Azerbaycan’da Bugünün Buluşması: Birbirine Benzeyen İki Uzunun Buluşmasıdır. Kardeş Azerbaycan ve Türkiye’nin Değil.

Sefa M. Yürükel – 15.06.2021
<sefamyurukel65@gmail.com>


Azerbaycan’da Bugünün Buluşması:
Birbirine Benzeyen İki Uzunun Buluşmasıdır.
Kardeş Azerbaycan ve Türkiye’nin Değil.


Kaçak Saraydaki Uzun Azerbaycan’da yine kazancını Karabağ savaşına destek verdik diyerek ikiye katlayacak. Kardeşlik adı altında Azerbaycan’da olsa Uzun, herhangi bir uluslararası operasyona karakteri icabı, eğer Savaşta ki her hangi bir operasyondan kendisi için oluşacak maddi bir kazanç yoksa hiç bir şeye hiç bir destek vermez ve asla bir dış operasyona girişmez. Bu eldeki verilerden de çok net bilinmektedir..

Operasyona giriştikleri her yerde: Azerbaycan, Suriye, Irak ve Libya’da da Uzunun tek düşüncesi sadece mala konmaktır.

Türk Devleti’nin olanaklarını, şahsi aparatı ve ganimeti gibi kendi şahsi çıkarı için kullanmaktadır. Dikkat ederseniz Karabağ’da da bu oldu.

Cengiz, Demirören ve Kalyoncu Holding adı altında Karabağ’da Uzun mala konuyor. Azerbaycan yöneticileri de sözde eli mahkumu ve ortaklığı oynuyor.

Şu iyi bilinmelidir ki Cengiz Holding vs demek Uzun (RTE) demektir. Millette Karabağ’da, Azerbaycan’a yardım ettik diye duygusal olarak ve iyi niyetle avunmaktadır.

Bugün ve yarın da Uzun Azerbaycan’da beylik ziyaretler ve konuşmalarla Azerbaycan ve Türkiye Türklerini yine klasik bir biçimde aldatacak ve avutacaktır.

Ama Kaçak Saraydaki Uzun’un derdi Milletin saf saf avunması gibi değildir.
Uzun’un derdi ve onun tek amacı Azerbaycan’ı yöneten ve kendinden çok farklı olmayan öbür Uzunla anlaşıp mala mülke konmaktır.

Yıllarca Azerbaycan’a giden gelen ve akademik alan çalışması yapan birisi olarak, bana Azerbaycanda ki yeniden yapılanma süreçlerinde çeşitli üst düzey siyasi çevrelerden insanlar fikrimi sorduklarında, ben her zaman uyararak ve örneklemeler yaparak Atatürk’ün Türkiye’sini örnek alın dedim.

Ama maalesef Azerbaycan’ın Kaçak Saraydaki Uzun benzeri olan Uzunundan da dolayı, Azerbaycan Kaçak Saray’da ki Uzun Dönemi Türkiye’si gibi olmayı tercih etti.

Onun için bugün Azerbaycan’da ki buluşma temizlerin: Atatürk ve Nuri Paşa ile Neriman Nerimanov ve Mehmet Emin Redulzade’nin buluşması değil, bu buluşma sadece bir birine benzeyen İki çıkarcı Uzunun buluşmasıdır.

Buluşmanın İçeriği ve amacı, aynen ekteki dünya gazetesindeki haberde olduğu gibidir. Siz resmi beylik sözlere ve görüntülere bakmayın.

Sefa Yürükel


https://www.google.co.uk/amp/s/www.dunya.com/amp/sirketler/cengiz-holdinge-azerbaycandan-3-maden-projesi-haberi-622907
Cengiz Holding’e Azerbaycan’dan 3 maden projesi

Posted in DIŞ POLİTİKA, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | 1 Comment

ŞAHSIM DEVLETİ

Posted in DIŞ POLİTİKA, ERMENİ SORUNU, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Laiklik ilkesi de asla “Dinsizlik” veya “Din düşmanlığı” değildir.

Tarihçi yazar Sinan MEYDAN’ın   “PANZEHİR” kitabından


Atatürk’ün tartışmasız en önemli ilkelerinden biri durumundaki
laiklik ilkesi de asla “dinsizlik” veya “din düşmanlığı” değildir.


Laiklik bir taraftan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını; dünya işlerinin “vahiy” kaynaklı dinsel kurallarla değil, “akıl”   kaynaklı hukuksal ve bilimsel kurallarla yürütülmesini, diğer taraftan hem devletin bireylere karşı hem de bireylerin birbirlerine karşı anayasadaki din ve vicdan özgürlüğüne uygun şekilde davranmasını amaçlayan bir ilkedir.

Nitekim Atatürk’ün laik Türkiyesi’nde inanç ve ibadet yasak değildir; camiler açıktır, ezanlar okunmuştur, dini bayramlar kutlanmıştır, İslam’ın temel kaynağı Kur’an ve sağlam hadisler devlet eliyle en mükemmel şekilde Türkçeleştirilip bastırılıp yine devlet eliyle halka dağıtılmıştır. Ancak aynı Atatürk Türkiyesi’nde insanları herhangi bir dine inanmaya veya inanmamaya zorlamak da yasaktır.

Atatürk Türkiyesi’nde din istismarı da yasaktır. Dini hem devlete, hem bireylere karşı silah olarak kullanmak ve dini kullanıp Cumhuriyet düşmanlığı yapmak da yasaktır. Kısacası
Atatürk Türkiyesi’nde “din” değil, “dincilik” yasaktır.

Atatürk “dindarlara” değil, “dincilere” düşmandır. Örneğin Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi gibi vatansever gerçek din adamlarına büyük saygı duyan, ölünceye kadar onlarla dostluğunu, yakınlığını sürdüren Atatürk, Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi işbirlikçi,
sahte din adamlarına müthiş düşmandır.

Atatürk, Türklerin “emperyalizm” ve “geri kalmışlık” bataklığına saplanmalarında yüzyıllardır “aklın” ve “bilimin” fazlaca ihmal edilmiş olmasının çok belirleyici olduğu sonucuna varmıştır. Bu topraklarda yüzyıllardır aklın ve bilimin ihmal edilmesinde dinin, daha doğrusu “dinciliğin” çok etkili olduğunu gömüştür. Bu nedenle cumhuriyetin ilanıyla birlikte iki önemli adım atmıştır:

1. Öncelikle hayatın merkezine aklı ve bilimi yerleştirmek istemiştir. Atatürk’ün bütün devrimleri bu temel amaca yöneliktir.

2. Dinin anlaşılmasını sağlamak istemiştir. Bunun için de din dilini Türkçeleştirmiştir. Atatürk’ün dinin anlaşılmasına çalışmasını, onun toplumu “dindarlaştırma” veya “dinsizleştirme” çabası olarak yorumlamak yanlıştır. Atatürk, inananlara neye inandıklarını; inanmayanlara neye inanmadıklarını göstermek istemiştir.

Bu bakımdan Atatürk’ün dinin anlaşılmasına yönelik çabaları, örneğin Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye tercüme ettirmesi özünde “laik” bir çabadır. Atatürk bir taraftan akla ve bilime vurgu yaparken, diğer taraftan yine aklın ve bilimin bir gereği olarak “dinin anlaşılmasına” çalışmıştır

Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, DİN-İNANÇ | Leave a comment

PERDE ARKASI * TÜRKİYE ÇÜRÜYOR * YANDAŞ ŞANTAJCI GAZETECİYE KORUMA VE MERCEDES VEREN BAKAN * İŞ ADAMINDAN 10 MİLYON EURO İSTEYEN SÖZDE GAZETECİ

VEYİS ATEŞ                                                            SÜLEYMAN SOYLU                                              SEZGİN BARAN KORKMAZ

SEDAT PEKER’İN İDDİALARI

İstanbul – BİA Haber Merkezi
15 Haziran 2021, Salı


Veyis Ateş, Sezgin Baran Korkmaz’dan ne kadar istedi?

Habertürk’ten Sevilay Yılman, Sezgin Baran Korkmaz’ın kendisini arayarak Veyis Ateş’le konuşmasının ses kaydını dinlettiğini söyledi: 10 milyon euro yollayacaksın; ben iki tarafın da hakemi ve kefiliyim, iş bitene kadar para bende duracak.

Siyaset-mafya ilişkilerini YouTube’den yayınladığı videolarla deşifre eden Sedat Peker’in ilk olarak Sezgin Baran Korkmaz’ın otelinde kaldığını açıkladığı Habertürk programcısı Veyis Ateş’le ilgili yeni iddialar gündemde.

Fatih Altaylı dün, Sevilay Yılman da bugün yayınladığı köşe yazılarında Veyis Ateş’in Sezgin Baran Korkmaz’dan 10 milyon Euro istediğini yazdı.

Sedat Peker de dün gece attığı bir tweet dizisinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Veyis Ateş’e devlete ait bir Mercedes araba tahsis ettiğini ve koruma polisi verdiğini söyledi.

TIKLAYIN – TGC, Veyis Ateş’e soruşturma açtı ve savunmasını istedi

Altaylı: Akıl alır gibi değildi

İddialarla ilgili dün Sezgin Baran Korkmaz’ın kendisini aradığını yazan Fatih Altaylı, Korkmaz’ın “Size kirli bir gazeteciyi anlatacağım” dediğini söyledi.

Veyis Ateş’in 7 Ocak’ta Korkmaz’ı aradığını anlatan Altaylı, “Tehdit, şantaj iddiaları. 10 milyon euroluk talepler, bir ekip adına aracılıklar. Kriminal nitelikte suçlamalar. Akıl alır gibi değildi” dedi.

Altaylı “Bu suçlamalar ile bir gazetecinin adının yan yana gelmesi bile aklımın hafsalamın almayacağı bir durumdu. Dahası Baran Korkmaz elinde tüm bu iddialarını kanıtlayabilecek bir bant kaydı olduğunu ve bunu ablası gibi sevdiği bir gazeteciye daha önce dinlettiğini de iddia ediyordu” dedi.

Ateş’ten Korkmaz’a: Senin samimiyetini göstermeni bekliyorlar

Altaylı’nın ‘ablası gibi sevdiği bir gazeteci’ diye bahsettiği isim yine Habertürk yazarı Sevilay Yılman. Altaylı’nın yazısının ardından Sevilay Yılman bir tweet atarak herkesin kendisini aradığını ama telefonlara tek tek cevap vermesinin mümkün olmadığını söyledi. Bugün çıkacak yazıya işaret etti.

Yılman yayınlanan yazısında da Veysi Ateş’le Sezgin Baran Korkmaz arasındaki ses kaydını dinlediğini yazdı. Yılman özetle şu cümleleri kurdu:

“Sedat Peker’in bir videosunda gündeme getirdiği otelinde beleş kalan, aylık paraya boğduğu gazeteciler ve Habertürk Grubu bünyesinde çalışan Veyis Ateş ile ilgili iddiaları da tek tek sordum.

Bir sürü gazeteci ile ilgili bir sürü şey anlattı ve sonunda da; ‘Veyis Ateş beni alenen tehdit etti ablacığım ve bunun da kaydı var’ dedi. ‘Off the record’ kaydıyla bir başka telefondan dinletti.

Şoka girdim. İnanamadım. Söylediğine göre de kayıt 12 dakikalıkmış ama benim dinlediğim kısmı 3 dakikalık filandı.

Telefonu kapatır kapatmaz derhal Habertürk yönetimini aradım. Duyduklarımı bire bir paylaştım kendileri ile. Ama yine de dayanamayıp üstü örtülü olsa da 10 milyon Euro şantajı ima eden bir tweet attım. Ki o tweet’im de çok yerde haberleştirildi!

…Gelelim şimdi dinlediğim kayıtta Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz arasında geçen diyaloğa… Kim kimi aramış anlamadım çünkü dinlediğim kısım başı değildi.

Ancak şunu duydum…

Veyis Ateş diyor ki özetle; ‘Biliyorum canın çok acıyor. Her tarafı yakıp yıkmak istiyorsun. Çıkıp her yere konuşmak istiyorsun. Yaşadıklarını anlıyorum. Hak da veriyorum sana. Sen de eşine, ailene çoluğuna, çocuğuna kavuşmak istiyorsun… Hiçbir şey olmamış gibi ülkene dönmek istiyorsun… Ankara’dayım… Az önce senin görüşmeni yaptım. Şunu anladım ki seninle uğraşan bir klik ve lobi var ama bu arkadaşlarla işi tersine çevirmek mümkün…’

Bunun üzerine SBK diyor ki; ‘Abi ben hukuken zaten haklıyım ama yine de sen söyle nasıl olacak?’

Veyis Ateş şöyle cevap veriyor; ‘Önce senin samimiyetini göstermeni bekliyorlar…’

SBK ise; ‘Nasıl göstereceğim abi?’

Veyis; ‘Talep ettikleri meblağı yollayacaksın’ diyor.

SBK da; ‘Abi diyelim yolladım 10 milyon Euro… Peki ya sonra bu insanlara ulaşamazsak… Ne olacak o zaman?’ diye soruyor…

Veyis de diyor ki o zaman:

‘Hiç merak etme… Ben her iki tarafın da hakemi ve kefiliyim. Para, iş bitene kadar bende duracak!’

Hülasa…

Benim dinlediğim kısım kelimesi kelimesine olmasa da bu kadar…”


Peker: Soylu, Ateş’e Mercedes tahsis etti 

Yılman’ın yazısından yayınlanmadan gece saatlerinde Twitter’dan açıklama yapan Sedat Peker de Veyis Ateş’e yönelik, “Süleyman Soylu ile Sezgin Baran Korkmaz’ın arasını bulmak için Sezgin Baran Korkmaz’dan avanta istemedim desene” dedi.

Peker “Gazetecilerin yüz karası veyis ateş senin namusun yok mu? Lan senin şerefin yok mu. Çıkıp açıklasana, süslü sülümanla Sezgin Baran Korkmaz’ın arasını bulmak için Sezgin Baran Korkmaz’dan avanta istemedim desene. Namusun yok mu senin? Hepinizi önce hasta edip sonra tedavi edeceğim.” diye yazdı.

Birkaç saat sonra yine tweet atan Sedat Peker “Kıymetli dostlarım, bu süslü sülüman varya, rüşvet işlerini organize ettirdiği veyis ateşe devlete ait olan mercedes araç, ve aynı bana verdiği gibi polis koruma da vermiş. süslü sülümanın anonsçusu veyis ateş, yarın Habertürk’ten eşyalarını toplayıp defolup gideceksin. Ancak şunu unutma, patronun, suç ortağın süslü süleyman da gidecek. anonsçu veyis, hadi bana polis koruması verdiler tahsisli plaka verdiler, ama devletten mercedes araç vermediler. Şimdi seni kıskandım. Sen ne önemli bir adammışsın?” diye yazdı.

Her şey Sedat Peker’in açıklamasıyla başladı

Yurtdışına kaçtıktan sonra siyaset-mafya ilişkilerini YouTube’den yayınladığı videolarla deşifre eden Sedat Peker çektiği dokuzuncu videoda Veyis Ateş’le ilgili şunları söylemişti.

“Veyis (Ateş)… Bu da Süslü Süleyman’ın cazgırı… Elime düştü, kayıtlı, belgeli, görüntülü… O gün tartışma olurken (Soylu’nun Habertürk’e çıktığı gün) Erdal Aras arıyor, benim sağ kolum, Veyis’i arıyor arada… ‘Ben de tanıyorum Reis’i, o da (Soylu) tanıyor, sen de tanıyorsun…’ diyor. Bu kadar yakınlar… Bu Veyis, Erdal’ın yardımcısı… Erdal (Demokrat Parti) gençlikten sorumlu il ikinci başkanı, bu da onun yardımcısı…

O Sağlık Bakanlığı’ndaki hikayeni anlatmayacağım, hani para konusunda biriyle ters düştün ya… Onun ailesi sevdiğim bir aile… Hani parayı sen aldın… Ulan siz ne pislik, aşağılık insanlarsınız… Bir de utanmadan televizyonlara çıkıp şu hırsıza, şu gaspçıya operasyon diye anlatıyorsunuz… Bir ulusu manipüle ediyorsunuz…

Bodrum’da Paramount Otel var. Sahibi Sezgin Baran Korkmaz… Bu arkadaş Türkiye’de de aranıyor ABD’de de aranıyor… Otelinde kimler var? Veyis Ateş… Sizin aranan adamın otelinde ne işiniz var? Sizin maaşınız kaç para? Hani fatura? Bu bile suç… Daha da çıkacak… Veysi… Senin kayıtlar da çıkacak…

28 Aralık’ta operasyon yapılıyor. 29 Aralık 45 milyon doların ödenmesi gereken tarih. Sezgin Baran’ın karısını gözaltına alıyorlar. Bu Veysi… Ben olayı toparlayayım diye arayan bu Veyis… Aranan adamın oteline gidiyorsun, kalıyorsun, on binlerce yüz binlerce avro hesap ödemiyorsunuz… Sonra da adamı gasp ediyorsunuz. Kayıtlar var…”

https://bianet.org/bianet/siyaset/245693-veyis-ates-sezgin-baran-korkmaz-dan-ne-kadar-istedi

Posted in MEDYA, PERDE ARKASI, TERÖR, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN TARAFINDAN TEKLİF EDİLEN “TÜRK ASKERİNİN AFGANİSTAN’DA GÖREVDE KALMASI” ABD’YE ÖDENEN DİYETTİR! * Taliban, Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nın güvenliğini sağlama teklifini reddetti

AFGANİSTAN Uluslararası Kabil Hamit Karzai Havaalanı – © AP


Taliban, Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nın
güvenliğini sağlama teklifini reddetti

euronews • 11/06/2021


Taliban, Türkiye’nin NATO güçlerinin Afganistan’dan asker çekmesinin ardından Kabil Havaalanı’nın güvenliğini sağlama ve işletme teklifini kesin bir şekilde reddettiğini bildirdi.

Örgütün Doha’da bulunan sözcüsü Süheyl Şahin, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Türkiye son 20 yılda NATO’nun bir parçasıydı, dolayısıyla 29 Şubat 2020’de ABD ile imzaladığımız anlaşma kapsamında Afganistan’dan çekilmeliler.” ifadelerini kullandı.

“Diğer yandan Türkiye büyük bir Müslüman ülke ve Afganistan’la tarihi bağları var.” diyen Taliban Sözcüsü, “Gelecekte Afganistan’da yeni bir İslami hükümet kurulduğunda Türkiye ile yakın ve iyi ilişkiler içerisinde olmayı umuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Bu bağlamda öneri, mayıs ayındaki toplantıda NATO üyelerine bildirilmişti.

Bu ülkedeki askerlerini çekmeye devam eden ABD, 11 Eylül 2021’de son askerini Afganistan’dan çekmiş olacak.

Halihazırda ülkede 500 askeri bulunan Türkiye ise henüz güçlerini çekmedi ve mevcut asker sayısı ile Afganistan’da asker bulunduran en büyük ülke konumunda bulunuyor.

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DIŞ POLİTİKA, TERÖR, TSK | Leave a comment

‘Venezuela’yla şaibeli ilişkiler nedeniyle Halkbank benzeri dava açılabilir’

‘Venezuela’yla şaibeli ilişkiler nedeniyle
Halkbank benzeri dava açılabilir’

İmdat Öner: Haz 11 2021


Suç örgütü lideri Sedat Peker’in, Türkiye ile Venezuela arasında
uyuşturucu rotası oluşturulduğu yönündeki iddialarının yankıları sürüyor.

Jack D. Gordon Institute for Public Policy’de analist ve eski diplomat İmdat Öner, Konuşa Konuşa’da Gülten Sarı’ya yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki şaibeli ilişkilerin ileride Türkiye aleyhine Halkbank benzeri bir davanın açılmasına neden olabileceğine dikkat çekti.


Öner’in açıklamalarının satır başları şöyle:

“Sedat Peker bu konuyu gündeme getirdiğinde, Türkiye-Venezuela ilişkileri gündeme oturdu ancak bu konu 3-4 yıldır Batı ülkeleri tarafından tartışılıyor. Madura iktidara geldiğinden beri, çok ciddi skandallar, büyük çaplı yolsuzluklar, uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama iddiaları ortaya atıldı.

Tek adam rejiminin kurulduğu bir dönemde, Türkiye, binlerce kilometre uzaktan birden çok ciddi ekonomik anlaşmalar, yatırımlar, üst düzey ziyaretlerle iki ülke ilişkilerini zirve noktasına taşıdı.

ABD, NATO müttefiki, AB’ye aday bir ülkenin otoriter bir rejime destek vermesi büyük bir soru işaretiydi. Sedat Peker’in bu iddiası, belirsiz olan, karanlık bir ilişkinin vardığı son noktayı ortaya koydu. Bu iddiaların doğruluğu hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz ancak iki konu bize Peker’in iddiaları konusunda önemli ip uçları veriyor.

Bunlardan birisi Kolombiya meselesi (Kolombiya’dan Türkiye’ye gitmek üzere hazırlanan 5 ton uyuşturucunun ele geçirilmesi). 2020’de ele geçirilen en büyük uyuşturucu miktarıydı bu. Kolombiya dünyaya en fazla uyuşturucu temin eden ülke konumunda.

Asıl kilit nokta, Peker’in iddia ettiği Mehmet Ağar meselesi. Böyle tonlarca kokain bize bir şeyi işaret ediyor. Demek ki, Türkiye’de bürokraside ya da siyasette sağlam bağlantıları olan bir grup, Latin Amerika gibi uzak bir yerden Türkiye’ye uyuşturucu getiriyordu. Peker, Mehmet Ağar iddiasıyla bu tabloyu biraz daha netleştirdi.

Türkiye’de de bu işi ancak bu işi derin bağlantıları olan bir grup tarafından yapılacağı belliydi. Son iki-üç yılda, Latin Amerika’dan Türkiye’ye giderken ele geçirilen uyuşturucu miktarı 7 ton. Bu görülmemiş bir durum.

2018’de Venezuela ile altın ticareti başladığından beri (Türkiye’nin Halkbank benzeri bir dava ile karşılaşabileceğini) bunu söylüyorum. Altın karşılığı gıda mekanizmasının, her iki tarafta da üst düzey devlet yetkililerini nemalandıracak bir mekanizma olduğunu iddia ettim.

Benim bu iddiamı, 2019’da ABD Hazine Bakanlığı doğruladı. Her iki ülkenin de yolsuzluk karnesine baktığımız zaman sicili kabarık.”


https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tr/venezuela-turkiye/imdat-oner-venezuelayla-saibeli-iliskiler-nedeniyle-halkbank-benzeri-dava?amp

Posted in DIŞ POLİTİKA, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

AKSAK BACAKLI MAREŞAL

Tarih 21 Kasım 1938  –  Yer Etnografya Müzesi. Tüm ulus keder içinde Atatürk’ün  cenaze töreni yapılıyor. Balkonda ise son yolculuğuna uğurlanmakta olan  Gazi Paşa’yı  selamlayan bir asker var. Kıyafetine bakılırsa Türk değil . Ama yüksek rütbeli bir asker olduğu belli. Hadi gelin bu adamın hikayesine kulak verelim. Bu adamın duygu dolu ibretlik hikayesine..

Gördüğünüz kişi Sir William Birdwood. Çanakkale savaşında Anzak Orduları Başkomutanı. Asker ve donanım açısından daha üstün olmalarına rağmen Atatürk’e üç kere yenilir savaşta, bacağı da sakatlanır ama buna rağmen onun dehasına ve kişiliğine karşı büyük hayranlığı vardır.

Bu hayranlık savaş sonrasında da devam eder. 1935 yılında Mareşal olur son görevi “Hindistan Ordusu Başkomutanlığı”dır. Atatürk hayranlığı ve sevgisi hala sıcaklığını korumaktadır. Atatürk öldüğünde de rahatsızlığına ve emekli olmasına rağmen İngiltere adına cenaze törenine katılmak için talepte bulunur.

Talebi kabul edilince İstanbul’a gelir. Bacağını sürükleye sürükleye tabutunun ardında yürür. Ankara’daki törende artık ayağı incinmiş ayakta zor durmaktadır. Halkevi binası balkonuna çıkarırlar.. Geçici kabrine götürülecek olan tabutun geçişi sırasında kılıcından destek alarak ayağa kalkar elindeki asayı kaldırarak selamlar onu. Bu sırada artık duygularını kontrol edemeyerek ağlamaktadır.

Tören sonrasında hemen ayrılmaz birkaç gün daha kalır Ankara’da. Bir gün etrafında Türk yetkililerin de olduğu bir ortamda cebinden bir kalem ve üzerinde kroki olan bir kağıt çıkararak masaya koyar, şu anıyı anlatır onlara:

Tarih 20 Kasım 1918 (Bir kaynağa göre 16 Kasım).. Birdwood karargahı ile Pera Palas oteline yerleşmiştir. Mustafa Kemal’in de otelde bir dairesi olduğunu bilen Birdwood onunla görüşmek ister. Bunun için kendisine refakat subayı olarak verilmiş olan sporcu Sedat Rıza Bey’i araya sokar.

-“Buyursunlar” der Mustafa Kemal.

İki general karşı karşıyadır. Birdwood çok saygılıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın yanında Rasim Ferit Bey de vardır. Hoşbeşten sonra Birdwood, iki yıldır kafasını kemiren “bizi nasıl yendi?” sorusunun yanıtını almak ister:

-“Sayın komutan bizi nasıl yendiniz?”

Mustafa Kemal’den bir başkası, dünya savaş tarihinde benzerine az rastlanır bu başarısından böbürlene bilirdi. Oysa o, -tıpkı Trikopis’e davrandığı gibi- yenilginin ezilmişliği altındaki bu general’in onurunu korur.

“-Sizin de, bizim de tarih dergilerimiz var”, der; tarih yazar.

Birdwood ricasını yineler:
-“Ekselans, sizin ağzınızdan dinlemek istiyorum. Lütfediniz.”

Mustafa Kemal, yanındaki Rasim Ferit Bey’den kağıt kalem ister; o da bir parça kağıt ile altın muhafazalı kurşun kalemini uzatır. Mustafa Kemal bir kroki çizer, kağıt üzerindeki yerlerini işaret ederek;

-“Su tarihte karaya çıktınız, der; filanca saate kadar şurada durdunuz. Biz de şu hattaydık. Her şey sizin lehinizdeydi. Niçin çizgide durdunuz ve niçin ilerlemediniz?”

-“Askerlerimiz çok yorulmuştu, diye yanıtlar Birdwood.”
Mustafa Kemal bu kez de Conkbayırı krokisini çizer:

-“Siz filanca gün şu yöne hareket ettiniz, şu durumu aldınız; niçin ilerlemediniz?”
-“Biz ilerledikçe arkadan su yetişmedi. Askerlerimiz susuz kaldı ve durdu.”

Atalarımız yaralıya kurşun atılmaz der. Mustafa Kemal’de Türk soyluluk ve erdemini şu esprisiyle dile getirir:
-“Görüyorsunuz ya ben bir şey yapmadım. Önce yorgunluk, sonra susuzluk durdurdu ordunuzu.”

Birdwood ayağa kalkar, Mustafa Kemal’i kucaklar:
-“Sizin gibi kahraman ve yüksek karakterli bir asker tanımadım.” dedikten sonra krokiyi ve kalemi işaret ederek:

-“İzin verir misiniz” der; “bu kroki ve kalemi değerli bir hatıra olarak saklayayım.”
Ve saklar. Cenaze törenine gelirken de yanında getirmiştir.

Mareşal Birdwood Kimdir?

William Riddell Birdwood, 1865-1951 yılları arasında yaşamış bir İngiliz subayı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Anzaklar olarak anılan, Avustralya ve Yeni Zelanda Ordusu Kolordusu (Australian and New Zealand Army Corps) komutanlığı yapmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale Cephesi’nde savaşan Birdwood Mareşal ünvanını ise 1925’te almış.

Çanakkale Savaşı’nda Birdwood’un Savaştığı Cepheler
Avustralya ve Yeni Zelanda birliklerinin komutanı, o zamanki rütbesiyle General Sir William Birdwood, 25 Nisan 1915’te Arıburnu Çıkarması ile başlayan Arıburnu Savaşı’nda komutanlık yapmış. Arıburnu Cephesi, Türklerin zaferi ile sonuçlanmış. Bu sırada Anzak Kolordusu, çıkarma sırasında belirlenen bölgenin daha kuzeyine çıkmış. Birdwood, Londra’ya gönderdiği bir mektupta çıkarmanın başarısızlık sebebini bu duruma bağlamış.

Posted in ATATURK, Tarih | Leave a comment

TARİH TEKRAR EDİYOR * 23 Sentlik asker * Biden’a şirinlik hesabının faturası Afganistan batağına gönüllü olmak

Yıl 1953… Türkiye’nin NATO’ya girebilme koşulu olarak Mehmetçiğin Kore Savaşı’na gönderildiği günlerde, Amerika’nın dışişleri bakanı John Foster Dulles (Mr. Dulles) NATO yetkililerine verdiği beyanatta Türk askerini “Çok masrafsız, günlük masrafı 23 Cent’i aşmıyor” diye övmüştü. Ne yazık ki Dulles’ın bu sözleriyle ilgili tüm siyasilerimiz sessiz kalmıştı, tek eleştiri “23 Sentlik Asker” adlı şiiriyle Nazım Hikmet’ten gelmişti. Gerçi 53 yıl sonra George Soros “En önemli ihraç malzemeniz, askeri gücünüz” diyerek tarihi tekrarlatmıştı… İşte Nazım’ın vatan haini olarak sürgündeyken yazdığı şiiri bu kez Afganistan’a gönderilecek askerlerimiz için günümüz siyasetçilerine ithaf ediyorum;


23 Sentlik asker

Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara’da 23 sente,

yahut iki kilo kuru soğan,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir aylığına
yirmi yaşlarında bir tane insan.

erkek,
ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır,
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz
(her kaba uymak meselesi) ,
belki ömründe ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Yahut da aynı hesapla Mister Dalles
(tanesi 23 sentten yani)
satarlar size bu askerlerin otuz beşini birden
İstanbul’da bir tek odanın aylık kirasına,
seksen beş onda altısını yahut
bir çift iskarpin parasına.
Yalnız bir mesele var Mister Dalles,
herhalde bunu sizden gizlediler:
Size tanesini 23 sente sattıkları asker
mevcuttu üniformanızı giymeden önce de,
mevcuttu otomatiksiz filan,
mevcuttu sadece insan olarak
mevcuttu, tuhafınıza gidecek,
mevcuttu hem de çoktan mı çoktan,
daha sizin devletinizin adı bile konmadan.
Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,
mesela, Mister Dalles,
yeller eserken yerinde sizin New-York’un,
kurşun kubbeler kurdu o
gökkubbe gibi yüksek,
haşmetli, derin.
Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.
Halı dokur gibi yonttu mermeri,
ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına
ebemkuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.
Dahası var Mister Dalles,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz,
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek,
ve yarin yanağından gayrı her yerde,
her şeyde,
hep beraber,
diyebilmek için,
yürüdü peşince Bedreddin’in
O, tornacı Hasan, köylü Mehmet, öğretmen Ali’dir.
kaya gibi yumruğunun son ustalığı:
922 yılı 9 eylülüdür.
Dedim ya Mister Dalles, ,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler.
ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.

(1953) Nazım Hikmet Ran

Biden’a şirinlik hesabının faturası
Afganistan batağına gönüllü olmak

Zülfikar Doğan – Haz 13 2021


Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kurmayları Brüksel’deki NATO zirvesi öncesinde tüm enerjisini ve olası senaryolarını ABD Başkanı Joe Biden ile randevuya odakladı. Biden ile yakınlaşabilmek, olabildiğince ilişkileri yumuşatabilmek için bir anda 20 yıldır kurutulamayan Afganistan bataklığında gönüllü ABD muhafızlığına soyundu.

Dünya Ticaret Merkezi’ne yönelik 11 Eylül 2001’deki ikiz kuleler saldırısının 20’inci yıl dönümünde, 11 Eylül 2021’de Afganistan’daki son ABD askerinin çekilmesi planını ilan eden Biden’ın yanı sıra Afganistan’da asker bulunduran diğer NATO ülkeleri de hızla askerlerini çekme hazırlığına girişti.

Ancak tam bu süreçte iktidar Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar üzerinden ABD’ye Türk askerinin Afganistan’da kalmaya devam etmesi, Kabil uluslararası havaalanını koruma görevini sürdürmesi önerisinde bulundu.

ABD tarafında memnuniyetle karşılanan bu öneri, diplomasi kulislerinde Erdoğan ve kurmaylarının, Brüksel’deki randevuya giderken Biden’la yakınlaşmak için bir jest, ilişkilerin yumuşatılmasına zemin hazırlama arayışı olarak yorumlandı.

Önceki hafta Ankara’yı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’a da iletilen önerinin mimarı Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD ve NATO’ya ‘siyasi, lojistik ve finansal destek karşılığında Mehmetçiğin Kabil’de kalmaya devam edebileceğini ilettiklerini’ söyledi.

Siyasi destek talebi, ABD ve NATO müttefikleri çekildikten sonra TSK’nın oradaki varlığını sürdürebilmesine uluslararası bir hukuki dayanak oluşturulmasını içeriyor. BM ya da NATO’dan bu yönde bir karar çıkartılması veya Afgan yönetiminin Türkiye’den Kabil’de asker bulundurmasını resmen talep etmesinin sağlanması bu talebin kapsamını oluşturuyor.

Kabil uluslararası havaalanının korunması görevini üstlenen TSK, bu amaçla Afganistan’da 500 kişilik bir askeri birlik bulunduruyor. TSK’nın görev alanı havaalanı çevresiyle sınırlı. Muharip görevi ise yok. Dolayısıyla çatışmalara müdahil olmuyor. Kabil ve ülkenin diğer uluslararası havaalanı Kandahar’ın işletmesini ise Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üstleniş durumda. Aslına bakıldığında ilişkileri gerilimli Türkiye ve BAE Afganistan’da zorunlu bir işbirliği içinde.

Tabii en önemli soru, ABD ve NATO güçleri çekildikten sonra havaalanına dışarıdan gerçekleşecek olası saldırıların nasıl önleneceği. Bakan Akar’ın sıraladığı talepler arasında siyasi desteğin ardından lojistik desteğin ifade edilmesi de bunu öngörüyor. Oradaki TSK birliğinin lojistik ihtiyaçlarının karşılanacağının garanti edilmesi, güvenceye alınması.

Son olarak da mali ve finansal destek talebi dile getiriliyor. Bunun da anlamı oradaki TSK birliğinin parasal yükünün, maliyet giderlerinin ABD ve müttefiklerce karşılanması. Diğer deyişle Türk askerinin ‘bedeli mukabili’ ABD ve batılı müttefiklerin Afganistan’daki çıkarlarının bekçiliğini yapacak olması.

ABD ile Taliban arasında geçen yılın Şubat ayında Katar’ın başkenti Doha’da imzalanan ateşkes ve barış anlaşması ve 90 günlük ateşkes bugüne kadar işlerlik kazanamadı. Afganistan’daki tüm tarafların Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da bir araya gelerek çözüm müzakerelerini sonuçlandırması girişimi de Taliban’ın gelmeyi reddetmesiyle iki kez ertelendi.

Taliban, Türkiye’nin Kabil’de kalma önerisine peşinen karşı çıkarak, ABD ile varılan Doha Mutabakatı’nın ülkedeki ‘tüm yabancı askerlerin çekilmesini’ içerdiğini, dolayısıyla TSK’nın da bu kapsamda yabancı asker olarak ülkeden ayrılmasını istediklerini açıkladı.

İktidar anlaşıldığı kadarıyla Biden randevusu öncesi, ABD ile yakınlaşmak, Biden’la arayı düzeltmek için böyle bir girişimde bulundu. ABD’nin memnuniyetle karşıladığını açıkladığı bu öneri 14 Haziran’da Brüksel’de başlayacak NATO zirvesinde nihai sonuca bağlanacak.

Ancak ABD ve tüm NATO ülkelerinin askerlerinin çekildiği bir ortamda, TSK’nın tek yabancı askeri güç olarak Afganistan’da kalmaya devam etmesi, Türkiye’yi ve Türk askerini Taliban’ın ve ülkedeki diğer silahlı cihatçı grupların hedefi haline getirecek.

ABD ve diğer NATO üyesi ülkelerin askerlerinin çekilmesi sonrasında Afganistan’da neler olacağı belirsiz. Büyük olasılıkla Taliban ile diğer cihatçı gruplar, aşiretler arasında ülkede hegemonya savaşı başlayacak.  Çoklu etnik yapıya sahip Afganistan’daki etnik gruplar arasında iç savaş yeniden alevlenecek.

Dört yanı kara sınırlarıyla çevrili Afganistan’da dış dünyayla uluslararası bağlantının sürdürülmesi açısından Kabil ve Kandahar uluslararası havaalanlarının açık tutulması ve faal olması, stratejik açıdan çok önemli.

Ülkenin her yöresinde, kendilerine bağlı silahlı gruplarla bölgesel-yerel derebeyliklerini ilan eden aşiret reisleri ile ABD çekildikten sonra ülkenin tamamında hakim olmayı hedefleyen Taliban arasında iç çatışmaların başlaması ve hızla yayılması kaçınılmaz görünüyor.

Bunun yanı sıra uyuşturucu ve yasadışı silah ticaretinin, insan kaçakçılığının da önemli kavşaklarından birisi olan Afganistan’da bu tür uluslararası suç organizasyonları da göz ardı edilemeyecek etkinliğe sahip. Tüm bunlar üst üste konulduğunda ABD ve diğer askeri birliklerin ayrılmasından sonra Afganistan’ın 1990’lardakine benzer bir kanlı iç savaş sürecine girmesi şaşırtıcı olmayacak.

Dolayısıyla Erdoğan’ın çantasında Biden’e götüreceği ‘parayı verirseniz Afganistan’da kalırız’ hediyesi, ikili randevunun ve NATO zirvesinin önemli başlıklarından birisi olacak. Erdoğan ve Akar’ın ABD ile yakınlaşmak için Türk askerini masaya sürmesi ise muhalefetin sert tepkilerine, eleştirilerine yol açtı. Özellikle parasal destek karşılığı Türk askerinin Kabil nöbetine devam etmesi önerisinin Türkiye’yi cihatçı grupların hedefi haline getireceği, Mehmetçiği ABD ve batının ‘paralı askeri’ konumuna sokacağı gerekçesiyle ‘onur kırıcı ve incitici’ olarak değerlendirildi.

Muhalefet ‘BM desteği ve misyonu çerçevesinde çıkartılacak bir güvenlik konseyi kararı ya da ayrı bir NATO misyonu olmaksızın sadece TSK’nın ülkede kalmaya devam etmesi, Türkiye’nin ve Mehmetçiğin ateşe atılmasından farksızdır’ görüşüyle, 2011’den bu yana müdahil olduğu Suriye iç savaşından dolayı Suriye’de bataklıktan çıkamadığını, şimdi de Afganistan bataklığına saplanacağını savunuyor.

Görünürdeki risklere ve yeni bir bataklığa saplanma uyarılarına karşılık, Erdoğan Türk askerini Afganistan’da tutmakta kararlı görünüyor. Nitekim Brüksel’e hareketinden önce düzenlediği basın toplantısında Biden ile yapacağı görüşmeye ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden’ın 24 Nisan kararının (Ermeni soykırımını tanıma) kendisini üzdüğünü, buluşmada bunu dile getireceğini belirterek, F-35’ler ve Patriotlar konusunda da ABD’nin sözünde durmadığını savundu.

Afganistan konusunda ise Erdoğan şunları söyledi: “ABD malum Afganistan’ı terk etmenin hazırlığı içinde. Burayı terk ettiği andan itibaren de süreci devam ettirecek güvenilir tek ülke Türkiye. Arkadaşlarımız da muhataplarına gereken cevapları verdi.”

Taliban’ın reddetmesine karşılık ABD ve NATO’nun iktidarın sırtını sıvazlamasıyla Türk askerinin Afganistan’da tek başına nöbeti sürdürmesi durumunda Türkiye, her an patlamaya hazır bir saatli bombanın üstüne oturacağı gibi yeni bir cihatçı tehditle karşı karşıya kalacak. Ancak Erdoğan’ın gerek içeride Sedat Peker’in iddia ve suçlamalarıyla sarsılan siyasi gündem gerekse anketlerde eriyen oyları karşısında dikkatleri başka yöne çevirmeye şiddetle ihtiyacı var. Anlaşılan dikkatleri dışarıya çevirerek içerideki durumun üzerini üstünü örtmenin sahnesi de Afganistan olacak.


https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tr/abd/bidena-sirinlik-hesabinin-faturasi-afganistan-batagina-gonullu-olmak?amp

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DIŞ POLİTİKA, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, TSK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

UZAK DENİZLERE BAYRAK AÇAN CUMHURİYET GEMİSİ “KARADENİZ VAPURU”nun ÖYKÜSÜ

Değerli okur,

Cumhuriyet tarihi, iktidar hükümeti AKP tarafından değiştirilmeye çalışılıyor. İnkilâp tarihi dersine 47 sayfalık AKP dönemi eklenmiş. 2002-2021 seneleri arasında iktidar olan AKP’nin karanlık ve siyasi tarihi çarpıtılarak ders programına konmuş.

Cumhuriyet/İnkilâp tarihi böylesine çarpıtılmaya çalışılırken Atatürk ve aydınlanma devrimleri silinmeye çalışılıyor. Laik Demokratik Cumhuriyet, Üniter Devlet ve Ulusal Birliğimiz içten ve dışarıdan ağır bir saldırı altında.

Emperyalizmin amacı Ulusal kimlikli Üniter devletlerin bu kimliklerini yozlaştırarak yok etmektir. Türk Ulusunun birlik, beraberlik harcı ise ATATÜRK ve aydınlanma devrimleridir. Birlik ve beraberliğimizin sürekliliği için; Emperyaller ve taşaronları tarafından saldırı altında olan genç kuşaklara, çocuklarımıza, torunlarımıza Atatürk’ü her yönüyle tanıtmak hepimizin görevidir.

Bu amaçla 2020 Eylül ayında paylaştığım aşağıdaki 6 bölümlük yazının tamamı bir linkte okumanıza ve arşivinize sunulmuştur.

Naci Kaptan / 14 haziran 2021


Milli Bayramlarımızın kutlanması senelerdir iktidar hükümeti AKP tarafından engelleniyor. Bu süreç içinde de kamu kurumları veya bazı özel ticari kuruluşlar tarafından yaptırılarak gösterilen TV programlarında GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün adının da anılmadığını üzülerek görüyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı da uzunca zamandır hutbelerde ve özel günlerde, dualarda  Atatürk’ün adını anmadığından yoğun eleştiriler alıyor.

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlaması için MSB tarafından yapılmış olan kısa KOMANDO filminde ise Atatürk’ün adı geçmediği gibi, bu klibin ruhuna uygun askeri marşların kullanılmadığını ve yerine dini içerikli söylemlerin olduğunu gördük.

Bunlardan sonra sıra Atatürk’ün kurdurmuş olduğu İŞ BANKASINA  gelmiş. İş Bankası reklam amaçlı yaptırmış olduğu TV filminde ATATÜRK’ün emriyle bir fuar/ sergi ve gösteri alanına çevrilerek Türkiye’yi tanıtmak amacıyla Avrupa limanlarına gönderilen Karadeniz yolcu gemisini anlatan bir reklam filmi paylaşıyor. Filim özünde güzel kurgulanmış. Gönül isterdi ki ATATÜRK’ün adı da anılsın. Filimde sadece alabandaya (duvara) asılmış olan bir Atatürk resmi arka planda gözüküyor.

Bu nedenle Karadeniz Vapurunun Avrupa limanlarına yapmış olduğu Türkiye’yi tanıtma amaçlı  bu değerli projeyi anlatan uzunca bir yazıyı hikaye formatıyla okumanıza sunuyorum.

TÜRKİYE’de DURUM VAZİYETİ

Sakarya meydan muharebesinin kazanılmasından bir sene sonra 26 Ağustos 1922’de Dumlupınar’dan başlayan büyük meydan savaşında Yunan ordusu 30 Ağustos 1922’de teslim oldu. üstün sayıda ve güçlü silahları olan yunan ordusu İzmir’e kadar sürüldü ve 9 Eylül 1922 tarihinde Yunan ordusu mağlup olarak Anadolu’yu terk etti.

İtilaf birliklerinin 4 Ekim 1923’te İstanbul’u terk etmesinden sonra, Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu birliklerinin 6 Ekim 1923’te tören eşliğinde şehre girmesiyle İşgal sona erdi.Gazi Mustafa Kemal Paşanın söylediği gibi “GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER”

24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı ve yeni Türk Devleti’nin bağımsızlığı kabul edildi.

İkinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasından 2 ay sonra 13 Ekim 1923’de Ankara Türkiye Devleti’nin Hükümet Merkezi oldu.

Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Milli Mücadele, 1923 yılında milli güçlerin zaferi ile sonuçlandı. Bu süreçte, “Büyük Millet Meclisi” adıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan halkın temsilcileri, 20 Ocak 1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adlı yasayı kabul ederek egemenliğin Türk ulusuna ait olduğunu ilan edildi.

Meclis’e sunulan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılan değişikliklerin kabulü ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Ekim 1923’te CUMHURİYET ilan edildi.

Tüm yaşamı cephelerde savaşlarla geçmiş olan Gazi Mustafa Kemal Paşa yıkılmış olan Osmanlı’nın küllerinden yarattığı YENİ TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE toplumu kalkındırmak, eğitmek, çağdaşlaştırmak ve yeni sanayi hamleleri yapma çalışmalarına başladı.

Bu zorlu şartlar altında Türkiye’yi ve ürünlerini tanıtmak, yabancıların Türk’ler hakkındaki ön yargılarını değiştirmek için eşi olmayan bir proje geliştirildi.

İşte aşağıdaki öykü böyle başladı;

Naci Kaptan / 01 Eylül 2020 / Güncellendi 14 Haziran 2021

BÖLÜM I

Karadeniz Vapuru Projesi, Cumhuriyet’in ilanından 3 yıl sonra Atatürk’ün önerisiyle hayata geçirildi.

Türkiye’yi tanıtan çeşitli ürünlerin sergilendiği gemi, 12 Haziran 1926 tarihinde İstanbul’dan demir aldıktan sonra 12 ülkede 16 şehri ziyaret etti. Karadeniz Vapuru, 86 günde 10 bin mil yol katettikten sonra 5 Eylül 1926 tarihinde İstanbul’a döndü.

Karadeniz Vapuru’nun yolcuları arasında 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın oğlu Refi Bayar, Anadolu Ajansı’nın kurucularından Şair Kemalettin Kamu, İstiklal Marşı’nın bestecisi Zeki Üngör, ilk Türk kadın gazetecilerden Bedia Arseven, ilk Türk kadın milletvekillerinden Mebrure Gönenç ve Şair Orhan Veli Kanık’ın babası müzisyen Veli Kanık da yer aldı.

Atatürk Karadeniz vapurunda onuruna verilen yemek davetinde

Atatürk,  yolculuğuna başlamadan önce açılan gezici sergiyi ve hazırlıkları görmek için Mudanya’ya getirilen Karadeniz Vapuru’nu 13 haziran 1926 tarihinde  ziyaret ederek geminin hatıra defterine şöyle yazdı:

“Sergi, başarıya ulaşmış bir eserdir. Bende gayet iyi izlenimler meydana getirdi. Sunuş tarzı çok iyidir. Hazırlayıcısını takdir ve tebrik ederim.”

Avrupa yolculuğu öncesi Haliç’te üç ay süren özel bir bakıma alınmış Karadeniz Vapuru’nun dümen suyuna kapılıp, tam seksen altı gün süren yolculuğu, sefere katılan sanatçı, gazeteci, milletvekili, öğretmen, müzisyen ve denizcilerden oluşan toplam 285 kişinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni “dosta düşmana tanıtmak için” nasıl olağanüstü bir çaba gösterdiğini, henüz üç yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti milletvekillerinin buna kaynak bulmak için nasıl çırpındıklarını ibret ve gururla izliyor.

Ticaret Vekili Ali Cenani Bey’in meclis kürsüsünde, “Efendiler… Bir ticaret sergisi meydana getirmek kolay bir şey değildir. Bunun yerine bir seyyar sergi teşkilini düşündüm. Seyr-i Sefain’den bir vapur alalım. Mesela Karadeniz Vapuru’nu…” diye başlayan konuşmasının yarattığı ateşi, hummalı çalışmaları ve sonunda Marmara’nın solgun mavi sularını köpürterek yola çıkan beyaz bir geminin, Dolmabahçe’deki bir yatta, mavi gözleri çakmak çakmak, sarışın bir adam tarafından beyaz bir mendil sallanarak nasıl uğurlandığını görüyor. O sarışın adamın daha yedi yıl önce 19 Mayıs 1919’da ülkeyi kurtarmak için Samsun’a böyle bir vapur yolculuğu yapmış olduğunu düşünenler de bir cumhuriyetin nasıl doğduğunu görüp alabildiğine gururlanıyor.

Karadeniz Vapuru, yer Tophane rıhtımı. (12 Haziran 1926)

Yıl 1926… Günlerden 12 Haziran… Yer, bugünkü Tophane Rıhtımı… Taksilerin yanıbaşında çift atlı faytonların da yolcu bekledikleri görülüyor… Bayraklarla donanmış, beyaz bir vapur harekete hazırlanmakta… Seyr-i Sefain İdaresinin yeni satın aldığı bu Karadeniz gemisi çok önemli bir sefere çıkmak üzere… Üç aya yakın sürecek bu gezide el sanatlarımızdan örnekler ile başta gelen ürünlerimiz tanıtılacak… Ama asıl amaç, Batı Avrupa ülkelerine genç Türkiye Cumhuritiyeti’ni tanıtmak! Bu niyetle düzenlenen sergi seferi boyunca gemi 12 Avrupa devletinin limanlarına uğrayıp üçer beşer gün kalacak…

Kömür almak için gireceği Cezayir’in Bona (sonraki adıyla Anaba) Limanı’nı saymazsanız, bakın hangi limanlara uğrayacak; Barcelona, Le Havre, Londra, Amsterdam, Hamburg, Stockholm, Helsinki, Leningrad, Danzig, Gdynia, Kopenhagen, Anvers, Marsilya, Cenova, Napoli…

Her limanda gemimizi gezmek isteyen ziyaretçiler kabul edilecek… Davetler, resepsiyonlar verilecek… Gemideki Riyaset-i Cumhur Orkestrası da konserler verecek… Balolarda görevli zevat ile ziyaretçilerin kaynaşmaları sağlanacak… Cumhuriyet Türkiye’sinin Türklerini tanıtacak.

Geminin süvarisi, genç yaşına rağmen dirayetli bir denizci olmasıyla ün yapmış olan Topuz lakaplı meşhur Lütfi Kaptan… Birkaç yıl öncesine kadar Gülcemal’in süvarisi iken, artık Karadeniz Vapuru’nda görev yapıyor. Gemideki genç zabitanın hepsi de özellikle seçilmiş pırıl pırıl genç denizciler… İlerde hepsi birer büyük kaptan olarak Denizyolları’nın gemilerinde kaptanlık, ya da idarecilik yapacaklar.

Karadeniz Vapuru 1905 Hollanda yapımı. 4.765 gros tonluk. 120 metre boyu, 14 metre eni var. Tam istim tuttuğu zaman 12 mil hız yapmakta. Sergi için baştan sona özel olarak düzenlenip dekore edilmiş.

Yıllarca sözü edilen bu tarihi gezi 86 gün 22 saat sürüyor. İstanbul’da döndüğü gün takvimler 5 Eylül gününü gösteriyor. Toplam 9.981 mil yol kat eden gemi bu uzun sefer boyunca 2.778 ton kömür tüketmiş. Kullandığı tatlı su miktarı 971 ton.

Bu sergi seferinin Türkiye’nin tanıtılmasındaki payı gerçekten çok büyük oldu. Geminin gittiği her ülkenin basınında Atatürk Türkiye’si hakkında çok güzel haberler çıktı, çok değerli yazarlar yayımlandı. Bu büyük başarıda, Seyr-i Sefain İdaresi’nin de önemli bir payı olduğu asla göz ardı edilmemeli.

Yıllarca iç ve dış hatlarda yolcu taşımaya devam eden Karadeniz ise 46 yıllık bir gemi oluncaya kadar aralıksız hizmet etti. 50’li yıllarda, ticaret filomuzun yeni satın alınan gemilerle takviye edilmeye başlaması üzerine, 1951 de kadro dışı bırakılarak bir kenara bağlandı. 1954 yılında hurdaya çıkar ve Cenova’da sökülür.

BÖLÜM II

Hikaye şöyle başladı ;

Bir seyyar serginin oluşturulma düşüncesi 1925 yılında TBMM’de yapılan bütçe görüşmelerinde gündeme geldi. Karabekir Paşa, Mecliste ;

“Halbuki İktisat Kongresi’nde bizzat göründü ki daimi sergiler, vatan malını göstermek, sevdirmek ve sarfettirmek için pek lazımdır. Yer yer böyle sergiler açanlara para vermeli, teşvik etmeli, daimi surette vatan malını teşhir etmelidir. Onun için bu fasıldaki İktisat Kongrelerine ait para fazladır. Bilakis sergilere destek vermek lazımdır”

Ticaret vekili Ali Cenani Bey, “Hükümetin ülke içinde planladığı ticaret sergisi için bütçeye koyduğu 15 bin liranın gayet yetersiz olduğundan bahisle, böyle bir sergi için 3-4 yüz bin belki de bir milyon liralık bir fona ihtiyaç duyulduğunu” vurguladı. Ali Cenani Bey’in buna bir çözüm önerisi olarak sunduğu plan hayli ilgi çekiciydi:

Bir ticaret sergisini meydana getirmek kolay bir şey değildir. Bunun yerine bir seyyar sergi teşkilini düşündüm. Belki bazı arkadaşlarımızın hatırına gelir. Ruslar, bundan on beş sene evvel bir seyyar sergi tertip etmişlerdi. İstanbul’a ve Akdeniz’in meşhur limanlarına göndermişlerdi. Bir vapur içinde mahsulat ve el ürünlerini birleştirerek içinde tüccarları da bulunduran bu Rus sergi gemisi İstanbul’da beş, on gün kaldı ve Avrupa’nın limanlarına giderek taşıdığı olduğu eşyayı teşhir etti. Bendeniz de düşünüyorum ki Seyrisefain’den bir vapur alalım. Mesela Karadeniz Vapuru’nu düşündüm. Bunun içinde 130 yatak vardır. Tüccarlarımızdan 130 kişiyi alabilir. Ambarlarda elektrik tertibatı yaparak bir meşher haline koyabiliriz. Bütün mahsulatımızı ve el ürünlerimizi bu vapurda sergi halinde gösterebiliriz”

Ali Cenani Bey, seyyar sergi için yaklaşık 80 bin liralık bir masraf öngörmekteydi. Bu ücret, bütçeye dokunulmadan vapurda eşyasını teşhir eden tüccarın kamara ücretlerinden sağlanacaktı. Bakanlık, vapurun yalnızca seyir ve sefer masrafl arını karşılayacaktı. Buna ilaveten, Türkiye’nin dünyaca ünlü tütünleri hem natürel hem de kullanıma uygun paketler halinde vapurda satışa sunularak ayrı bir gelir kalemi oluşturulacaktı. Ali Cenani Bey, 100 bin paket satılabileceği ve her paketten alınacak bir frankla birlikte yaklaşık 100 bin franklık bir gelirin sağlanabileceği kanaatindeydi. Bu bağlamda temel masrafl ar için bütçeye 60 bin liralık bir ödenek konulmasını önermekteydi. Mecliste yapılan oylamada “Ticaret sergi ve meşher ve müzelerine, tütün ve sanayi tezyiniye sergilerine muavenet ve seyyar sergi masrafı” faslının yekunu olarak 89.450 liralık bir ödenek kabul edildi.

Seyyar Sergi’nin Hazırlıkları TBMM’de 1925 ve 1926 bütçe görüşmelerinde etraflıca tartışılan “Seyyar Sergi” projesinin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından onaylanmasıyla birlikte serginin hazırlıklarına başlandı. Ticaret Vekili Ali Cenani Bey, yaptığı yazılı açıklamada “Topraklarımıza ait mahsul, el ürünleri ve sanat eserleri ve maden örneklerini en fazla münasebetde olduğumuz limanlarda teşhir etmek ve müstehlik piyasaların dikkat ve alakasını bu vesile ile de memleketimiz üzerinde ilgi toplamak emeliyle bir seyyar sergi tertip edilmiş ve Seyr-ü Sefain İdaresi’nin en büyük ve en mükemmel vapuru bu sergiye tahsis edilmişdir” diyerek Seyyar Sergi projesini ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Açıklamada Seyyar Sergi için “Türkiye mahsulat ve masnuatı ilk defa olarak bu şekilde teşhir edilecek ve genç cumhuriyetin iktisadi ve zirai faaliyet ve kabiliyetinin bir aks-i sadası halinde Bahr-i Sefi d, Bahr-i Muhit Atlası ve Amerika’nın en mühim limanlarında dolaşacakdır” denilmekteydi.

Ticaret Vekaleti, Seyyar Sergi’nin sanat ve sanayi işlerini yürütmek üzere ticaret müsteşarı, ticaret ve Seyr-i Sefain genel müdürlerinden oluşan bir Tertip Heyeti oluşturdu. Diğer resmi kurumlarla işbirliği halinde olacak olan heyet, gerektiğinde bu kurumlardan personel görevlendirebilecekti.20 Tertip Heyeti başkanlığına İstanbul Liman İşletmesi Genel Müdürü Raufi Bey getirildi. Raufi Bey, aynı zamanda Ticaret Vekaleti’ni de temsil edecekti.21 Ali Cenani Bey, sergide teşhiri düşünülen ürünlerle ilgili ayrıntılı bir açıklama da yaptı. Buna göre, sergilenecek ürünler şöyle tespit edildi:

Pamuk, tütün, meyan kökü, bal, zeytin, meyve, yumurta, tiftik, fındık, üzüm, incir, gül yağı, ipek, kuru yemiş, susam, afyon, yapağı, palamut, Şam fıstığı gibi tarım ürünleri başta olmak üzere maden ve orman ürünleri ile halı, keçe, kendir tohumu, kendir, çini, nakış ve el işleri. Bu ürünlerin yetiştiği bölgelerin harita ve krokileri de hazırlanacaktı. Ürünlerin özellikleri, olgunlaşma safhaları, ihraç miktarı, bunların ticaretini yapan şirketlerin isim ve adresleri, yabancı dillerde bastırılacak broşürler halinde gelen ziyaretçilere dağıtılacaktı. Sergiye katılmak isteyen şirket ve tüccar için, “uygun şartlarda” vapurda ürün teşhir stantları oluşturulacaktı.

Seyyar Sergi’nin 1925 Temmuzunda hareket etmesi kararlaştırıldı. Bundan dolayı 30 Haziran 1925 tarihine kadar sergi hazırlıklarının bitirilmesi istenmekteydi.23 Ticaretin Vekaleti’nin açıkladığı Seyyar Sergi projesi, Türk ve Dünya kamuoyunda büyük yankılar uyandırdı. Türk ürünlerini birinci elden almak isteyen muhtelif şirketler, geminin kendi limanlarına uğramasını talep etti. Finlandiya, bu hususta Türk hükümetine resmen başvuru yaparken, ABD elçiliği de geminin Newyork’a uğramasını rica etti.


BÖLÜM III

Seyyar Sergi’ye ev sahipliği yapacak gemiler arasında Gül Cemal ve SS [steam ship, buharlı gemi] Karadeniz vapurları öne çıkmaktaydı. Nihayet, Seyr-i Sefain İdaresi’nin en büyük gemilerinden Karadeniz Vapuru’nun sergi formatına daha uygun olduğuna karar verildi. Karadeniz, 1 Nisan 1926 tarihinde bakım ve onarım için Haliç Tersanesi’ne çekildi. Geminin inşaat ihalesi 9500 liraya Mimar Muammer Asım Beye verildi.

Gemiye ilk olarak dışarıyla bağlantısını kuracak bir balkon tertibatı eklendi. Ayrıca, ürünlerin teşhiri ve satışına yönelik iki bölüm ile bunlara bağlı reyonlar oluşturuldu. Gemideki tüccarın ve şirket temsilcilerinin ticari işlerini yürütmek üzere Ziraat ve İş Bankası’na ait yerler tanzim edildi. Fakat, sonradan sadece İş Bankası şubesinin kurulmasına karar verildi. Gemide bir elektrik tesisatı döşendi, bir fırın ve buz imali için Seyr-i Sefain İdaresi’ne başvuruldu. Ayrıca, “Beyoğlu 980” koduyla gemiye bir telefon ilave edildi.

Geminin dekorasyonu, Türk tarzı oryantal bir mimariye göre oluşturuldu. Bazı basın organlarında Seyyar Sergi’ye Almanya’dan uzman getirileceği yönünde çıkan haberler Sergi Tertip Heyeti tarafından yalanlandı ve serginin tamamen “Türk mesai ve kabiliyetinin bir ürünü” olduğu vurgulandı.

Seyyar Sergi, sadece ekonomik değil ülke tanıtımına yönelik kültürel bir misyon da üstlendi. Bu hususta kamu ve özel kurumlar arasında bir koordinasyon sağlanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin muhtelif yönlerine dair kitap ve broşürler hazırlandı. Tertip Heyeti Başkanı Raufi Bey, bizzat ülkeye ait anayasa, zirai gelişme, bankacılık, kooperatifçilik, sigortacılık şirketleri, maden kömürleri, limanlar, iktisadi teşekküller vs. hususlara dair bir kitap hazırladı. Ayrıca, serginin “Türkiye Neşriyatı” reyonunda sergilenmek üzere Maarif Nezareti tarafından Matbaa-i Amire Müdüriyeti’nden alınan 87 adet kitap sergi komisyonuna verildi.

Tertip Heyeti, İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası Mecmuası’nın 1926 yılının Haziran sayısında “Karadeniz Vapuru Sergi ve Seyahat Talimatnamesi” adıyla yeni bir talimatname yayımlandı. Talimatname, sergiye iştirak koşullarını taşıyan 24 madde ile sergilenmesi planlanan 9 kalem eşyanın listesinden oluşuyordu. Talimatnamede, Karadeniz Vapuru’nun kesin hareket gününün gazetelerde ilan edileceği belirtilmekle beraber, vapurun şimdilik Temmuz sonunda İstanbul’dan Avrupa limanlarına açılacağı vurgulanıyordu. Buna karşın mecmuanın düştüğü bir dipnotta, vapurun Nisan sonlarına doğru hareket etmesinin kararlaştırıldığına dikkat çekiliyordu.

Seyyar Sergi Talimat ve Programına göre, sergi vapurunun Mayıs sonlarında Avrupa’ya hareket edeceği ve kesinleşmiş hareket tarihinin gazetelerde ilan edileceği belirtiliyordu. Programa göre, Seyyar Sergi’nin uğrayacağı limanlar ve burada kalacağı gün sayısı şöyleydi:

Barselona 2
Liverpul 3
Le Havr 3
Londra 4
Hamburg 4
Stokholm [Stockholm] 3
Helsingfors [Helsinki] 2
Leningrad 2
Danzig 2
Kopenhag 2
Amsterdam 2
Anvers 2
Marsilya 3
Cenova 2
Napoli 2
Venedik 2
Triyeste [Trieste] 3
Batum 2
Odesa 2
Köstence 2
Varna 3

Gemide Riyaset-i Cumhur Orkestrası, büfe ve sinema bulunacaktı. İsteyen tüccar, kendi üretimlerine reklam filmi yaptırabilecekti. Yabancı ülkelerde verilecek ziyafetlere katılmak isteyen tüccar, bu tür organizasyonlarda giyilmesi gereken elbise ve şapkaları giymek zorundaydı. Seyahat süresi 3 ay olarak tespit edilmişti.


BÖLÜM IV

Mustafa Kemal Paşa’nın Seyyar Sergi’yi Teftişi Tertip Heyeti, 10 Haziran 1926 tarihinde Seyyar Sergi hakkında 4 maddelik son bir duyuru yayımladı. Duyuruda, Karadeniz Vapuru’nda 11 Haziran Cuma akşamı bir resm-i kabul icra edileceği ve geminin 12 Haziran cumartesi gecesi Gazi Paşa’ya “arz-ı tazimat” etmek üzere Mudanya’ya gideceği bilgisi verildi.

Ayrıca, Türk kamuoyunun Seyyar Sergi’ye ilgisi büyük olmakla birlikte iş çevrelerinin sergiye ilgisi beklenenin altında kaldı. Bu hususta Seyr-i Sefain Genel Müdürü Sadullah Bey ile Ticaret Müdürü Muhsin Bey, sergi mahallinde basına açıklamada bulundu. Sadullah Bey, “Hiç olmazsa sergiye tüccar için iş gördükleri mahallere mesela Marsilya’ya, Hamburg’a kadar iştirak etmek imkanı vardı.” sözleriyle duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.

Seyyar Sergi’yi hamil Karadeniz Vapuru’nda 11 Haziran 1926 tarihinde sergi anısına bir balo tertip edildi. Baloya Ticaret Vekili Rahmi ve Maarif Vekili Necati Beyler ile Kolordu Komutanı Şükrü Naili Paşa, İtalya ve Belçika elçileri, Amerikan temsilcisi Amiral Bristol, Fransız Elçiliği çalışanları, Mübadele Komisyonu reisi ve İstanbul basın temsilcileri katıldı. 250 kişinin davet edildiği balo, gece geç vakitlere kadar devam etti.

Karadeniz Vapuru, 12 Haziran’da İstanbul’dan ayrılarak Mudanya Limanı’na hareket etti. Bu sırada Bursa gezisinde bulunan Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, beraberinde Ordu Müfettişi Ali Said ve Kolordu Kumandanı Ali Hikmet Paşalar ile Bursa valisi, belediye başkanı ve bazı hükümet memurları olduğu halde Mudanya’ya geldi. Mudanyalıların coşkun tezahüratıyla karşılanan Gazi, teftişi gerçekleştirmek üzere Karadeniz’e davet edildi. Sergi komiseri Raufi Bey, geminin teşhir ve satış reyonlarını gezdirerek Gazi’ye bilgi verdi.

Gazi Paşa sergi defterine “Sergi muvaffak olmuş bir eserdir. Bizde gayet iyi intibalar husule getirdi. Tarz-ı teşhir çok iyidir. Müteşebbislerini takdir ve tebrik ederim” satırlarını yazan Gazi, sergiden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Bu sırada, vapurda satış reyonunda görevli olan Ali Usta ve Sedefl i Vasıf Bey, Gazi’ye değerli taşlardan mamul bir tespih ile fildişinden imal edilmiş bir sigara tabakası hediye etti. Ayrıca, Karadeniz Vapuru’nda gemi personeli ve misafirlere Gazi’nin onuruna bir öğle yemeği verildi. Karadeniz Vapuru, 13 Haziran’da Bandırma’ya hareket ederken, Gazi ve heyeti de Bandırma’da Seyyar Sergi’ye veda ederek İzmir’e hareket etti.

Seyyar Sergi’de tütün standı sorumlusu olan Muhsin Selçuk (Severman) Bey, hatıralarında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın sergiyi denetlediği o günü şöyle anlatır: “Karadeniz Vapuru, ‘Seyyar Sergi’ olarak hazırlanmıştı. Ben de bu Seyyar Sergi’deki tütün standının şefiydim. Bizim vapurda Mudanya İskelesi’nde iken Atatürk’ün şeref ne bir ziyafet verildi. Bu fotoğraf (ziyafet fotoğrafı) o ziyafette alındı. Sergi’nin yöneticisi Manyasizade Raufi Bey’di. Ziyafette Gaziantep mebusu Remzi Bey, Galip Bahtiyar Bey, Celal Esat Bey (Arseven) de vardı…

Atatürk, iktisadi durumu düzeltmek için memleketimizi ve zenginliklerimizi Avrupa’da tanıtmak istemişti. Bunun için Karadeniz Vapuru’nda bir seyyar sergi düzenlemişti.” Seyyar Sergi’nin Avrupa Seyahati Cumhuriyet tarihinin ilk seyyar sergi gemisinin kaptanlığını Lütfi (Topuz) Bey üstlendi. Sefere bir süvari, bir ikinci kaptan, üç üçüncü kaptanla, tatbikat görmek üzere yedi mülazım [güverte zabiti] kaptan, bir doktor, bir telsiz memuru olarak 15 güverte zabitiyle yedi makine zabiti iştirak etti. Kamara çalışanları, güverte ve makine adamlarının sayısı 125 idi. 47 kişilik Riyaset-i Cumhur Orkestrası, 95 kişilik Tertip Heyeti ve 18 kişilik iaşe çalışanı ile birlikte gemide toplam 285 kişi mevcuttu.

Karadeniz Vapuru, programda olmamasına rağmen kömür ikmali için Cezayir’in Bonne (Anaba) limanı ile Polonya hükümetinin resmi müracaatı üzerine bu ülkenin Gidinya Limanı’na da uğradı. Fakat vapur, programda ilan edilmesine rağmen İngiltere’nin Liverpol, İtalya’nın Venedik ve Trieste, Rusya’nın Batum ve Odesa, Romanya’nın Köstence ve Bulgaristan’ın Varna limanlarına bazı nedenlerden dolayı uğrayamadı. Buna ilaveten, Karadeniz’in başlangıçta ABD limanlarına da uğraması düşünülmüşse de mesafenin uzaklığı ve yolculuğun ağır maliyeti gibi nedenlerden dolayı planlanan yolculuk gerçekleşmedi. Karadeniz Vapuru’nun yaklaşık 3 ay süren seyahati boyunca ziyaret ettiği limanlar ve bu limanlardaki sergi faaliyetleri şöylece özetlenebilir:

BÖLÜM V

Bonne (Cezayir) 17.06.1926 Karadeniz Vapuru’nun program dışı olarak gerçekleştirdiği bu ziyaretin amacı, kaliteli kömürleriyle bilinen Bonne Limanı’ndan kömür takviyesi yapmaktı. Seyyar Sergi, ilk kez burada görücüye çıktı ve Cezayir halkının beğenisine sunuldu. Türk imajının geçirdiği evrim ve özellikle kadın personelin çağdaş giyim tarzı, Araplar tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Arseven, Arapların gemi ziyaretini ve yaşadıkları şaşkınlığı anılarında şöyle anlatır: “Maaş almak için tahsil şubelerine toplanan eyyam ve eramil kalkışmasıyla etrafımızı saran genç, ihtiyar, çoluk, çocuk bir sürü halkın nazarları, hep içimizde yüzü açık jüpü kısa Türk hanımlarına saplanıp kalmış, “Türk! Türk” diye yarı nefret ve yarı hayretle temaşaya dalmışlardı. Onlar bize, biz onlara acıyorduk.”

Barselon[a] (İspanya) 20.06.1926 Seyyar Sergi, Barselona Limanı’nda yoğun bir ilgiyle karşılandı ve 2 günde yaklaşık 11 bin kişi tarafından ziyaret edildi. Bursa ipekleri, Hacı Bekir lokumları, pamuk ve tütün, İspanyolların en çok rağbet ettiği ürünler oldu. Fakat, Türkiye ile İspanya arasında bir gümrük anlaşmasının olmaması ve İspanya Hükümetinin koyduğu yüksek gümrük vergisi, ürünlerin satışını olumsuz etkiledi. Zeki Beyin idaresindeki Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nın ziyaretçilere verdiği konser, İspanyollar tarafından ilgiyle karşılandı.  Barselona’da Seyyar Sergi’ye en çok rağbet gösteren ziyaretçiler, İspanya’da ikamet eden Türk tebaası Yahudiler oldu. Türkiye’nin Barselona Konsolosluğu, 4 Yahudi’yi tercüman olarak görevlendirdi. Yahudilerin, Türk devletini hala meşrutiyetle idare edilen bir devlet sanmaları ve cumhuriyetten bihaber olmaları, Türk basını tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Yahudilerin kendilerini “Barselon’da Osmanlı kolonisi” diye tanıtmaları da başka bir şaşkınlık konusu oldu.

Le Havre (Fransa) 2.7.1926 Gürsu’nun notlarına göre Seyyar Sergi, Le Havre’de Fransızlardan beklediği ilgiyi göremedi. Fakat yine de 2 günde 25.000 [2.500 olmalı] kişinin sergiyi ziyaret ettiği tahmin edildi. Gemi personeli, Havre Belediyesi’nde ağırlanarak kendilerine bir ziyafet verildi. Burada karşılıklı teati edilen nutuklardan sonra Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nın konseri icra edildi.

Londra (İngiltere) 4.7.1926 Karadeniz Vapuru, Türkiye’nin Londra sefiri Ferid Bey tarafından karşılandı. Londra’da 6 gün kalan Seyyar Sergi, bir gün Londra’nın ileri gelenlerine beş gün de genel ziyaretçilere açıldı. Seyyar Sergi’yi yaklaşık 25 bin kişi ziyaret etti. Özellikle tütün, buğday ve fantezi eşyası, İngilizlerin en çok ilgisini çeken ürünler oldu. Sadece İbrahim Paşa ve Mahdumları Firması’na 1.500.000 liralık sipariş verildi. İnhisar (tekel) İdaresi, Türk tütünlerinin gördüğü rağbet üzerine Avrupa’da yeni şubeler açma kararı aldı. Hacı Bekir şirketi ve tütün inhisarı, kayda değer satışlar yaptı.

Amsterdam (Hollanda) 11.7.1926 Karadeniz Vapuru, Türkiye’nin Lahey maslahatgüzar Esad Bey, konsolos Tahir Bey ve kançelar Nebil Bey tarafından karşılandı. Hollanda yapımı bir gemi olarak Amsterdam’da büyük ilgi gören Karadeniz Vapuru, ayrıcalıklı bir rıhtımda demirledi. 2 günde toplam 5.000 kişinin ziyaret ettiği serginin özellikle tütün standı yoğun ilgiyle karşılandı. Bedia Celal Hanım’ın aktardığına göre Amsterdam Belediye Başkanı, zarif ve çağdaş giyimiyle dikkat çeken kadın personele hayranlığını dile getirdi. Zeki Bey liderliğindeki Riyaset-i Cumhur Orkestrası, vapurda ve şehrin “Merkez Park”ında verdiği müzik ziyafetiyle Hollanda halkının takdirini kazandı.

Hamburg (Almanya) 16.7.1926 Karadeniz Vapuru, Türkiye’nin Berlin büyükelçisi General Kemaleddin Sami Bey ve heyeti tarafından karşılandı. Hamburg Hükümeti Başkanı Herr Peterrson, sergi heyetine belediye binasında bir ziyafet verdi. Ziyafette tarihi TürkAlman dostluğuna vurgular yapılırken iki ülkenin gelişen iktisadi ilişkilerine dikkat çekildi. Riyaset-i Cumhur Orkestrası, Hamburg’ta yaklaşık 8.000 kişinin dinlediği bir müzik ziyafeti verdi. Hannover Türk Fahri konsolosu Mösyö Hopman’ın güneş çarpması nedeniyle Karadeniz Vapuru’nda vefat etmesi ziyaretin en üzücü olayı oldu.

Stockholm (İsveç) 21.7.1926 Seyyar Sergi, Stockholm’de liman idaresi başkanı tarafından karşılandı. Türk heyeti şerefi ne Stockholm Belediyesi’nde bir ziyafet verildi. Aynı gün Karadeniz Vapuru’nda İsveç sosyetesine 200 kişilik bir balo tertip edildi. Yoğun ilgiyle karşılanan sergi, üç gün zarfında yaklaşık 7500 kişi tarafından ziyaret edildi.

Helsinki (Finlandiya) 25.7.1926 Karadeniz Vapuru, kötü hava şartlarına karşın Helsinki’de kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılandı. Karşılayanlar arasında Finlandiya Dışişleri Bakanı da hazır bulundu. Riyaset-i Cumhur Orkestrası, ziyaretçilere Türk ve Finlandiya marşlarından harmanlanmış bir müzik demeti sundu. Gemiyi ziyaret edenler arasında çok sayıda Müslüman’ın bulunması sergi heyeti tarafından ilgiyle karşılandı.

Leningrad (Sovyetler Birliği) 29.7.1926 Seyyar Sergi, Leningrad’ta Rus güvenlik güçlerinin sıkı önlemleri altında ziyarete açıldı. Ziyaretçiler, Rus makamlarının kendilerine verdiği karneler eşliğinde gemiye alındı. Gemi personelinin kimlik kartları, yetkili organlar tarafından mühürlenerek vizeye müsaade edildi. Gemideki fotoğraf makineleri, önlem amaçlı olarak mühürlendi ve ziyaret süresince bir kamarada alıkonuldu. Gemi kasasında bulunan paralar kontrol edildi ve geminin telsiz dairesi kapatıldı. Leningrad Ticaret Odası, Türk heyeti şerefi ne bir akşam yemeği düzenledi. Yemekte, iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesi yönünde tarihsel vakalara vurgu yapan konuşmalar yapıldı. Rus yetkililer, Leningrad Limanı’nda sadece 75.000 liralık bir satışa izin verdi. Şekerlerden ve şekerlemelerden gümrük vergisi alınmadı. Yüksek vergiden dolayı Bursa kumaşları satılamazken, halı dairesi de kapalı tutuldu. En çok satışı kehribarcılar gerçekleştirdi.

Danzig (Danzig) 1.8.1926 Seyyar Sergi, serbest bölge statüsünde bulunan Danzig Limanı’nda Türkiye’nin Varşova Elçisi Yahya Kemal Bey tarafından karşılandı. Sergiye gösterilen ilgi gayet sönük kaldı. Türk Dışişlerinden gelen talimat üzerine Karadeniz Vapuru’nun Polonya’nın Gidinya Limanı’na uğraması kararlaştırıldı. Bundan dolayı Danzig’deki mesai, daha çok Gidinya Limanı’na hazırlık şeklinde harcandı.

Gidinya (Polonya) 3.8.1926 Karadeniz Vapuru, ilk kez Gidinya Limanı’nda savaş gemilerinin refakatinde rıhtıma yanaştı. Kaptan Süreyya Gürsu, bu sıra dışı durumu Polonya’nın Türklere olan ilgisinin bir tezahürü olarak yorumladı. Sergi Heyeti, Gidinya Gazinosu’nda bir ziyafetle ağırlanırken Türk kadınlarının zarafeti ilgi odağı oldu. Serginin özellikle tütün standı, Polonya halkının yoğun ilgisiyle karşılaştı.

Kopenhag (Danimarka) 5.8.1926 Seyyar Sergi, Kopenhag’ta kalabalık bir insan kütlesi tarafından karşılandı. Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nın Karadeniz Vapuru’nda çaldığı Türk ve Danimarka marşları, ziyaretçilerin coşkulu tezahüratıyla karşılandı. Sergiyi ziyaret edenlerden biri de Danimarka Dışişleri Bakanı Von Moltke idi. Sergiyi takdir eden Moltke, sergi idarecilerini evinde ağırlayarak kendilerine teşekkür etti. Buna karşılık Tertip Heyeti, Karadeniz Vapuru’na davet ettiği Kopenhag seçkinlerine bir balo düzenledi. Danimarka basını, Moltke’nin davetine ve Seyyar Sergi’ye geniş yer ayırdı.

Anvers (Belçika) 10.8.1926 Anvers, diğer limanlardan farklı olarak vasat bir kalabalıkla Seyyar Sergi’yi karşıladı. İki günlük zaman zarfında yaklaşık 1.500 kişi sergiyi ziyaret etti. Belçika’da yaşayan Türklerin Tertip Heyeti’ni ziyareti, bu ziyaretin en hoş sürprizlerinden birisiydi.

Marsilya (Fransa) 21.8.1926 Karadeniz Vapuru’nun Marsilya ziyareti, o günlerde Türkiye ile Fransa arasında bir kriz yaratan Bozkurt-Lotus Davası’ndan dolayı gerilimli başladı. Karadeniz’in gelmesinden kısa bir süre önce Marsilya’da Ermeni lobileri tarafından Türk karşıtı bir miting düzenlendi. Bunun üzerine Türk makamları, Karadeniz’i Marsilya’ya uğramaması yönünde bir telgrafla uyardı. Ancak, telgrafın geç gelmesi bu ihtiyati tedbiri ortadan kaldırdı. Sonuçta Karadeniz’in planlandığı gibi Marsilya’da kalmasına karar verildi fakat bazı güvenlik tedbirleri alındı. Ziyaretçilerin arasına karışabilecek provokatörler için geminin önemli bölümleri kontrol altında tutuldu. Makine ve dümen daireleri, köprü üstü, miyar pusula kısmı, seyir kamarası ve buna benzer hassas mekanlar kilitlendi. Seyyar Sergi’nin Marsilya ziyareti oldukça sönük geçti. Herhangi bir tören, konser veya ziyafet düzenlenmedi. Gemi personeli, mola süresince gemiden ayrılmadı. Buna rağmen yaklaşık 1.500 kişinin sergiyi ziyaret ettiği görüldü.

Cenova (İtalya) 24.8.1926 Karadeniz Vapuru, Cenova’da İtalyan devlet ricali ve büyük bir kalabalık tarafından karşılandı. Cenova Belediye Başkanı, Gazi Mustafa Kemal Paşa hakkında;. Sergi, iki günde yaklaşık 1000 kişi tarafından ziyaret edildi.

Napoli (İtalya) 27.8.1926 Karadeniz Vapuru, Türkiye’nin Roma Büyük Elçisi Suad Davaz Bey ve bir İtalyan heyeti tarafından karşılandı. Riyaset-i Cumhur Orkestrası, ziyaret boyunca Türk ve Faşist İtalyan marşlarını çalarak ziyaretçileri selamladı. Sergi, iki günde yaklaşık 2000 kişi tarafından ziyaret edildi.

Napoli ziyaretiyle birlikte Avrupa turunu tamamlayan Karadeniz Vapuru, 4 Eylül 1926’da Çanakkale’ye geldi ve 3.5 saat boyunca halkın ziyaretine açıldı. Gemi personeli tarafından okunan dualar, Çanakkale şehitlerinin aziz ruhlarına ithaf edildi. Bu sırada Seyr-i Sefain Genel Müdürü Sadullah Bey, bir telgrafla gemi personelini başarılı mesaisinden dolayı tebrik etti.

Karadeniz Vapuru’nun kaptanları ve gemi personeli

BÖLÜM VI

Seyyar Sergi vapuru Karadeniz, 12 Haziran 1926 tarihinde başladığı Avrupa turunu 5 Eylül 1926 tarihinde İstanbul’da noktaladı. Saat 11.30’da Galata Rıhtımı’na yanaşan gemi, kalabalık bir halk kütlesinin coşkun tezahüratıyla karşılandı. Geminin üç gün boyunca Tayyare Cemiyeti menfaatine halka açılmasına ve son gün bir müsamere tertip edilmesine karar verildi. Seyr-i Sefain İdaresi, Seyyar Sergi’nin başarısından dolayı Lütfi Kaptan’ı 1000 ve geminin birinci makinisti İsmail Beyi 800 lira ile ödüllendirdi.

Karadeniz, 86 gün 22 saat süren sefer boyunca Akdeniz, Atlantik, Kuzey ve Manş denizleriyle Baltık Denizini dolaştı. Bu süre zarfında 12 ülkenin 16 limanını ziyaret edildi. Gemi, 40 gün 16 saatini seyretmekle ve 46 gün 6 saatini liman konaklarında geçirdi. Limanlara giriş ve çıkışlarda kullanılmak üzere 44 yabancı kaptan görevlendirildi. Bütün seferde 9.996 mil kat edildi, 2.778 ton kömür ile 971 ton tatlı su sarf edildi. Gemide, 16 balo ve yemek verilirken, hariçte de 36 ziyafete iştirak edildi. Seyyar Sergi’nin masrafı tahminen 600 bin ve sergiyi gezen toplam ziyaretçi de yaklaşık 65 bin olarak kaydedildi.

Karadeniz Vapuru, seyahati boyunca bazı meteorolojik sorunlarla karşılaştı. Gemi, gidiş rotasında Akdeniz’de Bona ile Barselona limanı arasında kuvvetli bir fırtınaya yakalandı. Fırtına, gemi personeli ve yolculara arasında paniğe neden oldu. Kuzey ülkelerinde, Atlantik ve Kuzey Denizi’nde sert rüzgar ve orta dereceli dalgaların dışında ciddi bir hava muhalefetine rastlanmadı. Geminin dönüş rotasında Portekiz ile İspanya sahilleri açıklarında etkili olan kuvvetli sis, yaklaşık 20 saat sürecek olan müteyakkız ve kontrollü bir seyire neden oldu.

Seyyar Sergi’nin Türk Basınında Yankıları Seyyar Sergi, henüz üç yıl önce bağımsızlığını kazanan genç Türkiye Cumhuriyeti için yeni bir olguydu. Gerçi, uluslararası sergiler hususunda Osmanlı Devleti’nden alınan güçlü bir mirasa sahip olunsa da Seyyar Sergi projesi, yeni devlet için yabancı bir deneyimdi.

Yıllar sonra Seyyar Sergi hatıralarını kaleme alan Karadeniz’in 2. Kaptanı Süreyya Gürsu, serginin bir ilk olması, iktisadi kazançları, denizcilik ve düzenleme kabiliyeti gibi hususlarda “muvaffak olmuş” değerlendirmesini yapıyordu. Fakat Gürsu, serginin asıl başarısının ticari ve iktisadi çıkarlardan ziyade Avrupa kamuoyunda yaratmış olduğu yeni Türk imajı olduğunu vurguluyordu:

“Her şeyden evvel, seferimizin Avrupa şehirlerinde bıraktığı güzel tesir ve hatıralar, bilhassa Baltık Denizi’ndeki Şimal memleketlerinde ölçülemeyecek derecede şümullü [geniş] ve derin olmuştur. Türk sancağı, şimdiye kadar görülmediği bu uzak diyarlarda, muvaffakiyetle ve şerefle dalgalandırılmış, temiz bir geminin cana yakın insanları, her gittiği yerde pek hararetli bir istikbal görmüştür. İşte bu sebepledir ki Türklük hakkında bin türlü yanlış telakkilerle meşbu [dolmuş] bulunan bir kısım Avrupalılar, her şeyden evvel kendilerine benziyen, kendileri gibi konuşan insanlarla karşılaşmışlar, temiz bir gemi içinde kötü zihniyetlerini pek çabuk giderebilecek yüksek bir varlık bulmuşlardır”

Karadeniz Vapuru’nun Avrupa seyahati, Türk denizcilik bilgisi ve kabiliyeti bakımından oldukça başarılı geçti. Liyakatli Türk kaptanlarının idaresinde seyreden Karadeniz, Avrupa’nın tehlikeli denizlerini maharetle aşarak hedefi ne sabırla ilerledi. Seyyar Sergi, Türk kamuoyundan farklı olarak Avrupa kamuoyunda daha büyük yankılar uyandırdı. Bir kaç liman istisna edilirse, Avrupalılar, sergiye yoğun şekilde ilgi gösterdi.

Ünlü Türk tütünleri, Hacı Bekir lokumları ve oryantal işlemeli kehribarlar, en çok rağbet gören ürünler oldu. Diğer yandan, sergiye eşlik eden Türk kadınlarının zarafeti ve şık giyim tarzı, Avrupalıların Türkler hakkında müzminleşen olumsuz imajın silinmesine katkı sağladı. Karadeniz Vapuru’nda Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nın eşliğinde Avrupalı seçkinlere verilen balolar, çağdaş Türk imajının tanıtılması bakımından önemli fırsatlar oldu. Seyyar Sergi, Türk denizcilik tarihinde haklı bir gurur ve başarı sayfası olarak kayıtlara geçti. Ticari kazanımları önemli olmakla birlikte serginin asıl başarısı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlaşma yolunda ortaya koyduğu kararlı ve sarsılmaz iradedir. Mütevazi Karadeniz Vapuru, Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Türk milletinin yeniden dirilişinin ve medeniyet alemiyle kucaklaşma azminin parlak bir sembolü oldu.

Naci Kaptan / 01.09.2020 / Güncellendi 14 haziran 2021


KAYNAKLAR

Lemi Özgen SkyLife Dergisi – Şubat 2007
https://isteataturk.com/Kronolojik/Tarih/1926/6/13/Karadeniz-Vapurundan-bir-kare-Mudanya-13061926/4
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1011749 TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BİR PROPAGANDA VE TANITIM HAMLESİ: 1926 SEYYAR SERGİ VE AVRUPA SEYAHATİ CELİL BOZKURT [Özet]

 

Posted in ATATURK, CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DENİZ VE DENİZCİLİK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, GEÇMİŞİN İÇİNDEN, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

HMS DEFENDER SAVAŞ GEMİSİ ve İNGİLTERE KRALİÇESİ UÇAK GEMİSİ HMS ILLUSTRIOUS’u NEDEN GETİRDİ?

HMS DEFENDER SAVAŞ GEMİSİ ve İNGİLTERE KRALİÇESİ
UÇAK GEMİSİ HMS ILLUSTRIOUS’u NEDEN GETİRDİ?

Naci Kaptan – 12.06.2021


Birkaç gün önce İngiliz Kraliyet Donanması’na ait D36 borda numaralı HMS Defender isimli bir savaş gemisi Sarayburnu’nda, Gülhane Parkının denize kavuştuğu yerde bulunan Atatürk heykeline yakın olan rıhtıma yanaştırıldı. Daha önceleri bu rıhtıma İsrail’de saldırıya uğrayan Mavi Marmara ve kardeş gemisi yanaşırdı. Akıntılı bölgelere yanaşıldığında veya yanaşma sahası uygun olduğunda gemiler yanaşırken denize bakan taraftaki demirini funda eder. Bu kalkışta kolaylık sağlar.

Royal Navy HMS Defender

Basında HMS Defender savaş gemisine ait olan fotoğrafları inceledim fakat aradığımı göremedim. Aradığım milli bayrağımız idi. Geminin grandi direğine askeri ve denizcilik geleneklerine uygun şekilde ve egemenlik haklarına saygı olarak TÜRK BAYRAĞI’nın çekilmiş olması gerektir.

Bu durum 2008 yılında İngiltere Kraliçesinin İstanbul’u ziyaretinde diplomasiye uygun olmayan bir davranışla getirmiş olduğu HMS ILLUSTRIOUS uçak gemisinde de oldu. Ve hatta zamanın Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’ü resepsiyonda ağırlayan ve Gül’e haçlı şövelye nişanının takıldığı  bu uçak gemisinin Türk Bayrağını çekmediği söylendi.

Kraliçe’nin Savaş Gemisinin Türk Karasularında Türk Bayrağını Çekmemesi, Türkiye’nin Egemenlik Haklarını Tanımadığının İlanı Demektir!

Sulh döneminde savaş gemilerinin yabancı ülke limanlarına, eğitim ve personelin görgüsünü arttırmak amaçlı ziyaretleri olur. Bu ziyaretler rutin olarak ülke Deniz Kuvvetleri arasında yapılır. Bu ziyaretlerin bir diğer adı da, bayrak göstermektir.

Bir Devlet başkanının başka bir ülkeye ziyaret ve görüşmelere gidişinde kendi silahli kuvvetlerine ait büyük ve güçlü bir savaş gemisini getirmesi ise adetten değildir. Bu durum, siyaset ve dış ilişkilerde güç gösterisi ve tehdit olarak algılanıyor.

İngiltere kraliçesi ise Türkiye’yi ziyaretinde büyük bir savaş gemisi olan HMS ILLUSTRIOUS’u diplomatik gelenekleri çiğneyerek Türkiye’ye getirmiştir!

MONTRÖ anlaşmasında, boğazlardan ucak gemilerinin geçirilmesi de yasaktır.
Görülüyor ki, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti MONTRÖ anlaşmasını da bir kez delsek ne olur diyerek HMS ILLUSTRIOUS uçak gemisinin Çanakkale boğazından geçişine izin vermiştir!

İngiltere bu tavrı ile Türkiye’ye karşı diplomatik nezaketi de çiğneyerek bir güç gösterisi yapmıştır. Bu devasa gemi 14.05.2008 tarihinde Dolmabahçe Rıhtımına yanaşmıştır.

Bundan daha da ötesinde 18 Mart 1915’de Çanakkale boğazını silah gücü ile geçemeyen İngiltere, bu kez yaptığı “İngiliz oyunu” ile 194 mt boyunda ve 30 mt yükseklikte uçak gemisini Dolmabahçe rıhtımına yanaştırarak göz dağı vermeye çalışmış ve İngiltere’nin emperyalist egemen olma gücünü bu devasa savaş teknesi ile ilan etmiştir.

İngiliz deniz kuvvetleri, denizcilik törelerine çok bağlıdırlar. Denizcilikte ve savaş gemilerinde ritüel tarzındaki bir çok uygulamalar vardır. İngiltere’nin Deniz törelerindeki gelenekçi yapısı ve çok eski tarihlere dayanan denizciliği nedeniyle bu uygulamalar aksatmadan yapılır..

Örneğin, üst rütbeli komutanlar veya toplumda statü sahibi olanlar, yöneticiler gemiye geldiklerinde, gelenin itibarına göre, gemiye çıkış anında “silistre” adı verilen düdükler çalınarak karşılanır ve selamlanırlar. Ziyaretçiler gemiye çıkan iskele merdivenlerin en üst tavasına (basamak) ayak bastıklarında, geminin kıç tarafına doğru dönerek geminin bayrağına selam verilir.

Bu uygulamaların bir kısmı gemilerin günlük çalışma düzeni içinde yapılanlardır. Bir kısmı da uluslar arası geleneksel uygulamalardır. Bunlardan en önemlilerinden birisi de bulunulan kara sularında EGEMENLIK HAKKINA saygı göstermektir.

Ticaret gemileri bir ülkenin kara sularına girdiği andan O ülkeye ait milli bayrağını toka etmesi gereklidir. Bayrak yırtık ve kirli olmamalıdır.

Bayrak konusu ve selamlama askeri gemilerde daha da çok önem kazanır. Bir savaş gemisi, başka bir ülkenin kara sularına girdiği andan itibaren, o ülkenin milli bayrağını grandi direk denilen ve geminin ortasında olan direğe, serene çekmek zorundadır. Kendi milli bayrağı ise geminin kıç tarafında bulunan göndere çekili olur.

Okuduğum yazılara göre HMS ILLUSTRIOUS’un Türk bayrağını serene toka etmediği (çekmediği) söyleniyor. Diplomatik geleneklere uygun olmayan bir şekilde Türkiye’ye güc ve egemenlik gösterisi olarak getirilmiş olan bu büyük savaş gemisi, şayet serene TÜRK bayrağını toka etmedi ise bunun anlamı “seni ve egemenlik haklarını tanımıyorum” demektir.

İngiltere yapmakta olduğu güç gösterisinde, egemenlik hakkını da tanımadığını bu tavrıyla göstermiştir. Bakalım HMS DEFENDER ne yaptı veya yapacak?

Naci KAPTAN

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, DENİZ VE DENİZCİLİK | Leave a comment