TÜRKİYE ÜZERİNDE EMPERYALİST İSTİKRARSIZLAŞTIRMA OPERASYONLARI * FETÖ – PKK – IŞİD EL ELE * İşte tüm bunlar BOP / GOP / BİP KURGULARIDIR * AKP’nin iktidarıyla birlikte uyguladığı öngörüsüz – savaşçı – İslamist ve mezhepçi politikaları ülkemizi bu derin kaosa sürüklemiştir.*** TERÖR PATLADI

19.08.2O16
=========

Terör patladı

Türkiye’nin doğusu dün yine kan gölüne döndü. Van, Elazığ ve Bitlis’te dün ve önceki gece meydana gelen saldırılarda 2’si çocuk 10’u şehit toplam 12 kişi yaşamını yitirdi, Şemdinli’de polis kontrol noktasına düzenlenen bombalı saldırıda 2 polis yaralandı.

Alev alev yandı

Malatya yolu üzerindeki Elazığ Emniyet Müdürlüğü’ne saat 09.20 sıralarında bombalı araçla saldırı düzenlendi. Patlamanın şiddetiyle bahçede bulunan Emniyet Müdürlüğü’ne ait araçlar yandı. Saldırıda polis Serhat Öztürk (Yozgat), Yusuf Kenan Mutlu (Malatya) ve Elvan Özbay (Kütahya) şehit oldu. 217 kişinin yaralandığı, 72 kişinin ilk tedavisinin ardından taburcu edildiği, 60 sivil ve 85 polisin tedavisinin sürdüğü belirtildi.

İntihar saldırısı

Malatya yönünden Elazığ’a gelen bomba yüklü kapalı kasa beyaz minibüs, Çaydaçıra Kavşağı’na ana yoldan saparak, 25 metre uzaklıktaki Emniyet Müdürlüğü bahçesine girmek istedi. Yayaların kullandığı kaldırım yolunda birkaç metre ilerleyen bomba yüklü araçtaki intihar eylemcisi, duvar seviyesi ile hemen hemen eşit olan bahçeye girip burada bombayı patlatmaya çalıştı, ancak aracın duvar ve korkuluklara çarpmasıyla birlikte bahçeye giremeden duvarın dış tarafında patlayıcı yüklü minibüsü infilak ettirdi.

10 metrelik çukur oluştu

Patlamanın olduğu yerde yaklaşık 5 metre derinliğinde ve 10 metre çapında bir çukur oluştu. Patlamanın şiddetiyle Emniyet Müdürlüğü’nün ön cephesi ve yaklaşık 1 kilometre uzaklığa kadar binalarda hasar oluştu. Patlamayla birlikte bahçedeki bazı araçlar yanarken, hem çevrede park halinde olan hem de Malatya yolunda seyir halindeki 100’den fazla araç hasar gördü. Binanın önünde toplanan vatandaşlar “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları attı.

Saldırıyla ilgisi olduğu düşünülen 4 kişinin ise arandığı öğrenildi. Saldırının ardından yaklaşık 100 Malatyaspor taraftarları kan yardımı ve destek amaçlı Elazığ’a hareket etti.

Ağabeyi de polisti

Elazığ Emniyet Müdürlüğü’ne bomba yüklü araçla düzenlenen intihar saldırsında şehit olan evli 2 çocuk babası polis Elvan Özbay’ın (46) acı haberi Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Gecek köyünü yasa boğdu. Baba Ahmet İrfan Özbay’a kara haberi Altıntaş Kaymakamı Mehmet Alparslan ile askeri yetkililer verdi. Şehidin eşi Neval Özbay ile oğulları 21 yaşındaki Emirhan, 16 yaşındaki Ahmethan’ın Gecek köyünde kaldıklarını belirtti. Şehidin kendisi gibi polis ağabeyi Necati Özbay’ın 10 yıl önce Eskişehir’de geçirdiği rahatsızlık sonucunda yaşamını yitirdiği öğrenildi.

Babasına bakıyordu

Elazığ İl Emniyet Müdürü’nün şoförü Yusuf Kenan Mutlu’nun (48) Malatya Yeşilyurt’taki evine acı haber gitti. Şehidin eşi Nahide Mutlu yıkılırken, şehidin 3 çocuğu olduğu belirtildi. Mahalle muhtarı Ali Yiğit, bir hafta önce Mutlu ile görüştüğünü belirterek, “Neşeliydi, neden hiç uğramıyorsun? ‘İşlerim yoğun Malatya’ya günü birlik gidip geliyorum babam Alzheimer hastası olduğundan uğrayamıyorum’ dedi” diye konuştu. Şehidin annesinin 1 yıl önce vefat ettiği öğrenildi.

HDP binasına yürüdüler

Saldırının ardından Türk bayraklarıyla HDP binasına yürüyen bir grup, binaya girerek pencereye Türk bayrağı astı ve “Bozkurt” işareti yaptı. Güvenlik güçleri önlem alırken, HDP’liler daha sonra Türk bayrağını kaldırdı.

[Haber görseli]

[Haber görseli]

İkisi de çocuktu

Van’da önceki gece saat 23.00’te Emniyet Müdürü Suat Ekici’nin makam olarak da kullandığı 2 Nisan Polis Merkezi ve polis evine 1 PKK’linin bombalı araçla düzenlediği saldırıda polis Hacı Ahmet Öztürk şehit oldu, çalıştıkları marketten çıkarak evlerine gitmekte olan Faruk Tam (13) ile Dilek İdrak (17) yaşamını yitirdi, 20’si polis 73 kişi yaralandı. Araç uzaktan kumanda ile infilak ettirilirken patlama kentin birçok noktasından duyuldu. Saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen PKK’li M.O. yakalandı. Saldırı sırasında makamında bulunan Suat Ekici’nin yara almadığı öğrenildi.

Teröre karşı birlik yürüyüşü

Saldırının ardından dün Hazreti Ömer Camii önünde toplanan yaklaşık 2 bin kişi teröre karşı birlik yürüyüşü yaptı. Van Ekonomi Konseyi, Van Barosu ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi de saldırıyı kınadı.

‘Beni kalbine gömün’Van’daki saldırıda şehit olan polis Hacı Ahmet Öztürk’ün (27) Adana Seyhan’daki evine ateş düştü. Öztürk’ün 30 Eylül’de evleneceği nişanlısı Sevilay Gündüz “Seni o mezara tek koymasınlar. Beni onun kalbine gömün‘ diye feryat etti. Şehidin yakınları ve arkadaşları da tabuta sarılarak ağıt yaktı.

Operasyondan dönüyorlardı

Bitlis’in Hizan ilçesi Gayda köyü yakınlarından PKK’liler tarafından daha önceden yola döşenen el yapımı patlayıcı dün saat 13.09 sıralarında operasyondan dönen askeri konvoyun geçişi sırasında infilak ettirildi. 5 asker şehit oldu, 4 asker de yaralandı. Yaralılar helikopterle Tatvan’a getirilerek tedavi altına alınırken, bölgede takviye birlikler sevk edilerek geniş çaplı operasyon başlatıldı. Hizan’ın Nazar bölgesinde önceki gece PKK’ye yönelik başlatılan geniş çaplı operasyonda çıkan çatışmada köy korucusu Müslüm Yaldız şehit olmuş, 1 asker de yaralanmıştı. Şehit olan 5 askeri taşıyan konvoyun da bu operasyondan döndüğü öğrenildi. Şehit sayısı korucuyla birlikte Bitlis’te 6’ya yaralı sayısı da 5’e yükseldi.

Duman altında

Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi girişinde bulunan polis kontrol noktasına dün sabah PKK’liler tarafından otomatik silah ve roketatarlarla saldırı düzenlendi. Güvenlik güçlerinin saldırıya karşılık vermesiyle çıkan çatışmada 2 polis yaralandı. Operasyon nedeniyle ilçenin giriş ve çıkışları da kapatıldı. Şemdinli girişindeki Altınsu köyü civarında çatışmalar meydana gelirken, silah ve patlama sesleri ilçe merkezinden de duyuldu. Bölgeye çok sayıda zırhlı araç ve askeri birlikler sevk edildi. Zırhlı araçların bölgeye gitmesi sırasında bir patlama oldu.

Şemdinli-Yüksekova Karayolunun 2. kilometresinde meydana gelen patlama sırasında zırhlı bir araç, oluşan çukura düştü.

GÜVENLİK 2 KATINA ÇIKTI DİYARBAKIR:Sur ilçesi tarihi On Gözlü Köprü yakınlarında 10 Ağustos’ta aynı aileden 2’si çocuk 3’ü kadın 5 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırıda ağır yaralanan 25 yaşındaki Veysel Eroğlu da yaşamını yitirdi. Saldırıda ölen sivillerin sayısı 6’ya yükseldi. Öte yandan önceki gece saat 22.00’den itibaren Diyarbakır’da güvenlik önlemleri arttırıldı. Bölgede arka arkaya yaşanan bombalı saldırılar nedeniyle güvenliğin 2 katına çıkarıldığı belirtildi.KÖYLÜ KAÇIRILDI

BİNGÖL: Adaklı Aysaklı köyüne önceki gece giden bir grup PKK’li köylülerden erzak istedi. Erzak vermeyi reddeden Nevzat Paçacı adlı köylü kaçırıldı.

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bölücü KÜRTÇÜLÜK, DIŞ POLİTİKA, PKK TERÖRÜ | Leave a comment

Necati Doğru ÜÇ’lemesi * İmza atarım! * İstiklali tam! Demokratlığı tam! Şeffaflığı tam! * Milli birlik faşizm getirmesin!

sozcu.com.tr
Necati Doğru
18.08.2016

Milli birlik faşizm getirmesin!

Birlik, beraberlik, tek vücut olma, kenetlenme duygusu yükseliyor. Çünkü uçurumdan döndük. Darbe gerçekleşseydi kardeş kardeşi vuracaktı. Ülkemiz parçalanacaktı. Darbe girişimi Türkiye’yi küresel güç ABD’nin planı doğrultusunda parçalayıp bölme gizli niyetini taşıyordu.

İç savaş çıkacaktı.
İç savaş hep yıkım:

ABD’nin sadece 25 milyon nüfuslu olduğu yıllarda patlayan iç savaşta 650 bin sivil öldü. İspanya’nın 15 milyon nüfuslu olduğu yıllarda patlayan iç savaşta da 600 bin sivil hayatını yitirdi.

Irak da iç savaşa itildi.
Katliama dönüştü.
1 milyon sivil öldü.
(UNHCR raporu)
Suriye de iç savaşa itildi.
Sonuç korkunç oldu.
470 bin sivil öldü.
(SCPR raporu)

Biz de iç boğazlaşmanın kıyısından döndük. Bu yüzden rüzgar “milli birlik- milli beraberlik” yönünden esiyor. Yenikapı’da 4 lider ve genelkurmay başkanı kucaklaştılar. Hacı Bektaş Veli’yi anma töreninde salona CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile AKP’li Bakan Nabi Avcı, birlikte kol kola girdiler. Cumhurbaşkanı, bir adli yıl açılışında Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu’na “Edepsiz…” diye köpürüp üzerine yürümüştü. Feyzioğlu o sırada başbakan olan Erdoğan’ı eleştiriyordu. Aynı  Feyzioğlu, önceki gün yanına 80 ilin baro başkanını aldı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gitti ve “zatı aliniz ülkemizin işgal girişiminin püskürtülmesinde liderlik görevi yaptınız…” diyerek el sıkıştı.

Bunlar güzel hareketler.
El ele…
Kol kola…
Vatan söz konusuysa…
Gerisi teferruat…

Ancak milli birlik, berberlik eğer “özgür yargıç, özgür savcı, özgür polis, özgür ordu,  özgür basın, özgür üniversite, özgür sivil toplum, özgür söz, özgür ifade, özgür yasama (Meclis), özgür yürütme (Bakanlar), özgür milletvekili (tek adama bakıp parmak kaldırıp indirmeyen vekil), özgür parti içi demokrasi, özgür Merkez Bankası, özgür din, özgür Diyanet, özgür denetim, tam şeffaflık, tam hesap verme…” ölçüleri esas alınarak gitmezse sonu faşizm olabilir.

Ülkemizi böleceklerdi!
Bizi vuruşturacaklardı.
Dağılmayalım.
Bir olalım.

Birliğin başında da ben olayım. Hoş geldin faşizm. Faşizm, halkı korkularından avlayarak büyük çoğunluğun desteğini almış ve milli iradenin temsilcisi diye kutsanmış tek adamın yönetimi üzerine kurulur. Faşizmde demokrasi kalkar tek adamın,  ağzından çıkan kanun kabul edilir. Sonunda faşizm toplumu, iç savaş gibi,  felakete, yıkıma götürür.

Bir olalım, dağılmayalım ama “demokrasi ortak aklında” (
ortak paydasında) buluşarak bir olalım.

Demokrasi nedir?
Birlik demek değildir.
Demokrasi senfonidir.
Çok sesliliktir.

Kanun hakimiyeti (yani hukukun üstünlüğü) içinde söz ve ifade özgürlüğünün alabildiğine gelişip en üst seviyeye çıkmasıdır. Şarkıcı kız Sıla, “Ben Yenikapı mitingine katılmayacağım çünkü bu Tayyip Erdoğan taraftarlarının şovudur… Darbeye kesinlikle karşıyım ama böyle bir şovun içinde olamam…” deyince kızı linç etmeye kalkmamaktır.

Çok büyük dikkat gerekir.
Milli Birlik, faşizm getirebilir.

Tarihte başımıza geldi. 1945′de  İkinci Dünya Savaşı sırasında; Türkiye’nin savaş dışında kalması doğru kararını yürütebilmek için içeride “milli birlik-beraberlik rüzgarı” estirildi. Bu rüzgarın itmesiyle TAN Gazetesi yakıldı, Yurt ve Dünya, Adımlar, Ant dergileri kapatıldı, dünya ölçüsünde Profesör Pertev Boratav’ın konferansı basıldı, Zincirli Hürriyet adlı bir dergiye karşı İzmir’de yürüyüş (nümayiş) düzenlendi, Ankara Üniversitesi Rektörü Kansu, istifa ettirildi, Berkes, Boran, Boratav, Başoğlu gibi öğretim üyeleri üniversiteden atıldı.

Bir olalım.
Beraber olalım.
Kardeş kardeşi vurmasın.
Seçimle gelen, seçimle gitsin.
Ama çok sesli olalım.
Özgür basın.
Özgür savcı.
Özgür hakim.
Özgür üniversite.
Özgür din, Diyanet.
Demokrasiye evet.

Demokrasi çok sesliliktir.
Çok sesli milli (tam bağımsız) duruşa varsanız, gösteriniz.

sozcu.com.tr
Necati Doğru
01.08.2016

İstiklali tam! Demokratlığı tam! Şeffaflığı tam!

Bu darbe ortamını hazırlayan kimdi? Kim birbiriyle vuruştu da ülkemiz bu kanlı noktaya geldi? F-16′ların İncirlik Askeri Üssü’nden yakıt takviyesi alıp Meclis’i bombalayacak, Cumhurbaşkanı’nı öldürecek ve halkın üzerine ateş edecek ortamın yaratılmasında en çok kimin payı, katkısı, sorumluluğu vardı?

Teşhisi sağlam koyalım.
Çatışanlar İslamcılardı.

Dini kullanarak iktidara gelenler, birbiriyle vuruştular. Takiyeci (gizleyen) İslamcı FETÖ, orduya, yargıya, polise, devlete gizli gizli sızmıştı. Onun arkasında ABD var mıydı? CIA ve FETÖ ikisi bir olup; İslamcı Tayyip’i iktidardan indirmek için darbeye giriştiler. Darbe sonrası Türkiye ne olacaktı? Suriye, Irak, Libya gibi mi olacaktı? NATO üyesi ülke Türkiye’nin Suriye, Irak, Libya gibi iç savaşla bölünüp parçalanmasından ABD’nin ne çıkarı vardı?

Biliyorduk.
Daha net anladık.

İslamcı Fethullah Gülen’i, iktidar treninden İslamcı Tayyip Erdoğan atmıştı. FETÖ, intikam ateşiyle iktidarı tek başına istiyordu. Peki, ABD, NATO üyesi Türkiye’den ne istiyordu ve alamıyordu? Ne istedi de vermedik? ABD, Ortadoğu’da küresel jandarmalığı sürsün diye Türkiye’den parçalanma mı istiyordu?

Bu soruları sorarak.
Cevaplarını bularak.
Belanın tümünü görebiliriz.

İkinci ihraç listesi de açıklandı. TSK’dan 1389 subay ve astsubay daha ihraç edildi. Çok sayıda vali gözaltına alındı. Hakimler de tutuklandı. Bunların daha önce “benim valim… benim hakimim… benim yaverim…” diye sırtları sıvazlanıyordu. 2 bin 700 hakim ve savcının ve TSK’ya sızmış FETÖ şüphelisi 5 binden fazla subayın da mallarına, mülklerine, banka hesaplarına tedbir kondu. Askeri okullar kapatıldı. Kuvvet Komutanları Milli Savunma Bakanlığı’na bağlandı. GATA ve Askeri Hastaneler de kontrole alındı.

Ordu temizleniyor.
FETÖ,  kazınıyor.

Tamam da bugüne kadar iktidar ve iktidar partisi ile vidalanmış; tarikatlar, şeyhler, onların müritleri, diğer cemaatler, dini hizmet yapacağız diye kurban derisi toplayıcıları, hac ile umre rantı yiyicileri, diyanetin parti il ve ilçe örgütü gibi çalıştırılması, devlet ihalesi sunulan şirketlere havuz medyası oluşturma emri verilerek oluşturulan yapı ne olacak? Bu temizlik içinde tarikatlar, cemaatler; onların vakıfları, işyerleri, yıllık 25 milyar dolara ulaştığı söylenen maddi kaynakları, devletten, belediyelerden, diyanetten hangi yollarla gelir transfer ettiklerini isim isim görecek miyiz? Haki cübbe giyip, darbe emri veren Fethullah bu yapıdan çıktı. FETÖ’yü elverişli bir maşa diye kullandığının çok net belirtileri olan CIA gücünü bu yapıdan aldı.  Fethullah’ın “altın nesli” bu yapıyla yetişti, güçlendi ve sonunda katil çıktı, darbe yapmaya kalktı. İktidarın “dindar neslinin” bu yapıyla gideceği yer belli…

İstiklali tam Türkiye:
Ne ABD’ye muhtaç.
Ne Rusya’ya el açar.
Ordusuna CIA sızmamış.
Demokratlığı tam Türkiye:
Yargısı bağımsız.
Yürütmesi bağımsız.
Yasaması bağımsız.
Basını havuzsuz.
Şeffaflığı tam Türkiye:
Siyaseti dine alet olmamış.
Tarikatlara esir düşmemiş.
Gücü tek adamda toplamamış.
Kayırma, kollama bitmiş.
Liyakat zincirlenmemiş.
Vicdanı hür.
Meclisi hür.
Mahkemesi hür.
Ordusu hür.
Savcısı, hakimi hür.
Basını hür.
Dini de hür bir Türkiye.

Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere iktidar partisi, halka “ders aldık, temizlik yapıyoruz” diyor. O zaman; “istiklali tam- demokratlığı tam- şeffaflığı tam Türkiye” görmek isteriz.

Tam bağımsız.
Demokratik Türkiye!


sozcu.com.tr
Necati Doğru
31.07.2016

İmza atarım!

AKP kurucusu, eski Meclis Başkanı ve şimdi AKP milletvekili olan Cemil Çiçek’i çok eleştirdiğim oldu. Hakkında acıtıcı yazılar yazdım. Belgeleri olan yazılardı. Meclis Başkanı iken bu yazılardan biri için beni arayıp, “dava açarım” dediği de oldu. Bütün bunlara rağmen Cemil Çiçek’in dün Saygı Öztürk’e söylediklerinin altına imza atarım. Cemil Çiçek, FETÖ kalkışması sonrası yaşananları analiz etti ve bugünkü Meclis Başkanı’na, Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a izlenmesi gereken yolu söyledi.

Önce şu arşive bakın:

Şimdi de Cemil Çiçek’in söylediklerine kulağınızı açın.Şunları söyledi:
“Benim gördüğüm şey şudur. Eğer biz işleyen bir demokrasi, işleyen bir devlet, mutlu ve müreffeh (zengin) bir toplum meydana getireceksek 3 şeyin şeffaflaşması ve de kayıt altına alınması gerekiyor. Ülkemizde 3 alanda kayıt dışılık var.

1- Bunlardan bir tanesi ekonomidedir. Siyasetin de çok önemli bir kısmı kayıt dışıdır.  Yeri geldiğinde demokrasinin ilerlemesi için değil başka türlü baskı yapan bir kısım yapılar var Türkiye’de. Bu yapılar kayıt dışı siyaset dediğimiz hususlardır.

2- Üzerinde hiç durmadığımız sosyolojik gruplar da kayıt dışı siyasettir. Bunların önemli kısmı kayıt dışı dini unsurlardır. Dinden kazanıp dünyaya yatıran (dini kullanıp zenginleşen) kesim var. Bunlar partilerde de aktif olurlar. İşte bunlardan din adına ortaya çıkıp nelerle uğraştıklarını ve nasıl bir kanlı gece yaşattıklarını açıkça gördük. FETÖ dedikleri; kanlı vahşeti yaşatanların yıllık harcaması 25 milyar dolardır.

3- Kayıt dışı siyaset ve kayıt dışı din dediğimiz unsurların iktidarlarla bağlantısı (vidalanması) metres ilişkisidir. Yani kim pırlantayı fazla takarsa onunla yatar onunla kalkarlar. Bugün bu partiyi desteklerler, yarın başka partiyi eteklerler. Dolayısıyla bu ilişkilerin de yerli yerine oturması zamanı geldi. Bu boyuta geleceği öngörülmedi, tedbir zamanında alınmadı.

Meydan oradaysa.
İşte arşın burada.

FETÖ kanlı kalkışmasından “yüksek demokrasi dersi” çıkaracak adımları atma niyeti varsa  ve Cumhurbaşkanı’nın;  “Geldiğimiz noktada, “eskiden şunu dedik, bunu söyledik” demenin anlamı ve gereği yoktur. Bundan sonra önümüze bakma zamanıdır” sözleri samimiyse işte meydan.

İşte öneri.
İktidarlarla metres ilişkisine giren kayıt dışı din (tarikatlar-cemaatler- şeyhler- müritler- kurban derisi-himmet parası- hac ile umre rantı toplayıcısı- devlet ihale alıcısı-havuz medyası) yapılarını şeffaflaştırın da görelim. Devletten, ordudan, yargıdan, polisten FETÖ temizlenirken aynı anda İslam inancını Türkiye’de esir etmiş kayıt dışı dini yapılar da sökülüp atılsın. Cemil Çiçek’ e günaydın demiyorum. Yüzde bin haklısın diyorum.

Posted in NECATİ DOĞRU YAZILARI, Politika ve Gundem | Leave a comment

Erdoğan kendine muhafız alayı kuruyor * SADAT, Saray’a danışman olunca… * İrtica nedeniyle ordudan atılmış bir generali kendisine başdanışman yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 temmuzdan sonra değiştiğini düşünenlerin yanıldığı da ortaya çıkı ! Cumhurbaşkanı Erdoğan şimdi de sivil militar İslamist ,silahlı illegal bir yapılanmayı devletin içine aldı ! Acaba ileride yine “beni kandırdılar” der mi ?

Çiğdem Toker
18.08.2016
==========
Bağlantılı yazılar ;

Erdoğan kendine muhafız alayı kuruyor

“MİT ve devletle organik bağlantımız yok.” Sadat A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminden üç gün önce, RS FM’de Yavuz Oğhan’a böyle demişti. Faaliyetleri arasında gayri nizamı harp kursu bulunan Sadat’ı kurma gerekçelerini, İslam coğrafyasındaki sorunlara çözüm bulma misyonu diye açıklayan Tanrıverdi, artık Saray’da. Diğer bir anlatımla Tanrıverdi, devletle organik bağı bulunmadığını açıklamasından kısa süre sonra yaşanan darbe girişiminin ardından, devletin bir numaralı koltuğunda oturan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı oldu.

Sadat’ın, dört yıl önce kurulmasına karşın, yaz döneminde yeniden yoğun tartışılmasına, Sabahat Tuncel’in Lice’de köylülerin yakılma girişimi iddiasını “Sadat diye bir örgütten bahsediyorlar” sözüyle taşıması yol açmıştı.

O dönem şirketin web sitesinde duyurduğu “hizmetleri”, mevzuat içindeki hukuksal konumu, bu yapıda bir “paramiliter kadrolar eğitip yetiştiren şirketin” mevzuata uygun olup olmadığı ve 2012’den bu yana TBMM’de CHP’li milletvekillerinin cevapsız kalan soru önergeleri ve üç ayrı yazıda hatırlattık.

Temmuzun ilk haftasında TBMM’ye yine kapsamlı bir soru önergesi veren isimlerden Mersin milletvekili Fikri Sağlar’a, önergesine yanıt alıp almadığını sorduk. Hayır almamıştı. Yani Meclis ve bakanlıklar üzerinden bir cevap gelmemişti. Ancak ilginç bir biçimde yanıtlar Sadat’tan ve web üzerinde geldi. Sağlar’a bu yanıtları nasıl değerlendirdiğini sorduğumuzda “Cevaplarda bir şey yok. Hiçbir şey yapmadıklarını, yasalar olsa daha iyi yol olacaklarını, eğitim vermediklerini söylüyorlar” diyerek başka bir değerlendirme yaptı. Sadat’ın iddialara konu hiçbir “hizmeti” yapmadığı halde neden başdanışmanlık görevini atandığının önemli bir soru olduğunu vurgulayan Sağlar’ın yorumları şöyle:

Evren de kurdu, Özal da “Kenan Evren, MİT personeli olan damadı Erkan Gürvit vasıtasıyla, Köşk’te özel bir güç oluşturmuştu. O zamanlar pek çok bilgiler ortaya döküldü. Ardından Özal cumhurbaşkanı olduğunda bu yapıya bakarak kendince başka bir yapı kurmak istedi.

Kutlu Savaş’ın içeriği hiç bilinmeyen istahbarat raporu vardır. Necdet Üruğ’la ilgili MİT raporu sonrasında, “Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde nasıl bir istihbarat teşkilatı olmalıdır” yönünde bir rapordur bu.

Sağlar o dönem ANAP çevrelerinde “Abdullah Çatlı’nın İsviçre’de cezaevinden kaçırılışı, bu rapor çerçevesinde yeniden oluşturulmaya çalışılan güçle ilgilidir” denildiğini aktardı.

Dünyada benzer örneğin Kongo’da olduğunu belirten Sağlar, oradaki Cumhurbaşkanı’nın da kendi askeri yerine, bir İsrail firmasından özel askeri hizmet alarak yeni bir kuvvet oluşturduğunu ifade ediyor.

Sağlar; Tanrıverdi’nin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı olarak atanmasının 15 Temmuz kanlı darbe girişimi ardından Muhafız Alayı’nın lağvedilme kararından bağımsız düşünülemeyeceği görüşünde.

Erdoğan’ın, Tanrıverdi vasıtasıyla kendisine yeni bir “muhafız birliği” oluşturabileceğini belirten Sağlar, şöyle dedi:

“Danışmanlık derken TSK içinde dünya bilgisi ve deneyimi çok zengin olan, çok çok iyi eğitim almış subaylar varken, İslam ülkelerine gayri nizamı harp eğitimi vermeyi misyon edinmiş Tanrıverdi’nin danışman olması dikkat çekici. Ne getirip ne götüreceğini zaman içinde daha iyi göreceğiz. Ama Külliye içinde yeni bir oluşum ihtimali dikkate izlenmesi gereken bir gelişmedir.”

Fikri Sağlar “Muhafız Alayı”ndaki FETO’cu yapılanmanın “Herhalde Ahmet Necdet Sezer döneminde gerçekleşmediğini”, bu istenmeyen yapının Abdullah Gül döneminde oluşmasının muhtemel olduğunu da söyleyerek “Gül, bu yapıyı istedi mi istemedi mi bilmiyoruz. Ama silahı elinde tutan güçler bir daha darbeye kalkışmasın diye kendi arzunuza göre işler yaparsanız, biliniz ki bu başkalarının işine yarar” diye konuştu.

(Cumhuriyet SADAT’ın faaliyetlerini 12 Temmuz’daki manşetinde duyurmuştu.)

Çıray : kendisi ne bağlı güç ar zusu

Sadat hakkında geçen ay soru önergesi veren diğer CHP milletvekili Aytun Çıray da Tanrıverdi’nin atanmasını şöyle değerlendirdi:

“Birkaç ihtimal olabilir. Benzer bir olasılığa karşı Türkiye içinde doğrudan kendisine bağlı bir güçle müdahale etme arzusu. İkincisi Suriye’ye karşı kullanmayı düşünüyor olabilir. Ama böyle durumlarda devletler meşru kuvvetleriyle müdahale eder. Ve son olarak; eğer ordunun yeniden yapılanmasında bu ekibe danışacaksa, belli bir süre sonra bugün yaşadığımızdan daha büyük bir felaket yaşayacağız demektir.”

Aydın Engin
18.08.2016
==========

SADAT, Saray’a danışman olunca…

Bu da oldu.
“Profesyonel ordu kurulacak, yeniden yapılanma” falan filan edebiyatı derken serbest piyasa ekonomisi siyasal alana da kol atıyor; özel teşebbüs ülkenin en yakıcı siyasal sorununa “kiralık asker” timleri ile çözüm getirmeye hazırlanıyor.

Darbe yapmaya kalkışıp boş havuza atlayan Cemaat’in defteri dürüldükten sonra sıra Kürt sorununun militarist yöntemlerle çözümüne geldi. SADAT şirketinin uzmanlarınca “kontrgerilla” olarak eğitilip birer ölüm makinesine dönüşmüş “kiralık askerler” Kürt sorununu çözecekler.

Bugünkü Cumhuriyet’in manşet haberini lütfen dikkatle okuyun; gelecek günlerde olup biteni daha iyi kavramak için bence gazeteyi saklayın; elinizin altında bulunsun.
SADAT kurucusu (Sahibidesem daha mı doğru olurdu acep) eski özel harpçi, şimdi emekli general Adnan Tanrıverdi kendi tayfasına yazdığı “Genelkurmay’ı ziyaret notları” belki kimilerince küçümsenebilir; “Yav adamın bazı uçuk projeleri varmış. Yok savunma sanayii hizmet sektörünün oluşmasını sağlayacak yasa teklifi, yok Suudi Arabistan’ın önerdiği İslam ordusunun içeriğinin doldurulması gibi kişisel görüşlerini nasılsa kopardığı bir randevuda Genelkurmay Başkanı adına kendisini kabul eden Genelkurmay Plan ve Prensipler Başkanı Korgeneral Salih Ulusoy’la görüşmüş. Ne var bunda” diyenler çıkabilir; Güneydoğu’da adı anılınca bile insanların sapsarı kesildiği General’in kimilerine uçuk kaçık gelebilecek fikirleri önemsenmeyebilir.

İyi de bu adam şu anda  Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanlığına atandı.
Cumhurbaşkanı böyle bir şirket kurmuş, böyle talepleri, önerileri olan bir eski askere ne danışır dersiniz?  Anayasasında laik cumhuriyet yazan bir ülkede içi doldurulacak bir “İslam ordusu” terimi ne anlama gelir dersiniz?

“Savunma sanayii hizmet sektörü” oluşması için bir yasa çıkarılması önerisi için “Herhalde orduevlerindeki lokantalara pirinç, margarin, sıvı yağ, patlıcan, biber sağlanması gibi bir hizmetten söz ediliyordur” diyen bir şapşal çıkar mı dersiniz?

***

Şimdi dönün bu yazının ilk paragrafına.
Darbe girişimleri olabilir, püskürtülür. Hayat devam eder. Ekonomi iner çıkar; batar batmaz, hayat ister istemez devam eder. Siyaset gerilir, gevşer; yine gerilir, yine gevşer ama hayat devam eder. Ancak bu ülkenin yaklaşık 20 milyon yurttaşını dolaysız etkileyen; 1984’ten bu yana ülkeyi kan göllerine çeviren ve o yıl başlangıç alınırsa 32 yıldır askeri yöntemlerle çözülemeyen Kürt sorunu sürdükçe bu ülkenin demokrasisi de, ekonomisi de, siyaseti de, huzuru da çözümsüzlük batağında debelenir.

Cumhuriyet’in bugün belgesini de sunduğu SADAT projesini ve SADAT patronunun Saray başdanışmanlığına atanmasını gelin bir de bu gözle okuyun bakalım. Hele hele özel harpçi generalin notlarındaki “Ziyaret 11:00-13:15 saatleri arasında çok samimi ve sıcak bir ortam içinde geçti” ve “20 yıl sonra girdiğimiz Genelkurmay Karargâhı’ndan içimiz rahat olarak ayrılınmıştır. İrtibatımız devam edecektir” cümlelerinin altını kalın çizmeyi de sakın ihmal etmeyin…

Posted in EMPERYALİZM, FAŞİZM, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, TSK, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Comments Off

EMPERYALİZM * BOP * Membiç her şeyi berbat edebilir!

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu@gmail.com
14 Ağustos 2016

Membiç her şeyi berbat edebilir!

Suriye’de gelinen son durumu kısaca özetlemek, bundan sonra neler olabileceği hakkında, bize daha sağlıklı düşünme olanağı verir.

Önce Halep’ten başlayalım.

2011’de, Suriye’de olayların başlamasıyla birlikte, Amerika, İngiltere, Türkiye, Suudi Arabistan’ın desteklediği muhalif silahlı güçler, Halep’i kuşattılar. Üç milyon mülteci ülkemize geldi.

Aynı tarihlerde, ABD’nin Irak’tan Suriye’ye gönderdiği, El Kaide, ya da IŞİD Rakka’ya yerleşti.Halep’e saldıran terör unsurları, lojistik desteğini Membiç üzerinden alıyorlardı.

Membiç IŞİD tarafından ele geçirildikten sonra, destek Türkiye sınırının başka kesimlerinden ve Ürdün üzerinde sağlandı.Böylece, Suriye içinde kuvvetler şöyle konumlanmıştı.

1-  Suriye’de toprakların %85’ni kontrol eden Suriye devleti,

2-  En büyük çatışmaların sürdüğü Halep’ti, Halep’i kuşatma altında tutan ve daha çok Suudi Arabistan ve Türkiye’nin desteğini alan silahlı muhalif örgütler.

3-  Diğer bir çatışma bölgesi ise gene kuzey Suriye’de Ayn El Arap (Kobani) ve Afrin Kürt bölgeleri oldu. Bunlar sözde IŞİD’e karşı savaşan Amerikan kuvvetleriydi. Halen de öyle.

Türkiye ve Amerika’nın birbirlerine karşı açmazlarıysa; Amerika ve Türkiye, Suriye’de, Suriye devletini yıkmak için birlik olurken, öte yandan, Türkiye’yi bölmenin bir aşaması olan Kürt koridorunun, ABD tarafından planlanmış ve yürürlüğe konmuş olmasıydı.

Özetle, Türkiye ve ABD Halep’te olup bitenlerde, birlikte hareket ediyor, Suriye’nin kuzeyinde ise silahlı bir şekilde karşı karşıya gelmişlerdi. Halen de durum budur.Halep’te, Suriye devletine karşı savaşan Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde kurulacak bir Kürt koridoru sebebiyle, Suriye ile ittifak kurma mecburiyetindeydi.

Yani Suriye devletinin toprak bütünlüğü Türkiye’nin toprak bütünlüğü demek oluyordu. Onun için biz, hep, Suriye’nin bölünmesi, Türkiye’nin bölünmesi demek diye savunu yaptık.

Rusya Suriye devletinin toprak bütünlüğünü sağlamak üzere, Suriye’ye askeri gücü ile girince, başlangıçta yapılan tüm hesaplar berhava oldu.

ABD bölgede, Rusya ile bir çatışmayı göze alamadığı için, kirli, örtülü savaşı sürdürmenin dışında seçeneği kalmadı. Kendi kurduğu IŞİD ile hesaplaşıyorum diye bölgede varlığını sürdürmeyi ve Kürt devleti kurmayı esas aldı.

Amerika bölgede Kürdistan kurmaya o kadar ısrarlıydı ki, Türkiye’de, yönetim değişmezse bunu gerçekleştiremeyeceği kanaatine vardı.ABD bir taraftan kuzey Suriye’de, PKK’ya desteğini artırırken, öte yandan, ülkemizde darbeyi örgütlemeye hız verdi.Darbedeki aceleciliğin temel nedeni buydu.

Taraflar artık çok netleşmişti. Türkiye iki sebepten birden ABD ile karşı karşıya gelmiştir. Hem darbe, hem de ABD’nin Suriye’de, kurmak istediği koridor.

Feto meselesi bir iç meseleden ziyade, Amerika ile sürdürülen dolaylı savaşın, bir başka parçasıydı.Rusya ile güvenlik ve işbirliği görüşmeleri işte bu temel üzerinde oluştu. Yani Amerika’nın Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine doğrudan saldırdığı bir dönemde…

İran haber ajanslarının geçtiği bir habere göre, Türkiye, Suriye’de terör guruplarına verdiği desteği, Rusya ile yapılan görüşmeler sonrasında geri çekti.

Rusya’nın Türkiye’den istediği temel husus da, zaten buydu. Sınırları geçişe kapatmak.Şimdi bu süreci yaşamaya başladık.Binali Yıldırım’ın söylemleri dikkatlice okunursa, bu gelişmeleri işaret ediyor.

Suriye’deki son durum; CIA’nın operasyon güçleri ve Suriye Demokratik Güçleri adı altındaki PKK/PYD terör guruplarının eline geçti. Yani ABD’nin kontrolüne geçti.

Kürt olmayan bir Kürt koridorunun kurulması bölge ülkeleri için bir tehdittir. Bölge ülkeleri bu koridora kaşı olacaklardır.İran, Suriye, Rusya ve Türkiye bu işi birlikte yapabilir.

Çıkarların Suriye ile örtüştüğü bir dönemde, Esad gitsin demek, ben ABD ile beraberim demek anlamına gelir.ABD’nin, Membiç’te kazanmış olması; gidilen bu yol üzerindeki en önemli engeldir.

ABD’nin bu kazancını tersine çevirmenin tek yolu İncirlik Üssünü ABD’ye derhal kapatmaktır.

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, BÜLENT ESİNOĞLU YAZILARI, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ | Leave a comment

KISSADAN HİSSELER * Bu Tuzağa Türkiye Nasıl Düşmüştü!

Bu Tuzağa Türkiye Nasıl Düşmüştü!

Komplo teorileri ile dolu bir hayatta gerçeği kim bilebilirdi? Bunu, yaşını başını almış, olayları yasamış bilge kişilere sormak gerek diye düşündüm ve yola koyuldum. Cok uzağa gitmeden, gelişi güzel yapılmış bir taş duvara bitkin gözüken gövdesini yaslamış ak sakallı birisini bulmuştum.

Selam verip yanına oturdum. Hal ve hatır sorduktan sonra konuya girdim. O da sanki bildiklerini ve yaşadıklarını anlatmaya dünden hazır gibiydi.

“Bizim dünyalar güzeli bir gelinimiz vardı..” diye söze başladı yaşlı amca “kendisi kadar güzel bir de adı vardı, Türkiye.” derken gözlerinde biriken damlaları yanaklarına doğru bırakıverdi..

Oğlumuz Mehmet ile daha yeni evlenmişlerdi. Düğün gecesinde bir baskın olacağından korkuyorduk. Beşik kertmesi olmalarından öte birbirinden ayrılmaz iki sevgiliydi bunlar. Fakat Türkiye’yi kimler istememişti ki? Komşu köylerden tutun da, deniz ötesi diyarlardan bile isteyenler olmuş, Mehmet’e  yar etmeyiz diye yeminler edilmiş, tehditler savrulmuştu..

Onun için, o gece biz ilk silah sesini duyduğumuzda, korktuğumuzun başımıza geldiğini anlamış hemen  Türkiye’nin etrafını sarmış, eş dost nerdeyse bütün köylü Türkiye’mizi koruma altına almıştık. Gözümüzü onun üstünden bir an bile ayırmıyorduk.  

Köyün çıkışları ve girişleri kapatılmış, kuş uçurtulmuyordu.Velakin, bu karmaşada Mehmet unutulmuş, onun kaçırıldığı fark edilmemişti.

Nice sonra aklımıza geldi, geldi ama cok geç geldi. Mehmet’i  bulamadık. Olaylar yatıştığında anladık ki, onlar asıl Mehmet için gelmişlerdi..

Türkiye, Mehmetsiz ne edecekti ki?

Çok gecmeden herkes kendi işine-gücüne geri dönmüştü.. Türkiye, bir süre bekledi.. bekledi ama ne gelen, ne de giden vardı.. sonunda, gönlü param parça, boynu bükük geri anaevine döndü. Onu daha önce isteyenlerden birine, bedevilere vardığını duyduk.

Türkiye’nin nikahından kısa bir süre sonra Mehmet çıkageldi.  Fakat bu Mehmet, o Mehmet değildi..  Neler olduğunu tutsak haldeyken duymuş, görmüş ve çaresizliğinden kahrolmuştu..  Türkiye’nin hile ve yalanlarla kandırılıp yaban ellere verildiğini de biliyordu.

Yaşlı amca sustu.. göz yaşlarından ıslanmıs sakallarını kirli mendili ile kurutmaya çalışıyordu..

- Sonra ne oldu diye sordum..Uzun uzun bana baktı ve
- “Sonra.. ” gözlerini arkasını dayadığı derme çatma gecekonduya çevirip.. “bu oldu” dedi..
- Nasıl yani dedim.. Bu oldu ne demek?
- “Biz o yıllarda yaşıyor olduğumuz şu uzakta gördüğün görkemli konaktan ve etrafındaki araziden çıkartılıp buraya, bu çorak toprak üstündeki bu kulübeye muhtaç edildik evlat..  Bu cevap sana yetmez mi?”

Şaşırmıştım.. hep kulaktan kulağa işittiğimiz komplo teorileri geçti aklımdan.
- Nasıl yani, kendi topraklarınızdan çıkartılıp buraya mı sürüldünüz?
Sustu. Cevap vermedi. Ona inanmadığımı düşünüyordu.
- Nasil çıkartıldınız ki? diye sorduğumda, göz bebeklerinde soluk bir umut ışıltısının parladığını gördüm.
- “Direnemedik..  önce Mehmetin itibari ve sonra onun kendine olan özgüveni kayboldukça, kimseye, hatta kendi komşularımıza bile direnemez olduk. Kendi özvarlıklarımıza sahip çıkamadık.. Kötü bir tuzağa düşmüştük, öyle bir Tuzakdı ki, tuzak olduğunu bile bilememiştik..

Hala kendime sormadan edemiyorum evlat .. Ne avcının, ne de avın belli olmadığı bu tuzağa Türkiye nasıl düşmüştü?”

Sefer Özdemir
Bos’ 27.7.16
www.turkbirdev.info

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN *** Bize ne kadar toprak lazım

Bize ne kadar toprak lazım

Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir köy ağasının karşılıksız toprak verdiğini duyunca, toprak istemek için yola koyulur köy ağasının huzuruna çıkar dileğini söyler. Ağa verdiği toprağın işlenmesi şartıyla Pahom’a şöyle der ;

“Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir gücü kesilir.
Ağa yüksek bir tepede beklemektedir. Pahom ise güneşin batışına yetişemediğini düşünür.Daha çok toprak hırsı Pahom’u yenmiştir. Ağa tepeden seslenir ;

“Oraya tepenin gölgesi düşüyor ,Henüz burada güneş batmadı acele et topraklar senin olsun”
 
Pahom son gücüyle tepeye tırmanmaya çalışırken ağzından burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, yere yığılır ve bir daha kalkamaz…Pahom ölmüştür.

Ağanın çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Hırs aklın ve gereksinimlerin önüne geçmiştir . Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler.

Ağa, Pahom’un mezarının başında durur şöyle der:

“Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

KISSADAN HİSSE

Sürekli biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…

Bazen insan ömründen daha çok borç biriktirir. Bazen de elinde olan ama fark etmediği nimetleri hoyratça harcar durur.Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…

Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…

Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın; zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz.Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, iman dolu bir yüreğin zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?

Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar fakiriz hepimiz.

Aldığı maaşı yetiremeyenlere, modayı takip edemeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekanı dar bulanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, az bir toprağa İhtiyaç var….

Türker Baykal’a teşekkürlerimle

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

ÖZLÜ SÖZLER * DİN

Posted in DİN-İNANÇ, FELSEFE ve GÜZEL DEYİŞLER | Leave a comment

EMPERYALİZM * FETÖ – PKK – IŞİD… CIA’nın terör tripodu nasıl kuruldu

odatv.com
16.08.2016

FETÖ – PKK – IŞİD… CIA’nın terör tripodu nasıl kuruldu

Deli meli ama adam koskoca ABD Başkan adayı…

“IŞİD’i” dedi, “Obama kurdu”

Libya’yı Hillary vurdu.

Suriye’yi ABD-İsrail-Suudi koalisyonu bozdu.

PKK ve FETÖ daha eski.

ABD’nin “oğlanları” kurdu.

Aşağı yukarı 1952′den itibaren ilmek ilmek işlendiler. NATO’nun gizli hükümetleri “gerici” ve “bölücü”yü Osmanlı dönemindeki İngiliz birikiminden miras devraldı.

1963 model MİT Fetullah’ı işe aldı. Korg. Fuat Doğu’ya o zaman sorsalar ondan Atatürkçüsü yoktu herhalde. Ama CIA istedi diye dincileri solcuların üzerine sürmekte beis görmedi.

PKK ise özellikle 1980 darbesinin ürünü. Dışta BOP’a hazırlık, içte CHP’nin doğudan silinmesiydi hedef. Kürt devletinin yapı taşları 12 Eylül’ün “Atatürkçü” görünümlü faşist generalleri tarafından döşendi. PKK Diyarbakır cezaevinde kuruldu asıl!

15 Temmuz FETÖ cunta girişimi de aynı soydan geliyor.

TSK’nın içeriden nasıl çökertildiğinin şovuydu. FETÖ’cüler iktidarı ele geçirmek istiyordu ama sahipleri darbe ile yönetimi devirmekten çok TSK’yı çökertmeyi ve nihai olarak tarihten silinen bir Atatürk Türkiyesi ile birlikte “Büyük Kürdistan”ı hedefliyordu. Ondan geri kalanında ise Suudi Katar misali uydu bir ortaçağ ülkesi istiyorlardı.

Bunu yapamadılar ama TSK’yı büyük bir zaafiyete uğrattılar.

14-15 Temmuz’da sessizliğe bürünen PKK, başarısız darbe girişimi sonrası tüm kötülüğüyle saldırıya geçti. Sınırlardan kolayca girmeye ve içeride de hareket serbestisi kazanmaya başladılar.

15 TEMMUZ SONRASI KUDURDU

5 yaşındaki küçük adaşım Hüseyin’in cansız bedeni PKK ve onun sahibi CIA’nın mutluluğu oldu! Cemil Bayık denen hain ne dedi bir hafta önce hatırlayın: Metropolleri de hedef alacağız dedi.

ABD’nin Suriye’deki piyadesi PKK-PYD terör örgütü, adeta başarısız darbenin intikamını alırcasına saldırıya geçti. Rusya, Suriye ve İran ile yakınlaşmanın faturasını kesmeye başladı. Zaten yakalanan FETÖ hainlerinin ifadelerinde de G. Doğu’da FETÖ-PKK ilişkilerinin ipuçları çıkmaya başladı. Daha yedekte bunlardan da acımasız IŞİD var.

15 Temmuz sayesinde ABD – PKK Menbiç’i sorunsuz ele geçirdi.

Kürt koridoru projesi ilerliyor. Ancak Türkiye’nin Rusya, Suriye ve İran ile sağlam bir ittifak kurması ve buna Bağdat’ı da katması bu oyunu bozar.

İşte batı emperyalizmi bunun için Türkiye’yi terör kıskacına alıp yıldırmaya çalışıyor.

Asker, polis, savcı, istihbarat yani kısaca güvenlik aygıtımızın son 64 yıldır girilen o çıkmaz sokaktan bir an önce kurtulması ve Mustafa Kemal’in o sarsılmaz iradesine sahip çıkması lazım ve şart.

Özellikle de istihbarat denilen iş ithalatla olmaz, tamamen yerli ve gizli olmalıdır. Kozmik oda denen NATO bilgileri varsın Pentagon’a sakız olsun, ki zaten oldu, tüm her şeye bir anlamda sıfırdan başlayıp, bağımlılık değil fakat işbirliğiyle bölgeden düşmanın kovulması için ne gerekiyorsa yapılmalı. Ancak bunun için Soros kurumları, Amerikan oğlanlarının değil, bu milletin öz evlatlarının Ömer Halisdemir gibilerinin fikirlerine başvurulmalı.

Hilmi Özkök, Necdet Özel ve diğerleri de tarih önünde çıkıp hesap vermelidir. Dincilik ve bölücülüğün de devlet mekanizmasından acilen çıkarılması ve tek ölçünün başarı ve liyakat olmadı kesin şart.

Aksi halde dağılır, parçalanır gideriz, kimse bizim gözümüzün yaşına da bakmaz.

Tıpkı 5 yaşındaki Hüseyinciğin parçalanmış bedenini umursamadıkları gibi…

Hüseyin Vodinalı
Odatv.com

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, FAŞİZM, Fetullah Gülen, ORTADOĞU ÜLKELERİ, PKK TERÖRÜ, RADİKAL İSLAM | Leave a comment

ADD 110 YURTSEVER MİLLETVEKİLİ ARIYOR

Posted in DUYURULAR, TSK | Leave a comment

MEDYADA DURUM VAZİYETİ 17.08.2016 Aydınlık * İRTİCACI GENERAL BAŞDANIŞMAN

Posted in FAŞİZM, İrtica, Politika ve Gundem | Leave a comment