CIA TÜM CİHAZLARLA BİZİ DİNLİYOR * MİKROFON, KAMERA, AKILLI TELEFON VE TELEVİZYONLARIN KONTROLU CIA’da

Naci Kaptan / 27.02.2020


Gelişen bilişim teknoloji ile artık hiç birimizin ve hatta Devletlerin yazışma ve konuşma iletişim bilgileri güven altında değil. “BÜYÜK ABİ BİZİ DİNLİYOR” deyişi artık yadsınamaz bir gerçek.

Bazı bilişim firmaları CIA ile gönüllü ortaklık yaparken bazı firmaların da bu ortaklığı gizli kapaklı yaptıkları ve bilişim ürünlerine arka kapıdan ulaşılabilecek AÇIKLARI bilerek bıraktıkları düşünülüyor. CIA ve benzeri istihbarat kurumları bu açıklardan girerek tüm görüşme, konuşma ve yazışmaları izleyebiliyor. Hatta bizler akıllı televizyonları arkamıza yaslanmış izlerken “Büyük göz” de televizyondan bizleri izleyebiliyor. Samsung firması bu nedenle   televizyonlarındaki açıkları kapatmak üzere çalışmalar yapmış.

Akıllı telefonlar hayatımızı kolaylaştırırken yaptığımız her konuşmalarla, paylaştığımız resimlerle, konum bilgilerimizle, attığımız her bir adım ile hepimiz izleniyor, dinleniyoruz. Digital ayak izlerimiz ileride kullanılmak üzere kayıt altına alınarak arşivleniyor. 

Facebook, instigram, twitter v.b sosyal medya ağlarındaki paylaşımlarımız ve kişisel bilgilerle resimlerimiz istihbarat kurumları ve kötü niyetliler için bulunmaz bir hazine.

Mesela Geofeedia Sosyal medyayı kullananların yayınlarını coğrafi konumlarla ilişkilendiren bir sosyal medya istihbarat platformudur. Geofeedia  sosyal medya kullanıcıların coğrafi konumlarını emniyet güçleriyle paylaşır. Özetle sosyal medya paylaşımcıları Devletin de denetimi altındadır.

Geofeedia’nın ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın bir yatırım operasyonu olan In-Q-Tel’den açıklanmayan bir miktar para aldığı ve büyük müşteriler arasında Los Angeles County Şerif Departmanının olduğu yazıldı.

Facebook, Twitter ve Instagram, polis tarafından kullanılmakta olan bir nevi sosyal medya gözetleme platformu Geofeedia ile kullanıcı verisi paylaşmakla suçlandı. ABD’de faaliyet gösteren Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin (ACLU) yaptığı araştırmaya göre, Şikago merkezli Geofeedia, geliştirdiği gözetleme programı ile Facebook, Twitter ve Instagram kullanıcılarının konumlarını ve diğer kişisel bilgilerini emniyet güçleri ve güvenlik ajansları ile paylaşıyor.

ABD başkanı Obama basın karşısına çıkarak, “Evet, yabancı ülke vatandaşlarını teknoloji şirketlerinin ürünleri üzerinden dinliyoruz ve bu bizim güvenliğimiz için çok önemli bir istihbarat çalışması. Bunu kesmeyeceğiz ve yapmaya devam edeceğiz,” diye açıklama yapıyor.

Gelelim bu konudaki bilgilere

Naci Kaptan


Teknoloji firmaları CIA ile işbirliği mi yaptı?

CIA’in, dünyanın en önemli teknoloji firmalarının ürün ve hizmetlerini hack’leyerek, bu firmaların müşterilerini dinlediğini iddia eden WikiLeaks belgeleri tüm dünyada yankı uyandırdı.

Microsoft, Google, Apple, Samsung, Oracle gibi dev firmaların neredeyse tüm müşterilerinin cihazlarına ve hatta evlerine gizlice erişebilen CIA’in, bu sayede ortam dinlemesi yapabildiği, gizli yazışmaları okuyabildiği ortaya çıkmıştı.

Sızdırılan raporlarda adı geçen firmalar ise konuya büyük tepki gösterdiler. Daha önce Edward Snowden’in ortaya çıkardığı Prism skandalı sırasında CIA ile gönüllü olarak işbirliği yaptıkları ortaya çıkan ve kullanıcı güveni konusunda büyük yara alan firmaların ismi bu kez yeniden CIA ile anılınca, kamuoyunda da büyük şüphe oluştu.

Raporda adı geçen firmalardan Apple daha ilk anda, ilgili WikiLeaks belgelerinde bahsi geçen açıkları not edip kapatmaya başladıklarını, bazılarını ise daha önceden kapatmış olduklarını açıkladı.

Hata mı yoksa işbirliği mi?
Ardından Google ve Microsoft da, gerekli yamaları yayınlayarak CIA’in ürünlerini kullanmasına izin vermeyeceklerini bildirdi. Samsung da, akıllı televizyonlarına uzaktan erişen CIA’i engellemek için bir firmware üzerinde çalıştığının altını çizdi.

Cisco ise bu skandalda firmaların suçlanamayacağını, bunun Prism’den farklı olduğunu ve CIA’in, tamamen kendi inisiyatifi ile ürünlerini inceleyip açıklarını bularak, arka kapıları kullandığını vurguladı.

Ancak kamuoyunda firmalara karşı büyük şüphe bulunuyor. Daha önce istihbarat birimlerine gönüllü ve gizli olarak sunucularını açan firmaların, bu kez de, CIA’in işine gelen bazı açıkları kasten yaratmış olabileceği, böylece işbirliği görüntüsü içinde olmadan, CIA için yeniden arka kapı açmış olabilecekleri kuşkusu bulunuyor.

Zira, Prism skandalı döneminde ABD başkanı Obama basın karşısına çıkarak, “Evet, yabancı ülke vatandaşlarını teknoloji şirketlerinin ürünleri üzerinden dinliyoruz ve bu bizim güvenliğimiz için çok önemli bir istihbarat çalışması. Bunu kesmeyeceğiz ve yapmaya devam edeceğiz,” ifadelerini kullanmıştı. Dolayısıyla, ABD hükumetinin ve istihbarat birimlerinin, Prism skandalından sonra, teknoloji şirketlerinin peşini bırakmadıkları, onlarla birlikte bu yeni “çözümü” yaratmış olmaları şüphesi herkesin aklını kurcalıyor.[1]


CIA ve BND 120’den fazla ülkeyi dinlemiş

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Alman Dış İstihbarat Teşkilatı’nın (BND), 120’den fazla ülkenin yetkililerini yıllarca dinlediği ortaya çıktı. Washington Post ve ZDF’nin, ortak haberinde, iki teşkilatın, İsviçre merkezli Cyrpto AG şirketinden satılan cihazlar aracılığıyla ülkeleri gizlice dinledikleri ve bunu “yüzyılın istihbarat darbesi” olarak nitelendirdikleri belirtildi. 2’nci Dünya Savaşı’nın bittiği 1940’lardan 2000’lerin başına kadar Cyrpto’nun gizli sahipleri olan CIA ve BND’nin, aralarında Türkiye, Pakistan, İran ve Hindistan’ın da yer aldığı birçok ülkenin hükümet yetkililerini dinlediği kaydedildi.

“Yüzyılın istihbarat darbesi”
Washington Post ve ZDF’nin ele geçirdiği belgelerde, Cyrpto’nun ülkelerin istihbaratlarına gizli erişim sağlarken milyonlarca dolar kazanç elde ettiği ve bu durumun “yüzyılın istihbarat darbesi” olarak nitelendirildiği belirtildi.

Belgelerde, “Yabancı hükümetler, ABD’ye ve Batı Almanya’ya en gizli sırlarının en az iki yabancı ülke tarafından okunması için iyi bir para ödüyorlardı.” ifadesinin yer alması ise dikkati çekti.

Söz konusu cihazlar üzerinden ABD’nin 1979’da İran’daki rehine krizinde İran’ı ve 1986’da Batı Berlin’deki bir diskonun bombalanması olayında Libya’yı dinlediği kaydedildi.

Ortaklık 1990’lı yılların başında son buldu
Alman istihbaratının, 1990’lı yılların başında para konusundaki anlaşmazlıklar ve ABD’nin Almanya’nın bazı müttefiklerini dinlemek istemesi üzerine şirketten ayrıldığı, CIA’in Berlin hükümetinin hisselerini satın aldığı belirtildi.

CIA’in de elindeki hisseleri satması üzerine 2018’de ikiye bölünen Crypto şirketi, söz konusu haberlerin ardından resmi internet sitesinde yaptığı açıklamada, “CIA ya da BND ile bir ilişkimiz yok, hiçbir zaman da olmadı.” ifadelerini kullandı. CIA ise konuya ilişkin henüz bir açıklama yapmadı.[2]


Wikileaks: “CIA tüm cihazlardan bizi izliyor!”

Wikileaks, dünya gündemini sarsan çarpıcı bir sızıntıyı yayınladı. Sızan belgelere göre, CIA bizi akıllı telefonlar ve televizyonlar üzerinden dinliyor.

Kaynaklarının gizliliğini koruyarak hükümetlerin ve diğer organizasyonların hassas belgelerini yayınlayan, İsveç merkezli bir uluslararası organizasyon Wikileaks, CIA / Central Intelligence Agency)’nin hack’leme ve dinleme konusunda çıtayı iyice yükselttiğini ortaya koydu.

Wikileaks tarafından sızdırılan dosyaların şimdiye kadar en kapsamlı olduğu ifade edilen açıklamada CIA’nın sızma operasyonlarına ait 8 bin 761 belge olduğu açıklandı.

“Vault 7” kod adıyla anılan CIA’in gizli dosyaları içinde, müttefik istihbarat servislerinin WhatsApp, Telegram ve Signal gibi anlık mesajlaşma uygulamalarına sızarak ses ve mesaj trafiğini izleyen uygulamalar, virüsler, trojan’lar, zararlı yazılım içeren uzaktan yönetim sistemleri bulunduğu ortaya çıktı.

Sızdırılan belgelere göre CIA, iPhone ve iPad üzerine çalışan ve telefonunun kamerasına, mikrofonuna ve yazışmalarına girmesini sağlayan özel yöntemler geliştirmiş. Wikileaks’in iddiaları arasında CIA, Samsung’un F8000 model akıllı televizyonuna sızabiliyor. Televizyon kapansa bile, ses ve görüntü kaydedebiliyor.

Dosyaların içeriğini özetlersek belgeler, bugün kullanılan en popüler tüketici elektroniği ürünlerini kontrol altına almasını sağlayacak yazılımlar içeriyor. Uzmanlar tarafından yapılan incelemeler, verilerin doğruluğunu onaylıyor.

Wikileaks sözcüleri konuyla ilgili yaptıkları açıklamada gelecekte konuyla ilgili yeni veriler yayınlamaya devam edeceklerini eklerken, CIA belgelerde yer alan bilgilerin doğruluna ilişkin yorum yapmayacağını açıkladı.[3]


Wikileaks: Mikrofon ve kameraların kontrolü CIA’de!

CIA’in, Windows işletim sistemi kullanan bilgisayarların kamera ve mikrofonlarının kontrolünü ele geçirmesini sağlayan ‘Dumbo’ isimli programının detayları, WikiLeaks tarafından yayınlandı.

ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın (CIA) siber korsanlık kabiliyetlerini anlatan ‘Vault 7’ belgeleri kapsamında yaptığı ifşaları sürdüren WikiLeaks, son olarak CIA’in hedef bilgisayarlardaki mikrofon ve kameraların kontrolünü ele geçirmesine olanak tanıyan ‘Dumbo’ adlı sistemin detaylarını açıkladı.

CIA’in ‘Dumbo’ adı verilen programı, Microsoft Windows işletim sistemi kullanan bilgisayarların görüntüleme ve algılama sistemlerini belirleyip kontrol edebiliyor ve yönlendirebiliyor. Wikileaks’in iddiasına göre, bu bilgisayarların mikrofonlarını ve kameralarını kontrol altına alabilen program, video kayıtlarını bozabiliyor, ‘yalan kanıt yaratma’ ya da ‘gerçek kanıtları yok etme’ imkanı tanıyor.

Dumbo’nun etkili olduğu Windows işletim sistemleri

WikiLeaks’e göre CIA’in içindeki özel bir birim olan Siber İstihbarat Merkezi’nin kullanması için geliştirilen bu teknoloji, 32 bit Windows XP, Windows Vista ve sonraki Windows sistemlerinde kullanılabiliyor ancak 64bit Windows XP ile XP öncesi sistemlerde çalışamıyor.

Dumbo’nun çalışabilmesi için hedef bilgisayara bir flash bellek ile yüklenmesi ve operasyon süresince belleğin bilgisayara bağlı kalması gerektiğini vurguladı.

Son olarak 25 Haziran 2012’de Dumbo belgelerine ait sızıntılar yayınlayan WikiLeaks, 2015 yılında da Dumbo’nun mikrofonları susturma, bütün ağ adaptörlerini devre dışı bırakma, kamera kaydını durdurma gibi özelliklerinin anlatıldığı bir kullanım kılavuzu paylaşmıştı.[4]


Komplo teorisi değil CIA sizi takip ediyor

CIA’in yatırım şirketi In-Q-Tel’in kamuoyuna
açıklamadığı 38 şirkete yatırım yaptığı ortaya çıktı…

CIA’in yatırım şirketi In-Q-Tel’in kamuoyuna açıklamadığı 38 şirkete yatırım yaptığı ortaya çıktı. Bu şirketler arasında sosyal medya paylaşımlarından yola çıkarak insanları fişleyebilen girişimler de bulunuyor.

dunyahalleri.com’un haberine göre In-Q-Tel, Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA‘in kurduğu yatırım şirketi. Bu şirket, CIA’e istihbarat konusunda faydalı olabileceği düşünülen girişimlere yatırım yapıyor. Bu yatırımlar belirli aralıklarla kamuoyuyla paylaşılıyor ancak pek çok anlaşmanın da gizli kapılar ardında yapıldığı tahmin ediliyor. Geçtiğimiz dönemde Lulz Sec adlı hacker grubu, In-Q-Tel ile Palantir adlı bir veri analizi şirketi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmıştı. Geçtiğimiz günlerde sızdırılan bir dökümanda da In-Q-Tel’in daha önce kamuoyuna açıklamadığı 38 şirkete yatırım yaptığı anlaşıldı .

CIA’in güvenlik şirketleri ile ortak çalışma yürütmesi normal ancak yatırım yapılan şirketlerin arasında, sosyal medyayı tarayıp insanların konumlarını bulabilen ya da insanları fişleme amacıyla kullanılabilecek sistemler üreten girişimler var. In-Q-Tel’in bu şirketlere yatırım yapması endişeyle karşılandı.

DÖRT SOSYAL MEDYA ŞİRKETİ

Listede bu tanıma uyan dört adet şirket bulunuyor: Dataminr, Geofeedia, PATHAR, and TransVoyant. Ortak noktaları sosyal medyayı inceleyip büyük veriden anlamlı sonuçlar çıkarmaya çalışmak olan bu şirketler farklı noktalarda uzmanlaşıyor.

Dataminr, Twitter’da yapılan paylaşımları inceleyerek güvenlik güçlerini ya da diğer müşterilerini ilgilendirebilecek trendleri görsel bir arayüzle sunuyor.

Geofeedia, Twitter ve Instagram gibi platformlardan konum bilgisi paylaşılan içerikleri inceleyerek hangi bölgede hangi olayların konuşulduğunu gösteriyor. Şirket bu yöntemi, aktivistlerin nerede ve kime karşı tepki gösterdiğini bulup müşterisi olarak listelediği güvenlik güçlerine ve özel şirketlere bunları haber veriyor.

PATHAR’ın bir ürünü olan Dunami halihazırda FBI tarafından Twitter, Facebook ve Instagram üzerinden kişilerin ilişki ağını tespit etmek ve potansiyel radikalleşme işaretlerini gözetlemek için kullanılıyor.

Son olarak, eski Lockheed Martin başkan yardımcısı Dennis Groseclose tarafından kurulan TransVoyant, karar verici olarak nitelediği kişileri ve bunların bağlantılarını inceleyerek toplu hareketlenmeleri ve gazetecilere yönelik tehditleri önceden tespit edebildiğini savunuyor. TransVoyant’ın çalışanlarının bir kısmı, geçmişte Afganistan’da görev almış; uydu, radar ve dronelardan gelen verileri işleme konusunda uzmanlaşmış kişilerden oluşuyor.

AÇIKLAMA YAPMAKTAN KAÇINDILAR

Tüm bu şirketlerle iletişim kurarak CIA ile bağlantılarını soran gazeteciler, TransVoyant dışında diğer şirketlerden cevap alamadı. TransVoyant adına konuşan pazarlama müdürü Heather Crotty ise In-Q-Tel’den yatırım aldıklarını doğruladı ancak anlaşmanın detaylarını açıklayamayacağını belirtti.

Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği adına konuşan avukat Lee Rowland, “Kimin tehdit unsuru olduğuna özel şirketlerin oluşturduğu algoritmaların karar vermesine izin verdiğinizde, insanların bakış açılarına hatta -yasalara bile karşı çıkarak- mensubu olduğu ırka ya da dine dayanılarak fişlenmelerine de imkan sağlamış oluyorsunuz” diyerek bu anlaşmalardan duyduğu endişeyi dile getirdi.[5]


CIA, Soğuk Savaş döneminde gizli ‘zihin kontrol’
programı üzerinde çalışmış

Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Soğuk Savaş döneminin ilk yıllarında “zihin kontrolü” üzerine 10 yıl süren gizli bir program üzerinde çalıştığı öne sürüldü.

Yeni çıkan “Poisoner in Chief – (Baş Zehirleyici)” adlı kitabı hakkında Ulusal Halk Radyosu’na (NPR) konuşan araştırmacı-yazar Stephen Kinzer, yıllar süren araştırmaları sonucu ortaya çıkan gizli program hakkında bilgi verdi.

Kinzer, MK-ULTRA adı verilen gizli zihin kontrolü programının 1950-1960 arasında CIA’in baş kimyageri Sidney Gottlieb tarafından yürütüldüğünü belirterek, “Zihin kontrolü teknikleri üzerine tarihteki en uzun süreli araştırma operasyonuydu.” dedi.

“İnsanların zihinlerinin kontrolünü ele geçirmek için metot arıyordu”
Gottlieb’in proje kapsamındaki deneylerinin bir kısmının üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde gizlice finanse edildiğini kaydeden Kinzer, diğerlerinin de Amerika’daki hapishanelerde ve yasal bağlayıcılığı olmaması için ABD’nin kontrolündeki Japonya, Almanya, Filipinler gibi ülkelerdeki gözaltı merkezlerinde yapıldığını anlattı.

Kinzer, şunları söyledi:

“Gottlieb, insanların zihinlerinin kontrolünü ele geçirmek için metot arıyordu ve bunun için iki aşamalı bir süreç olduğuna inanıyordu. İlk önce mevcut zihni şiddet kullanarak boşaltmak gerektiğini, sonra da ortaya çıkan boşluğa yeni bir zihin eklemek için bir yol bulmak gerektiğini düşünüyordu. İkincisinde çok mesafe alamadı ama ilk aşama üzerinde çok deneyler yaptı.”

Kinzer, bu proje çerçevesinde CIA’in, 2. Dünya Savaşı öncesi Japonya ile Almanya’daki Nazi toplama kamplarında insanlar üzerinde benzeri deneyler yapmış bilim adamlarının da işe alınarak, ABD’nin biyolojik silah araştırmaları ile ünlü Maryland Fort Detrick’teki program merkezinde çalıştırıldığını savundu.

“Küresel dünya gücünün anahtarı olduğuna inanıyordu”
Gottlieb’in yıllar süren araştırmaları sırasında, “gözden çıkarılabilir” deneklerin bir çoğunun üzerinde elektroşok ve kullanıcıda halisünasyonlar oluşturan yüksek dozda LSD (Lysergic acid diethylamide) denilen uyuşturucu verilerek fiziki ve psikolojik işkencelere tabi tutulduğunu öne süren Kinzer, “Çok gizli yürütülen bu çalışmalarda Gottlieb’in deneylerinin ne kadar cana mal olduğunu tam olarak bilmek mümkün değil ancak bir kısmı öldü ve birçok yaşam kalıcı olarak yok edildi.” ifadesini kullandı.

Kinzer, Gottlieb’in neredeyse üstlerine hiçbir hesap vermeden bu çalışmaları yürüttüğünü öne sürerek, “Bu adamın öldürme ehliyeti vardı. Amerika ve tüm dünyadaki insan deneklerini ölümcül seviyede istediği şekilde istismara maruz bırakmaya yetkiliydi. Sanırım o zamanki zihniyet bu projenin çok önemli olduğunu, zihin kontrolüne hakim olmanın küresel dünya gücünün anahtarı olduğuna inanıyordu.” şeklinde konuştu.

MK-ULTRA programı delilleri yok edildi

Kinzer, uzun yıllar süren deneyler sonucunda Gottlieb’in zihin kontrolünün mümkün olmadığı sonucuna vardığını ve MK-ULTRA araştırmasına son verildiğini, Gottlieb’in ise casusların kullanması için zehirler ve ileri teknoloji araçlar oluşturan CIA içindeki bir programda liderlik yapmaya devam ettiğini kaydetti.

Gottlieb’in 1972’ye kadar CIA’de çalıştığını belirten Kinzer, görevi sona ermeden önce de o zamanki CIA Başkanı Richard Helms ile ajansın arşivindeki MK-ULTRA programı delillerini yok ettiklerini savundu.

Kinzer, “(Gottlieb’in) 70’lerin başında tüm bu belgeleri yok ederek izlerini silme çabası oldukça başarılıydı ancak yaptıklarının bir kısmını yeniden inşa etmeye yetecek kadar başka yerlerde bazı kayıtlar bulundu.” ifadesini kullandı.[6]


KAYNAKLAR
[1] https://www.techinside.com/teknoloji-firmalari-cia-ile-isbirligi-mi-yapti/
[2] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cia-ve-bnd-paravan-sirket-uzerinden-sattiklari-cihazlarla-120den-fazla-ulkeyi-dinlemis/1731302
[3] https://digitalage.com.tr/wikileaks-cia-tum-cihazlardan-bizi-izliyor/
[4] https://digitalage.com.tr/wikileaks-mikrofon-ve-kameralarin-kontrolu-ciade/
[5] https://odatv.com/komplo-teorisi-degil-cia-sizi-takip-ediyor-1704161200.html
[6] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cia-soguk-savas-doneminde-gizli-zihin-kontrol-programi-uzerinde-calismis/1578435
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, Bilim ve Teknoloji, BİLİŞİM - İNTERNET -, İSTİHBARAT KURUMLARI | Leave a comment

HENRİ BARKEY’E CEVABIMDIR!

HENRİ BARKEY’E CEVABIMDIR!

AYTUNÇ ERKİN : 27 Şubat 2020

SÖZCÜ ABD’nin derin ismi Barkey’i çok rahatsız etti.
Barkey 21 Şubat günlü yazım üzerine hakarete başvurdu…
Çünkü TSK’ya yapılan operasyonlardaki rolü SÖZCÜ’de deşifre oldu

Soru şu: Barkey 2014-2016 arasında kimlerle görüştü?

ABD derin devletinin etkili ismi Henri Barkey… SÖZCÜ’de 21 Şubat günlü “Barkey ve Fuller’in yanında yer alan liberal-muhafazakar” başlıklı yazımdan rahatsız olduğunu sosyal medya hesabı üzerinden verdiği yanıtla dile getirmiş… Hakaret etmiş: “Geri … dediğin böyle olur. . . adamın ne bir bildiği var ne de söylenenleri anlama kabiliyeti. Yazık…” Anlamamışım! Neyi?

Henri Barkey

Barkey neden rahatsız olmuş biliyor musunuz?  Yazımdaki ilgili bölüm:
“… Henri Barkey 22 Kasım 2010’da Fetullahçıların Anayasa referandumunun ardından şöyle demişti:

… Bir kimsenin Türkiye’de laikler ve İslamcılar arasındaki bölünme hakkında edindiği izlenim yanlış sonuca götürür. Kavga bugün Kemalizm üzerinde yürümektedir. Yani ismini Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından alan devletin resmi ideolojisi üzerinde. Kemalizm’in katı destekçileri orduda yargıda üniversitelerde medyada ve üst-orta sınıfta yer tutmaktadırlar. Eylül referandumu Türk devletinin ideolojik altyapısını dağıtmanın başlangıcıdır…”

12 Eylül 2010 “Türk devletinin ideolojik altyapısını dağıtmanın başlangıcı…”olmadı mı?

Kemalizm yani Atatürk hedef tahtasına konulmadı mı?
TSK bitirilmedi mi?
Aydınlar Silivri’ye atılmadı mı?

İnsanlar ölmedi mi? Ve… En önemlisi Türk devletinin kurucusu devrimci Atatürk’le hesaplaşmayı Fetullahçılarla liberallerle birlikte yapmadılar mı?

DARBE GİRİŞİMİNİN ARKASINDA ABD
VAR MI YOK MU? ARTIK KARAR VERİN

Hatırlayın…

16 Temmuz 2016 gecesi o dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı görevini yürüten Süleyman Soylu “Darbenin arkasında Amerika Birleşik Devletleri var. Oradan yayınlanan birkaç dergi bir kaç aydır faaliyette bulunuyordu. ABD bize Fethullah Gülen’i vermek zorundadır” dedi…

https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/aytunc-erkin/henri-barkeye-cevabimdir-5648205/
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, İSTİHBARAT KURUMLARI | Leave a comment

CAHİL OLMAK………

Posted in AFORİZMALAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Hasan Ali Yücel; SENİ KİMLER DÜŞÜNDÜ?

SENİ KİMLER DÜŞÜNDÜ?

Sevgili vatandaşım, bir ibret olsun diye,
Belki gününden önce vasiyet olsun diye,

Bu gönülden destanı senin için yazdım ben;
Her harfim elimle yüreğime kazdım ben.

Canın çekerse onu bir nasihat gibi al,
Gör işin içyüzünü, benim gibi, şaşıp kal!..

Bilmemek ayıp değil, bilmezden gelmek fena;
Oku, hepsini yazdım; günah yok benden yana.

Göreceksin apaçık işin aslı ne imiş?
Hakkımda söylenenler nasıl bir nesne imiş?

Onu sen geçmişteki bir hikaye tut, dinle;
Bu masalda birleşir derdim belki derdinle.

İnsan insana benzer uyarsa kaderleri,
Candan kardeş olurlar birlikse kederleri.

Geçti başımdan bunlar kısa zaman içinde,
Saman kalburda değil, kalbur saman içinde!

Anlatmakla tükenmez, gönül sözü uzanır;
Ne yazık ki bahtımız ömrümüzden kısadır.

Birkaç yıla sığınıştır bu başıma gelenler;
Akıllıyı çıldırtır hakkımda söylenenler.

Her biri zehir dilli kuyruklu bir yalandır;
Beni sokmağa gelen çıngıraklı yılandır.

Aldanma renklerine, göz alır, gönül çeker;
Isırır sivri dişi, garez ağusu döker.

Aldanma dedimse ben boşuna değildir bu;
Çabuk kanar insanlar, kolay bozulur duygu.

Çünkü iyi ruhlular, saftır, hemen inanır;
Herkesi kendi gibi temiz yürekli sanır.

Kapılma onun için ilk ağızda her söze,
Kabukta dolaşma sen, düşüncenle gir öze.

Unutma, göze batar bizde biraz sivrilen;
Tekmelenir arkadan toplumda önde gelen.

Tarihimiz tanıktır böyle haksızlıklara,
Milletin sinesine bunlar açmıştır yara. .

Onun için kendini kuru lafa kaptırma;
Bilmiyerek suçlayıp öz kardeşim kırma!..

Gözünle görmedikçe, köküne ermedikçe,
Bu böyleymiş, şu şöyle deyip günaha girme!..

Yanlış yargıya düşme biraz tetik bulun da,
Kötüleme kimseyi vatan, millet yolunda.

Sonra adam yetişmez sana hizmet edecek,
Çoban bile bulunmaz dağda davar güdecek.

Sen ki uzun asırlar bakılmadan kalmışsın,
Gökten yağmur beklemiş, yerden rızık almışsın.

Deprem yıkmış köyünü, seller almış evini;
Başındaki kimseler yapmamış görevini.

Düşünmemişler seni: Arık mısın, aç mısın?
Hasta mısın, sağ mısın, bir şeye muhtaç mısın?

Bu yüzden sana gerek doğru yol gösterenler;
Gönülden yardım için sana gönül verenler.

Az da olsa çıkmıştır, çıkıyor böyle yurddaş;
Güven ona yürekten, onunla seviş, anlaş!..

Kötü gözle görürsen, tersine, böylesini,
Kim bahtiyar eder ki bu yoz dünyada seni?

Hayrım istiyeni, bunu bil de hor tutma;
“İyiliğe iyilik” diyen doğru sözü unutma.

Böyle yapmıyanların yurdu zindana döner,
Yerden afet fışkırır, gökten belalar iner.

Kötüler geçer sonra başına birer birer;
Kim sorar da halini derdine derman eder?

İyiye kötü deme, zulme düşme, Allah var;
Yazık etme kendine, mazlumun ahı tutar.

Neye dedim bunları anlamışsındır elbet,
Kötüsünden ayrılır kolayca iyi niyet.

Denenler olmasaydı bir sürü yalan dolan,
Kendimden söz etmeye utanırdım ben, inan!.

Köşeme çekilmişken saldırdılar üstüme,
Aka kızıl döktüler kan akıtıp sütüme.

Savunmam farzolmuştu, kılıç ettim kalemi;
Kalkan ettim onlara has çelikten gövdemi.

O gövde ki, varlığı senden bir küçük parça,
Kökü tarihe inmiş seninle asırlarca.

Özü, senin özüne karışmış öylesine,
Dil uzatmak olur mu soydaşın böylesine?

İçi, dertli içine ilgi duymuş, bağlanmış;
Onun ateşli bağrı senin sevginle yanmış.
Yakın uzak dememiş, bakmamış yaza kısa,
Sürmüş sevgi atını köye giden yokuşa.

Gönlünde nesi varsa hepsini sana vermiş;
Ömrünün ülküsüne ancak seninle ermiş.

Vakit buldukça gelmiş ta senin ayağına,
Sevgisi ateş olmuş ödünsüz ocağına.
Sen de ona kayıtsız kalmamışsın bir zaman,
İçinden saymamışsın onu kendine yaban.

Yatırmışsın evinde, konuk etmişsin onu;
Yabancılık olur mu böyle dostluğun sonu?

Onun için düşmanca şu bu denildi diye,
Bir küçük leke sürme beslediğin sevgiye.

Köye okul yapanı taşlama, yazık olur;
Bilgisizlik yüzünden bu vatan arık olur.

O bilmiş de bunları “Haydi kardeşler!..” demiş,
“Kaybedecek vakit yok, bitsin bu işler” demiş.

“Taş getirin, su çekin, söndürün kireçleri”
“Kesin şu odunları, kazın şu kıraç yeri.”

“Kadın erkek toplanın, önce temeli atın,”
“Çıktı duvarlar, artık çatıyı gelin çatın!..”

“Ay yıldızlı bayrağı çekin yeni okula,”
“Sevinin, bu başarı nasip olmaz her kula!”

Görmemiş böyle bir şey atandan bir tek kişi,
Ne hocan, ne imamın yapmış böyle bir işi.

O bunları söyleyip baş olmuş bu savaşa,
Yurddaşlık nasıl olur göstermiş her yurddaşa.

Değişmemiş bir zaman işte Yücel, bu Yücel,
Bu inanla gidecek gelince ona ecel.

Yirmi milyon nüfusta cahil on beş milyonken,
Nasıl aylak kalırmış millete gönül veren?

Bırakmak istememiş hiçbir Türk’ü bilgisiz,
Kalmamış bir an bile Türk’e bağsız, ilgisiz.
Candan evladı bilmiş senin öz evladını,
Basmış yanan bağrına sormaksızın adını.

O senin yavrun için her mihnete katlanmış,
Sendeki öz cevherin kıymetine inanmış.

Okusun, adam olsun, kaygusiyle didinmiş;
Seninle anlaşarak bu inanı edinmiş.

Hem de sen değil miydin köye okul istiyen?
“Bilgi gerek bizlere ekmekten önce!” diyen?

O da ne yapmış etmiş sarılmış bu dileğe,
Bile bile kendini kaptırmış bu ereğe.

Nasıl koymalı yola kolayından bu işi,
Gömmek için tarihe başarısız geçmişi?

Düşünmüş uzun uzun, bakmış başka illere,
Sonunda bir yol bulmuş kendince bize göre:

Köyden çocuk almalı köyler için kız erkek,
Yetiştirmeli onu köylüye olsun örnek.

Gitsin köye baş olsun, başlasın uygarlığa;
Köylü kardeşlerini kavuştursun varlığa.

İyi ama nereden bu işi başarmalı;
Bu güç davayı nasıl, nasıl kırıp sarmalı?

Madem köye gidecek, köye olmalı yakın,
Kurulacak duraklar, başlasın köyden akın.

Bunun için yatacak, okuyacak yer gerek;
Bunlara para bulmak o zamanlar ne demek?

Harp çıkmıştı, orduya akıyordu bütçemiz;
Maarif örgütümüz kalmıştı pek desteksiz.

İşi Devlet Başkanı İnönü aldı ele;
Gün doğdu bu tutuşla o zamanlar Yücel’e.

Yanımda Hakkı Tonguç bana yardımcı oldu,
Bu işe gönül veren hayli arkadaş buldu.
Bin sıkıntı içinde kuruldu enstitüler,
Bu ateşli çalışma göreni hayran eder.

Köyden akın başladı, geliyordu çocuklar;
Kıraç yurdun yüzünde doğdu yeni bir bahar.

Zeminlikte yattılar, kar, soğuk demediler;
Zeminlik üstüne de yapılar döşediler.

Kız erkek kardeş gibi çalıştılar beraber,
Müdürü, öğretmeni, gece gündüz döktü ter.

İki yılda mevcutlar vardı on altı bine,
Bir uçunda Kars durur, bir uçunda Edirne.

Kapladı dört bir yandan yirmi enstitü yurdu;
Köyden gelen çocuklar kurdu yeni bir ordu.

Kepirtepe, Akçadağ, Gölköyü, Pazarören,
Akpınar, Beşikdüzü, Dicle, Ortaklar, Gönen,

Arifiye, Düziçi, Çifteler, İvriz. Aksu,
Savaş Tepe’yle Pulur, Cılavuz, Kızılçullu,
Ne kaldı, Pamuk Pınar, o meşhur Hasanoğlan;
İftihar duymalıdır bunlardan, her Türk olan.

Yine masraf az değil, elli milyonu buldu;
Fakat kısa zamanda bu işler tamam oldu.

Cumhurbaşkanı başta, meclis, hükümet, millet,
Elele vermişlerdi; buydu en büyük kuvvet.

Sen görünce devletin bu sıkı tutuşunu,
Çalışmaya koyuldun, bıraktın şunu bunu.

Dört yanımız ateşken aklını aldın başa,
Gönüllü yazılmıştın bu tüfeksiz savaşa.

Sıvadın kollarını koyulup da yapıya,
Enstitülü öğretmen kilit oldu kapıya.

Girdin zahmete amma yaptın binlerce okul,
Bunu yüz yılda bile yapmadılar, hey oğul!..

Belki bu iş yüzünden sıkıntı çektin biraz,
Böyle mutlu bir nimet, külfetsiz de olamaz.

Parayla sanma öyle işler kolay olurdu;
Her zaman bütçesinden millet para bulurdu.

Eğitim davasını bırakıp hükümete,
Zor alırsın sonunu yük oldukça devlete.

İlköğretim işine kaç defa başlanıldı;
Alt ucu güç çıkınca “he!” denip boşlanıldı.

Yüzyıl var bizde bunun önemi söylendi;
Bir asırda olana bakıp da “vah!” demeli!

Kimi zaman para yok, kimi zaman insan yok;
Yapmamaya bahane istersen bundan da çok!…

Para yoksa çalış bul, adam yoksa yetiştir,
Sanma bütün bunları başkası sana verir.

Evlad yetiştirmede ne aile, ne devlet,
“Ben acizim” diyemez, gösteremez mazeret.

Batıda kalmadı hiç bunu düzenlemeyen.
Bilgisiz gözü bağlı demokrasiye giden.

Demokrasi olur mu; okuma, yazma yoksa,
Hiç bina kurulur mu, kürek yok kazma yoksa!..

Dedi birkaç dalkavuk: “Bunu sayma sen kusur,
“Türk milleti olgundur, okumadan da olur!”

Seni cahil görme var bu sözün arkasında,
Esir olup kalasın yoksulluk yakasında.

Kur’an ne anlamazsan, kanun nedir bilmezsen,
Gözündeki perdeyi okuyarak silmezsen,

Ne dinin bütün olur, ne de vatandaşlığın;
Basını taştan tasa vurursun mutlak yarın.

Harfler icat olalı iki bin seneden çok;
Onu öğrenmek için gözün mü, aklın mı yok?
Demokrasi olamaz yollamazsan Meclise,
Kendine vekil diye beğendiğin kim ise.

Halbuki oy verirken seçim yazıyla olur.
Oy vermeden önce de geçim yazıyla olur.

Okuyup yazman yoksa her zaman aldanırsın;
Meclise seçtiklerin vekil gitti sanırsın.

Cahillikle iş olmaz, bilginin önemi bu,
Bırakmamak gerekir okulsuz tek çocuğu.

İlkokul çağdaşları, ne dersin, kaçı bulur?
Yediden on dördüne belki dört beş milyondur.

Kolay değil yer bulmak milyonlarca çocuğa;
Bu ne büyük bir iştir, bakılmaz aza çoğa.

Unuttun mu, öğretmen köye ne zor getirdi?
Çoğu köyden gitmeyi cana minnet bitirdi.

Kalanlar arasında iyiler yok değildi,
Fakat köyde tutunan pek öyle çok değildi.

Onlar da suçlu değil, köy için yetişmemiş;
Ne yapsın, köylü gibi dağda, kırda pişmemiş.

Halbuki köyler için lazım yüz bin öğretmen;
Ancak gelecek sana, senin içinden giden.

Bunu bil de yüksünme, uğraş cenk eder gibi;
Yardım et devletine olgun milletler gibi…

Her diktiğin ağacın yemişini bekleme;
“Yavrum ne yerse yesin, bundan bana ne?” deme.

Çocuğunu yetiştir, taze bir fidan olsun;
Görsün yaşama nedir, uygar bir insan olsun!

Bu işde doğru yolu sana gösterenlere,
Kopmadan bağlan, sana gönlünü verenlere.

Onlardan ancak senin hizmetinde bulunan,
Onlar olmuştur sana faydaları dokunan.

“Köylü efendimizdir” diyenleri kendine
Sen de efendi belle; saygı duy efendine!

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, EĞİTİM, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ EĞİTİM VE AYDINLANMANIN MİMARI HASAN ALİ YÜCEL KİMDİR?

Hasan Ali Yücel kimdir? Kitapları nelerdir? Hasan Ali Yücel sözleri, şiirler nelerdir?

HASAN ALİ YÜCEL KİMDİR?

17 Aralık 1897’de İstanbul’da doğdu. Eğitim hayatı sırasıyla Mekteb-i Osmani, Vefa İdadisi, Cağaloğlu Darülmuallimin-i Aliye (Yüksek Öğretmen Okulu) okullarında geçer. 19 Aralık 1922 yılında öğretmenliğe başladı.

Bir grup meslektaşıyla Muallimler Birliği ve Türk Ocağını kurdu. 1924 yılında Kuleli Askeri Lisesine tayin edilen Yücel, burada edebiyat öğretmenliği yaptı. Ve hemen arkasından da İstanbul Erkek lisesi’ne felsefe öğretmeni olarak atandı. 1926’dan itibaren İstanbul Erkek Lisesi’nde felsefe ve içtimaiyat (Sosyoloji) öğretmenliği ile Galatasaray Lisesi malumat-ı vataniye öğretmenliği yaptı. 1927’de sona eren öğretmenlik yıllarında, “Felsefe Elifbası”, “Süri ve Tatbikî Mantık”, Hıfzı Tevfik ve Hamamizade İhsan ile birlikte yazdığı “Türk Edebiyatı Numuneleri” adlı eserlerini yayınladı.

1927 başında, Hasan-Âli, Reşat Şemsettin (Sirer) ile birlikte “Mıntıka Müfettişleri” unvanıyla İstanbul Maarif Emirliğine verildi. Hasan-Âli, 1929 sonunda İkinci Sınıf Maarif Müfettiş Umumiliğine yükseldi ve Maarif Emirlikleri kaldırılınca Maarif Vekaleti Teftiş Kurulu Üyesi oldu. 1930’da Maarif Vekili Cemal Hüsnü (Toray), kendisini araştırma ve inceleme göreviyle Paris’e gönderdi. 1930’un sonunda, geniş bir inceleme ve araştırma dosyasıyla Türkiye‘ye döndü.

1936’da bu incelemesini “Fransa‘da Kültür İşleri” adıyla yayındı. 1931 yılında bazı inceleme ve denetleme yapmak için Atatürk ile birlikte 3 ay sürecek bir yurt gezisine çıktılar. Söz konusuu denetleme gezisinden bir yıl sonra, dil devrimim doğru temeller üzerinde geliştirmek düşüncesiyle, 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. Hasan-Âli, Cemiyet’in Etimoloji Kolu Başkanlığına getirildi. 1932 yılında, Hasan-Âli, batıdaki benzerleri örnek alınarak kurulan, öğretim üyeleri yurtdışında okumuş kişilerden oluşan Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne müdür olarak atandı.

Hasan Ali Yücel kimdir? Kitapları nelerdir? Hasan Ali Yücel sözleri, şiirler nelerdir?

Hasan-Âli, 1933 yılı sonunda Maarif Vekaleti Orta Tedrisat Umum Müdürlüğü’ne atandı. Bu dönemde, üniversiteye geçişteki önemi nedeniyle liselerde reform düşüncesi üzerine yoğunlaştı. 1934’te Cumhuriyet Halk Partisi’ne dilekçe vererek “Milletvekili adayı olarak önerilmesi”ni sağlar; İzmir Milletvekili olarak Meclise girer. 28 Aralık 1938’de, Hasan-Âli Yücel, 41 yaşında iken, Celal Bayar kabinesinde Maarif Vekili oldu. Özellikle Cumhurbaşkanı l.İnönü’nün desteğiyle, yakın çalışma ve dost grubunun katılımıyla büyük bir reform hareketi başlatır ve gerçekleştirir. Hasan-Âli Yücel, 1945’te, 4-20 Kasım arasında Londra’da toplanan ve 43 ülkenin katıldığı UNESCO toplantısında ülkemizi temsil eder.

O’nun döneminde, Ankara Fen Fakültesi (1943), İstanbul Teknik Üniversitesi (1944.) ve Ankara Tıp Fakültesi (1945) kurulur. Dört yıl gibi bir hazırlıktan sonra, 15 Haziran 1946’da 4936 sayılı Üniversiteler Yasası çıkarılır. Hasan-Âli Yücel, 5 Ağustos 1946’da 7 yıl ve 7 ay sürdürdüğü Millî Eğitim Bakanlığı görevinden istifa etti. İstifasından sonra gazetecilik görevinen dönen Yücel, dönemin etkin gazetelerinden Ulus’ta yazılar yayınlar. 1950 yılında hem Ulus gazetesinden hem de CHP’den ayrılır.

1950-1960 arası bu son dönemde, Cumhuriyet’te “Köşemden” başlığı altında yazılar yazar, yurtdışı gezilere çıkar; Kıbrıs ve İngiltere gezilerinden sonra izlenimlerini, düşüncelerini “Kıbrıs Mektupları” ve “İngiltere Mektupları” adıyla yayınlar.

Bir süre (1956’dan itibaren) İş Bankası Yayın İşlerini yönetir, 1960’ta bunu da bırakır. Bu dönemde sağlığı iyice bozulan Yücel 26 Şubat 1961 sabahı, İstanbul’da misafir olarak kaldığı Prof.Dr. Tevfik Sağlam’ın evinde enfarktüs’ten vefat eder.

Şair Can Yücel’in babası, Japonya kıyılarında batan Ertuğrul Fırkateyninin kaptanı Ali Beyin torunudur.

Hasan Ali Yücel kimdir? Kitapları nelerdir? Hasan Ali Yücel sözleri, şiirler nelerdir?

HASAN ALİ YÜCEL NE ZAMAN ÖLDÜ?

Bir döneme damgasını vuran eğitim ve kültür adamı Hasan-Âli Yücel, kalp ve şeker rahatsızlığı nedeniyle kendini iyi hissetmemektedir. Yazı İstanbul-Orhantepe’de geçirir. 1960 Eylül ve Ekim aylarında Millî Eğitim Planı’nın hazırlık çalışmalarını yürüten komisyon toplantılarına katılır. Kasım ortalarında UNESCO’nun II. Genel Kurul Toplantısına katılmak üzere Paris’e gider.

Yücel; 26 Şubat 1961 sabahı, İstanbul’da misafir olarak kaldığı Prof.Dr. Tevfik Sağlam’ın evinde enfarktüs’ten vefat eder. Cenazesi, 3 Temmuz 1943’te açılışını yaptığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi 3- Îç Hastalıkları Kliniği’nden alınarak Ankara’ya getirilir. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde katafalka konulur ve 2 Mart’ta büyük bir törenle Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verilir.

Hasan Ali Yücel kimdir? Kitapları nelerdir? Hasan Ali Yücel sözleri, şiirler nelerdir?

HASAN ALİ YÜCEL ESERLERİ NELERDİR?

ŞİİR:

Dönen Ses
Sizin için
Dinle BendenDÜZYAZI:
Goethe, Bir Dehanın Romanı (1932)
Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış (1932)
Pazartesi Konuşmaları (1937)
İçten Dışa (1938)
Türkiye?de Ortaöğretim (1938)
Davalar ve Neticeleri (1950)
Hürriyete Doğru (1955)
İyi Vatandaş İyi İnsan (1956-1971)
Kıbrıs Mektupları (1957)
Edebiyat Tarihimizden (1957)
İngiltere Mektupları (1958)
Türkiye?de Maarif (1959)
Hürriyet Gene Hürriyet (1960-1962, 2 cilt)

DÜZYAZI:

Goethe, Bir Dehanın Romanı (1932)
Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış (1932)
Pazartesi Konuşmaları (1937)
İçten Dışa (1938)
Türkiye’de Ortaöğretim (1938)
Davalar ve Neticeleri (1950)
Hürriyete Doğru (1955)
İyi Vatandaş İyi İnsan (1956-1971)
Kıbrıs Mektupları (1957)
Edebiyat Tarihimizden (1957)
İngiltere Mektupları (1958)
Türkiye’de Maarif (1959)
Hürriyet Gene Hürriyet (1960-1962, 2 cilt)

https://www.bolgegundem.com/hasan-ali-yucel-kimdir-kitaplari-nelerdir-hasan-ali-yucel-sozleri-siirler-nelerdir-1216845h.htm
Posted in CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, EĞİTİM, KÖY ENSTİTÜLERİ, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

Ölümünün 59. yılında (26 Şubat 1961) saygıyla andığımız; Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Âli Yücel de unutulmayacak, yıllar geçse de yaptıklarıyla anılacak insanlar arasında yerini çoktan almıştır. 

Hasan Ali Yücel unutulmayacak

26 Şubat 2020 Çarşamba / ERDAL ATICI
Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı

Tarih bize kimi soylu insanları hiçbir zaman unutturmaz. Başta da, dünya barışına katkı sağlayan, bilime sanata yaşamını adayan, uluslarını aydınlatmak için gecesini gündüzüne katan idealist insanları… 

Toplumlar kendilerini kötü yönetenleri çok kısa sürede unutur. Hele hele geri sürükleyen yöneticileri, iktidardan düştükten sonra çok kişi anımsamaz olur. Bu nedenle, Tarih; Yunus Emre’leri, Hacı Bektaşı Veli’leri, Pir Sultan Abdal’ları, Şeyh Bedrettin’leri , Mustafa Necati’leri, İsmail Hakkı Tonguç’ları, Hasan Âli Yücel’leri önceleyerek koyar önümüze, Kuyucu Murat Paşa’ları, Hızır Paşa’ları, Patrona Halil’leri değil… 

Ölümünün 59. yılında (26 Şubat 1961) saygıyla andığımız; Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Âli Yücel de unutulmayacak, yıllar geçse de yaptıklarıyla anılacak insanlar arasında yerini çoktan almıştır. 

Yücel, aydınlanmacı, yurtsever, şair, düşünür bir devlet adamı olduğu gibi, ülkeye yaptığı hizmetleri karşılığında ağır bedeller ödemiş, büyük bir kültür adamıdır. 

Sancılarla çelikleşti

Hasan Âli Yücel, 1897 yılında İstanbul’da doğmuştur. Çocukluğu; Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma döneminde geçmiş, Balkan bozgununu, Büyük Paylaşım Savaşını ve işgalleri görmüştür. Gençlik yıllarında tüm sıkıntılara rağmen, düşün ve kültür alanında kendini çok iyi yetiştirmiş, kişiliği bu sancılı yıllarda adeta bir çelik gibi kırılmaz, bükülmez bir şekle dönüşmüştür. 

Üniversitede öğrencilik yıllarında Anadolu direnişini coşkuyla desteklemiş, Kuvayi Milliye’nin başarılı olması için her türlü özveriyi göstermiştir. 

Hasan Âli, Cumhuriyetin ilk yıllarında genç bir öğretmen olarak, üstüne düşen görevleri yapmış, ülkenin temellerine harç taşımıştır… 

1923’te, İzmir’de bir toplantıda Atatürk’e; “Bir yanda modern eğitim, bir yanda medreseler, ikili eğitim daha ne kadar sürecek” diye sorma cesareti gösteren 26 yaşındaki genç öğretmen Hasan Âli Yücel’dir… 

Yücel’in sorusuna yanıt, 3 Mart 1924’de “Öğretim Birliği Yasası” çıkarılarak verilmiştir. Yasayla, eğitimdeki çok başlılık ortadan kaldırılmış, laik ve bilimsel eğitim kabul edilmiştir. 

Hasan Âli Yücel, yokluklar içinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1927 yılında bilgisini görgüsünü artırmak için bir yıllığına Fransa’ya gönderilmiş, sonrasında, Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisi olarak üç buçuk ay (2 Kasım 1930 – 3 Mart 1931) Kurtuluşun büyük önderi Atatürk’le yurdu dolaşmıştır. 

Yücel, Atatürk’ün ölümünün hemen sonrası; 28 Aralık 1938’de Milli Eğitim Bakanı olmuş, bu görevde 5 Ağustos 1946 yılına kadar; 7 yıl, 7 ay, 7 gün kalmıştır. Milli Eğitim Bakanlığından ayrıldıktan sonra başına örülmedik çorap kalmamıştır…

Mehmet Başaran’ın deyimiyle; “ozan, yazar, düşün adamı Yücel, Anadolu ihtilalini ve Atatürk’ü en iyi anlayanlardan biridir. Sekiz yıla yaklaşan Milli Eğitim Bakanlığı süresince işlerini Kurtuluş Savaşı coşkusuyla yürütmüştür.” (1)

Hasan Âli Yücel’in görev yaptığı yıllarda, II. Dünya Savaşı’ndaki belirsizlik ve bekleyiş bütçenin büyük bölümünün askeri giderlere ayrılmasına neden olmuş, eğitime düşen pay da iyice kısılmıştır. Yücel kadro sıkıntısı, bütçe kısıtlanması ve II. Dünya Savaşı gibi olumsuz koşullar altında bile birçok iş gerçekleştirmiştir: “1939 yılında Birinci Neşriyat Kongresi’nin toplanması, 10 yıllık Neşriyat sergisinin açılması, Güzel Sanatlar Dergisi’nin yayınlanması, Tercüme Bürosu kurularak Dünya Klasikleri’nden 496 yapıtın Türkçeye çevrilerek yayımlanması, 1940 yılında Köy Enstitülerinin kurulması, İslam Ansiklopedisi, Tercüme Dergisi, Teknik Öğretim Dergisi’nin yayımlanması, 1941 yılında Gramer Komisyonu’nun kurulması ve çalışmaya başlaması, Tarih Vesikaları Dergisi’nin yayınlanması, 1942’de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nün kurulması, 1943’te Kadın Ev Dergisi’nin yayımlanması, 1944’te Türkçe Sözlük yayımlanması, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin açılması, 1945’te anayasa dilinin Türkçeleştirilmesi ve Ankara Tıp Fakültesi’nin kurulması, Türkiye’nin UNESCO’ya katılmasının sağlanması, 1946 yılında Üniversite Yasası’nın çıkarılması, Ankara Üniversitesi’nin kurulması…” bunlardan bazılarıdır. 

Bakanlığı döneminde gerçekleştirdiği bu işlerden yalnızca biri bile Hasan Âli Yücel’in hep saygıyla anılmasına yetecektir. Bu hizmetlerin gerçekleştirildiği dönemin Avrupa’da faşizm rüzgârlarının estiği, kültürün ve sanat eserlerinin yok edildiği, milyonlarca kitabın yakıldığı dönem olduğunu özellikle anımsatalım… 

Usanmadan anlatmalı

Hasan Âli Yücel, bunca güzel hizmetten sonra, karşıdevrimin bütün azgınlığıyla Cumhuriyet aydınlanmasına karşı harekete geçtiği bir dönemde Bakanlık görevine atanmamış (5 Ağustos 1946), arkasından büyük haksızlıklara uğramıştır. Türkiye’ye komünistliği getirmek istediği konusunda haksız suçlamalarda bulunulmuş, milletvekilliğine aday gösterilmemiş, TBMM dışında kalınca, kendisine Meclis kürsüsünden yapılan saldırılara yanıt verme olanağı kalmamıştır. Bu süreçte Köy Enstitüleri kapatılmış, çevirilerini yaptırdığı dünya klasikleri rafa kaldırılmış, enstitü kütüphanelerinin kapısına kilit vurulmuştur. 

Hasan Âli Yücel tüm bu yapılanlara karşın, hiç yılmamış, gazete ve dergilere yazdığı yazılarla insanlarımızı aydınlatmaya devam etmiştir. 

Bugün ona saldıranların adını kimse anımsamıyor, ancak Hasan Âli Yücel gibi ülkemizin aydınlanmasına katkı koyanlar kolay kolay unutulmuyor, yapıtlarıyla gönüllerimizde yaşıyor. Yalnız bizim gönlümüzde de değil; onu dünya da unutmuyor. (UNESCO 1997 yılını Hasan Âli Yücel yılı ilan ederek o unutulmaz insanı bir yıl boyunca dünyaya tanıtmıştı.) 

Hasan Âli Yücel’in bütün yokluklara ve sıkıntılara karşın kurduğu kurumlarla, aydınlanmaya yaptığı hizmetleri bıkıp usanmadan çocuklarımıza, gençlerimize anlatmak zorundayız. 

Çok zor koşullarda, on binlerce insanımızı kaybederek kazandığımız ulusal bağımsızlığımızı bir daha yitirmemek, bir daha emperyalistlerin ağına düşmemek için, bugün yoksulluk ve karanlık içinde, zor koşullarda yaşayan halkımızı aydınlatmak, yaşam seviyesini yükseltmek hepimizin boynunun borcudur. Gün o gündür…

(1) Hasan Âli Yücel, Yazıları Konuşmaları, S. 42, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yayınları
http://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/hasan-ali-yucel-unutulmayacak-1723349
Posted in CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, DEVRİM VE KARŞI DEVRİMLER, EĞİTİM, KÖY ENSTİTÜLERİ, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

CEHALET ÇOK GÜZEL GELSENE * Hiç kimsenin bir gram önlem almadığı üstüne deprem vergilerini vantuzlayıp ‘duble yol yabdığı’ bir ortamda neler neler olur acaba?

CEHALET ÇOK GÜZEL GELSENE

KAAN SEZYUM 26.02.2020

Ya hangi ülke daha cahil kalacak yarışının içindeyiz sanki. İnanılmaz bir cahillik inanılmaz bir bilgisizlik acayip bir bilimsizlik inanılır gibi değil. Hani yağmur duasına inanan bireyler bile artık günümüz cahillerine göre çok daha kaliteli geliyor…

Dünyanın dört bir yanından cahillik ve bilimsizlik haberleri yokuş aşağı akarken başımıza neler gelecek merak etmekten kendimi alamıyorum.

En iyi senaryoda 20 yıldır başımızda olan hiç kimsenin bir gram önlem almadığı üstüne deprem vergilerini vantuzlayıp ‘duble yol yabdığı’ bir ortamda neler neler olur acaba? Henüz istediğimiz gibi bir dünya savaşı çıkartamadığımız için şimdilik önlemsizliklerle yola devam edeceğiz. Savaş da stand-by’da duruyor zaten. Bir iki şehidimiz varlı açıklamalar. Can kayıplarının açıklanmaması bu konuda sorulan sorulara ters ters cevap vermeler filan da kalitemizi ve ne kadar açık bir basın / siyasi ilişkisi içinde olduğumuzu gösteriyor.

Basit bir soruya bile ‘Beni sen kimsin de yargılıyorsun?’ diye sinire kesen otorite kim bilir soru soran olmadığında neler neler yapıyor? Ellerine sağlık da zaten yapsın. Vergilere vergi getirsin emeklilerden para kessin –ki normalde bizim iktidar tayfa emeklinin cebine el uzatmazdı. Büyük ihtimalle bu sefer büyük mantarladılar elde avuçta bir şey kalmayınca da emeklinin primine hallenmeler başladı…-

Neyse benim idealim büyük İstanbul depreminin olmaması. Çünkü olursa doğruya doğru İstanbul biter. Hepimiz biteriz. Evlerimizde ölemezsek zaten açlık susuzluk salgın hastalık ya da yağmacılıktan sizlere ömür oluruz. İstanbul’u kimse kurtaramaz. Hava alanları zaten şehir dışında yollar çatlak toplanma alanları AVM olmuş acil durum konteynırlarının içi hortumlanmış. Valla zombi istilası gibi ölüp gideriz.

Felaket tellallığı filan da değil. Duayla kelle paçayla dut pekmeziyle dünyanın 2000’li yıllarda gördüğü en tehlikeli salgınına baş tutacağını düşünen cehalete bu az bile. Yani az bile dediğim hep şansımız yaver gidiyor. Allah korusundan başka bir korunmamız da yok. Onun da garantisi yok ama çaresizlik içinde insan inancına tutunuyor. Tabii herkes bizim kadar çaresiz değil. Yüzlerce odada odalar içinde odalarda en pahalı en zırhlı araçların içinde halkından yüzlerce metre uzakta el sallayarak bu işlerden korunmak mümkün.

Bu sırada Türkiye’nin sınır komşumuz İran’da ise ölü sayısı 15’e yükseldi. Yine bu sırada İran Sağlık Bakanı Yardımcısının da koronavirüse yakalandığı açıklandı… Bizde olsa şaşırtmaz. İran’da da şaşırtmamıştır. Bakın bu haberden önce şunu okuyunca insanın içini güzel bir his kaplıyor: İran’ın Kum kentinde din görevlileri Sağlık Bakanlığı’nın salgın nedeniyle mabedi kapatma tavsiyesini reddedip halkı toplu namaza çağırmış…

Yani kalabalık toptan namaza durursa virüs de bu kadar inanan arasında dolaşmak istemez gibi bir düşünce. Bizde de meclisteki makamında tavukları çamaşır suyuna koyup başlarına bir şey gelecek mi diye deneyler yapan bakanlarımız var. Nedir yani? Bu arada çamaşır suyuna konan tavuklar mekanda bir leğende mi bekletildi onu da merak etmeden geçemiyorum.

Son olarak aklın mantığın bittiği ama bütçenin başladığı en güzel yer olan ve sadece tek bir mezhebe özel hizmet sunan harika bir kurum var: Ben ona kısaca ‘Dio’ diyorum. Çünkü Dio o kadar kendine has bir kurum ki gerçekten o Maybach’a binmeden Dio’nun kafasını anlamamız zor.


Diyanet’ten şiddet gören kadınlara tavsiyeler:

Eşinize tepki vermeyin
Uygun bir dille eşinize sebebini sorun
Akşama sevdiği şeyleri yapın
Polisi aramayın konuşarak çözersiniz inşallah
Çok da şey etmeyin böyle şeyleri.
Bakın bizim bile sonuçta altımızda merso işler hala terso.

https://www.birgun.net/haber/cehalet-cok-guzel-gelsene-289438
Posted in YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

AMCANIN HAL VE DURUMU

Ayla Çokbudak

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

İRTİCANIN AYAK SESLERİ * OKULA SIZAN KARANLIK!!!

OKULA SIZAN KARANLIK!!!

Mehmet Faraç

Atatürk var ya; o yüksek öngörüsü ve sınırsız vizyonuyla yalnızca ülkenin içinde bulunduğu koşulları değiştirmemiş aydınlanmaya direnen bağnazlığın gelecek açısından nasıl bir tehdit yarattığını da görmüş ve önlemini alıvermiş…

Bakmış ki Atatürk; Osmanlı’nın son yıllarında devlet emperyalizmle savaşırken bile Kurtuluş Savaşı’nı arkadan hançerlemek isteyen gerici zihniyetler işte tam da oralarda karanlığın o zavallı dehlizlerinde icraata devam etmiş ve beyin yıkamak için var güçleriyle mücadeleye girişmiş…

Gazi’nin katli için fetva vermeleri yalnızca kendi bağnaz çarklarının devam etmesi için değil aynı zamanda ülkeyi işgale gelen emperyalizmin uşaklarına meydan açmak ve tabii ki bu sırada istedikleri gibi at koşturmak içinmiş…

Tekke ve zaviyeleri işte bu yüzden kapatmış Atatürk…

Şeyh-mürit molla-medrese zihniyetinin Osmanlı’yı nasıl geride bıraktığını çok iyi tespit etmiş ve cumhuriyeti kurarken de bu yapılanmaların “muasır medeniyet” hedefi önünde büyük engel olduğunu görmüş ve neşteri vurmuş Atatürk…

Eyvah ki laiklik cumhuriyet ve aydınlama devriminin önündeki en büyük engel olan medreseler – mollalar – tarikat ve cemaatler – din simsarları ile bağnazlık tüccarları Gazi’nin ölümünün ardından özellikle 1946’dan itibaren devletle haşır neşir olmaya başladı siyasetin açtığı yollarda cumhuriyeti kuşatmaya devam etti…

12 Eylül 1980 darbesi sonrası sözde “anarşizm”le mücadele iddiasıyla dayatılan “Yeşil Kuşak projesi”nin palazlandırdığı tarikat ve cemaatler de devlet içerisinde at koşturdu…

İşte o dönemler yalnızca kendini “cemaat” olarak nitelendiren Hizbullah gibi örgütleri ortaya çıkartmadı aynı zamanda “hoşgörü – hizmet” temalarını kullanarak 40 yıl önceden itibaren devletin derinliklerine sızan Fethullahçılar gibi tarikat ve cemaatleri de palazlandırdı…

Sivil toplum kisvesi!. .

Cumhuriyeti kuşatan tehlike yalnızca Fethullahçıların 40 yıllık sinsi mücadelenin ardından holdingleşmesi ve AKP döneminde iktidarı ele geçirmek için “darbe”ye yönelmesi değil elbette…

Fethullahçıların enterne edilmesiyle birlikte hücrelerinden çıkarak devletin başka kademelerine sızmaya çalışan başka tarikat ve cemaatlerin yol açtığı rezaletler de var… İşte onlar yalnızca laik cumhuriyetin altını oymaya hizmet etmediler…

Oralarda o kadar ahlaksızca olaylar dışa vurdu ki tarikat ve cemaat yurtlarında din adına yapılan örgütlenme toplumun dini duygularına dinamit yerleştirmek gibi utanç verici rezaletleri de gözler önüne serdi…

Falaka – dayak – taciz – tecavüz ve hatta toplu tecavüz gibi “Ensar” örneği rezaletler tek başına vukuatlar değil…

Tarikat ve cemaatler içerisinde; Bursa’dan Konya’ya İstanbul’dan Orta Anadolu kentlerine kadar “şehvetiye”den “badem”cilere kadar tarikat ve cemaatlerden çamur gibi dökülen iğrenç ilişkiler topluma büyük şoklar yaşatırken ne devlet ne de çocuklarını hiçbir çekince göstermeden dinci hücrelere teslim eden aileler ders aldı…

Ve ne tuhaf ki Ensar örneğinden sonra tarikat ve cemaatlerin bulaştığı onlarca taciz- tecavüz rezaleti ortaya çıktı…

Ancak deşifre olan her rezalete rağmen ne devlet uyandı ne aileler önlem aldı ne de zavallı çocukları bağnazlığın çukurunda sömürenler geri adım attı…

Ne yazık ki tarikat ve cemaatler üzerinden dayatılan tehdit sadece çocukları vuran “tecavüz” rezaletleri değil…

Aynı zamanda Fethullahçılardan sonra ortaya çıkan boşluğu doldurmaya çalışan tarikat – cemaat kılığındaki karanlık hücrelerin devlet içerisindeki örgütlenmesi devam ederken bırakın FETÖ darbesinden ders alınarak bunların durdurulmasını tam aksine ülkenin geleceği olan çocukların kuşatılması için her türlü başıboşluk büyütülüyor her türlü olanak tanınıyor…

İşte son rezalet de devletin FETÖ’den de tarikat ve cemaatlerine bulaştığı rezaletlerden de ders almadığını ortaya koyuyor… Çünkü zaten 10 bin özel okulun üçte birinin tarikat ve cemaatlerin denetiminde olduğu Türkiye’de din simsarlarının gözü şimdi de devlet okullarında!!!

Muhalefet el atmalı…

Dünkü YENİÇAĞ; ülkenin geleceği olan çocukların tarikat ve cemaat hücreleri dışında devlet okullarında da kuşatılmaya başlayacağını şu başlıkla duyurmuştu;

“Milli Eğitim Bakanlığı tarikatların okullara girmesinin önünü açan bir değişikliğe imza attı…”

Önceki gün yayımlanan haberde şöyle deniliyordu;

“Değiştirilen yönetmeliğin ilgili maddelerine göre ‘kapsamındaki sosyal’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘etkinlikler ile kamu kurum ve kuruluşları uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından eğitim kurumlarında yapılacak’ ibaresi eklendi. Uzmanlar sosyal etkinlikler adı altında değiştirilen maddeye eklenen ‘uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından eğitim kurumlarında yapılacak’ ibaresinin vakıflaşan ve dernekleşen tarikatların imzalanacak yeni protokollerle eğitim sistemine doğrudan müdahil olabileceği uyarısında bulunuyor. “

Tam da “12 Eylül” tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bu yönetmelik değişiliği yalnızca laik eğitime bir darbe değil çocukların geleceğine karanlık bir örtü çekilecek olması bakımından da dehşet verici bir tehlikeyi gündeme getiriyor…

Ne yapmaya çalışıyor acaba Milli Eğitim Bakanlığı?. .

Tarikat ve cemaatlerle birlikte medrese – molla kılığındaki din simsarlığı “sivil toplum örgütü” adı altında okullarda cirit atsın mı isteniyor?. .

Tarikat ve cemaat yurtları yetmemiş gibi devletin okullarında da mı çocukların beyni yıkansın isteniyor?. .

Ne yapacak acaba tarikat ve cemaatler?. . Molla – şeyh propagandası dışında dergah-medrese ya da bağnazlık hücrelerine yeni öğrenci müritler devşirmelerine olanak mı tanınacak?. .

CHP ve İYİ Parti bu rezaleti izleyecek mi yoksa bu yönetmelik değişikliğinin iptal edilmesi için harekete mi geçecek?. .

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/okula-sizan-karanlik-53231yy.htm

Posted in İrtica, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ŞEHİTLER TEPESİ DOLU MU OLMALI? * ÜÇ KURUŞLUK DAVA ŞEHİTLERE KELLE, ÖCALAN’a SAYIN!!! *  LAFLAR VE ADAMLAR

Sayın Poyraz’ın aşağıda paylaştığı ŞEHİTLER HAKKINDAKİ
“LAFLAR VE ADAMLAR” başlıklı yazısına katkıdır

Türkiye Suriye ve Libya’da milli gerek ve yararı olmayan adı  konmamış bir savaş içindedir. Bu savaşın nedeni  radikal islamist, cihatçı ve Türkiye’deki laik cumhuriyet’e ve Atatürk’e düşman olan “Müslüman kardeşler”i desteklemek ve korumak içindir. Bu nedenle askerimiz  tek karar verici Erdoğan ve AKP iktidarı tarafından TBMM’nin SAVAŞ kararı olmadan bu ülkelere çatışmalara gönderilmiştir. Hem Suriye hem de Libya’da bize ait olmayan isimsiz savaşlarda şehitler veriyoruz.

Suriye İdlip’te kurulmuş olan askeri gözlem noktalarımız Rusya destekli Suriye ordusu tarafından kuşatılmış ve TSK bu gözlem noktalarından birisini imha ederek çekilmek zorunda kalmıştır. Diğer gözlem noktalarına giden tüm ikmal destek hatları da Rusya/Suriye ordusu tarafından kesilmiş ve bu noktalardaki askerimiz zor durumdadır. Askeri birliklerimiz bu noktalarda Rus savaş uçakları tarafından vurulmuş ve şehitler verilmiştir.

Libya’da verilen şehitlerimiz Gen.Kur.Başkanlığı ve M.S.B. tarafından toplumdan saklanmıştır. Libya şehitlerimiz gizlice ülkeye getirilerek törensiz olarak vatan toprağına verilmiştir. Erdoğan yanlış politikalarının sonuçlarını toplumdan saklama yoluna gitmektedir.

Ayrıca üzücü olan;  İzmir’in Kınık ilçesini ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Lejyoner Hafter’e karşı biz orada yönetici kahraman askerlerimiz ve Suriye Milli Ordusu’ndan ekiplerimizle beraber oradayız. Mücadeleyi orada sürdürüyorlar. Tabi bir kaç tane şehidimiz var. Bir kaç tane şehidimizin karşılığında yüze yakın orada lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi hiçbir zaman boş kalmayacak.” açıklaması yapmıştır. [22.02.2020]

“BİR KAÇ ŞEHİDİMİZ VAR ŞEHİTLER TEPESİ BOŞ KALMAYACAKTIR” açıklaması şehitlere saygı duymayan bir ifadedir.  ŞEHİTLER TEPESİ’nin BOŞ KALMASI gönülden dileğimiz iken iktidarda olup da Türkiye’yi yönetemeyenlerin böyle bir kaygısı yoktur. Onlara göre ŞEHİTLER TEPESİ dolu olmalıdır!!!

Tıpkı geçmişte yine Erdoğan tarafından şehitlerimiz için  söylenmiş olan KELLE sözcüğü gibi. Erdoğan’ın mezhep temelli bağları ve kişisel nedenlerle şehit olan askerlerimiz Erdoğan tarafından KELLE olarak tanımlanıyor.

ÜÇ KURUŞLUK DAVA, ŞEHİTLERE KELLE, ÖCALAN’a SAYIN!!! 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı 2000 yılında Avustralya SBS Radyosuna verdiği demeçte terörist başı Abdullah Öcalan’a ’sayın’, şehit askerlere hitaben ise ’kelle’ dedi…

Ergenekon davasının tutuklu sanığı avukat Kemal Kerinçsiz’in 20 şehit annesi adına açtığı davada, Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin şehitler için “kelle”, Abdullah Öcalan için “sayın” dediği gerekçesiyle Başbakan Erdoğan’ı “3 kuruş” ödemeye mahkum etti.

Kararı veren hakim, gerekçeli kararında bu sözcüklerin dil sürçmesi sayılamayacağını belirtti. Hakim kararda şunları yazdı:

“Bu konuşmada “kelleler” olarak tabir edilen insanlar bu vatan için ölen şehitlerimizdir. Şehitlik manevi açıdan kutsaldır. Korunması gereken değerlerin başında gelir. Şehitlik bu toplum için bu kadar önem arz ederken toplumu yönetme iddiasıyla ortaya çıkan insanların bu vatanın şehitlerinden “kelle” olarak bahsetmesi toplumda büyük infiale yol açtığı anlaşılmaktadır. Bir siyasetçinin ülkemizin şehitlerinden bahsederken daha itinalı konuşması gerekirken ve aynı konuşma bütünü içinde terörist başı Abdullah Öcalan’dan bahsederken sürekli “Sayın Abdullah Öcalan” derken Türkiye Cumhuriyeti’nin devamı için can veren ve artık Türk halkından sadece saygı bekleyen vatan şehitleri için toplum içinde hakaret içeren bir söz olarak nitelenen “kelle” tabirinin kullanılması dil sürçmesi olarak kabul edilemez. Şehit yakınlarının devlet ve devlet adamlarından tek beklentisi şehitlerine saygı gösterilmesidir. Şehit yakınları ölen evlatlarına “kelle” denmesinden ötürü manevi olarak çöker, ağır bir bunalıma girer. Bu hayatın olağan akışına uygundur.”

16 Ağustos 2008

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Avustralya’da katıldığı radyo programında, terörist başından “sayın”, şehitlerden de “kelle” olarak sözeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında verilen “3 kuruşluk” tazminat kararını onadı.

Türkiye  ABD/İSRAİL’in işbirliği tuzağında, BOP eşbaşkan Tayyip Erdoğan tarafından BOP SARMALINA düşürüldü ve gittikçe güç kaybediyor. 

Naci Kaptan / 23.02.2020


LAFLAR VE ADAMLAR

Henry kissinger: “Military men are just dumb stupid animals to be used as pawns in foreign policy” yani “askerler bizim dış politikada sadece piyon olarak kullandığımız ahmak ve salak hayvanlardır” demiş.


RTE: “Tabii birkaç tane şehidimiz var. Ama birkaç tane şehidimizin karşılığında 100’e yakın o lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak. ” demiş.


KEMALİST BİR SUBAY: Ben “”Barışta ve savaşta karada denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu Türk Sancağının şânını canımdan aziz bilip İCABINDA vatan cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyliyeceğime namusum üzerine andiçerim. ” dedikten sonra İCABEDEN ŞARTLAR OLUŞANA KADAR hem maiyetimin hem şahsımın hayatta kalması için harp sanatını öğrenir ve öğretirim.

Çünki bilirim ki Cumhuriyet; fikren ilmen ve BEDENEN KUVVETLİ ve YÜKSEK KARAKTERLİ muhafızlar ister. Başucumda birinci vazifemi gösteren ve “Ey Türk Gençliği” diye başlayan “HİTABI” tutarak burada tanımlanan vatanın işgal durumu ile dahili ve harici düşmanların niteliklerini daima gözlerim. Benim askerimin canı düsmanın zayiatı ile mukayese edilen ve ”surkontur” yapılacak bir metâ değildir. Çünki ONUN CANI ailesinin ve milletimin “BANA EMANETİDİR”. Eğer düşman askerimin sayısını “how much” diye telaffuz ederse “kardeşim o dolmalık pirinç değil ona göre diline sahip çık” derim. Vee…. TEPE benim için gömülünecek yer değil taarruz edilecek yerdir” demiş.


Ben icap ettigi zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk Milletine canımı vereceğim.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Oraj Poyraz

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, ORTADOĞU ÜLKELERİ, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment