PANDORA’nın KUTUSU AÇILDI – 8 * İBB’den FETÖ’ye ‘sehven’ para aktarılmış!

Yeniçağ – 23.05.2019

İBB’den FETÖ’ye ‘sehven’ para aktarılmış!


İBB Beyaz Masa tarafından düzenlenen gezilerde kamuya ait saray ve müzelerde ödenecek bilet fiyatları düşük tutulurken FETÖ’ye mali destek sağladığı iddia edilen grup tarafından işletilen özel işletmelere yüksek bilet ödemesi yapıldığı iddia edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yönetim anlayışının yol açtığı israflara ve ihaleler yoluyla bazı şirketlere ayrıcalık tanındığını gösteren örneklere sürekli yenileri ekleniyor.

Sayıştay tarafından yapılan denetlemelerde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bazı hizmet alım ihalelerinin yaklaşık maliyetinin ‘yanlış’ hesaplanarak bazı firmalara fazla ödendiğini saptandığı bildirildi.

Birgün’de yer alan habere göre Sayıştay’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bazı hizmet alım işlerinde yaklaşık maliyet hesabının yanlış olduğuna ilişkin tespiti, 2017 yılı denetim raporunda yer aldı. Bu tespit iki ayrı hizmet alım ihalesi ile örneklendi. 946 bin 540 kilometrelik 363 güzergahta 695 büyük ve küçük otobüs ile minibüslerin 13 bin 450 personeli taşıması ihalesinde hesaplama 900 bin kilometre ile büyük otobüs esas alınarak yapıldı. Ayrıca kişi sayısı da belirtilmedi.

Beyazmasa tarafından düzenlenen gezilerde kamuya ait saray ve müze ziyaretleri için ödenecek bilet fiyatları düşük tutulurken FETÖ’ye mali destek sağladığı iddia edilen grup tarafından işletilen özel işletmelere yüksek bilet ödemesi yapıldı.Denetçilerin hizmet alım ihaleleri ile ilgili tespitleri şöyle:

BİR OTOBÜS ÜZERİNDEN TÜM HAT HESABI“-2017 Yılı 363 Hatlık Personel Taşıma Hizmet Alım: 48 büyük otobüs (36 ve üstü kapasiteli), 404 küçük otobüs (17-35 arası kapasiteli) ve 243 minibüs (10-16 arası kapasiteli) olacak şekilde toplam 695 aracın iş kapsamında kullanılacağı ve bu araçlardan toplam 13 bin 540 personelin yararlanacağı ayrıca toplamda 946 bin 540 km yol kat edileceği yaklaşık maliyet tespit tutanağında belirtilmiştir.

13 bin 540 personelden bir personel başına düşen ortalama fiyat 4 bin 163 TL olarak hesaplanmış ve 56 milyon 370 bin 232 TL+KDV yaklaşık maliyet olarak belirlenmiştir. Ancak bu şekilde yapılan yaklaşık maliyet hesabı yanlıştır. (…) Bir personel başına düşen ortalama fiyat olan 4.163,24 TL’nin 362 iş kaleminde yer alan güzergâhlardan yararlanan 13.540 personel ile çarpımı sonucu bulunan tutar işin yaklaşık maliyet tespitinin yanlış yapıldığını ortaya koymaktadır.

KAMUYA AZ ÖZEL SEKTÖRE YÜKSEK ;Beyazmasa Gezi Organizasyonları: 26 iş kalemi için ihaleye çıkılmış olup, bunlardan bazı iş kalemlerinin piyasadaki rayiç fiyatları hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde işletmecisi tarafından belirlenmekte ve internet sayfasında da ilan edilmektedir. Dolayısıyla piyasa fiyatının ne olduğu son derece açıktır.

İdare tarafından piyasa fiyatı açıkça belli olan bazı iş kalemleri için bu fiyatların dikkate alınmadığı, bunun yerine piyasa araştırması yapılmak suretiyle üç firmadan alınan tekliflerin değerlendirilerek yaklaşık maliyetin tespit edildiği anlaşılmıştır. Bu durum yaklaşık maliyetin değerinin üzerinde belirlenmesine yol açmıştır.”

BELEDİYE HATAYI KABUL ETTİ ;Belediye bu tespitlerde yer alan maliyet hesabının yanlış yapıldığını kabul etti. Ancak personel taşımada yüksek ücret ödenmediğini ileri sürerken ziyaret hesabında da özel şirkete yapılan fazla ödemeden devlete yapılan düşük ödemeyi çıkarttı. Böylelikle zararı daha az gösterdi.

Beyazmasa gezi organizasyonları ile ilgili Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı, Türk İslam Eserleri Müzesi, İslam Teknoloji ve Bilim Müzesi giriş ücreti için 11 bin 600 TL düşük ücret belirlenirken özel sektör tarafından işletilen Vialand Giriş Bileti için 32 bin 400 TL ve Tuzla Via Sea Tema Park Gezisi için 19 bin 750 TL daha yüksek tutarda hesaplama hatası yapıldığı kabul edildi. 62 bin 200 TL’lik fazla ödemeden 31 bin 450 TL’lik eksik olanı çıkartan belediye, yol açılan zararın 31 bin 450 TL olduğunu ileri sürdü.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ibbden-fetoye-sehven-para-aktarilmis-235376h.htm
Posted in Fetullah Gülen, PANDORA'nın KUTUSU, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

YSK gerekçeli kararını açıkladı * YSK Başkanı Sadi Güven AKP’nin ‘gerekçe’sini kabul etmedi

cumhuriyet.com.tr / 22 Mayıs 2019 Çarşamba

YSK gerekçeli kararını açıkladı


31 Mart seçimini iptal eden YSK’nin gerekçeli kararı açıkladı. 250 sayfadan oluşan kararda YSK, İstanbul seçimlerinin iptali için 2 gerekçe öne sürdü. Bunlardan birincisi 754 sandıkta yasaya rağmen sandık başkanlarının görevlendirilmesi ve 108 sandıkta sayım döküm cetvelinde imza bulunmaması gösterildi.

Kurul, 6 Mayıs’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesine ilişkin kararı 7’ye karşı 4 oy ile vermişti. O günden bu zamana kadar iptal yönünde oy kullanan üyelerin gerekçeli kararı hazırlaması bekleniyordu. 7 üye hafta başında kararı hazırladı ancak muhalif kurul üyeleri, kararda ek gerekçeler olduğunu belirterek yeni bir süre talep etti. Kurul üyeleri, gerekçeli kararı okudu ve muhalefet şerhlerini güncelledi. Bugün kurulun toplanarak, gerekli tasnif ve imza işlemlerinin akabinde gerekçeli kararı kamuoyu ile paylaştı.

YSK’nın gerekçeli kararındaki bu bölümler şöyle:

“754 sandıkta kanuni zorunluluğa karşın sandık başkanı olarak görevlendirilenlerin bir kısmının emekli memur, bir kısmının özel hastane çalışanı, bir kısmının emekli öğretmen, bir kısmının özel eğitim kurumları öğretmeni, bir kısmının mali müşavir, bir kısmının şirket/sektör çalışanı, bir kısmının muhasebeci, bir kısmının kargo şirketi çalışanı, bir kısmının özel banka çalışanı, bir kısmının avukat ve hukuk bürosu çalışanı, bir kısmının sürücü kursu çalışanı, bir kısmının mühendis, bir kısmının çalışmadığı ve bir kısmının ise bireysel başvuru üzerine görevlendirildiği ve mesleklerinin belirtilmediği tespit edilmiştir.

