yapabilmesi için plan değişikliği yapıldı.
2018 yılındaki 42 nolu raporda, Pendik’te bitmiş otel, konuttan turizm alanına çevrildi…

Ve tüm bunlarda imzası olan dönemin İBB İmar Komisyonu Başkanı Yüksel Akyol…

“İŞTE BU YÜZDEN KORKUYORLAR”

İBB’nin CHP’li eski Meclis Üyesi Hüseyin Sağ, konuyla ilgili Odatv’ye yaptığı açıklamada, “Sadece son bir yıla bakılarak dahi İstanbul’daki yağma görülebilir. Yüksel Akyol, son bir yıldır İmar Komisyonu Başkanlığı yaptı. Ancak son bir yılda da attığı imzalar ortada. Denetlenmekten korkuyorlar çünkü, AKP’nin içindeki en büyük irin burada, İstanbul’da. Ve denetlenirse patlayacak, tüm pislikler gün ışına çıkacak. İşte bundan çok korkuyorlar. Mahkemeye hemen gitmelerinin nedeni de bu” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun denetleme kararını durdurmak için kan ter içinde mahkemeye koşarak, kararın durdurulmasını neden istedikleri şimdi daha iyi anlaşılıyor mu?

Bu sadece son 1 yıl…

Geriye doğru devamının ürkütücülüğü ise, sadece son 1 yıla ait olan bu kararlardan anlaşılmıyor mu?

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

LİBYA MACERASI..

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com

LİBYA MACERASI..


Erdoğan, İslam dünyasında önemli bir oyuncu olmak ve Osmanlı’nın ihtişamını yeniden kazanmak çabasındadır.Bu çaba onun Müslüman Kardeşler ile bağlantılı İslamcı örgütlerin silahlı gruplarıyla haşır neşir olmasına yol açıyor.

Ancak Osmanlı politika prizması Türkiye Cumhuriyeti’nin stratejik, yasal, ekonomik ve sosyal boyutlarının tümünü karartıyor.Bir adamın hezeyanlarıyla yürütülen Türkiye dış politikası artık açık açık uluslararası dengeleri alt üst ediyor.

Erdoğan kaptanlığında Türkiye’nin karaya oturmuş bir gemiye benzediğine ilişkin kanaatler hızla yoğunlaşıyor…Buna bir son verilmesi gerekiyor…

Libya, 2011’de Kaddafi’nin öldürülmesinden bu yana hiç olmadığı kadar kötü durumdadır.Ülke üç rakip grup arasında bölünmüştür.

1- BM tarafından tanınan Trablus’taki Fayez al Sarraj Ulusal Anlaşma Hükümeti,

2- 2014’te seçilen Temsilciler Meclisi tarafından kurulan ve Doğu Libya’nın fiili valisi ve ülkenin en büyük askeri gücü olan Libya Ulusal Ordusu kumandanı General Khalifa Haftar’ın Tobruk hükümeti,

3- Touareg ve Toubou kavimleri yanı sıra Afrika paralı askerleri tarafından istila edilen Güney Libya.

Bu yüzden Libya’nın büyük petrol ve doğal gaz servisi ve temel hizmetleri sıklıkla silahlı çetelerin başkente müdahalesi nedeniyle kesintiye uğruyor. Libya; dış ülkeler desteğiyle ülkeyi kontrol için yarışan düzinelerce grupla üç başarısız bir devleti resmediyor…

Mısır sınırına daha yakın olan General Khalifa Haftar’ın liderliğinde Tobruk merkezli hükümetin Libya Ulusal Ordusu, Libya’nın İŞİD ve Müslüman Kardeşler örgütünün milisleriyle savaşıyor.

Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri daha laik, anti-İslamcı Tobruk hükümetini desteklerken,Türkiye, Katar ve Sudan Libya’daki İŞİD ve Müslüman Kardeşler örgütünün militanlarını destekliyor…

Bu sırada Türkiye, BM Libya ambargosunu açık bir şekilde ihlal ediyor.
Trablus’ta meydana gelen saldırı ve suikast olaylarını tertip eden İŞİD ve Müslüman Kardeşler örgütüne büyük miktarlarda gıda maddeleri ve silah desteğinde bulunuyor.

General Khalifa Haftar’ın Tobruk Hükümeti Türkiye’yi suçluyor. Türkiye’den bu güçlere yapılan gönderiler ele geçirildiğinde Erdoğan hükümeti olayı “Haberimiz yok” diye geçiştirmek istiyor…

Erdoğan’ın hedefinin yalnızca radikal gruplarla Libya’nın istikrarsızlaştırılması olmadığı,Mısır’da Abdul Fattah el-Sisi’nin yükselişini bir hakaret olarak görmesinden kaynaklandığı açıktır.

Çünkü hem Sisi’nin yükselişi Mısır’ın Müslüman Kardeşler’in kontrolünü tersine çevirmiş hem de Erdoğan, Mısır ile ilgili kazanç umduğu temaslarını kaybetmiştir.Bu noktada İslamcı bir Libya, hem Mısır’ın istikrarını azaltabilecek hem de İslamcıları iktidara geri getirebilecektir…

Washington’da Erdoğan’ın rolü ve davranışları şiddetli tartışma konusu olmaya devam ediyor.Erdoğan’ın Türkiye’yi Doğu ile Batı arasında bir köprü değil bir katalizör gibi İslamcı terörizme açmasından çok fazla rahatsız olunuyor

ABD Başkanı D.Trump’ın, Erdoğan ve Müslüman Kardeşler örgütünün gerçekliğini tanımanın ve mücadele etmenin zamanının geldiğine işaret ettiği biliniyor.

5 Nisan’da General Hafter komutasında Libya Ulusal Ordusu başkent Trablus’a ilerlemeye başladı.BM’nin Trablus’ta tanınan hükümetini güneyden destekleyen milislere saldırdı.Libya’yı paramparça eden iç çatışmalar giderek çarpıcı biçimde şiddetlendi.

Pentagon, 1,2 milyon nüfuslu kentin kuşatılması tehdidine, askeri personelini deniz yoluyla çekerek karşılık verdi.ABD Afrika Komutanlığı’nın başındaki Deniz Piyadeleri Generali Thomas Waldhauser,

“Libya’da güvenlik gerçeklikleri giderek karmaşıklaşıp öngörülemez hale geliyor.ABD’nin Afrika’daki askeri komutanlığı stratejisini desteklemek için tetikte kalmayı sürdürecek” dedi. O saatte bu açıklama ile çekilmenin ABD’nin Hafter’in saldırısını kabul ettiğine mi,Yoksa onun güçlerine karşı Amerikan hava saldırıları için yapılan hazırlıklara mı işaret ettiği sorusunu ortada kaldı.

Hafter, Libya ordusunun eski bir generalidir. 1980’lerin sonunda, Çad ile yaşanan bir çatışmada savaş esiri oldu ve Kaddafi hükümetinin aleyhine döndü. CIA tarafından kapıldı ve Virginia’da oturma izni alıp ABD yurttaşı oldu.

2011’de Washington, Paris ve Londra tarafından yürütülen rejim değişikliği operasyonundan önce Libya’ya geri gönderildi.Ne ki, ABD-NATO hava savaşının kara birlikleri işlevi gören İslamcı El Kaide bağlantılı güçler tarafından gölgede bırakıldı. İktidara giden bir yol bulamayınca ABD’ye gitti.

2014′ te, Bingazi kentinin kontrolünü İslamcılardan almak için bir harekat başlatmak üzere Libya’ya geri döndü.Çeşitli milislerden oluşan ve Tobruk kentinde bulunan bir yönetimin omurgası haline gelen bir askeri güç kurdu.

Hafter’in hükümeti, Trablus’ta iş adamı Fayez al Sarraj’ın başkanlığında ABD ve BM onaylı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne rakip oldu. Devlet iktidarı için üçüncü rakip, kendini bir Kurtuluş Hükümeti ilan eden ve Sarraj’ın otoritesini reddeden, İslamcıların hakimiyetindeki Genel Ulusal Kongre’dir.

Hafter Fransa, BAE, Suudi Arabistan, Mısır ve Rusya’dan açık destek alıyor. Eski bir CIA varlığıdır ve kontrolü ele geçirirse ABD’nin onu etkileme şansı çok yüksektir.

Başkan Trump ise Libya petrol ürettikçe ve petrol fiyatını düşürdüğü sürece mutlu olacaktır. Rusya, Washington’daki Rus karşıtı güçlere müdahale etmek için bir mazeret vermemek için arka planda kalmaya çalışıyor.

Suudi Arabistan Hafter’in Trablus’taki hareketini desteklemek için on milyonlarca dolar vaad ediyor.Geçen hafta, Hafter Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’yi ziyaret etti.

Avrupa bu konuda bir araya geldi.
İtalya,Trablus hükümetini destekliyor.

Eski sömürgesi Libya’daki etkisini ve Libya petrol endüstrisindeki tarihsel konumunu korumak isterken, yeni bir mülteci dalgasıyla da ilgileniyor.Fransa, bazı petrol işlerini devralmanın peşindedir ve Hafter’i destekliyor.

Ayrıca Libya’nın batısındaki ve güneyindeki eski Fransız kolonilerindeki İslamcı faaliyetlerden de endişe duyuyor.Avrupa Birliği ise yalnızca herhangi bir tarafa isim vermeden savaşmayı durdurma çağrısında bulunan zayıf bir bildiri yayınlamıştır..

Ne ki, Türkiye ve Katar’ın desteklediği Müslüman Kardeşler Misrata’da oyundadırlar. Nitekim kalkınan güçlü Hafter, Libya’nın başkentine sürpriz bir saldırı başlattıktan sonra hâlâ suç çeteleri ve aşırılık yanlılarıyla mücadeleyi sürdürüyor

Ancak giderek tatsız bir oyuncu kadrosu, ABD ve BM tarafından terör örgütü olarak onaylanan milislere yakından bağlı bir grup da dahil olmak üzere kendisine karşı koalisyona katılmıştır.mBatı giderek General Hafter’i daha az kötülük olarak kabul ediyor…

Perşembe günü, Trablus’un bir banliyösünde havan bombalarının düştüğü bir sırada, İngiltere’nin Khalifa Hafter’i ağır eleştiren ve Libya’da ateşkes talep eden taslağı BM Güvenlik Konseyi’nde,

Hem ABD hem de Rusya’nın tasarıyı desteklemekten kaçınmasıyla raydan çıktı.
Rusya, İngiltere’nin Hafter’i eleştirmesine itiraz etti. ABD ise karara itiraz ettiklerini belirten bir neden belirtmedi.

Ancak ABD, Hafter’i kamuoyu önünde desteklemese de,Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi bazı bölgesel müttefikler, ABD’nin mevcut mücadeleyi çözmenin bir yolu olarak Hafter’in gücünü arttırma konusunda istekli olduğunu belirttiler…

Nitekim Beyaz Saray, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın, Libya’da güçlerini ilerleten General Hafter’le,Süregelen terörle mücadele çabaları ve Libya’da barış ve istikrarın sağlanmasının gerekliliği konusunda görüştüğünü açıkladı.

Hafter Trablus’a saldırısını başlattığında çok az şey söyleyen ABD artık Hafter lehinde ve göz önündedir. Hafter, Libya’nın petrol arzının çoğunu kontrol ediyor. ABD, Rusya, İtalya ve Fransa’nın açık desteğiyle, Suudi Arabistan parası ve Mısır ordusunun katkısıyla,Daha uzun bir savaşa devam edebilmek için gerekli tüm desteğe sahiptir.

Libya’daki duruma “askeri bir çözüm olmadığını” söyleyenlerin muhtemelen yanlış olduğu ispatlanacak,İslamcı Müslüman Kardeşler örgütüne ve lideri Erdoğan’a ağır bir ders daha verilecektir.

22.4.2019

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP | Leave a comment

Musakka ve antrikot arkasından vişneli tayfır !!!

Yılmaz Özdil / 21 Nisan 2019

Musakka ve antrikot


Sebze çorbası 1 lira
Tarhana çorbası 1 lira
Sultan Mahmut çorbası var, kırmızı mercimek, kereviz,
kabak, soğan, havuç, patates ve naneyle yapılıyor, 1 lira
Kuzu fırın, pilavlı 8 lira
Pirzola, garnitürlü 10 lira
Mantar soslu biftek 12 lira
Soslu dil balığı 8 lira
Organik piliç but 5 lira
Kavurmalı pilav 6 lira
Zeytinyağlı enginar 4 lira
Zeytinyağlı kereviz 3 lira
Barbunya pilaki 3 lira
Amasra salatası 3 lira
Meksika salatası 3 lira
Yoğurt 1 lira
Turşu 1 lira
Bademli keşkül 2 lira
Bülbül yuvası 2 lira

Vişneli tayfır 2 lira, vişne, ananas, yumurta, süt, nişasta ve şekerden yapılıyor, İsmail Kahraman’ın meclis başkanlığı döneminde menüden çıkarılmıştı, İsmail Kahraman ismini beğenmemişti, sonra Binali Yıldırım meclis başkanı olunca vişneli tayfır geri döndü, ismini değiştirdiler, vişneli tayfır’a meyveli muhallebi dediler, gene 2 lira. Bir çanak ekmek 50 kuruş

Garson bedava
Tbmm lokantası burası.

Çorbasıyla etlisiyle tatlısıyla burnundan çıkana kadar yiyorsun,
15 lira filan ödeyip çıkıyorsun.

550 çeşit yemek var.
Menü sık sık yenileniyor.

Fiyatları el yordamıyla toparladım. Çünkü artık Tbmm lokantasındaki menülerde fiyat yazmıyor. Dünyanın en ucuz lokantası diye haber yapıldığı için, meclisin itibarı zedeleniyor dediler, 2016 yılbaşından itibaren menüde yazan fiyatları sildiler. Pilavlı kuzu fırın’ı 8 liraya yerken itibar zedelenmiyordu ama, millet bunu öğrenince itibar zedeleniyordu. Fiyatları menüden sildiler, Tbmm’nin itibarını korumuş oldular.

Ve… Ekrem İmamoğlu işbaşı yaptı, belediye personeliyle tanıştı, mutfak bölümünü gezerken “yemekte ne var bugün” diye sordu, “musakka var, sizin için de antrikot yaptık” dediler,yüzü değişiverdi, “birine musakka, birine antrikot olmaz, aynı olacak” dedi.

Basit bir mesele gibi duruyor ama, aslında her şey’dir.

Hayat dediğin ilke’dir, prensip’tir, milletin parasıyla sağlanan ayrılacağın küçüğü büyüğü olmaz, aslolan ayrıcalığı reddetmektir. Kendi cebinden nerede, ne istersen, ne kadar istersen yersin içersin, kimseyi ilgilendirmez,ama milletin parasıyla ayrıcalık ayıptır.

Belediyelerimizde esen taze bahar rüzgarlarının,
Tbmm’nin küflü havasını da değiştirmesini temenni ediyorum.

Ya hepimize musakka.
Ya hiçbirimize antrikot.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/musakka-ve-antrikot-4504527/
Posted in Yılmaz Özdil | Leave a comment

Gülün yangını, Notre Dame

Mine G. Kırıkkanat / 21.04.2019
kirikkanat@mgkmedya.com

Gülün yangını, Notre Dame


Bir kentin ne denli bayındır olduğu ve uygarlık düzeyi, aşağıdan değil yukardan, yerden değil gökyüzünden görünür. Uçaktan ya da kuşbakışıyla.

Ama uçakların kent merkezleri üzerinde alçaktan uçması yasaktır. Kuşların umurunda olan da üzerinde uçtukları yerin bayındırlık manzarası değildir…Bir kente tepeden bakmak, ona zaten tepeden bakan yüceliklere tırmanmayı gerektirir.

İşte ben böyle bir yüceliğin tepesinden, Notre Dame’ın sağ kulesinden seyrettiğim Paris’in önce damlarına vuruldum; sonra tepesinden tırnağına âşık oldum. Yıllar önceydi. Fransa’ya ilk kez geliyordum. Gençtim. Tek başımda kavak yelleri… Mevsim yaz.

Dilini Türkiye’de öğrendiğim ülkeyi güneyden kuzeye katettim. Son durak Paris’ti. Çok okumuştum hakkında, her şeyini biliyordum. Tabii ki ilk görmek istediğim, başkentin koruyucu azizesi, kutsal Meryem Ana’ya adanmış baş yapıt, Notre Dame de Paris’ydi.
O zamanlar şimdiki turist yoğunluğu yoktu, üç saat kuyrukta beklemek gerekmiyordu, katedrale girmek için. Ama kuleye çıkan, her biri yarım metrelik 422 basamağı yine tırmanmak gerekiyordu! Dilim bir karış dışarda, kan ter içinde kalsam da başardım.
Ve Paris, önüme uzanıverdi.

Sacre Coeur’den Eyfel Kulesi’ne bütün anıtlar belli bir geometriye göre sıralanmıştı. Ömrümde böyle bir mimari bütünlük görmemiştim. Hiç kiremit ve eternit kaplı ya da özensiz çatı yoktu. Bütün damlar arduvaz (kayağantaş) ve sonradan çinko olduğunu öğrendiğim gri renkli metal levhalar döşeli, bakımlıydı. Bazı damların ortasında havuz bile vardı, bazılarında bahçe, şezlong, şemsiye…

Bir dua değildi, dilek bile değildi; apansız “Ben burada yaşamak istiyorum!” diye geçirdim   içimden. Belki de dua ya da dilek olmadığı için, Notre Dame’ın kulesinden evrene gönderdiğim istek; hiç beklemediğim yollardan 20 yıl sonra gerçekleşti. Ve Paris* kitabımda, hayatımı değiştiren mabet de yer aldı elbet:

***

Hiç büyümemek için mumlar yakıyorum Notre Dame’a. Ozan Anatole France’ın “Bir fil gibi ağır ve bir böcek gibi ince”, diye tanımladığı görkemli kilise. Notre Dame’a havale edilen dileklerin gerçekleşmemesi olası değil. İlk temelleri 1160 yılında atılmış bu güzel anıtın. İsyanlar ve krallar geçmiş içinden. Talan edilmiş, devrim görmüş, yıkık  mihrabına Meryem yerine “MantıkTanrıçası”nın adı verilmiş. Sonra aslına dönmüş, 1802 yılında.

2 Ocak 1804’te, Napolyon Bonaparte’ın imparatorluk tacını kendi kendine giydirmesini seyretmiş, 800 küsur yaşında temellerinin üstünden. Kısacıkömürlü minicik adamların büyüklük meraklarına bakarak, epeyce eğlenmiş. Ama aynı tarihlerde, hayli yıpranmış kendisi de. O koca katedralin iskeleti dışında, her şeyi talan edilmiş. Sonunda upuzun ömürlü, dev bir yazarın incecik uçlu kalemi kurtarmış, Notre Dame’ı.

Victor Hugo, 1831 yılında Notre Dame’ın Kamburu’nu yazınca, romanda anlattığı Gotik katedralin acıklı durumu, Kral Louis Philippe’i 1844 yılında özel onarım fermanı   çıkarmaya zorlayan bir protesto hareketi başlatmış. Kral’ıngörevlendirdiği iki dahi mimar, Lassus ile Viollet-le-Duc, özellikle de ikincisi, Notre Dame’a yeniden hayat ve bugünkü biçimini vermişler.

