Beyaz camdan II. Lavrens hamlesi * Türkiye’de ise tam tersine, Cumhuriyet ve ulus düşmanlığı temelinde, tarihsel gerçeklikle örtüşmeyen bir Arapseverlik inşa edilmektedir.

cumhuriyet.com.tr / 03 Aralık 2019 Salı
Av. Hüseyin Özbek / TBB Başkan Yardımcısı

Beyaz camdan II. Lavrens hamlesi


Binbir Gece Masalları havasında başlayan Arap muhabbetinin tez vakitte kâbusa dönüşeceğini öngöremediler. İçinde bulundukları ruh iklimi nedeniyle öngörmeleri de mümkün değildi. Cumhuriyet düşmanlarının kuyruklu yalanlarıyla yok edilen milli bilincin yerini alan Arapseverlikten kurtulmak zordur.

Arap dünyasındaki Osmanlı-Türk algısı ile Türkiye’deki Arap algısı ters orantılıdır. Batı, olası bir Arap direncini saptırmak için ters bilinç inşa etmek zorundaydı. Enerji gaspının perdelenmesi, Arap’ı sömürüp geri bırakan “Öteki – Türk” üzerinden sağlanacaktı! “Zalim Osmanlı / Mazlum Arap” kontrastına dayalı algı mühendisliği, yüzyılı aşkın bir süredir bu nedenle ısrarla sürdürülmektedir.

Ulusçuluk yerine ümmetçilik

Türkiye’de ise tam tersine, Cumhuriyet ve ulus düşmanlığı temelinde, tarihsel gerçeklikle örtüşmeyen bir Arapseverlik inşa edilmektedir. Bu telkinlerle bilinci bulanan bir kesim; Arapların dört gözle Türklerin “Yeni Osmanlı” olarak bölgeye dönmesini beklediklerine inandırılmıştır. Bunlar, hilafeti yeniden ihya etmesi halinde bütün İslam âleminin Türkiye’nin peşine düşeceğini sanmaktadırlar.

Bu türden akıl ve mantıkdışı, tarihsel ve sosyolojik gerçeklikten kopuk fanteziler, bu kesim üzerinde toplu hipnoz etkisi yaratmaktadır. Türklük bilincinin yerine, gerçek dünyada hiçbir karşılığı olmayan ümmet şırıngasıyla kalıcı şuur kaybına uğramaktadırlar. Sonuç olarak tarihe dürbünün tersiyle bakan, yön duygusunu yitirmiş amaçsız bir topluluğa dönüşmektedirler.

Emperyalist figüranlık

Son yıllarda, Osmanlı’nın kuruluş dönemini konu alan, “Diriliş Ertuğrul – Kuruluş Osman”, çöküş döneminin “Payitaht Abdülhamid” gibi TRT dizileri söylediklerimizin görsel kanıtlarıdır. Devletin TRT’sinde bu diziler üzerinden oluşturulmak istenen algı, birebir zamanın ruhunu yansıtmaktadır.

Diriliş Ertuğrul dizisinde, Süleyman Şah ve oğlu Ertuğrul Gazi’nin her müşkülü, Muhittin Arabi Hazretleri’’nin kerametiyle çözülmekte, bu ulu kişi sayesinde ölümden kurtulmaktadırlar. Dizi üzerinden oluşturulmak istenen algı, Türkün tek başına bir hiç olduğu, asla Arapsız yapamayacağıdır!

Ülkeyi yönetenlerden başlayıp toplumun önemli bir kesimini etkisi altına alan bu algı radyasyonunun ölümcül sonuçlarına bakmanın zamanıdır:

– Yeni Osmanlıcılık söylemi, sanılanın ve sunulanın aksine, Arap dünyasında sempati değil, antipati uyandırmaktadır.

– Akıldışı bir heveskârlıktan öte anlamı olmayan Şam’da cuma namazı düşü, sömürgeci Türkiye’nin bölgeye yeniden dönüş niyeti olarak okunmaktadır.

– Türkiye’nin, komşularıyla ulusal çıkar temelinde, karşılıklı güvene dayalı ilişki yerine anlamsız, abartılı güç gösterisi, yayılmacı emellerinin kanıtı olarak görülmektedir.

Tarih ve realite ile çarpışan aymazlık ve güce dayanmayan böbürlenmenin etkisinden sıyrılarak baktığımızda ortada Arap çöllerinde bir serap misali kaybolan, sabah çiği gibi kısa ömürlü Yeni Osmanlıcılığın, buhar olup birazdan havaya karışacak kadavrasından başka bir şey görünmemektedir!

Bu kadarı da fazla diyenler için Arap dünyasından somut ve güncel kanıtları sunalım. Suudi Arabistan sermayeli, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli MBC TV, Arap dünyasının en etkili yayın kuruluşlarının başında geliyor. MBC TV’nin geçen yıl Türk dizilerinin yayınına yasak getirdiğini hatırlattıktan sonra tekrar konumuza dönelim.

MBC TV, ilk bölümü 17 Kasım’da yayımlanan 40 milyon dolar bütçeli 14 bölümlük iddialı bir diziye başladı. Bundan bize ne diyenler için baştan söyleyelim: “Ateş Krallıkları” adlı dizide Osmanlı’nın Memlük Devleti’ni yıkıp Mısır’ı ele geçirişi anlatılıyor.

Dizinin sloganını, “Bir imparatorluk kanlı bir hukukla yönetiliyor. Bu onların laneti oldu” şeklinde belirleyen yapımcı; “Osmanlı döneminin vahşet dolu tarihini” ifşa etmek istediğini söylüyor. Başrolünü Mısırlı aktörün oynadığı dizinin yönetmeni, Hannibal, İmparator ve İnci Küpeli Kız filmlerinden tanıdığımız İngiliz Peter Webber.

Bizim ahir zaman allamelerinin, Arap dünyasının liderliği, İslam âleminin halifeliği hülyasıyla yattıkları uykudan karabasanla uyanacakları günler yakındır. Başrol kapmak hevesiyle girdikleri BOP stüdyosunda figüranlık dışında bir rol kalmadığının yüzlerine karşı söylendiğinden hiç kuşkunuz olmasın!

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1705848/

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI | Leave a comment

AKP İKTİDARI TÜRKİYE’Yİ DİBE ÇAKTI * Türkiye Sosyal Adalet Endeksi’nde sondan ikinci sırada * Yoksulluğun önlenmesi başlığında 31’inci, adil eğitim fırsatları başlığında sonuncu, istihdam piyasasına erişim başlığında 37’inci, sosyal hayata dâhil olma ve ayrımcılığa uğramama başlığında 39’uncu, nesiller arası adalet başlığında 18’inci ve sağlık başlığında 36’ncı sırada yer aldı.

cumhuriyet.com.tr / 06 Aralık 2019 Cuma

Sosyal Adalet Endeksi’nde
Türkiye sondan ikinci sırada


Avrupa Birliği (AB) ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği (OECD) ülkeleri arasında yapılan araştırmaya göre hazırlanan Sosyal Adalet Endeksi’nde Türkiye 41 ülke arasında 40’ıncı oldu.

Alman Bertelsmann Vakfı’nın AB ve OECD ülkeleri arasında hazırladığı Sosyal Adalet Endeksi’nde Türkiye 41 ülke arasında 40’ıncı oldu. Vakfın hazırladığı Sosyal Adalet Endeksi’nde ülkeler çeşitli başlıklara göre sıralandı.

EĞİTİM EŞİTLİĞİNDE SON SIRADA
Türkiye yoksulluğun önlenmesi başlığında 31’inci, adil eğitim fırsatları başlığında sonuncu, istihdam piyasasına erişim başlığında 37’inci, sosyal hayata dâhil olma ve ayrımcılığa uğramama başlığında 39’uncu, nesiller arası adalet başlığında 18’inci ve sağlık başlığında 36’ncı sırada yer aldı.

Sosyal Adalet Endeksi’nde ilk sırada daha önceki yıllarda olduğu gibi İzlanda yer aldı. Küçük ada ülkesini Norveç, Danimarka, Finlandiya, İsveç gibi diğer İskandinav ülkeleri izliyor. Almanya ise endekste Hollanda, Slovenya, Çekya ve Yeni Zelanda’nın ardından 10’uncu sırada yer aldı.

ABD sosyal adalet endeksinde 36’ıncı sırayı alırken listenin son sırasında Meksika bulunuyor.

İSRAİL VE ABD’DE YOKSULLUK RİSKİ YÜKSEK
DW’de yer alan habere göre, araştırmada yüzde 17,9 ile İsrail ve yüzde 17,8 ile ABD yoksulluk riskinin en yüksek olduğu ülkeler olarak kaydedildi.

2018 yılında 41 ülkede işsizlik oranının ortalaması yüzde 5.3 olarak kaydedildi. Buna göre 2008 yılında patlak veren mali krizden bu yana işsizlik oranının ilk kez düştüğü tespit edildi. İşsizlik oranının en düşük olarak kaydedildiği ülke Çekya olurken Yunanistan’da her beş kişiden biri işsiz.

İŞ PİYASASININ GELİŞMESİ YOKSULLUĞA ETKİ ETMİYOR
Araştırmada her ne kadar sanayi ülkelerinde iş piyasasında gelişme kaydedilse de bunun yoksulluğun azalmasına bir etkisinin olmadığı belirlendi. Bu sonucun ortaya çıkmasında tahminlere göre vadeli ve yarı zamanlı işlerde çalışanların sayısının artışı, asgari ücretle çalışılan branşların iş piyasasında daha büyük bir yer tutması rol oynuyor.

Bertelsmann Vakfı’nın araştırmasında yoksulluk riskinin gençler ve yaşlılar arasında gösterdiği farklılaşma da ölçüldü. 41 AB ve OECD ülkesinin 27’sinde 18 yaşın altındaki çocuklar ve gençler 65 yaş üstüne göre daha fazla yoksulluk riski altında yaşıyor. İsveç ve Norveç gibi iyi sosyal sistemlere sahip ülkelerde de bu durum değişmiyor.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1706670/

Posted in Ekonomi, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

4 Aralık Dünya Madenciler Günü * AKP’li yıllarda bin 754 maden işçisi yaşamını yitirdi

cumhuriyet.com.tr / 04 Aralık 2019 Çarşamba,

AKP’li yıllarda bin 754 maden işçisi yaşamını yitirdi


Bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü… Tüm dünyada ve Türkiye’de maden ocaklarındaki uygunsuz koşullar ve olası kazalara yönelik alınmayan tedbirler yüzünden yaşamlarını yitiren madenciler anılıyor. AKP’nin iktidarda olduğu 17 yıllık süreçte bin 754 maden işçisinin hayatını yitirmesi ise Türkiye’nin acı gerçeği olarak yüzümüze çarpıyor.

AKP’li yıllarda en az bin 754 madenci iş cinayetlerinde can verdi. Ölümlerin iki ana nedeni göçük ve zehirlenme. Dünya Madenciler Günü bugün kutlanıyor. Her yıl 4 Aralık’ta düzenlenen törenlerde dünyada ve Türkiye’de hayatını kaybeden madenciler anılıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre (İSİG), AKP’nin iktidarda olduğu 2002 yılından bu yana en az bin 754 maden işçisi, iş cinayetlerinde can verdi.  Mevcut verilere göre 2019’un ilk 11 ayında ise en az 56 maden işçisi hayatını kaybetti.

SOMA FACİASININ ÜZERİNDEN 5,5 YIL GEÇTİ

13 Mayıs 2014’te Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında yaşanan patlamada 301 işçinin hayatını kaybettiği, en az 787 işçi yer altında kaldığı Türkiye’nin en büyük maden faciasının üzerinden yaklaşık 5,5 yıl geçti. 13 Nisan 2015’te Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Olası kastla öldürme”, “Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma”, “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” suçlarından 301 kez, 2 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle 51 sanıklı dava açıldı. Dava sonucunda Soma Holding patronu Alp Gürkan’ın da aralarında bulunduğu 37 kişi beraat etti. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da tahliyesine karar verdi.

O TEKME UNUTULMADI

301 madencinin yaşamını yitirdiği ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük maden faciasının yaşandığı Soma’da, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın müşaviri Yusuf Yerkel’in, faciayı protesto eden madenci Erdal Kocabıyık’a attığı tekme kamuoyunda büyük tepki çekmişti. Madenci Kocabıyık hakkında daha sonra soruşturma başlatılmış ve “Başbakanlık koruma aracına hasar verdiği” gerekçesiyle faiziyle birlikte 631 lira para cezasına çarptırılmıştı. Kocabıyık ayrıca “kamu malına zarar verdiği” gerekçesiyle yargılandığı davada 10 ay hapis cezasına mahkum olmuştu.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1706214/

Posted in Madencilik ve Yeralti Kaynaklari | Leave a comment

OTOKRASİDEN FAŞİZME POLİS DEVLETİ * Damat Berat’ın hükmüyle yargı harekete geçti

Damat Berat’ın hükmüyle yargı harekete geçti

Odatv.com / Sabahattin Önkibar /  03.12.2019


Evren Devrim Zelyut, Rıza Zelyut Hoca’nın oğludur.100 bin abonesi olan YouTube kanalı Avrasya Yatırım’da, her gün uzmanlığı gereği ekonomik yorumlar yapar. Devletine kayıtsız-şartsız bağlı ve katıksız bir Atatürk milliyetçisi olan sevgili Evren dün sabah karanlığında göz altına alındı niye mi? Terörist olduğu iddiasıyla!

Peki Evren nasıl mı terörist şüphelisi olmuş ya da terör faaliyeti yapmış?
İktidarın ekonomi politikalarını somut verilerle eleştirdiği için!

Altını çizerek yazayım, Evren’in ilgili videosunda ne tahrik ne ajitasyon var. Sadece ve sadece bilimsel eleştiri var ki, yukarıda söyledim Evren, meşruiyetçi yani kanun dışılığa karşı olduğunu her zaman dillendirir.