18 adet sandıkta sayım döküm cetvelinin hiç bulunmadığı, 90 adet sandıkta ise sayım döküm cetvellerinde sandık kurulu imzalarının bulunmadığı görülmüştür. Sayım döküm cetveli olmayan veya imzasız olmakla esasen yok hükmünde olan 108 adet sandıktaki oy kullanan seçmen sayısı 30.281 dir.

Seçim sonucunun belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan sayım döküm cetvellerinin 108 sandıkta düzenlenmemiş olması, bu sandıklardaki seçim sonucunun güvenilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir. Sayım döküm cetvellerindeki bu eksiklik, tek başına seçim sonucuna müessir olmamakla birlikte, sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı biçimde belirlenmesi ile birlikte değerlendirilmiştir

Ayrıca ara kararımız uyarınca itiraz dilekçesi ve ekleri üzerinde ilçe seçim kurullarınca yapılan incelemeler sonucunda 377 adet kısıtlının oy kullandığı, 6 sandıkta ölü olan kişilerin yerine oy kullanıldığı, 41 sandıkta ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve taksirli suçlardan hükümlülerin yerine oy kullanıldığı, 58 sandıkta ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin yerine oy kullanıldığı, 224 adet zihinsel engeli nedeniyle kısıtlı olan kişinin oy kullandığı tespit edilmiştir. Bu şekilde oy kullanma hakkı olmamasına karşın oy kullandığı tespit edilen kişi sayısının 706 olduğu görülmüştür.

Tüm bu nedenlerle sonuca etkili sayıdaki sandıkta, sandık kurulu başkanlarının kanun hükümlerine aykırı olarak görevlendirilmesi ve kanuna aykırı şekilde oluşan sandık kurullarının yaptığı seçim iş ve işlemlerine itibar edilmesinin mümkün bulunmaması hususu ile bir bütün olarak değerlendirilen yukarıda izah edilen diğer kanuna aykırılık ve usulsüzlükler, seçimin güvenilirliğini ortadan kaldıran ve seçim sonucuna müessir olay ve haller kapsamında görülmüş, bu nedenle seçimin iptali ve yenilenmesine karar verilmesi gerekmiştir.” [1]

YSK Başkanı Sadi Güven AKP’nin
‘gerekçe’sini kabul etmedi


İstanbul seçiminin iptal edilmesine katılmaya 4 üye gerekçeli karar karşı oy yazdı. YSK Başkanı Sadi Güven, İstanbul seçimlerinin neden iptal edilmemesi gerektiğini tek tek anlattı. Güven, seçim sonucuna tesir ettiğine ilişkin seçimin iptalini gerektirir tespit olmadığını söyledi.

YSK Başkanı Sadi Güven’in karşı oyunda İstanbul seçimlerinin iptal edilmemesi gerektiğini YSK’nin diğer itirazlara verdiği kararlardan örneklerle anlattı. Güven’in yazdıkları şöyle:

SANDIK KURULLARININ AYKIRI OLUŞTURULMASINA KATILMAK MÜMKÜN DEĞİL

Yüksek Seçim Kurulumuz Adalet ve Kalkınma Partisince kısa karara gerekçe yapılan hal dışında gösterilen olay ve halleri seçimin neticesine müessir olarak kabul etmemiş olup bu kabul Yüksek Seçim Kurulunun istikrar kazanmış içtihatlarına da uygundur.
Sandık kurullarının Kanuna aykırı oluşturulması nedeniyle seçimin iptali kararına ise katılmak mümkün olmamıştır.

İMZASIZ SANDIK DÖKÜM CETVELLERİNDE AKP TEMSİLCİLERİ VAR

Yaptırılan inceleme neticesinde; bazı sandıkların sayım döküm cetvellerinin mühürsüz, bazılarının mühürlü, bazılarının da bir sahifesinin mühürlü, bir sahifesinin mühürsüz olduğu görülmüştür. 101 sayım döküm cetvelinin dolu ancak imzasız olduğu anlaşılmıştır. 214 adet sayım döküm cetvelinin boş olduğu ileri sürülmüş ise de 22 sandığa ait sayım döküm cetvelinin boş olduğu, 4 ayrı türde oy kullanılan aynı sandıkların 19’unda ilçe belediye başkanlığı ve belediye meclisi seçimine ait sayım döküm cetvelinin bulunduğu, tamamının sandık sonuç tutanaklarının olduğu, Adalet ve Kalkınma Partisi Temsilcisinin bu sandıklarda görev yaptığı anlaşılmıştır.

UYUMSUZLUK GÖRÜLMEDİ

Bazı sayım döküm cetvelinde döküm neticesinin rakamla yazılmadığı, bazılarında kurul üyelerinin bazılarının imzasının eksik olduğu ve 40 sandıkta sayım döküm cetveli, sandık sonuç tutanağa aktarılırken hata yapıldığı görülmüştür. İmzasız 101 sayım döküm cetvelinin tamamında başkan ve memur üye ile birlikte Ak Parti ve üç sandık hariç CHP tüm sandıklara üye vermiş olup hatta Adalet ve Kalkınma Partisi 145, Cumhuriyet Halk Partisi 120 olmak üzere bazı sandıklarda 1’den fazla üye ile temsil edilmişlerdir.

Ayrıca imzasız sayım döküm cetvelleri ile sandık sonuç tutanakları uyumlu olup seçim iptal nedeni olabilecek bir uyumsuzluk görülmemiştir.

İTİRAZ YAPILMADI

Sayım döküm cetveli olmayan 22 sandıkta görev yapan sandık kurulu üyeleri aynı sandıklarda diğer seçim türüne ait 19 sandığın sayım döküm cetvellerini ve 22 sandığın sandık sonuç tutanağını doldurduğuna ve tutanak defterine bir itiraz yapılmadığına göre siyasi partilerin müşahitlerinin ve oy verme yerinde hazır bulunanların huzurunda oy sayım ve döküm işleminin yapılmış olması karşısında sayım ve dökümün sandık başında denetlendiğinin ve buna göre sandık sonuç tutanağının tanzim edildiğinin kabulü gerekmekle bu eksiklikler tüm Kurulca iptal nedeni olarak görülmemiştir.

GEÇERSİZ OYLAR İPTAL NEDENİ OLMAZ

Maddi hatalarla ve kaydırmalarla ilgili usulsüzlükler giderilerek, SEÇSİS’e işlendiğinden iptal nedeni kabul edilmemiştir. Sandık sonuç tutanağındaki geçersiz oyların geçersizlik nedenlerinin yazılı olmayışı da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine yönelik 39 İlçede geçersiz oylar yeniden sayıldığından iptal nedeni olarak görülmemiştir.

Maddi hatalarla ve kaydırmalarla ilgili usulsüzlükler giderilerek, SEÇSİS’e işlendiğinden iptal nedeni kabul edilmemiştir. Sandık sonuç tutanağındaki geçersiz oyların geçersizlik nedenlerinin yazılı olmayışı da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine yönelik 39 İlçede geçersiz oylar yeniden sayıldığından iptal nedeni olarak görülmemiştir.

KAMU GÖREVLİLERİNİN GÖREV YAPMAMASI SEÇİME ETKİ ETMEZ

İlçe seçim kurulu başkanı bu şekilde gelen listelerden ad çekme işlemlerini 298 sayılı Kanunun 23/8 fıkrası uyarınca ilçe seçim kurulu huzurunda yapmak zorundadır. İlçe seçim kurullarının tümünde Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin üyesi görev yapmaktadır. Yasa koyucu sandık kurulu başkanlarının usulsüz atanmalarını tam kanunsuzluk nedenine dayalı mutlak iptal sebebi saymamıştır. Yüksek Seçim Kurulu da kararlarında tam kanunsuzluk nedeniyle iptal sebebi saymamıştır. 298 sayılı Kanunun 119. maddesinde “sandık kurullarının teşkiline dair, ilçe seçim kurulu veya başkanı tarafından yapılan işlemlerin düzeltilmesi için, bu işlemlerin neticesinden itibaren en geç iki gün içinde şikayet yoluyla düzeltilmesi istenebilir.

ŞİKAYET YAPILMADI

Şikayetin reddine dair olan kararlara karşı bildirilmesinden veya tebliğinden itibaren iki gün içinde il seçim kuruluna itiraz olunur. İl seçim kurulları, iki gün içinde kesin karar verirler. Bu şikayetin yapılmamış olması sandık kurulunun teşekkülüne karşı itiraza engel değildir. Ancak, bu itirazın teşekkülünden itibaren iki gün içinde il seçim kuruluna yapılması şarttır. İl seçim kurulunun vereceği karar kesindir.” hükmü getirilmiştir.

212 adet sandık kurulu başkanının yasaya aykırı şekilde görevlendirildiğinde şüphe yoktur. Sandık kurullarının yasada öngörülen şekilde atanmaması halinde yapılacak işlem Yüksek Seçim Kurulunun 13/12/2018 tarihli 2018/1105 sayılı kararıyla kabul edilen seçim takvimine göre 02 Mart 2019 tarihinde sandık kurullarının teşkiline dair ilçe seçim kurulu kararlarına karşı yapılan itirazın il seçim kurulunca kesin olarak karara bağlamasının son günü şeklinde düzenleme ile belirlenmiştir.

MUSTAFAKEMALPAŞA KARARINI HATIRLATTI

Yüksek Seçim Kurulu Mustafakemalpaşa İlçesinde sandık kurulu başkanının “belediyede çalışan müdür ve müdür yardımcılarından oluştuğu bu durumun tam kanunsuzluk hali olduğu ve bu sandıklarda seçim iptali söz konusu olduğu halde seçim sonuçlarının değişeceğini belirterek seçimin iptali ile yenilenmesi” iddiası üzerine sandık kurulu başkanının çalıştığı kurumun niteliği ile ilgili değerlendirmeye girmeden sandık kurullarının teşkiline ilişkin itirazın Yüksek Seçim Kurulunun 2018/1105 sayılı seçim takvimine göre 02 Mart 2019 tarihinde kesin olarak karara bağlanması nedeniyle tam kanunsuzluk iddiasına ilişkin talebin reddine karar vermiştir.

TAM KANUNSUZLUK HALİ OLUŞMADI

31 Mart 2019 günü İstanbul’da yapılan seçimde; 2018 yılında değişen 298 sayılı Yasanın 22. maddesine aykırı sandık kurulu başkan ve üyesinin görevlendirildiği şüphesizdir. 2004 ve 2009 yılında Yüksek Seçim Kurulu tarafından verilen kararlar emsal olmaz denilebilir ise de kararlar verildiği tarihte yürürlükte bulunan yasadaki sandık kurulu başkan ve üyelerinin belirlenme usulüne aykırılık haline ilişkin olmakla 298 sayılı Kanunun değişik 22. maddesine aykırılıktan farklı değildir. Sandık kurullarının usulsüz oluşması tam kanunsuzluk halini oluşturmaz. Sandık kurullarının kuruluşuna ilişkin işlemlerin kesinleşmesinden sonra bu kuruluşa karşı yapılacak itirazlar seçimden sonra o seçimlerin iptali için tek başına bir itiraz sebebi olarak ileri sürülemez.

‘SEÇİMİN NETİCESİNE TESİR ETMEDİĞİ İÇİN…’

298 sayılı Kanunun 21 ve 23. maddeleri gereği 5 kişisi siyasi parti temsilcisi olup 7 kişiden oluşan sandık kurulunda siyasi partili üyelerle birlikte görev yapan usulsüz atanmış sandık kurulu başkanının 31 Mart 2019 günü yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine ilişkin maddi hatalar giderilip geçersiz oyların tamamının yeniden sayılması karşısında tek başına seçimin neticesine tesir ettiğine ilişkin seçimin iptalini gerektirir tespit olmadığından sayın çoğunluğun seçimin iptali ile yenilenmesine ilişkin kararına katılınamamıştır.” [2]

[1] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1405627/

[1] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1405831/

Posted in SEÇİM - SEÇSİS, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

MİLLİ EĞİTİMİN BÜYÜK ÇÖKÜŞÜ

Olaylar ve Görüşler
METİN AYDOĞAN / 22 Mayıs 2019 Çarşamba

MİLLİ EĞİTİMİN BÜYÜK ÇÖKÜŞÜ


Amerikalıların Türk milli eğitimine 1949’dan beri süregelen ilgisi 70 yıldır hiç eksilmedi. Türk Milli Eğitimi, bugün altından kalkılması güç bir karmaşa içine girmiştir. AKP, yönetime geldiği 2002’den bugüne dek eğitim sistemi 16. kere değiştirdi.

[Haber görseli]

5. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, 1970 yılında eğitimle ilgili olarak şunları söylüyordu: “Bugünkü okullarda yetişen gençlere ülke yönetimi teslim edilemez. Biz, laik okullara karşı imam hatip okullarını bir seçenek olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri, bu okullarda yetiştireceğiz.” 

7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, benzer şeyler söylüyordu: “İmam hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930’lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum.”
12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Biz dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz” derken, 1. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk şunları söylüyordu: “Eğitimin amacı yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, ülkede ahlaklı, cumhuriyetçi, devrimci, atılgan, olumlu, giriştiği işleri başarabilecek yetenekte, dürüst, sorgulayıcı, iradeli, yaşamda karşılaşacağı engelleri yenecek güçte, karakter sahibi genç yetiştirmektir.”

ABD ile anlaşma
Türkiye, 27 Aralık 1949 tarihinde ABD ile Türk milli eğitimini kapsayan bir ikili anlaşma imzaladı. Anlaşma, “Türkiye’de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçimini” saptıyor ve “bu uğurda yapılacak harcamaların karşılama yöntemlerini” belirliyordu. Türkiye’den ABD’ye gönderilecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlileri ile ABD’den Türkiye’ye gönderilecek Amerikalı uzman, araştırmacı ve eğitimcinin konumlarını belirliyordu. 

Anlaşma’nın 5. maddesi, dikkat çekici maddelerden biriydi. Bu madde, yukarıda açıklanan işleri yapma yetkisinde olan, “Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu” adlı bir yapılanmanın kuruluşunu belirliyordu. 5. madde şöyleydi: “Komisyon, dördü TC. vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere 8 üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı, komisyon başkanı verecektir.” 

Milli Eğitim Bakanlığı’nda, çalışmalarını etkin bir biçimde sürdüren “Milli Eğitimi Geliştirme” adlı bir komisyon daha vardır. Eğitim sistemini belirleyip uygulamasına, personel politikalarından ders programlarına, imam hatip okulu açılmasından Yüksek İslam Enstitüleri’nin yaygınlaştırılmasına dek pek çok konuda stratejik kararlar veren bu komisyonun, 1994 yılında 60 personeli vardı. Bunların üçte ikisi Amerikalıydı.
Komisyonun başında L.Cook adlı bir Amerikalı bulunuyordu. L.Cook’tan ayrı olarak adı Howard Reed, ûnvanı “Milli Eğitim Bakanlığı Bağımsız Başdanışmanı” olan, bir başka “etkin” Amerikalı daha vardı.

YDD ile yeni bir boyut
1949 yılında imzalanan ve adı “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma” olan bu anlaşma, Türk milli eğitimini ABD denetimine bırakan süreci başlattı. Yeni Dünya Düzeni (YDD) politikalarının azgelişmiş ülkeler için öngördüğü, “dinsel eğitim” ya da “eğitimin dinselleştirilmesi” bu anlaşmayla geniş bir boyut kazandı. Eğitimin birliği, dinsel eğitimde birliğe kaydı. Hedefler, “bütün okullar imam hatip olmalıdır” anlayışına yöneldi ve bu tutum yerleşik eğitim politikası haline geldi.

İmam hatip mezunları, harp okulları yerine 2016 yılında kurulan “Milli Savunma Üniversitesi”ne girdiler. 1949’dan bugüne dek, binlerce Türk, Amerika’ya “eğitilmek– etkilenmek” için gitti, yüzlerce Amerikalı Türkiye’ye “eğitmek-etkilemek” için geldi. Amerika’ya gönderilen Türklerin hemen tümü Türkiye’ye döndüklerinde üst düzey görevlere getirildi. 

Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim gören insanların büyük bölümü, Amerikan yanlısı tutum izlediler. Yetkilerini, Atatürkçü, yurtsever kadroları etkisizleştirerek tasfiye etme yönünde kullandılar. Amerika’da eğitim görmek bürokrasi, siyaset ya da medyada yükselmenin aracı haline geldi.

AKP dönemi
Amerikalıların Türk milli eğitimine 1949’dan beri süregelen ilgisi 70 yıldır hiç eksilmedi. Demokrat Parti, Köy Enstitülerini kapatırken, AKP yatılı bölge okullarını ve askeri liseleri ortadan kaldırdı. İnönü dönemi dahil bugüne dek yönetime gelen bütün partiler ve darbeler dahil sürekli imam hatip okulu açtı. Bugün bu okullarda 1.3 milyon öğrenci okuyor. “Vakıf üniversitelerinden” yabancı dilde eğitime, ortaöğretimden 4+4’lere dek;

yaratılan kaos ortamında, paralı duruma getirilen Türk milli eğitimi, bugün altından kalkılması güç bir karmaşa içine girmiştir. AKP, yönetime geldiği 2002’den bugüne dek eğitim sistemi, 16. kere değiştirdi. Mayıs 2019’daki son değişiklikle; ders sayısını azalttı, öğrenciye üniversitelerde olduğu gibi ders seçme hakkı getirdi. Matematik dersini seçmeli yaparken din dersini zorunlu tutmayı sürdürdü. Öğrenciler, bir şeyler öğrenmek için değil adeta öğrenmemek için eğitilir duruma geldi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1404260/MiLLi_EGiTiMiN_BUYUK_COKUSU.html
Posted in EĞİTİM, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, TARİKAT VE CEMAATLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Yolsuzluğun sonuçları * Toplum olarak birer ortaçağ kalıntıları olan nepotizm ve patronaj gibi yapılardan uzak durmak, gelir dağılımında adaleti sağlayarak haksız kazancın önüne geçmek ülkenin varlığını sürdürmesi için elzemdir.

Olaylar ve Görüşler / 9 Ekim 2018 Salı
Doç. Dr. Ayşe Atalay Emekli öğretim üyesi

Yolsuzluğun sonuçları


Toplumda pek yaygın olan havadan para kazanma tutkusu artık devletin varlığını tehdit eder boyuta gelmiştir. Toplum olarak birer ortaçağ kalıntıları olan nepotizm ve patronaj gibi yapılardan uzak durmak , gelir dağılımında adaleti sağlayarak haksız kazancın önüne geçmek ülkenin varlığını sürdürmesi için elzemdir.

[Haber görseli]

Yolsuzluk, kamusal gücü elinde tutan kişilerin kişisel çıkarlarını ön planda tutarak kamusal sorumluluk ve yetkilerini kötüye kullanmaları olarak tanımlanabilir. Kamu kaynaklarının kişisel servet artırımı yönünde kullanılması, sadece yolsuzluk yapanı değil, bütün ülke ekonomisinin parametrelerini değiştirebilecek özelliktedir. Yolsuzluklar sadece düşük ya da yüksek seviyeli yolsuzluk yapanları ilgilendiren yasadışılıktan öte, tüm ekonominin işleyişini sekteye vurabilecek boyutlara da ulaşabilir. 

Yolsuzluk mikro ve makro düzeyde gerçekleşebilir. Küreselleşme çağında, iletişim teknolojisinin baş döndürücü bir hızla gelişme kaydettiği çağımızda sermayenin serbest dolaşımı sonucu yabancı ülkelerde ihaleler kazanmak, çokuluslu şirketlerle işbirliği içinde olmak ya da vergi kolaylıkları elde etmek amacıyla yolsuzluğa başvurulmaktadır. Ancak yolsuzluk olgusuna tarihte yöneten- yönetilen ayrımının ortaya çıktığı dönemlerden itibaren rastlanmış olması karşısında devletler de karşı önlem almak durumunda kalmışlardır.

Yolsuzluklarda artış 
Yolsuzluk olgusunun sosyo- kültürel ve ekonomik yönleri vardır. Kamuoyunun güçlü ve eğitim düzeyinin yüksek, gelir dağılımı adaletinin yerleşmiş olduğu toplumlarda yolsuzluk, göz yumulmaması gereken bir istisna olarak görülmekte, buna karşın gelir dağılımı adaletsiz, eğitim düzeyi düşük ve çoğunlukla demokratik rejimle yönetilmeyen ülkelerde ise hasır altı edilmektedir. Kamu gücünü ellerinde tutanların yer aldığı yolsuzluklar, yurttaşın devlete olan güvenini sarsmakta ve bu kez yurttaş vergi verme sorumluluğundan kaçma yolları aramaktadır. Bu durum da toplumda vergi kaçırmayı teşvik edici bir rol oynamaktadır. Böylece devlet- vatandaş ilişkisi temelinden sarsılmakta, vatandaş devlete yabancılaşmaktadır. 

Bir ülkede yolsuzluğun yaygınlaşmasının bir başka nedeni de toplumsal sistemin şeffaflık derecesidir. Bir siyasal sistem ne kadar şeffaf ve denetlenebilir ise, o sistemde yolsuzluk yapmak da o kadar zorlaşır. Bu açıdan bakıldığında Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yaptığı bir araştırmaya göre yolsuzluklarda 1 puanlık bir artış devlet gelirlerinde yüzde 1’lik azalışa denk gelmektedir. Bu durum da kamu kaynaklarının, yurttaşların kamu hizmetlerine erişimini zorlaştırmakta ve kamu hizmetlerini daha pahalı elde etmesine yol açmaktadır. 

Yolsuzluğun toplumsal olarak önlenememesinin bir nedeni de yolsuzluğun cezasız kalması ya da getirisinin götürüsünden daha fazla olmasıdır. Türkiye, OECD Konvensiyonu ve BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ni imzalamasına karşın “az ya da hiç uygulama kaydedilmeyen” ülkeler arasında yerini almıştır.

Toplumsal hastalık 
Nüfus artışı da yolsuzluğa eğilimi önemli oranda etkilemektedir. Artan nüfusa bağlı olarak emek piyasasında kıyasıya bir rekabet oluşmakta, bu olgu da beraberinde ücretlerde düşüşe ve toplumsal bir hastalık olan nepotizme ve patronaja yol açmaktadır. İşe alımda nepotizmin ve patronaj unsurlarının öne çıkması liyakat sistemini ortadan kaldırmakta, böylece mesleğin gerektirdiği bilgi ve donanımdan yoksun , kalifiye olmayan emek unsurları tüm toplumu bir ahtapot gibi sarmaktadır. İşgücü piyasasındaki rekabet sonucu ücretler düşük olunca yolsuzluk yapma eğilimi de artmaktadır.

Çalıyor ama çalışıyor 
Yukarıda kabaca özetlediğimiz sosyo- ekonomik nedenler dışında bir toplumun kültürel dokusu da yolsuzluğa olan eğilimi negatif yönde etkileyebilmektedir. Bu açıdan toplumumuzu incelediğimizde dilimize yerleşmiş bazı atasözleri durumumuzu çok güzel açıklamaktadır. En basitinden emeğe önem verilen, emeğin en yüce değer olarak görüldüğü toplumlarda “Üzümünü ye bağını sorma” gibi bir atasözü sanıyoruz ki dillere pek yerleşmemiştir. Dürüstlüğün, açık sözlülüğün ve tokgözlülüğün enayilik, aptallık olarak görüldüğü, doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu, cezalandırıldığı toplumlarda yolsuzluk eğilimi kolayca uç verdiği gibi, toplumun temelini sarsacak boyutlara da ulaşabilir. 

Nitekim son günlerde yaşadığımız ekonomik krizin temelinde de kamu kaynaklarının başka bir deyişle yurttaşlardan alınan dolaylı ve dolaysız vergilerin nepotizm ve yolsuzluk bağlamında sermayenin daha fazla belirli ellerde toplanması amacıyla hesapsızca harcanması yatmaktadır. Bu olguda “çalıyor ama çalışıyor” anlayışının egemen olduğu toplumsal rızanın da payını göz ardı etmemek gerektiğini belirtmek gerekir. 
Bu bakımdan söz konusu ekonomik krizin sonuçlarına katlanmak açısından hepimiz aynı gemide değiliz, ama krize yol açan nedenler araştırıldığında da toplumdaki bu örtük anlayış birliğinin de payı yadsınamaz. Bu bakımdan toplumda pek yaygın olan havadan para kazanma tutkusu -ki bedava sirke baldan tatlıdır diyor atalarımız da- artık devletin varlığını tehdit eder boyuta gelmiştir.

Toplum olarak birer ortaçağ kalıntıları olan nepotizm ve patronaj gibi yapılardan uzak durmak, gelir dağılımında adaleti sağlayarak haksız kazancın önüne geçmek ülkenin varlığını sürdürmesi için elzemdir. Bundan sonrası için izlenecek ekonomi -politikanın da bu noktalar göz önüne alınarak oluşturulması ülke varlığı açısından yaşamsal önem arz etmektedir.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1106079/Yolsuzlugun_sonuclari.html

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

DİN – İNANÇ – AHLAK * Müslümanlar nerede?

Örsan K. Öymen / 25 Ekim 2018 Perşembe

Müslümanlar nerede?


Teokratik bir monarşi olan Suudi Arabistan, insan haklarının ve özgürlüklerin en fazla ihlal edildiği ülkelerden birisidir. Müslümanlara göre İslam dininin peygamberi olan Muhammed’in yaşadığı topraklarda kurulan bu devlet, sadece uluslararası hukuk açısından değil, İslam dininin temel kitabı olan Kuran açısından da, utanç verici bir yönetim tarzı sergilemektedir.

Ateizm, agnostisizm ve deizm gibi felsefi kuramlar açısından bakıldığında veya siyasi bağlamda laiklik ilkesi esas alındığında, İslam üzerinden yapılacak bir çözümleme anlamlı olmayabilir. Ancak Müslüman olduğunu iddia edenlerin, kendi içlerinde tutarlı olup olmadıklarını ve gerçekten Müslüman olup olmadıklarını anlamak için, İslam paradigması üzerinden bir çözümlemenin yapılması da kaçınılmazdır. Kuran, sadece kozmolojik açıklamalardan, tarihsel olayların aktarımından ve ritüellerin önerilmesinden ibaret bir kitap değildir. 

Kuran aynı zamanda, bir ahlak anlayışını da ortaya koyar. Bu ahlak anlayışı da şöyle özetlenebilir: Müslüman isen, insan öldürmeyeceksin, zulüm yapmayacaksın, merhametli olacaksın, adil olacaksın, kibirlenmeyeceksin, böbürlenmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, iftira atmayacaksın, hırsızlık yapmayacaksın, mala, paraya, gösterişe düşkün olmayacaksın, muhtaç olanlara yardım edeceksin. Bu değerler ve ilkeler elbette dinin tekelinde değildir, dinlerden bağımsız olarak insanlık tarihinde ortaya çıkmıştır. Ancak bu değerler ve ilkeler, aynı zamanda, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi dinlerin de temelinde yer almaktadır. 

Kuran’da bunlarla ilgili yüzlerce ayet vardır. Ancak bazı insanlar hâlâ, Kuran’daki ahlak boyutunu yok saymakta, Allah’ın varlığını ve Muhammed’in peygamber olduğunu kabul etmekle, namaz kılmakla, oruç tutmakla, içki içmemekle, domuz eti yememekle, örtünmekle Müslüman olunacağını sanmaktadırlar. 

Vatandaşların beyanına göre Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerde, sadece evrensel insan hakları ve uluslararası hukuk açısından değil, İslam dininin kendisi açısından da büyük bir sorun yaşanmaktadır. Hatta, ateistlerin, agnostiklerin ve deistlerin, yani dinsizlerin çoğunlukta olduğu İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Almanya, Fransa, Britanya, Hollanda, Belçika, İsviçre gibi ülkeler, insan haklarının ve hukukun en az ihlal edildiği, yolsuzlukların seviyesinin de en düşük olduğu ülkeler arasında yer almaktadır. “Eurobarometer” adlı araştırma kurumunun dindarlık konusunda ve “Transparency International” adlı araştırma kurumunun yolsuzluklar konusunda yayımladığı raporlarda ortaya konan veriler, bunu açık bir biçimde göstermektedir. 

Gazeteci-yazar Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda katledilmesi, Suudi Arabistan’daki insan hakları ihlallerinin ve genel yozlaşmanın gündeme gelmesini gerektiren bir olay olduğu halde, petrolsilah- dolar temelindeki kirli ve ahlaksız ilişkiler, bir yandan insan haklarını ve uluslararası hukuku, bir yandan da İslam dinini bekleme odasına alacak gibi görünmektedir.

İşin garibi, Türkiye’de her fırsatta Müslüman olduğunu iddia eden vatandaşlar ve onların kurduğu sivil toplum örgütleri de üç maymunu oynamaktadırlar. İsrail askerlerinin bir Filistinliyi katletmesi durumunda camilere koşarak tekbir getirenler, İstanbul’un ortasında bir Suudi Arabistan vatandaşı Suudi Arabistan yönetimi tarafından katledildiği zaman, herhangi bir büyük çaplı protesto eylemi yapmamaktadırlar. 

Zulümün, merhametsizliğin, adaletsizliğin, kibirin, böbürlenmenin, yalanın, iftiranın, hırsızlığın, mala, paraya, gösterişe düşkünlüğün, bencilliğin son on yılda tavan yaptığı Türkiye’de, belki buna da şaşırmamak gerekir.

İlahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk, Türkiye’nin bir “Allah ile aldatma cenneti” olduğunu, halkının yüzde 99.5’inin değil, yüzde 0.5’inin bile Müslüman olmadığını söylemişti.
Türkiye dahil, Müslümanların çoğunlukta olduğu sanılan ülkelerdeki insanlar, bir an önce, Müslüman olup olmadıklarına karar verseler, Mevlana’nın deyişiyle, oldukları gibi görünüp, göründükleri gibi olsalar, insanlık açısından önemli bir adım atmış olurlar.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1121104/Muslumanlar_nerede_.html

Posted in DİN-İNANÇ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Muamelat ve Ukubat!..

Ümit Zileli

Muamelat ve Ukubat!..


Bir haftalık izin sonrası bilgisayarın başına oturdum; bir de ne göreyim,
yıllardır sözü edilen şeriat eğitimine tam yol hız verilmiş!..

2017-2018 eğitim yılı müfredatının açıklanmasına şunun şurasında sayılı günler kala, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü “güncellenen” öğretim programlarının bir kısmını yayınladı…

Sözüm ona seçmeli dersler olan “Temel Dini Bilgiler” ile “Hz. Muhammed’in Hayatı” derslerinde yapılan değişiklikler açıklandı… Temel dini Bilgiler dersine bakın neler eklendi:

-İslam ve Sosyal Hayat, İslam ve Hukuk, İslam’da Sufilerin Rolü, İnsanın Yaradılış Amacı: İbadet.

Üstelik eklenen bu üniteler ZORUNLU SEÇMELİ!..

Hadi canım, böyle saçmalık olur mu diyeceksiniz…

İşin içine “cingözlük” girince tam da öyle oldu; seçmeli dersler kampanyaya dönüştürülerek Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Cuma hutbelerine konu oldu; 18 Şubat’ta yayımlanan hutbede öğrencilerin bu dersleri seçmeye teşvik edilmesi istenmişti!..

Ayrıca şu ünlü “Mahalle baskısı” da tüm ağırlığıyla gündeme alındı; “çocuğunu ya göndereceksin, ya göndereceksin” devreye sokuldu, iyi mi!..

Hz. Muhammed’in hayatı dersinde ise yeni müfredatla birlikte “Hz. Muhammed ve sahabe ile kültürümüzde Peygamberimiz” konuları da işlenecek…

Şimdi gelin Eğitim İş 4 No’lu Şube Eğitim Sekreteri İlahiyatçı Cemil Kılıç’ın yapılan bu değişiklikleri nasıl yorumladığına bakalım:

-İslam hukuku dedikleri, şeriat hukukudur!

Bu dersler şeriat hukukuna alıştırmaktır. Özellikle Muamelat ve Ukubat üniteleri ulusal devlet yerine ortak değerin, dinin Sünni İslam yorumu olduğu bir ümmet toplumu yaratma çabasıdır.

Şeriat yönetimi ve cezalar!..
Pekii, nedir bu Muamelat ve Ukubat?.. Hemen bakalım:

-Muamelat: Kişisel, toplumsal ve yönetsel eylemlerin şeriat düzenindeki karşılığı.

-Ukubat: Şeriata göre suç kabul edilen eylemlere/fiillere verilecek cezalar. Yani şeriatın ceza hukuku!..

Toplu olarak baktığınızda; muamelat, ibadetler dışında şeriat düzeninin iş ve pratiğe yönelik hukuki, idari, mali, evlenme, boşanma, miras gibi tüm münasebetleri düzenleyen bölümü… Ukubat ise şeriat düzeninde değnek cezasından başlayıp el, kol kesme ve recm (taşlayarak infaz) cezasına dek uzanan, cürüm ve günah işleyenlere verilen azap…

İşte yeni eğitim yılında ilköğretim okullarından başlayarak milyonlarca çocuğumuza bunlar öğretilecek! Yalnızca bunlar değil tabii; evlilikte çok eşlilik, şeriata göre eş boşama gibi konular da gayet “incelikli” şekilde enjekte edilecek!..

Bitmedi; bir de Peygamberimizin Hayatı dersinde sahabelerden örnekler verilecek. İlahiyatçı Cemil Kılıç bu konuda da şu açıklamayı yaptı:

-İslam inanç ve kültüründe sahabe kavramı ihtilaflı bir kavramdır. Sünniliğe göre Muaviye, peygamberin arkadaşıdır. Oysa Şii, Alevi ve Hanbeli inancında Muaviye’ye lanet okunur!..

Böyle olunca ne olur peki?

Mezhepler arasında yeni yarılmalar, düşmanlıklar yaratılır, toplum geri dönülmeyecek ayrılık ve ötekileştirmelere kurban edilir!..

Parmak kadar çocuklar “kindar ve dindar” şekilde yetiştirilir…

Bu toplumun kaderi bu mudur?
Cumhuriyetin akıbeti bu mudur?..
-Bir ortaçağ bataklığı mıdır?..

https://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/umit-zileli/muamelat-ve-ukubat-1918669/
Posted in EĞİTİM, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

NEDEN BATIYORUZ ?

Ayla Çokbudak’a teşekkürlerimle

Posted in YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Susan aydınları tarih bağışlamayacaktır…* Tüm kurumlar Kurtuluş Savaşı’mıza ve Cumhuriyete karşı bir kadronun eline geçmiştir. Ulusal eğitim yok edilmiştir. Kara cahil ve dinci bir eğitim gelecek kuşaklara dayatılmaktadır. * Ülkemiz tek adama teslim edilmiştir. Parlamenter sistem yok edilmiştir. Demokrasilerin olmazsa olmaz koşulu olan kuvvetler ayırımı yoktur. Laiklik artık kâğıt üstünde kalmıştır. Yargı bağımsızlığı yoktur.

cumhuriyet.com.tr / 26 Ocak 2019 Cumartesi

Susan aydınları tarih bağışlamayacaktır…


Türk devrimine, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına karşı çıkanlar geldikleri gibi gideceklerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ni ortaya çıkaran koşullar, parlamenter sistem, kuvvetler ayırımı, bağımsız yargı, laiklik geri gelecektir.

Mitoloji herkesin ilgisini çeker. Çoğumuz Çine Çayı’nın öyküsünü,
Defne’nin öyküsünü, Midas’ın Kulakları öyküsünü biliriz.

Pergamonlu Asklepios antik çağlarda ünlü bir doktordur. Hastalarına giderken elinde taşıdığı yılanlı asası tıbbın simgesi olmuştur. Yaz kış demeden dere tepe dolaşır, hastalarını iyileştirmek için hastadan hastaya koşarmış. Asklepios hastalarını iyileştirmek için Athena’dan Medusa’nın ölümsüzlük veren kanını ister. Athena yeğeni olan Asklepios’a bu kanı verir.

Ölümsüzlüğü yakalayan Asklepios bu kan ile tüm hastalarını iyileştirmeye başlar. Artık kimse ölmemektedir. Dünyanın dengesi bozulmuştur. Yeraltı ülkesinin baş tanrısı Hades ve tanrıların babası Zeus bu duruma çok kızar. Zeus Asklepios’a bir yıldırım yollar. Asklepios ölür ve elinde olan Medusa’nın ölümsüzlük kanı yere dökülür. Kanın döküldüğü yerde sarmısak çıkar.

Mitoloji bir masal gibi gelse de gerçek yaşamda böyle olmuyor. Gılgamış’tan bu yana insanlar ölümsüzlüğü hep aramışlar ama bulan olmamış. Ölümsüzlüğü bulamasak bile akıl ile bilim ile insan yaşamını güzelleştirmek olasıdır.

Kaynaklarımız satıldı
Sorunlarımızı bir çırpıda çözmek olanağı yoktur ama, aklımızı kullanarak sorunlardan çıkış yolu bulunabilir. Ülkemiz kötü bir yıl geçirdi. Cumhuriyetten kalma ne kadar ekonomik kaynağımız varsa özelleştirme adı altında yabancılara satılmıştır. Üretim yapacak hiçbir fabrikamız kalmamıştır.

Ülkemizin tarımı, hayvancılığı yok edilmiştir. En güzel kıyı kentlerimizde nükleer santral yapılacağı gerekçesi ile binlerce ağaç kesiliyor. Bay Erdoğan bunları yapanlar kendileri değilmiş gibi ağaç kesimini eleştiriyor. Ülkeyi yönetenler görülmemiş biçimde varsıllaşmışlardır. Soygunlar, rüşvetler ve yolsuzluklar gizlenemeyecek biçimde ortaya çıkmıştır.

Tüm kurumlar Kurtuluş Savaşı’mıza ve Cumhuriyete karşı bir kadronun eline geçmiştir. Ulusal eğitim yok edilmiştir. Kara cahil ve dinci bir eğitim gelecek kuşaklara dayatılmaktadır.

Her okula bir mescit yapılmaktadır. Bazı okullarımızda tarikat hocaları eğitim vermektedir. Bir milyon öğrenci tarikatların elindedir. Kızlarla erkeklerin ayrı ayrı eğitim görmelerinin yolları aranmaktadır. Tüm okullarımız imam hatip okullarına çevrilmektedir. Diyanet İşleri Başkanı “Kuran okumayan çocuklar şeytana teslim olur” diyor. Tam bir İslami faşizm vardır.

Ülkemiz tek adama teslim edilmiştir. Parlamenter sistem yok edilmiştir. Demokrasilerin olmazsa olmaz koşulu olan kuvvetler ayırımı yoktur. Laiklik artık kâğıt üstünde kalmıştır. Yargı bağımsızlığı yoktur.

Yönetimi eleştirenler, yargıya hedef gösteriliyor. Savunmasını yaptığı için cezaevine konulan avukatlar, hakkını aradığı için cezaevine giren işçiler, haber yaptığı için cezaevine konulan gazeteciler korkunun kaynağıdır. Güzel yurdumuz yeni yıla korku ile girdi. Gerçekleri yazan, anlatan gazetecilerden sonra, sanatçılar gece sabaha karşı evlerinden alınmakta, savcıların karşısına çıkarılmaktadır.

Kimsenin güvencesi yok
TBMM’de konuşan muhalefet milletvekilleri bir bakanı eleştirdiler diye yargıya emirler verilerek önce tazminat, sonra ceza davaları ile korkutulmaktadırlar. Devleti yönetenlerin açtıkları tazminat davalarında binlerce liralık tazminatlara hükmedilmektedir. Bu kararları veren yargıçlar yarın çocuklarının yüzüne nasıl bakacaklar. Yargı AKP’nin ve tek adamın istediği gibi karar verirse baş tacı, istenmeyen kararlar verdiğinde ise kötüdür.

Yönetenler dışında hiç kimse geleceğinden emin değildir. Kimsenin güvencesi yoktur. Herkes korku içerisindedir. Yüz dolayında hukuk fakültesinden korkudan hiç ses çıkmamaktadır. Kurtuluş Savaşı’mızın kahramanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e saldırılar artık açık hale gelmiştir. Siyasal yönetimin gizli açık desteği ile bu saldırılar pervasızlaşıyor. Ve aydınlar susuyor.

Tarih susan aydınları bağışlamayacaktır. Ülkenin esenliği için, gelecek kuşaklar için susmamak, yanlışlara korkmadan karşı çıkmak gerekmektedir. Nâzım’ın ünlü dizeleri “Sen yanmazsan, ben yanmazsam / nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” unutulmamalıdır. Yılgınlığa ve korkuya yer yoktur. Hiçbir yönetim kalıcı değildir, olamaz. Bugünler de geçecek, aydınlığa, Türk devrimine, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına karşı çıkanlar geldikleri gibi gideceklerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni Türkiye Cumhuriyeti yapan koşullar, parlamenter sistem, kuvvetler ayırımı, bağımsız yargı, laiklik geri gelecektir. Bu ülke bize dedelerimizden miras kalmadı, biz bu ülkeyi gelecek kuşaklardan borç aldık. Şimdi bu borcu yerine getirmek ve aldığımız gibi teslim etmek zorundayız.

EROL ERTUĞRUL

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1217983/Susan_aydinlari_tarih_bagislamayacaktir….html
Posted in FAŞİZM, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

PANDORA’nın KUTUSU AÇILDI – 7 * SAYIŞTAY RAPORUNDAN * İBB / İSKİ’den halka yüksek yandaşa düşük fatura: ZARAR 18 milyon TL

cumhuriyet.com.tr / 8 Mayıs 2019

İSKİ’den halka yüksek
yandaşa düşük fatura:
ZARAR 18 milyon TL


Sayıştay’ın İSKİ’de yaptığı denetim halka ödetilen mükerrer ve yüksek faturaları ortaya çıkarttı. Kurum ayrıca, mevzuata aykırı bir şekilde ucuz su verdiği bazı dernek, spor kulübü tesisi ve vakıflara ait binalar sebebiyle de 18 milyon zarar ettirildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı elinden alınan Ekrem İmamoğlu’nun gündeminin öncelikli maddeleri arasında yer alan su fiyatlarının yüksekliğine, yurttaştan bazı hizmetlerin karşılığının mükerrer olarak alınması ve yanlış fiyatlandırmanın yol açtığı ortaya çıktı.

Birgün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre; İSKİ, halka aldığı hizmetin karşılığından daha yüksek yüksek faturalar gönderirken bazı dernek, vakıf ve spor kulüplerine mevzuata aykırı olarak ucuz tarife uygulayarak yılda 18 milyon liralık zarara yol açtı.

Sayıştay’ın denetim raporunda gelir hesapları ile İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin incelenmesi sonucunda içlerinde amatör spor kulüplerine ait tesis ve lokallerin, kamu yararına olup olmadıklarına bakılmaksızın dernek ve vakıflara ait bina ve merkezler ile belediyeler ve belediye iştiraki şirketlerin tüm hizmet binaları ve tesislerinin de bulunduğu birçok aboneye indirimli su tarifesi uygulandığı saptandı.

Raporda, yıllık 18 milyon lira zarara neden olan bu durumun önceki yıllarda da tespit edildiği ancak kurumun bundan vazgeçmek yerine hatalı uygulamaya başka abonelikleri de eklemek istediği vurgulandı.

Mevzuata aykırı indirimli tarife uygulanması nedeniyle ortaya çıkan en yüksek zarar 9.4 milyon TL ile belediyeler ve iştiraklerinin kullandığı sudan kaynaklandı. Kamu yararına dernekler 3.1 milyon TL, vakıflar 1.8 milyon TL, diğer dernek ve vakıflar ile bunlara ait yurt ve kurslar 1.4 milyon TL, amatör spor tesisleri 1 milyon TL, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı huzur evleri ise 508 bin TL eksik su faturası ödemesi yaptı. Böylelikle İSKİ yılda ortalama 18 milyon lira eksik tahsilat yaptı.

HİZMET DE BEDAVA

Ayrıca bazı kamu kurumlarından, vakıflardan, bedelsiz gruptaki abonelerden ve belli şartları taşıyan vakıf ve cemiyetlerden bağlantı, kazı ruhsat bedeli, proje inceleme ve onay ücreti, şube yolu, su sayaç bedeli gibi hizmetler için ücret alınmadığı, katılma payı ve su iştirak bedellerinin tahakkuk ve tahsilatlarının yapılmadığı raporda yer aldı.

VATANDAŞTAN ÇİFTE TAHSİLAT

Raporda ayrıca, vatandaşın kullandığı su ve atık su tarifelerinin kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak tespit edilmediği, gerçek maliyet değerlerinin hesaplamalara yansıtılmadığı bildirildi.

Kurumun enflasyon ve beklenti anketlerine göre tarifeleri belirlemesinin eleştirildiği raporda şöyle denildi:

“2018 yılı tarife hesabında daha önceki senelerde olduğu gibi gerçekleşen bütçe rakamları yerine bir sonraki yıl bütçe tahminleri üzerinden hesaplama yapılmış, bakım bedeli adı altında abonelerden zaten tahsil edilen tutarlar için detaylı çalışma yapılmayarak benzer maliyet unsurlarının hem bakım bedeli hem de tarife içine girmesine sebebiyet verilmiş, atıksu maliyetleri dahil toplam giderler üzerinden su tarife bedeli tespit edilmesine rağmen atıksu tarifesi ayrıca belirlenmiştir. Bir başka deyişle su tarifesinin içine atık su maliyetleri de dahil edilerek tarifenin olması gerekenden yüksek belirlenmesine sebebiyet verilmiştir.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1382871/

Posted in PANDORA'nın KUTUSU, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

PANDORA’nın KUTUSU AÇILDI – 6 * İBB hak etmeyenlere de “İSTANBULKART” vermiş * HAYAT YANDAŞLARA BEDAVA

ESRA ALUS / 10 Mayıs 2019

İstanbulkart’tan market kayırma çıktı


Belediyelerdeki büyük vurgunun kayıtları gün yüzüne çıkıyor. Üstü kapatılmaya çalışılan Sayıştay raporlarını gazeteci Murat Ağırel ilk kez Şaki kitabında açıkladı.

Murat Ağırel’in kaleme aldığı ve Sayıştay raporlarında yer alan yolsuzluklar “Şaki” kitabıyla kamuoyuna duyuruldu.İnkılap Kitabevi’nden çıkan ‘Şaki’de yer alan dikkat çeken başlıklardan biri “Her sabah kullandığımız toplu taşıma bakın kimlere bedava yapılmış”

İşte dikkat çeken o bölüm:

Peki ya “İstanbulkart” incelemesinden neler çıktı dersiniz… Muhtar ve azalar! İstanbul’da toplu taşıma kullanıldığı zaman ortak ödeme yöntemi “İstanbulkart”tır. Belirli yaşın üstünde olanlar ve öğrenciler ücretsiz ya da indirimli kartları kullanıyor.

Fakat İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin belirlediği kişilerin toplu taşımalardan ücretsiz olarak yararlanmasını sağladığı yine Sayıştay incelemesiyle ortaya çıkıyor. Muhtar ve azalar, denetçiler gibi kişiler bu ücretsiz uygulamadan yararlanıyor.

Raporda belirtilen diğer bir husus elektrik dağıtım şirketlerine belediyenin taşınmazlarının ücretsiz olarak tahsis edilmesi. Hepimiz elektrik faturalarındaki dağıtım giderlerinin, kayıp kaçak giderlerinin haksız şekilde yansıtılmasına tepki gösteriyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu yetmez demiş ve bizlerin vergileri ile yapılan kamu binalarını bu özel kurumlara ücretsiz olarak tahsis etmiş.

Sayıştay raporunda; TEDAŞ, BEDAŞ, AYEDAŞ gibi kurumların görevlerinin özelleştirmeler sonrasında bittiğine vurgu yapıyor. Bu nedenle raporda da kamu yararı adına kullanılması gereken tahsise ilişkin şu ifadeler kullanılıyor:

“TEDAŞ’ın bir kamu kuruluşu olarak değerlendirilip taşınmazları fiilen kullanan BEDAŞ ve AYEDAŞ’ın yerine tahsisin TEDAŞ adına yapılması Kanunun 75’inci maddesine uyarlık göstermemektedir. Zira yukarıda da ifade edildiği üzere elektrik dağıtım hizmetleri artık özel şirketler tarafından yerine getirilmektedir. Bu itibarla; ne tahsis talebinde bulunan BEDAŞ ve AYEDAŞ ne de adına tahsis yapılan TEDAŞ, tahsis yapılabilecek kamu kurum ve kuruluşu olduğundan adı geçen kuruluşlara yapılan taşınmaz tahsisi mevzuata aykırıdır.”

Yani kamuyu zarara uğratmak için illa bir yolsuzluk ve milyonlarca liralık yok edişler olmasına gerek yok. Bürokrasi öyle bir bataklık hâline gelmiş ki her sabah kullandığımız otobüs ve İstanbulkart sisteminden bile bir kişisel fayda çıkarabiliyor.

Bakın bir tane daha…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 2017 yılında sosyal yardımlar kapsamında “İstanbulkart kullanan aile sayısı” 140 bin 179. Bu ailelere, 75 TL ila 225 TL’lik tutarda aylık harcama fırsatı tanınıyor. Düşününce güzel bir uygulama. Ama peki ya bu aileler Türk vatandaşı mı? Belirtilmemiş…

2017 yılı için “Sosyal Yardım İstanbulkart” bütçesi 125 milyon lira olarak belirlenmiş ama 2017 yılı sonunda toplam tutarı 147.6 milyon lira olarak gerçekleşmiş. “Olabilir. Devlet ihtiyacı olan daha çok kişiye yardım etmiştir” diyebilirsiniz. Haklısınız.

Ama bakın Sayıştay ne düşünüyor:
“İstanbulkart ile yapılan sosyal yardımlarda hatalı uygulamaların bulunması Büyükşehir Belediyesi’nin 2017 yılı denetimleri esnasında, İstanbulkart ile yapılan sosyal yardımlara ilişkin firmaların belirlenmesinde hatalı uygulamaların yapıldığı ve sözleşme imzalanan zincir marketlerin Büyükşehir Belediyesi’ne herhangi bir bedel ödemeksizin ve/veya sosyal yardım İstanbulkart kullanılarak alışveriş yapanlara bir indirim uygulamaksızın, alışverişlerin yalnızca bu marketlerde yapılacak olmasından dolayı ayrıcalıklı hale getirilerek gelir elde ettikleri tespit edilmiştir.” Yani bahsedilen 9 farklı market zincirine sosyal yardım adı altında imtiyaz tanınıyor. Birincisi yardımların kimlere yapıldığı takip edilmiyor. Yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığı bile belirlenmiyor. İkincisi söz konusu milyonlarca liralık ayrıcalık para babası market zincirleri sahiplerine akıtılıyor. Usulsüzlük konusunda sineğin yağını bile çıkartıyorlar sayın okuyucular.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1386392/

Posted in PANDORA'nın KUTUSU, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment