Tümamiral Yaycı: Tek taraflı MEB ilanı hakkımız

Tümamiral Yaycı: Tek taraflı MEB ilanı hakkımız

Aydınlık 25.6.2019

Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’deki oldubittilere karşı tek taraflı MEB ilanına işaret etti. Yunanistan’ın Mısır ve GKRY ile anlaşmasının en kötü senaryo olduğunu belirten Yaycı, ‘Böyle bir durumda yetki alanımız 41 bin km2 ile sınırlandırılacak’ dedi. 

Deniz hukuku alanında önemli çalışmaları bulunan ve Türkiye’nin deniz yetki alanlarını güncel hesaplamalar ışığında yeniden ortaya koyan Dr. Tümamiral Cihat Yaycı, “Sorular ve Cevaplar ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Kavramı” başlıklı bir kitap kaleme aldı. Tümamiral Yaycı kitabında kıta sahanlığı, MEB tanımı ve hukuku, ülke uygulamaları, Doğu Akdeniz’deki durum hakkında 27 soruya yanıt verdi. Türkiye’nin kıta sahanlığı ilan etmesi gerekmediğini, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) 77. maddesi gereği devletlerin kıta sahanlığı hakkının ab initio (başlangıçtan beri) ve ipso facto (kendiliğinden) statüsünde olduğunu anlatan Yaycı, bununla beraber MEB haklarının ise BM’ye ilanının gerektiğini kaydetti.

ANTALYA KÖRFEZİ’NE HAPSOLURUZ

Yenişafak’tan Kıymet Sezer’in haberine göre; Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları ile denizlerdeki ekonomik değerlerini nasıl koruyup kollayacağını düzenleyen bir Münhasır Ekonomik Bölge Kanunu çıkartması gerektiğini vurgulayan Yaycı, halen İsrail, GKRY ve Yunanistan arasında elektrik nakil hattı kurulmasını amaçlayan EuroAsia İnterconnector projesi ile AB’nin enerji koridoru olarak nitelenen EastMed projesini de facto durum oluşturmak ve Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapseden sözde Seville Haritası’nı gerçekleştirmek için atılan adımlar olarak niteledi. Yaycı, bu doğrultuda en büyük tehdidin ise Yunanistan’ın Mısır, Libya ve GKRY ile Girit, Kaşot, Kerpe, Rodos ve Meis hattını esas alarak sınırlandırma anlaşması yapma çabalarını sürdürmesi olduğunu söyledi.

Türkiye’nin muhtemel MEB’i ile GKRY-Yunanistan ikilisinin Türkiye için öngördüğü MEB işte böyle.

YETKİ ALANIMIZ SINIRLANIYOR

Yaycı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Akdeniz’de halen GKRY dahil 4, dünyada ise 32 devletin tek taraflı MEB ilan ettiği, komşu ve karşılıklı kıyıdaş devletler arasında Türkiye’nin taraf olduğu tek anlaşmanın yapılmadığı mevcut konjonktürde, devletimizin Doğu Akdeniz’de KKTC dışında kıyıdaş devletlerle anlaşma yapmayan ve özellikle MEB ilanında bulunmayan tek devlet olması bir vakıadır. Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de Mısır ve GKRY ile anlaşmalar imzalaması, ulusal hak ve menfaatlerimize zarar verebilecek en kötü senaryoyu teşkil etmektedir. Zira böyle bir durum gerçekleştiğinde; öngördüğümüz 189 bin km2’lik yetki alanımız 41 bin km2 ile sınırlandırılacak, bir başka deyişle egemenlik haklarımızın bulunduğu 148 bin km2’lik alan kaybedilecektir.”

LİBYA İLE ACİL ANLAŞMA ŞART

Yunanistan-GKRY ikilisinin, Türkiye’nin deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin girişimlerinin akamete uğratılması maksadıyla Doğu Akdeniz’de MEB ilan edilmesi gerektiğini belirten Dr. Tümamiral Cihat Yaycı, sahildaş ülkelerle sınırlandırma anlaşmaları yapmanın da önemine değindi. Türkiye’nin Akdeniz’de Libya’nın yanı sıra Mısır, İsrail ve Lübnan ile de karşılıklı kıyıları olduğunu hatırlatan Yaycı, “Libya ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik ivedilikle bir anlaşma yapılmalı” dedi.

https://www.aydinlik.com.tr/tumamiral-yayci-tek-tarafli-meb-ilani-hakkimiz-turkiye-haziran-2019
Posted in DENİZ VE DENİZCİLİK, DIŞ POLİTİKA, Ekonomi, KIBRIS, YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment

ŞİİR MOLASI * KADINLAR

KADINLAR


Nuri İyem – KADINLAR


kadınları hakir gören yobazlar,
inandım bir eşek doğurmuş sizi.
siz gidi hokkabazlar, cambazlar,
anladım bir köpek doğurmuş sizi.

ey mahlûkat bu fikrine gülerim,
ana için savaşlara girerim,
o kutsaldır, onu kutsal bilirim,
desene bir şebek doğurmuş sizi?

cenneti arama ana cennettir,
o ki ulviyettir, o ki hasrettir,
o ki benim için yüce hikmettir,
her halde bir sinek doğurmuş sizi.

doğurmamış ise sizi bir ana,
git hele sor seni yapan babana,
baban öküz müydü, yoksa mı dana?
öyle ya bir inek doğurmuş sizi.

ayağı altında cennet var diyon,
öyleyse onları nasıl horluyon,
tuvalet sakallı neden kükrüyon,
belki de bir köçek doğurmuş sizi.

kadınlar yücedir kadınlar deha,
kadınlar güneştir varır sabaha,
kadınlar sevdadır, çöllerde vaha,
kabul et bir şişek doğurmuş sizi.

anlatırım anlatırım anlamaz,
konuşurum konuşurum dinlemez,
öğretirim öğretirim bellemaz,
sanırım bir böcek doğurmuş sizi.

varmayın yanına rezil yobazın,
yolun tüylerini beyinsiz kazın,
kenefe adını bok ile yazın,
inandım bir leylek doğurmuş sizi.

isa’yı, davut’u onlar doğurdu,
muhammed’i ak sütsüyle doyurdu,
musa’sını kaç zalimden korudu,
mutlaka bir kelek doğurmuş sizi.

keşke anan seni doğurmasaydı,
bir kenefe hacetini yapsaydı,
tutup seni bir ağıra atsaydı,
emin ol bir götlek doğurmuş sizi.

hey ERCANİ kadınlara var söyle,
yobazın sultası hep sürmez böyle,
anamdır, bacımdır, yârimdir leyla,
doğrudur bir ördek doğurmuş sizi.

MEHMET ERCAN

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR | Leave a comment

SEÇMEN NANKÖRMÜŞ!

Posted in SEÇİM - SEÇSİS, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

MASA ve KASA * Kendi etti kendi buldu


Kendi etti kendi buldu

Özdemir İnce / 25 Haziran 2019 Salı


Zemberek boşandı. Son derece yorgunum. Bizi 25 yıldır akılsızlıklarıyla, sırtlan doymazlıklarıyla çok yordular. Cumhuriyet düşmanlıklarına, nankörlüklerine, bayağılıklarına karşı tuhaf bir öfke var içimde. Bizi en azından genel seçimlere (2023) kadar yormayı sürdürecekler. 

Daha önceki yazılarımda adını andığım “geçirimsiz kitle” henüz terk etmedi onları. Ama bundan sonraki ilk seçimde mutlaka terk ederler. Siyasal İslamcı, İhvancı (Müslüman Kardeşler) kalıntılarıyla bir süre idare ederler. Halk hareketleri böyledir: Bir bardaktaki mürekkep damlatılan suya benzerler; son damlaya kadar su beyaz kalır, son damlada mürekkebin rengini alır. 

Bu daha başlangıç, henüz ihaneti görmediler. Seçim günkü yazımda “Men dakka dukka!” diye bir deyim vardı ya, bir anlamı daha vardır: “Kendi etti, kendi buldu!

Bu yazıyı yeni dönemin ilk yazısı olarak kabul ediyorum. İzninizle Din, İman, Masa,   Kasa (Tekin Yayınları, Haziran 2016) kitabımı ziyaret edeceğim. Söylemesi ayıp, bu çok önemli kitabın önsözünden bir alıntı yapacağım: 

7 Ağustos 2012 günü yayımlanan ‘Sünni Din Bezirganları Artık Özgür’ başlıklı yazımı okuyan bir okur ‘Sünni madrabazlar’ın CHP’nin tek parti döneminde uğradığı zulmün (!) ne menem bir zulüm olduğuna açıklık getirdi: 

Eski bir toplantıda din madrabazlardan biri CHP’nin tek parti döneminde uğradıkları zulmü konuşmacıya laf atarak hatırlatmış. Bunun üzerine konuşmacı laf atana sormuş: 

Hangi ibadeti yapmak istedin de yapamadın? Namaz mı kılamıyordun, hacca mı gidemiyordun?  

Madrabaz, konuşmacıyı yanıtlamış: İbadeti yasaklamaya gücünüz yetmez. Siz bizi masadan ve kasadan uzak tutuyordunuz.

Müthiş bir yanıt. Hiç duymamıştım. Aydınlık okuru devam ediyor: 
Yani tüm dertleri masaya ve -özelikle de- kasaya yanaşmakmış. Bunu yapamadıkları için gerçekten de “zulüm” gördüklerine, acı çektiklerine inanıyorum. Düşünsenize, kasa orada, başkaları yanaşmış (Örneğin: ANAP, DYP) ama bunlar yanaşamıyor. Bu “zulüm” değil mi, onlar açısından? İlk işleri burada (Isparta) aç kurtlar gibi saldırmak oldu. 

Şevket Demirel’in bir benzetmesi var: “Malı kışın aylarca ahıra kapatırsın. Sonra bahar gelince çayıra saldığında yeşil otlara nasıl saldırırsa bunlar da deliler gibi paraya saldırdılar. Nasıl mı? Örneğin; benim üzerinden her gün geçtiğim kaldırımı tam 4 defa söküp, buranın taşını oraya, oranın taşını buraya yeniden döşeyerek.Tabii utanma vs. beklemek boşunadır.

Arkalarına İslam’ı aldılar, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar, çatlayıncaya kadar yiyecekler. Mafya yasası gereği sonra amip gibi bölünüp birbirlerini yiyecekler ve birlikte çürüyecekler.  Benim bu tür mafyalardan korkum yok. Çünkü, kural gereği, İslamcı Al Capone’u, gene İslamcı Alkapon temizleyecek. 

Beni ürküten mafya programını ÖNDER İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği’nin hazırladığı broşürde okuyoruz (6 Ağustos 2012 tarihli Cumhuriyet gazetesinden aktarıyorum): 

“İmam hatip liselerinin önündeki engeller kalkmıştır. İHY’den mezun olunca; hem dininizi üst düzeyde öğrenecek hem de tıp, hukuk, siyasal, mühendislik gibi her çeşit üniversiteye girebileceksiniz. Hem halkın önüne geçip imam hatip olabilecek hem de öğretmen, doktor, avukat, hâkim, kaymakam, müfettiş, mimar olabileceksiniz.” 

Yeryüzünde bunun benzeri bir öğretim sistemi yoktur. İlkel ve bayağı bir köle yetiştirme sistemi. İlkin ilk ve ortaöğretimde beyinleri yıkayıp ütüleyecekler; bilim karşıtı dogmalarla tıka basa dolduracaklar ve düşünen insan yerine uzaktan yönetilen kalas robotlar yetiştirecekler ve ülke yüzeyini bu türden piranhalarla işgal edecekler.(*)

Din ve imanı kullanarak masayı (hükümeti) ve kasayı (hazineyi) ele geçirdiler: Masayı kırıp döktüler, hazineyi zimmetlerine geçirdiler. Ama 23 Haziran günü, sandıkta, elleri ve belleri kırıldı. Men Dakka dukka!

(*) İmam-Hatip Mafyası, Aydınlık 20.8.2012

Posted in Politika ve Gundem, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

TSK YENİDEN YAPILANDIRILIYOR; KANUN YASALLAŞTI * ASKERLİK SÜRESİ ve KADROLAŞMA YENİDEN DÜZENLENDİ

Donarak şehit olan askerlerimiz jandarma uzman çavuş Ferruh Dikmen ve Asım Türk’e rahmet olsun 

Yeni askerlik yasallaştı:
Bedelli artık kalıcı,
130 bin askere erken terhis

cumhuriyet.com.tr / 25 Haziran 2019


Yeni askerlik sistemine ilişkin düzenleme Meclis Genel Kurulu’nda 335 oyla kabul edildi. Yasayla, askerlik süresi altı aya inecek ve bedelli askerlik uygulaması kalıcı hale getirilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yasayı imzalamasının ardından yasanın yürürlüğe girmesiyle 6 ayı doldurmuş yaklaşık 130 bin kişinin terhis olması bekleniyor.

Yeni askerlik sistemine ilişkin düzenleme TBMM Genel Kurulu’nda 335 kabul, 17 ret, 2 çekimser oyla kabul edilerek yasalaştı. Erdoğan’ın yasayı imzaladığını duyuran AKP Sözcüsü Çelik “Sayın Cumhurbaşkanımız bugün TBMM’de kabul edilen Askerlik Kanunu’nu imzalamışlardır” dedi.

65 maddelik yasayla, askerlik süresi altı aya inecek ve bedelli askerlik uygulaması kalıcı hale getirilecek. Düzenlemeyle askerlik hizmeti yedek subay, yedek astsubay, erbaş ve er olarak yerine getirilecek. Hizmet süresi, erbaş ve erler için 6 ay, yedek subay ve yedek astsubaylar için 12 ay olacak.

Erbaş ve erlerden istekli olanlar, sıralı disiplin amirlerinin olumlu değerlendirmesiyle terhise hak kazandığı tarihten itibaren Milli Savunma Bakanlığı’nca uygun görülecek sayıda ve 6 ay süreyle sınırlı olmak üzere askerlik hizmetine devam edecek, bu sürenin sonunda terhis edilecek. Askerlik çağı, cumhurbaşkanınca 5 yıla kadar uzatılabilecek veya kısaltılabilecek.

130 BİN KİŞİYE ERKEN TERHİS

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte askerlik hizmet süresini tamamlayan erbaş ve erlerin terhis tarihi, bölgedeki ulaşım imkanları dikkate alınarak memleketlerine sevk edildikleri tarih olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzalayıp yasanın yürürlüğe girmesi sonrasında 6 ayı doldurmuş yaklaşık 130 bin kişinin terhis olması bekleniyor.

İstekli olanlardan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ihtiyacı dikkate alınarak Milli Savunma Bakanlığı’nca belirlenecek sayıda yükümlü, 240 bin gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı peşin ödeyerek ve bir aylık temel askerlik eğitimini tamamlayarak askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak. İstekli miktarının bedelli askerlikten yararlandırılacak miktardan fazla olması halinde, bedel ödemeye istekli olanlar kurayla seçilecek.

Barışta, olağanüstü hal veya seferberlik hallerinde veya savaşta, askerliğini henüz yapmadan, Milli Güvenlik Kurulu’nca gerekli görülen sahalarda, bakanlığın teklifi üzerine cumhurbaşkanınca özel olarak görevlendirilen gönüllüler, cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara uydukları takdirde askerlik hizmetinden muaf tutulacak.

YENİ ASKERLİK YASASI

Kanun, yükümlülük esasına göre silah altına alınacakların yoklama, sınıflandırma, celp, sevk, erteleme, muafiyet, muvazzaflık, cezalı yükümlülere yapılacak işlemler, Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) çeşitli statülerde görev yaparken ayrılan personel dahil olmak üzere yedeklik dönemleriyle TSK’ye çeşitli statülerde katılan personelin askerlik yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılması ve bunlardan askerlik hizmetini tamamlamamış bulunanların işlemlerine ilişkin esas ve usuller düzenleniyor.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her erkek için askerlik çağı, nüfus kayıtlarına göre, 20 yaşına girilen yılın 1 Ocak’ından başlayıp, 41 yaşına girilen yılın 1 Ocak gününde sona erecek.

Yeni askerlik sisteminde “yedek astsubay” olacak. Yedek astsubay adaylarından öğreniminin ardından “astsubay astçavuş” nasbedilenler, yedek astsubay olarak görev yapacak.

Yedek astsubay aday adayları, 2 veya 3 yıl süreli yükseköğretim kurumlarından, dengi olduğu kabul edilen yurt dışı öğrenim kurumlarından, 4 yıl ve daha fazla süreli yükseköğretim kurumlarından ve dengi olduğu kabul edilen yurt dışı öğrenim kurumlarından mezun olmaları gerekecek.

Askerlik çağı ve hizmet süresi

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her erkek, askerlik hizmeti yapacak. Askerlik hizmeti; yedek subay, yedek astsubay, erbaş ve er olarak yerine getirilecek.

Savaş veya savaşı gerektirecek bir durumda, bu kanuna tabi yükümlülerin askerlik hizmetini yerine getirmek üzere silah altına alınmalarının esaslarını, Cumhurbaşkanı belirleyecek. Hizmet süresi, erbaş ve erler için 6 ay, yedek subay ve yedek astsubaylar için 12 ay olacak.

Askerlik hizmet sürelerini, ihtiyaca göre bir katına kadar artırmaya veya yarısına kadar azaltmaya Cumhurbaşkanınca karar verilebilecek. Bu şekilde belirlenen hizmet süresi 6 aydan az olamayacak.

İsteyen erbaş ve erler, 6 ay daha devam edebilecek

İsteyen erbaş ve erler, sıralı disiplin amirlerinin olumlu değerlendirmesiyle terhise hak kazandığı tarihten itibaren Milli Savunma Bakanlığınca uygun görülecek sayıda ve 6 ay süreyle sınırlı olmak üzere askerlik hizmetine devam edecek, bu sürenin sonunda terhis edilecek.

Bu şekilde askerlik hizmetine devam edenlerin vazgeçme talepleri kabul edilmeyecek. Bu yükümlüler hakkında ilk 6 aylık hizmet süresi için ayrı, diğer 6 aylık hizmet süresi için ayrı terhis belgesi düzenlenecek.

Bu kapsamda askerlik hizmetine devam edenlerin sayı, istek, tercih durumları ve özlük hakları, ilgili kuvvet komutanlıklarınca yürütülecek. Bu kapsamda askerlik hizmetine devam edenlere, görevlerinin devamı süresince, net asgari ücretten az olmamak üzere Er ve Erbaş Harçlıkları Kanunu hükümlerine göre harçlık ödenecek.

Milli Savunma Bakanlığı, yedek subay ve yedek astsubay yetiştirme sürelerini belirleyecek. Askerlik çağı, Cumhurbaşkanınca 5 yıla kadar uzatılabilecek veya kısaltılabilecek.

Kanunda tespit edilen esaslar dışında muvazzaflık hizmetini yapmadıkça veya yapmış sayılmadıkça hiçbir yükümlü askerlik çağı dışına çıkarılamayacak.

Genelkurmay Başkanlığı, TSK’nin ihtiyaç miktarını ve tahsis oranını Milli Savunma Bakanlığına bildirecek. Bakanlıkça ihtiyaç miktarı ve oranlarına göre tahsis yapılacak.

Yedek subay seçimi

4 yıl veya daha fazla süreli yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar ile dengi kabul edilen yurt dışı öğrenim kurumu mezunu olanlardan, TSK’nin ihtiyaç miktarı yedek subay adayı olarak ayrılacak.

TSK’nin ihtiyaç duyduğu yedek subay miktarından fazla olan yükümlülerden, istekli olanlardan ihtiyaç miktarı kadarı askerlik hizmetini yedek astsubay, diğerleri erbaş ve er olarak yerine getirecek.

Yükümlülerin yedek subay adayı statüsüne ayrılmasında öncelikle TSK’nin ihtiyacı olmak üzere yükümlülerin istekleri de dikkate alınacak.

Yedek astsubay seçimi

TSK’nin ihtiyacı kadar yedek astsubay adayları, 2 veya 3 yıl süreli yükseköğretim kurumlarından, dengi yurt dışı öğrenim kurumlarından, 4 yıl ve daha fazla süreli yükseköğretim kurumlarından ve yetkili makamlarca dengi yurt dışı öğrenim kurumu mezunlarından istekli olanlar arasından seçilecek.

TSK’nin ihtiyaç duyduğu yedek astsubay miktarından fazla olan yükümlüler askerlik hizmetini erbaş ve er olarak yerine getirecek. Yükümlülerin yedek astsubay adayı statüsüne ayrılmasında öncelikle TSK’nin ihtiyacı olmak üzere yükümlülerin istekleri de dikkate alınacak.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1456390/

Posted in TSK | Leave a comment

Demokrasi karnavalı

Korkusuz 25.06.2019


Demokrasi karnavalı

Aydınlık Gazetesi / Yavuz Alogan / haziran-2019


Böyle durumlarda, “Seçmen mesaj verdi” demek âdettir. Seçmenlerin sayısı değişmediği hâlde aradaki farkın bu kadar büyük olması, Türkiye nüfusunun yüzde 18’ini barındıran İstanbul’da AKP’ye ve Cumhur İttifakı’na yönelik tepkinin şiddetini ifade ediyor.

İstanbul seçimlerinde AKP, devletin bütün imkânlarını kullanarak ve bizzat Sayın Reis’in prestijini ortaya koyarak verdiği yıpratma savaşını kaybetti, kendi tarihinin en ağır yenilgisini aldı. AKP’nin kibrinden, Saray’ının şatafatından, damadından, Devlet Bahçeli’nin tehditlerinden “mitil”inden bıkan, gelecek umudunu kaybeden insanlar tanımadıkları, sınamadıkları, ne düşündüğünü bile bilmedikleri fakat sempatik, becerikli ve “çağdaş” buldukları zengin bir müteahhide umut bağladılar ve laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı olan AKP’nin ideolojik hegemonya duvarında onarılması imkânsız bir gedik açtılar. Pazar gecesi İstanbul ve Ankara’da yeniden “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” sloganı yükseldi. Belediye seçiminin yarattığı yüzey dalgası daha derin bir dip dalgasının habercisidir.

AKP’nin bu seçim sürecinde yaptığı en vahim hareket, kaybedeceğini anlayınca can havliyle İmralı’ya sarılması olmuştur. Hendek Savaşları’ndan sonra HDP, evreler hâlinde zayıflamış ve hareket kabiliyetini önemli ölçüde kaybetmişti. PKK’nin Kandil-İmralı-HDP bileşenleri birbirinden kopmuş, PYD/YPG ise Amerikan Conisi’nin güdümünde dışsal bir olgu hâline gelmişti. Bülent Arınç’ın girişimi ve MİT’in inisiyatifiyle kotarılan İmralı’dan mektup girişimi, yeni bir “çözüm süreci” ihtimalini gündemin neredeyse merkezine yerleştirdi; ayrılıkçı hareketin bütün bileşenlerine kendi aralarında eşgüdüm sağlama fırsatı verdi; ve bütün dünyaya HDP’yi seçimlerde bir tür anahtar parti gibi gösterdi. Millet İttifakı bu partiyi düştüğü yerden kaldırıp canlandırmıştı; AKP’nin İmralı’dan medet uman alçaltıcı ve kendi içinde tutarsız davranışı ise onu önemli bir politik aktör hâline getirdi.

Her gün şehit cenazesi kaldırılırken, “barış bildirisi” imzaladı diye akademisyenlerin hayatı karartılırken, bir sürü insan “terör örgütü”nü övmekten cezaevinde yatarken, Sayın Reis ve adamları Millet İttifakı partilerini terör örgütüyle işbirliği yapmakla suçlayıp tehdit ederken, Saray’ın “terörist başı” dediği adama son anda mektup yazdırıp ayrılıkçı hareketin iç sorunlarından hareketle seçim manevrasına girişmesi, yurtta ve dünyada hiç kimseye izah edilemeyecek kadar tutarsız ve vahim bir durum yaratmıştır. Siyasî iktidar, ülkenin bekasıyla ilgili en temel konuda samimi olmadığını göstermiş, muazzam bir açık vermiştir; iktidarda kalma uğruna her yola gelebilecek aynı pragmatist/oportünist tutumu bir kez daha sergilemiştir. İmralı’yı yeniden bir siyasî figür hâline getiren bu tutumun özellikle uluslararası alanda yaratacağı vahim etkileri göreceğiz. PKK’nin gizli ve açık kadrolarının CHP yönetimine kıyasla çok daha sağlam dış bağlantıları, tecrübeye dayanan daha gelişmiş ve etkili bir çalışma tarzı olduğunu da unutmamak gerekir.

İstanbul seçimiyle birlikte AKP’nin çözülme ve bölünme süreci başlamış, yukarıda da dediğimiz gibi, bu partinin ideolojik hegemonya alanında bir gedik açılmıştır. Ancak bu gedikten içeriye sızacak şeyin demokrasi, huzur, güven, refah vs olacağını sananlar çok fena yanılıyorlar. Türkiye’nin bütün dengeleri bozuk, ekonomisi çöküşün eşiğinde, ordusunun yapısı altüst edilmiş ve dış politikada tarihinin en kritik ve tehlikeli kavşağında duruyor. Açılan gediğin arkasına, düveli muazzama’nın bir “demokrasi karnavalı” yaratarak yığılması, bu tuhaf İstanbul zaferiyle iyice sevindirik olan partilerin ve hareketlerin, ayrılıkçıların ve solcu gibi duran liberallerin, siyasî toplumun AKP’den bunalmış kesimlerini bir süre kadar peşi sıra sürüklemesi beklenmelidir.

Türkiye’nin bir “demokrasi” karnavalına değil, Devlet tecrübesine, geleneksel ve sağlam bir dış politikaya, askerî reforma, iktisadî planlama ve toplumsal kalkınmaya, laik ve bilimsel eğitime, toplamda yeni bir anayasal mutabakata ihtiyacı var. Türkiye’nin ciddiyete ihtiyacı var. Dere geçilirken elbette at değiştirilmez, fakat altınızdaki at ölmek üzereyse mecbur kalırsınız. Aksi halde ölmüş atın sırtında akış istikametinde sürüklenip gidersiniz.

Ağır kriz dönemlerinde ve enformasyon bombardımanı altında görüş alanımız daralır. Herkes olaylara kendi penceresinden, kendi ilgi alanının acil gerekleri ya da güncel siyasî çıkarları açısından bakmaya başlar. Fakat kriz derinleştikçe görünen malzeme ile gerçek malzeme arasındaki fark ortaya çıkar. Siyaseti tribünlerden futbol maçı gibi izleyen kitleler sahaya inerek oyuna müdahale etmeye başlarlar.

Bu sütunda defalarca siyasî partilerin merkez yönetimlerinin tabanlarındaki çoğunluk eğilimini yansıtmadığını yazdım. Türkiye’de en geniş muhalif taban, bütün siyasî parti ve hareketlere dağılmış olarak, Cumhuriyet Devrimleri’ne, laikliğe ve Kemalist Devrim Kanunları’na bağlıdır. İçinde bulunduğumuz süreçte bütün partiler bölünecek ve değişim geçirecektir. Şimdiki yüzey dalgası derin bir dip dalgasına dönüşecektir. Pazar gecesi İstanbul ve Ankara’da atılan “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı bu dip dalgasının habercisidir.

https://www.aydinlik.com.tr/demokrasi-karnavali-yavuz-alogan-kose-yazilari-
Posted in CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK, Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS | Leave a comment

SEÇİM BİTTİ, HOŞ GELDİN ZAMLAR * MOTORİN, ÇAY VE ŞEKERE ZAM

25 Haziran 2019

Motorine,Çaya ve şekere zam!


MOTORİN ZAMLI

Bugünden itibaren motorin fiyatları da zamlı tarifeden satılacak. Motorinin litre fiyatına yapılan 23 kuruş zammın 22 kuruşu pompa fiyatına yansıyacak. 1 kuruş ise vergiden karşılanacak.

Ankara’da ortalama 6,30 liradan satılan motorinin litre fiyatı 6,52 lira olacak. Motorinin litresi İstanbul’da 6,25 liradan 6,47 liraya, İzmir’de 6,31 liradan 6,53 liraya yükselecek.

ÇAY

Varlık Fonu’na devredilen kurumlardan olan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü
ÇAYKUR, ‘artan yaş çay ürün, işçi ve işletme maliyetleri’ nedeniyle çaya zam yapma kararı aldığını duyurdu. ÇAYKUR Yönetim Kurulu kararıyla kuru çaya yüzde 15 zam yapıldı.

ŞEKER

Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ tarafından yapılan açıklamada ise şeker
fiyatının bugünden geçerli olmak üzere yüzde 16 zamlandığı duyuruldu.
Kristal şekerin fabrika çıkış fiyatı yüzde 16 artışla 3,57 lira oldu.

Posted in Ekonomi | Leave a comment

18 adanın ardından kıta sahanlığı da Yunanistan’a bırakıldı

Yeniçağ / 24.06.2019

18 adanın ardından kıta sahanlığı da Yunanistan’a bırakıldı


Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Ege’de terk edilen 18 Türk adasının ardından 92 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığının da Yunanistan’a terk edildiğini açıkladı.

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Ege’de yaşanan Yunan işgaline yaşanan yeni bir gelişmeyi gündeme getirdi. Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk adasının ardından Türk Kıta Sahanlığının da Yunanistan’a terk edildiğini belirtti.

Gazeteci Zahide Uçar’ın haberine göre Yalım’ın açıklamaları şu şekilde:

“Yunanistan, 2015 yılında Taşoz Adası Türk Karasularında İsrail ile birlikte petrol çıkarmaya başladı. Yunanistan ve İsrail, her gün 3823 varil Türk petrolünü çalıyor. Bölgede 111 Milyon varil petrol rezervi var. Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetleri bu hırsızlığın cevabını veremiyor. Yunanistan 1987 yılında aynı bölgede petrol aramak istediğinde, Özal Hükümeti donanmayı Taşoz Adası’na göndererek Yunanistan’ın petrol arama girişimini engellemişti.”

“KITA SAHANLIĞI DA YUNANİSTAN’A TERK EDİLDİ”

“Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Birleşmiş Milletler’e gönderdiği resmi mektupta Doğu Akdeniz’deki 9 boylamlık Kıta Sahanlığımız 5 boylam doğuya çekilerek 4 boylama indirildi. Bölgede bulunan 5 Türk Adası ile 92 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı Yunanistan’a terk edildi. Bu son derece vahim bir durum. Bakanlık Önümüzdeki aylarda Girit güneyi Türk Kıta Sahanlığı’nda petrol araması planlanan Amerikan Exxon Mobil ile ortağı Qatar Petroleum şirketlerinin önünü açtı.”

