EKONOMİ * İsrafın adı üçüncü havalimanı * Ancak ilginç bir detay söz konusu… Bu iş için devlet 7 bin 400 hektar alan tahsis etti. Hâlbuki 150 milyon kapasitelik havalimanının kaplayacağı maksimum alan 3 bin 500 hektar civarında…… Demek ki işin içinde sadece havalimanı değil, bilinmeyen gelir kaynakları da mevcut olacak.

sozcu.com.tr
Murat Muratoğlu
31.08.2016

İsrafın adı üçüncü havalimanı

Olan olmuş, ihale bitmiş, inşaat yarılanmış ama ben yine de Üçüncü Havalimanı projesine yakından bakmak istiyorum.Haftada iki gün önlerinden geçiyorum. Adamlar arı gibi çalışıyorlar. Takdir ediyorum.

Ta­mam­lan­dı­ğın­da dün­ya­nın en bü­yük ha­va­li­manı olacak olsa da ye­ni Üçüncü Ha­va­li­ma­nı iktisadi açıdan tam bir israf ve felaket! Rasyonel değil! Üçüncü açıldıktan bir süre sonra İstanbul’un İkinci Havalimanı statüsüne inecek. Zira birinci olan Atatürk Havalimanı kapanacak, geriye Sabiha Gökçen ve Üçüncü kalacak. Anlaşma gereği İstanbul’a uzun yıllar yeni havalimanı da yapılamayacak.

Üçüncüyü daha küçük boyutlu bir havalimanı yapıp, Atatürk’ün işletmesine devam edip üzerine de hem Anadolu yakasına, hem de Avrupa yakasına dördüncü, beşinci havalimanlarını inşa etseydik kesinlikle daha verimli bir iş yapmış olurduk.

KÂR ETMESİ YILLAR ALACAK!

İşin açıkçası tek büyük bir havalimanıyla benim yaptığım matematik hesabı tutmuyor! Ortalama uçak başına 150 yolcu kapasitesiyle imkânları zorlayıp 24 saat boyunca havalimanına 43 saniyede bir uçak indiğini varsayalım.

Bu hesapla günde 2 bin uçak indirebilirseniz, yeni havalimanında yıllık 110 milyon yolcuya ulaşırsınız. 150 milyon yolcu kapasitesine yaklaşmak için günde 2 bin 725 uçak indirmeniz gerekiyor!

Bu kadar büyük havalimanı yapmanın anlamsızlığı inebilecek uçak sayısı ile alakalı. Tehlike arz etmemeleri için her 90 saniyede 1 uçak inmesi gerekiyor. Günde 960 uçak eder.

Dünyada 90 milyon yolcunun üzerine çıkan havalimanı neden yok?
Onlarda olmayan para, teknoloji, öngörü bizde mi var?

İşleten şirketler, bu hesap tutsa da tutmasa da 25 yıl boyunca yolcu başına 20 Euro’yu cebe indirecek! Belki devlet bu işten zarar edecek ama firmalar da fazla kâr edemeyecek!

ANLAŞMA YENİLENMELİ

İhaleyi kazanan konsorsiyum üçün­cü ha­va­li­ma­nı­nı in­şa et­me ve 25 yıl bo­yun­ca iş­let­me hak­kı­nı KDV ha­riç 22 mil­yar 152 mil­yon Euro’luk bir tek­lif­le al­dı. Parayı çıkarabilirler mi? Çok mümkün görünmüyor.

Ancak ilginç bir detay söz konusu… Bu iş için devlet 7 bin 400 hektar alan tahsis etti. Hâlbuki 150 milyon kapasitelik havalimanının kaplayacağı maksimum alan 3 bin 500 hektar civarında…… Demek ki işin içinde sadece havalimanı değil, bilinmeyen gelir kaynakları da mevcut olacak.

Önümüzdeki 20 yıl boyunca zarar edecek bir havalimanı kuruluyor. İleride teknoloji gelişir, çok büyük uçaklar yaygınlaşır, nihayetinde belki kâr etmeye başlar.

Kişisel görüşüm ilk 90 milyonluk kısmı açıp gerisi için bir 10-15 yıl bekleyelim. Ancak bu durumda ihaleyi alan şirketler anlaşma gereği çok büyük kâr eder.Haliyle oturup şirketlerle konuşulur, durum anlatılır, fiyat aşağı çekilir diyeceğim ama ortaklardan birinin dediği gibi “Milletin A’sına koyacaklar!”sa bu anlaşma olmaz!

Posted in Ekonomi | Leave a comment

Gazetecileri vurmalı!..*** Eğer sıra yine gazetecilere geldiyse… Demek ki derdin demokrasi falan değil… İstediğin suskunluk… İşte bunun için gazetecileri vurmalı…*** AT İZİ İT İZİ , NASIL BİTER BU DİZİ * Damat Berat Albayrak o okuldan mezun… Numarası 1031… Milletvekili oldu… Bakan oldu… O Fatih okullarını geçende “FETÖ” diye kapattılar… Binlerce aile şaşkın, çocuklar sokakta…

sozcu.com.tr
Bekir Coşkun
16 Eylül 2016

Gazetecileri vurmalı!..

Bizim gecelerimiz sizin gecelerinize benzemez…
Yastıklarımız bir rotatifin merdanesi gibidir…
Durmadan döner, baskı bitmez…

Bizim sofralarımız sizin sofralarınıza benzemez…
Dalıp, tabakların içinde görürüz memleketi…
Her lokmada bir aç insan oturur karşımıza, yutkunur da yutkunur…
Zehir olur en sevdiğimiz yemekler…
Boğazımızdan geçmez…

Bizim aşklarımız sizin aşklarınıza benzemez…
Hep boynu bükük, kırılmış ve incinmiş birisi vardır…
Yarımdır sarılmalar, okşamalar eksik, çoğu zaman yalnız dul gibi, arkada bir sevgili kalır…
Ve çocuklar sanki yetim…
Bizim meslek çok sevmeye gelmez…

Demokrasi falan diyorsun ya…
İşte demokrasinin kanıtıdır; gazeteciler, yazarlar, editörler, muhabirler, foto muhabirleri, sayfalar, sütunlar, tepkiler, tartışmalar, eleştiriler, aykırı sesler……
Çıkart bunları…
Dünyada adam yerine koymazlar seni…
İhtişamın beş para etmez…

Niçin yine gazeteciler hapiste?…
60 kadar…
Dün “Atatürkçü” diye, bugün “cemaatçi” diye…
Yarın kim bilir, ikisinin ortasındakiler…
Nesin sen?…

Eğer sıra yine gazetecilere geldiyse…
Demek ki derdin demokrasi falan değil…
İstediğin suskunluk…

İşte bunun için gazetecileri vurmalı…
Dünyada gazetenin en az okunduğu, lakin gazetecilerin en çok öldürüldüğü ülkedir burası…

Ama bak; Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, İlhan Selçuk (kahrından) ve daha niceleri, öldürüldüler de seslerini kesmediler…
Daha çok okunuyor; Uğur Mumcu…
Aydın inadıdır, öldürsen de pes etmez…

Çünkü…
Bizim yüreğimizde; bir yaralı asker, hep inler… Bir mazlum mahkeme kapısına çökmüş, adalet bekler… Bir işsiz genç hep sızlanıp sitem eder… Bir çocuk ağlar, babasını ister…Susturamayız…
Bizim vicdanımız, senin vicdanınıza benzemez…


sozcu.com.tr
Bekir Coşkun
21.09.2016

At izi, it izi, nasıl biter bu dizi…

O bankanın açılışında kurdeleyi tutanlar, soldan sağa:
Abdullah Gül, Fetullah Gülen, Tansu Çiller, Recep Tayyip Erdoğan…
Ama o bankadan para havalesi yapan emekli gariban “FETÖ”cu oluğu için gözaltına alındı…

Damat Berat Albayrak o okuldan mezun…
Numarası 1031…
Milletvekili oldu…
Bakan oldu…
O Fatih okullarını geçende “FETÖ” diye kapattılar…
Binlerce aile şaşkın, çocuklar sokakta…

Konya’da çok değerli o arazi için “Turizm” dışında kullanılamaz hükmü vardı… 2009′da AKP yönetimi değişiklik yaptı “Turizm” maddesinin yanına “eğitim” maddesini eklediler ki araziyi cemaate verebilsinler…
Selçuk Üniversitesi rektörü karşı çıktı…
Rektörü tutukladılar…
Cemaate verdiler, üzerine hastane yapıldı…
Geçen gün kapatıldı, diyaliz makinesine bağlı hastaları kapının önüne koydular…

Cemaat üniversitesinin 2012 akademik yılı açılış töreni… Recep Tayyip Erdoğan kürsüde, bu değerli eseri yaratanlara teşekkür etti…
Gökten konfeti yağdı…
Fahri doktora verdiler…
Cübbe giydi…
O üniversiteyi de kapatıp, akademisyenlerini gözaltına aldılar…
Bizimki cübbeyi ne yaptı bilmiyorum…

Cemaatin ne mal olduğunu en iyi biz biliriz, kazınıp silinmesi tamam da…
Hasta hesap veriyor…
Doktor hesap veriyor…
Öğretmen hesap veriyor…
Çocuk hesap veriyor…
Veli hesap veriyor…
Diyaliz makinesi hesap veriyor…
Röntgen cihazı hesap veriyor…

Cübbe hesap veriyor…
Hesap soran cübbenin içindeki…

Hakikaten karışmış…
At izi, it izi…
Bakalım nasıl bitecek bu dizi…

Posted in Bekir Coşkun yazıları, FAŞİZM, Fetullah Gülen | Leave a comment

SAĞLIK VE BİTKİLER * Aktarlarda 38 ürünün satışı yasaklandı!

Kocaeli Barış Gazetesi
20 Eylül 2016 Salı

Aktarlarda 38 ürünün satışı yasaklandı!

Sağlık Bakanlığı, bilinçsiz kullanımı şifa vermek yerine damar tıkanıklığına, zehirlenmeye, hatta ölüme bile neden olan 38 ürünün satışına yasak getirdi

Son yıllarda kullanımı çok yaygınlaşan bitkisel şifa beklentileri ve bilinçsiz tüketim insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştı bunun üzerine Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), aktarlarda satılan 38 ürünü “tehlikeli” olduğu gerekçesiyle yasak kapsamına aldı. Bakanlık, daha önce genelge yayımlayarak aktar vitrinlerine, ürünlerin kullanılışına ilişkin etiket, ilan ve benzeri yazılar asılmasını yasaklamıştı. “Adasoğanı diz ağrısına, güzelavratotu baş ağrısına, nane gribe, adaçayı nezleye iyi gelir” gibi ifadelerin kullanılmasına da yasak getirilmiş, aktarlarda bitkisel karışım yapılmasının da önüne geçilmişti.

Yasaklanan 38 ürün arasında iltihaplı bölgeleri iyileştirdiği iddia edilen adasoğanı, ağrı kesici özelliği olduğu belirtilen güzelavratotu ve romatizma ağrılarını durdurduğu ifade edilen hintyağı da yer aldı.

Bu ürünlerin bilinçsiz kullanımı sonrasında damar tıkanmasına, zehirlenmeye ve hatta ölüme yol açtığı vurgulandı.

AKTARLARDA VE BAHARATÇILARDA VE BENZER DÜKKANLARDA SATILMASI MAHZURLU VE TEHLİKELİ OLAN MADDELER

1. Bulbus scillae (Adasoğanı) ve preparatları

2. Cantharide (Kantarit, Kuduz Böceği) ve prep.

3. Creosotum (Katran ruhu, Kreozot)

4. Flos Cinae (Horasani, S.Contra) ve prep.

5. Flos Pyrethri (Pire Otu) ve prep.

6. Folia Belladonnae (Güzel avrat otu) ve prep.

7. F. Digitalis (Digitalis, Yüksük otu) ve prep.

8. F. Hyoscyami (Banotu) ve prep.

9. F. Jaborandi (Jaborandi yaprağı) ve prep.

10. Folia Stramonii, Flores Stramonii (Tatula yaprak ve çiçeği) ve prep.

11. Fructus Coculi (Balık otu) ve prep.

12.Fr. Colocynthi (Ebu Cehil Karpuzu) ve prep.

13. Fr. Ecbali Elaterii (cirtatan, eşek hıyarı.), usaresi tozu ve diğer prep.

14. Fr. Papaveris (Haşhaş), şurubu ve diğer prep.

15. Cummi Guttae (Patalomba, Katalamba)

16. Herba Bel1adonnae (Güzel Avrat otu) ve prep.

17.H. Cannabis (Kenevir, Kendir), F. Cannabis ve prep

18. H. Conii (Baldıran) ve prep.

19. H.Rutae (Sedef otu), Fl. Rutae ve prep.

20. Oleum Cheropodii (Kenepod esansı)ve prep.

21. O. Ricini (Hint yağı)

22. Opium ve prep.

23. Podophyllinum (Podofilin)ve podofilotoksin ve prep.

24. Radix Ipecacuanhae (Altın kökü) ve prep.

25. R. Pyrethri (Pire Otu) ve prep.

26. Rhizoma Pilicis (Erkek Eğrelti otu) ve prep.

27. Rh. Hellebori (Çöpleme) ve prep.

28. Secale Cornutum (Çavdar mahmuzu) ve prep.

29. Semen Calabar (Kalabar baklası) Ve prep.

30. S. Colchici (Çiğdem) ve prep.

31. S. Crotonis (Kroton tohumu), o.Crotonis (Yağı, Habb el milük yağı)

32. S. Ricini (Hint yağı bitkisi tohumu, Bezr-i hırva)

33. S. Sabadillae (Bit otu, papaz otu) ve prep.

34. S. Straphisagriae (Bit otu) ve prep.

35. S. Strychni (ve diğer Strychnos türlerinin tohumları-kargabüken, inyas baklası) ve prep.

36. Summitates Sabinae (Kara ardıç) ve prep.

37. Tubera Aconiti (Kurtbogan) ve prep.

38. Radix Mandragorae (Adam-Adem otu) ve prep.

http://www.kocaelibarisgazetesi.com/guncel/aktarlarda-38-urunun-satisi-yasaklandi-h71643.html

Posted in Saglik | Leave a comment

ABD’li yazardan Kızılderililere soykırım itirafı

2016091723592819_517bb458bd993f3c0bfba054fa15ab49
22 Eyl, 2016
KALİFORNİYA EYALETİ BM’NİN SOYKIRIM TANIMINI KABUL ETMİYOR

“Kızılderililere karşı yapılan katliamlar gözönünde ancak, gerek ABD hükümeti gerekse Kaliforniya Eyaleti Birleşmiş Milletler’in (BM) 1848 yılında yaptığı ‘soykırım’ tanımını kabul etmiyor.

Birleşmiş Milletler, 1848’de ‘Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde (SSECS) hukuksal bir soykırım tanımı yapmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; ve çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.” şeklinde tanımlıyor.

KIZILDERİLİLERİN OY KULLANMASI VE HAKKINI ARAMASI YASAKTI

Kaliforniya Meclisi, 1850 yılında yerlilerin oy kullanmasını yasaklamış ve jüri seçilmesini engellemişti. Yerlilerin avukatlık yapması da yasaktı. Çıkartılan kanunlar, Kızılderililerin hukuk sistemi içerisinde haklarını aramasını imkansız kılıyordu. Bu durum, Kızılderililere karşı yapılan saldırıların da artmasına neden oldu. Çünkü böylece onlara karşı yapılan olası saldırılarda, saldırganların cezalardan da muaf tutulması sağlanmıştı.

Yasama organı tarafından yerlilerin çocuklarının beyazlar tarafından alınması ve yerlilerin mahkum olarak kiralanmasının uzatılmasına neden olan yeni kanunlar çıkartıldı. Bu kanunlar, çocukların ve hamile kadınların beyazlar tarafından kaçırılmasına neden oldu.

Kanunların en önemli sonucu ise, yerlilerin üremesinin engellenmesi ve yerli nüfusunun zamanla ve hızla erimesine neden oluşuydu.

ABD HÜKÜMETİ KIZILDERİLİ KATLİAMINI DESTEKLEDİ

Yerliler harcanabilir ve ucuz iş gücü olarak kullanıldı. Bir avukat şunu demişti, “Los Angeles’ta köle pazarı vardı. Binlerce dürüst ve işe yarar insan köle pazarlarında harcandı.” Sadece Los Angeles’ta, 1850-1870 seneleri arasında yerli nüfus 3 bin 693’ten 219’a düştü.

Kaliforniya milletvekillerinin, eyalet destekli ölüm makineleri olduklarını söylersek abartmış olmayız. Çünkü bu milletvekilleri ‘ölüm makinesi’ kurdular. Bu milletvekillerinin onayı ve

desteği ile (en az 24 defa) askeri operasyonlar yapıldı. Saldırılarda bin 340 yerlinin öldürüldüğü açıklandı.

Aynı meclis, kanuni düzenlemeler yoluyla ‘askeri operasyon’lara 1.51 milyon dolarlık yardım yapılmasını sağladı. Bu miktar o dönem için çok büyük bir rakamdı. Devletin operasyonları destekleyen tavrı, teşviği yerlilerin katledilmesini hızlandırdı, katliamcıları cesaretlendirdi. Gözü dönmüş “beyaz”lar, devletin onları cezalandırmayacağına, aksine onları ödüllendireceğine inanmışlardı. 1846 senesinden 1873’e kadar olan zaman içerisinde 6 bin 460 yerli bu “milisler” ve sempatizanları tarafından katledildi.

‘BEYAZ ADAMIN ÇIKARI İÇİN KIZILDERİLİLER YOK EDİLMELİ

ABD ordusu ve destekçileri de aynı seneler içerisinde, bin 680 yerliyi katletti. ABD Hükümeti, 1852 yılında yerlilerin toprak edinme hakkını durdurdu. Gidecek yeri kalmayan yerliler adeta açık hedef haline getirildi.

Kaliforniya valisi Peter Burnett, 1851 yılında “yok etme savaşının yerli halk tamamen yok oluncaya dek süreceğini” ilan etti.

ABD’li senator John Weller 1852’de (1858’de Kaliforniya valisi oldu) senatodaki meslektaşlarına hitaben yaptığı konuşmada “Beyaz adamın çıkarı için Kızılderililerin yok edilmeleri şarttır. Beyazların ilerlemesi için bu gereklidir” demişti.

ÖRNEKLER SOYKIRIMI DOĞRULUYOR

Kasten ve sistematik şekilde öldürmelerden daha başka şeylerde oluyordu. Tecavüzler, ikenceler… BM’nin soykırım tanımına uyan, “ait oldukları grup ve ırktan dolayı vücuda ciddi zararlar verilerek bir grubun ortadan kalıdırılması…” Sivil ve askeri uygulamalarla Kaliforniya yerlilerinin köylerinin yağmalanması, yaşam alanlarının darmaduman edilmesi, yerlilerin yerlerinden sürülerek açlık, sefalet ve ölüme terkedilmesi ve BM’nin soykırım tanımına uyan daha pek çok şey…

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Açlık ve zor koşullar nedeniyle doğurganlık oranın büyük ölçüde düşmesi. Köle tüccarlarının ve federal görevlilerin Kızılderili çocuklarını ailelerinden kopartarak başkalarına vermesi… (Binlerce çocuk bu durumu yaşadı.) Aileler parçalandı, kabileler dağıtıldı. Gruplarının neslinin kurutulması için türlü türlü uygulamalara başvuruldu.

‘KALİFORNİYA EYALETİ KIZILDERİLİ SOYKIRIMINI TARTIŞMALI’

Bugün, soykırım meselesi Kaliforniya eyaleti için siyasi, can alıcı, ekonomik ve akademik sorular oluşturuyor. Bu konu eyalet organları, kabileler ve bireyler arasında bu konunun tartışılması gerekir.

Dincer Mutlu / Canberra

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM | Leave a comment

YABANCI BASIN * “Başarısız darbe girişimi Erdoğan ile uyumsuzluk yaşayan CIA tarafından desteklenmiş gibi görünüyor.” * Darbenin “dış ayağı” CIA’yı örtmeyelim!

Allen L Roland – Veterans Today
Çeviri: Şıvan Okçuoğlu
Odatv.com

Odatv olarak Roland’ın analizini sizler için çevirdik:
Kendisini devirmek amacıyla Temmuz’da düzenlenen askeri darbe girişiminde ayakta kalmayı başarmış olan Erdoğan ve yaygın şekilde bu işin ardında Birleşik Devletler’in desteği olduğunu düşünen NATO üyesi Türkiye’ye vardığında Suriye’yi istila etmelerine doğrudan destek vermek istediklerini duyuran Biden açıkça Godfather filminden bir sahnede gibiydi.Biden’in işleri tersine çevirmesi aynı zamanda Birleşik Devletler adına Suriye’de süregelen kargaşada savaşan Kürt güçlerine atılmış bir kazıktı. Tüm bu yaşananlar Francis Ford Cappola’nın The Godfather adlı filminde yer alan ünlü bir sahneyi akıllara getirdi, sahnede Michael mafya ailesine bir polis müdürüne düzenlenecek suikaste dair güvence veriyor ve “Bu kişisel bir mesele değil, sadece tam olarak iş,” diyordu. Allen L Roland, PhD.

DARBE GİRİŞİMİ CIA TARAFINDAN DESTEKLENMİŞ GÖRÜNÜYOR

“Eğer bir ülke dışişleri politikasında ahlaki mükemmellik arıyorsa, başaracağı şey ne mükemmel olacaktır ne de güvenli” Henry Kissinger

Kissinger’ın ilham aldığı Amerikalı mafya ailesinin ahlaki bütünlüğü Amerikan dışişleri politikasına dair klasik bir örneğe benziyor – arkasında ABD desteği bulunduğu belirgin olan bir darbe ile bizler tam olarak Erdoğan’ı hareket halindeki bir otobüsün altına ittik ve darbenin başarısızlığa uğrayacağını görünce hızla vites değiştirdik. Ancak, başarısız darbe girişimi Erdoğan ile uyumsuzluk yaşayan CIA tarafından desteklenmiş gibi görünüyor. Elbette, gerçekte hedeflenen İran’dı – bu bakışa göre – Birleşik Devletler askeri politikası Amerika’nın yakın müttefikleri olan (Türkiye, Suudi Arabistan, İsrail) ülkeleri Birleşik Devletler’in ihtiyaçları doğrultusunda İran’la karşı karşıya getirmek üzerine kuruludur ve adeta şunu söylemektedirler, “bu işi bizim için yap.”

27 Ağustos günü WSWS bu yaşananlara uygun bir Gotfather benzerliğine dikkat çekti,

“Birleşik Devletler’in dış politikasını özetlemek için The Gotfather’da bulunan ve bir suikast planlanan tartışma sahnesi olayı içselleştirmek adına tam manasıyla uyumlu görünüyor. Operasyonları aslen suikastler ve suç karakterleri üzerine kurulu olan komplocu ajanlarının yönettikleri küresel operasyonları finans ve şirket elitlerinin ilgilerine göre biçimleniyor. Herhangi bir demokratik kararın dışında ve ötesinde, güçler hükümetleri deviriyorlar ve Amerikan emperyalizminin jeo politik yönelimleri ve sefil durumdaki ticari kuruluşları adına savaşlar başlatıyorlar.” Biden’in Erdoğan’a söylediklerinde olduğu gibi, “son yaptıklarımızı kişisel olarak almayın, bu sadece iş.”

Bu söylem bizim işimizin aslında ne olduğunu da açıklıyor, kontrol dışı kalmış Askeri-Endüstriyel-Kongre karışımının bir parçası olarak savaş, Drone ile gerçekleştirilen suikastler, rejim değişiklikleri ve silah ticareti – tüm bunlar Amerikan istisnacılığının örtüsü altında gerçekleştiriliyor.

WSWS ayrıntıya iniyor; “Milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan Irak’ın istila edilmesinden 13 yıl sonra, 4.4 milyon civarı Iraklı ülke içerisinde başka yerlere göçmek zorunda kaldılar, çeyrek milyonu ise ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Dış politikanın meseleleri tam olarak kararlaştırılmamış, yaklaşan seçim çerçevesinde üzerlerinde pek az düşünülmüş. 2016 başkanlık yarışının hiçbir yerinde bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin Suriye ihlali tartışılmadı. Kongrede görüşmeler düzenlenmedi ya da oylama yapılmadı. Bu konuda daha ciddi bir rol oynanmak istendiğine dair ne bir arayış ne de herhangi bir arzu ortaya çıkmadı.”

Sadece savaş karşıtı barışçıl aday Jill Stein ayakta, o da muhtemelen başkan olmayacak ve söylemleri şimdiden eli kulağında olan politik karanlık içerisinde marjinalleşmiş söylemler içerisinde. 1988 yılında Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin Başkanlık Çekişmesi Komisyonu adı altında bir araya gelerek işbirliği oluşturmuşlardı.

Neredeyse geri dönüşü olmayan ahlaki bir noktanın ötesine geçişimizi WSWS şöyle açıklıyor: “Suriye’nin savaş ortamında bir NATO işgali başlatmak nükleer silahlarla donatılmış ve Şam rejimine destek veren Rusya ile burun buruna gelmek manasına geliyor. Birleşik Devletler tarafından sürdürülen komplo suçlarına istinaden hiç kimse bu eylemlerin yüz milyonlarca insanın ölümüne neden olabilecek bir savaş başlatabileceği üzerinde düşünmüyor. Elbette eğer ölenlerin sayıları milyarları bulmaz ise, planlanan bir savaşta yüzlerce milyon insanın canı heba olur.” Bir WSWS makalesinde böyle diyordu.

Bilhassa Hillary Clinton olmak üzere politik liderlerimiz kendilerini savaşa adamış durumdalar, ve 11 Eylül’ün 15. yıl dönümünün yaklaştığı şu günlerde bütünüyle polis devleti olmuş ve duygularımızı kaybetmiş vaziyetteyiz.

İnce bir örtü ile gizlenmiş bu Yeni Dünya Düzeni amacına kendisini adamış askeri müdahale belki de Hillary Clinton’ın Amerikan Lejyonu toplantısında yaptığı konuşmada yer alıyordu. “Clinton’ın geçtiğimiz Çarşamba günü Amerikan Lejyonu’nda yaptığı konuşma, Birleşik Devletler’in askeri güç kullanarak dünyayı kontrol etmesini haklı bulur bir içeriğe sahipti. Clinton adeta Birleşik Devletler’in küresel boyutta baskın bir askeri güç olacağına söz verdi, Birleşik Devletler’in kontrolü altında olan Avrupa ve Uzak Doğu’da süregelen askeri ittifakları devam ettireceğini belirtiyordu, ve gerekli gördüğü takdirde bir başkasına tek taraflı savaş ilan edeceklerini söylüyordu, üstelik dünyanın geri kalanının karşı görüşlerine de aldırmayarak bunun gerçekleştirileceğini belirtti.

Veteran Today’in baş editörü, Gordon Duff, ülkesinin bu duygusuz yaklaşımını şeytanla iş birliği yapmaya benzetiyor; “Amerika, bir polis devleti olmaktan ya da bütünüyle gözetim altında tutulan bir devlet olmayı hak etmiyor.”

Duff ayrıntıya iniyor: “Bu konuda ne diyoruz, burada hayal edilenin ötesinde bir canavarlık bulunuyor ve adeta parti politikalarının ötesinde, dinsel ve etnisiteler manasında kaygı uyandıracak girişimlerde bulunmak üzere bekleyiş halinde.”

Obama’nın yönetimde olduğu yedi yıl boyunca, üzerinde tartışma başlatılmamış bazı şeyler oldu, bunlar Obama’nın politik düşmanlarının dahi gündemine girmedi. Bush döneminde 11 Eylül’ün ardından bireysel özgürlükler baskı altına alındı, bu baskılar gelecek dönemlere aktarılmakla kalmadı, hayal edilemeyen boyutta artış gösterdi.

Tüm bunlar akla gelmez şekilde liberal demokratların iktidarda oldukları dönem gerçekleşti. Akla gelmez bir başka şey ise, politik düşmanları Obama’nın iyi yol aldığını düşünmekle kalmıyorlar, bir de Donald Trump’a dahi “tiranlık ve diktatörlüğün zayıflığı” konusunda saldırıyorlar.”

Aslında Şeytan, bizim ulusal duygusuzluğumuz üzerine kurulu koruyucu eldivenimize elini sokuyor – komplo kurmak suçu Birleşik Devletler’in dış politikasını kontrol ediyor ve toplum suç işlemeyi meslek haline getirdiğimizi ve bunun bütünüyle kişisel bir şey haline geldiğini görmeden savaşmaktan kurtulamayız: bu savaş makinesi bundan böyle bize hizmet etmiyor, barış ise ancak bizim her birimizin alacağı karar ile mümkün olabilir – 1970’te yakama yapıştırdığım bir etikette yazdığı gibi – BARIŞ BENİMLE BAŞLAR –

“Günümüzde aşkın gücü, güç aşkını geçersiz hale getiriyor, dünya barışı öğrenecek.”

Mahatma Gandi

Kaynak: http://www.veteranstoday.com/2016/09/04/biden-delivers-message-to-turkey-its-not-personal-its-strictly-business/

Aydınlık
ismetözçelik
27 Eylül 2016

Darbenin “dış ayağı” CIA’yı örtmeyelim!

15 Temmuz ABD/FETÖ darbe girişimi sonrasında ince bir taktik izlenmeye başlandı. Birileri basına ciddiyetten uzak haberler sızdırarak asıl faili gizleme telaşında.

FETÖ mücadelesini sulandırma çabaları öne çıkarken, bazıları da bilerek veya bilmeyerek buna alet oluyor.Yurtdışında 15 yıl FETÖ okullarında öğretmenlik yapan A.Ö. gözaltında verdiği ifadede, Fetullah Gülen için, “Darbeyi hem planladı, hem yönetti”demiş.

İktidara yakın gazeteler bu ifadeyi ciddiye alıp manşet yaptılar. Televizyonlar da aynı yolu tuttular. A.Ö.’nün ifadesini haberleştirdiler. Programlarda yorumcular saatlerce tartıştılar.

DARBEYİ ÜST AKIL PLANLADI

Bu haberleri okuyunca farkında olmadan güldüm.Bana göre, bu ifadeye inanan polis, savcı, hakim varsa derhal soruşturmayı bırakmalı.15 Temmuz darbe girişimi “üst akıl”tarafından planlanmış ve uygulamaya konulmuş bir hareket. Her şey en ince ayrıntısına kadar hesaplanmış. Darbenin başarısız olması bu gerçeği değiştirmez.

FETULLAH GÜLEN KİM?

Darbeyi planlamış, yönetmiş. Buna kargalar bile güler. Fetullah Gülen kim? Bu onun becereceği bir iş değil.Darbe girişiminin arkasında ABD ve CIA var. Onun örgütü Gladyo var. Tutuklanan asker ve polislere bakın, tamamına yakınının yolu ABD’ye uğramış. Hepsi oralarda özel eğitimden geçirilmiş.

FETÖ’yü de bu çerçevede değerlendirirsek bir anlam kazanır.Fetullah Gülen Komünizmle Mücadele Derneği zamanından itibaren kullanılan biri. O sadece bir piyon. İstihbaratçıların deyişiyle özel olarak yetiştirilmiş bir eleman!

CIA’YI GİZLEMEYELİM

Birileri, bilerek Fetullah Gülen’i büyütüyor. Darbe girişiminin “dış ayağı”nı gizlemeye çalışıyor.ABD ve CIA’nın üstünü örterek olayı Fetullah Gülen’le kapatmayı planlıyor.Bu da klasik bir CIA taktiği. Bazıları da bilerek veya bilmeyerek oyuna alet oluyor.

İŞİN ÜSTÜNE GİDİLİRSE

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, … tertiplerini planlayıp yöneten de aynı güç. ABD ve CIA.

Eğer işin üstüne gidilirse, tertipler sırasında hangi telefonların sürekli hangi ABD binası çevresinde sinyal verdiği belirlenecektir. Soruşturma daha da derinleştirilirse, darbenin “dış ayağı”kabak gibi ortaya çıkacaktır.Son dönemde ABD’li diplomatların telaşı da bundan.

CIA’DA GÖREVDEN ALMALAR

15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra Türkiye’de büyük tasfiye yapıldı, yapılıyor. Hapse atılanlar on binlerle ifade ediliyor.

Benim merakım ise başka!

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, “performans düşüklüğü”nedeniyle CIA’dan kaç kişi kızağa çekildi acaba?

Bunu öğrenebilirsek durumu daha iyi anlayacağız.

CUMHURBAŞKANI BİLMİYOR MU?

Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da 15 Temmuz darbe girişiminin “dış ayağını” ğini sanıyorum. ABD’nin uzun süredir kendisi ile ilgili planlar yaptığından haberdar olduğunu düşünüyorum.

Yakın çevresinin sohbetlerde sık sık, “Biz mayıs veya haziran aylarında darbe bekliyorduk”dedikleri ifade ediliyor. Belli ki önceden bazı duyumlar var.

Yabancı diplomatlar, özellikle de büyük ülkelerin diplomatları 15 Temmuz öncesinde ABD’nin bir şeyler karıştırdığını söylüyorlardı.

Onlar bildiğine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilmemesi mümkün mü?

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Fetullah Gülen, İSTİHBARAT KURUMLARI, TSK, YABANCI BASIN | Leave a comment

EKONOMİ * Tası tarağı toplayıp satıyoruz! * Osmangazi Köprüsü ile bu mucizenin Türkiye’ye faturası ufaktan belli olmaya başladı. Günlük 40 bin araç üzerinden anlaşma yapan devlet geçen araç sayısı 13 bin rakamında kalınca bunun Hazine’ye yani vatandaşa günlük bedeli 3 milyon lira…

Murat Muratoğlu
19.09.2016

Tası tarağı toplayıp satıyoruz!

Hayrola, ülkeyi mi terk ediyoruz? Öyle kapsamlı bir özelleştirme programı açıklandı ki, elde ne var ne yok satıp gideceğiz sanki! Burada ilginç olan, hemen hemen her devlet kurumunun bu özelleştirmenin kapsama giriyor olması…… Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Darülaceze Başkanlığı gibi…… Listede yok, yok!
Yasa çıktıktan sonra kurumlar her türlü varlıklarını İdare’ye bildirecekler. O varlıklar özelleştirme kapsamına alınacak.

Tanımı biraz “geniş” tutmuşlar!

Peki, devlet kendi kurumlarının varlıklarını bilmiyor mu? Tabii ki bilmiyor! Kurumlar listeyi hazırlayıp yollayınca öğrenip satacaklar işte. Buradaki başka bir ilginç ifade “varlık” tanımı… Tasarıyla sadece taşınmazlar değil, mevcut varlıklar da Özelleştirme İdaresi’nin satış listesine giriyor. Varlık ne? Bu tanım neleri kapsıyor? Gayrimenkulden tut, zımbadan kaleme kadar her şeyi bu tanımın içine sok. Aklına ne gelirse……

İnsan da bir varlıktır!

İnsan da bir varlık olduğuna göre çalışanlar kendilerini bir anda özelleştirilmiş olarak bulurlarsa şaşırmasınlar! Biraz daha kasarlarsa, Devlet Opera ve Balesi’nde kadrolu olarak çalışan bir balet girdiği “varlık” tanımından dolayı özelleştirme sürecinde satın alınarak yeni şirketinin girişinde sabahtan akşama Fındıkkıran veya Kuğu Gölü gibi eserlerin bazı bölümlerinden özgün koreografiler sunabilecek. Parasıyla değil mi?..

Mucize formül elde patladı

Konumuza dönersek satışlardan elde edilen para Varlık Fonu’na devredilecek. Hani yap-işlet-devret modelini bize mucize formül olarak anlatıyorlardı ya…… Mega projeleri özel sektör yapacak, işletecek sonra devlete devredecek üstüne de para verecekti. Bu sayede bütçede borç olarak görünmeyecekti. Osmangazi Köprüsü ile bu mucizenin Türkiye’ye faturası ufaktan belli olmaya başladı. Günlük 40 bin araç üzerinden anlaşma yapan devlet geçen araç sayısı 13 bin rakamında kalınca bunun Hazine’ye yani vatandaşa günlük bedeli 3 milyon lira… Anlaşma gereği firma 22 yıl köprüyü işletecek.

Hesabı kim soracak?

İşte buna benzer devasa projeler yurtdışından kredi bulamıyorlar. Yurtiçi bankalar da limitlerine geldiler ve artık bu projeleri fonlayamıyorlar. Bundan sonra devlet hem projeyi ihale edecek, hem “Varlık Fonu” vasıtasıyla kredisini verecek hem de proje bittikten sonra taahhüt ettiği garanti parayı ödeyecek.Anlayacağın, Varlık Fonu bildiğin örtülü ödenek! İstersen uzay üssü kur, soru soran olamayacak. İhaleyi alan öpüp başına koyacak!

Posted in Ekonomi | Leave a comment

Anıtkabir’e okey salonu da açın gençler de gelsin * Paşa kaysın kaydıraktan…

sozcu.com.tr
Yılmaz Özdil
25.09.2016

Anıtkabir’e okey salonu da açın gençler de gelsin

Genelkurmay başkanlığı, Anıtkabir’in avlusuna, kargo şirketinin sponsorluğunda morlu pembeli plastikten oyun parkı koydu.

Samimi duygumu sorarsanız…Saygısızlık niyeti yoktur.Bence sadece şuursuzluktur, görgüsüzlüktür, zevksizliktir, pespayeliktir, hadi hiç eğip bükmeyeyim, ruhen öküzlüktür.

Aslanlı yol mesela…
Yürürken başınız öğe eğik olsun diye, özellikle farklı büyüklükte taşlarla, asimetrik döşenmiştir. Angut gibi sağa sola bakınırsan, takılır, kapaklanırsın. Çünkü… Saygının mimarisidir, hürmetin estetiğidir, ihtiramın sanatıdır, dikkatin özenin başyapıtıdır.

Ama maalesef… Aspendos’a mutfak mermeri döşenen, Apollon tapınağına çimentoyla merdiven yapılan, beş bin senelik Aşkar höyüğüne süs havuzu monte edilen ülkede… Anıtkabir’e yanar döner floresanlı atlıkarınca koymadıklarına şükredeceksin.

Şile’deki Cenevizlilerden kalma iki bin senelik kaleyi restore ettiler, çizgi film karakteri sünger bob’a benzedi. Knidos antik kentinin oturma yerlerini güya düzelttiler, çekyat kanepe koysalardı inanın bu kadar çirkin olmazdı. Milattan önce dördüncü yüzyıla dayanan Bursa İznik’teki Ayasofya Orhan Camisi’nin tarihi duvarlarını betonla sıvayıp, cam kapı taktılar. İshak Paşa Sarayı’na cam tavan yaptılar, bildiğin alışveriş merkezine benzedi. Sümela Manastırı’na kaçak kat çıktılar. Kaş’taki Antiphellos antik tiyatrosunun toprak zeminine çimento döktüler. Eskişehir’deki Seyid Battal Gazi Külliyesi’ne Amerikan mutfak monte ettiler. Aydın’daki 600 senelik Dandalaz Köprüsü’nü sağlamlaştıralım dediler, bi sağlamlaştırdılar kardeşim, 600 senedir yerinde duran köprü çöktü. Bursa’daki iki bin senelik Lefke Kapısı’nın kemerini orijinal değil diye yıktılar, sonra pardon deyip, müteahhide verdiler, yerine yenisini yaptılar.

Piramitler Türkiye’de olsaydı, restore edeyim derken kübik yapardı bunlar!

Türkiye vasata esir oldu.
Özeti budur.

İsrafta, lüks düşkünlüğünde, çar çur’da üstlerine yok ama…
Egoları altın varaklı.Kültürleri teneke.

Savarona’nın güvertesi demir doğramalarla kapatılıyor, Atatürk’ün yadigarı tarihi yata kaçak kat çıkılıyorsa… Erzurum Kongresi’nin yapıldığı müze binaya duşakabin takılıyorsa… Cumhurbaşkanlığı muhafız alayına bornoz giydirilip, Hun imparatorluğunun kafasına alüminyum tencere geçiriliyorsa… Anıtkabir’in avlusuna plastik oyun parkı yerleştirmeleri şaşırtıcı değildir.

Çankaya Köşkü’nün manevi zarafeti karşısında gecekondu Ak Saray ne kadar sakilse… Anıtkabir’deki plastik oyun parkı da odur.

sozcu.com.tr
Bekir Coşkun
25.09.2016

Paşa kaysın kaydıraktan…

Çünkü bizim çocuklarımız Anıtkabir’e gittiklerinde gözlerinde boncuk boncuk yaşlar olur…O an sadece annelerinin, babalarının ya da arkadaşlarının elini tutmak isterler…

İçlerinde kıyametler kopar, hissettikleri minnet, güven, sevgi, umut duygularını anlatmak isterler, anlatamazlar…Dudakları titrer…Gözleri kaydırak maydırak görmez…

İzin verdiğine göre, o kaydıraktan Akar Paşa kaysın…
Cumhuriyetimizi yıkanların, Atatürk’ü silenlerin düğünlerinde mutlu olduğuna, ruhani söylemlerinde ağladığına göre, Atatürk’ün mezarında ağlayacak değil…

Kaydırak eğlenceli bir şey…
Oturunca ayaklarını havaya kaldırıyorsun, ayaklar kafadan yukarıda olacak…Oturur oturmaz “Uvvv…” diye ses kendiliğinden çıkıyor ağzından, bu biraz korku, biraz heyecan, ama en çok etrafa “Kahramana bakın” sesidir…

Başlıyorsun dönmeye…
Döne döne iniyorsun…
Hiçbir şey yapmadan gidiyorsun nasılsa…
Çuval koysan kayar…

Öyle kıpırdamadan “Uvvv” diye uçuyorsun…Kafanı kıçını oynatmayacaksın… Kıpırdarsan kafa altta, gövde sistemin dışında, tepetaklak çıkarsın borudan…Biliyorsun:

“Dereyi geçerken at değiştirilmez…”
Tadını çıkaracaksın…
En keyifli yanıdır:
Uçtuğunu sanıyorsun…
Ama aşağı iniyorsun…

Atatürk büstünün yanına umumi tuvalet yaptılar… Tam 300 yerden adını sildiler… Okul duvarlarından resmini indirdiler… Çiftliğini yıktılar… Köşkünü yerle bir ettiler… “Ayyaş” dediler… Her Allah’ın gecesi televizyonlara çıkıp yapmadıkları hakareti bırakmadılar…

Cumhuriyetini yıkmaya devam ediyorlar…
Onun eseri yıkılırken seyrettiler…

Anıtkabir’e kaydırak koymak -huylarıdır- bir test…Sesini çıkarmazsan, Emin Çölaşan’ın dediği gibi restoran, yanına dönerci açarlar…

Boncuk boncuk gözyaşları ile Ata’sına giden bebeklerim…
İlk kez bir kaydırağı istemediler…Eminim…

Ya onu oradan kaldıracaklardı…
Ya da ilk fırsatta biz kaldıracaktık…

Posted in Bekir Coşkun yazıları, Yılmaz Özdil | Leave a comment

Özelkurmay başkanı * 23 Nisan çocukları gibi, bir günlüğüne kara kuvvetleri komutanı yapıldı, ertesi gün genelkurmay başkanı yapıldı. İttire kaktıra, amaca ulaşılmıştı.

sozcu.com.tr
Yılmaz Özdil

Özelkurmay başkanı

Sene 2010…
Yüksek Askeri Şura’ya bir hafta kala 28′i general-amiral, 102 muvazzaf subay hakkında yakalama kararı çıktı. Ne tesadüftür ki, yakalama kararı çıkarılan subayların tamamı, terfi listelerinde birinci sıradaydı. Akp yandaşı Yeni Şafak gazetesi “genç subaylar Balyoz’dan rahatsız” manşeti attı. Haberin spotunda “Balyoz sanıkları rütbelerini koruduğu için, Yüksek Askeri Şura’da terfi bekleyen subayların rahatsız olduğu” belirtiliyordu. Yani… Bugün “fetocular bizi kandırmış” filan diyorlar ama, o gün açıkça fetoculara çalışıyor, “Balyoz sanıklarının hepsini ordudan ihraç edin” diyorlardı.

Yüksek Askeri Şura bu baskıyla başladı. Kuvvet komutanlıklarının görüşüleceği gün, şırrak… Kara kuvvetleri komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan Birinci Ordu Komutanı Hasan Iğsız “acil” koduyla, Ergenekon’dan ifadeye çağrıldı. İmzasız ihbar mektubu savcılığa 10 ay önce gelmişti ama, acilen ifade çağrısı 10 ay sonra, tam Yüksek Askeri Şura’ya denk gelmişti! Yandaş medya “Ergenekoncu” manşetleri attı. Tayyip Erdoğan zart diye veto etti, Hasan Iğsız zurt diye emekliye sevkedildi, tasfiye edildi.

Necdet Özel jandarma genel komutanı yapıldı. Jandarma genel komutanı Atilla Işık, kara kuvvetleri komutanlığına kaydırılacaktı. Tarihi protesto gerçekleşti… Atilla Işık, Hasan Iğsız’ın tasfiye edilmesini, onun yerine kendisinin oturtulmasını kabul etmedi. Emeklilik dilekçesi verdi, bıraktı. Hasan Iğsız’ı imha edelim derken, teamüller bozulmuş, komuta kademesi allak bullak olmuştu.

Akp yandaşı medyada ve cemaat medyasında tuhaf bir telaş başladı.

“Necdet Özel’in önü kesiliyor” yorumları yapılıyordu. Çünkü… Atilla Işık bırakınca, Necdet Özel’in kara kuvvetleri komutanlığına atanma ihtimali doğmuştu. E ne var bunda derseniz? Şu vardı… Işık Koşaner genelkurmay başkanı oluyordu, üç sene görev yapacaktı, Necdet Özel kara kuvvetleri komutanı olursa, iki sene görev yapacaktı. Böylece… Necdet Özel iki sene sonra, genelkurmay başkanı olamadan emekliye ayrılmak zorunda kalacaktı. Yandaş ve cemaat medyasının telaşı buydu. Her akşam televizyon ekranlarına çıkıp “Necdet Özel’in önü kesiliyor” diye anlatıyorlardı. Necdet Özel’i pek seviyorlardı.

Netice?
Erdal Ceylanoğlu kara kuvvetleri komutanı yapıldı, terfi sırasında Ceylanoğlu’nun önünde yeralmasına rağmen, Necdet Özel jandarma’da kaldı, yeniden genelkurmay başkanlığı yolu açılmış oldu.

Sene 2011…
Yüksek Askeri Şura’ya iki gün kala, gene kriz çıktı. Ege ordu komutanı, genelkurmay istihbarat başkanı, genelkurmay adli müşaviri ve Hasan Iğsız hakkında yakalama kararı çıktı.

Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı. Genelkurmay başkanı Işık Koşaner, kara kuvvetleri komutanı, deniz kuvvetleri komutanı, hava kuvvetleri komutanı istifa etti. Necdet Özel hiç istifini bozmadı, koltuğunda oturmaya devam etti. Genelkurmay başkanı olabilmesi için, kuvvet komutanlığı yapmış olması gerekiyordu, jandarma genel komutanları kuvvet komutanı sayılmıyordu. Ne yapıldı? 23 Nisan çocukları gibi, bir günlüğüne kara kuvvetleri komutanı yapıldı, ertesi gün genelkurmay başkanı yapıldı. İttire kaktıra, amaca ulaşılmıştı.

Bismillah ilk iş… Yüksek Askeri Şura’nın oturma düzeni değiştirildi. Eskiden, genelkurmay başkanıyla başbakan, masanın başında, yan yana otururlardı. O gün, Tayyip Erdoğan masanın başına tek başına oturdu. Necdet Özel kenara oturdu.

Sonra?

Genelkurmay’ın evsahipliğinde yapılan geleneksel 30 Ağustos resepsiyonu, Necdet Özel döneminde, Akp’nin cumhurbaşkanına devredildi.

Necdet Özel döneminde, Türkiye’nin dinleme ve istihbarat konusunda en donanımlı kurumu, Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı, tüm teçhizatıyla birlikte MİT’e devredildi.

Genelkurmay başkanlığı resmi isternet sitesindeki “Anıtkabir ziyaretçi sayısı” bölümü… Yani, Anıtkabir’i gün gün kaç kişinin ziyaret ettiğini gösteren istatistik, Necdet Özel döneminde kaldırıldı.

Harp Akademileri Komutanlığı’nın mezuniyet töreninde, tarihte ilk defa, Necdet Özel döneminde iftar verildi.

Akp ve cemaat gazetecileri, asrın iftirasına uğrayan subaylarımıza açık açık “rezil, ahlaksız, tecavüzcü, kepaze, iğrenç, pislik, kafatasçı, namussuz, vatan haini, lekeli, onursuz, katil, dinsiz” dedi. Bunlara gıkını bile çıkarmayan Necdet Özel, varlığıyla onur duyduğumuz Bekir Coşkun’a “hakaret davası” açtı.

Necdet Özel döneminde savaş uçağımız düşürüldü, pilotlarımız şehit oldu, Necdet Özel “savaş çıkaracak halimiz yok herhalde” dedi.

Cephanelik patladı, 25 şehidimiz henüz morgta yatarken… Akp valisi “tanıtım potansiyeli olan popüler kişi” dediği Necdet Özel’e törenle sucuk hediye etti, Necdet Özel objektiflere poz vererek sucuğu aldı.

Necdet Özel döneminde, askeri üssümüzden bayrak indirildi.
Necdet Özel döneminde, Mahsum Korkmaz heykeli dikildi.
Necdet Özel döneminde, şehit babası hapse mahkum edildi.
Necdet Özel döneminde, Libyalıları, Yemenlileri, Mısırlıları, Suriyelileri ambulans uçaklarla Türkiye’ye getirip, özel hastanelerde tedavi ettirdiler, kendi şehitlerimizin cenazelerini kamyonet kasasında taşıdılar, gazilerimizi evlerine şehirlerarası otobüslerle gönderdiler, gazilerimiz otobüs biletlerini kendi cebinden ödedi.

Necdet Özel döneminde bedelli çıkarıldı, ensesi kalınsa canı sağolsun, garibansa vatan sağolsun haline getirildi.

Necdet Özel döneminde, Necdet Özel’i eleştiren generallerin, hatta o generallerin eşlerinin orduevlerine girişi yasaklandı.

Herkes Suudi kralının Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’e taktığı madalyayı konuşuyor ama, Suudi kralı aynı madalyadan Necdet Özel’e de taktı. Üstelik… Necdet Özel’e nazar değmesin diye “Maşallah” isimli at hediye etti.

17/25′te bakanların kendisi bile kabul ettiği halde… Necdet Özel çıktı, “bakan çocuklarının evine dışardan para sayma makinesi yerleştirildiğini, sanki orada bulunmuş gibi bir hava yaratıldığını” söyledi.

Necdet Özel döneminde vatan toprağı terkedildi, Süleyman Şah Türbesi’ndeki boş sandukalar tanka yüklendi, götün götün kaçıldı.

İmralı’yla muhabbet edilmesine sesini çıkarmayan Necdet Özel, Hasdal’da söyledikleri afişe edildiği için, CHP’yi mahkemeye verdi.

Necdet Özel döneminde, PKK tanık oldu, TSK sanık oldu, genelkurmay başkanı terörist ilan edildi.

Amerika Birleşik Devletleri ikinci dünya savaşında Avrupa’dan Afrika’ya Atlantik’ten Pasifik’e kadar yerkürenin her yerinde savaştı, 45 general-amiral kaybetti. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Necdet Özel döneminde, mermi sıkmadan, 58 general-amiral kaybetti.

Necdet Özel döneminde ilaç için bir tane fetocu bile ordudan atılmadı, 122 Atatürkçü subayın general-amiral olma hakkı elinden alındı, 237 Atatürkçü subay, darbeci-casus diye tasfiye edildi.

Bir savaş gemisi üç senede inşa ediliyor, buna kumanda edecek subay 15 senede yetişiyor. Necdet Özel döneminde donanma imha edildi.

Bir pilot anca 11 senede harbi pilot olabiliyor, senede anca 25 savaş pilotu yetişebiliyor. Necdet Özel döneminde 350 civarında savaş pilotumuz yazıklar olsun dedi, hava kuvvetlerinden istifa etti.

Necdet Özel döneminde “bunlar en başarılı” denilerek terfi ettirilenlerin, general-amiral yapılanların yüzde 70′i fetocu çıktı!

Genelkurmay deniyor…
Özelkurmay başkanıydı.

Üç günlük ikbal uğruna dut yemiş bülbül gibiydi.Şimdi ötüyor. “Yüreğim yanıyor, milletten özür dilememiz gerekiyor, millet hepimizi affetsin” falan diyor.

Millet affeder mi, bilmem ama…
Tarih affetmeyecek necdet bey.

Posted in TSK, Yılmaz Özdil | Leave a comment

Erdoğan’ın diploması dünyada manşet * “Diploması, üniversiteden eski” * “Geleceğin sertifikalı süper başkanı”

Sözcü
Ali GÜLEN
18 Haziran 2016

Erdoğan’ın diploması dünyada manşet

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üniversite diploması dünyada da tartışılıyor. Alman Der Spiegel Dergisi, “Diploması üniversiteden eski” derken Bild Gazetesi, “44 fahri doktorası var, bir diploması yok” manşetini attı. İsviçre ve Avusturya basını ise “Mutlaka araştırılmalı” diyor.

Neredeyse  her gittiği ülke ve ilde üniversiteler tarafından “Fahri doktora” ya da “Profesörlük” verilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gerçekten üniversite mezunu olup olmadığına ilişkin tartışmalar dünyayı sardı. Dünya basını, “Diploması, üniversiteden eski” diye yazdı.

“KULLANILAN FONTLAR O TARİHTE YOKTU”

Alman, Avusturya ve İsviçre basını başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde Erdoğan’In diploması tartışma konusu hâline geldi. Alman gazetesi Die Welt, “Şüpheli diploma” manşetini atarken, Der Spiegel haber dergisi, “Diplomada sahtekarlık şüphesi… Üniversiteden bile eski diploma nasıl oluyor? Erdoğan’ın mezun olduğunu iddia ettiği okul, onun mezuniyet tarihinden bir yıl sonra kurulmuş. Ayrıca, grafikerler hazırlanan diplomadaki yazı stilinin (font) o tarihlerde hiç var olmadığını söylüyor. Erdoğan o tarihlerde banliyö ulaşımı ile uğraşıyordu” diye yazdı.

BILD: DİPLOMASI SAHTE MI?

Almanya’nın en çok satan gazetesi Bild de “Diploma karmaşası. Erdoğan’ın diploması sahte mi?” başlığıyla geniş bir haber yayınladı. Bild, “44 tane fahri doktor unvanı var ama bir üniversite diploması bile yok, öyle mi? Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öğrenim durumu acilen açıklanmak zorunda. Zaten bir çok Türk milletvekili de, hiç diplomasının olmadığını söylüyor ve soru önergeleri veriyor” diye yazdı.

DİPLOMADA SAHTECİLİK SUÇU…

Türk Anayasası’nın, cumhurbaşkanı seçilme yeterliliği olarak 4 yıllık üniversite mezuniyeti aradığını belirten Bild, “Ancak uzmanlar, 1981′de varlığı şüpheli söz konusu okulun bu kriterleri yerine getirmediğini belirtiyor. Bir çoğu da, diplomada sahtecilik yapıldığı görüşünde” dedi.

Söz konusu olan Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin 1982′de kurulmasının ve diplomanın 1981 tarihini taşıması Türkiye’deki tartışmanın alevlenmesine sebep olmuştu.

İSVİÇRE BASINI: KESİN  ARAŞTIRILMALI

İsviçre’nin Neue Züricher Zeitung isimli gazetesi de, “Erdoğan’ın diplomasının araştırılması şart” başlığını kullandığı haberinde, “Türk üniversite hocalarının en tepe kuruluşu, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmek için şartları yerine getirmediği görüşünde” cümlelerini kullandı. Gazete ayrıca, Türk anayasasının cumhurbaşkanı seçilme şartlarını da yazdı.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung Gazetesi ile Focus Dergisi’nin yanı sıra bir çok yayın organı konuya geniş yer verirken, Avusturya basını da bu tartışmaları okurlarına duyurdu. Konu Hollanda, Belçika, İngiltere ve Fransız basınında da geniş yer buluyor.

Sözcü
16 Haziran 2016

Erdoğan’ın diploması Alman mizah programına konu oldu

Alman televizyon kanalı ZDF’de yayınlanan “Heute Show” isimli mizah programı bu kez de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomasını diline doladı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı zaman zaman konu eden program bu kez de diploma meselesine el attı.

Programın Facebook hesabından bir diploma göresli paylaşıldı ve “Türkiye’de Erdoğan’ın mezuniyeti konusunda bir takım şüpheler var. Diploma işte burada” denildi.

Diplomanın unvan kısmında, “Geleceğin sertifikalı süper başkanı” denilerek Erdoğan alaya alındı.Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi yazılı iplomanın üzerindeki dekan ve dekan yardımcıları kısımlarında da Erdoğan’ın imzası yer alıyor.

Posted in YABANCI BASIN, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Kaydıraklı Anıtkabir’in kısa ve acı tarihi * Anıtkabir bu ülkenin çağdaş hafızasının en önemli ve eşsiz mekânıdır. Bir ülkenin en büyük, en önemli “hafıza mekânı” en derin saygıyı hak eder, orada ciddiyetsizliğe ve laubaliliğe tahammül edilmez.

cumhuriyet.com.tr
Kadri Gürsel
27 Eylül 2016 Salı

Kaydıraklı Anıtkabir’in kısa ve acı tarihi

Görülüyor ki Genelkurmay Başkanlığı, bunca yıldır süren teşrik-i mesaisi sonucunda iktidarın siyasi iletişim numaralarını iyi kapmış.Anıtkabir’e koyduğu rengârenk plastikten “portatif küçük oyun alanı”nı kaldırdığını bildirmek için 25 Eylül’de yaptığı açıklamada bu “maharet”i teşhis ettik.

Genelkurmay, salıncak, kaydırak ve tahterevallinin Atatürk’ün mozolesine, “ziyaretçilerin yoğun talepleri üzerine” konulduğunu belirtti. Ve hatta “oyun alanının çocuk ziyaretçilere Atatürk’ü sevdirmenin yanı sıra Anıtkabir’i sevdirme konusunda da faydalı olduğu yönünde çok sayıda olumlu geri bildirim alındığını” da kaydetti.
Biz ise bu izahatı inandırıcı bulmadık.

Ziyaretçilerin, “Hadi biz içeriyi gezerken çocuklar da burada oynasın, Anıtkabir’i sevsinler” ya da “Mahallede oyun parkı yok, burası geniş, çocuklar burada niye oynamasın, böylece Atatürk’ü de severler” gibisinden sözde saiklerle davranıp, Atatürk’ün mozolesinde bir oyun alanı kurulması için Anıtkabir Komutanlığı üzerinde yoğun bir baskı oluşturduğu hikâyesi ikna edici değildi.

Bu biraz, iktidarın düz liseleri İmam Hatip’e çevirirken “Yoğun talep var” minvalli uyduruk gerekçeyi kullanmasını andırıyor. Biliyoruz ki ne Anıtkabir’e tahterevalli, ne de her mahalleye bir imam hatip kondurulması için yoğun bir talep söz konusu. Bunlar sadece, karar verici öyle istediği için yapılan şeyler.

Anıtkabir’e oyun parkı kurulmasında gerçek karar verici mozolenin komutanlığı mıydı değil miydi, ayrıca onu da bilmiyoruz.
Lakin evet, oyun parkının kaldırılması kararına halkın yoğun tepkisi neden olmuştur. Hatta oyun parkının Anıtkabir’deki mevcudiyetini o anıtta temsil edilen Cumhuriyetçi değerler bütününün alaya alınarak aşağılanması olarak gören bazı tepkili insanlar, Genelkurmay’ın bu açıklamasından bir gün önce salıncak vesaireyi zaten kaldırmışlardı.

Bakınız, Genelkurmay ve Anıtkabir Komutanlığı bilmeyebilir, unutmuş olabilir ve hatta önem de vermiyor olabilir ama Anıtkabir bu ülkenin çağdaş hafızasının en önemli ve eşsiz mekânıdır. Bir ülkenin en büyük, en önemli “hafıza mekânı” en derin saygıyı hak eder, orada ciddiyetsizliğe ve laubaliliğe tahammül edilmez. “Hafıza mekânı”, bir ülkenin ve halkının, coğrafi konum bakımından en merkezi, anlam açısından en kavramsal ve kapsayıcı, entelektüel bakımdan en muhkem ve nihayet yapısı ve çevresiyle en somut ve görkemli varlığıdır. İşte Anıtkabir böyle bir mekândır.

Bu bir saptamadır. İster İslamcı olunsun, ister komünist ya da Kürt milliyetçisi, hatta liberal demokrat, bu gerçeklik hiçbir açıdan değişmez. Orada, olduğu gibi durur.Dünyanın kendisine saygısını koruyan bütün büyük halklarının köklü devletlerinde hafıza mekânları böyle anlaşılır ve bu anlayışa göre hareket edilir.

Siz, Washington DC’deki Lincoln Anıtı’nda minyatür bir “roller coaster” kurulabileceğini hayal edebilir misiniz? İmkânsızdır.

Kremlin Duvarı’nın Kızıl Meydan’a bakan tarafında Lenin’in mozolesi vardır. Duvarın hizasında da Josef Stalin başta olmak üzere Bolşevik Devrimi’nin diğer önderlerinin mezarları… Onların kurduğu Sovyetler Birliği tarihe karışmıştır belki ama Kremlin Duvarı Mezarlığı ve Kızıl Meydan, Rusya’nın hâlâ en önemli hafıza mekânıdır. Orada dönme dolap kuramazsınız.

Paris’te Pantheon da böyledir. Fransız Devrimi’nin ve cumhuriyetler tarihinin büyük figürlerinin mezarları oradadır. Pantheon’da atlı karınca olmaz. Böyle bir maymunluğa kalkışanları en avantgarde, en züppe, en bohem, en vatansız Parisliler bile kovalar.

Ne yazık ki Anıtkabir’e tahterevalli, kaydırak ve salıncak kurulabildi…Bu nasıl mümkün oldu? Sorunun kısa cevabı için AKP ve TSK’nin çatışmalı tarihine bakmak lazımdır.

Bir Cemaat-AKP ortak projesi olan Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davaları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyaset üzerindeki vesayeti yıkılırken, hukuksuz, ahlaksız ve vicdansızca hareket edildiği için ortaya çıkan bir sonuç da ordunun yıkımı oldu. Kurumun kendi kimliğine ve görevine saygısı da felaket seviyesinde tahribata uğradı.

Bu davaları izleyen tasfiyeler sayesinde hem Cemaat 15 Temmuz darbesine kalkışacak kadar güçlendi, hem de 2011’den itibaren üst kademeye eyyamcılık, adam-sendecilik ve korku hâkim oldu. Öncesinde, 1 Mart 2003 tezkeresinin reddine giden süreçteki komuta kademesinin elini taşın altına koymak ve tarihi sorumluluğu üstlenmek yerine idare-i maslahatçılığa meyletmesi vardır.

2003’teki liderlik açığının bedeli çok ağır ödenmiş, ABD faturayı TSK’ye çıkarmıştır. Çuval olayı sadece bir başlangıçtı. Devamı 2007’deki e-muhtıra gafletinin ardından başlayan “iç savaş”ta TSK’ye karşı İslamcılara verilen tayin edici dış destekle geldi.

Anıtkabir’e oyun parkı 23 Nisan’da kurulmuş. Darbe teşebbüsünden 3 ay önce…15 Temmuz’da ise milli sandığımız ordunun aslında milli olmadığını kan ve acıyla öğrendik. Bir yandan Balyoz ve Ergenekon hiyerarşiyi terörize ederken diğer yandan da Cemaat’in iç işgali 2012’den itibaren üst kademelere doğru hızlanarak tırmanmış ve bütün bu faktörlerin neticesi orduda şuur kaybı olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli hafıza mekânına askerin kurduğu salıncağın kısa tarihi budur.

Posted in ATATURK, TSK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment