EDEBİYAT * KİTAP SAYFALARI ARASINDA KAYBOLANLARA * Wharton’ın kız kardeşleri!

Wharton’ın kız kardeşleri!

Mütevazı dükkânlarında çalışarak yaşama tutunmaya çalışan iki kardeş Ann Eliza ve Evelina Bunner’ın öyküsü çevresinde gelişen İki Kız Kardeş’te, Amerikan edebiyatının klasikleşmiş yazarlarından Edith Wharton, 20. yüzyıl başlarındaki Amerika’nın yoksul çevrelerine bir pencere açıyor.

İki Kız Kardeş’te, Amerikan edebiyatının klasikleşmiş yazarlarından Edith Wharton, 20. yüzyıl başlarındaki Amerika’nın yoksul çevrelerine bir pencere açıyor.
Ann Eliza ve Evelina Bunner, mütevazı dükkânlarında çalışarak yaşama tutunmaya çalışan iki kardeştir. Birbirinin aynı renksiz geçen günleri, satın aldıkları bir saatle birlikte bambaşka bir yöne çevrilir. Alman göçmeni olan saat ustası Ramy, iki kardeşin hayatlarını altüst edecek, kaçınılmaz ve trajik bir sonun temellerini atacaktır.
Amerika’nın kent yaşamının ve toplum düzeninin fon oluşturduğu bu küçük roman, başkahramanları dışında çizdiği yan karakterlerle de klasik edebiyatın önemli örneklerinden biri sayılıyor.
İki Kız Kardeş’te fedakâr davranışın ironik bir şekilde trajediyle sonuçlanmasını işleyen Edith Wharton bir zamanlar, “Hayat, soyut ilkelerle ilgili değildir ancak kader, eski geleneklere, eski inançlara, eski trajedilere ve eski hatalara verdiğimiz tavizler ve zavallı uzlaşmaların birbirinin arkasından gelmesidir,” diye yazmıştı.

EDITH WHARTON: 24 Ocak 1862’de New York’ta, Amerika’nın üst sınıfına mensup varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Aile, 1866 yılında yurtdışına yerleşme kararı aldıysa da Edith’in çocukluğu Newport ve Manhattan arasında geçti.
Evde Avrupalı mürebbiyelerden özel dersler aldı, yabancı diller öğrendi. 14 yaşındayken ilk novellası Fast and Loose’u (Hızlı ve Düşüncesiz) David Olivieri mahlasıyla yazdı. Bir yandan yazdığı şiirleri Atlantic Monthly dergisine gönderiyordu.
1885’te istemeyerek kendisinden on iki yaş büyük, Bostonlu bankacı Edward “Teddy” Wharton ile evlendi. Wharton aile yaşantısının yaşattığı mutsuzluklardan uzaklaşması için yazmaya teşvik edildi.
1899 yılında ilk öykü derlemesi The Greater Inclination’ı (Aslolan Temayül), 1902’de Valley of Decision (Karar Vadisi) adlı ilk romanını yayımladı. 1905 yılında Keyif Evi yayımlandı.
Wharton, 1907-1911 yılları arasında “hayatının aşkı” olduğunu söylediği Amerikalı gazeteci Morton Fullerton ile gizli bir aşk yaşadı. 1911 yılında “kış kitabım” dediği Ethan Frome’u yayımladı. 1910 itibariyle hayatının çoğunu geçireceği Avrupa’ya temelli olarak yerleşti.
1913 yılında Wharton’dan boşandı. Paris’teki dairesinde genç yazarları ağırladı. Henry James, Walter Berry ve Bernard Berenson gibi isimler konuğu oldu.
Birinci Dünya Savaşı sırasında etkin bir şekilde faaliyet gösterdi, Fransa’dan Légion d’honneur aldı. The Marne (1918) romanında Birleşik Devletler’in Fransa’nın imdadına koşmakta gecikmesini eleştirdi.
1920 yılında Masumiyet Çağı’nı yayımladı ve bu kitapla Pulitzer Ödülü’nü kazandı.Wharton uzun edebiyat yaşantısına pek çok roman, öykü derlemesi, anı ve seyahatname sığdırdı; kitaplarından bazıları hayattayken filme uyarlandı.
1937 yılında kalp yetmezliği sonucu St. Brise’de hayata gözlerini yumdu. Vasiyeti üzerine Versailles’daki Cimetière des Gonards mezarlığında dostu Walter Berry’nin yanına gömüldü.
Wharton yaşamının çoğunu Avrupa’da geçirdiyse de, romanlarında Amerika’daki toplumsal ve bireysel gerilimlere, eski aileler ve “sonradan görme”ler arasındaki çatışmaya odaklanmıştır.
İki Kız Kardeş / Edith Wharton / Çeviren: İlknur Özdemir / Kırmızı Kedi Yayınevi / 130 s.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/whartonin-kiz-kardesleri-1775316
Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR, Uncategorized, Yeni Kitaplar | Leave a comment

TİTANİC KEMANCILARI ve KİTAPLAR

TİTANİC KEMANCILARI

Bekir Coşkun

Kaptan “Çalın” diyordu…
“Kemanlar çaldığına göre gemi batmıyor” diye düşünenler…
…devrilen sancak direklerini sorgulamadılar bile…
Ülkenin yurtseverleri, Atatürkçüleri, cumhuriyete gönül vermiş aydınları…
Bu ülkeyi kuran güç, koca Türk ordusunun komutanları, şerefli subayları…
Bilim adamları, hocalar, gazeteciler, yazarlar alınıp götürüldüğünde…
Kemancılar çaldılar…
Hukuk, eğitim, bürokrasi çöktüğünde…
Üniversiteler, medya, sendikalar, devrimin getirdiği kurumlar çöktüğünde…
Kemancılar çaldılar…
Bu, sıradan bir çarpma değildi…
Buzdağının görünmeyen yanı vardı…
Karanlık bir gecede devletin omurgası parçalanıp, gövdesi gömülürken…
Dinleyin…
Titanic kemancıları çalmaya devam ediyor.
Bir ülkenin neresinde hadise varsa, nerede sorun, nerede acı,
nerede isyan, nerede rezalet, nerede kahır…
Oraya yetişmek gibi bir günahın ürünü her bir yazı…
Yazılarım kaybolsun istemedim…
Onları emanet edecek en iyi yeri seçtim.
Kimler için yazdıysam onlara…
Size emanet yazılarım.

Değerli kitapseverlere not; Sonsuzluğa uğurladığımız Bekir Coşkun’un kitapları dahil bir çok kitabı, %70-80’e varan indirimlerle aşağıdaki kitap evinden alabilirsiniz.   Ben 10 adet kitap için 56 TL ödedim.

https://www.bilgiyayinevi.com.tr

Posted in Bekir Coşkun yazıları, Yeni Kitaplar | Leave a comment

SİYASİ CİNAYETLER “KUM SAATİ’nde”

KUM SAATİ


Cevaplanamayan soruları, faili meçhuller ve sır dolu cinayetleriyle Türkiye’nin aydınlık yüzlerinin yarım kalan hayatlarını Kum Saati kitabında okuyacaksınız. Gazeteci Ümran Avcı’nın yazdığı Kum Saati kitabında Abdi İpekçi, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu’nun uğradığı suikastlerin bilinmeyenlerini bulacaksınız. Son günlerinde ne yaşadılar? Suikastler önceden engellenebilir miydi? Faillerinin hâlâ bulunamamasının altında ne yatıyor? Tüm bu soruların cevapları ve daha fazlası Kum Saati kitabında anlatılıyor.
“Siyah namludan peş peşe yılansı ıslıklarla beş kez fırlayan ölüm, Emlak Caddesi’ni Karakol Sokağı’na bağlayan karanlığı korkunç bir sesle yırttı.”
Terör döneminde birlik, beraberlik, barış mesajları veren yazılarıyla dikkat çeken gazeteci-yazar Abdi İpekçi’nin suikastinde sorgulanmayan zanlılar, imha edilen sorgu tutanakları, katillerin hesaplarına yatan paralar, hapishaneden kaçan Ağca’nın “ben katil değilim, sadece aktördüm” ifadesi gibi detaylarla karşılaşacaksınız. Türkiye’de dini en iyi bilen, dindeki çelişkiler üzerine yazan Turan Dursun, “bir şeyin insanlık dışı olması, islamcının-müslümanın umurunda değildir, yeter ki islam dışı olmasın” demişti. Turan Dursun’un suikasti sonrasında evinden çıkan ve kendisine ait olmayan kitapların bulunması ne anlama geliyordu? Öldürülmesinin nedeni ateizmi seçmesi miydi? Turan Dursun’un öldürülmesinden sonra eşi neden intihar etti? Soruların cevaplarını merak ediyorsanız, Kum Saati kitabında bulabilirsiniz.
“Sırtından vurdular. Yüzüstü uzanıverdi kaldırıma. Anahtarı bir yana düştü, kendi bir yana…”
Türk tarihçi, siyaset bilimci bir kadın aydın, Bahriye Üçok… Kadın hakları savunucusu, çağdaş ilahiyatçı olan Bahriye Üçok, aldığı tehditler yüzünden akademik çalışmalarına ara vermek zorunda kalmıştı. Kargo ile gelen bombalı paket sonucunda hayatını kaybettiğinde paketi teslim alan kızı “bombayı anneme ellerimle verdim” diyecekti. Atatürkçü Düşünce Derneği kurucusu, çağdaş bir avukat olan Muammer Aksoy, elinde evine götürdüğü ekmekle öldürülecek, cenazesinde fotoğrafını üç yıl sonra onunla aynı kaderi yaşayacak olan Uğur Mumcu taşıyacaktı. Yazdığı eleştirel yazılar sebebiyle tehditler alan Uğur Mumcu’nun suikastinden önce gördüğü kâbus neydi? Aldığı tehditler üzerine eşine ne söylemişti?

Öldürüldükleri zamanlar çoğunlukla kış mevsimiydi, sanki kar onlara yapılan kötülükleri kapatacakmış gibi… Çoğunun katilleri bulun(a)mayacak, suikastlerinin üstü başka sebeplerle kapatılacaktı. Hepsi aydın, eğitimli, ülkenin bir adım daha ileri gitmesi için uğraşan, doğru bildiklerini paylaşmaktan çekinmeyen pırıl pırıl insanlardı. Bombalandılar, vuruldular. Yürekleri nefretle baş edemeyecek kadar masumdu. Onların ölümlerini haberlerde izleyip, gazete manşetlerinde okuduk.
Suikastleri devlet yetkilileri tarafından hep kınandı, yakınlarına başsağlığı dilendi. Yaydıkları ışık kendi suikastlerini aydınlatmaya yetmeyecekti. Ümran Avcı, Kum Saati kitabını “bir yeter çığlığı” olarak tanımlıyor. Yazar, Kum Saati’nin tarihe bir not düşülerek Türkiye’nin suikast sonucu kaybettiği aydınlarının unutulmaması için yazıldığını söylüyor. Kitapta aileler ile röportajlar, arşivden çıkarılmış dokümanlar yer alıyor. Bildiklerini söylemekten çekinmedikleri için bazen işlerine giderken, bazen ellerinde ekmek ya da öğrencilerinin sınav kâğıtları ile öldürülen aydınların suikastlerinin öncesinde ve sonrasında yaşananları merak ediyorsanız, Kum Saati kitabını mutlaka okuyun.

https://www.bilgiyayinevi.com.tr/kum-saati
Posted in FAŞİZM, SİYASAL İSLAM, SİYASİ TARİH, TERÖR | Leave a comment

AYDIN KIRIMI * SİYASİ CİNAYETLERİN ANATOMİSİ * Ahmet Taner Kışlalı neden katledildi?

Emre Kongar / kongar@cumhuriyet.com.tr / 22 Ekim 2020 Perşembe

Ahmet Taner Kışlalı neden katledildi?


Sevgili okurlarım, dün, değerli bilim insanı, sevgili dostum Ahmet Taner Kışlalı’nın dinci faşistlerce katledilişinin yıldönümü idi.

Kışlalı’ya yapılan suikast, aslında Demokratik ve Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için işlenen bir dizi cinayetin önemli bir parçasıydı.
Bu cinayetler iki ayrı dalgadan oluşuyordu:
Birinci dalga 1970’li yılların sonuna doğru başladı.
Bu cinayetler Demokratik ve Laik Cumhuriyet’e karşı yapılmıştı ama “sağ-sol çatışması” adı altında gizlendi.
Aralarında Doğan Öz, Bedrettin Cömert, Bedri Karafakioğlu, Abdi İpekçi, Ümit Doğanay, Cavit Orhan Tütengil ve Ümit Kaftancıoğlu gibi aydınların bulunduğu ilk dalgadaki öldürülme olayları, zorunlu din derslerini anayasaya, Cemaati de devlete sokan 12 Eylü 1980 darbesi sonrasında bitti.
Tam on yıl boyunca cinayet işlenmedi.
Fakat Atatürkçülere yönelik cinayetler, 1980 darbesinin cesaretlendirdiği radikal  dinci akımların etkisiyle on yıl sonra yeniden başladı.
İkinci cinayet dalgası, doğrudan doğruya Atatürkçülere yöneldi:
Prof. Dr. Muammer Aksoy, Ankara, 31 Ocak 1990.
Çetin Emeç, İstanbul, 7 Mart 1990.
Turan Dursun, İstanbul, 4 Eylül 1990.
Doç. Dr. Bahriye Üçok, Ankara, 6 Ekim 1990.
Uğur Mumcu, Ankara, 24 Ocak 1993.
Ali Günday, Gümüşhane, 25 Temmuz 1995.
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Ankara, 21 Ekim 1999.
Necip Hablemitoğlu, Ankara, 18 Aralık 2002.
Bu cinayetlere, 2 Temmuz 1993’teki Sivas Madımak Katliamı’nı, Kasım 2003’te İstanbul’da intihar saldırıları yoluyla yapılan Sinagog, HSBC Bank ve İngiliz Konsolosluğu bombalamalarını ve yine İstanbul’da 9 Mart 2004’te Kartal Mason Locası’na düzenlenen intihar saldırısını ekleyin, manzara bütün ciddiyetiyle ortaya çıkacaktır.
Bu dönemde, aralarında kendini “İslamcı feminist” diye niteleyen Gonca Kuriş de olmak üzere pek çok insanı öldüren Hizbullah adlı örgütün korkunç cinayetleri ön plana çıkmıştı.

Yakalanan sanıkların mahkemelerdeki ifadelerine göre, 1990’lı yıllara damgasını vuran cinayet dalgasının arkasında, hem İran’ın Türkiye’ye rejim ihraç planı hem de 12 Eylül dönemi askeri yönetimiyle, arkadan gelen Özal döneminin yarattığı, İkinci Cumhuriyetçi yeni siyasal ve kültürel ortam vardı.
Cinayetleri aydınlatan kişi ise İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’dı.
Tantan, bu faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasını bir görev edinmiş, özel çalışmalar yapmış ve tetikçileri yakalayarak adalete teslim etmişti.
Kendisini burada tekrar kutluyorum!
Ama Tantan’ın görev süresi, bu tetikçilerin arkasındaki azmettiricileri teşhir etmeye yetmedi.
Oysa, yakalanan tetikçilerin ifadelerinden azmettiricilerin kimlerin olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Bu cinayetler, hem dünyada hem de Türkiye’de, Radikal Siyasal İslam uygulamalarıydı:
Birinci olarak, laik ve demokratik rejimi savunanlara gözdağı veriliyor, Atatürkçü ya da Kemalist olanlar sindiriliyor, demokrasinin tabanı yok ediliyordu.
İkinci olarak, bu değerli insanların toplumsal ve siyasal liderlik işlevleri sona erdirilerek, laik ve demokratik örgütlenme ve eğitim zayıflatılıyordu.
Üçüncü olarak, biliminsanları ortadan kaldırıldığı için, Müslüman bir toplumda demokrasinin başarıyla uygulanması için gerekli olan bilimsel, kuramsal çabalar da durdurulmuş oluyordu.
Dördüncü olarak, toplumda, üniversiteler gibi, medya gibi “düşünce üreten kurumlar” ve bu kurumlarda çalışanlar baskı altına alınmış, Atatürkçü, laik ve demokratik düşüncenin önü kesilmişti.
Bu dört sonuç, Emperyalizmin de desteğiyle, “İkinci Cumhuriyetçilik” adı altında Atatürk’e, Laik ve Demokratik Cumhuriyet’e saldıran bir grup üretti, onları medyanın ve siyasetin belli köşelerine yerleştirdi ve böylece rejimin değiştirilmesini bile olanaklı kıldı.
***
Ahmet Taner Kışlalı’yı Radikal Siyasal İslamcılar ve onların işbirlikçileri katletti!
Çünkü o Sosyal Demokrasiyi, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti’ni, Bağımsız Yargı’yı, Temel İnsan Hak ve Özgürlükleri’ni savunurken, Atatürkçülüğünü, “Kemalizm, geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür” diyerek dile getiriyordu…
Türkiye’yi, İslam Âlemi’ndeki ilk ve tek Demokratik ve Laik Cumhuriyet yapan, ülkeye çağ atlatan Atatürk’ün söylem ve eylemlerini geleceğe taşıyordu!

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/ahmet-taner-kislali-neden-katledildi-1775157
Posted in AHMET TANER KIŞLALI, FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, İrtica, RADİKAL İSLAM, SİYASAL İSLAM, TERÖR, VANDALLIK | Leave a comment

DOĞA-ÇEVRE-EKOLOJİ * KUZEY ORMANLARI ARAŞTIRMA DERNEĞİ İZLEME RAPORU Kuzey Ormanlarında 3 ayda 196 tehdit ve tahrip tespiti

Kuzey Ormanları Araştırma Derneği’ninTemmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan 3 aylık izleme raporuna göre, Kuzey Ormanlarında yangınlar, maden ocakları, mega projeler gibi eylemleri kapsayan 196 tehdit ve tahrip tespit edildi.

Haberin İngilizcesi için tıklayın
Kuzey Ormanları Araştırma Derneği, Kuzey Ormanları Savunması’nın faaliyetlerine katkı vermek ve Avrupa orman kuşağı kollarından biri olan Kuzey Ormanları’nı koruma çalışmalarının parçası olmak amacıyla Nisan 2020’debaşladığı çalışmaları kapsamında ilk raporunu yayımladı.
Dernek, Kuzey Ormanları (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Yalova, Sakarya, Düzce illerinin içinde ve Bursa, Balıkesir ile Çanakkale illerinin kuzeyinde yer alan ormanlar) coğrafyasında, flora ve faunasında, yaban hayatında, içinde ve çevresinde yer alan insan yerleşmelerinde, ekosistemi tehdit ve tahrip eden insan faaliyetlerini izleyerek raporlaştırmayı hedefliyor.
3 aylık periyotlarla kamuoyuyla paylaşılacak raporların ilki Temmuz-Ağustos-Eylül aylarını içerdi. Bu süreçte Kuzey Ormanlarında yangın, maden ocağı gibi 196 tehdit ve tahrip tespit edildi.
Yangınlar
Rapora göre, üç aylık izleme süresince en çok rastlanan haber orman yangını haberleri oldu. Temmuzda 11, Ağustosta 23, Eylülde ise 13 olmak üzere toplam 47 yangın gözlendi.
Raporda yangınların bu aylar içerisindeki artışın en önemli nedenler iklim koşullarının orman yangınları için elverişli olması ve şiddetli rüzgarlar, iklim krizi ile Kuzey Ormanları’nda yaşanan yoğun tahribin birleşmesi olarak sıralandı.
Orman yangınlarının içerikleri incelendiğinde; 23 yangında Kuzey Ormanları’nın 550 hektarlık kesiminin yandığı, 24 yangında da yangın sebebinin açıklanmadığı görüldü.
Maden ocakları
İkinci yoğun izleme konusu, toplamda 29 haber ile maden ocakları oldu. Haberlerin içeriği ise; altın madeni, kapasite artışı, kömür ocağı, kuvarsit ocağı, maden sahası ihale, maden sahası kurma – ÇED şeklinde oldu.
Kanal İstanbul
Maden ocaklarını, 25 haber ile Kanal İstanbul projesi izledi. Projeyle ilgili haberlerin detayları basın açıklaması, bilimsel yayın, örgütlenme, plan itiraz, plan askı, sosyal medya çalışması ve STK görüş – radyo programı şeklinde oldu.
Raporda “Marmara bölgesinin son kalan tarım, orman ve su kaynaklarını ranta ve yağmaya açmayı hedefleyen bu mega proje en önemli doğa-kırım tehditlerinden biri olmaya devam etmektedir” denildi.
Rapora göre, tabiat alanlarının işlevlerinin değiştirilerek arsaya dönüştürülme çabaları ve İBB’nin, meslek odaları ve 250 bileşenli Ya Kanal Ya İstanbul Platformu ve yurttaşların bu projeye karşı çabaları da bu süreçte devam etti.
Yaban hayatı ve sanayi
Kuzey Ormanları’nın yaban hayatına yönelik ve sanayinin yarattığı tahrip haberleri dördüncü ve beşinci sırada yer aldı.
Tüm bu tahrip haberlerinin yanı sıra orman yangınlarının, orman ve itfaiye ekiplerince söndürüldüğü, maden ocakları, sanayi ve tüm tahrip projelerine karşı Kuzey Ormanları köylülerinin ve doğa savunucuların harekete geçtiği, OGM ve DKMP ekiplerinin yaban hayatına dönük çalışmalarında, yaralanan yaban hayvanlarını tedavi ederek yaban hayatını savunmaya çalıştığı izlendi.
Tehdit, tahrip, savunma
Derneğin 3 aylık periyotta tehdit, tahrip ve savunma nitelikleri ile yapılan izlemelerde elde ettiği veriler şöyle:
* Maden ocağı konusunda yapılan izlemelerin yüzde 24’ü ve Kanal İstanbul projesi konusunda yapılan izlemelerin yüzde 21’i tehdit niteliği taşıyor.
* Orman yangınları konusunda yapılan izlemelerin yüzde 31’i, maden ocağı konusunda yapılan izlemelerin yüzde 15’i tahrip niteliği taşıyor.
* Orman yangınları konusunda yapılan izlemelerin yüzde 29’u, Kanal İstanbul ve maden ocağı konusunda yapılan izlemelerin yüzde 15’i savunma niteliği taşıyor.
(TP)
Raporun tamamını okumak için tıklayın.

https://bianet.org/bianet/ekoloji/233179-kuzey-ormanlarinda-3-ayda-196-tehdit-ve-tahrip-tespiti
Posted in DOĞA - ÇEVRE, Doga - Cevre - Ekoloji - Tarim, VANDALLIK | Leave a comment

Erdoğan kaybetti, Bekir Coşkun kazandı

Barış Terkoğlu / 22 Ekim 2020 Perşembe

Erdoğan kaybetti, Bekir Coşkun kazandı


İnsan kendi yurdunda, kendi aşkında, kendi yaşamında sürgün edilir mi? Bir ağaca tutunup bırakmasa bile altındaki toprak, yüreğindeki duygu, hayatındaki insanlar çekilip başka bir ömür yaşamak zorunda bırakılabilir mi?
Cumhurbaşkanı’nın “medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor” sözleri, Bekir Coşkun’un ölüm haberinin tam üstüne geldi. Tabutuna bırakılmış Sözcü gazetesine bakıp “sürgündü” diye iç geçirdim.
Hayır, memleketinden ayrı ölmedi. Daha doğrusu, her şey yapıldı da o gitmedi. O günü hatırladım. 2007’de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na çıkışının ardından Hürriyet’te “O benim ‘cumhurbaşkanım’ olmayacak…” başlıklı yazısını yazmış, Erdoğan çok kızmıştı. “Önce vatandaşlıktan çıkması lazım” demiş ve “çek git” kampanyasını başlatmıştı. Devamını Bekir Ağabey şöyle anlatıyordu:
Dinci medyada ağır hakaretler… Benim ve eşim Andreenin boy boy fotoğraflarını yayımlıyorlardı. Evimizin adresi-yeri verilerek hedef gösteriliyorduk. Hemen peşinden bilgisayarıma gelen maillerde ‘Cuma günü akşam ezanına kadar ölmüş olacaksınız’ diyenlerden, kafamın kesileceğine kadar akıl almaz tehditler vardı…”
Çek git” işi faşist bir kalkışmaya dönüşmüştü. Bekir Ağabey nereye vardırdıklarını haber veriyordu:
O sırada marinaya birisinin telefon açtığını bildirdiler. İktidara yakın memurlardan birisi marina personeline ‘Teknesini alıp bu sulardan götürsün’ demişti. Yunanistan’a götürmemi ima ediyorlardı, karşı sahil Midilli Adası’ydı çünkü. Teknemi seviyordum, biraz eski, 1986 model, 11 metre boyunda; adı Pako… Onu batırmasınlar diye koşup evin önündeki kıyıya getirdim.
Gitse, neden gitti diyebilir miydik? Gitmedi, aksine “git” diyene az ve öz cevabını verdi:
Ben bu ülkeyi severim. Amerika’da okuyan kızlarım yok. Oğluma Washington’da iş vermediler. Kimse benim için yabancılara gidip ‘Delikten aşağı süpüreceğinize kullanın’ da demedi, dedirtmedim. (…) Ama Başbakan ‘Çek git’ diyor. Gidemem. Benim gidecek başka yerim yok…”
Perdelerini kapattığı evi, kıyıdan birkaç metre açıldığı teknesi, beşinci kattaki çalışma odası onun sürgünüydü.
Boğaza dolanan tel
Sonra sansür başladı. Bekir Ağabey aldığı telefonu anılarında hâlâ yaşar gibi aktardı:
2009 yazı… Ağustos ayı… O gün öğleden sonra (dönemin Hürriyet Ankara Temsilcisi) Enis Berberoğlu telefonla aradı‘Sana bir şey söyleyeceğim, Kayseriliye bir süre dokunma…’ dedi. (…) ‘Geçenlerde de bana Manisalıya dokunma (AKP’nin üçüncü adamı Bülent Arınça) demiştin… Manisalı, Kayserili, Rizeli… İyi de bu Urfalı ne yapacak bu gidişle devamlı kedileri mi yazacak?”
O telefonu aldığı gün protesto edip yazı yazmadı. Ama Kayseriliye, Manisalıya, Rizeliye dokunmaya devam etti Urfalı Bekir Abi. Kaleminin ucundaki sivrilik onun daimi sürgünüydü. “Yazılması gerekeni yazma saplantısı” dediği şeyi her yazısında “şapka hatası” bulan babası kafasına koymuştu.
Hürriyet’ten sürgün edildi. İktidarın elindeki tel, patronun boğazına dolanmıştı:
“Aydın Doğan sıkıntılı ve üzgündü. Çok kötü şeyler olduğunu hemen anladım. Sigarayı bırakmıştı, bana ‘Kendine bir sigara yak’ dedi. Tüm bunlar kötü işaretlerdi. (…) Siyasi iktidarın baskısından bıkmış ve bezmişti. Aydın Bey’e bir ara ‘Size tasfiye edileceklerin listesi geldi mi?’ diye sordum. ‘Geldi’ dedi. Listede ikinci sırada ben vardım, üçüncü sırada Oktay Ekşi… Anladım ki Cumhuriyetin tüm kurumlarını yerle bir etmek isteyen iktidar ‘boğma telini boynuna dolamıştı’ patronun.
Referanduma kadar yazma
Bu kez Habertürk onun sürgün yeri oldu. Sözleşme günü Fatih Altaylı’ya tek sorusu vardı: “Ya Tayyip Erdoğan ve adamları telefon açıp ‘Susturun şunu’ derlerse…”
Demeseler sürpriz olurdu.
AKP-FETÖ ittifakının yargıyı ele geçirmek için gittiği 12 Eylül referandumuna sayılı günler kalmıştı. En “hayır”lı yazıları Bekir Ağabey yazıyordu. Beklediği telefon geldi:
İstanbul’dan Doğan Satmış aradı. Sesi kötüydü eski arkadaşımın. ‘Sana bir şey söyleyeceğim, aramızda kalsın’ dedi. Kötü bir şey olduğunu anladım. ‘Ne oldu?..’ ‘Referanduma kadar yazı yazma istersen…’”
Duyacaklarını telefon çalmadan biliyordu. Nereden mi? Öncesinde aldığı başka bir telefondan:
Sebebini bilmiyorum ama patronunuz Turgay Bey Ankara’ya giderek Başbakan ile görüşmüş perşembe günü. O görüşmede senden söz edilmiş. Başbakan ‘Senin gazetenden bana devamlı küfür ediliyor’ demiş. Daha sonra ne konuşuldu bilmiyorum. Ama Ciner ona seni göndereceğini söylemiş. Bunu birinci ağızdan ama tamı tamına birinci ağızdan aktarıyorum…
Habertürk’e imza attığı gün Fatih Altaylı sevinç gözyaşı dökmüştü. “Başaramadım, engellemeye, durdurmaya çalıştım ama olmadı, üzgünüm” diye patronun kararını haber verdiğinde yaşlar bu kez üzüntüden akıyordu.
Mezarlardakilerin kalkıp oy kullandığı referandum”da çıkan “evet”, Bekir Ağabey’i yine sürgüne göndermişti. Zaten o Habertürk günlerini “buranın bir ‘saçak altı’ olduğunu yazdığımı fark ettim… İçeriye girememiştim, bir geçici sığınak…” diye anlatıyordu.
Kovulduğunu yolda, Eskişehir-İnegöl arasında, otobüsteyken öğrendi. Hemen aramıştık. “Her yerde kovulmuştum ama Eskişehir-İnegöl arasında ilk kez kovuluyorum…” demiş, gülmüştü. Kovulmak sözcüğü kabaydı ama “bu rezil kavram, baskı rejiminin utanç verici medya politikasını anlatan en iyi kelime” diyordu.
Bekir Coşkun kazandı
Sonrasını biliyorsunuz…
Bir muhabir maaşı versinler, bir sandalye, bir masa yeter” dediği Cumhuriyet sürgünü, birer birer kovulan arkadaşlarının gittiği Sözcü sürgünü…
Sessiz sedasız gitti Bekir Ağabey. Tam kendisini anlattığı gibi:
Urfa’da düğün evinin avlusunun dört bir yanına, örtüler, yastıklarla süslenmiş tahtadan ‘taht’lar kurulurdu. Davulcu ile zurnacı ortada dolanırlar, halaylar çekilir, lorkeler oynanır, havaya atılan şekerler ve bozuk bahşiş paraları etrafa saçılırdı. Çevrede deliler gibi koşuşturan biz çocuklar o avluya girdiğimizde, arkadaşlarım tahtlarda oturmuş ailelerinin yanına koşardı. Ben hemen tahtların altına girerdim… Ben böyleydim… Ortaya atılmak, öne çıkmak bana göre değildi…
Şimdi çocukluğunda gizlendiği tahtların yakınında, Urfa’daki baba evinin biraz uzağında, toprak altında. Hep “git” dediler, gitmedi. Yurdunda, evinde, gazetesinde, bir kuş gibi saçak altlarında sürgün yaşamayı seçti.
Sürgün”ü uğurluyorduk. Medyanın yarısını damadının ailesine, yarısını ihale dağıttığı şirketlere veren Cumhurbaşkanı ise “fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemedik” diye sitem ediyordu. Eminim dalkavukluktan başka bir şey bilmeyen, purosunu, saatini, arabasını yarıştıran adamlarla gidilecek yolun sonunu o da görüyordu. Sahip olmak istediği bütün oyuncakları önündeyken oynayacak oyun bulamayanlara özgü bu ruh hali sebepsiz değildi.
Kâh ateşte yanarken kâh sürgüne giderken kâh eziyet çekerken… İnancını göğsündeki sıcak ekmek gibi yağmurdan koruyarak taşıyanları düşündüm.
Sen kazandın Bekir Ağabey, sen kazandın…

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/erdogan-kaybetti-bekir-coskun-kazandi-1775161
Posted in Bekir Coşkun yazıları | Leave a comment

ORGANİZE İŞLER * YANDAŞI BESLEMENİN YENİ YÖNTEMİ * Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında yeni bir yolsuzluk hikayesi

CHP’li Ali Fazıl Kasap usulsüzlüğü ortaya çıkardı:
Bakan Zehra Zümrüt Selçuk derhal istifa etmelidir

ANKA  21 Ekim 2020 Çarşamba, 18:30

CHP Kütahya Milletvekili ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi Ali Fazıl Kasap, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2018 ve 2019 yıllarında engelli olmadığı halde engelli aylığı ve engelli evde bakım ödemesi alan toplam 442 bin 309 kişiye 6.9 Milyar lira usulsüz para aktarıldığını bildirdi. Kasap, “Bakan Zehra Zümrüt Selçuk derhal istifa etmelidir” dedi.
CHP’li Kasap, Bakanlığın, engelli sağlık kurulu raporu bulunmadığı ve engelli olmadığı halde son 2 yılda 6.9 milyar lira usulsüz ödemede bulunmasına ilişkin TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Kasap, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Sağlık Bakanlığı sistemine göre, engelli sağlık kurulu raporu bulunmadığı ve engelli olmadığı halde son 2 yılda 6.9 milyar lira usulsüz ödeme yapıldığını ve bu ödemelerin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik seçimin yapıldığı 2018 yılına denk geldiğini belirtti. Kasap, usulsüz ödemelerle ilgili sorusuna, Bakanlığın CİMER aracılığıyla “Usulsüz yapılan ödemeleri takip altına aldık” yanıtını verdiğini bildirerek, “Sayıştay  bunun aksine, son 3 yılda yapılan usulsüz ödemelerden alınması gereken 685 milyon 860 bin TL tutarındaki kamu alacağının tahsilinden vazgeçilerek mevzuata aykırı olarak silindiğini ortaya çıkardı” dedi.
“5 BAKANLIK BÜTÇESİNDEN DAHA FAZLA”
Kasap, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın kamu zararına uğratıldığını belirterek, “Cari açığın 240 milyar TL’ye ulaştığı bir ortamda Aile Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı olmak üzere 5 Bakanlığın bütçesinden daha fazla usulsüz ödeme yapmıştır. Kime verildiği belli olmayan 6 Milyar 917 Milyon TL’yi buharlaştıranlar yeri geldiğinde tüyü bitmemiş yetimin hakkından bahsederler, yolsuzlukla mücadele için geldiklerini söylerler ama görünen o ki yolsuzluğun en alasını şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle yapmışlardır. Buradan soruyorum; engelli olmadığı halde bu para kimlere verilmiştir? Aile Bakanı ve ilgili tüm bürokratlar derhal istifa etmelidir” ifadelerini kullandı.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/chpli-ali-fazil-kasap-usulsuzlugu-ortaya-cikardi-bakan-zehra-zumrut-selcuk-derhal-istifa-etmelidir-1775125
Posted in ORGANİZE İŞLER, YOLSUZLUKLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

BEŞ KELİMELİK BİR CÜMLEYE 1000 SAYFALIK ANLAM YÜKLEYEN USTANIN ANISINA * ZİL SESİ

Photo; Dreamstime.com

ANISINA… Zil sesi…

22 Ekim 2020 / Bekir Coşkun


Kapı zili sesinin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Nur içinde yatsın sevgili ustam, ilk Yazı İşleri Müdürüm Ahmet Nadir, emekli olup İstanbul’a yerleştikten sonra dostlarını yitirmenin ve bir apartman katında yalnız kalmanın acısıyla, mektubunda yazmıştı bana:
‘Gönlüm kapı zilinin sesini özler
Ben de kendi kapımın zilini kendim çalarım
Komşular kimi kimsesi yok demesinler…’
Kapı zillerini düşünürüm kimi zaman…
Bir gün kapının önüne geldiğinizde zili mi çalacaksınız,
yoksa ceplerinizi kurcalayıp bulduğunuz anahtarla mı açacaksınız kapıyı?
Kapının arkasında zil sesini bekleyen kimse yoksa…
Ya da varsa; kapının arkasına yaklaşan bir terliğin sesini duyuyorsanız…
Ya da; kapının arkasında bekleyen bir çift ıslak göz varsa, ama kapıyı kimse çalmıyorsa…
Dün ilk kez bizim kapının önünde durup zile baktım.
Hiç böyle bakmamıştım.
Bastım:
‘Dınnn…’
Bu, kapının arkasındaysanız ‘Arayan-soran-geleniniz var, yalnız değilsiniz’in sesidir o muhteşem “dınnn”… Eğer kapının önündeyseniz ‘Bekleyeniniz var’ demektir:
‘Dınnn…’
Bakıp bakıp bir gün elbette kapımızın zilinin artık çalmayacağını düşündüm…
Neyse ki ustam öğretti; zilimi kendim çalıp içeri kaçarım…
Ve belki de kapının önünde o olmayana seslenirim:
‘Kim o…’
“…………”
Ya da…
Kapı zili çaldığında arkasında ben yoksam?..
Orasını söylemedi ama, eminim biliyordu ustam…”
(Ocak 2005)

https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/bekir-coskun/anisina-zil-sesi-6092122/
Posted in Bekir Coşkun yazıları, GEÇMİŞİN İÇİNDEN, HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment

Fikri iktidar

Fikri iktidar

Sözcü / 21 Ekim 2020 /  Yılmaz Özdil


Asrın liderimiz üzüntüsünü dile getirdi, “şahsen kendimi mahzun
hissediyorum, 18 yılda fikri iktidarımızı tesis edemedik” dedi.

18 yıldır ifade edilen “fikir”lere bakıyoruz…

Ananı da al git. ■ Başbakan sensin ister asarsın ister kesersin. ■ Camileri ahır
yaptılar. ■ Erken seçim istemek ihaneti vataniyedir. ■ Türkiye’de işsizlik
olduğuna inanmıyorum. ■ Kadın erkek eşitliği fıtrata ters. ■ Tayyip Erdoğan
ikinci peygamber gibidir. ■ Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalışıyorlar.
■ Gemi var gemicik var, oğlumunki gemicik. ■ Hasan Karakani hazretlerinin
yanına ucube dikmişler. ■ Dolardan bize ne, dolsa nolur dolmasa nolur.
■ Bin odalı diyorlar, yanlış biliyorsunuz, bin 150 küsur odalı. ■ Benim
amacım şehit olmaktır. ■ Ankara saldırısı sonrası oylarımız yükseliyor. ■ İki
dünya lideriyle görüşecektim ama telefonlarını kapatmışlar. ■ Bizden önce
halk selamünaleyküm demeye çekiniyordu. ■ Sokağa çıkmak demokratik
hak değildir. ■ Muhterem Fethullah hocaefendi… Ne istediniz de vermedik?
■ Çernobil’in kansere bir etkisi yok. ■ Babalar gibi satarız. ■ Madenciler
güzel öldüler. ■ Pirinç bulamıyorsanız bulgur yiyin. ■ Allianoi diye bir yer
yok. ■ Şişli ile Şemdinli aynı imkanlara sahip. ■ Böyle sanatın içine
tükürürüm. ■ Dindar cumhurbaşkanı seçeceğiz. ■ Tayyip Erdoğan benim
atamdır. ■ Karakteri bozuk şehit babaları da var. ■ Alkol içmeyin, üzüm
yiyin. ■ Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim. ■ Bu zamlar
hep halkın sağlığı için. ■ 40 sene bizi fişlediler, şimdi sıra bizde. ■ Ak
parti’ye karşı çıkanların kanı bozuk. ■ Türkiye müslüman bir ülke, mucit
çıkaramaz. ■ Kadına şiddet abartılıyor. ■ Asfaltı tuzladık, inanmayan yalasın.
■ Gelecek başbakanın profili daha düşük olacak. ■ Bize attıkları yumurtaları
yeselerdi beyinleri gelişirdi. ■ Canlı bombaların tek tek hepsinin isim listesi
elimizde ama, eylem yapmadan tutuklayamayız, Türkiye sebepsiz yere
insanların tutuklanabileceği bir yer değil. ■ İsviçre bankalarında bir Allah
kuruşu param yok. ■ GDO insana zarar vermez. ■ Türkiye’deki müslüman
çoğunluk dinini yaşayamıyor. ■ Amerika’da Hollywood varsa, Hindistan’da
Bollywood varsa, Mardin’de de Mardinwood olacak. ■ Memur zeytini bir
lokmada yemesin. ■ Milli içkimiz ayrandır. ■ Uzay gemisi yapmamızı
engelliyorlar. ■ Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim. ■ Sprey gazları ozonu
deliyor, buzullar eriyor, İstanbul’u sel basmasının sebebi bu. ■ Ne yapayım
trenler çarpıştıysa, treni ben mi kullanıyorum? ■ Tatil imkanı olan
İstanbullular İstanbul’u terkederse, İstanbullular rahat eder. ■ 1862 yılında
İngiltere’de madende göçük oldu, 204 kişi öldü, Fransa’ya geliyorum, 1906
yılında dünya tarihinin en ölümlü ikinci kazası oldu, Japonya’ya bakıyoruz,
1914 yılında 687 ölü var, gaz ve kömür karışmasının neden olduğu sanılıyor,
değerli arkadaşlar Çin’de metan gazı patlaması oluyor, Hindistan’da metan
gazı alev alıyor, bakın Amerika, teknolojisiyle her şeyiyle, 1907 yılında 361 ölü
var, bunlar olağan şeylerdir, fıtratında var. ■ Orman yangınının tek iyi tarafı,
ormanlarımızda kene kalmadı. ■ İş kazaları medeniyet göstergesidir.
■ Bekarların ölüm oranı, nükleer santral kazalarında ölenlerden daha yüksek,
bekarlık nükleer santrallardan daha tehlikeli. ■ Maaş kuyrukları emeklilerimiz
için sosyal aktivite, kendi yaşıtlarını görüyorlar. ■ Roketlerin Kilis’e düşüyor
olması eleştiriliyor, tabii ki düşecek, havada mı kalacak, yerçekimi var.
■ Aslında işsizlik artmıyor, sadece daha çok iş arandığı dönemlerde artıyor.
■ Altın madenlerinde kullanılan siyanür zararsız, hatta vitaminlerde bulunan
son derece faydalı bir madde. ■ Hasankeyf baraj altında kaldı ama,
kazandıklarımız var, mesela bu sayede göl kazandık, şehrimiz göle kavuştu.
■ Okullarda Osmanlıca okutulmadığı için dedemizin mezar taşlarını
okuyamıyoruz. ■ Demokrat Parti’nin Chp’yi kapatmaması en büyük
talihsizlik. ■ Açılışını yaptığımız mezarlık öylesine nezih bir mekan ki, insanın
ölesi geliyor. ■ Ben belediye başkanıyken Mercedes cenaze arabaları aldım,
hayatında Mercedes kullanmayanlar bari ahirete Mercedes’le gitsinler dedim,
cenazelerin ailelerine büyük moral oldu. ■ Belediye başkanınız hakikaten şık
bir gasilhane hazırladı, ölülerinizi sağlama aldı. ■ Bu ülkede ölü yıkayıcılarına
ihtiyaç var, biz gassalız. ■ Müslüman Türk kültürünün yaşandığı bir tek
yaylalarımız kaldı, oraları da mı turizme açalım? ■ Dekolte giyen kadınlar
tecavüzü göze almalı. ■ Hamilelerin sokağa çıkması terbiyesizliktir. ■ Eşinin
dans etmesine izin veren erkek deyyustur. ■ İcabında sayın valim,
atlayacaksın kamyonun şoför mahalline, sen gideceksin, kömürü sen
vereceksin. ■ Gerek Batı, gerek dışımızdaki dünya, ciddi manada Türkiye’yi
kıskanıyor. ■ Biz Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlarından biriyiz.
■ Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık. ■ Ergenekon’un savcısıyım.
■ İçki içenler alkoliktir, içki içenler bize oy veriyorsa, alkolikler arasına
girmemiş oluyor. ■ Almanların Goethe’si varsa, İspanyolların Sokrates’i var.
■ Hayır diyen darbecidir. ■ Ben bilmem büyüklerim bilir. ■ Kızlar okuyunca
erkekler evlenecek kız bulamıyor. ■ İstanbul’a ihanet ettik, etmeye devam
ediyoruz. ■ Türk Arapsız yaşayamaz. ■ Başbakanımıza dokunmak bile
ibadettir. ■ Pantolon paçalarını çoraba sokun. ■ 68 kuşağı bu memleketin
başına bela olmuştur. ■ Marmaray’ı çoktan bitirecektik, yok arkelolojik şey,
yok çanak çömlek çıktı… ■ Örtüsüz kadın ya satılıktır, ya kiralıktır. ■ Bunlar
zam değil güncelleme. ■ Biz Ak partiyiz, bize Akp diyenler edepsizdir,
iftiracıdır. ■ Meclise şalvarla gelebilmeliyim. ■ Gençliğe Hitabe ayet mi?
■ Kömür yerine kozalak mı dağıtalım? ■ Engellileri adam yerine koyduk.
■ NASA kim oluyor, biz onlardan iyiyiz. ■ Anayasa’da laiklik olmamalı.
■ Füzeler tabii ki düşecek, yerçekimi var. ■ Mavi Marmara giderken bize mi
sordu. ■ Darbeyi eniştemden öğrendim. ■ Bunlar Cumhuriyet Bayramı’nda
vals yaptılar, milleti taciz ettiler. ■ Hamdolsun başardık, AB’ye tam üyelik
hükümetimize nasip oldu. ■ Facebook filan falan, bunlar çirkin, berbat
teknoloji. ■ Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz. ■ Yunan tarihinde
Ege’de Türklerle savaş yok, Türk şehitlikleri düzmece. ■ Akdeniz beyaz deniz,
white sea olarak adlandırılır. ■ Amerika’yı Kolomb keşfetmedi. ■ Beyin
kanaması geçirdim, 20 gün yoğun bakımda kaldım, öbür dünyaya gittim
geldim, rahmetli dedeleriniz Tayyip Erdoğan’a oy vermenizi söylediler.
■ Pierre Loti tepesi’nin adı İdris-i Bitlisi olsun. ■ Nerden bileyim beni
görünce sevindiğini, bir takla at da göreyim bakayım. ■ Terör örgütüyle
görüştüğümüzü iddia edenler şerefsizdir. ■ İstesek üç ayda yerli uçak
yaparız. ■ Enkaz kaldırma işinde dünya lideriyiz. ■ İstanbul’da artık trafik
kilitlenmiyor. ■ Ak parti mitingine gitmek farzdır. ■ Afedersin çok daha
çirkin, Ermeni diyenler oldu. ■ Biber gazımız organiktir. ■ Yemek programı
yapan yabancılar ajan. ■ Bilişim işine fazla kafa yorarsan sıyırırsın, bulut
sistemi dedikleri bir şey var, herkes oraya bir şey atıyor, gelen oradan işine
yarayanı alıyor kullanıyor, abur cubur dolduruyorsun, nimetlerinden kullanıp
işini göreceksin, kafayı taktın mı o zaman işin kötü, çok fazla hikmetine fazla
şey yapmamak lazım. ■ Atanamamış öğretmenler diye uyduruk bir sorun
çıkardılar. ■ Geçen gün kamyon sürdüm, Leonardo da vinci. ■ Biliyorsunuz
kendisi Alevi’dir. ■ Her kürtaj Uludere’dir, sezaryen cinayettir. ■ Türkiye’de
vergi yükü yüksek değil. ■ İşten çıkarılan işçilerin “ben şu kadar çalıştım,
emeğimin karşılığını aldım, teşekkür ederim” demelerini beklerdim. ■ Tabela
dar geldi TC’yi attık. ■ Neden zorunlu kimya dersi, matematik dersi
tartışılmıyor da, din dersi tartışılıyor? ■ 1923’te darbe yapıp Cumhuriyet’i
kurdular. ■ Uzaya güneş panelleri yerleştireceğiz, bunlarla elektrik üretip,
radyo frekans dalgalarıyla yeryüzüne ulaştıracağız. ■ Almanya araba yapıyor,
biz daha bir araba yapamadık, utanmıyor muyuz, yazıklar olsun şu Chp’ye.
■ 2071’de küresel güç olacağız. ■ Gençlerimiz dindar olmasınlar da tinerci
mi olsunlar. ■ Hayvanlara tecavüz edenlere bir şans daha verelim. ■ Hes’ler
tabiatı tahrip etmiyor. ■ Bakara makara. ■ Türk yoktur. ■ Eğitim için Batı’ya
gidenler ajan oluyor. ■ Ebola virüsü aslında göründüğü kadar kötü bir şey
değil, Allah göstermesin bulaşınca öldürüyor. ■ Reyhanlı’da bomba patladı,
düğünümüzün tadını kaçırdı. ■ İş kazaları medeniyet göstergesidir.
■ Tecavüze uğrayanlar doğursun, gerekirse devlet bakar. ■ Mustafa
Kemal’in verdiği zararı Yunan vermedi. ■ Gazetecileri tasmalarından
kurtardık. ■ Paramıza itibar kazandıracağımıza söz vermiştik, alın terimizin
semeresi ortaya çıktı. ■ Hamdolsun paramızın değer kazanmasından iftihar
ediyorum. ■ Eskiden tuvalete bir milyon liraya gidiliyordu, şimdi artık bir
liraya gidiliyor, biz buyuz. ■ Dolara yatırım yapanlar yaya kalabilir. ■ En az
üç diyorum, hanım kardeşlerime sesleniyorum, en az üç tavsiye ediyorum.
■ En geç 2020 yılında milli ve bağımsız uzay gücüne sahip olacağız.
■ Ankara uzay başkenti olacak. ■ En geç 2023’e kadar uzay mekiği
yapacağız. ■ Tatil imkanı olan İstanbullular İstanbul’u terkederlerse
İstanbullular rahat eder. ■ Batı’nın özlemini duyduğu demokrasi bizde var.
■ İmralı’yla müzakereler şehitlerimizin yattıkları yerden sevineceği bir
süreçtir. ■ Hindistan’da Pakistan’da olur böyle şeyler. ■ 1924 yılında camiler
kapatıldı, Çanakkale’de Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var. ■ Yat
sahibi olmak lüks değildir, ihtiyaçtır. ■ Kuvvetler ayrılığı önümüze engel
oluyor. ■ Asgari ücretle geçinilmez diye bir şey yok, gayet güzel geçinilir,
ekmeğin fiyatı belli, zeytinin fiyatı belli, asgari ücret büyük paradır. ■ İki
ayyaş… ■ Kendi birleşmiş milletler örgütümüzü kurarız. ■ Geçilemeyen
Çanakkale şimdi dört dakikada geçilecek. ■ Biz çevrecinin daniskayız be.
■ Mahkemenin söz söyleme hakkı yoktur, söz söyleme hakkı din
ulemasınındır. ■ Trafoya kedi girdi. ■ Eyyy Nobel sen nasıl ödül
dağıtıyorsun? ■ Başkanlık sistemi bizim genlerimizde var. ■ Türk medyası en
özgür dönemini yaşıyor. ■ Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider.
■ Seçimler huzurlu geçsin diye twitter kapatıldı. ■ Anıtkabir’i de yıkarız
elhamdülillah. ■ Türkçe’yle felsefe yapamazsınız. ■ Yolsuzluğa hırsızlık
demek, dinen iftiradır. ■ Bir kaç Mehmet öldü diye Meclis toplanmaz. ■ 600
yıllık imparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi. ■ Vampir.
■ Cibilliyetsiz. ■ İki cihanda lekeli. ■ Bakın raflarda kafatasları var, işte
vesika burada, reisicumhur Mustafa Kemal, İsmet paşanın başbakan olarak
imzası var, insani midir, vicdani midir? ■ Dersim’de çocukları öldürme emri
veriliyor, dere içinde titreşe titreşe bekleşen masumların işi bitiriliyor, Seyid
Rıza’nın hikayesi yürek burkucudur. ■ Evladı yok, çoluk çocuk nedir bilmez.
■ Rıza bey hayırsever işadamıdır. ■ 17 Aralık insanların günah işleme
özgürlüğüne müdahaledir, Allah’ın hududuna müdahaledir. ■ Binali kalırsa
yaşadık, milletin orasına koyacağız. ■ Türkiye bağırsaklarını temizliyor.
■ Ben bu ülkede cahil, okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum,
ülkeyi ayakta tutacak olan cahil halktır. ■ Ha nükleer santral kurmuşsun, ha
evine mutfak tüpü bağlatmışsın, riski aynı. ■ Üç saatte Şam’a gireriz.
■ Tayyip Erdoğan beye baktığım zaman, parkasız Deniz Gezmiş görüyorum.
■ 16 yılda 4 milyar 39 milyon fidan diktik. ■ Nuh tufanı sırasında hazreti
Nuh’un cep telefonu vardı. ■ Ketçap şehvet uyandırır. ■ Kimse Atatürk
demesin, Türk demesin, orijinali Yunan, keşke Atatürk olmasaydı. ■ Siyasi
hayatımda ne aldanan oldum, ne aldatan oldum. ■ Şahsım başta olmak
üzere aldatıldık. ■ Ben çobanım. ■ Türkiye 100 gün içinde çağ atlayacak.
■ ÖSO tıpkı Kuvayı Milliye gibidir. ■ Birbirini tanımamayan bir erkekle bir
kadın asansöre binerse, halvet olur. ■ 1924 yılında camiler kapatıldı,
Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var. ■ Sivilleri
öldürmeye Etiler’den Nişantaşı’ndan Cihangir’den başlarız, Tbmm’den
başlarız. ■ Ben manav Mehmet efendi değilim, bilinçli seçmenim. ■ Yorgan
ve battaniye cinsel dürtüleri rahatsız eden bir yapıda olmamalıdır.
■ Akademisyenler için kep değil, sarık daha uygundur. ■ Shakespeare
müslümandı, asıl adı şeyh pir’di. ■ Bahçede kızlı erkekli oturuyorlardı, yoldan
çıkarım diye Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmedim. ■ Bir kadınla bir erkeğin
nikahsız olarak ellerinin değmesi, tokalaşmaları, ateş tutmaktan daha
korkunçtur, caiz değildir. ■ Parfüm haramdır. ■ Domatesin içine öyle bir
mekanizma yerleştirirler ki, maazallah milletimiz yok olabilir. ■ Sevişirken
elbiselerinizi çıkarmayın, soyunursanız melekler dışarı çıkar, doğacak çocuk
şeytanın nasibi olur. ■ Deve sidiği şifalıdır. ■ Atatürk Kültür Merkezi’ni yıktık,
çatlayın patlayın. ■ Cumhurbaşkanımız ay’a kadar dört şeritli yol yapacağım
dese vallahi inanırız diyorlar. ■ Ben 75 öğrencili sınıflarda okuduğum zaman
tek partili dönemdi. ■ Biz gelmeden önce MR mı vardı, tomografi mi vardı?
■ Biz gelmeden önce ambulansları köpekler çekiyordu. ■ 15 sene önce
evlerde fırın mı bulunuyordu, buzdolabı mı bulunuyordu? ■ Anayasaya göre
ben hepsinin paşasıyım. n Millet kıraathanelerinde çaylar kekler bedava
olacak. ■ Yeni bir projem var, alacaksınız çoluğunuzu çocuğunuzu,
gideceksiniz millet bahçesine, orada onlarla beraber yatıp yuvarlanacaksınız.
■ Matematiği benim dedem icat etti, dedemi Romalılar öldürdü. ■ Kemal
Sunal bu ülkeye zihinsel anlamda yapılmış en büyük kötülüktür. ■ Onların
doları varsa, bizim Allahımız var. ■ Onların iPhone’u varsa, öbür tarafta
Samsung var. ■ Ahlat Sarayı on dönüm üzerine kurulacak, 1071 metrekare
oturum alanı olacak. ■ Chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie.
■ Boeing 747-8 model, iki katlı, asansörlü, yedi yatak odalı uçak, Katar’ın
hediyesi. ■ Bizde kriz mriz yok, sakın inanmayın. ■ Apartmanların bodrum
katlarında namaz kılıyorduk, cami yoktu. ■ Bu fakir bu görevde olduğu
sürece o terörist Amerikalı rahibi alamazsın. ■ İslami olarak
cumhurbaşkanımıza itaat etmek farzdır, karşı çıkmak haramdır. ■ Çankaya,
Beşiktaş, Kadıköy, Şişli gibi yerlerdeki seçmen profili Türkiye pastasının
kaymağını yiyen kesimden oluşuyor, Türkiye yansa bunların umurunda
değildir. ■ Tren hatlarında sinyalizasyon olmazsa olmaz değildir. ■ Sanatçı
müsveddeleri, yargıya hesap verecekler. ■ Seçim siyasi faaliyet değildir.
■ Ak parti’ye oy vermeyen kafirlere muhtarlık bile verme yarabbi. ■ Bir yılda
2.5 milyon kişiye iş bulunacak. ■ Millet değil zillet. ■ Eyy cehape, sen istesen
de istemesen de biz uzaya çıkacağız. ■ Türkiye kamuoyu Kılıçdaroğlu’nun
idam edilmesini istiyor. ■ Birileri şu anda hapiste süre dolduruyor, aynı yola
sen de düşebilirsin, Akşener hanımefendinin kaçacak deliği yok, onun hesabı
ağır olacak. ■ Mansur Yavaş, Kandil’in gönderdiği teröristleri belediyede işe
alacak. ■ Mansur Yavaş’ta her türlü yolsuzluk var, sahte senet cambazı, vergi
kaçakçısı. ■ İstanbul büyükşehir seçimi bütünüyle usulsüz, organize suç
işlendi, elimizde kamera kayıtları var. ■ İstanbul’da sandıkta yolsuzluk
yaptılar, oylarımızı çaldılar, sandık hırsızlığı yaptılar, bu seçim başlı başına
murdar olmuş bir seçimdir, murdar etin kavurması olmaz. ■ Ulan Cindoruk,
kendine gel terbiyesiz, beyni sulanmış, aklı git gel yapıyor, be ahmak, bunun
bedelini ödeyecek, yanına bırakmam. ■ Seçimde oyları çaldılar dedim ama,
çaldılar demeye mecburdum, çaldılar demem hukuki bir terim değil.
■ Seçimde Sisi mi diyeceğiz, Binali Yıldırım mı diyeceğiz? ■ Öcalan yerli ve
milli bir şahsiyettir. ■ Baktım Merkez Bankası başkanı laf dinlemiyor,
görevden aldım. ■ 30 Ağustos halkı ilgilendiren bir bayram değil, orman
gününden farkı yok. ■ Helal etiketli şampanya bile var. ■ Dar giyinen
erkekler mahremiyetini koruyamaz, erkeklerin dar giyinmesi tesettüre uymaz.
■ Kadınların yanlarında mahremi olmadan 90 kilometreden fazla araba
kullanması haramdır. ■ İskandinav ülkeleri battı. ■ İngiltere, Almanya, Fransa
ve “şahsım” dörtlü zirve yaptık. ■ Ali Babacan’ın ümmeti parçalamaya hakkı
yok. ■ Ülkemizde et fiyatlarının yüksek seyretmesinin sebebi, refah
seviyemizin artması ve talepte yaşanan yükseliş. ■ Kanal İstanbul’u isteseniz
de istemeseniz de yapacağız. ■ Karadeniz’de yüzlerce atom bombası
büyüklüğünde patlama olacak, İstanbul Boğazı yıkılacak, bu yüzden Kanal
İstanbul’u yapmamız gerekiyor. ■ Tapınak Şövalyeleri’ne ait hazine yüklü 10
gemi Büyükçekmece’ye geldi, bu kayıp gemileri bulmak için Kanal İstanbul’u
yapmamız gerekiyor. ■ Her sabah bir kaşık dut pekmezi alırım, kan yapar,
tavsiye ederim. ■ Libya’da bir kaç “tane” şehidimiz var. ■ Millet-devlet
düşmanlığı yapanlar, hazır kapılar açılmışken mülteci taklidi yaparak ait
oldukları yere defolup gidebilirler. ■ Koronavirüs salgını başladıktan sonra,
geçen yıla göre ölüm sayısı bile azaldı. ■ Listem hazır, bizim siteden 50 kişiyi
temizleriz. ■ Türk siyasetinde mahkeme hakimini arayan ne ilk benim, ne de
son benim, binlerce arayan siyasetçi var, bunlar doğal şeyler. ■ Bir tarafta
darbeci Kemalist gelenek vardı, bir tarafta Fetö vardı, bunları birbirine
kırdırmak suretiyle yol almak için Ak Parti olarak fetö’yle kol kola girdik,
mesele budur. ■ Ekonomik krizden çıkışın anahtarı İslam iktisadıdır. ■ Ak
parti gelene kadar bu ülkede kadın kelimesinin adı bile yoktu. ■ Ayasofya
ibadete açılsın diyenler dünyayı tanımıyor, ben bir siyasi lider olarak, bu
oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim. ■ Ayasofya açıldı, bunun
arkasına hilafet gelmeli. ■ Koronavirüse karşı yerli ilaç ürettik. ■ EBA
sisteminin çökmesi aslında bizim açımızdan olumlu bir gelişme, demek ki bu
kadar yoğun bir talep var. ■ Paramız var ki saman ithal edebiliyoruz.
■ Orman yangınında yanan ağaçlar mangal kömürü olarak ekonomimize
kazandırılacak. ■ Her vaka hasta değildir. ■ Açılan sınıflarda açılmayanlara
göre vaka düşüşü görüyoruz. ■ Türkiye şaha kalkmanın sembolüdür, Türkiye
şu anda ekonomide pik yapıyor. ■ Buzdolabı satışları arttı, çamaşır makinesi
satışlarına bakın, çok samimi söylüyorum, adeta bir uçuşun içindeyiz.
■ Gerçek müminin görevi yoklukta sabretmektir. ■ Anayasa Mahkemesi’nin
verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.

Ve hâlâ diyor ki, “şahsen kendimi mahzun hissediyorum, 18 yılda fikri
iktidarımızı tesis edemedik.”

Bu birbirinden muhteşem “fikir”leri hatırlayınca, bu ülkenin vatandaşı olarak,
şahsen ben de kendimi mahzun hissettim

https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/fikri-iktidar-6090335/
Posted in Yılmaz Özdil | Leave a comment

ŞİİR MOLASI * BÜYÜKLERE MASALLAR ( İŞTE CENNET )

Bu dağlara gelince:
Rüzgarlara koşarım
Soğuk sulara yatarım
Ruhum tazelenir
Yüreğim çarpar
Zamanın pencereleri açılır
Sevinçle dolarım


BÜYÜKLERE MASALLAR ( İŞTE CENNET )

Zaman mekân yok idi
Enerji madde yok idi
Ateş, toprak yok idi
Ne tahta vardı ne taş
Hava, su yok idi
Elektrik yok idi
Uzay da Evren de
124 bin peygamber de
180 bin Alem de yok idi
Sonra iki insan geldiler
Biri uzun saçlı, biri sakallı
Başı boş dolaşıyorlardı
Başka insanlar yok idi
Ne gündüz vardı ne gece
Kutuplar yok idi
Ekvator yok idi
Enlem boylam yok idi
Ne serçe kuşu ne Zümrüdüanka
Nemrut’un ateşine koşmamıştı serçe
Söndürmek için ateşi
Ağzında bir damla su ile
Zaten ateş yok idi
Nemrut yok idi
İbrahim yok idi
Putlar da yok idi
Derken bir ses duyuldu:
Nasıl olurdu?
Hava yok, rüzgâr yok ses var
Sanki ayda dalgalanan Amerikan bayrağı
” Şunu yemeyin!”
Baktılar buğday
Uçsuz bucaksız tarlalar
Anlamadılar.
Akılları kıttı.
Olmadı
Hani her şeyin ismi öğretilmişti,
Hani Halifeydi
Şeytan da buna kızmıştı ya!
Onlar başıboş dolaşırken planlar yapıldı
Şeytan yakışıklı bir delikanlı oldu
Deve cennete gider gelirdi
Ne götürür kimse bilmezdi
Girdi devenin kıçından, çıktı ağzından
Gitti yanlarına
Bir avuç buğday aldı
” Yiyin ” dedi
” Yasak ” dediler
Şeytan; buğdayı un yaptı, unu hamur
Attı fırına
Nar gibi kızarmış ekmek
Mis gibi kokuyor
Biri dayanamadı yedi. Öbürüne de yedirdi.
Birden çıplak oldular
Görünmez yerleri görünür oldu
Baktılar şeytan ortalıkta yoktu.
Deve de nasibini almış kambur kumbur olmuştu.
Ah! Korkak şeytan ah!
Ah!
Zavallı insan.
Ve tuvaletleri geldi.
Şaşkındılar.
Gittiler elma ağacının altına mıçtılar
Sonra taşlara sildiler kıçlarını
Pis pis kokmuştu ortalık
Cennetin içine yapmışlardı.
O ses yeniden duyuldu.
” Bok ettiniz cenneti!”
” İnin aşağı.”
Ve halen cennetin içine ediyor insan.
Yok neymiş?
72 tane Huri imiş.
Her gün hepsiyle birleşilecekmiş,
Her sabah Huriler Bakire kalkacakmış
Yok neymiş?
Gılmanmış.
İnkâr eden olursa kitap dolusu ayet varmış
Bir de cennet taamı varmış
Kabakmış
O da kabak tadı verince cennetten kovulmuş.
Oh be ne güzel
İstediğini kov.
Ortalık böyle pis pis kokarken
İnsanoğlu cennetin içine sıçarken
Tanrı nerede.
İnsanların şerrinden saklanıyor mu yoksa…
Hani her yer kendinindi
İnsanları da kendi yaratmıştı.
Ne olur bilinmezdi de
Yine de:
” Elma ” dersem çık,
” Armut ” dersem gene çık
Çık da
Şu yobazları da kov artık
Kurtar cenneti!

Içimizden biri
asla umutsuzluğu değil
KAVGAYA DEVAM AŞKINA
Davut Arslantürk / Keldağ/ May/20
Posted in DAVUT ARSLANTÜRK, EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR | Leave a comment