Pandora’nın ABD kutusu * 30 SENE ÖNCE YOKSUL OLAN BİR AİLE NASIL DOLAR MİLYARDERİ OLDU * NEHİR KENARINDAKİ 328 DÖNÜMLÜK ÇİFTLİK * Erdoğanlar’ın bir çiftliği var: Muhammed Ali’nin çiftliğini vergisiz satın aldılar

                                     ERDOĞAN AİLESİNİN TÜRGEV ADINA ALDIĞI  ÇİFTLİK

Erdoğanlar’ın bir çiftliği var:
Muhammed Ali’nin çiftliğini
vergisiz satın aldılar


Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak’ın yönetiminde olduğu TÜRGEV ile Bilal Erdoğan’ın Ensar Vakfı’nın ortak kuruluşu Turken Vakfı, ünlü boksör Muhammed Ali’nin milyon dolarlık çiftliğini vergisiz satın aldı.

ABD’deki Muhammed Ali’nin çiftliği kamu yararına olduğu için vergi vermeyen TÜRGEV’in. Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak’ın yönetiminde olduğu TÜRGEV ile Ensar Vakfı’nın ortak kuruluşu Turken Vakfı, yaklaşık 3 milyon dolara arazi aldı.

Yönetiminde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak’ın bulunduğu TÜRGEV ve Ensar Vakfı’nın New York merkezli ortak kuruluşu Turken Vakfı, Michigan’da St. Joseph nehri kıyısında bulunan yaklaşık 328 dönümlük arazi ve çiftliği 2 milyon 895 bin 37 dolara satın aldı. Vergiden muaf iki vakfın ortak kuruluşunun satın aldığı arazi ve çiftlik dünyaca ünlü şampiyon boksör Muhammed Ali’ye ait.

SAHTE CENNET SATIN ALDILAR

Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu’nun haberine göre Muhammed Ali’nin eşi Lonnie Ali, ABD’nin Michigan eyaletindeki Berren Springs’teki 328 dönüm arazi ile birlikte çiftliği Haziran 2018’de satışa çıkardı. Çiftlik ve arazi için 2 milyon 895 bin 37 dolar fiyat biçildi. Muhammed Ali arazi ve çiftliği 1975 yılında 400 bin dolara satın almış, 2006 yılına kadar da yaşamıştı. Çiftlikte; bir tanesi 3 bin 960 metrekare olmak üzere iki konut binası, bir boks ringi, buhar ve masaj odaları, yarım kilometre boyunda at pisti, basketbol sahası, büyük bir havuz ve ayrıca müstakil bir spor salonu da vardı. Çiftlik ve arazi için ödenen 2 milyon 895 bin 37 doların 37 doları ise Muhammet Ali’nin şampiyonluk sayısı olarak simgesel bir anlam taşıyor.

400 BİN DOLAR DAHA UCUZ

Aralık ayının son günlerinde Muhammed Ali’nin arazi ve çiftliği satıldı. Satışın, belirlenen fiyatın yaklaşık 400 bin dolar düşük fiyata, yaklaşık 2.5 milyon dolar karşılığı gerçekleştiği belirtildi. Muhammed Ali’nin arazi ve çiftliği New York merkezli Turken Vakfı’na satılmıştı. Müslüman öğrenciler için Turken Vakfı, Ensar Vakfı ve TÜRGEV tarafından kuruldu. Amerika’daki Müslüman öğrencilere burs ve yurt olanağı sağlamak amacıyla kurulan vakıf; Boston, Virgina, Chicago, Manhattan, Queens ve Washington’da 11 adet yurtla barınma hizmeti sunuyor. Satışın, Muhammed Ali’nin ailesinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan çiftlik ve araziye sahip çıkmasını istemesinin ardından gerçekleştiği ifade ediliyor.

VERGİ ÖDEMİYORLAR

Amerika Michigan’da St. Joseph Nehri’ne uzun bir kıyısı olan arazi ve çiftliği yaklaşık 2.5 milyon dolara satın alan Turken Vakfı’nın kurucuları Ensar Vakfı ve TÜRGEV, Türkiye’de kamu yararına vakıf olarak faaliyet gösteriyor. Bu yüzden devlete vergi vermiyor. Arazi ve çiftliği satın alan Turken Vakfı’nın Genel Sekreteri Haluk Gani, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan gibi Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden mezun. Vakfın yöneticileri arasında Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak var. Turken’in kurucularından TÜRGEV’in Genel Başkanı Fatmanur Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un eşi. Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak TÜRGEV’de de yönetim kurulu üyesi,. TÜRGEV’in yöneticileri arasında Kadir Topbaş’ın istifasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Mevlüt Uysal da bulunuyor. Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ise vakfın genel kurul üyeleri listesinde yer alıyor.

HAVUZUN ALTINDA GİZLİ ODA

Arazinin Muhammed Ali’den önceki sahibinin Amerikalı ünlü gangster al Capone’un koruması Louis Campagna olduğu ifade ediliyor. Erdoğan ailesine yakın vakıf tarafından satın alınan çiftliğin 1900’lü yılların başında inşa edildiği, 1920’lerden itibaren Campagna tarafından kullanıldığı belirtiliyor. Ana binanın 1920’lerde şaibeli bir şekilde yandığı, daha sonra yeniden inşa edildiği aktarılıyor. Arazi üzerinde 1990’lı yıllarda yapılan havuzun alt kısmında Al Capone döneminden kalma gizli odaların da keşfedildiği belirtiliyor.[1]


Eğitim şart!

Soner Yalçın / 21 Şubat 2019


Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında Erdo­ğan için dedi ki:
“Şimdi kendisine bir de Amerika’da saray yaptırı­yor!”
Kılıçdaroğlu’nun söyledi­ği Cumhuriyet gazetesinin haberiydi.

Merkezi New York’ta­ki Türken Vakfı, rahmetli boksör Muhammet Ali’ye ait çiftliği satın almıştı. Göl­lerle çevrili Michigan eya­letindeki St. Joseph nehri kıyısındaki 328 dönümlük çiftlik 2 milyon 895 bin 37 dolara satılığa çıkarıl­mıştı. (Araziyi satın alıp ev yapan Amerikalı ünlü gangster Al Capone’un koruması -”Küçük New York”- Louis Campag­na idi. Evin Al Capone’a ait olduğunu düşünebiliriz. Campagna’nın 30 Mayıs 1955’teki ölümüyle çift­lik Yahudi-Hıristiyan karışımı Yedinci Gün Adventistleri Kilisesi adlı Protestan mezhebine satıldı. Muhammet Ali çiftliği 400 bin dolara 1975 yılında aldı. Çiftliği yenileme sırasında Al Capone’a ait gizli oda­lar bulundu. Ancak konumuz bu değil…)

New York merkezli Tür­ken Vakfı uzak diyarlarda­ki, Kanada sınırındaki bu çiftliği neden aldı? Kimsenin bilmediği- Türk öğrenci olup olmadığı belirsiz Andrews Üniversitesi desek, ona bile uzak! Yaz okulu için mi? Bu­nun için bu kadar para verilmez. Ne peki?

İpucu aramaya vakıftan başlayabiliriz:
Türken Vakfı, Ensar Vakfı ile TÜRGEV tarafın­dan ABD’de 2014 yılında kuruldu. Amacı, ABD’deki öğrencile­re burs, konaklama ve diğer kültürel programlar aracılı­ğıyla yardımcı olmak. Türk öğrencilere anahtar teslim mobilyalı iki odalı iki ban­yolu evlerde konaklatıyorlar. Vakfın kuruluş senedin­de milyonlarca dolar gö­züküyor. Bu kadar bağışı kontrol eden bu isimler kim?