***

Notre Dame, artık bir gülün hayali. Daha doğrusu, kurumuş bir gül hayaleti. Geçen pazartesi çatısını çökerten, gökyüzüne uzanan okunu göçerten yangın kasıtlı mıydı, kaza mıydı, henüz bilinmiyor. Polis çemberine alınan yaralı katedrale bir kilometreden fazla yaklaşılmıyor. Uzaktan görünüşü daha da hüzünlü…

Pek çok kişi gibi ben de kasıtlı çıkarıldığını düşünüyorum Notre Dame’ı yarıya yarıya yok eden yangının. Gerçek bir gün ortaya çıkar mı, o da meçhul… Sevindirici haber, katedralin onarımı açılan bağış kampanyasında, sadece dört günde 1 milyar Avro toplandığı ve onarımı için gereken tutarın bile aşıldığı…

İkinci güzel haber ise, Ekrem İmamoğlu’nun artık İstanbul’un “mazbatalı” belediye başkanı olması. Ne demişler? Dört nikâh, bir cenaze. Şimdi YSK’nin parmağına takılacak yüzüğü bekliyoruz. Gerisi de gelir elbet.

* Kırmızı Kedi Yayınevi, 2017

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1355487/Gulun_yangini__Notre_Dame.html
Posted in GEÇMİŞİN İÇİNDEN | Leave a comment

MİSYONERLİK ÜZERİNE “BİR” KİTAP “”OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA YABANCI OKULLAR” ve ÜÇ GÖRÜŞ

Naci Kaptan / 21.04.2019

Fransızca ‘’mission’’ kelimesinden dilimize geçen bu kavram aynı zamanda, misyonerlerin Hristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teşkilata verilen bir isim olarak da kullanılmaktadır.

Misyonerlere göre nihai amaçlarına ulaşmak için kullanabilecekleri her yol mübahtır.En yaygın olarak başvurdukları yöntemlerden birisi de aynı zamanda araştırmanın ana konusu olan okullardır.

Henry H. Hessup adlı misyoner bu sözleriyle bu gerçeği çok net bir biçimde ortaya koymaktadır:

“Misyonerliğin başarısı için temel şart okullardır. Haddizatında bu da gaye olmayıp vasıtadır.Bu da bir hakikattir ki misyonerlerin yahut İncilin başka yollarla sokulmaya imkan bulunamadığı bir çok yerlere İncil okul vasıtası ile sokulabilmiştir.’’

Bu cümleler de gayet net görebileceğimiz üzere 19.yy’da Osmanlı topraklarında açılan yabancı okulların başlıca gayeleri arasında Hristiyan kültürünü yaymak gösterilebilir.

Bu ve benzeri metodları kullanan misyonerlerin faaliyetleri 19.yy ilk yarısından itibaren Osmanlı topraklarında gözlemlenmeye başlamıştır. Osmanlı topraklarına ilk olarak Fransız misyonerler gelmiştir. Daha sonra dönemin büyük güçleri olarak kabul edebileceğimiz İngiliz, Amerikan, İtalyan ve Alman misyonerler takip etmiştir.

Osmanlı Devletinin yaşadığı birçok sıkıntıda bu faaliyetlerin büyük etkisi olmuştur. Misyonerlerin gittikleri bölgelerde ki amaçları yalnızca kendi dinlerini yaymak değildir. Aynı zamanda bulundukları bölgenin mahalli kültür ve inançlarına zarar vermek, bilhassa okullarında verdikleri eğitimle azınlık unsurları devlete karşı kışkırtmak gibi çeşitli zararlı faaliyetlerde bulunmuşlardır.

https://www.academia.edu/29664549/OSMANLI_DEVLETİNDE_YABANCI_OKULLAR

Mehmet Boz 21.04.2019

Kitap Sever Aydoğmuş’un kitap
önerisine çok teşekkür ederim.

Osmanlı hanedanı yaptığı yanlışların bedelini hem kendi ödemiş, hemde millete çok ağır ödetmiş ve tarih sahnesinden inmiştir.Tapu senedimiz olan 24 Temmuz 1923 imzalanan Lozan Antlaşması ile tam bağımsız bir devlet olan Türkiye ‘nin ,1946 sonrası düşürüldüğü durumdan kim/ler sorumludur?

Ya ABD projesi Barış Gönüllülerinin Türkiye’deki çalışmalarını nasıl izah edebiliriz?

27 Ağustos 1962 tarihli ikili anlaşma uyarınca Türkiye’ye 1962 Eylülü sonlarında gelmeye başlayan Barış Gönüllüsü’nün meselesi nasıl izah edilecektir?

“Barış Gönüllüleri İkili Antlaşması”, Amerikalı gönüllülere Türk mevzuatında yer alan kimi vergi, resim ve harçlar yönünden birtakım ayrıcalıklar tanıdığı gibi, Antlaşmanın Anayasa’ya aykırılığı da o dönemde kimi bilim adamları tarafından ileri sürülmüşse de bu yasa 1965’de,kendini hukukun üstüne de gören mebuslarca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiştir. (* )

Yeri geldiği için Uygur Kocabaşoğlu ve Atilla İlhan’dan bu konudaki uyarıcı hatırlatmaları aşağıya eklenmiştir.

* Misyon Ve Misyoner Nedir?

Misyonerliğin gerekçesi, İsa’nın, havarilerine, ”Gidiniz! Gerçeği (Kutsal Kitabı) onlara anlatınız!” şeklindeki buyruğunda gizli.16.Y.yıldan beri Hıristiyan inanışını vaaz etmek, ayinleri yönetmek yetkisiyle donatılmış din görevlilerinin başka ülkelere gönderilmesine MİSYON (mission), bu gibi görevlilere de MİSYONER (missionary) denmektedir. 17.Yüzyıldan itibaren ise ticari/siyasi amaçla yabancı bir ülkeye özel görevliler gönderilmesine de misyon denmiş (1)

* Protestan Misyonerler Osmanlı Türkiyesi’ne ilk kez ne zaman ayak basmışlar?

İngiliz Church Of Missionary Society’e bağlı bir papaz 1815 yılında Mısır’a ilk kez ayak basmıştır. Onu, ABCFM’ya da kısaca BOARD denen ABDli misyoner örgütüne bağlı Pliny Fisk ve Levi Parsons’un 15 Ocak 1820’de İzmir’e gemi ile gelmeleri izlemiştir.

*1868 yılında ABD’daki 16 Protestan misyoner örgütlerinin en büyüğü ve etkini American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM)’ dir.

* ABCFM 1900’lü yıllarda dış ilişkiler sekreterliğini yapmış olan James L. Barton Türkiye ile ABD arasındaki eğitim ve ticaret ilişkilerini bir raporunda nasıl açıklamaktadır?

Raporunda “Türkiye’deki bu modern eğiktim kurumları bu ülkenin insanlarının yaşam, düşünce,adet ve alışkanlıklarını YENİDEN BİÇİMLENDİRMEDE önemli bir güçtür. Bu okullardan çıkan erkek ve kadınlar bilgi isteyen mesleklerde olduğu gibi iş ve ticarette de ön sıralarda yer almaktadırlar.” demekte,

Ve eklemekte ” Misyoner okullarının (azınlık kökenli) eski öğrencilerinin büyük bir kısmı Avrupa ve Amerika’nın varlıklı tüccar ve iş adamlarıdır.Modern düşünceli bu adamlar aracılığıyla fabrikalarımızın ürünleri/ makineleri doğunun bu bölümüne artan oranda girebiliyor, bunun karşılığında Türkiye’nin ürünleri de (tarım,halı olmalı!) bize ulaşıyor.,..Türkiye’deki Amerikan kolejlerini kurmak ve desteklemek için Amerika’dan gönderilen paranın,bu ülkeyle artan ticaret sayesinde,yüklü faiz ile birlikte fazlasıyla geri ödendiğini söylemek doğru olacaktır. “ (1)

* Türkiye’nin her alanda kuşatılmışlığa düşürüleceğini söyleyen ABD’li misyoner bilicimi idi?

“…BOARD örgütü yaklaşık 65 yıl dır, Türkiye’de faaliyette bulunmaktadır.(Dikkat!) Ticari ilişkiler bakımından, misyonlar bu bölgede elverişli bir ortam yaratmışlardır; bu ortam misyonerlerin iki yönlü çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir:

1) Geniş bir eğitim düzeni
2) Geniş bir basın yayın faaliyeti!

(Dikkat!) Biz bu bölge halkını, yalnız bizim sattıklarımızı almaları için değil;gelecekte kurulacak tesisleri geliştirip yaşatabilecek bir düzeye gelmeleri için de eğitiyoruz;bu yoldan,Amerikan yatırımlarına yeni alanlar açmak umudundayız…”..

“…örgütün devamlı yaşayabilmesi için yapılan harcamalar, yıllık 6 milyon dolar civarındadır. (Dikkat!) Amerikalılar şimdiden Asya Türkiyesi’nde kazançlı duruma geçen bir iş kurmuşlardır. Bu durum,bütün bölge halkının,bir gün bizim müşterimiz olacağına dair umudumuzu gerçekleştirmektedir.Şu anda Asya Türkiyesi’nde, değişik bölgelerde 435 okulumuz ve bunlarda eğitim gören,19.795 öğrencimiz mevcuttur!.”

Bu müthiş beyanatı kim vermiş? Sıkı durun! American Bord of Mission adına, Mr.H. O.Dwight, verdiği tarih 1895 tir.Peki dediği gibi,” bölge halkının,bir gün onların müşterisi olacağına dair umudunu gerçekleştirebilmiş”ler midir? (2)

(1) Anadolu’daki Amerika(Dr. Uygur Kocabaşoğlu, ARBA Yayınları-İst.-1989)
(2) Atilla İlhan ( 5Mart 2004-Söyleşi-Cumhuriyet Gazetesi)

duran aydogmus / 20 Nis 2019
durgul55@yahoo.com

OSMANLI DEVLETİNDE YABANCI OKULLAR

Değerli Okurlar /kitap severler, !!!

Burada sizlerle çok önemli bir kitabın arka kapak
yazısını ve kendi ilâvemi paylaşacağım.

Kitabın adı : “OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA YABANCI OKULLAR”
Yazarı ……… : Yrd. doç. Dr. İlknur POLAT HAYDAROĞLU
Kültür Bakanlığı/1202, Kaynak Eserler/47, 1. basım : 1990 (5.000 adet), 236 sayfa.

Ben bu kitabı okuyunca, Osmanlı’nın son 150 yılında ne duruma ve niçin düştüğünü ve neden yıkıldığını daha iyi anladım…Bu yıkılışta yabancı okulların payı anlatılmış. Okul tarih ders kitaplarında bunları pek yazmadığı için detaylarını bilmiyoruz.

Bu kitapta anlatılan, Osmanlı Devletindeki
yabancı devlet okulları şunlardır :

A) Fransız Okulları : 1. Saint-Benoit, 2. Saint-Georges, 3. Saint-Louis Dil Okulları, 4. Saint-Pierre, 5. Notre Dame DeSion, 6. Saint-Pulcherie, 7. Saint-Joseph, 8. Saint Esprit, 9. İmmaculee Conception.

B) İngiliz Okulları : Osmanlı toprağındaki okullarının adı yok ama yer, yıl ve sayı olarak şöyle verilmiş İngiliz okulları :

1899’da Bağdat’ta : 1, Beyrut’ta : 1 okul,
1900’de Bağdat’ta : 1 okul,
1901’de Bağdat’ta : 1, Beyrut’ta : 1, Halep’te : 1, Kudüs’te : 1 okul,
1903’te Bağdat’ta : 1, Beyrut’ta : 24, Kudüs’te : 2, Suriye’de : 3 okul.

C) Amerikan Okulları : Harput’ta, İstanbul’da, Merzifon’da, Kayseri ve Talas’ta, Tarsus’ta,Selanik’te, Van’da, İzmir’de, Adana’da, Sivas’ta, Maraş’ta, Beyrut’ta, Amerikan okulları vardı Osmanlı’da.

D) İtalyan Okulları : 1870-80’lerde İstanbul’da, 14 İtalyan okulu (kız-erkek).

E) Alman Okulları : 1882-1914 arası İstanbul’da 4 okul.

F) Avusturya Okulları : 1882’de İstanbul’da kurulmuş 2 okul.

G) Rus Okulları : 1893-1903 arası İstanbul ve Bursa’da.

H) İran Okuları : 1910-1916 arası 4 okul..

İ) Bulgar Okulları : Adları belli değil.

J) Rum Ortadoks Okulları : 1453’ten beri İstanbul-Fener’de.

K) Ermeni Okulları : İstanbul’da 2 okul.

L) Yahudi Okulları : 1492’den sonra İstanbul’da.

Netice olarak şunu demek gerek; 600 küsur yıllık Osmanlı Devleti hiç bir ülkede kendi dili ve kültürünü yaymak için de olsa okul hiç okul açmamış. Cumhuriyet hükümetleri de halen aynı durumda, yani hiç bir yabancı ülkede Türkçe eğitim yapan okulumuz yoktur. Örneğin, Almanya’da 4 milyona yakın vatandaşımız var ama, halen bir tek ilkokulumuz bile yoktur! Oradaki 1 milyon çocuğumuz Alman okullarında ve asimile olmuş durumdalar!

Buna rağmen, yukarıdaki bazı ülkelerin halen okulları vardır ülkemizde. Oysa dış ilişkiler karşılıklılık (mütekabiliyet) esasına göre yürütülmek durumundadır. Bu durumda yanlışlık onlarda değil, bizdedir, yazık!!!

Aşağıdaki kitap tanıtımını okumanız dileğiyle saygılar.

“OSMANLI DEVLETİNDE YABANCI OKULLAR”

Kitabın arka kapaktaki özeti ve tanıtımı aynen aşağıdadır :

“Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar adlı bu kitap, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ….. gibi Yabancı Devletlerin, azınlıkları kullanarak, eğitim maskesi altında, Osmanlı Devleti aleyhindeki çalışmalarını, okullarda planladıkları ve yürüttükleri siyasal faaliyetleri konu edinmektedir.

Kitabın mesajı;Siyasi amaçlı eğitim faaliyetlerinin, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan ve hızlandıran etkenlerden biri olduğudur. Çıkış noktası eğitim, odak noktası Osmanlı Devleti’nden azınlıkları koparmak olan Yabancı Okullar sorununun temelinde; Osmanlı İmparatorluğu üzerinde nüfuz sahibi olma amacı yanında, eğitim, din, kültür ve politika gibi nedenler bulunmaktdır.

Yabancı Devletlerin azınlıkları etkileyebilmeleri için en tutarlı yol; din açısından yakınlık kurmak, bunu maddi olanaklarla desteklemek, onları himaye altına alarak okullar aracılığı ile nüfuzlarını sürdürmekti. Bunun yanı sıra; ticaret, okul, kilise, misyoner bağlantısını, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasi zayıflığı,Osmanlı’nın kendi zararına verdiği birçok imtiyaz ve kapitülasyonları, yasal boşlukları da çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır.

Yalnız bulunduğu dönemi ve Osmanlı Devleti’ni etkilemekle kalmayan okullar ve siyasi faaliyetleri birçok soruna olumsuz katkıda bulunmuş ve günümüze yansıyan yeni sorunlara da zemin hazırlamıştır. Her yönüyle Yabancı Okulları ele alan araştırmamız, eğitim açısından yararlı, siyasi açısından zararlı bu kurumların tarihi gelişimini, Osmanlı Devleti’nin çöküşüne olan katkısını, arşiv belgeleri ışığında aydınlatmaya çalışmaktadır.”

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, EĞİTİM, Yeni Kitaplar | Leave a comment

EMPERYALİZM – OLTADA BALIK * ‘Missouri’ zırhlısı, çelikten bir barış elçisi miydi?

Daver Darende / Emekli Diplomat-Yazar / 20 Nisan 2019 Cumartesi

‘Missouri’ zırhlısı, çelikten bir barış elçisi miydi?


Türkiye, “Oltadaki Balık” olmaktan kurtulmadıkça, en azından kurtulmaya karar vermedikçe oltayı elinde tutanın çizdiği yolda ne yazık ki yürümeye devam edecektir

İkinci Dünya Savaşı sona erdikten bir yıl sonra, 6 Nisan 1946 yılında Amerikan Missouri zırhlısının İstanbul’a gelişi, ABD’li denizcilerin görkemli törenlerle karşılanışı, Türk- ABD ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendirilmişti. 

O dönemin ünlü gazetecilerinden koyu bir Amerikan yanlısı olarak bilinen Ahmet Emin Yalman’ın Vatan gazetesinin 5 Nisan 1946 tarihli ve “Çelikten Bir Barış Elçisi” başlıklı yazısında Amerika’ya övgüler yağdıran, Amerika’yı “barışın tek temsilcisi” şeklinde tanımlayan sözleri dikkat çekici idi. Ahmet Emin Yalman, ardından 6 Nisan 1946 tarihli Vatan gazetesinde “Türkiye’nin yeni müttefiki” başlıklı yazısında şunları yazmıştı:

Missouri’nin gelişinin ardından
“Missouri, bütün insanlara ferahlık ve güven telkin edecek bir barış kaynağıdır; çünkü insanlığa karşı cinayet işleyebilmek şöyle dursun başlıca vazifesi cinayetleri ilk anda önlemekten ve dünyanın asayişini korumaktan ibarettir.” 

Missouri zırhlısının İstanbul’a gelişiyle Türk-Amerikan ilişkilerinde başlayan yeni dönem Demokrat Parti iktidarı yıllarında bütün hızıyla devam etti. O dönemde de Amerika’ya hayranlık duyan, övgüler yağdıran yazarlar “büyük dostumuz” Amerika’yı “stratejik müttefik” olarak tanımladılar. 

O dönemde de Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” antiemperyalist, ulusalcılığa ve yurtseverliğe dayanan dış politikası bir kenara itildi, Amerika’ya tam bağımlılık giderek yaygınlaştı. İzlenen bu dış politika Türkiye’yi tümüyle dışa ve özellikle ABD’ye tam bağımlı bir ülke konumuna getirdi. 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ve Sovyetler Birliği arasında başlayan “soğuk savaş” nedeniyle Türkiye ABD için, yazar Emin Değer’in sözleriyle “Oltadaki Balık” idi. ABD bu durumdan fazlasıyla yararlandı. Ünlü Truman Doktrini, Marshall yardımı, 1950-1990 yılları arasında askeri ve ekonomik alanlarda ikili anlaşmalarla Türkiye, ABD emperyalizminin boyunduruğu altına girmiş oldu.

1 Mart tezkeresi
ABD çıkarlarının korunduğu, bağımsızlığımızı gölgeleyen bu durumun yarattığı güçlük 2000’li yıllarda daha iyi anlaşılmaya başlandı. ABD, NATO’nun güney kanadının “ileri karakolu” görevini de yürüten Türkiye’ye artık “müttefik” gözüyle bakmıyordu. Türkiye 60- 70 yıllık Türk-Amerikan ilişkileri tarihinde en gerilimli dönemini yaşamaya başladı.
Türkiye, 1 Mart tezkeresini reddederek ABD’ye karşı dış politikada yeni bir süreç başlattı. Bu dönemin değerini çok iyi bilmemiz ve hatırlamamız gerekiyor.

Ancak 1 Mart tezkeresinden sonra bu sürecin devamı gelmedi. Türkiye, “Oltadaki Balık” olmaktan kurtulmadıkça, en azından kurtulmaya karar vermedikçe oltayı elinde tutanın çizdiği yolda ne yazık ki yürümeye devam edecektir. “Özgürlük” ve “demokrasi” adı altında dünyaya egemen olmak isteyen bu ellerin ne kadar acımasız olduğunu tarih yazıyor. Kaderimizi bu acımasız ellere teslim ettiğimiz zaman ne büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacağımızı iyi hesaplamamız gerekiyor. 

New York’taki “Özgürlük Anıtı”nın dünyamıza ışık saçtığı, özgürlüğün simgesi olduğu söylenir. Amerika’nın geçmişte ve günümüzdeki özgürlük (!) arayışını düşündükçe, tacından ışıklar saçan, hüzünlü bakışlı kadın heykelinin, özgürlüğün gerçek simgesi olmayacağını düşünüyorum.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1354246/_Missouri__zirhlisi__celikten_bir_baris_elcisi_miydi_.html
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, SİYASİ TARİH | Leave a comment