“DÖNÜŞ YAPAN YAPAN OLMADI”

Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere çok yere başvuru yaptığını yalnız dönüş alamadığını belirten Yalım, sözlerine şöyle devam etti:

“Ege Denizi’nde işgal edilen adalarımız ile ilgili olarak görsel ve yazılı basın üzerinden Milletimiz ile paylaştığım bütün bilgi ve belgeleri devlet kurumları ile paylaştım. Ancak hiçbir kurum benimle temasa geçmedi. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere işgalden sorumlu olan yetkililer yazı ve haberlerimi tekzip etmedi, edemedi.”

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/18-adanin-ardindan-kita-sahanligi-da-yunanistana-birakildi-239426h.htm
Posted in DIŞ POLİTİKA, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, YUNANİSTAN - EGE SORUNU | Leave a comment

DİL’in ÖNEMİ * TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM * Britanya’nın Drogheda Raporu

Gaffar Yakınca
Aydınlık Gazetesi, 9.5.2019

Drogheda Raporu

Tüm dünyada İngiliz dilini öğretmek ve İngiliz kültürünü yaymak amacı ile faaliyet gösteren British Council’in 1988 tarihli yıllık raporunda şöyle bir cümle geçer:

“Britanya’nın gerçek “kara altını” Kuzey Denizinin petrolü değil İngilizcedir. Dilimiz hızla küresel bir ticaret ve iletişim dili haline geliyor. Önümüzdeki en önemli zorluk bu olanağı sonuna kadar kullanabilmektir.”

İNGİLTERE’NİN DİL POLİTİKASI

Savaş sonrası İngiliz dış politikasının temel belgelerinden biri 1954 tarihli Drogheda Raporu’dur. Bağımsız Drogheda Komitesi tarafından hazırlanan Rapor, Deniz Aşırı İstihbarat Hizmetleri üzerinedir ve İngiliz elçilikleri, BBC ve British Council faaliyetleri incelenerek hazırlanmıştır. Komitenin başlangıçta bu tür kültürel işlerin faydası konusunda şüpheleri vardır, bu alanın özel teşebbüslere ve vakıflara bırakılmasını daha doğru bulmaktadır. Ancak incelemenin ardından komitenin fikri değişir, rapora İngiliz milli propagandasının bir parçası olan bu tür faaliyetlerin devlet eli (ya da desteği ile) yürütülmesi ve mutlaka şu üç amaca hizmet etmesi gerektiği yazılır:

  • İngiliz dış politikasını desteklemek
  • Britanya İmparatorluğunu korumak ve güçlendirmek
  • Dış ülkelerdeki İngiliz yatırımlarını korumak ve ticaretini güçlendirmek

Rapor, bu amaçlar konusunda o kadar kesindir ki “yurtdışı iletişim faaliyetleri İngiltere’ye her zaman elle tutulur politik ve ticari faydalar sağlamalıdır. Aksi taktirde para israfı olacaktır” diyerek bu noktanın altını özellikle çizer.

Aslında British Council (BC) için bir vizyon belgesi niteliği taşıyan raporun çeşitli yerlerinde BC’nin dil eğitim faaliyetlerinin İngiliz ticari ve politik çıkarları için çok önemli olduğu vurgulanır. İngilizce’nin eğitim, bilim ve sanat dili olarak öne çıkması tüm Doğu dünyasının liderleri ile “sıkı” ilişkiler kurulmasına yarayacaktır. (Rapor aynı zamanda BBC için de bir vizyon belgesidir ve emperyalist medyanın gerçek maksadı konusunda önemli ipuçları vermektedir, buna başka bir yazıda değinmeyi umuyorum)

Drogheda Raporu’nun ardından İngiliz hükümeti, BC’nin faaliyetlerine yüksek miktarda kaynak aktarmış, bu kurum (o zamanki sosyalist ülkeler hariç) dünyanın hemen her ülkesinde İngiliz misyonlarının himayesi altında şubeler, kurslar açmıştır.

Türkiye’de de uzun yıllardır faaliyet gösteren BC, uzun yıllar boyunca binlerce öğrenciye, aydına, bürokrata, iş insanına İngilizce öğretmiş, onları “İngiliz kültürü ile tanıştırmıştır”. Yapılan iş gerçekten de tam olarak budur, ancak yukarıdaki veriler ışığında bakıldığında karşımızda, bambaşka bir amaca hizmet etmek için kurulan sistemli bir yapının parçalarından biri durmaktadır.

AMERİKAN TARZI VE DÜNYA VATANDAŞLIĞI

İngiltere’ye göre biraz geriden gelse de Amerika’nın dil ihracı politikası da bundan pek farklı değildir. Büyük oranda soğuk savaş döneminde şekillenen, Amerikan çıkarlarını (ve anti-komünizmi) merkeze alan bu politika, tıpkı İngiltere’deki gibi devlet eli ile yürütülmektedir.

Bugün ABD’de altı devlet kurumu Amerikan dilinin ve ideolojisinin ihraç edilmesi konusunda özel programlara sahiptir. Bunlardan en bilineni dış işleri bakanlığının Fullbright Programıdır. Rockefeller ve Ford gibi vakıflar da bu işte aktif görev almaktadır. Türkiye gibi ülkelerden bu programlara katılan kişilerin siyasette, iş hayatında ya da edebiyatta önlerinin açıldığı, en tepelere kadar yükseldikleri bir sır değildir.

Bugün, İngiliz dili tüm dünyada öylesine hakim bir pozisyona gelmiştir ki, ABD ve İngiltere’nin bu işe özel bir yatırım yapmasına gerek kalmamıştır. Dünyanın her yerinde insanlar gönüllü olarak İngilizce öğrenmeye çalışmaktadır. Pek çok ülkede İngilizce eğitim veren okullar bulunmaktadır. İngilizce, ortak bir iletişim dili olmanın ötesinde, anadil ile rekabet edecek denli güçlü hale gelmiştir.

Dolayısı ile, ABD ve İngiltere’nin yönelimi artık bu yeni safhanın fırsatlarını değerlendirme doğrultusundadır. İşte sık sık duyduğumuz “dünya vatandaşlığı” kavramı da emperyalizmin bugünün ihtiyaçları için geliştirildiği bir araçtan başka bir şey değildir.

https://www.aydinlik.com.tr/drogheda-raporu-gaffar-yakinca-kose-yazilari-mayis-2019
Posted in DÜNYA ÜLKELERİ, EĞİTİM | Leave a comment

EKONOMİ * Helikopterden gene para atarlar mı?


Bülent Esinoğlu / 25.06.2019
bulentesinoglu@gmail.com

Helikopterden gene para atarlar mı?


Yüksek faizle borç alarak büyümek, refaha kavuşmak, bir türlü mümkün olmuyor. Her seferinde duvara tosluyoruz. Borç para ile büyümek sadece borç para sağlayıcılarını zengin ediyor. Halkın bu yüksek faizleri ödemesi neticesinde, halkın daha da fakirleştiğine şahit oluyoruz.

AKP iktidarının piyasa ekonomisi dediği şey, aslında yüksek faizle dışarıdan/ içeriden sıcak para temin etmek ve bununla ekonomiyi götürmeye çalışmaktan ibarettir.

Berat Albayrak’ın da ekonomik paketler diye açıkladığı tüm tedbirler; dışarıdan sıcak para çekmek için ulusal pazarları dış sermayeye sonuna kadar açmaktan ibarettir.

Ulusal pazarlar sonuna kadar yabancı sermayeye açılınca, yabancı sermaye de kazancının tamamını kendi ülkesinde taşıdığından, Türk ulusuna borçtan başka bir şey kalmıyor. Borçların ödenmesi için üretim ve tasarruf gerekiyor. Lakin zaten zar zor yaşayan halkımız araba ve konut borcu ödeyerek ömür tamamlıyor.

Amerikan ekonomisi 2008-2009 da resesyona (gerilemeye)girince, Amerikan bankaları bolca para basıp, batık şirketleri kurtarmaya çalıştı. Yanı piyasanın kuralları yerine, devletçilik piyasadaki şirketleri kurtarmış oldu. Yani devletçilik, çalışanların emeğinden elde edilen vergileri batık şirketlere vermiş oldu.

Bu durum Amerika’da şirketlerin kendilerini kurtarmak için verimlilik artışı ve yenilikler yapmasını da engellemiş oldu. Amerika’da verimlilik düştü. “Huavei Olayı” Amerikan teknolojisinin dijital alandaki gerilemesinin sonucudur.

Verimliliğin düşmesi, yani teknolojik kullanımının gerilemesi ABD’nin teknolojide de gerilemesi demekti. Ama dolar basmak Amerika’yı kurtarmadı. Şirketler yeniden zor duruma düştüler. Dünya da rekabet güçleri geriledi.

Savaş tehditleri, ambargolar, kirli savaşlar gibi çözüm arayışları da fazla bir sonuç vermedi. ABD bankaları yeniden para basmaya başlamaya karar verdiler. Faizleri düşürüp, ekonomiyi canlandırma kararlarına dönüş yaptılar.

Anlaşıldığı kadarıyla, Avrupa’da ABD’nin gittiği yoldan gitmeye karar verdi. Ve o da parasal genişlemeye gitti. Faizleri negatife çekti. Eylül ayına doğru, Amerika’nın helikopterlerden dolar atmaları dönemine yeniden girilecek.

Anlayacağımız atılan bu paralardan yüksek faizli de olsa bizim payımıza da bir miktar dolar düşeceğe benziyor. Yani dolar ucuzlayacak. Sıcak para girişinde önemli artışlar olacak.

Borç para sağlayıcıları bu işten gene epey bir kazanç sağlayacaklardır. Albayrak da çıkıp diyecek ki, gördünüz mü ekonomiyi dengeledik. Günü kurtarırlar ama aynı yolda yol alınca varacağımız yer bellidir.

Yolu değiştirmemiz ve üretim yoluna girmemizden başka yol yoktur. Zaten bu iktidar da üretemediği için iktidarının sonuna gelecek.

25 Haziran 2019,

Posted in BÜLENT ESİNOĞLU YAZILARI, Ekonomi | Leave a comment