Zincirin halkaları

Vakfın yönetim kadrosuna baktığımda ilginç bir tabloyla karşılaşıyorsunuz:
New York’ta vakfa “abilik” yapan Dr. Halil Mutlu; Erdoğan’ın dayısının oğlu; New York’ta hekimlik yapıyor.

Vakfın başkanı Behram Turan da Rize İyidere doğumlu; İTÜ İnşaat Bölümü mezunu, Türkiye bursuyla gittiği 1982’den beri ABD’de yaşıyor.

Vakıf saymanı Memiş Yetim de Rizeli. 1995’den beri New York’ta ikamet ediyor.
ABD’deki çiftlik alımı ortaya çıkınca “Turken Foundation” sitesine baktığımda, bu isimlerin Erdoğan ile yakınlığını önemsemedim… Akşam saatlerinde…
Erdoğan’ın teyze oğlu Recep Ali Er‘in Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’ne atandığı bilgisi geldi!

Göreve gelmesi şaşırtıcı değildi: Rize Pazarköy doğumlu. Trabzon’da 19 yıl öğretmenlik yaptı. AKP iktidarıyla; Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Samsun ve Ankara Bölge Müdürü olarak çalıştı. 2013’te Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdür Yardımcılığına atandı. Şimdi de genel müdür oldu.

Ama…Bu bilgiler şu atamayla anlam kazanıyor:
Erdoğan’ın diğer teyze oğlu İbrahim Er de Milli Eğitim Bakan Yardımcısı! Görev alanları; Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü…“Erdoğan akrabalarına kadro buluyor” deyip meseleyi geçemeyiz! Benim kafam başka çalışır! Şöyle anlatayım:

Ne gizleniyor

Erdoğan ailesinin fertlerinin neredeyse hepsi “eğitim” işinde:

Erdoğan’ın oğlu Bilal; öğrencilere yurtlar kuran Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) “gölge başkanı”Keza: Devlete ve topluma faydalı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV) ve -eşinin dayısı M. Fatih Çıtlak’ın başkanlığını yaptığı- İnsan ve İrfan Vakfı gibi çeşitli eğitim kuruluşlarının kurucusu…

Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak; TÜRGEV Yönetim Kurulu Üyesi…

Erdoğan’ın teyze oğlu Recep Ali Er, üniversite öğrencileriyle yakından ilgili Kredi ve Yurtlar Genel Müdürü…

Erdoğan’ın teyze oğlu Adnan Er, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Genel Sekreteri…

Erdoğan’ın dayı oğlu Halil Mutlu TÜRKEN Başkanı…

Erdoğan’ın teyze oğlu İbrahim Er Milli Eğitim Bakan Yardımcısı…

Hepsini alt alta topladığınız zaman karşınıza nasıl “manzara” çıkıyor?
Öğrenciler, yurtlar, evler, burslar, Milli Eğitim deyinde aklınıza kim geliyor?
Erdoğan ailesi “eğitim” meselesiyle son dönemlerde neden bu kadar ilgili?

Ellerinde koskoca devlet var; eğitime dair ne istiyorlarsa yapamazlar mı?
O halde bu “örgütlenme” ne? Yeni kadro arayışı mı? Öyle ise…

“Eğitim-yurt” işinde neden hep yakın akrabalar var? Başkalarına güvenmiyorlar mı? Ne saklanıyor ki; milyon dolarlık bağışlar mı? Böylesine kutsal göreve para verenler bunu niçin gizlesin?

Bu girift ilişki ağını/ denklemini çözemedim!
Çiftlik alımı kafamı çok karıştırdı!
Bir sır var, ama ne?

Ne diyordu reklamın sonunda Cem Yılmaz; “eğitim şart”…
Meraklılar için not: Michigan/ Berrien Springs’teki çiftlik ile, Pensilvanya/ Saylorsburg’daki çiftlik arası bin kırk dört kilometre! [2]

[1]      http://haber.sol.org.tr/turkiye/erdoganlarin-bir-ciftligi-var-muhammed-alinin-ciftligini-vergisiz-satin-aldilar-256968
[2]     https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/soner-yalcin/egitim-sart-3612536/
Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Amerika Türkiye’nin ‘stratejik müttefiki’ olabilir mi?

Amerika Türkiye’nin
‘stratejik müttefiki’ olabilir mi?

20 Ağustos 2019 Salı


ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından birisi olan Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations) başkanı Richard Haas’ın 2014 yılında Türkiye’ye geldiği günleri anımsıyorum.

ABD’nin eski dışişleri bakanlarından Colin Powell ile baba Bush’un danışmanlığını da yapmış olan Haas, o yıllarda (2014) “Yeni Amerika” adlı kitabını tanıtmak üzere ülkemize gelmişti. Bu ziyaret sırasında Richard Haas’ın “stratejik müttefik” konusunda ilgi çekici açıklaması şöyleydi:

“Teknik ve hukuki olarak hâlâ müttefikiz, ancak stratejik olarak farklı noktalardayız” (Hürriyet, 11 Kasım 2014)

Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haas’ın Kürt sorununa ilişkin açıklaması bir önceki açıklamasına göre daha çarpıcıdır.

Haas’ın hayali!
“Mini Kürdistan”ı savunuyoruz derken Suriye Kürtlerinin yani PYD/ YPG’nin kuracağı “Mini Kürdistan”ı destekleyeceğini, Türkiye Kürtlerinin bunun dışında olduğunu vurguluyor. Haas, biraz daha ileri giderek Kürtlerin bağımsız olabilmesi için de “Mini Kürdistan”ın kurulmasının tek yol olduğunu savunuyor. (Hürriyet, 11 Kasım 2014)

Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Haas, açıklamasında “stratejik ortak olarak farklı noktadayız” diyerek açıkça Türkiye’nin ABD’nin “stratejik müttefik”i olmadığını vurgulamaya çalışıyor.

Televizyonlarımızda zaman zaman açık oturumlara katılan kimi siyasiler ile, siyaset bilimcilerin “Türkiye, ABD’nin stratejik ortağıdır” söylemlerine karşın ABD Türkiye’ye hiçbir dönemde “stratejik ortak” gözüyle bakmamıştır. ABD’nin stratejik ortakları İngiltere ve İsrail’dir. ABD, ne acıdır ki Türkiye’ye yönelik “müttefiklikle” asla bağdaşmayan tutumunu sürdürürken bölgede kendine yeni bir müttefik seçmiştir. PKK/PYD artık ABD’nin stratejik müttefiki konumundadır.

ABD – YPG ortaklığı
Irak’taki en yüksek rütbeli ABD’li korgenerallerden biri olan Pavel Funk’un PKK’nin Suriye uzantısı YPG’yi kast ederek “YPG ortağımızdır” (Sözcü, 2 Şubat 2018) şeklindeki açıklamasıyla ABD YPG’yi resmen Suriye’deki ortağı ilan etmiştir.

Günümüzde Ankara’ya “güvenli bölge” görüşmeleri için sık sık gelen, her gelişinde yeni bir oyalama taktiğine başvurduğu anlaşılan özel temsilci James Jeffrey’in şu sözleri dikkat çekici olduğu kadar düşündürücü değil midir?

“Bir yanda çok önemli bir ABD müttefiki, bir yanda IŞİD’le mücadelede önemli bir yerel ortağın, (PYD/YPG) kaygılarını dengelemeye çalışıyoruz” (Cumhuriyet, 3 Ağustos 2019)

Amaç YPG’nin “güvenliği”
ABD için “güvenli bölge” stratejiktir ve pratikte YPG’nin güvenliği anlamına gelmektedir. Ortadoğu gibi çokuluslu çıkarların, şaşırtıcı ittifaklara yol açtığı kaygan zeminde ABD’nin dört parçalı Kürdistan’ın Suriye ayağını gerçekleştirmek için her türlü çabayı harcayacağı bilinmelidir. ABD’nin olası yeni girişimlerine karşı Suriye ile anlaşmak Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun tek seçenektir.

Daver Darende
Emekli Diplomat-Yazar

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1540609/

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM | Leave a comment

Ümmetten, ırk, kadın, aşiret.. çatıştırmalarından arınmadan kurtuluş yok 

Şükran Soner / 20 Ağustos 2019 Salı

Ümmetten, ırk, kadın, aşiret..
çatıştırmalarından arınmadan kurtuluş yok 


Bir hamle ile Libya’da Türkiye’nin ters ataklarla bataklığa çekilmesi, geniş Afrika, İslam dünyası ülkelerine uzanan, savaşlara, aralarında çatışmalara sürüklenenler yetmezmiş gibi, taraf dahi olamadan, tam sadakatle ağır bedeller ödemek zorunda kalan ülkeleri, Pakistan’a, sayısız Afrika, Güney Amerika ülkelerine ödetilen bedellerden dahi ders alamadan.. Balkanlar’da çokkültürlülük üzerinden aşılmış yollar bir çırpıda silinmiş gibi, Avrupa’nın içinde, ırk soslu, özünde bal gibi çok ağır inançlar üzerinden akıtılan kandan, oyunlardan bile uyanamadan.. 

Ortadoğu’nun en bağnaz, kukla, biat etmiş, Sünni siyasal İslamcı kimlikleri ağır basan Suudiler ile Kuveyt çatışma oyunu tuzaklarında, Mısır içinde silah satın alma yarışlarında nasıl olup da Akdeniz enerji paylaşımı projelerinde, İsrail odaklıymışçasına, Kıbrıs adına Güney’in sayılması oyununda buluşturduklarını dahi kavrayamadan.. Suriye üzerinden Türkiye’yi hedef almış son büyük oyunun tuzaklarını okuyabilme çırpınışlarının içindeyiz..

Oyunun şifreleri, 2002’lerden, en yakın öncesi 12 Eylül darbesi ilkelerinden aslında apaçık artık okunabiliyor.. Kuşkusuz yine askeri darbe ürünü, Amerikan parmağı ağırlıklı olsa da, Türkiye’nin dinamikleri içinde, Yassıada ile sabıkalı, ancak 1961 Anayasası, basın özgürlüğü, demokrasi, insan hakları, sendikal haklarda yaşanan sıçrama sayesinde yaşanan büyük toplumsal patlama, Türkiye’nin çağdaş demokrasiye doğru evrilişinin emperyal dünyada yarattığı büyük panik elbette atlanamaz.. 

12 Mart operasyonu yetmemiş, 12 Eylül darbesi ile büyük tırpanlama hedeflenmiş. 24 Ocak kararlarının sivil iktidar Demirel eliyle uygulanamayacağı görüldüğünden,   Özal liderliğinde 12 Eylül darbesinin toplumsal ayağının projelendirilmesi gündeme sokulmuş. Emeğe, sola, demokrasiye evrilmenin tersine çevrilmesinde, Gülen Cemaati ortaklığında yol alınması planları dip dalga olarak işlenmiş.. 12 Eylül darbesi anayasal, yasal yasaklarıyla, işkenceli yargılanmalarıyla on binlerin sol, demokratik, sendikal, insan haklarından yana örgütlenmelerinin dibe vurdurulması hedeflenmiş. Emperyal çıkarlarda hizmette kusur etmeyecek Gülen Cemaati başta, uyum sağlayacak tüm cematlerinin yollarının önündeki, Atatürk devrimleri, laik Cumhuriyet ilkeleri ile oluşturulmuş yasakların kaldırılması çaktırılmadanmış gibi öncellenmiş..

Emperyal projelerin Türkiye gibi uygulatılmalarında kaçınılmaz gündeme gelen ortalama on yıllık kırılmalar sonrası, Özalizm ile alınmış yollarda da varılmış hedef noktalar yeterli olamadan, büyük depremin yarattığı kaçınılmaz ekonomik çıkış da fırsat, 2002 Erdoğan-Gülen ittifakı, ortaklığı sahneye konulmuş olarak yeni yürünecek yolların önü açılmış.. Afganistan’da Talibanlı, Irak’ta Amerika- İngiltere rehberliğinde, Irak petrollerinin üç odaklı paylaşım dengeleri hesaplarında parçalanması sahnelenmişken.. 

Öngörülemeyen şirket paylaşımlarında uyumlu, ancak üçlü denge paylaşımlarında uyumsuz gelişmeler, emperyal petrol şirketlerinden çok, yeni bölge güç odakları Rusya’nın toparlanması, İran’ın güçlenmesine yarayınca.. Hele de zengin Kuzey dünyası, Amerika, Avrupa odaklı ekonomik krizleri, karton kutularıyla işlerinden olanlar düzeni vitrinini üretince.. Sil baştan yeni çıkar dengeleri savaşım alanları hesaplarına, projelerine geçişle bugünlere gelindi. 

Şimdilerde liberal projeler, manifestoların ilkeleri bile ayaklar altına alınmış olarak, emperyalizmin ayakta kalmasının yeni yeni planları ile yüzleşmekteyiz. Dünyayı yeni otoriterleşme, emperyal güç odaklarının diktatörleşmesi bulaşıcı hastalıkları kasıp kavurmakta. Beterin beteri acımasızlıklarla oluşturulmuş emperyal diktatörlük paylaşım oyunları, kirli çıkarları savaşlarının içinde insanlık, arada hedef tahtasında sıkıştırılmak istenen, hedeflenen Türkiye’nin gidişi nereye? Kafalar karıştıkça, kirli oyunların algı tuzak oyunlarında patlamalar gırla? Umut, en sıradan, en iddiasız yaşam savaşında ayakta kalmak için çırpınan giderek daha büyük sayılara ulaşan en alttakilerin çaresizlik içindeki yaşam reflekslerinde.. 

Önceki gece geçmişten bir sevgili dostun, çok romantikmiş izlenimi veren naif iyimserliğinden kimi cümleleri yakaladım.. Umudunu geçmişin bilinçli, örgütlü sol birikimine bağlamadan vazgeçmişçesine, en geniş tabanlı, en yaşamsal nedenler, çaresizlikler üzerinden oluşturulabilecek en geniş, lidersiz patlamalarına bağlamış gibiydi.. Yaşanabilir bir dünya için yerel, ülke, bölge, dünya ölçeklerinde en geniş çatışmasız, doğal direngenliğin çevre katliamlarına karşı, doğanın kurtarılmasında, liderler aranmaksızın kendiliğinden tabandan çıkışlarla yaşanacağına inanıyordu..

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1540621/

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DİN-İNANÇ, İrtica | Leave a comment

199 DEPREMİNDEN YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜ

T C BURHAN SAVAŞ
20.08.2019 16:20:34

17 Ağustos 1999’un içinden yazılanlara ,
O 7.4’ü içinde yaşıyan Gerçek Tanıklar’a , mutlaka , kulak verin ,
yazdıklarını dikkatle okuyun . Derim.
.
Deprem saat 3.05’te vurdu.
Yalova Termâl Çınar Otel’de her zaman kaldığım odada korkunç bi sallanma olmuş 2 kişilik yataktan yere atılmıştım , uyandım tabii. Uğultu , sarsıntı , zifiri karanlığın nedenini anlamak için beynimde teoriler zıplatırken aklıma balkon kapısını açıp ( balkon ormana bakıyor ) bi bakmak geldi.

Balkon kapısını açtım , hemen kapattım. Taş toprak yağıyor balkon tentesi üstünden.
Geri zekâlılar , tente uçmasın diye kaya boyutunda taşla doldurmuşlar tente üzerine.
Depremden değil az daha bu taşlardan cennete gidecektik !
Cennet’e gideceğini ne biliyorsun denirse ,
Bizim gibilerin gideceği garanti yer , mekân derim !.
.
İlk tahminde , olsa olsa İstanbul Büyük Depremi , dedim. Hızla giyinip Otopark’taki Amerikan Buick 3800 motor 2 kapılı , Dünya’daki tüm radyoları çeken arabamın içine atladım. Niye ?

Otelin kapısından çıkarken tüm ağaçların 45 derece yatıp kalktığını , Termâl Otel’in tüm personellerinin aynı istikamette koşarak uzaklaştığını gördüm. Müşteriler mi ? Benden başka müşteri yok.

Tek kişilik müşteri olarak yine hemen her hafta 1-2 günlük Termâl konaklama programı mı aksatmamışım. Buz kırmızı ufak şişe şarabımı Karışık şiş pirzola ve roka havuç salata isipariş etmişim. canlı nostaljik müzik orkestrasına da bi kaç istek yazdırmışım. Sonra gidip yatacam. Bursa İstanbul İş Mekik dokumalarımın İst. dönüşe Termâl’de ara mola veriyorum. Termâl Saunası’na hastayım.
.
Bol Arap olur o saunada ama kapısını ben varsam kapatırım. Araplar yanan saunadan hemen tüyerler. Kapı kapalı iken içerde 15 dakika kalma rekoru her zaman benimdir.
.
Burada detay verdim. Çünkü , bu Abdülhamit restorasyonlu Bizans Saunası , Depremi günler haftalar önceden tesbit eden resmen ölçü âleti , Yalova , Gölcük ve yakın yörelerde olacak olan !

Ortada gram Arab yok , Sauna boş.
Yanıyor Sauna adeta.
Sauna’dan bu kez ben de tüydüm.

Hemen Pompa Daitesi’ne gittim.. Sauna’yı ısıtan su , Yeraltı Direk Pompası’ndan geliyor. Normal zamanda max. 65 derecedir , Yalova Termâl Kaplıca suyu. Pompa Dairesi’ndeki kimya analiz aparatları ile Termâl Kaplıca Suyu her saat analiz edilir , ben de gider seyrederim her zaman. Suyun önce sıcaklık Grafiği kaydedilir. Vay canına Pompalanan su 90 derecelerde.

Aşağılarda korkunç olaylar oluyor. Kısa sürede yeryüzünde patlayacak olaylar oluyor yeraltında. Bu Deprem. Meğer 15 gündür durum buymuş. Termâl’in içinde olduğu Gökçedere Kaymakamlığı Ankaraya durumu bildirmiş Teknik Heyet istemiş.

Ankara , 17 Ağustos’ta bi Teknik Üniversite Heyeti Termâl’de olacak diye cevap vermiş. Şaka gibi , 1 kaç haftadır da , ilâveten Cumhuriyet Gaz. Yalova Muhabiri kendi medyasına bu konuyu yazıp duruyormuş.

Belli ki başta Etiler’deki evinde tatil yapan o gnlerin Cumhur’un Koruyucu , Kollamacısı Süleyman Demirel ve Ecevit’n tüm hükümet üyeleri , sayısız bürokratı ki buna özellikle Genel Kurmay , 7.4’te en büyük darbelerden birini Gölcük Donanma K.lığı resmen uykuda gezmişler.
.
Bu Olay’ın baş ve resmi asker sivil sorumluları , artık eminim yırtmak için toplumu bir manyağın 7.4 yetmediği şerefsizliğine tepkiye yönlendirip havlu atmışlar sorumluluklarının üzerine.

Benim 7.4’e Yalova Termâl’de tanıklığımın hikâyesi de bi tuhaf. Aslında Pazartesi sabahı 07 civarı Termâlden hesabımı kesmişim Yalova – İstanbul arabalı vapur en ön sırasındayım. Henüz vapur gelmemiş , sahilde biraz gezeyim dedim. Rıhtım’a yaklaşınca boynumda omurgama bir ağrı saplandı. Bi aspirin çay yaptım. Dayanılır gibi değil. Vapur geldi kapak attı. Vapura girmeyi erteledim.

Tabii arkadaki şofor meslektaşlar acaip tepkide , çık sıradan biz girecez vapura diyorlar. Girin lanlar dedim. Çıktım sıradan 5.000 TL’lik bileti hatıra diye torpidoya attım , Termal’e döndüm. Odamın çarşafları yerinde kalsın bu gece de burdayım , dedim.
.
Ünlü restoranda tek pazartesi müşterisi olarak normal pogramımı uyguladım. Canlı müzik Orkestrasından bi kaç istek.Karışık Et tabağı , buz gibi ufak kırmızı şarap. 12 civarında yatmaya gittim. Ama huzursuzum baş ağrısından , yatmadan önce Otoparkta tek başına kalmış Amerikan Sporua bi baktım niyeyse , sonra yatmaya gittim.

Aaacaip bi darbeyle yataktan yere uçtuğumda hasarsız yere 2 elimle abanım tekrar ayağa fırlamam bir oldu. Dışarı fırladım , garsonlar yakındaki köylerine koşuyor , ağaçlar 45 derece yatıp kalkıyor. 03.15’te Yalova merkezdeyim. Yani felâketin orta yerineyim. 1 Ay Yalova’da kaldım yardım çalışmalarına el verdim. Çok şaşırdım bir yiyecek yağdı bir yiyecek yağdı Deprem Bölgesi’ne 1-2 günde . Lanlar dedim , Deprem’de ölmeyenleri tıkındırmaktan öldüreceksiniz lanlar.

Tabii hemen kürtçüler hemen dinsiz dinci cemaatler de üşüştü Bölge’ye. Allâh için Tek kişi Deprem’e ve Belirtilerinn Biimsel Vaziyetlerine kimse kafa yormadı.

Halââ öyle.
Ne demişler ‘’ Biz Adam Olmayız’’.

Ben işin bu boyutunu Deprem’in 150 k kırdığı Kuzey Anadolu Gölcük fay hattında ,
10-15 saniyede 2.5 metre Avrupa Kıt’asına transfer olduğumda anladım.

Deprem olmazsa üzülün Magma üstündeki 10 civarındaki kırık Dünya denen kaoslar âlemini itelemiyor , tekmelemiyorsa Dünya Marslaşıyor , Venüsleşiyor demektir.

AAllâhım Dünya adlı Güzelini Depremlerden mahrum etme !
Aamin !
.
T.C. Burhan
.

Posted in GEÇMİŞİN İÇİNDEN | Leave a comment

AKP’nin YENİ NESİL DİPLOMATLARI (MONŞERLERİ) Egemen Bağış’ın, Prag Büyükelçiliği’ne atanması kesinleşti.

Naci Kaptan / 20.08.2019

EGEMEN BAĞIŞ PRAG’a BÜYÜKELÇİ ATANIYORMUŞ


Biz de diyoruz ki ;
Diğer ülkelerin yöneticileri bizi neden anlamıyor?
Neden bütün ülkelerle kavgalıyız?
Kendimizi, politikalarımızı nasıl daha iyi anlatabiliriz?

BU LİYAKATSİZ ATAMALARLA ANLATAMAYIZ DOSTUM;

AKP’nin yeni nesil diplomatları; Mülkiye eğitimi almamış, DIŞİşleri Bakanlığının mutfağında pişmemiş, liyakatle yükselmemiş, bir diplomatın bilmesi gerekenleri bilmeyen kişiler. Başka bir deyişle diplomasiden haberi olmayanlar büyükelçi olarak atanıyor.

Büyükelçilerimiz diyor ki ;

“Bu atamalar ordunun başına komutan olarak bir sivilin atanması gibidir”  Bu atamalarda Liyakat falan hikayedir.  Sonra da savaş meydanında bu ordudan, daha doğrusu komutandan zafer beklenebilir mi?

Aşağıdaki yazıda Diplomat olmayan fakat büyükelçi olarak atananların listesi var. Ardında 17/25 Aralık yolsuzluğu olan Egemen Bağış’ın Prag Büyükelçiliğine atanması garip değil mi? 

Perde arkasında bilmediklerimiz de vardır ama tahmin yürütebiliriz; Bağış Erdoğan’ın 2000 binli yılların başlarında Amerika’ya yaptığı ziyaretlerde ve özel görüşmelerde tercüman olarak yanında bulunan kişidir. Bu nedenle “BİR ABD PROJESİ OLAN AKP”nin kuruluş aşamasında verilen sözleri ve konuşmaları bilen karakutudur. Bu atama, sanki ülkemizde diplomat yokmuş gibi geçmişinde yolsuzluklar olan Bağış’a, Erdoğan’ın verdiği sus payı olsa gerek…


‘Bakara-makaracı’
Egemen Bağış’a yeni görev

 

20 Ağustos 2019 Salı

17-25 Aralık sürecinin ardından bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa eden eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, Prag Büyükelçiliği’ne atanması kesinleşti. Bağış, 17-25 Aralık’ta “Her Cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara” sözleri ile AKP tabanında büyük tepki çekmişti.

İran’a ABD ambargosunun delinmesi olayı nedeniyle Amerika’da tutuklanan İran kökenli Rıza Zarrab olayı dosyasında adı geçen Bağış için Çekya Cumhuriyeti’nden agreman istendi.

Meclis’teki yemin törenine türbanla katılıp vatandaşlıktan çıkarılan Merve Kavakçı, Malezya’da Büyükelçi olmuştu. AKP Eskişehir eski milletvekili Murat Mercan ise halen Tokyo’da büyükelçilik yapıyor. AKP Şanlıurfa eski Milletvekili Abdülkadir Emin Önen Çin Halk Cumhuriyeti’ne Pekin Büyükelçisi olarak atandı. AKP Bursa eski Milletvekili Tülin Erkal Kara 2016’da Makedonya, AKP İzmir eski Milletvekili Zekeriya Akçam ise 2012’de Cakarta Büyükelçisi olmuştu.

Son olarak da kardeşi FETÖ’den tutuklu AKP eski Sakarya milletvekili, Şaban Dişli, Hollanda Lahey Büyükelçiliğine atandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Basın danışmanı Lütfullah Göktaş ise Vatikan’a Büyükelçi oldu. Aile ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın kız kardeşi Ayşe Sayan da halen Kuveyt’e Büyükelçilik görevi yürütüyor.

CHP’li diplomat ve Büyükelçi kökenli Faruk Loğoğlu ile Osman Korutürk, bu atamaları eleştirmiş ve “AKP, devletteki kadrolaşma faaliyetlerini Dışişleri teşkilatına da soktu. Dışişleri de iktidarın arka bahçesi haline getirilmek isteniyor. Orduya asker olmayan birisini tayin etmek gibi bir şey” demişti. (Sözcü)

Posted in DIŞ POLİTİKA, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

TSK gidiyor, AK ORDU geliyor

Posted in FAŞİZM, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, Politika ve Gundem, TSK | Leave a comment

PANDORA’nın KUTUSU – MATRUŞKA İHALELER * Bir “Beraber yürüdük biz bu yollarda” öyküsü daha

Murat AĞIREL / 19.08.2019
murat.agirel@hotmail.com


Bir “Beraber yürüdük biz
bu yollarda” öyküsü daha


Bir önceki yazımda İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Genel Sekreteri Hayri Baraçlı hakkında bazı tuhaf gördüğüm durumları sizlere aktarmıştım. Daha önceki yazımı okuyamayan dostlar için konuyu kısaca tekrar hatırlatmam gerekir;

Hayri Baraçlı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterlik görevinden önce İETT Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. Baraçlı bu görevinden önce ise Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydi. Üniversitedeki görevinden ayrılıp İETT’de görev almıştı. Ne var bunda diyebilirsiniz. İlgimi çeken husus üniversitede görevli iken okuttuğu öğrencilerden bazılarının kendisini İBB de görev yaparken de  yalnız bırakmamaları.

Bu isimlerden birisi Atakan Genç’ti. Genç bir çok üniversite mezununa nasip olmayacak şekilde ”şanslı” biri. Düşünseninize kaç üniversite okuyan kişi mezun olduktan sonra üniversite hocasının görev yaptığı yerde şirket kurup milyonluk ihaleleri alabilir ki?

Bahsettiğim Atakan Genç’in ortağı olduğu firma ”ABE MEDYA ”

Sahibi ve aynı zamanda ortağı Atakan Genç gözüküyor. Atakan Genç, Yıldız Teknik Üniversitesinden Hayri Bey’in öğrencisi. Hatta Genç’in tez danışmanı da Baraçlı. Baraçlı’nın kitaplarının yayıncısı da ABE Medya.ABE Medya, Yıldız Teknopark’ın, İBB, İSTAÇ, İETT, İSPARK, BİMTAŞ, AĞAÇ PEYZAJ, İstanbul Enerji gibi bir çok belediye şirketinin ve kamu kurumlarının işlerini yapıyor. Şirkete ait internet sitesini incelediğiniz zaman referanslar bilgisini görebilirsiniz.

ABE Medya, Baraçlı İETT’de görevli iken 239 bin TL değerinde iki ihale almış. İBB Genel Sekreteri olunca ise toplamda 12 milyon değerinde 14 ihale daha almış. Son ihalesini 31 Mart seçimlerinin 3 gün öncesinde 2019/140702 ihale kayıt numarası ile almış. ABE Medya’nın adresi “Şişli/Kuştepe”de bir adres gözüküyor.

Ne var bunda değil mi?

Peki,  ben size bu adreste başka bir şirket daha var ve bu şirkette sayın Baraçlı’nın akrabalarının şirketi var desem?

Evet.

ABE MEDYA’nın aynı adresinde bir şirket daha var adı da Stratejik Kurumsal Danışmanlık. Sahipleri kim peki?

Hanife Baraçlı, Abidin Cüneyt Baraçlı, Sait Sağlam, Zekeriya Yüksel ve Atakan Genç.

Hanife Baraçlı, Hayri Baraçlı’nın eşi. Abidin Cüneyt Baraçlı ise Hayri Baraçlı’nın kardeşi, AKP İl Başkanlığı Disiplin Kurulunda görevli!..

Peki bu firma İstanbul Büyükşehir Belediyesinden iş almış mı?

Almaz olur mu, BİMTAŞ, İDO, İGDAŞ ve AYEDAŞ olmak üzere toplamda 2 milyon TL’lik iş almış.

Bugün ekleme yapacağım durum ise bu genç arkadaşların diğer şirketleri ve aldıkları işler.. Bu şirketlerden birisi Organik İnsan Kaynakları.. Bu firma ABE medya ve Stratejik Kurumlar gibi yine Şişli/Kuştepe’de aynı adreste faaliyet gösteriyorlar. Firma kuruluş sahibi yine Atakan Genç ve Sait Sağlam Gözüküyor. Sait Sağlam da yine Yıldız Teknik Üniversitesi mezunu.

Organik İnsan Kaynakları adlı firmanın faaliyet alana ticaret sicilde yer alan bilgilere göre ”Gerçek ve tüzel kişiler için  personel istihdam sağlamak ve kurumlara hizmet vermek”. Ancak bu firmanın yapmadığı iş yok gibi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı bütün iştiraklerinden iş almış bu firma… İSKİ, İstanbul Enerji, İSTAÇ, İstanbul Otobüs A.Ş., İstanbul Spor, BİMTAŞ ve Orman Su işleri Bakanlığı olmak üzere 33 ihale almış, toplam bedeli ise tam 42 Milyon TL !

Peki Hayri Baraçlı’nın öğrencilerinin, eşinin, kardeşinin İBB den ihale alarak iş hayatında yaşadığı başarılar bu kadarla mı sınırlı? Hayır tabii ki.. Başka firmalardan daha bahsedeyim size.

Bahsedeceğimi firma ise İNFOLOJİ..

İnfo Fuarcılık, İnfoloji Kurumsal Danışmanlık, İnfoloji Teknoloji.. Sahipleri yine Baraçlı’nın öğrencileri Sait Sağlam ve Muhammed Atilla Sevim..

Bu firmalar yine şaşılacak derecede çok başarılı bir iş hayatı geçirmiş. Başarı merdivenlerini birer birer değil üçer beşer atlayarak büyümüş. Sanırsam tesadüf olsa gerek bu arkadaşlar da yine Baraçlı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi görev süresi içerisinde muhteşem başarılı işler yapmışlar.

İnfo Fuarcılık,  2016 ve 2018 yılları arasında Metro Ulaşım A.Ş, İETT, BİMTAŞ, İBB Ulaşım, İSKİ başta olmak üzere toplam 8 Milyon TL ilk ihale almış.

İnfoloji Kurumsal Danışmanlık ile BİMTAŞ, İETT, Ağaç Peyzaj, İBB Gençlik ve Spor, İBB Veteriner, İSTAÇ başta olmak üzere 2013-2018 yılları arasında tam 35 Milyon 616 bin TL lik ihale almış,

İnfoloji Teknoloji ile 135 Bin TL lik ihale almış..

Yani Hayri Baraçlı’nın Yıldız teknik Üniversitesi’ndeki 3 öğrencisi eşi ve kardeşinin şirketleri Baraçlı’nın görev yaptığı dönem içerisinde toplamda tam 91 Milyon TL lik ihale almışlar..

Hayri Baraçlı’nın eşi, kardeşi,öğrencileri tabii ki iş yapacak. Hatta bir çok kişiden daha başarılı da olmaları söz konusudur. Ancak bu durum hiçbir surette etik ve ahlaki değildir. Şayet ben Baraçlı ile görüşmesem ve ”benim bu firmalar ile organik bir bağım yok” demese aklıma ilk gelecek olan sanki Hayri Baraçlı bu şirketlerin asıl sahibi, işleri o yönlendiriyor, öğrencileri de Baraçlı’nın sayesinde başarıdan başarıya koşuyor algısı olacaktı.

Tabii yorumlamaları yapmak bizim görevimiz değil ancak yaşanan bu etik olmayan durumları kamuoyuna aktarmak bizim görevimiz.

Ancak şunu öğrendik ki, atalarımız ”Dağ dağ üstüne olur,ev ev üstüne olmaz” demişler. Şimdi öyle şeyler yaşıyoruz ki artık bu söz AKP döneminde ”Ev ev üzerine olmaz, şirket şirket üzerine olur” olarak değiştirilmiştir.

Kamuoyunun takdirine..

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bir-beraber-yuruduk-biz-bu-yollarda-oykusu-daha-52967yy.htm
Posted in PANDORA'nın KUTUSU, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

T.B.B.B. METİN FEYZİOĞLU FINDIK TOPLAMAYA DA GİDER Mİ?

www.nacikaptan.com
Naci Kaptan / 19.08.2019


T.B.B.B. METİN FEYZİOĞLU
FINDIK TOPLAMAYA DA GİDER Mİ?

Daha yakın zamanlarda bazı kesimlerce adı Cumhurbaşkanı adayı olarak dillendirilen TÜRKİYE Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun, yargıtay yerine sarayda yapılacak olan Yargıtay açılış davetine gidecekmiş. Feyzioğlu’nun bu trajik savruluşu hayret vericidir.

Türkiye Barolar Birliği’nin 31 Aralık 2018’deki duyurusuna göre Türkiye’deki toplam avukat sayısı 116 bin 779.

Toplamda 101 bin 486 avukatı temsil eden 41 baro, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki adli yıl açılışına gitmeyecek.Bir diğer ifadeyle Türkiye’de avukatlık yapanların yüzde yaklaşık 87’sini temsil eden 41 baro, açılışa katılmama kararı aldı.

Burada bir parantez açarak bu konuda öncü olan ve Yargıtay başkanına yazdıkları onurlu duruşlu saygın mektubu nedeniyle İzmir Barosunu içtenlikle kutluyorum. Sağ olun, var olun…

Bu şartlar altında TBB yani Feyzioğlu sadece 15.313 avukatın temsilcisi durumuna düşmüş ve TEMSİL KABİLİYETİNİ kaybetmiştir.

Bir zamanlar demokrasiyi ve hukuku korur gibi yaparak ve bu konuda öncü rol model gibi davrandığını sandığımız, DEMOKRASİ VE HUKUK adına umut olarak gördüğümüz Feyzioğlu bu tutumu ile inanıyorum ki Cumhurbaşkanının himayesi altında Yargıtay ve Danıştay başkanı ile birlikte bu kez çay yerine fındık toplama heyetinde yer alacaktır! Ayrıca sarayda Bahçeli’nin ofisine bitişik bir de ofis tahsis edilmeye hak kazanacaktır…..

Aşağıda değerli hukukçu Güner Yiğitbaşı’nın mektubunu sunuyorum

Naci Kaptan


Güner Yigitbasi
av.guneryigitbasi@gmail.com
18 Ağustos 2019 Pazar 22:14

BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANINA AÇIK MEKTUP

Sayın başkan duyduk ki,sarayın çatısı altında düzenlenecek olan yeni adli yılın açılışı törenine katılma kararı almışsınız.

Geçtiğimiz yıllarda sarayın çatısı altında yapılan törenlere,kuvvetler ayrılığı ilkesine ve yargının bağımsızlığına zarar vereceği görüşüyle, haklı olarak katılmazken, ne değişti de bu seneki adli yıl açılış törenine katılma kararı aldınız?

Biz söyleyelim,siz zahmet buyurmayınız.

Yargıtay Başkanının;size, on beş dakika ile sınırlı olarak bir konuşma hakkı tanıma lütfunda bulunması ve bir de çok değer verdiğiniz ve kendinizi hayal aleminde zannettiğiniz Yargı Reformu Strateji Belgesinin,Ekim ayında yasalaşacağı konusundaki ham hayal beklentiniz,bu kararı almanıza etken oldu.

Diyorsunuz ki;kimse kimsenin vesayeti altında değildir.Barolar Birliği de Baroların vesayeti altında değildir.

Siz,Baroların üst kuruluşu olan ve seçiminizde söz sahibi olan baroların vesayeti altında olmasanız da,yüzlerce avukatı temsil eden ülkenin en büyük barolarının,bu törene katılmama konusunda almış oldukları karara ve haklı gerekçelerine kulak kabartmak ve alınan bu kararlar sizi hukuken bağlamasa da, alınan bu haklı karara saygı gösterme konusunda manevi ve etik bir yükümlülük ve sorumluluk altındasınız.

Sayın Başkan,size rüşvet olarak sunulan 15 dakikalık çok kısa sürede, ülkenin hangi genel ve hukuki sorununu dile getirecek ve çözüm yollarınızı önereceksiniz?

Siz,15 dakika ile sınırlanan ve size lütuf olarak sunulan bu konuşma hakkından memnun musunuz?

Sizden önce konuşacak olan Yargıtay Başkanı da, sizin gibi 15 dakika ile sınırlı olarak mı konuşma yapacak?

Bize göre Yargıtay Başkanı 15 dakika ile sınırlı konuşmayacak,Sayın Başkan bu konuşma süresindeki eşitsizlik sizi hiç mi rahatsız etmeyecek?

Ben bir avukat olarak,Yargıtay Başkanı ile sizi mevkidaş olarak görüyorum ve bu eşitsizlik,sizi bilmem ama, beni ziyadesiyle üzüyor ve alçaltıyor.

Sayın Başkan,bir gerçeği de size açıklamayı görev sayıyoruz.Bize göre,size tanınan 15 dakika ile sınırlı alçaltıcı konuşma hakkı,size Yargıtay Başkanı tarafından tanınan bir lütuf da değildir.Yargıtay Başkanının;Cumhurbaşkanının, size olan eskiye dayalı husumeti nedeniyle,kendi özgür kararıyla bu konuşma hakkını size tanıdığını zannediyorsanız bunda da yanılıyorsunuz. Yargıtay Başkanının, Cumhurbaşkanı ile görüşerek onun icazetini aldıktan sonra,15 dakika ile sınırlı olma koşuluyla bu konuşma hakkının size tanındığından emin olunuz lütfen.

Bu gerçekleri nasıl içinize sindireceksiniz,merak ediyoruz doğrusu.Bu durumdan siz mutlu olsanız da,biz avukatları mutsuz edeceksiniz.

Sayın Başkan; gelelim adalet reformuna ve bu reformun yapılmasından kendinize çıkaracağınız olumlu pay konusuna.

Sayın Başkan,siz çok safsınız,yani iyi niyetlisiniz.

Bu ülkede,bu iktidar döneminde,hak,hukuk,adalet,anayasanın üstünlüğü,insan hak ve özgürlüklerine saygı,basın özgürlüğü,ifade ve ifadeyi açıklama özgürlüğü,yargı bağımsızlığı,kuvvetler ayrılığına saygı, var mı da,siz adalet reformunun gerçekleşeceğini bekleyebiliyorsunuz?

AKP iktidarının ve onun tek yetkili genel başkanının,yukarıda belirttiğimiz demokratik değerlere,demokrasiye bakış açısına,on yedi yıllık uygulamalarına şöyle bir baksanız,2014 yılında Danıştay da konuşma yaparken başınıza gelenleri bir hatırlasınız,adalet reformu beklentinizin, ham bir hayal olduğunu anlayacak ve saraydaki törene katılsanız ve elinizi uzatsanız da, elinizin havada kalacağını çok iyi anlayacaksınız,ama iş işten geçmiş olacak tabi.

Sayın Başkan;kırk yıllık Kani,olur mu yani, bir düşünsenize.

Sayın Başkan;sizin beklediğiniz,adalet reformu ismiyle bir yasa çıkarırlar,sadece isminde yer alır adalet reformu, içindeki maddelere baktığınızda,reform ve yargı bağımsızlığı adına önerdiklerinizi, mercekle arar ama bulamazsınız.Bu iktidarın olağanüstühal kanun hükmünde kararnamalerini hep birlikte gördük,sadece ismi vardı,içeriğinde ise; olağanüstü halin ilanına neden olan konular dışında,olağan herşey vardı,bu gerçekleri ne çabuk unuttunuz.

Sayın Başkan; adli yılınız ve yapacağınız 15 dakika ile sınırlı güdümlü konuşmanız, şimdiden size hayırlı olsun!

18/08/2019
Güner YİĞİTBAŞI
Hukukçu

Posted in HUKUK-YARGI-ADALET, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

“Türkiye’yi imha ediyorlar!”

“Türkiye’yi imha ediyorlar!”


Arslan BULUT / 19 Ağustos 2019
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr


Aydoğan Kekevi, gönderdiği mesajda şöyle diyor:

“Atatürk Orman Çiftliği, başkent Ankara’nın akciğeriydi. Gözlerimizin içine baka baka ciğerlerimizi söküp aldılar;  iktidarlarıyla, muhalefetleriyle zamanında vurulan ufak ufak baltalar, AKP iktidarında elektrikli testerelere ve nihayetinde hem kesip hem doğrayan elektrikli dev makinelere dönüştü…

Bu tutum veya Kaz dağlarındaki ağaçların kesilmesinde ısrar, sırf ‘maden cevheri aramak’ veya  anlattıkları gibi ‘ülkeyi kalkındırmak’ amaçlı olamaz; bu bir ülkenin toprağıyla insanıyla ekosuyla tüm canlısıyla birlikte bilinçli bir şekilde soykırıma tabi tutulmasıdır, imha edilmesi, yok edilmesidir.

Bu da ancak bu ülkeye ve insanına ve de kurucularına sınırsız bir kinle ve bu kini uygulamaya geçirmek için yemin etmiş, ant içmiş ve de arkasını bir büyük güce dayamış olmakla mümkündür.

‘Failler’, Türkiye’nin imha edilmesini başardılar; başardılar! Başaramazlarsa her canın, her hücrenin hesabının sorulacağını ve hesabı ödeyeceklerini iyi bilmelidir.” 

“Müşterek karargâh için Meclis kararı yok!”

Emekli Büyükelçi Onur Öymen, TELE 1’de yaptığı açıklamada, güvenli bölge konusunda “Maalesef işin esası tartışılmadan ayrıntıları tartışılıyor. Güvenlikli bölge kaç kilometre olacak gibi ayrıntılar gündeme getiriliyor. Aynı durum 1 Mart tezkeresinden önceki müzakerelerde de yaşandı. Daha TBMM’den Amerikan askerlerinin Irak’ın kuzeyine operasyon yapması için gerekli yetki kararını alınmadan, sanki böyle bir karar varmış gibi, Amerikan askerlerine Türkiye’de lojistik tesisler kurma imkânı tanındı.

Şimdi de Amerikalı askerlerle Şanlıurfa’da müşterek karargâhın oluşması için Meclis’ten yetki alınıp alınmaması gerektiği tartışılmadı.” dedi.

Peki işin esası nedir? Öymen, işin esasını şöyle anlattı:

“Diyelim  ki, güvenlikli bölge 30-40 kilometre genişliğinde bir alan olacak. Yani  siz 30-40 kilometre ileride bir terör örgütüyle yan yana, adeta komşu gibi yaşamayı kabul ediyor musunuz?

Suriye’nin kuzeyindeki durumun esası şu: O bölgede Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgüt var. Bu örgüt Türkiye’nin güvenliğine zarar veriyor. Buna mukabil Amerika da Rusya da PYD’yi meşru bir örgüt olarak kabul ediyor. Amerika DAEŞ’e karşı kullandığını söylediği PYD’den ‘müttefik’ olarak söz ediyor ve bu örgüte hala silah yardımı yapıyor. Oysa ABD’nin eski Şam Büyükelçisi  bile PYD’nin PKK tarafından kurulan bir terör örgütü olduğunu, yazdığı bir makalede açıkladı. Uluslararası Af Örgütü  de ‘PYD işgal ettiği topraklardan  yaşayanların evlerini yıktı, bu bir insanlık suçudur’ diyor.

Kuzey Irak’ta ve belki daha sonra Suriye’nin kuzeyinde adeta ikinci bir İsrail devletinin kurulmasına çalışılıyor. Bu devletin denize bağlantısını sağlamak için bir koridor oluşturmaya çalışıyorlar. Onun için bizim Afrin’e, El Bab gibi bölgelere yaptığımız harekâtlardan rahatsızlık duydular. Bütün bunları stratejik boyutlarıyla görmezsek, güncel boyutlarıyla değerlendirmeye çalışırsak eksik bir iş yapmış oluruz. Bu çelişkiler ortak karargâhta nasıl çözülecek? Ortaya çıkabilecek bütün sorunlar düşünüldü mü?

Suriye’nin diğer bölgelerinde olduğu gibi kuzeyindeki teröristlerin de bertaraf edilmesi esas olarak kimin görevi? O toprakların sahibi olan Suriye’nin görevi… Bence işin esası bu… Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kabul edersek bu sorunun çözümü kolaylaşır.

Türkiye’nin Suriye’yle daha etkili ve sonuç verici diyalog mekanizmaları kurmasında bence yarar var. Kaldı ki, Putin‘in Adana mutabakatına işlerlik kazandırılması önerisi Türk hükümeti tarafından da benimseniyorsa Türkiye ile Suriye’nin işbirliği yapması gerekiyor. Zira Adana mutabakatı bunu gerektiriyor.”

Ersoy Öngün de benzer tespitlerden sonra, “Akçakale’de kurulacak ‘Harekât Merkezi’ olsa olsa ‘Türkiye’ye Hakaret Merkezi’ olur” diyor.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/turkiyeyi-imha-ediyorlar-52961yy.htm
Posted in FAŞİZM, Politika ve Gundem, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

EMPERYALİZMİN YAMAKLARI * ABD himayesinde PKK-Rum işbirliği

Cahit Armağan DİLEK / 19 Ağustos 2019
cahitdilek@yahoo.com


ABD himayesinde PKK-Rum işbirliği


Kurumsal karar sürecinin ortadan kalkmış olması, tek bir noktadan gelecek talimatın beklenmesi yani sistemsizlik, krizlerin kişilere emanet edilmesi devletin kurumlarının ve sorumlu makamların olaylara tepki ve karşılık vermesini de geciktiriyor veya engelliyor. Ülkeyi açmaza sürüklüyor.

Örneğin, Rum Yönetiminin terör örgütü PKK ile birlikte 4 Temmuz’da, Güney Lefkoşa’da düzenlediği panelde yapılan konuşmalar ortaya çıktı.  Bunlar medyaya geç yansıyabilir ama devletin istihbarat ve dışişleri birimleri bunları anında tespit edip deşifre etmeli ve gereken yanıtı verebilmeliydi.

Panelde Rum siyasi partilerden milletvekillerinin yanında PYD’li terörist Salih Müslüm de katılımcılardandı. Terörist Müslüm panelde “Kürtlerin ve Rumların yaşadığı sorunlar aynıdır” deyip Türkiye’ye karşı ortak mücadele çağrısında bulunmuş.

Rum milletvekilleri ise PKK’yı terör örgütü olarak görmediklerini, özgürlük mücadelesini desteklediklerini ifade etmişler.

Teröristbaşı Öcalan’ı koruyan kollayan siyasi-askeri destek aktaran pasaport veren Yunan-Rum ikilisi şimdi de Suriye kuzeyindeki PKK/YPG terör yapılanmasına destek vermeye devam ediyor.

Size karşı ortak mücadele cephesi kuran bu iki (Rum-PKK) işgalci-terörist yapı ortadayken Türk tarafı halen Kıbrıs’ta sözde birlikte yaşamı öngören federasyon müzakerelerini tamamen gündemden çıkarıp iki devletli çözümü, bağımsız bir Kıbrıs Türk Devletini hedefine alamıyor.

Bunu yapamadığı gibi gazetemiz Yeniçağ’ın Ankara temsilcisi Ahmet Takan‘ın son iki yazısında gündeme getirdiği Ege ve Kıbrıs’ta Yunan işgalini savunan, Türkiye’yi işgalci gösteren sözde bir Yunan diplomatı konuşmacı olarak Türk Büyükelçiler Konferansına davet etmekte mahzur görülmüyor. Bu nasıl bir körlüktür anlamak mümkün değil.

Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunan-Rum ikilisinin bu pervasız girişimlerini şimdilerde sözde enerji güvenliği ve bölgesel istikrar bahanesiyle askeri kanatları altına da alanın ABD olduğunu bir kez daha yazalım.

ABD kanatları altına aldığı bu yapılarla anavatan ve yavru vatanı hedef almış durumda.

İşte o ABD’nin kanatları altına aldığı diğer işgalci-terörist yapı PKK/YPG için Suriye kuzeyinde tesis etmeye çalıştığı güvenli bölge konusuna geçelim.

ABD ile varılan mutabakatın en somut sonucu Şanlıurfa’da kurulacak müşterek harekat merkezi.

Görüntüde sanki her şey iyi ama gelin görün ki harekat merkezinin neye hizmet edeceği  tartışmalı.

Türk tarafı tesis edilecek harekat merkeziyle Fırat doğusunda kurulacak 32 km derinliğinde bir alanının güvenli bölge olacağını, buradaki PKK/YPG’nin bölge dışına çıkarılacağını, silahlarına el konulacağını, bölgenin kontrolünün Türkiye’de olacağını iddia ediyor. Talepleri de bu yönde.

ABD tarafından bu konuda en net açıklama Şanlıurfa’ya gelen USEUCOM komutan yardımcısı Korgeneralin ziyaretine ilişkin olarak USEUCOM’dan yapılan açıklama.

Ara bilgi verelim. CENTCOM ve USEUCOM operasyonel komutanlıklardır ve görevleri açısından doğrudan ABD Başkanına bağlıdır.

Açıklamanın tercümesi aynen şöyle:

“Devam eden müzakereler, geçtiğimiz hafta Ankara’da düzenlenen ve Türkiye’nin güvenlik endişeleri, IŞİD’in yeniden birleşmesini önlemek için Suriye’nin kuzeydoğusunda güvenliği sağlama ve Koalisyon ve ortaklarımızın IŞİD’in tamamen bozguna uğratma başarısına odaklanmasını sağlama konularına değinen askeri görüşmelerin hemen ardından gerçekleştirildi. Müşterek harekat merkezi bu çaba için planlama ve bilgi vermeyi sürdürecektir.”

Ne diyor ABD? Kurulacak harekat merkezi Türkiye’nin sınır güvenliği ve Suriye kuzey doğusunda IŞİD’le mücadele hedeflidir. O kadar.

Harekat merkezinin amacına ilişkin olarak Türkiye ile ABD’den gelen açıklamalarda bir örtüşme görüyor musunuz? Hayır.

ABD açıklamasında PKK-YPG-SDG’den hiç tek kelime bahsedilmemesi, uzaktan yakından ima bile edilmemesi dikkat çekici.

Böyle olunca da güvenli bölgenin kim için bir güvenli bölge olacağı deşifre edilmiş oluyor.

Bu durum, ortak hedefler ve tehditler konusunda mutabakat olmadan müşterek harekat merkezi kurmakla ABD’nin Türkiye’yi bir kez daha kandırdığının ve Fırat doğusunda kendi hedefleri doğrultusunda Türkiye’yi alet ettiğinin açık ilanıdır.

ABD Avrupa Komutanlığının açıklaması da bunun resmen duyurusudur.

Tabi burada sadece ABD’yi suçlamakla, kandırıldık denilerek bu vahim gelişmeden kurtulunamaz.

Bunca uyarılara rağmen iktidarın bir ABD-PKK planı olan güvenli bölge uygulamasını hayata geçirmek için ABD ile mutabık kalmayı başarı olarak sunması ve körü körüne ısrar etmesi anlaşılmaz.

Devletin de bu oyunu görememesi skandaldır.

Güvenli bölge uygulaması bu haliyle, BM’nin yanında Uluslararası Kriz Grubu gibi STK’ların raporlarında resmen özerk yerel yönetim olarak tanımladıkları, ABD ve AB’nin siyasi ve askeri olarak tanıdığı PYD/YPG özerk devletçiğinin yeni Suriye anayasasında resmileştirmesinin önünü açacaktır. Bu da büyük Kürdistan projesinin ikinci parçasının kurulmasıdır.

Yol yakınken, henüz harekat merkezi açılmamışken PKK’ya hizmet edecek bu mutabakattan dönülmeli, Suriye’de ABD değil Şam yönetimiyle işbirliği yapılmalıdır.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-himayesinde-pkk-rum-isbirligi-52964yy.htm
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ, Politika ve Gundem, YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment