SAĞLIK – SU ve KALP KRİZİ

Amerika’daki Mayo
kliniğinin çalışmalarından

Akşam yatmadan, gece kalkmamak için su içmek istemeyen kaç kişiyi biliyorsunuz. Doktoruma sordum neden insanlar geceleri bu kadar çok idrara kalkıyor diye ;

Kalp doktorum bana çok ilginç bir yanıt verdi. Yer çekimi vücuttaki suyu vücudun alt kesimlerinde tutuyor, bu nedenle ayaktayken ayaklar şişiyor.. Yatar konumdayken ayaklara giden su böbreklerin seviyesine gelmekte ve bu da böbreklerin biriken suyu süzerek  atımını kolaylaştırmakta. İşte bu nedenle az da olsa içilecek olan su ile vücudunuz biriken toksinleri atmaya çalışacaktır.

İçeceğiniz suyun da zamanı varmış, sabah kalktığınızda içeceğiniz iki bardak su tüm iç organlarınızı aktive etmeye yarayacaktır. Yemeklerden yarım saat önce bir bardak su hazmı kolaylaştıracaktır. Banyo yapmadan önce bir bardak su tansiyonun düşmesine neden olmakta Yatmadan önce bir bardak su kalp krizini ve bacaklara kramp girmesini önlüyormuş.

Genelde kalp krizleri sabah 6 ile öğlen arası oluyormuş. Gece olan kalp krizleri ise geceleri kalp istirahatta olduğundan olağan dışı olarak sayılırmış. Somers ve arkadaşları bu olayı uyku apnesine bağlamak için yıllardır uğraşmaktaymış. Eğer günde bir Aspirin alacaksanız bunu akşamları alın, Aspirin’in vücuttan atılma süresi 24 saati bulduğundan kalp krizinin en yoğun olduğu sabah saatlerinde hala Aspirinin etkisi kalmış olacaktır.

Genelde kalp krizinin belirtilerini sol kolda uyuşma olarak tanımlanır, oysa başka belirtileri de mevcuttur. Çenede yoğunlaşan ağrı, bulantı, terlemede sıklıkla görülmese de bu belirtilerden sayılmaktadır. Bazı hallerde hiç ağrı olmadan da kalp krizi geçirenler oluyor, hatta uyanmadan uykuda kalp krizi geçirenler bile olmakta. Bu sayıda az değil %60 civarında…

Eğer derin uykunuzda göğüs ağrısıyla uyanacak olursanız hemen ağzınızda iki Aspirin çiğneyin ve bunu suyla için..Ve hemen yakınlarınıza haber verin sizi hastaneye kaldırsın…

Posted in Saglik | Leave a comment

Örtülü ödenekte artık tek söz sahibi: 3.7 milyar emrinde

Birgün
NURCAN GÖKDEMİR
nurcangokdemir@birgun.net
@nurcangokdemir

15.07.2018 – SİYASET

Örtülü ödenekte artık
tek söz sahibi:
3.7 milyar emrinde

Fiili olarak cumhurbaşkanlığına devredilen ‘örtülü ödenek’le iligili yasada değişiklik yapıldı. Değişiklikle bakanlar devre dışı bırakılırken tüm yetki tek elde toplandı

Başbakanlığı döneminde rekorlar kırarak harcadığı, Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra ortak olduğu örtülü ödenek, artık tamamen AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kullanımına geçti. Erdoğan, bu yıl 3 milyar 756 milyonluk bir tutarı tek başına harcayabilecek.

Türkiye’nin rejim değişikliğinin en önemli belgelerinden olan Anayasa’da Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkındaki 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan ayrıntılı değişiklikler, örtülü ödenek harcamalarını da kapsadı. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun örtülü ödenek kullanımını düzenleyen 24’üncü maddesinde, lağvedilmesi nedeniyle, ‘Başbakan’ ve ‘Başbakanlık’a atıfta bulunan tüm ibareler, ‘Cumhurbaşkanı’ ya da ‘Cumhurbaşkanlığı’ olarak değiştirildi.
Buna göre, “kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin milli güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Devlet ve Hükümet icapları için kullanılmak üzere” Cumhurbaşkanlığı bütçesine genel bütçe başlangıç ödenekleri toplamının en fazla binde beşi kadar ödenek konulacak. 2018 bütçesine göre yıl sonuna kadar AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3.7 milyar TL ödeneği kimseye hesap vermeden kullanabilecek.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı ve diğer ilgili idare bütçelerinde yer alan örtülü ödeneklerin kullanılma yeri, giderin kimin tarafından yapılacağı, hesapların tutulma ve kapatılma yöntemi, gideri yapanın değişmesi halinde yeni yetkiliye hangi belgelerin aktarılacağını da belirleyecek.

Damat da devredışı
Başbakanlığın lağvedilmesi nedeniyle zorunlu olarak ‘Başbakanlık’ atıflarının çıkartıldığı yeni düzenleme ile örtülü ödeneklere ilişkin giderlerin Maliye Bakanı ve ilgili Bakan tarafından imzalanan kararname esaslarına göre gerçekleştirilmesinden de vazgeçildi. Bu yetkinin kullanımında ilgili bakanlar da devre dışı bırakılarak yetkinin tümü Erdoğan’a devredildi. Erdoğan şimdiye kadar sadece Cumhurbaşkanlığı’nın ödenekten kullandığı tutarla ilgili esasları kendi belirleyebiliyorken bundan sonra ödeneğin tümünü istediği gibi, hesabını vermeden kullanabilecek.

15 milyar gizli harcama
AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2018 yılı mayıs ayı sonuna kadar örtülü ödenekten yaklaşık 15 milyar lira harcandı.

2003 yılı mart ayında Abdullah Gül’den Başbakanlığı devralan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği 2014 yılı Ağustos ayına kadar 7 milyar 93 milyon TL gizli ödenek harcaması yapıldı. Erdoğan’ın gizli ödeneğe 2015’de ortak olmasıyla bir yıllık harcama 1.7 milyar, 2016’da 2.2 milyar, 2017’de de 3 milyar lira oldu. 2018’de ise beş aylık harcama 1 milyar liraya yaklaştı.

Son kuruşuna kadar
2002 yılından bu yana geçmiş hükümetlerden farklı olarak çok yüksek tutarlarda harcama yapılan 2017’de de ilk kez tümü harcanan örtülü ödenek kullanımı AKP iktidarları döneminde dev bir büyüklüğe ulaştı. Bütçede yer alan iki gizli hizmet kaleminden biri olan ve yatırım amacıyla ayrılan, 2016’ya kadar da neredeyse hiç kullanılmayan ikinci kalemden de harcama yapılmasına başlandı. 2016’da ilk kez 406 milyonluk harcama ile ilk kalemin yüzde 25’ine ulaşan bu harcama tutarı 2017’de 1 milyarı aştı. 2017’de 1 milyar 977 milyon lira cari kalemden 1 milyar 51 milyon lira da yatırım kaleminden harcandı. Böylelikle yasal olarak kullanımı mümkün olan tutarın tümü bitti.

https://www.birgun.net/haber-detay/ortulu-odenekte-artik-tek-soz-sahibi-3-7-milyar-emrinde-223226.html
Posted in Ekonomi, Politika ve Gundem, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

DEVLETTE KADROLAŞTIRILAN TARİKATLAR … 15 Temmuz ve sonrasının özeti: FETÖ gitti, yenileri geldi * Birgün 15 Temmuz 2018

Birgün
HÜSEYİN ŞİMŞEK
huseyinsimsek@birgun.net
@simsekhuseyinn

15.07.2018 – SİYASET

15 Temmuz ve sonrasının özeti:
FETÖ gitti, yenileri geldi

15 Temmuz’un üzerinden geçen iki yılda devlet kadrolarına nüfuz eden FETÖ’ye yönelik “temizlik” sürerken AKP’nin cemaat-tarikat aşkı da devam ediyor. Cihaner: AKP’nin derdi cemaatin devlete nüfuz etmesi değil, bunu kendi aleyhine kullanılmasıdır

2002 yılında iktidara gelen AKP’nin devletin önemli kadrolarını teslim ettiği FETÖ’nün askeri darbe girişiminde bulunmasının üzerinden iki yıl geçti. 15 Temmuz 2016’da TSK’de bir grup FETÖ üyesi olduğu ifade edilen askerin başlattığı darbe girişimi sonucunda iki yüzü aşkın yurttaş hayatını kaybederken çok sayıda kişi de yaralandı.

Darbe girişiminin üzerinden geçen altı günün ardından 20 Temmuz 2016’da Bakanlar Kurulu ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı karar gereği Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilirken, bu kapsamda 36 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı. Bu KHK’lerle çoğunluğu Emniyet, TSK, Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer Bakanlıklardan olmak üzere 130 bin yurttaş mesleklerinden uzaklaştırıldı. Üstelik ihraçlar Cemaat yapılanması üyeleriyle sınırlı kalmadı. Muhalif kesimden olan on binlerce yurttaş da ihraç edildi.

Yeni cemaatler yeni kadrolarda
Bir yandan Gülen Cemaati ile mücadele edildiği ifade ediliyor ve bununla ilgili yargı süreci sürerken diğer yandan diğer cemaat ve tarikatlarla ilişkiler sürüyor. Bu durum AKP’nin ülkeyi cemaat-tarikat ittifakı anlayışıyla yönettiğini ortaya koyuyor. FETÖ’nün “sızdığı” ve KHK’lerle boşalttığı devlet kadrolarına tıpkı 16 yıldır olduğu gibi yeni tarikat ve cemaat kadrolarının geçirildiği görülüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü, TSK, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı gibi kurumlardan boşalan kadroların yerlerine alternatif cemaatlerin kadrolarının geldiği bilgisi kamuoyunun gündemine geliyor.

2010 Anayasa değişikliği ile yargının iplerini tamamen FETÖ’nün eline veren AKP’nin diğer yapılanmalarla kurduğu yakın ilişki ve devletin sırlarına erişmesine müsaade etmesi, son olarak ‘Adnan Oktar grubuna’ yapılan operasyonla kendisini gösterdi. Oktar ve “mürid”lerine yapılan operasyonlar sonucunda 190’dan fazla kişi gözaltına alınırken bu isimlerin bir kısmı, “siyasi ve askeri casusluk” suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Bu da Oktar’ın cemaatinin devletin içerisine sızarak bilgi ve belgeleri ele geçirdiğini ortaya koydu.

‘Tehdit eden cemaatlere karşılar’
Adnan Oktar grubu ve FETÖ ile AKP’nin bağının ülke yönetimine dair birçok veriyi gözler önüne serdiğine dikkat çeken eski CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, “AKP, cemaatlerle kurduğu ilişkilerle gösteriyor ki aslında Fethullahçı yapılanma ile ülkeyi tehdit ettiği için mücadele etmedi. Kendi iktidarını tehdit ettiği için mücadele etti. Birtakım hukuk dışı pratiklerle insanları etkileme, devlet sırlarına ulaşma ve bunları birilerinin lehine kullanma avantajının şimdi yeni cemaatlere sağlandığını savcılık soruşturmalarından da görebiliyoruz” dedi.

‘Türkiye toplumu için tehdit’
Kendisi Erzincan Başsavcısı iken FETÖ’nün kumpası sonucu tutuklanan ve bu cemaatlerce mağdur edilen Cihaner, BirGün’e yaptığı değerlendirmede, “Örneğin İsmailağa Cemaati ülkenin birçok yerinde örgütlü. Küçük yaşta çocuklara müfredat dışı eğitim veriyor. Bu eğitimlerin içeriği kendinden menkul olduğunu ve belli güce ulaştığı anda Türkiye toplumu için tehdit olacağı biliniyor. Menzil tarikatının belirli bakanlıklarda örgütlendiğine dair bir takım bilgiler ortaya çıkıyor. Tüm bunlardan anlaşılıyor ki AKP’nin derdi cemaatin devlete nüfus etmesi değil, bunun kendi aleyhine kullanılmasıdır” diye konuştu.

‘Başkalarına kapı açtı’
17-25 Aralık operasyonları ve 15 Temmuz Askeri Darbe Girişimi gibi “iç çatışmalar” olmasaydı AKP’nin FETÖ ile bir sorunu olmayacağını ifade eden İlhan Cihaner, “AKP, bir cemaat ile yollarını ayırdı ancak başka cemaatlere kapı açıyor. Bunu, cemaatlerin çeşitli bakanlıklarda hukuk dışı örgütlenmesinden anlayabiliyoruz. Bu cemaatler ve tarikatlar belirli bir güce ulaştığında devleti doğrudan kontrol etmek isteyeceklerdir. O zaman AKP’nin Gülen Yapılanması ile mücadelede temel hatalar yaptığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeni cemaatlerle yola devam!

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından yola yeni cemaatlerle devam eden AKP’nin bu ilişkisi, çeşitli örneklerle kendisini gösterdi:

»Geçen yıl 21 Haziran’daki Valiler Kararnamesi ile Sakarya Valiliğine atanan İrfan Balkanlıoğlu, devir teslim töreni sırasında görevine “tekbir”lerle başladı. Vali Balkanlıoğlu’na ise bu sırada İsmailağa Cemaati mensupları eşlik etti. Balkanlıoğlu’nun bu duruma yönelik savunması ise, “Onlar 15 Temmuz gazileriydi” oldu.

»15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sadece beş ay sonra 2016 yılının Aralık ayında dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, çeşitli cemaatlere yakınlığı ile bilinen gerici gazete Akit’in yazarı Mehtap Yılmaz’ı hastanede ziyaret etti ve bu ziyaret TSK’nin resmi internet sitesinden yayınlandı.

»AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet dönemini karalayan, tarikatları ve cemaatleri savunan Kadir Mısıroğlu’nu hastanede ziyaret etti. Bu ziyaret 19 Şubat tarihinde gerçekleştirildi.

»AKP eski Milletvekili Hüseyin Besli, 2016 yılının Kasım ayında yaptığı açıklamada, Menzil Tarikatı’nın Sağlık Bakanlığında kadrolaştığını doğruladı. AKP’li eski vekil ve Akşam gazetesi yazarı Hüseyin Besli, Gülen Yapılanması yerine bu yapılanmanın geçirildiğini gazetedeki köşesinden duyurdu.

»Bitlis Valisi İsmail Ustaoğlu, 19 Ocak’ta il jandarma komutanı Albay Erhan Demir ve Emniyet Müdürü Yaman Ağırlar ile birlikte Said Nursi’nin doğduğu Hizan ilçesine bağlı Nurs köyüne gitti. Burada köylülerce karşılanan Vali Ustaoğlu, Said Nursi’nin doğduğu evi ve camiyi inceledi. AKP hükümetinin üst düzeyde ziyaretlerde bulunduğu Said Nursi’nin köyü Nurs’ta askerlerin katıldığı “sohbet” toplantıları dikkat çekti. Askerlerin Said Nursi sohbetlerine katılmaları, Fethullah Gülen cemaatinin sohbetlerini hatırlattı. Askeri operasyondaki askerleri çevresine toplayan bir askerin Menzil Cemaati’nin ilahisi olan “Benim Gavsım Kasrevidir” ilahisini söylediği görülüyordu. Yine bir asker, mahkemede tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde olduğunu söylerken, hakkında tek bir işlem dahi yapılmamıştı.

»İsmailağa Cemaati’nin hocalarından Abdulmetin Balkanlıoğlu, Hakkari Zap Sınır Karakolu’nu ziyaret etti, askerlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.

https://www.birgun.net/haber-detay/15-temmuz-ve-sonrasinin-ozeti-feto-gitti-yenileri-geldi-223224.html
Posted in ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

MİLLİ SİLAH SANAYİ – DENİZCİLİK * Oğlunun projesini tamamladı, dünyanın en hızlı hücümbotunu yaptı

Deniz Haber Ajansı
GEMİ İNŞA SAN.
13.10.2015

Oğlunun projesini tamamladı,
dünyanın en hızlı hücümbotunu yaptı

Ekber Onuk, Türkiye’nin milli, radara yakalanmayan, dünyanın en hızlı hücum botunu üretti. Onuk, Kaan Hücumbotu’na 110 metrelik askeri geminin silah sistemlerini bota sığdırmayı hedefliyor.

Trafik kazasında ölen oğlu Kaan’ın projesini tamamlayan baba Ekber Onuk, Türkiye’nin milli, radara yakalanmayan, dünyanın en hızlı hücum botunu üretti. Onuk, Kaan Hücumbotu’na 110 metrelik askeri geminin silah sistemlerini bota sığdırmayı hedefliyor.

1996 yılında oğlunu bir trafik kazası sonucu kaybeden baba, oğlunun öğrenciyken projesini çizdiği projeyi hayata geçirdi. Ortaya dünyanın en hızlı, yerli ve radara yakalanmayan hücum botu çıktı.

Deniz savaşlarında ezberleri bozacak hücum bot kara hızı ölçüsüyle 120 kilometre hıza çıkabiliyor. Hücumbotun üreticisi Yonca Onuk şirketi milli geminin üzerine 110 metrelik savaş gemilerinin donanımları yerleştirecek.

Kaan hücumbotu

Su üzerinde ulaştığı 120 km/saat (70 knot) hızla ‘dünyanın en hızlısı’ olarak gösterilen ‘Kaan’ sınıfı hücumbot, yakın geleceğin deniz savaşlarında bilinen tüm kuralları altüst edeceğe benziyor.

Gemi teknolojisinde sınırları zorlayan milli şirket Yonca Onuk, ‘MRTP 44’ adı verilen 47 metrelik yüksek hızlı hücumbota 110 metrelik askeri gemilerin silah sistemlerini sığdıracak.

Füze de taşıyacak

Jet hücumbot, menzili 8 km’den 16’ya çıkarıldığı söylenen ve dünyada ‘delemeyeceği zırh bulunmayan’ ROKETSAN üretimi tanksavar füzesi Mızrak-U’lardan en az 4’er tane taşıyacak.

Baş tarafında da ASELSAN yapımı 30-40 mm’lik top bulunan ‘Kaan Hücumbot’un üreticisi Ekber Onuk, “MRTP 44 çok iddialı bir proje. Sırtlandan ilham alarak ürettiğimiz bu küçük tekne ile büyük hücumbotlardan daha hızlı bir denizcilik elde edeceğiz ve 4 bin tonluk büyük bir savaş gemisini perişan edebilecek güce ulaşacağız” şeklinde konuşuyor.

Onuk’un bahsettiği ‘sırtlan’ taktiğinin, 120 km hızla giden çok sayıda hücumbotun dev bir fırkateyni ablukaya alması ve taşıdıkları Mızrak-U füzelerini peşi peşine ateşlemesiyle hedefteki gemiyi batırması şeklinde olduğu tahmin ediliyor.

Dünyada 1 numara

Botun üretiminde, içinde karbon, kevlar ve cam lifleri bulunan özel kompozit bir malzeme kullanılıyor. Türkiye’nin kıyı güvenliği ve SAT komandolarının en kısa sürede intikali için Deniz Kuvvetleri bu hücumbotlardan 60’ın üzerinde satın aldı.

Üretici şirket Yonca Onuk, ‘dünyada bir numara’ olduğunu belirttiği ‘askeri geminin Ferrarilerini’ 7 ülkeye ihraç ediyor. Şimdiye dek ASELSAN imzalı silah sistemleriyle yüklü şekilde satılan ‘Kaan’lara bundan böyle ROKETSAN üretimi Mızrak füzeleri de monte edilecek ve yurtdışına bu şekilde satılacak.

Pakistan, Malezya, Gürcistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır ve KKTC ‘Kaan’ sınıfı hücumbotları kullanan ülkeler arasında.

Milli gurur

Radara yakalanmayan jet botun dizaynını henüz bir üniversite öğrencisiyken Kaan Onuk yapmış. Uzay Mühendisliği bölümünde okuyan Kaan 1996’da trafik kazasında öldüğünde oğlunun projesini babası Ekber Onuk devralmış. Yonca Onuk şirketi, şu anda dünyanın her yanına ‘Kaan’ hücumbotlarından satıyor.

Hücumbotun hikayesi

Oğlu Kaan’ın vefatıyla tüm işlerden elini ayağını çeken Ekber Onuk yıllar sonra yeniden işe koyuldu.

13 yıl önce trafik kazasında oğlunu kaybettikten sonra hayata küsen Türkiye’nin önde gelen tersanelerinden Yonca Onuk’un ortağı Ekber Onuk, yeni projelerle yaşama sarıldı.
Hız ve yapısal tasarımı ile dikkat çeken hücum botları için yabancı iki özel kurum şimdiden talip oldu.

Bunun yanı sıra Yonca Onuk Tersanesi’nden bot almak için ABD, İsveç ve Birleşik Arap Emirlikleri de sırada. ABD, ilk defa Türkiye’den hücum botu siparişi verecek. Hızı ve silah donanımı ile dünya devlerinin dikkatini çeken hücum botları gemilere bodyguard’lık yapacak.

Yonca Onuk Tersahanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ekber Onuk, “Türk mühendislerle yüzde 100 yerli olarak ürettiğimiz hücum botları korsan saldırılarda koruyucu olacak. Denizlerde gemilerin ‘bodyguard’lığını bizim botlarımız yapacak.

Öte yandan bir ilke imza atacağız. ABD Türkiye’den ilk defa hücum botu almak için harekete geçti. ABD’li yetkililer geçtiğimiz hafta tershanemizi gezdi. Botları test etti. Onların testinden en yüksek puanı aldık. ABD Ar-Ge desteği teklifinde de bulundu” açıklamasını yaptı.

Oğlunun hayalleri için çalışıyor

Uçak mühendisi olan Ekber Onuk’un deniz macerası1985 yılında başladı. Onuk’un hedefi askeri standartta açık deniz performansına sahip bir tekne tasarlamaktır.

Çocukluğu tershanede geçen oğlu Kaan ve ortağı Şakir Yılmaztürk ile 1989 yılında bu hayali hayata geçirir. Yontech, 45 adını verdikleri seriyle üretime başlayan baba-oğul ve ortakları geliştirdikleri hücum botlarla dünya liderliğini ele geçirir.

ABD’den bronz madalya

Geliştirdikleri Yontech 45’in üstü kapalı versiyonu Yontech 105 ile Amerika Endüstri Tasarım Derneği’nden mükemmellik bronz madalyası kazanırlar.

Baba-oğul, 1993 yılında 13 metrelik Yontech 45’i iki metre daha uzatıp, askeri görevler için silahlı bir uygulama projesi başlattır. Oğlu Kaan ile Multi Rale Tactical Platform/Çok Amaçlı Taktik Platform (MRTP) adını verdikleri bir proje daha gerçekleştirmek üzere kolları sıvarlar.

Fakat bu proje 1996 yılında 22 yaşındaki Kaan Onuk’un trafik kazasında yaşamını yitirmesiyle rafa kaldırılır. Kaan’ın vefatıyla tüm işlerden elini ayağını çeken Ekber Onuk, işe tekrar dönüşünü şu sözlerle anlatıyor:

“Kaan’dan sonra her şeyi durdurmuştum. Bu sırada Savunma Sanayii Müsteşarlığı Sahil Güvenlik Komutanlığı 6 bot alımı için ihale açmıştı. Ortağım Şakir Yılmaztürk beni aradı ve ‘Şimdi bırakmanın zamanı değil, gel Kaan’ın teknesini yap’ dedi.

Bunun üzerine tekrar işe koyuldum ve uluslararası katılıma açık ihaleye tamamen Türk dizaynı Onuk MRTP 15 ile katıldık. Bunu yeni çalışmalar takip etti. Şu anda ürettiğimiz hücum botları Gürcistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Malezya gibi ülkelerde yüzüyor.”

https://www.denizhaber.com.tr/oglunun-projesini-tamamladi-dunyanin-en-hizli-hucumbotunu-yapti-haber-64365.htm
Posted in DENİZ VE DENİZCİLİK, SAVUNMA, TSK | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * Her uyandığımız gün, yeni bir maceranın başlangıcıdır * Rektör kendi elleriyle Ahmet Yuşan’ın yüzünün kalıbını almıştı, kendi elleriyle büstünü yaptı, tören düzenledi, üniversitenin tüm akademik kadrosu hazır bulundu, okuma yazma bilmeyen bekçi-odacı Ahmet Yuşan’ın büstünü üniversite senatosunun girişine dikti.

Sözcü
Yılmaz Özdil
24 Şubat 2018

Her uyandığımız gün,
yeni bir maceranın başlangıcıdır

60 yıl önce.

1958…

Gencecik gazeteciydi.

Haber yapmak üzere, yeni kurulan Eskişehir Akşam Yüksek Ticaret Okulu’na gitti. Kapıda bekçi vardı. Kartını uzattı, müdürle görüşmek istediğini söyledi. Bekçi kartvizite baktı, dikkatle baktı, sonra kim olduğunu, adını ve işini sordu. Genç gazeteci vaziyeti anlamıştı, bekçi okuma yazma bilmiyordu. Haberine dahil etmek için bekçinin adını not defterine kaydetti, Ahmet Yuşan’dı.

Genç gazeteci hem haberini yaptı, hem de okula kaydoldu. Eskişehir Akşam Yüksek Ticaret Okulu’nun ilk kayıtlı öğrencisi oldu.

Bu mütevazı okul, önce iktisadi ve ticari ilimler akademisine dönüştü, sonra Anadolu Üniversitesi’ne dönüştü. Yıllar yılları kovaladı… O genç gazeteci, Anadolu Üniversitesi’nin rektörü oldu.

Ömrü üniversitede geçen Ahmet Yuşan’ın yaş haddinden emekliliği geldi. Rektör, bu emektarın emeğine büyük saygı duyuyordu. “İstersen kal” dedi. Ahmet Yuşan’ın gözleri parladı. Kendisi okuyamamıştı ama, onbinlerce öğrencinin diploma almasına, meslek sahibi olmasına şahitlik etmişti, bu üniversite onun hayatının anlamıydı. Rektör “istersen kal, rektörlük senatosunda çalışmaya devam et” dedi. Senato odasının anahtarını Ahmet Yuşan’a teslim etti.

81 yaşına kadar çalıştı, 81… Akademisyenlerin babası, öğrencilerin dedesiydi, üniversitenin adeta sembolüydü, olmazsa olmazıydı.Son nefesini verene kadar üniversitede mesai yaptı.

Rektör kendi elleriyle Ahmet Yuşan’ın yüzünün kalıbını almıştı, kendi elleriyle büstünü yaptı, tören düzenledi, üniversitenin tüm akademik kadrosu hazır bulundu, okuma yazma bilmeyen bekçi-odacı Ahmet Yuşan’ın büstünü üniversite senatosunun girişine dikti.

Dünyada örneği yok.

O rektör…

Mustafa Kemal aydınlanmasının vücut bulmuş hali, daima ilham aldığımız, yurtsever, insansever, Profesör Yılmaz Büyükerşen’di.

Ve, eğitimde-şehircilikte mucizeler yaratan Profesör Yılmaz Büyükerşen’e dün düzenlenen törenle, Türkiye’nin en saygın ödülü, Vehbi Koç Vakfı’nın Vehbi Koç Ödülü verildi.

Bugüne kadar, Profesör Türkan Saylan, Profesör Aziz Sancar, Profesör Nermin Abadan Unat, Profesör Gökhan Hotamışlıgil, Profesör Zeynep Çelik, Profesör Mehmet Özdoğan, Profesör Zeynep Ahunbay gibi, varlığıyla onur duyduğumuz biliminsanlarına verilmişti, bu yıl Profesör Yılmaz Büyükerşen’e verildi.

Profesör İpek Gürkaynak başkanlığındaki seçici kurul… “Milyonlarca gencimize eğitimde fırsat eşitliği yaratan açıköğretim modelini hayata geçirmesi nedeniyle” ve “halkın eğitimine katkı sağlayan şehircilik mucizesi nedeniyle” bu ödüle layık görüldüğünü açıkladı.

İş Sanat Kültür Merkezi’nde saygın davetli topluluğunun katılımıyla gerçekleştirilen tören, Mustafa Kemal Atatürk’e saygı duruşuyla başladı.

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Atatürk’e atıfta bulunarak “özgür nesiller” vurgulu çarpıcı bir konuşma yaptı…

“Mustafa Kemal Atatürk ‘eğitimdir ki, bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır, ya da esaret ve sefalete terk eder’ diyordu, ‘en büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır’ diyordu. Cumhuriyetin kurucuları eğitime fevkalade önem atfettiler. Batı ve doğu arasındaki karanlık uçurumun en önemli sebebinin ‘cehalet’ olduğunu bizzat müşahade eden ve o uçuruma düşmemizi engelleyen Atatürk ve arkadaşları, yokluk içinde dahi eğitim yatırımlarına öncelik verdi. Eğitimciler bu ülkede hiçbir zaman cumhuriyetin ilk yıllarındaki kadar el üstünde tutulmadı, öğrenmek ve öğretmek hiç o zamanki kadar kıymetli olmadı. Büyük önder Atatürk, cumhuriyetin yetiştirmek istediği nesilleri ‘ben inkılap ruhunu ondan aldım’ dediği Tevfik Fikret’in ‘fikri hür irfanı hür vicdanı hür’ sözleriyle tarif etmişti. Aradan neredeyse yüz yıl geçti, gençlerimizin fikri, vicdanı, irfanı hür mü? Sizlerin karşısında şunu samimiyetle ifade edebilirim ki, Vehbi Koç Vakfı olarak ‘hür nesiller’ yetiştirmek için elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz. Bugün Vehbi Koç Ödülü’nü alan değerli bilim insanı Profesör Yılmaz Büyükerşen’in ülkemiz için yaptıklarına yeterince teşekkür edebilmek hakikaten imkansız.”

Ödülünü Ömer Koç’un elinden alan Profesör Yılmaz Büyükerşen ise, hepimizin kulağına küpe olması gereken şu sözleri söyledi: “Her uyandığım günü, yeni bir maceranın başlangıcı olarak görüyorum. Kendimi Atatürk’e, ilkelerine, cumhuriyete ve bu topluma borçlu hissediyorum. Hem de öyle bir borç ki, ömür boyu bitmiyor.”

(Google’ı Abdülhamid efendimiz icat etti denilirken oluyor bütün bunlar… Aynı gün aynı ülkede yaşanıyor.)

Moralinizin bozuk olduğu anlarda hatırlayın.

Tevfik Fikretlerimiz, Vehbi Koçlarımız, Aziz Sancarlarımız, Türkan Saylanlarımız, ömrünü eğitim yuvasına adayan yüreği ordinaryüs Ahmet Yuşanlarımız var bizim.

Her uyandığımız gün, yeni bir maceranın başlangıcıdır.

Örgütlü cehalete karşı fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştiren Yılmaz Büyükerşen sadece dün veya bugün değildir…

Asıl yarın’dır.

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/her-uyandigimiz-gun-yeni-bir-maceranin-baslangicidir-2244144/
Posted in EĞİTİM, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

Bir buçuk milyar nüfuslu Çin dahi olsanız fayda etmez … TSK hangi savaşta yenildi * Demek istediğim şu ki, bu acımasız dünyada maalesef ordusuz kalan bir milletin sonu ayaklar altında ezilmektir.

Japon askerlerinin önünde diz çöken Çinliler

Bir buçuk milyar nüfuslu Çin dahi olsanız fayda etmez … TSK hangi savaşta yenildi

Odatv.com
03.05.2014

II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesi…

1937 yılıdır…Henüz Mao yoktur, Çin Cumhuriyeti vardır.
1937 Ağustosu’nda, Japon ordusunun Şanghay’ı işgali güçlü bir direnişle karşılaşır.Ağır kayıplara rağmen Japonlar donanma bombardımanı yardımıyla Kasım ortalarında Şanghay’ı ele geçirir.

Tokyo’daki Japon Genelkurmayı, 1 Aralık’ta Çin Cumhuriyeti’nin başkenti Nanking’in ele geçirilmesi emrini verir.

Şanghay’da Japon İmparatorluk Ordusu ile savaşan ve kaybeden Chiang Kai Shek (Çan Kay Şek) ordusunun yok olması riskini göze alamadığından, askerini Çin’in iç bölgelerine çeker.

Aralık ayında Japon Ordusu, hiçbir direnişle karşılaşmadan Nanking’e girer.
Burada bir buçuk ay boyunca korkunç bir katliam yaşanır.Kadın, erkek, çocuk, yaşlı denmeden, 300 bin silahsız ve sivil Çinli acımasızca öldürülür.

Japon askerleri 80 bin kadının da ırzına geçer.
Çünkü Çin Ordusu artık yoktur.

Teslim olan en az 14 bin asker de Japon komutanlarının “esir alınmayacak” talimatı doğrultusunda öldürülür.

Düşünebiliyor musunuz? Koca Çin, ordusuz kalmış ve insanları koyun gibi boğazlanmıştır.

(Meraklısı için not: “City of Life and Death – Nanking Nanking” – 2009 Çin-Hong Kong ortak yapımı filmi izlemenizi tavsiye ederim)

Koyun deyince…

Yunan Ordusu da Sivrihisar’a geldiğinde koyun sürülerini öldürüp, sadece böbreklerini pişirip yemiş…

Yine Japona göre daha insaflıymışlar…
Bunları anlatmamın bir nedeni var.

Maksadım Japonların ne kadar gaddar bir millet olduğunu filan anlatmak değil.
Kaldı ki iki tane koca kentin üzerine atom bombası bırakan Amerika onlardan kat be kat daha gaddar.

Demek istediğim şu ki, bu acımasız dünyada maalesef ordusuz kalan bir milletin sonu ayaklar altında ezilmektir.

Bugün bile bunun örneklerini yaşıyoruz.
Mesela yanı başımızda Suriye’de.

Aynı Çan Kay Şek gibi, mecbur kalıp ordusunun bir kısmını geri çeken Beşar Esad, pek çok sivil yurttaşının kan içici El Kaide teröristleri elinde katledilmesini seyretmek zorunda kaldı.

150 bin kişi yaşamını yitirdi.

Irak hakeza…2003’teki “Haçlı Saldırısı”na dayanamayarak dağılan Irak Ordusu’nun boşluğunda bir buçuk milyon Iraklı can verdi.

Lübnan 1980’lerde benzer bir durumu yaşadı, Filistin ise 60 yıldır böyle…

YA TÜRKİYE?

Türkiye, 1974’ten bu yana her hangi bir savaşa girmedi.1984’ten beri ayrılıkçı terörle mücadele ediyor.40 bine yakın kayıp verdi.2002’de terör eylemleri bitme noktasındaydı.

1998’de sadece bir Kara Kuvvetleri Komutanı (Atilla Ateş) Suriye sınırında ultimatom verdiğinde, Şam yönetimi terörist başını dışarı postalamak zorunda kalmıştı.

Ama ne olduysa oldu, Türk Ordusu da Mondros Mütarekesi’nde yaşanan süreci tekrar yaşamaya başladı.

Subayları düzmece suçlamalarla esir alındı.
Komutanları, Orgeneraline kadar kumpasa kurban verildi.
Astsubayına kadar tertiplere uğratıldı.

Terörle mücadelenin sembol ismi Engin Alan Paşa, milletvekili oldu yine de esaretten kurtulamadı. Ama bölücüler her yerde fink atıyor.Hapislerde çürüyen general adayları, amiral olmayı beklerken mezara giden pırıl pırıl albayları, yarbayları.

Ülkenin Güney Doğusu’nda TSK yok gibi bir şey.Yol kontrolleri, şehir güvenliği PKK’nın elinde.Apo, İmralı’dan çatır çatır siyaset yapıyor, gündemi belirliyor.Uzman çavuşları esir alınıyor, sonra büyük bir lütufla serbest bırakılıyor.

Bedelli neredeyse 1 aya inecek.
Bir tane uzun menzilli füzemiz yok.
Çin’den de aldırmıyorlar.

Amerikan istihbaratıyla Uludere’de kendi vatandaşımızı roketliyoruz.El Patriotu’yla gerdeğe giriyoruz.

Suriye’ye kendi toprağımızı korumaya girerken PKK’dan, IŞİD’den izin alıyoruz…
Uluslar arası terörün transit ülkesi ilan edilmişiz.Suriye’deki teröristlere sınırı açmışız.Vatandaşı onların insafına tek etmişiz.

Kıbrıs’ı, Ege’yi, hatta Karadeniz’i koruyacak bir donanmamız artık yok.
Hava Kuvvetleri’nde son 5 yılda seri istifalar sonucu 21 hava filomuz savaşmadan yok oldu.

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış Osmanlı gibiyiz.
Yandaşların Osmanlı benzetmesine sadece bu noktada katılabiliyorum.

Biz kesin bir savaşta yenildik…
Ama hangi savaşta inanın ben de bilmiyorum…

Hüseyin Vodinalı

Odatv.com

https://odatv.com/tsk-hangi-savasta-yenildi-0305141200.html

Posted in Tarih, TSK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Yazar Ayşe Kulin’den CUMHURBAŞKANINA AÇIK MEKTUP

Yazar Ayşe Kulin’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektup

CUMHURBAŞKANINA AÇIK MEKTUP

Sayın Cumhurbaşkanım,

Şu sıralar size açık mektup yazmak pek moda. Bir mektup da benden olsun dedim, izninizle. Ben, basın ve ifade özgürlüklerine, hukuk devleti olmanın zaruretine, süregelmekte olan iç savaşın açtığı yaralara değinmeyeceğim.

Ben size, önemseyeceğinizi umarak, bu toz dumanda gözden kaçmakta olan bir hususu arz etmek üzere yazıyorum bu mektubu.

Siz ki 2023 yılına dair, ülkemiz için çok büyük bir beklenti içindeydiniz ya; sizi hayli üzecek bir haberim var. Beklentinize gem vurmanız gerekecek, efendim. Ya da daha gerçekçi bir yaklaşımla bekleyin o tarihi diye, kaleme alıyorum bu mektubu. Çünkü ben Cumhuriyetimizin 100. yıldönümünde, yaş haddinden dolayı, muhtemelen burada olup sizi teselli edemeyeceğim. Bari sizi uyarmış olayım.

Sayın Cumhurbaşkanım; dindar ve kindar gençler yetiştirme gayretiniz iyi netice vermedi. Gençler dökülüyorlar, tabiri caiz ise!

İsmet Berkan, YGS (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavlarının) sonucunu, belgelere dayanarak vermiş. Berkan ayrıntılarla işlemiş konuyu. Ben kestirmeden neticeyi sunuyorum size. Sınava katılan 2 milyon 84 bin kişiden 912 bin 797’i, liseden bu yıl mezun olanlarmış. Lise mezunu olarak katılanlar, Türkçe bölümünde sorulan toplam 40 sorudan ancak 19.31’ine; fen bilimlerinde ise sorulan 40 sorudan ancak 3 soruya doğru yanıt verebilmişler. Bu durum fazla bir değişim göstermeden 12 yıldır böyle devam ediyormuş.

İşte bu tablo, eğitimde dibe vurduğumuzun ve oradan çıkamadığımızın çok acıklı ve açık resmidir.

Sayın Cumhurbaşkanım, otoyol, gökdelen, köprü, AVM yaparak elbette bir yere varılır. Ekonomi gelişir, ülke zenginleşir. Ama insana doğru yatırım yapılmazsa, eğitimde bu sonuçlarla varılacak yer, cehalette feraset arayan kafaların yeridir ki, Türkiye’ye çok yazık olur ve olmakta.

Cumhuriyetin eğitim sistemi, kurulduğu tarihte sadece yüzde10’u okuryazar olan toplumu (ki bu yüzde 10’nun yüzde 9’u gayri müslimdi) onca zorluklara ve yoksulluğuna rağmen, çağdaş ve eşit eğitim seferberliği ile eğitmiş; tarlalarında, köylerinde, kasabalarında mahsur kalmaya mahkûm, sizin de arasında olduğunuz nice Anadolu evladının önünü açarak, onları devleti idare edecek mevkilere taşımıştır. Bu olgu dahi tek başına, hepimizin Cumhuriyet kurucularına saygı duymamızı gerektirecek bir husustur.

Cumhurbaşkanım, bir an önce, tercihiniz olan dindar ve kindar kuşaklar yetiştiren sistemi dikkatle gözden geçiriniz. Batı’ya karşı önyargılarınız varsa, örneğin Güney Kore’yi, Hindistan’ı örnek alıp, bilimsel verilerle eğitilen, irfanı hür, çağdaş kuşaklar yetiştiren bir sistemi kurunuz. Ülkelerin en büyük değerleri, iyi eğitilmiş, çağına ayarlı insanlarıdır.

Benden söylemesi, yoksa 2023 yılında, gelişmiş ülkeler sıralamasında, ülkemizin varacağı noktayı değiştirmede, ben aralarında olsam da, size melekler bile yardım edemez.

Ayşe Kulin

Posted in DUYURULAR, EĞİTİM | Leave a comment

Şirket sahibi bakanlar ne yapmalı? Etik ne diyor?

Onur Şahin
10 Temmuz 2018 Salı

Şirket sahibi bakanlar ne yapmalı?
Etik ne diyor?

Erdoğan’ın dün açıkladığı kabineyle Türkiye tarihinde bir ilk yaşandı. 3 iş insanı faaliyet gösterdikleri alanda bakanlık koltuğuna oturdu. Peki bu siyasi etiğe ne kadar uyuyor? İş insanı bakanların ne yapması gerekiyor? Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı Oya Özarslan, Cumhuriyet’e anlattı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan , yeni sistemin ilk kabinesini açıkladı. Kabinede ETS Turizm’in sahibi Murat Ersoy Turzim Bakanı, Medipol Üniversitesi’nin mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Koca Sağlık Bakanı, Maya Okulları’nın sahibi Ziya Selçuk ise Milli Eğitim Bakanı oldu.

“DEVLET YÖNETİMİ BU KİŞİLERİN
İYİ NİYETİNE BIRAKILAMAZ”

Erdoğan’ın kabinesinde yer verdiği üç isimin faaliyet yürüttükleri alanda iş insanı olması “Türkiye A.Ş.” yorumuna neden oldu. Uluslararası Şeffaflık Derneği Başkanı Oya Özarslan , şirket yöneticisi bakanlara ilişkin yaptığı değerlendirmede “Ne yazık ki Türkiye’de siyasi etik yok. Bu kişiler görevlerini kendi çıkarları için kullanabilirler. Devlet yönetimi bu kişilerin iyi niyetine, sözüne, ahlaklı bir insan olmasına bırakılmaz.” ifadelerini kullandı.

“MAL VARLIKLARINI AÇIKLAMALILAR”

Bakanların bütün mal varlıklarını açıklaması gerektiğinin altını çizen Özarslan, “Eğer yöneticisi oldukları şirketlerden bir ücret alıyorlarsa o görevin tamamen bırakılması, şirkete ait hisselerinin devredilmesi gerekir yada hisseler bağımsız (kayyım gibi) bir kuruma bırakılabilir. Aksi takdirde çıkar çatışmasına gider. Siz o görevde iken rakip firmalar ne hissedecek? Ülke yönetmek bir özveri işidir. Bu özverininin gereği de kar getiren ticari faaliyetlerden feragat etmektir.” diye konuştu.

“SEÇİLME SÜRECİNDE KİMİN DAHA
ÇOK DESTEKLEDİĞİ BELLİ OLUYOR”

Kamu görevine gelecek kişilerin gelir elde etmeye dönük ticari faaliyetlerini sürdürmemelerinin bir boyutun da ticaretin finansmanı olduğunu kaydeden Özarslan, “O göreve gelirken kim size yardımcı oldu, kim sizi daha çok destekledi? Bu daha çok milletvekilleri ve seçilmişler için tabi ki. Bu seçilme sürecinde de belli oluyor ki belli oranlarda bağış yapabiliyorsunuz belli kişinin kampanyasına. Çünkü sonradan o kişi kamu hizmetine atanmış olan, seçilmiş olan kişiler esas görevleri olan halk değil, kendilerine hizmet etmiş kişilere hizmet etmesinler diye.

“TİCARET VE SİYASET ARASINDAKİ
İLİŞKİLER ŞEFFAF OLMALI”

Dünyadaki uygulamaların değiştiğini kaydeden Özarslan, siyaset ve ticaret arasındaki ilişkilerin açık, şeffaf ve mesafeli olması gerektiğini vurguladı. Özarslan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) örneğine değinerek, “ABD’de kongre üyeleri sahip oldukları hisse ve bonoları açıklamakla yükümlüler. Trump hisselerini çocuklarına devretti. Milletvekilleri veya kamu görevine atanan kişiler gelir elde etmeye devam etmemeli. Temel kural bu. Dünyada siyasiler bu kurala uymaya özen gösteriyor.” dedi.

ATAMALARDA DEVLETİN ŞİRKET GİBİ
YÖNETİLMESİ ANLAYIŞININ YANSIMALARI VAR

“Devletin şirket gibi yönetilmesi” kavramını hatırlatan Özarslan, “Biz şirket yöneticilerinin bakan olarak atanmasında bunun yansımalarını görüyoruz. Bütün dünyada şirketlerin “kurumsal vatandaşlık” dediği kavramdan bahsediyoruz. Şirketlerin topluma duyarlı, onlara hizmet etmeye yönelik tavrından bahsediyoruz. Devletin şirketleşmesi değil, daha çok şirketlerin kamu yararı gütmesi anlayışı dünyada yaygın. Devletin anonim şirketleşmesi değil, daha çok anonim şirketlerin kamu yararı gözetmesinden bahsediyoruz. Çok karlı olmasada yurdun ücra yerlerine kamu hizmeti götürülebilir. Dünyada yükselen trend bu. Şirketler “yasalara uyacağız, hesap verdiğimiz yer sadece ortaklarımız değil, toplumdur” anlayışına geçiyor. Yasalara saygılı olmak zorunda şirketler.” dedi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1022183/

Posted in Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER, SİYASİ TARİH, YOLSUZLUKLAR | Leave a comment

Yeni kabine dış basında: Piyasalar Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı iyi karşılamayacak

Cumhuriyet / BBC Türkçe
10 Temmuz 2018 Salı,

Yeni kabine dış basında:

Piyasalar Albayrak’ın Hazine ve Maliye
Bakanlığı’nı iyi karşılamayacak

Financial Times, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanmasının piyasalardaki mevcut endişeleri artırdığını yazıyor. Guardian ise Erdoğan’ın yemin törenine katılanlar arasında ABD, İngiltere, Almanya gibi Batılı ülkelerin liderlerinin olmayışına dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yemin ederek yeni 5 yıllık görev süresine başlaması ve ardından açıkladığı yeni kabine , İngiltere ve ABD gazetelerinde geniş yer buldu.

Gazeteler özellikle Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanmasına dikkat çekti.

İngiliz Financial Times yatırımcıların, Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanı olmasını iyi karşılamayacağı yorumunu yaptı.

Financial Times ;

“2004’te Erdoğan’ın kızıyla evlenen Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanı olması, Türkiye ekonomisinin sağlığı ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konularında endişeli olan yabancı yatırımcı ve uzmanları alarma geçirdi.”

“Seçim kampanyası süresince Albayrak hükümeti düşürmek için dış güçler tarafından yapılan operasyon sonucu Türk lirasının değer kaybettiği uyarısını yapıyordu. Yatırımcılar ise Türk lirasının mevcut durumunun fazla ısınan ekonomi ve faiz oranlarının yeteri kadar yüksek olmaması sonucu olduğunu savunuyor.” yazdı.

Haberde kabinenin açıklanmasının ardından Türk lirasının hızlı bir şekilde düştüğü ve Amerikan doları karşısında yüzde 3.8 değer kaybettiği belirtildi.

Gazeteye konuşan Hollanda Bankası ABN Amro’dan Nora Neuteboom, “Bu kesinlikle umduğumuz bir şey değildi. Piyasalar kabinenin açıklanmasını bekliyordu ve verilen mesaj açık: Bu kabine piyasa dostu değil, Erdoğan dostu.”

Financial Times , geçmişte Maliye Bakanlığı da yapmış ve son olarak ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı olan Mehmet Şimşek ile Maliye Bakanı Naci Ağbal’a yeni kabinede yer verilmemiş olmasına da dikkat çekiyor.

Gelişmekte olan ekonomiler uzmanı İnan Demir gazeteye yaptığı yorumda, Şimşek ve Ağbal’ın stres dönemlerinde faiz artırma yönünde görüş belirten isimler olduğuna ve artık böyle zamanlarda orada olmayacaklarına dikkat çekiyor ve “Kabineye alınmaları Erdoğan tarafından, piyasanın endişelerini dikkate aldığını gösteren bir işaret olurdu” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüksek faize yıllardır sert şekilde karşı çıktığını belirten Financial Times , Türk lirasının 2018 başından bu yana dolar karşısında yüzde 17 değer kaybettiğini de hatırlatıyor.

Guardian: Yemin töreninde Batı ülkelerinin liderleri yoktu

Guardian gazetesi ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin töreninde Batılı hiçbir büyük ülkenin üst düzey yetkilisininin olmamasına dikkat çekiyor:

“Türkiye’nin parlamentoda muhafazakar ve İslami çizgideki AKP ile milliyetçi MHP çoğunluğu ile, dış politikada daha da artan milleyetçi bir yol izlemesi bekleniyor. Erdoğan son yıllarda Suriye’deki savaş, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği, insan hakları ihlalleri ve darbe girişimi sonrası Avrupa’nın desteğinin yetersiz olması gibi konular nedeniyle ABD ve AB ile stratejik müttefikleriyle çatışıyor. Bu değişimin bir sinyalinin de bugünkü yemin törenine katılan 22 ülke lideri arasında ABD, Almanya, Fransa ya da İngiltere gibi Batılı ülkelerin olmayışı.”

Times: Atatürk’ten bu yana en çok gücü elde eden Erdoğan otokratlar arasında katıldı

Times gazetesi de 24 Haziran seçimlerinin ardından Erdoğan’ın otoriter devlet liderlerinden tebrik telefonları aldığını ancak Batı’nın daha ilgisiz davrandığını yazıyor:

“Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Venezuela Devlfet Başkanı Nicolas Maduro ve (Rusya Devlet Başkanı) Vladimir Putin gibi otoriter liderler Erdoğan’ı aceleyle tebrik etti ancak Batı daha kayıtsız davrandı. Bu, yemin töreninin davetli listesine de yansıdı. Bulgaristan’ın Cumhurbaşkanı Radev törene katılan tek Avrupa Birliği üyesi ülke lideriydi. 2 yıl önceki darbe girişiminin ardından Türkiye’nin en güçlü Batılı müttefiki olan İngiltere de törene bakan göndermedi.”

New York Times: Hükümet borç yükü altında

New York Times da Albayrak’ın Maliye Bakanı olarak atanmasının finans marketlerini tedirgin ettiğini ve tek bir siyasinin elinde çok fazla güç toplanmasına yönelik endişeleri artırdığını yazıyor.

New York Times ‘ın haberi şöyle devam ediyor: “Hükümet, büyük altyapı projeleri için alınmış borç yükü altında. Bu projelerin çoğu Erdoğan ve müttefikleriyle bağı olan firmalarca yapılıyor. Türkiye’nin ekonomisi geçen yılki yüzde 7,4 büyüme oranıyla hâlâ en hızlı büyüyen ekonomilerden ancak Türk lirası, yatırımcı ve kredi verenlerin endişelerinin bir yansıması olarak son zamanlarda değer kaybetti.”

Gazete kabinedeki isimlerden yalnızca 4’ünün seçilmiş siyasiler olduğuna, geri kalanların bürokrat olduğuna dikkat çekiyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/secim/1022106/

Posted in Ekonomi, Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER, SİYASİ TARİH | Leave a comment

YENİ SİSTEMİN İLK KABİNESİ

[Haber görseli]

10.07.2018 Cumhuriyet

Posted in SEÇİM - SEÇSİS, SİYASİ PARTİLER, SİYASİ TARİH | Leave a comment