DAMAT BERAT’IN HÜKMÜYLE YARGI HAREKETE GEÇTİ

Öyle iken durumdan vazife çıktı yani Damat Berat’ın, “Ekonomiyi eleştirenler, teröristlerle aynı saftadır” hükmü artık yargı için harekete geçme sebebidir. Öyle olmasa savcı sabahın köründe polisleri Evren’in evine göndermezdi.

Beyefendiler, hanımefendiler ve ey Türkiye….

Bu fotoğraf Hitler’in Almanya’sı, Franco’nun İspanya’sı ve Mussolini’nin İtalya’sını çağrıştırmıyor mu?

Şuraya bakar mısınız?
Adeta SS’ler hortlamış ve ülkemizde görev başındadır.
Değilse nedir bu olanlar söyler misiniz?

Bu hal abartısız parti savcısı, parti devleti tablosudur ki bu şekilde devleti yaşatmamız mümkün değildir.AKP 17 yıldır var, oysa Türk Devleti 3 bin yıldır tarih sahnesinde.Bu olanlarla sadece iktidarın değil, bizzat devletimizin sonunu getirecekler.

Sevgili Evren anlattı, uluslararası ajanslar, kendisi ile gün boyu röportaj yapıp Türkiye’deki rejimin faşizm olduğunu bütün dünyaya duyurdular.

Avazım çıktığı kadar bağırıyorum, durumdan vazife çıkaran veya emir alan bu savcılar, iktidara ve devleti iyilik değil kötülük yapıyorlar nasıl mı?

Türkiye’de diktatörlük olduğu ve hukukun siyasallaştığı iddialarını bu şekilde adeta kanıtlayarak. Bu son yaşananlardan sonra iktidarın normal yollardan gitmeyeceğine dair kuşkum biraz daha derinleşti…Dilerim yanılıyorumdur….

Posted in FAŞİZM | Leave a comment

AFORİZMALAR * YERSE

Posted in AFORİZMALAR | Leave a comment

PANDORANIN KUTUSU * AKP iktidarı döneminde ödemiş olduğum her bir kuruş vergimi, ülkemin kasasını “har vurup harman savuran” yiyicilere haram ediyorum * 744 bin liraya uçak kiralayıp Cibuti’ye cami açmaya gittiler

744 bin liraya uçak kiralayıp
Cibuti’ye cami açmaya gittiler


Aralık 01.12.2019

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Eski Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun 6 saat süren yolculukla, 744 bin lira maliyeti bulunan kiralık uçakla birlikte Cibuti’de inşa edilen 2. Abdülhamit Han Camii’nin açılışına katıldığı belirtildi. Uçuşun sadece yakıt masrafı 21 bin 600 dolar, yani 124 bin lira, kiralama maliyeti de 108 bin dolar, yani 620 bin lira.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop hafta içinde, Türkiye’de AKP’li bakanlar ve diğer yetkilileri taşımak için bulundurulan 10 civarında VİP uçaktan biri olan Gulfstream G550 tipi özel jet ile 42. Afrika Parlamenter Birliği Konferansı için gittiği Cibuti’de Ulusal Meclis Başkanı Mohamed Ali Houmed ve Cibuti Büyükelçisi Salim Levent Şahinkaya tarafından karşılandı.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cibuti’de gerçekleştirilen 42. Afrika Parlamenter Birliği Konferansı kapsamında Katar Şura Konseyi Başkanı Ahmed Bin Abdullah Al Mahmoud, Burkina Faso Ulusal Meclis Başkanı Alassane Bala Sakande, Cibuti Meclis Başkanı Muhammed Ali Houmed ile görüştü, onuruna verdiği akşam yemeğine katıldı. Şentop, Türkiye’nin Cibuti Büyükelçiliği‘nce verilen resepsiyona katıldı. Resepsiyonda Cibuti’de yaşayan Türk vatandaşları ve Türk üniversitelerinden mezun Cibutili gençler de hazır bulundu.

Veysel Eroğlu da katıldı
TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cibuti’de Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yaptırılan II. Abdülhamid Han Camii’ni ibadete açtı. Törene Cibuti Meclis Başkanı Muhammed Ali Houmed ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Çevre ve Orman eski bakanı Veysel Eroğlu da katıldı.

Cibuti seyahatinde yaklaşık 12 saatlik bir uçuş gerçekleştiren Gulfstream G550 tipi özel jet, geçen yıl da Arjantin’in Salta kentinde düzenlenen G20 Dijital Ekonomiden Sorumlu Bakanlar Toplantıs’na Türkiye’yi temsilen katılan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın yaklaşık 17 saatlik özel uçuşuyla haber olmuştu.

7 saatlik uçuşun haberi
O seyahat 2018 yılında Milliyet gazetesinde “41 bin feet yüksekte diplomasi atağı geldi” başlığı ile şöyle yer almıştı:

“Varank, iki gün süren toplantıda Endonezya İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Rudiantara ile de sohbet etti. Endonezyalı bakanın Salta’ya gelirken Türk Hava Yolları’nı (THY) kullandığını, çok memnun kaldığını ve dönüşte de 33 saat süren bir uçuşla İstanbul’dan aktarmalı ülkesine döneceğini söylemesi üzerine Varank, Rudiantara’yı TC-ATA uçağına davet etti. Konuk bakan ise hem zamandan tasarruf edeceğini hem de İstanbul-Cakatra uçuş saatine kadar İstanbul’da gezme fırsatı bulacağını belirterek daveti kabul etti.

İki bakanı taşıyan Gulfstream G550 tipi uçak, cuma günü TSİ 23.15’te Salta’dan hareket etti. Yaklaşık 17 saat süren uçuş İstanbul Atatürk Havalimanı’nda sona erdi. Bakan Varank ile Rudiantara, 41 bin feet yükseklikte ikili görüşme de yaptı. Görüşmede, iki ülke arasında teknolojik dönüşüm projeleri ve savunma sanayisi alanında iş birliği gibi konular gündeme geldi. Görüşmede Endonezya’da başarılı olan girişim sermayesi projeleri konusunda da fikir alışverişinde bulunuldu.”

Bakan Varank’ın tarifeli uçakla zirveye geldiği için özel uçağına aldığı Endonezyalı bakanın ülkesi dünyanın en büyük 16. ekonomisi. Türkiye ise bu sıralamada 18. sırada bulunuyordu.

AKP’nin VİP filosu
Yaygın olarak AKP iktidarı yöneticileri tarafından kullanıldığı için muhalefet tarafından “AKP VİP filosu” olarak adlandırılan filoda yer alan Gulfstream G550’nin tahmini olarak saatlik yakıt masrafı 1800 dolar. Saatlik kiralama maliyeti ise 9 bin dolar civarında.

Maliyeti 303 asgari ücretlinin aylık maaşına eşit
TBMM Başkanı Şentop ve heyetinin Cibuti seferi yaklaşık 6 saat sürdü. Uçuşun sadece yakıt masrafı 21 bin 600 dolar, yani 124 bin lira, yani yaklaşık 61 asgari ücretlinin aylık maaşına, kiralama maliyetinin de 108 bin dolar, yani 620 bin lira, yani 303 asgari ücretlinin aylık maaşına eşit olduğu biliniyor. O uçak bu kez TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve “İstanbul’un 2071’e kadar su sorunu yok” şeklindeki sözleriyle son günlerde tartışılan Çevre ve Orman eski bakanı Veysel Eroğlu’nun da katılımıyla Cibuti’de hafta içinde gerçekleştirilen “2. Abdülhamit Han Camii” açılışı katılımcılarını taşıdı.

2071’e kadar su sorunu yok demişti
Veysel Eroğlu, 2018 yılında CNN TÜRK televizyonuna verdiği bir demecin yeniden gündeme gelmesiyle, Melen barajının yüzde 95 oranında bittiğini, İstanbul’un 2071’e kadar su sorunu olmadığı yönündeki sözleriyle tartışılıyor.

Cibuti’ye hibe baraj
Öte yandan Amboulik Barajı, Cibuti nüfusunun yüzde 75’inin yaşadığı başkent Cibuti’nin taşkınlardan korunması amacıyla Türkiye tarafından hibe olarak inşa edildi. (ANKA)

744 bin liraya uçak kiralayıp Cibuti’ye cami açmaya gittiler

Posted in YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

PANDORANIN KUTUSU * “Erdoğan ailesi Türk savunma sanayisini ele geçirmek istiyor” * Beşiktaş bağışı kayıp

Kılıçdaroğlu: “Erdoğan ailesi Türk savunma sanayisini ele geçirmek istiyor”

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Erdoğan Ailesi Türk savunma sanayisini ele geçirmeye çalışıyor. Ethem Sancak çantacıdır. Tank Palet Fabrikası’nda esas iş Talip Öztürk’te” ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları:

“Erdoğan demişti ki, ‘Man Adası hakkında mahkemeye gitti, tazminata mahkum oldu” Bir daha söylüyorum, yeniden söylüyorum, söylediğim her cümle, kullandığım her belge yüzde yüz doğrudur. Zaten hiç kimse de bu belgeleri yalanlamadı. Hiç kimse. Erdoğan’a teşekkür ediyorum tekrar bu olayı gündeme getirdiği için.

Yine söylüyorum. Söylediğim her cümle, her belge yüzde yüz doğrudur. Kimse bu belgeleri yalanlamadı. Olay şuydu; Man Adası’nda 1 sterlinlik bir şirket kuruldu. Devirden sonra 15 milyon dolarlık para trafiği oluşur. İlgili bankanın dekontlarını okuyarak, paranın swift kayıtlarını açıklayarak duyurmuştum. Belgeler sahtedir dediler, savcı inceledi tamamı doğru. İspat edersen Cumhurbaşkanlığını bırakırım diyordu, bırakamıyor. Açtı davaları. Davayı açtı, davanın düştüğü mahkemenin hakimlerini değiştirdi. Militan hakimler beni tazminata mahkum ettiler. Haklı olsaydı tazminata mahkum olmazdı dediler.

Ama ben haklıyım. Bu para trafiği nedir dedim. Bu bir şirket satışıdır dedi. Bu şirket hangi şirket? 1 sterlinlik şirket nasıl olur da 15 milyon dolarlık bir şirketi satın alır? Yine soruyorum, bu şirket hangi şirket? Türkiye’ye vergi ödememek için Man Adası’nda bir uyduruk şirket kuruluyor. Türkiye’ye gelen para için 5 kuruş vergi ödenmiyor. Tazminata mahkum edecekmiş, bütün davaları kazanacağım. Burada olmasa bile dünyada adalet vardır. Milletin vicdanında adalet vardır. Sanıyor ki, ben para pul işinden korkarım. Birisi açsa o iş benim işimdir. O hakimlere de meydan okuyorum. Sizde hakimlik ahlakı yok.

Esnaf, çiftçi vergi ödüyor. Erdoğan ailesi Man Adası’ndaki kumpas dolayısıyla 5 kuruş vergi ödemiyor. Ben bunları söyleyince yeniden tazminat davası açacağız diyorlar. Açmazsanız namertsiniz. Ben bütün davaları kazanacağım.

“KİMSEDEN KORKMUYORUM”
Hem Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturacaksın hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vergi vermemek için dolaplar çevireceksin. Kimseden korkmuyorum. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sonuna kadar savunacağım. Man Adası’nı tekrar hatırlattığı için Erdoğan’a teşekkür ederim.

“TOPLANAN PARALAR NEREYE GİTTİ?”
15 Temmuz şehit ve gazileri için toplanan para nereye gitti? Beşiktaş’taki terör saldırısında hayatını kaybeden 46 vatandaş için 52 milyon lira para toplandı. Bu para nereye gitti? Çoçuğunu kaybetmiş birine 121 lira 96 kuruş aylık bağlıyorlar.

“ETHEM SANCAK ÇANTACIDIR?”
Tank Palet fabrikasının değeri 20 milyar dolar. Bunu da Katar’a ve Erdoğan’ın akrabalarına verdiler. Erdoğan ailesi Türk savunma sanayisini ele geçirmek istiyor. Bunu satmadılar ben de biliyorum. İhalesiz 25 yıllığına Ethem Sancak’ın BMC’sine veriyorlar. Asıl ele geçiren Erdoğan ailesidir. Talip Öztürk dedim dut yemiş bülbül gibi sesi çıkmıyor. Niye veriyorsunuz Katar ordusuna. Bunun adı vatana ihanettir dedim. Dava açtılar, açmazsanız namertsiniz.

15 Temmuz şehitleri ve gazileri için toplanan paralar nereye gitti? Beşiktaş terör patlaması için 52 Milyon lira para topladılar, bu para nereye gitti? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını soracağız.

“15 TEMMUZ’U ALLAH’IN LÜTFU OLARAK GÖRÜYORLAR”
Adil Öksüz’ün nerede olduğunu bildiğinizi biliyoruz. Kontrollü darbe olduğunu araştırma komisyonunda bütün belge ve bulgularla ispat ettik. Şimdi korkularından millet öğrenmesin diye yayınlamıyorlar. Meclis tarihinde bir ilktir belki. 15 Temmuzu tüm detaylarıyla inceliyoruz. 15 Temmuz darbe girişimini 20 Temmuz darbesiyle farklı bir noktaya taşıdılar. 15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın lütfu olarak görüyorlar.” [1]


Beşiktaş bağışı kayıp

Beşiktaş saldırısının ardından toplanan 52 milyon TL’nin Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na aktarılmasına karar verilmiş.

Beşiktaş’ta meydana gelen terör saldırısının ardından hayatını kaybedenlerin ailelerine destek vermek amacıyla başlatılan kampanyada toplanan 52 milyon TL tutarındaki bağışın, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kurulan, yeri ve yöneticilerinin yeri belli olmayan Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na aktarılmasına karar verildiği ortaya çıktı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, söz konusu bağışın adresi ve yöneticileri belli olmayan vakfa aktarılmasının hukuksuzluk olduğuna işaret etti.

Beşiktaş’ta 10 Aralık 2016’daki terör saldırısında 38’i polis toplam 46 kişinin hayatını kaybetmişti. Katliamın ardından hayatını kaybedenlerin ailelerine destek verilmesi amacıyla Türkiye genelinde başlatılan kampanyada 52 milyon TL tutarında bağış toplanmıştı.

Katliamda hayatını kaybeden ve Türkiye’yi yasa boğan genç tıp öğrencisi Berkay Akbaş’ın babası Salim Akbaş, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) 2 yıl sonra bağışların durumunu sordu. Bakanlığın Sinop Valiliği’ne verdiği yanıtta bağışın şehit yakınları ve gazilere maddi ve manevi destek sağlamak amacıyla kurulan Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na aktarılacağı anlaşıldı. Bakanlığın yanıtında “Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’nın cevap vermesinin daha uygun olacağı” ifadeleri kullanıldı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından dönemin başbakanı Binali Yıldırım tarafından başlatılan kampanyada toplanan 309 milyon TL tutarındaki bağışın değerlendirilmesi amacıyla 24 Aralık 2017 tarihinde kurulan vakfın adresi ve yöneticileri konusunda bugün pek çok tartışma bulunuyor. CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, 309 milyon TL’nin değerlendirileceği Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’nın Ankara’daki kayıtlı adresinin boş olduğunu tespit etmiş, bu konuyu yargıya taşıyarak suç duyurusunda bulunmuştu.

CHP’li Altay, AKP’nin yalnızca 15 Temmuz şehit yakınları ve gazilerini değil, Beşiktaş’taki terör saldırısı şehit ve gazilerini de mağdur ettiğini belirtti. Altay, aradan 3 yıl geçmesine karşın vatandaşların bağışlarının hak sahiplerine ulaştırılmadığını belirterek “Şimdi bu bağışlar hâlâ kurulamayan, sahte adresler açıklanan Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na aktarılmak isteniyor. Bağışların bu vakfa aktarılması hukuksuzdur. Milletimiz bu bağışları, darbe girişiminde ve terör saldırısında zarar görenler için vermiştir” dedi. Beşiktaş saldırısında hayatını kaybeden Akbaş’ın ailesine yalnızca 125 TL bağlandığını dile getiren Altay, “Bu ayıptır. Bağışların, doğrudan zarar görenler yerine, tüm şehit yakınları ve gaziler için kullanılması, AKP icadı hukuksuz bir yöntemdir” diye konuştu. [2]

[1] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1705963/
[2] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1705029/besiktas-bagisi-kayip.html
Posted in PANDORA'nın KUTUSU, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

HÜKÜMETE VE DEVLETE MEKTUP * MİLLİ DEVLET – MİLLİ TÜRKİYE

Oguz Solak /  29 Kas 2019 / oguzsolak1@gmail.com

MİLLİ TÜRKİYE ?…


Milli olmak, sadece nutuk atmak ile olmuyor. Bunları telafi etmek için iyi niyet var ise önce devletin ve hükümetlerin hatalarını görmesi gerekiyor. Uzun yıllar aktarmaya çalıştığımız gerçekleri, parça parça tekrar aktarmak istiyorum.

1- Millileşme konusunda uzun yıllardır, naçizane fikirlerimi ve önerilerimi devletin kilit noktalarına sunan birisi olarak; vatanseverlik konusunda her bireyin sövmek, şikayet etmek yada taraf olmak yerine, fikirlerini (Türkiye’nin menfaatleri için elbette) bir tarafa not almalarını ve uygun zamanda kamusal alanda paylaşmalarını öneririm… Globalleşen dünyada milli karakterlerine sahip çıkan milletler, saygı ve ilgi görmektedir…

2- Milli olmak, sınırları kapatmak, dünya ile ilişkileri sınırlamak değildir. Tam tersine, dünyaya açılmak, diğer ülkelere saygı göstermek ile diplomasi sanatını iyi bilmek ve kullanmak ile zirveyi zorlarsınız. Saldırgan davranışlar sadece, ülkeyi kullanmak isteyen yapıların işine yarar…

3- Halkın şunu idrak etmesi gerekiyor: Türkiye de yapılan büyük toplumsal yıkımlar, maalesef ülkemizin içinden, milliliğin özünde ne olduğunu kavrayamayan kanaat önderlerinin yada etkili makam sahiplerinin etkilediği kesimlerden gelmiştir ve geliyor…

4-Özellikle vatanseverlik konusunda hassas olan insanlarımız, milli olan konularda (nedenlerini bilmedikleri halde) etki alanına çok çabuk kapılıyorlar. Günlük politika, halkı öne sürmek ister, halbuki devlet siyaseti (varsa!), yerleşik kadroları ve sizin bilmediğiniz istihbarat bilgileri ile hareket eder. Eğer kızmak, sövmek veya tehdit ile her şey düzelse idi şimdi dünyanın en güvenli ülkesi olurduk!.

5- Milli olmayı yanlış yada eksik kavrayan kesimlerin en büyük zaafları; görüşleri yada karşı görüşleri dinlemezler. Egoları hep ben haklıyım der, dogmaları ve saplantıları vardır. Öz güvenleri eksiktir.Gaza çabuk gelirler veya getirilirler. Milli meselelerde iç ve dış düşmanların kullandıkları hep bu model insanlardır. İsimlerinin önündeki unvanları artıkça tehlikeli olmalarının boyutu da doğru orantılı olarak artar..

6- Uzun yıllardır, devletin milli olması gerektiğini ve nedenlerini yazdım.Burada şunu söylemeyi önemsiyorum: Devlet milli olmalı ama halkın seçtiği iktidarlar için aynı şeyi söylerseniz gerçeklerden uzaklaşır ve kendi dünyanızda yaşamaya başlarsınız. Yani iktidarlar değişik hedefler için gelmiş olabilirler. Buradaki püf nokta: Devletin, milli olma vasfının ve yaptırım gücünün sağlam temeller üzerinde olmasıdır. Devlet her türlü uygulamayı milli kabul sınırlarımız içerisinde tutacak yeterlilikte olmalıdır…

7- Yüz yirmiden fazla devlet kuran Türklerin, milli kabullerinin sınırlarını tarih ve kültürleri çizmiş ve şekillendirmiştir. Ancak konunun dayandığı merkez olan ( Devlet ) ,son yıllarda büyük tahribat almıştır. Devletin milli kimliğini kazanması ve soğan kabuğu gibi kat oluşturulan CASUSLUK faaliyetlerinin temizlenmesi sabır ve samimiyet ister. Bu, yaşamsal konu olarak ele alınmalı ve çözülmelidir. Aksi takdirde bunun üzerine inşa ettiğiniz her yapı güvensiz olur….

8- Millileşme bilgi, samimiyet ve koordinasyon ister…Bizim gibi milli konularda, yıllarca(naçizane) birikim yapmış insanları YOK saymanın doğru olmadığını savunuyorum. Biz bunları yıllarca çektik. Artık bu konularda kibir ve kasıntıyı, benim adamım saplantılarını terk etmek ve devletin entelektüel birikimini zenginleştirmek zamanıdır.

9- Savunma, istihbarat ve casusluk konularında da yazmış birisi olarak diyorum ki: Eğitim ve öğretim başta olmak üzere her kritik alanda sürekli politika değiştiren KİMLERSE onlar MİLLİ olamamamızın en büyük engelleridir. HATA yapacak yöneticileri kaldıracak zamanımız artık kalmamıştır…

10- Bir devlet ve onun milleti ,parça parça MİLLİ olamaz. Milli olmak samimiyetinde ve kararlılığında iseniz bu topyekun yapılacak bir aksiyondur…Türkiye’yi başta gelir dağılımı olmak üzere adaletli,yaşam kalitesi yüksek, dünyaya güven veren güçlü ve zengin MİLLİ bir ülke yapmak ideali için kaç kişi emek vermeye hazır?…

11- Milli olmanın ana yolu Türkçeyi gerçek anlamda kullanmaktan geçer. Ülkeye giren ürünlere karşılık bulmak, imal ettiğiniz ürünlere “yaşayan Türkçe elden gidiyor saplantılarını bırakıp” Türkçe isimler üretmek gerekir. Günlük hayatınızda çok sayıda Türkçe kelime ile konuşmak çok önemli değil mi. Kim umursuyor? Yabancı ülkelerde Türkleri Arap zannediyorlar doğal olarak. Çünkü alameti farikanız olan adlarınız bile Arapça ve Farsça. Millilikten bahsediyorsanız bari gelecek nesillerimize Türkçe isimler koyunuz…

12- Sınırlarımızda yaşadığımız tehlikelerin asıl suçlusu, MİLLİ olamayan devletimizdir. Bugün bu hataların diyetini ödüyoruz. Diğer yaşananlar bunun üzerine entegre olan yan sebeplerdir. CIA ülkeler raporuna baktığınızda Türkiye de yaşayan Kürtlerin İran, Irak ve Suriye de yaşayanların neredeyse 5 katı olduğunu görürsünüz. NİYE? düşündünüz mü? “Çoğalarak işgal etmek” diye bilinen yöntem kullanılırken , güneydoğuda 40 ar çocuk doğurtuluyor iken bu Devlet derin uykuda idi…

13- Sokaklarda bile yıllar öncesinden büyük Kürdistan ve denize ulaşma hesapları bilindiği halde, işler bu noktaya gelene kadar seyirci kalan bir devlet, MİLLİ devlet değildir. Devletin geleceğini tehlikeye atmaya kimsenin hakkı yoktur. Ortadoğu ve Rusya arasında sıkışan Türkiye’nin günübirlik kararlar alması devleti pingpong topuna ( bunları sıkça yaşıyoruz maalesef) çevirdi. Dışişlerinde,diplomasi en yüksek seviyede uygulanmalıdır.Takım oyunu esas alınmalıdır. Dışişleri istihbaratının (varsa!) verileri diğer istihbarat kaynakları ile teyit edilmeden kararlar icra edilmemelidir.  ABD de bile dış politik kararlar, Başkanlık+ Kongre hatta Yüksek yargının katkıları ile alınır…

14- Kayseri nüfusunun 3 katı (3 milyon) Arap ülkemize hesapsız sokuldu.Bu siyasi sorumluluk kime ait? Milli bir devlet, milli bir kafa olsaydı, ulusal güvenlik açısından buna kesinlikle izin vermezdi. Toplumsal bir travma yaratan bu ulusal güvenlik felaketi orada kalmadı. Güneydoğuda uygulanan “çoğalarak işgal et” yöntemi bu defa Türkiye sathında Araplar ( 7 milyon civarı) tarafından yapılıyor ve Devlet-i Aliyye(!) bu olanları seyretmekle yetiniyor. Bunun neresi milli kafa ürünü. Devlet erkanı, Milli olalım derken, sanıyorum başka şeyleri kastediyor…

15- 1980 darbesi ile gerçekleşen toplumsal boşluğa yerleştirilen Fethullahçı casusluk örgütünün palazlandırılmasının altında yatan maksat, Türklüğü kullanarak ülkücülerden ,dini kullanarak akıncılardan, tolerans ve özgürlüğü savunarak soldan adam devşirmekti. Bunu becerdiler, ayrıca bütün değerleri çorba yaptılar. Akabinde Türkiye de” açık laboratuar” olarak sosyal deneyler yapıldı ve hala devam ediyor. Devlete sızmalar vesaire hepsi KGB nin CIA in modası geçmiş yöntemlerini taklit ederek, herkesin gözü önünde bilerek yapılmış ve yaptırılmıştır. Devletin Milli kurumları o zaman neredeydi?…

16- Devlet elden gidiyor bahaneleri ile darbe yapmaktan geri durmayan TSK nın; kozmik odasına girilmesine ve aptalların bile inanmayacağı çakma deliller ile komutanlarının tutuklanmasına, kuzu kuzu boyun eğilmesinde anormallik olduğunu, sanki bilerek bu tuzağa düştüklerini, ilgili tarihlerde yazmıştım. Bu da diğerleri gibi ihanetlerin bir parçasıydı belki de…

17- Devlet,milli kafayı keşfetti ya! Benim söyleyeceklerim daha var… Yıl 2005 “Türk Silahlı Kuvvetleri en üst düzeyde TKK geçmelidir. Yani yurt içinde ve yurt dışında TÜRK devletine  yapılan her saldırı ve plana TSK NOKTASAL OPERASYON DÜZENLEMELİDİR. Bu bizim yaşam hakkımızdır.” Diye devam eden bir köşe yazım arşivlerimde… Geçen 12 yılda Türkiye’ye saldıran Irak ve güneydoğudaki hainlerin liderlerinden hangisi sessizce indirilmiştir?…

18- Yıl 2009, Fethullahçı taşeron casusluk örgütünün altın yılları.Şimdi vatandaşa doğruluk satanların el-pençe durdukları ve kanka oldukları zamanlar…Ben, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve kurumları uyarmak ile uğraşıyorum. O zamanın biz (aptal) milli kafalıları, yıl 2017 de iş işten geçtikten sonra itibar mı göreceğiz, yoksa rüya mı acaba!.

19- Yukarıda gördüğünüz yazıma 2009 yılında gelen bir yanıtta” TSK daki tutuklamalardan niye rahatsız olduğumu, TSK nın hesap vermesi gerektiğini ve bunun darbeci paşaları yargılamak için tarihi! bir fırsat olduğunu” haykıran ve beni eleştiren kişi ne yazık ki (T… O….) üyesi idi ve hala öğretim görevlisi olarak (E…..) üniversitesin de görev yapıyor…Yani etiketler ve üyelikler sizi yanıltmasın. Önemli olan niyetlerdir. Milli düşünebilmek bir ayrıcalıktır

20- Milli Kafa, vatana ve ortak yaşadığın topluma sevgidir, sadakattir, vefa borcudur. Çok çalışarak, emek vererek, toplumsal her alanda, gelecek kuşaklara daha iyi bir miras bırakmaktır. Asla şovenlik yada saldırganlık değildir.

21- Binlerce senelik mirasımız olan atalarımızın başarıları ve yaptıkları ile övünürken ipin ucunu kaçırmak , tembelliğin ve yan yatmanın bir versiyonudur. Yeni şeyler üretememek, onların mirasının üzerine çullanmak, geçmişte yapılanlar ile böbürlenerek mirasyedi olmak! Üstelik toplumsal hiçbir katkıda bulunmadan, nalıncı keseri gibi hep kendine yontmak!.. Günümüzde yapılanlar bunlar değil mi?Bunun adı bedavadan yaşamak değil mi? Bunun neresi Milli Kafa?..

22- Milli anlayış, muğlaklığı kaldırmaz.Dış çember bellidir ve herkes bunda mutabık ve mert olmalıdır. Nedir bu dış çember: Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Ülkenin adı Türkiye’dir. Vatandaş olanların uyrukları Türk’tür. Ortak paydamız; vatanı korumak, sahiplenmek, Türkiye’yi iç ve dış düşmanlarına karşı destelemeye ve korumaya yemin etmektir…Bireylerin inançları, yaşam tarzları, etnik dilleri, etnisiteleri.. vesaire dış çemberin içerisinde kalan ve anayasa ve toplumsal normlar ile korunan ,uygulanan ve bizim Milli çizgilerimizi aşmaya çalışmayan “özel hayatın” sınırları içerisinde kalmalıdır…

23-Devletin en tepesinden itibaren; yaşam tarzı,inanç veya partizanlık gibi ayırımlar yapmadan estirilecek sevgi, saygı, adalet ve samimiyet rüzgarı ile MİLLİ OLMAK konusunu, bu topluma sunduğumuz anda “Yükselen yıldız Türkiye” ufkumuzda ve zihinlerimizde belirecektir.

Saygı ve sevgilerimle…

Oguz SOLAK / Makina Mühendisi / Sanayici
Uluslararası İlişkiler Uzmanı
21/Ekim/2017

Posted in AKLI VİCDANI HÜR YAZIŞMALAR | Leave a comment

KEMALİZM; DEVRİMCİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİDİR KEMALİST; ‘DEVRİMCİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ’DİR

Tuncay Erciyes 30.11.2019

KEMALİZM; DEVRİMCİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİDİR
KEMALİST; ‘DEVRİMCİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ’DİR


Atatürk’ün oluşturduğu KEMALİZM adını verdiği 6 ilkeli ideolojinin ilkelerinden birini MİLLİYETÇİLİK, diğerini DEVRİMCİLİK olarak belirlemesinin sebebi budur.

(Sinan Meydan’ın belgeye dayalı ispatladığı üzere, Atatürk döneminde hem Atatürk, hem de başkaları KEMALİZM kavramını kullanmıştır. Kemalizme Atatürkçülük denmeye başlanması Atatürk öldükten sonradır)

KEMALİSTLER; TÜRK AYDINLANMA DEVRİMİNİN ÖNCÜLERİDİR. Geçmişte de böyledir, şimdi de böyledir. Çünkü ATATÜRK ‘TÜRK DEVRİMİ’ni şöyle tanımlar:

“UÇURUM KENARINDA YIKIK BİR ÜLKE…
Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar…
YILLARCA SÜREN SAVAŞ…
Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan
YENİ VATAN,
YENİ SOSYETE (Toplum),
YENİ DEVLET..
(sürekli alkışlar)
ve BUNLARI BAŞARMAK için ARASIZ DEVRİMLER…
İşte TÜRK GENEL DEVRİMİNİN bir kısa diyemi(anlatımı)…”

Atatürk’ün 4. Kurultay konuşması 9 Mayıs 1935 https://youtu.be/8lcPw5QY6Tw

KEMALİZM ideolojisi, Atatürk düşmanlarının iddia ettiği gibi, ATATÜRK yaşarken olmayan, ölmesinden sonra birileri tarafından icat edilmiş bir ideoloji değildir. Tam tersine Atatürk’ün sağlığında, el yazısıyla “KAMALİZM” diye yazarak adını koyduğu ve CHP’nin ideolojisi yaptığı bir ideolojidir. Ekteki el yazısı belge bunun ispatıdır. Atatürk 1937’de CHP’nin 5.büyük Kurultayında kendi el yazısıyla,
*
“…1935 Kurultayınca saptanan fikirler de bu programa ulanmıştır. PARTİNİN güttüğü bütün bu esaslar ‘KAMALİZM PRENSİPLERİDİR’…” diye yazmıştır. Bu belge daha sonra “CHP 1939 Program Çalışmaları” başlığıyla yayınlanmış olup Anıtkabir arşivlerinde Dosya No:1, Belge No:1091 olarak kayıtlıdır.

Kılıçdaroğlu’nun bu belgeye rağmen CHP’DE İDEOLOJİ KAYBI olduğunu iddia etmesinin ve SOSYAL DEMOKRASİ ideolojisini CHP’nin ideolojisi yapmaya çalışmasının sebebi KEMALİZM’İ benimsememesi ve bir ideoloji olarak KABUL ETMEMESİDİR.

12 Haziran 2017’de CHP PARTİ OKULUNUN yayınladığı, https://www.youtube.com/watch?v=-UhTHGWvB2s bu videoyu izlediğinizde Kılıçdaroğlunun, “KAYIP olduğunu fark ettim” dediği ideolojinin KEMALİZM DEĞİL SOSYAL DEMOKRASİ ideolojisi olduğunu hayretle fark edeceksiniz.

CHP üyelerine SOSYAL DEMOKRASİ ideolojisini benimsetmek için 30-35 sayfalık kitapçıklar bastırdığını ve SOSYAL DEMOKRAT İDEOLOJİ EĞİTİMİ KAMPLARI düzenlediğini övünçle anlattığını görüp şaşıracaksınız.

Demek ki Kılıçdaroğlu için KEMALİZM bir İDEOLOJİ DEĞİLDİR.
Kılıçdaroğlu daha önce de aynı şeyi yapmış CHP Gençlik kollarından gençlere,
“GENÇLER SOSYAL DEMOKRASİYİ İYİ ÖĞRENİN” diye nasihat etmiştir.

Atatürk’ün kurduğu Partinin Genel Başkanının, “GENÇLER KEMALİZM’İ iyi ÖĞRENİN” demek yerine, “Gençler SOSYAL DEMOKRASİYİ İYİ ÖĞRENİN” demesi çok üzücüdür.

Not: Bazı arkadaşlarımın merak ettiği “KEMALİZM bir DOKTRİN/ İDEOLOJİ MİDİR?” sorusunun yanıtı aşağıdaki yazıda verilmiştir.
***
KEMALİZM bir DOKTRİN/ İDEOLOJİ MİDİR

Sinan Meydan, 2 Eylül 2012 tarihinde yazdığı, “ATATÜRK DÖNEMİNDE ‘KEMALİZM’ YOKTU” YALANI ve ATATÜRKÇÜLÜĞÜN İCADI başlıklı, Atatürk yaşarken hem Atatürk’ün, hem de başkalarının KEMALİZM kavramını kullandığını belgelere dayalı ispatladığı makalesinde şöyle der:

KEMALİZM bir DOKTRİN/ İDEOLOJİ MİDİR tartışması hep devam etmiştir. Nitekim, “Partinin bir doktrini olsun” diyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na Atatürk, “DONARIZ ÇOCUK…” demiştir.

Atatürk’ün bu yanıtından hareket edenler, Kemalizm’in bir doktrin olmadığını, hatta Atatürk’ün Kemalizm’e karşı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysaki Atatürk bu sözleriyle Kemalizm ideolojisine değil, Kemalizm ideolojisinin dogma haline getirilmesine karşı olduğunu ifade etmek istemiştir. Çünkü Kemalizm’in en temel ilkesi “SÜREKLİ DEĞİŞİM, ileri gitme, GELİŞİM” olarak tanımlanabilecek olan DEVRİMCİLİKTİR. Bu nedenle Kemalizm asla “DOGMATİK” ve “değişime” kapalı bir anlayış DEĞİLDİR.
*
Sinan Meydan’a katılıyorum. Atatürk’ün KEMALİZM ideolojisine değil kemalizm ideolojisinin dondurulmasına, DOGMA haline getirilmesine KARŞI olduğu, bence de çok nettir. Çünkü Atatürk’ün kendi oluşturduğu -DEVRİMCİLİK gibi bir ilke içeren -yani, sürekli değişim, ileri gitme ve gelişimi amaçlayan dolayısıyla, donması, dogmatikleşmesi, değişime kapalı olması mümkün olmayan- üstelik adını da kendisinin koyduğu KEMALİZM’E KARŞI olduğunu düşünmek MANTIKLI DEĞİLDİR.

Atatürk, KEMALİZMİN dogma olmadığını, “GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN kitapların DOGMALARIYLA asla bir tutmaması gerektiğini” Kasım 1937’deki TBMM’sini açarken yaptığı konuşmasında şöyle ifade etmiştir:
*
Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. (CHP’nin Programını ilkelerini/prensiplerini Atatürk oluşturmuş ve KEMALİZM adını vermiştir. Tuncay Erciyes) Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların DOGMALARIYLA asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve görünmez dünyadan değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.”
*
Ayrıca Kemalizm kavramı Atatürk döneminde çok yaygın olarak kullanılan bir kavramdır. Sadece Atatürk ve Atatürk’ün yakın çevresindekiler, gazeteciler, yazarlar değil, milletvekilleri de sıkça Kemalizm kavramını kullanmışlardır.

1936’da CHP Genel Sekreteri Recep Peker, görevden ayrılırken yayınladığı bildiride, “…Hepimiz için en büyük şeref son nefese kadar KEMALİZM eserinin sadık hizmetçisi kalmaktır…” demiştir.

CELAL BAYAR, 1 Kasım 1937 tarihli Meclis konuşmasında birkaç yerde “KEMALİST REJİM” ifadesini kullanmıştır:

“KEMALİST REJİM, mülkiyeti, kişisel çalışmayı, çalışma değerini ekonomik politikasının esası olarak almaktadır. KEMALİST REJİM ekonomiyi bir teknik diye kabul etmektedir. Fakat KEMALİST REJİM ulusal çıkara uymayan sürekli bir kişisel çıkarı da kabul etmemektedir ve etmeyecektir… KEMALİST REJİM karakteri yapıcı ve yaptırıcı olmaktır.”

Görüldüğü üzere Atatürk döneminde hem Atatürk, hem de başkaları KEMALİZM kavramını kullanmıştır.

Posted in ATATURK | Leave a comment

SAĞLIK * ELEKTRONİK SİGARA İÇENLERE * PATLAMIŞ MISIR AKCİĞERİ HASTALIĞI

Euronews / Gizem Sade • Son güncelleme: 24/11/2019

Elektronik sigara nedeniyle bir çocuk
‘patlamış mısır akciğeri’ hastalığına yakalandı


Kanadalı 17 yaşındaki çocuk, elektronik sigara kullanımına bağlı, halk arasında patlamış mısır ciğer (popcorn lung) olarak bilinen bir akciğer hastalığına yakalandı.

Doktorlara göre, daha önce sağlıklı olan çocuk, çeşitli maddeleri elektronik sigarayla soluması nedeniyle akciğer rahatsızlığı geçirmiş olabilir.

Çocuğun ailesi oğullarının İnternet aracılığıyla elektronik sigarası için sipariş ettiği ürünlerin arasında, yeşil elma, pamuk şeker ve meşrubat aromalıların olduğunu bildirdi. Aile ayrıca çocuğun sigarasının içine düzenli olarak esrarın etken maddesi THC’yi eklediğini söyledi.

Görsel; https://timesofcbd.com/cbd-vaping-popcorn-lung-faq/

Kanadalı çocuk, bir hafta boyunca yaşadığı şiddetli öksürük, ateş ve nefes darlığı şikayetleri ile hastaneye başvurdu. Akciğer fonksiyonları hızla kötüleşen çocuk geçici süreliğine yaşam destek ünitesine bağlanmak zorunda kaldı.

Doktorları, gencin akciğer nakline sıcak bakmadığını söylüyor, ancak doktorlara göre kronik akciğer hasarı geçirmiş olabilir. Yapılan taramalarda solunum yollarının yaralandığını ve karbondioksit vermekte zorlandığı görülen çocuğun belirtileri Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) 2 binden fazla akciğer hastası vakasından hiçbiriyle tam olarak uyuşmadı.

“Patlamış mısır ciğer” hastalığı

ABD’de genellikle bu tür hastanın akciğerlere oksijen ve karbondioksit girip çıkmasından sorumlu küçük hava keselerinde hasar meydana gelir. Ancak Kanadalı gençte böyle bir hasar tespit edilmedi. Gençte görülen daha çok, “patlamış mısır akciğerleri” olarak bilinen hastalığa benzer bir türdü.

“Bronşiolitis obliterans” adı verilen bu durum, yaklaşık yirmi yıl kadar önce patlamış mısır fabrikasında çalışan işçilerin geliştirdiği akciğer rahatsızlığından sonra “patlamış mısır ciğer” terimiyle anılmaya başladı. İşçilerden bazılarının durumu çok ciddi olduğundan onlara akciğer nakli yapıldı.

Yapılan araştırmalar sonucu işçilerin fabrikada tereyağı aroması olan diasetil soluması nedeniyle akciğerlerinin zarar gördüğü bildirildi. Bu madde artık mikrodalga fırınlar için patlamış mısır üreten fabrikaların çoğunda kullanılmıyor.

Kanadalı çocuğun elektronik sigarasında aynı maddeye sahip sıvının kullanılıp kullanılmadığı bilinmiyor. Çocuğun doktoru Karen Bosma, “Hastamız ve ailesi onun başına gelenlerin herkesin başına gelebileceğinin bilinmesini istiyor” şeklinde konuşuyor.

https://tr.euronews.com/2019/11/24/elektronik-sigara-nedeniyle-bir-cocuk-patlamis-misir-akcigeri-hastaligina-yakalandi

Posted in Saglik | Leave a comment