Libya’yı bölme planı: Petrol gelirleri üç farklı bölgede üç farklı bankaya yatırılacak

Libya'yı bölme planı: Petrol gelirleri üç farklı bölgede üç farklı bankaya yatırılacak
Afrika• Aydınlık 02 Temmuz 2020
Libya’da darbeci Hafter hezimete uğrayınca bölünme senaryoları yeniden dolaşıma girdi. ABD, Fransa ve Mısır ülkeyi kalıcı şekilde bölmek için Birleşmiş Milletler’e baskı yapıyor. Üç ülke Libya petrol gelirlerinin de Trablus Merkez Bankası’na değil, üç bölgede üç ayrı bankaya yatırılmasını istiyor.

Libya’daki krizde ‘tarafsız’ görüntü vermeye çalışan ancak Türkiye destekli meşrû ordu, darbeci Hafter’i bozguna uğrattığında ‘ateşkes’ çağrısıyla ortaya çıkan ABD, ülkede kalıcı bölünmeye yol açacak bir dizi adım için atağa geçti. CIA devşirmesi Hafter’in en güçlü destekçileri Fransa ve Mısır’la birlikte Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunan Washington, ülkedeki petrol kaynaklarından elde edilen geliri 3’e bölme planı yapıyor.
İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre Amerikalılar, petrol gelirlerinin başkent Trablus’taki Libya Merkez Bankası’na değil, farklı bölgeleri temsil edecek 3 ayrı bankaya gönderilmesini istiyor. BM hâlihazırda petrol ihracı için tek yetkili otorite olarak meşrû Trablus hükümetini tanıyor; ABD ise bunu değiştirme uğraşında.
Plan kabul edilirse farklı bankalara yatırılacak petrol parası ‘savaş için harcanamayacak’. Fakat bu maddeyi kimin ne şekilde denetleyeceği meçhûl. ABD, Mısır ve Fransa’nın, gelirleri bölme tasarısını Libya doğusundaki aşiretlere danıştığı iddia ediliyor. Bu aşiretlerden bazıları geçtiğimiz günlerde Libya sınırının Mısır tarafındaki askeri geçit töreni sırasında darbeci Sisi’nin yanında boy göstermiş ve Sisi’yi Libya’yı ‘kurtarmak’ için operasyona davet etmişti.

YETKİLİ KURUM DOĞRULADI
BM’nin tanıdığı meşrû bir yönetimin varlığına rağmen ülke kaynaklarını 3’e bölerek Libya’daki bölünmüşlüğü kalıcı hale getirecek adımlar dikkatle izleniyor. Trablus merkezli Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC) Başkanı Mustafa Sanalla, ABD’nin önayak olduğu görüşmeleri doğruladı. Petrol gelirinden mahrum kalan Libya halkının zor durumda olduğunu kaydeden Sanalla, ablukanın kaldırılması halinde Libya altyapısını ve ekonomisini kurtarmak için gerekli maddi olanağa kavuşacaklarını söyledi. Rusların petrol sahasına yönelik işgal adımını kınayan Sanalla, “Libya’nın petrolü Libya halkı içindir ve yabancı ülkelerin petrol üretiminin yeniden başlamasını önleme girişimlerini tamamen reddediyorum. Libya’da Rus ve diğer yabancı paralı askerlere ihtiyacımız yok” dedi.
YENİ ŞAFAK
https://www.aydinlik.com.tr/haber/libya-yi-bolme-plani-petrol-gelirleri-uc-farkli-bolgede-uc-farkli-bankaya-yatirilacak-211885-1
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM | Leave a comment

HAVAİ FİŞEK ! * PATLANGAÇ FİŞEKLERLE cinayet işlemek

YAZIYA YORUM
Ülkemiz sorunlarını izleyerek düşüncelerini bizlerle paylaşan Değerli aydın Dr. Ceyhun Balcı; HAVAİ FİŞEK başlıklı yazısında, işçinin emekçinin kaderine nasıl terk edildiğini anlatan, birkaç gün önce Sakarya Hendek’te havai fişek imalatı yapan bir fabrikadaki patlama ve yangının perde arkasını irdeleyen aşağıdaki yazıyı kaleme almış.
Bu patlama ve yangın sonucunda 4 emekçi yaşamını kaybetti ve yüze yakın da işçi yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
Bu fabrikada bu infilak ve yangın benzeri 5 ayrı olayın da geçmişte meydana gelmiş olduğu yazıldı. Görülen odur ki, fabrika sahipleri İŞ YERİ GÜVENLİĞİ konusunu hiç önemsememiştir. Gereken İŞ GÜVENLİĞİ önlemlerini almamışlardır. Tıpkı Soma’da 301 madencimizin şehit olduğu olay gibi…Parayı ve kazancı seven fakat emekçinin can güvenliğini önemsemeyen bu işverene gereken soruşturmaları ve denetlemeyi yapmayan sorumlular yani Devlet de bu suça katılarak işçilerin ölümüne neden olmaktan sorumludur.
Patlama ve ölümlerden sonra Sakarya Müsiad yine kendilerinden olan fabrika sahibine cenazeler henüz toprağa verilmeden bir yemek daveti vererek adeta Ölenlerin cenazelerini adeta kutlamışlardır. Bu ne büyük yozluktur. Daha da ötesi bu fabrikada değişik zamanlarda 6 kez patlamalar olmasına rağmen bunu soruşturmayan Devletin yöneticileri  ve partili cumhurbaşkanı Erdoğan fabrika sahibini telefonla arayarak ve İçişleri bakanı da yaptığı açıklamayla kendi tayfalarından olan işyeri sahibine destek çıkmışlardır. Adeta açılacak olan soruşturma için bir koruma kalkanı oluşturmuşlardır.
Eyy emekçi kardeşim işte sen böyle ölüyorsun  ama seni öldüren bu sistemi de oylarınla sen besliyorsun. Artık düşünme zamanın gelmedi mi?

PATLANGAÇ FİŞEKLERİN DOĞA CANLILARINA VERDİĞİ ZARAR ÖLÜMCÜLDÜR
Ben doğanın çok cömert davrandığı, çevresi ormanla çevrili bir beldede yaşıyorum. Çevreme farklı bitki, ağaç ve çiçekler dikerek büyümelerini sağladıkça daha farklı kuşların, kelebeklerin de doğa yaşamına katıldıklarını gördüm. çevremde balkonumda sincaplar var. Bahçeyi ziyaret eden tilki ve sansar da var. Şimdilerde ise küçük tırtıllar balkonları köşelerini mesken tuttu. Kısa bir zaman sonra onlar da kelebeğe dönüşerek doğayı daha da zenginleştirecekler. Bülbüller, serçeler, kuyruk sallayanlar, ağaçkakanlar, kumru ve güvercinler  çatı altlarını, bahçeyi çevreleyen ağaçları ve çalılıkları mesken tuttular. Gece avlanmaya çıkan baykuşlarımız bile var.
Ama,
Yaklaşık 300 metre ötede bir kır bahçesi açıldı. Kır düğünleri de yapılıyor. Burada “ben daha zenginim, varlıklıyım” düğünleri yapılmaya başlandı. Yaban hayatı uykuya dalmışken, kuşlar, börtü böcek, sincaplar, tilkiler uyurken gece vakti BÜYÜK PATLAMALARLA, İNFİLAK SESLERİYLE, IŞIKLAR ÇAKARAK PATLANGAÇ FİŞEKLER atılmaya başlanıyor. Doğa canlıları büyük korku ile kaçmaya çalışırken telef oluyorlar. Ölüyorlar. Ertesi gün ağaç diplerinden ölü kuşlar topluyoruz. Bahçedeki köpekler korkuyla evlerin içine girmeye çalışıyorlar.  Ve doğa canlılarını gösteri uğruna katlediyor, öldürüyoruz. Doğayı ve canlılarını korumak için PATLANGAÇ FİŞEK GÖSTERİLERİ YASAKLANMALIDIR.

NOT; Sayın Ceyhun Balcı’yı yazmış olduğu ve Cumhuriyet Kitaplarından yayınlanan İÇİMİZDEKİ YABANCI VİRÜS isimli kitabı için kutlarım. Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan kitabını indirimli edinmek isteyenler için :
Naci Kaptan

HAVAİ FİŞEK !

Ceyhun Balcı 04 Temmuz 2020

İşaret fişeği olarak da okuyabilirsiniz!
Son zamanlarda havai fişek tüketiminin arttığını fark ediyorduk. Çocukluğumuzda maytap ve çatapatla sınırlı olan bu türden tüketimin hızla havai fişeğe yöneldiği belliydi. Hemen her alanda üretimden vazgeçen Türkiye’nin havai fişek ürettiğini Hendek’te yaşanan ölümcül patlamayla öğrenmiş olduk.
Özel günlerde tüm toplumu ilgilendiren kutlamalarda havai fişek geceyi aydınlatan, ona renk katan öğe. Kullanımı kişiselleştikçe görsel ve işitsel kirlilik kaynağı olduğu da kesin.
Adliyemiz bu ve benzeri önceki olaylarda olduğu gibi ihmali görülenleri tez zamanda derdest ederek kamu vicdanını rahatlatacaktır. Sorumlu tutularak sanık sandalyesine oturtulacaklar gerçek nedenden çok kâğıt üstündeki sürecin tamamlanmasına yönelik sürecin kurbanları olacaktır. İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı ilk akla gelenlerdir.
Dün patlamaya ilişkin haberlere göz atarken bir başka önemli ayrıntıya değinildiğini gördüm. Emek ortamında her geçen gün kısıtlanan sendikal örgütlenme de önemli bir eksiklik olarak bu ve benzeri iş cinayetlerinde önemli rol oynuyor. Kuşun bir kanadı demek olan sendikal örgütlenme olmayınca Hendek’te olduğu gibi kuş yere çakılıyor.
Türkiye’de hız kazanmış olan ve artık önü alınamaz coşkunlukta akan bir ırmağa benzetebileceğimiz dinselleşme emek alanında da önemli işlev görüyor.
Belleğimden bir kırıntıyı paylaşmak yararlı olur.
On yılı aşkın süre önceydi. İzmir Basmane’deki Tek Gıda İş binasına asılmış dev bir pankart çekmişti dikkatimi. Birebir değilse de anlam olarak aktarıyorum.
“Müslüman işverenin, Müslüman çalışanlarının sendikal örgütlenmeye gereksinimi olamaz!”
Müslüman patron, Müslümanlığı bir yana ülkenin hızla yol aldığı dinselleşme ortamında keskin zekâsını kullanarak durumdan yararlanmayı seçmişti belli ki!
Tanınmış süt ürünleri üreticisi YÖRSAN kaynaklı inciye eşdeğer sözler ibret alınsın diye sendika yapısını boydan boya kaplayacak şekilde asılmıştı.
Hendek’te emekçilere mezar olan havai fişek fabrikasında da sendikal örgütlenmeye göz açtırılmadığını okuyoruz haberlerden. Sendikal örgütlenme emekçi kanadının olmazsa olmazı. Onun olmadığı yerde işçi sağlığı ve işyeri sağlığından elbette söz edilemez.
Yine dünkü haberlerden birinde Cumhurbaşkanı’nın önlemler alındı sözü yer almaktaydı. Basra yıkıldıktan sonra önlem almak neye yarar diye sormaktan kaçınılabilir mi? Önlem alınsaydı dünkü patlama yaşanmazdı. Sendikal örgütlenme olsa işvereni önlem almaya hem yasal hem de vicdani açıdan zorlamayı göz ardı etmezdi.
Dünkü patlamanın yaşandığı, fabrika demeye dilimin varmadığı kurum daha önce iş güvenliği gereklerini yerine getirmediği için kapatılmış. Görünmez el devreye girerek kilidi açmış ve sendikasız daha doğrusu dikensiz gül bahçesindeki üretim sürdürülmüş.
Rastlantı mıdır bilemem!
Hendek’teki kurumun paydaşları MÜSİAD Sakarya Şubesi’nin ileri gelenleriymiş. Başka deyişle, yandaşın yandaşı kimseler!
YÖRSAN’ın yıllar önce din üzerinden tırmandırdığı sendika düşmanlığı her geçen yıl güç kazandı. Din yalnızca yaşam biçimini değil iş ortamını da etkisi altına alan bir aygıta dönüştü. Uzak olmayan gelecekte sendikal örgütlenme din düşmanı bir olgu olarak tanımlanırsa hiç kimse şaşırmasın!
Dinselleşme insan yaşamını ucuzlatan, insan yaşamının hesabının sorulmasının önüne duvar ören, iş güvenliğini ortadan kaldıran ve bugüne dek çok da sorgulanmayan bir başka yanıyla karşımıza çıkmış oldu.
Bundan böyle işin bu yanıyla daha sık karşılaşacağımızı söylersek falcılık yapmış olmayız!
Dinselleşme siyasetin oy, iş dünyasının para deposu olarak da bir kapı açmış oldu. Bu kapıdan girmeye hevesli çok kişi olacağı kuşkusuzdur. Kayıtlara kaza olarak geçecek olan bu iş cinayetinin işlendiği yer bir süre sonra yeniden üretime geçerse kimseler şaşırmayacaktır.

Emekçinin biricik güvencesi olan “kıdem tazminatı”na göz dikenlerin de aynı yolun yolcusu oldukları akıldan çıkartılmasın!
Bizler uyanıp, sorgulamayı akıl edene dek…

HAVAİ FİŞEK !

Posted in Calisma Dunyasi - Is ve Emekciler, DOĞA - ÇEVRE, DOĞAL YAŞAM, KAPİTALİZM - LİBERALİZM, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

YENİ NESİL SAVAŞ ARAÇLARI * İnsanlık için yeni tehdit: Drone terörü

Euronews * Ismail Citak • 17/09/2019
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya bir törende konuşma yaptığı sırada bomba yüklü drone ile düzenlenen saldırı birçok alanda kullanılan bu insansız araçlarının yeni nesil terör aracı olup olmadığına yönelik soru işaretlerini de beraberinde getirmişti.

Son olarak Husiler, yaklaşık bin km yol katettikten sonra Suudi Arabistan’ın Aramco tesislerini silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile vurarak tüm dünyanın dikkatini drone tehlikesine çekmişti.
Terör uzmanları da son birkaç yıldır olası saldırı araçları arasında yer verdiği drone tehlikesine karşı uyarılarda bulunuyor.
Terör örgütleri tarafından kötüye kullanılması konusunda endişe taşıyan bazı Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ülkeler ulaşılması oldukça kolay ve ucuz olan bu araçların ithalat ve pazarlamasına özel bir düzenleme getirilmesini istiyor.
Fransa drone ile mücadeleye önem veriyor
Drone ile mücadele konusunda en kararlı ülkelerin başında Fransa geliyor. Ülke son yıllarda özellikle nükleer santrallere sızmaya çalışan dronelara karşı mücadelesiyle biliniyor. İnsansız hava araçlarını izleme ve pasifize etme araç ve yöntemleri üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran Fransa konuyu Savunma ve Ulusal Güvenlik Genel Sekreteri üzerinden takip ediyor. Ekim 2016’da Musul yakınlarında konuşlandırılan iki Fransız Özel Kuvvetler askeri IŞİD tarafından düzenlenen dronelu saldırıda ağır şekilde yaralanmıştı.
Terör örgütleri saldırılarında neden droneları tercih ediyor?
Terör örgütlerinin droneları saldırı aracı olarak kullanmasında düşük maliyet, hız ve manevra, yük taşıma kapasitesi, korku ve kaos oluşturma becerisi, hedefe ulaşmada maksimum etki ve saldırıyı düzenleyecek örgüt açısından risksiz olma gibi faktörler etkili oluyor.
Droneların nükleer santral, stadyum ve tören alanı gibi yerlerde olası bir saldırıda kullanılmasından endişe ediliyor. Saldırıda can kaybı olmasa bile droneların terörizmin psikolojik boyutunu artırması olasılığıysa konuyu daha da hassas hale getiriyor. Gelecekte, droneların özel sektörde ticari amaçla kullanımının yaygınlaşmasının ise saldırıları gizlemek için istismar edilebileceği belirtiliyor.
CIA eski Başkan Yardımcısı Michael Morell, ölümünden önce dizüstü bilgisayarların içinde saklanabilecek bombalar üzerinde çalıştığı tahmin edilen en gelişmiş bomba yapımcısı olarak nitelendirilen İbrahim al-Asiri’nin drone operasyonuyla öldürdüğünü ileri sürmüştü.

https://tr.euronews.com/2019/09/17/dronlarin-terorizmi-tehdidi-buyuyor
Posted in YENİ NESİL SİLAHLAR | Leave a comment

YENİ NESİL SİLAHLAR * Dünyanın en iyi 10 savaşçı İHA’ları hangileri?

euronews • 04/07/2020
Türkiye’nin taarruz sınıfındaki ilk insansız hava aracı olan Bayraktar AKINCI’nın geliştirme aşamaları AKINCI adı verilen belgeselle geçtiğimiz aylarda kamuoyuna tanıtıldı. Bayraktar AKINCI’nın, savunmada kullanılan insansız hava araçlarının sıralandığı, aralarında Türk yapımı bir İHA’nın da bulunduğu listeye girip girmeyeceğini zaman gösterecek.
Army Technology sitesinin 2019 için derlediği listede ABD merkezli General Atomics Aeronautical Systems (GA‑ASI) tarafından geliştirilen 4 İHA yer aldı. TUSAŞ üretimi SİHA ‘ANKA’ ise onuncu sıradan listeye girdi.

10. TAI Anka / Firma: Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ)
Görev yeri: Türk Hava Kuvvetleri
Azami irtifa: 30 bin ft
Havada kalış süresi: +24 saat
Yük kapasitesi: 200 kg
Hız: 117 knot (217 km/s)

9. MQ-5B Hunter / Firma: Northrop Grumman
Görev yeri: ABD ordusu
Azami irtifa: 18 bin feet
Havada kalış süresi: 30 saat
Yük kapasitesi: 226.8 kg
Hız: 90k (170 km/s)

8. CAIG Wing Loong II / Firma: Çin Havacılık Sanayii Kurumu
Görev yeri: Çin Halk Kurtuluş Ordusu Hava Kuvvetleri
Azami irtifa: 32 bin ft
Havada kalış süresi: 32 saat
Yük kapasitesi: 480 kg
Hız: 199k (368 km/s)

7. MQ-1C Gray Eagle / Firma: GA-ASI
Görev yeri: Amerikan ordusu
Azami irtifa: 29 bin ft
Havada kalış süresi: 25 ila 40 saat
Yük kapasitesi: 488 kg
Hız: 167k (309 km/s)

6. Yabhon United 40 / Firma: ADCOM, Birleşik Arap Emirlikleri
Görev yeri: Cezayir ordusu
Azami irtifa: 23 bin ft
Havada kalış süresi: 120 saat
Yük kapasitesi: 1,000 kg
Hız: 118k (218 km/s)

5. CH-5 / Firma: Çin Havacılık Sanayii Kurumu
Azami irtifa: 30 bin ft
Havada kalış süresi: 60 saat
Yük kapasitesi: 1,200 kg
Hız: 118k (218 km/s)

4. Predator B (MQ-9 Reaper) / Firma: GA-ASI
Görev yeri: ABD, Fransa, İspanya, İngiltere hava kuvvetleri ve NASA
Azami İrtifa: 50 bin ft
Havada kalış süresi: 27 saat
Yük kapasitesi: 1,746kg
Hız: 240k (482 km/S)

3. MQ-9B SkyGuardian / Firma: GA-ASI
Görev yeri: İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri, 2020
Azami irtifaı: 40 bin feet
Havada kalış süresi: +40 saat
Yük kapasitesi: 1,814kg
Hız: 210k (389 km/s)

2. Heron TP / Firma: İsrail Havacılık Endüstrisi
Görev yeri: İsrail ordusu, 2004
Azami irtifa: 45 bin feet
Havada kalış süresi: +30 saat
Yük kapasitesi: 2,700kg
Hız: 220k (407 km/s)

1. Predator C Avenger / Firma: GA‑ASI
Görev yeri: Amerikan ordusu, 2009
Azami irtifa: 50 bin ft
Havada kalış süresi: 20 saat
Yük kapasitesi: 2,948 kg
Hız: 400k (740 km/s)
GA‑ASI tarafından ABD ordusu için geliştirilen listenin ilk sırasındaki Predator C Avenger, ilk uçuşunu 2009 yılında yaptı. Kanatlarında ileri teknoloji ürünü sensörler bulunurken iç cephanelikte lazer güdümlü bomba, AGM-114 Hellfire ve JDAM gibi mühimmat taşıyabilmekte.

https://tr.euronews.com/2020/07/04/dunyanin-en-iyi-10-savasci-ihalari-hangileri-ukrayna-siha-bayraktar-akinci-turk-savunma
Posted in YENİ NESİL SİLAHLAR | Leave a comment

KÖY ENSTİTÜLERİ / KIRSAL KALKINMA  (1)

KÖY ENSTİTÜLERİ VE MEZUNLARI hakkında değerli çalışmalar yaparak gün aydınlığına çıkartan araştırmacı yazar Sercan Ünsal’ın www.kalabalikcadde.com sayfasında yayımlanan yazılarından birinci bölümü okumanıza sunuyorum.
Naci Kaptan

KÖY ENSTİTÜLERİ / KIRSAL KALKINMA  (1)

Sercan Ünsal – 25 Haziran 2020
Cumhuriyetimizin en önemli ve özgün eğitim, aydınlanma ve kırsal kalkınma projesi olan Köy Enstitülerinin kuruluşunun 80. yılı nedeniyle hazırladığımız Köy Enstitüleri / Kırsal Kalkınma – Arıcılık ve Balıkçılık konulu çalışmamızın yayınını takiben aldığımız olumlu tepkiler üzerine, çalışmamız sürecinde edindiğimiz diğer örneklerle ilgili bilgi ve kaynakların da değerlendirilmesi, geleceğe aktarılmasının uygun olacağını, değerlendirirken, bana ‘abc’ yi ve ‘insan’ olmayı öğreten zamanında ‘muallim bey’ denilen enstitülü öğretmenlerimin -çaktırmadan- yönlendirmesiyle karşılaştığımı da söylemeliyim…
Söz konusu çalışmamızın yayını sonrasında görüşlerini ileten; Türkiye Öğretmenler Sendikasının (TÖS) cefakar önderlerinden Beşikdüzü KE mezunu Lemanser Sükan öğretmenimizin; ‘… bu araştırmalar için geç kalındı. Çünkü canlı tanıklarının çoğu göçüp gitti…. Köy Enstitülerindeki eğitimin işe, üretime, çevreye örnek olmaya ve ekonomik, kültürel katkı sağlamaya yönelik olduğunu gösteren somut belge olmuş..’ ifadesinin yüreğimi sızlattığını söylemeliyim. TÖS Erzurum Şubesinin, 11.01.1969 tarihinde öğretmenlerin ekonomik ve özlük haklarındaki sorunlara dikkat çekmek amacıyla yaptığı sessiz yürüyüşte, Erzurum Valiliğine bırakılacak ‘siyah çelenki’ taşıyan Lemaser Sükan’ı (1)orta okul öğrencisi olarak izleyen beni diğer örnekleri de yazmaya yöneltti. Ayrıca, araştırma sürecinde bana bilgi-yönlendirme ve önerileri ile destek olan Gönen KE mezunu Ekrem Kabay ile Pamukpınar KE mezunu Kemal Yücetürk öğretmenlerimin çalışmamızın sonucunu göremeden kısa süre önce vefatları da benim için çalışmayı artık zorunlu kıldı… ışıklar içerisinde olsunlar…
Çalışmamızda ‘çoğu göçüp giden’ enstitülü öğretmenlerimizin kırsal kalkınmaya yönelik örnek çabalarını duygusallığa yer vermeden ve de kutsamadan aktarmaya çalıştığımı belirtmek isterim…
Bu yıl 17 Nisan Köy Enstitüleri Haftası’nda; 2002 UNESCO Barış Eğitimi Ödül’lü Doç. Dr. Hayal Köksal; ‘Enstitüler kapatılmasaydı, köyden kalkınma büyük şehirlere göçü durdurur, yoksul insan kalmazdı. Türkiye, dünyadaki ilk 5 ekonomi içinde olurdu. Ülkemizin, gelişmesine vurulan en büyük darbe bu. UNESCO kalkınmakta olan ülkelere, Köy Enstitülerini öneriyor… Enstitülerin, sorun çözme modelinden ilhamla 18 yıl önce İmece Halkaları Sistemini geliştirdim. 30 ülke bunu öğrendi. Şimdi eğitimdeki uygulamaları bizimle paylaşıyorlar. Hindistan’da ‘Aware’ adlı proje Köy Enstitülerine çok benziyor.. ‘ görüşünü dile getirmiştir. ‘Köy Enstitüleri eğitim modelinin değerinin corona virüsü sürecinde bir kez daha anlaşıldığını’ söyleyen Prof. Dr. Selahattin Turan ise; ‘Dünyada ABD’den Güney Kore’ye 100’ün üzerinde ülke, enstitülerin yaşayarak öğrenme ve uygula yönünü geçiriyor. Türkiye, üreten toplum için geçmişte başarıyla uyguladığı Köy Enstitülerini bir an önce geliştirerek, açmak zorunda’ ifadesiyle görüşünü açıklamıştır. (2)
Köy Enstitülerinden ‘iş içinde işle eğitim’ yöntemiyle mezun olarak 1944 yılından itibaren ‘köyün ekonomik hayatını geliştirmek için ziraat, sanat, teknik alanlarında köylülere örnek olabilecek işler yapmak..’ (3) amacı ve idealiyle bozkıra koşan enstitülülerin günümüze de yansıyan kırsal kalkınma çabalarına artık bir göz atabiliriz.

Pazarören KE mezunu Ahmet Çiçek; Ankara-Yenimahalle Yuva ve Sincan Akcaören köyleri ile Yenikent İlköğretim Okulunda 44 yıl görev yaparak 1993 yılında emekli olmuştur. Görev yaptığı dönemde Ankara’nın zirai-ticari faaliyetleri sınırlı, gelir düzeyi düşük köylerinde çalışan Çiçek; okullarında ve köy arazisinde kurduğu uygulama bahçelerinde sebze-meyve ziraatını öğrencileri ile köylülere öğreterek, aile fertleri ile fiilen uygulayarak onlara örnek olmuş, sorunlarının çözümünde destek vermiştir. Aynı şekilde Erzurum’dan kültür ineği getirterek süt hayvancılığının gelişmesinde de öncü rol oynar. Köylerin alt yapı (yol,su, su deposu, kanal vb.) çalışmalarında da öncü olan, kamu-yerel yöneticilerinden de destek alan Çiçek öğretmenin zirai faaliyetlerin tümüne el attığı da görülür. 1960 lı yıllarda geliştirdiği ‘sıcak yastık’ sistemi ile fideciliğin gelişmesinde aktif rol alır.(4) Günümüzde, dönemin teknikleriyle Yenikent’te geliştirdiği sebze fideciliği yörenin önemli gelir kaynağı olduğu şimdilerde bilinmektedir. Yörede kırsal kalkınmaya örnek olacak etkinlikleri saymakla bitirilemeyen öğretmen Ahmet Çiçek’in başarıları ve aldığı ödüller aşağıda belirtilmiştir.
-Türk Eğitim Derneği (TED) Bilim Kurulu 1980 yılı ‘Eğitim Hizmet’ ödülü
-1982 yılında Ankara Ziraat Odaları Birliği ‘Örnek Çiftçi’ ödülü
-1983 yılında Ankara’da ‘Yılın Öğretmeni’ seçilmiştir.
-ÜNİCEF’in 1960 yılında İsrail’de, 1968 yılında Kıbrıs’ta düzenlediği ‘eğitim, öğretim ve uygulama bahçeleri’ gezilerine gönderilir.
-Milli Eğitim Bakanları İlhami Ertem ve Hasan Sağlam’dan ‘Üstün Başarı’ belgesi almıştır.
-M.E.B.’dan 1, Ankara Valiliği’nden 5, Yenimahalle Kaymakamlığı’ndan 3 olmak üzere 9 adet ‘takdirname ve teşekkür’ belgesi almıştır.
M.E.B.’ca, öğretmen Ahmet Çiçek’in Akçaören köyündeki kırsal kalkınmaya yönelik faaliyetlerini konu alan ‘Bir Köy Öğretmeninin Örnek Çalışmaları’ isimli öğretici film 1964 yılında çekilmiş, dönemin öğretmen okulları ile halk eğitim merkezlerinde öğrencilere ve halka gösterilmiştir.
Görev yaptığı dönemde çok sayıda mesleki, tarımsal, kırsal kalkınma vb. konulu eğitim, kurs ve seminerlere katılan Çiçek; öğretmen okullarında çalışmaları hakkında konferanslar vermiştir. Yaşamı boyunca ‘arıcılık’ yapan Yenikent Beldesi ve köylerinde çok sevilen-sayılan Ahmet Çiçek öğretmene görev yaptığı Yenikent İlköğretim Okulu’na ‘adının’ verilmesi ve belediye başkanlığı önerisi yapılmasına rağmen kabul etmediği öğrenilmiştir. 2000 yılında vefat eden Ahmet Çiçek’in adı bir vefa örneği olarak 2005 yılında Yenikent’te açılan endüstri meslek lisesine tüm vatandaşların önerisiyle ve Belediye Meclisinin oybirliği adı verilmiştir. (3) Dileriz ki, ‘Yenikent Ahmet Çiçek Endüstri Meslek Lisesi’ nde (5) gösterilen anlamlı vefa örneği diğer yörelerdeki öğretmenlerimiz için de yapılır…

İvriz KE mezunu Ali ÜNLÜER, kendi köyü Yeşildere’de (İbralı) göreve başlar. İlk işi harap olan okulu yeniden düzenlemek olur. Kardeşi Yakup’ta İvriz’den mezun olup, köylerinde göreve başlar. Ovanın ortasındaki köylerinde geleneksel arpa, buğday ziraatından başka bir faaliyet bulunmamaktadır. Meyvecilik yapmak için babasının ‘el alemi bize güldürme’ diyerek vermediği araziyi, bir arkadaşından alarak Niğde’den getirdiği elma (golden, starking) fidanlarını bir dönümlük araziye diker, artezyen kuyusu açarak sular, gece-gündüz bekçiliğini yaparak korur. İki üç senede ağaçların meyveye durması sonucu; babasının ‘bize de yap biraz’ demesi üzerine kolları sıvar…yörede meyvecilik gelişmeye başlar. Niğde’de yetişen Karaman’da niçin yetişmesin diyerek başladığı meyve-sebze ziraatı çevre köylerde de gelişir. (6) Ayrıca, kavakçılığı da teşvik eder. (7) Köydeki süreci; ‘Şimdi Karaman ovası aynı Niğde ovası gibi meyvecilikle meşgul. Yılda 25 mia TL ‘nin üzerinde elma satan aile var’ ifadesiyle anlatır Ali öğretmen. (6) Niğde’den getirilen elma fidanlarının 1950 li yıllardan bugüne Karaman’da elma olarak soğuk hava depolarına doldurulduğunu görmüştür İvriz mezunu Ali öğretmen…
1960 yılında Karaman merkezinde öğretmen, müdür ve müfettiş olarak görev yapan Ali Ünlüer; 1973 yılında emekli olmuştur. Kardeşi Yakup Ünlüer ise, 40 yaşında vefat etmiştir. Ünlüer öğretmenin Karaman’da 1960 sonrası faaliyetleri aşağıda kısaca verilmiştir.
-Uzun süre ‘Karaman Turizm ve Tanıtma Derneği’ Başkanlığı yaparak, 1961 yılında ‘Türk Dili Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma’ törenlerinin yapılması ve geleneksel hale gelmesinde öncü rol oynamıştır.
-Öğretmenler Derneği ve Türkiye Öğretmenler Sendikası’nda başkanlık yapmıştır.
-1980 yılında itibaren 25 yıl Kızılay Şube Bşk.lığı yapmış, Karaman’da Kızılay Hizmet Binası/200 kişilik Kız Öğrenci Yurdu/Kreş/Kan Merkezi yapımında öncü olmuştur.
-1989-94 yılları arasında Karaman Belediyesi Meclis Üyeliği ve Başkan Yardımcılığı görevlerini yapmıştır.
-Yerel gazete ve görsel medyada da faal olan Ünlüer, 17 yıl Anadolu Basın Birliği Başkanlığı’nı yapmıştır.
Öğretmen Ali Ünlüer’i öğrencisi olan Ahmet Mısırlıoğlu; ‘… becerikliliği, yaratıcılığı ve üretkenliği mensubu olduğu Köy Enstitüsü geleneğinden gelir… uhdesindeki eğitimciliği, kızılaycılığı, gazeteciliği, televizyonculuğu, köşe yazarlığı, titrinin sadece bir kısmıdır. Karaman meseleleriyle bir ömür hemhal oluşunu kaleme almaya kalksak zaten buna da kitabım kifayet etmez’ ifadesiyle anlatır öğretmenini…(7)
Köy Enstitülerinde ‘yol yaptık üzerinde yürüdük, duvar yaptık önünde durduk, sıra yaptık üzerinde oturduk, çatı yaptık altına sığındık’ ifadesiyle anlatan (8) Ali Ünlüer öğretmenin Karamanlıların yüreğinde iz bıraktığını görme keyfini okurla paylaşmak isterim.

Pamukpınar KE mezunu Mehmet BAKLACI; görev yaptığı Tokat-Artova Tucuk köyü ilkokulu ve çevresini ağaçlandırır, çoğunlukla kavak diker, bakımı için öğrencilere sorumluluk verir, örnek olması amacıyla köylüye kavak fidesi dağıtır. Yıllar sonra köye ortaokul yapılacaktır, muhtarlık ilkokuldaki kavakların ahşap aksamında kullanılması için kavakları diken öğretmen Baklacı’ya Erzurum’da telefonla ulaşarak onayını alır, emeğine teşekkür ederler. Tucuk’tan Turhal Kalaycık Köyüne sürgün yiyen Baklacı; Yeşilırmak’ın yanında kurulu 5 dönüm bahçesi bulunan ilkokulda görevine başlar. Okul aynı zamanda Tokat Öğretmen Okulunun uygulama okuludur, imkanları geniştir. O günün koşullarında ortamı daha iyi olan Kalaycık’a sürgününe şaşıran Mehmet Baklacı; Pamukpınar’da Ziraat Ömer’den öğrendiği (9) ‘çöğürden göz aşısını’ yaparak yetiştirdiği 17 bin elma fidanını çevre köylerine de (Asarcık, Üçgözen vd.) masrafı karşılığı dağıtarak fidanlıklar kurar, bakım-budama işlerini yapar, köylülere öğretir. Tokat Öğretmen Okulu’nun uygulama öğrencilerinin de yardımları ile çevre koşullarına göre at gübresinden ‘sıcak yastık’ sistemiyle erken dönem domates fidesi yetiştirerek öğrencilerinin ve köylülerin görmesini sağlar.(10) Bilahare okulun uygulama bahçesinde elma-armut fidanları yetiştirerek köylülere dağıtan Baklacı, köyden Hasan Ağanın fidancılığa devam ettiğini belirterek, köylerde sebze ve meyve yetiştiriciliğinin önemli boyutlara ulaştığını görmenin mutluluğunu yaşadığını ifade etmiştir.(11) Kalaycık’ta sebze ve meyve yetiştiriciliğinin devam ettiği, özellikle tarla seralarda Tokat cinsi domates yetiştiriciliği yapıldığı öğrenilmiştir. (12)

Pazarören KE mezunu Ahmet PINARBAŞI; 1944-72 yılları arasında kendi köyü Darboğaz ve Ulukışla’ya bağlı köylerde görev yapar. Pazarören KE’ den Darbogaz Köyünden 14 öğretmen mezun olmuştur ve çevre köylerde görev yapmaktadırlar. Darboğaz ve civar köylerde sebze ve meyve ziraatı yapılmaktadır. Elma yetiştirilen bölgede yabani kiraz-mahlep ağaçlarını aşılayarak ıslah edip kiraz dikimini teşvik ederler. Napolyon cinsi siyah kirazın tadı, dayanıklılığı ve son turfanda olma cinsi (geççi) özelliğinin iyi gelir yaratması çevrede teşvik edici olur, Elma bahçeleri kiraza çevrilir. 1973-77 yılları arasında Darboğaz Belediye Başkanlığı da yapan Pınarbaşı uzun süre kiraz yetiştiriciliğine devam ettiği öğrenilmiştir. (13)
19 yıldır Kiraz Festivali düzenlen Darboğaz’da kiraz, ihraç ürünü olarak uluslararası standartlarda üretilmektedir. Napolyon cinsi siyah kirazın başkenti olarak (14) tanımlanan Darboğaz’da 2018 yılında 2 bin ton kiraz hasadından büyük çoğunluğu ihraç edilerek 15 milyon TL gelir elde edildiği (15) öğrenilmiştir.

Gönen KE mezunu Süleyman AYDEMİR, görev yaptığı kendi köyü Keçiborlu-Kılıç’ta diğer enstitü mezunu öğretmenlerle (H.Avni Topçu, Esat Ercan, Halil Durnaz-Sağlık Bölümü) ayrı ayrı birer dekarlık elma bahçesi kurarlar, 1969 yılında 11 ton elma satar ve iyi gelir elde ederler. Aynı şekilde diğer öğretmenlerde verimli sonuç alır. Bu gelişme üzerine 1970 yılında diğer köylülerde çok miktarda elma bahçesi kurarlar. Fidan temini, dikimi, budaması ve bakımlarında köylülere yardımcı olurlar. Köyde 7.000 dekarlık elmalık oluşur. 1970 yılında ise ‘köy kalkınma kooperatifi’ kurulur, 160 tonluk soğuk hava deposu yapılarak satış mağazası açılır. Zaman içerisinde öğretmenlerin tüm çabalarına rağmen pazarlama sorunlarını çözemezler. Ancak meyvecilik yörenin önemli gelir kaynağı olmaya devam eder.(16)
Kılıç Köyünde; 610 çiftçi ailesinden 500’ünün elma-kiraz-gül bahçeleri olduğu, şimdilerde ‘lavanta kokulu köy’ olarak tanımlandığı öğrenilmiştir. (17)

Cilavuz KE mezunu Şemsettin TOKDEMİR, Artvin köyleri ile Muş-Bulanık’da öğretmenlik yapar. Memleketi Şavşat’ta ekilebilir verimli arazinin sınırlı olması nedeniyle 1950-57 yılları arasında Muş-Bulanık’a hemşerileri iskan edilmiştir. Askerlik görevi sırasında arazisini beğendiği Bulanık’a tayinini çıkararak Şavşat’lı hemşerilerinin mahallesindeki ilkokulda çalışmaya başlar. Okulu olmayan mahallede önce 2 sınıflı okul yapar, bir kaç yıl sonrada onun girişimleri ile şimdilerde 8 yıllık eğitim veren Süleyman Paşa İlköğretim Okulu yapılır. Okula Bulanıklılar ismini vermek isterler kabul etmez. (18)
Bulanık’taki mahalleyi Karadeniz’deki gibi ormanlık ve yeşillik yapmak için çabalar, öncü olur. Yöre halkına tarım alanında sebze ve meyve yetiştirmede örnek olur, destek verir. Üzüm bağları kurar, artezyen açtırarak su sorununu çözer. 1960’lı yıllarda Bulanık’ta ilk defa şeker pancarı ve mısır ziraatını başlatır, özellikle şeker pancarından verim alınması üzerine pancar ekimi genişler. Yörede ilklere imza atan Tokdemir, Muş’ta şeker fabrikası kurulması için girişimlerde bulunur, öncülük yapar. (19) 1982 yılında faaliyete başlayan Muş Şeker Fabrikası şimdilerde özelleştirilmiştir. Fabrika 310 bin ton şeker pancarı işleme, 41 bin ton şeker üretimi kapasitelidir. (20)

Gönen KE mezunu Ekrem Kabay; 1953 yılında göreve başladığı kendi köyü Yeşilova-Gençali’de, öğrencileriyle çok miktarda ‘meyve ve selvi kavak fidesi’ yetiştirir. Bu köydeki bugünkü zengin yeşilliği benim öğrencilerimin eseri olduğunu gururla söyleyebilirim. Hatta köyün ortak malı 4 dekar alana kavaklık yaptık. 2500 kavak diktik. 1956 yılı olarak hatırladığım kavaklıkta 2 kez kesim yapıldı. Köye ortak otobüs alındı.. çocuklar kendi meyvelerini kendi diker hale geldiler… ifadesiyle yaptıklarını anlatır. (10) 1973 yılında Burdur Senatörü seçilen Ekrem Kabay; diğer köylerdeki öğretmen arkadaşlarının da katıldığı kavak dikiminin verimli olması sonucu, Yeşilova ilçesinin diğer köylerinde de kavakçılık yapıldığını, 1980 yılına kadar ilçe ekonomisinde önemli gelir yarattığını ifade etmiştir.(21)

Çifteler KE mezunu Dursun Kara; öğretmenliğe başladığı Kızılcahamam-İyceler Köyünde amacı çevre köylerle birlikte tarımsal faaliyetlerde örnek ve öncü olmaktır. Arıcılık faaliyetlerinden olumlu sonuçlar (9) alan Kara, sebze ve meyve yetiştiriciliğine de yönelmiştir. Köylüler, ‘köyü motorlu değirmen alarak değirmen , susuz bahçelere su çıkarmak için motopomp alarak su sıkıntılarından’ kurtardığını, marangozhane kurduğunu anlatırlar. Dursun Kara; sebze ve meyve yetiştiriciliğinde de olumlu gelişme sağlamıştır. (6)

Çifteler KE mezunu Cafer PEKMEZ; görev yaptığı Dumlupınar’da enstitüde öğrendiği teknik tarım konusunda girişimlerde bulunur, öncülük yaparak ‘Dumlupınar Kalkınma Kooperatifi’nin’ kurulması ile ekipman temini konusunda devlet desteği sağlar. Yörede makinalı tarıma geçilmesi amacıyla yoğun çabalar gösterir, traktör alarak öncü ve başarılı olur. Dumlupınar’a ilk mibzeri, ilk traktörü sokan Pekmez, 1944 yılında M.E.B. ‘ınca üstün başarılı sayılmış, kendisine tırmıklı biçme makinası gönderilmiştir. (6) Ayrıca, kendi arazisine kavaklık kurduğu öğrenilmiştir
1959 yılında ‘Dumlupınar Abide Yaptırma Derneği’nin’ kurulmasında aktif rol almış, başkanlığında bulunmuştur. Girişimin ‘İlk Hedef Anıtı’ yapımına evrilmesi hakkında yaptığım araştırmada kamu kurumları dahil anıtın tüm tanıtım yazılarında sürecin; ‘ Mustafa Kemal ‘in ‘Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir İleri! … emrini verdiği yerde.. 1959 yılında kurulan Abide Yaptırma Derneği öncülüğünde ülke çapında açılan yardım kampanyası ile halk tarafından yaptırılmıştır. Temelleri 30 Ağustos 1964 tarihinde atılmıştır…Yapımı Y.Mim.Müh. Doğan Tekeli ve Heykeltıraş Yavuz Güney’e ait anıtın Atatürk kısmı 30 Ağustos 1968 de bitirilmiş… şimdiki durumu alması 1972 yılına kadar sürmüştür.’ ifadesiyle anlatıldığı, görülmüştür.(22) 1959-72 yılları arasında Cafer Pekmez’in önderliği, ‘İlk Hedef Anıtı’ nda kamu ve diğer kurum tanıtımlarında her nedense yok sayılmıştır… ama abide Dumlupınar’da ilk hedefini göstermektedir…
Halkla kurduğu yakın ilişkiler sonucu, 1973-77 yıllarında Dumlupınar Belediye Başkanı seçilen Pekmez; görev döneminde iz bırakan yerel yönetim hizmetleri yanında Almanya’daki işçilerin un fabrikası kurmalarını teşvik ederek istihdam ve ticaret hacminin gelişmesine öncü olmuştur.. (6) Dumlupınarlılar Pekmez öğretmeni; ‘Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde kendine ait tapulu kavaklığı satarak Mustafa Kemal Atatürk’ün Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir İleri komutunu simgeleyen İlk Hedef anıtını yaptıran ve ilçeye 40 km. uzaklıkta Murat Dağının eteklerinden ilçeye içme suyu getiren EFSANE Belediye Başkanı Emekli ÖĞRETMEN’ olarak hatırlarlar. (23)
Cafer Pekmez Öğretmenin öncülük ederek kurduğu kooperatif ve un fabrikasının gayri faal olduğu öğrenilmiştir.

Pamukpınar KE mezunu Mürteza Üstündağ’ın Zara’da fenni arıcılıkla ilgili çalışmalarına Arıcılık konulu çalışmamızda yer verilmiştir. (9) Zaralıların Mürteza Öğretmeni 1962 yılında Ulaş Devlet Üretme Çiftliği’nden ‘gazla çalışan kuluçka makinası’ alarak 1975 yılına kadar civciv yetiştirmiştir. Özellikle köylerde kümes tavukçuluğunun gelişmesi için öncülük yaparak verimli ırklardan civciv ihtiyaçlarını karşılamıştır. Yörede büyük kentlere göçün hızlanması nedeniyle civciv yetiştiriciliğini bırakmıştır. (24)

Pamukpınar KE Tarım Öğretmeni Ömer YURDUGÜL; 1926 yılında Atatürk Orman Çiftliği’nde çalışma hayatına başlamıştır. Tonguç’un önerisiyle Arifiye, Pazarören, Pamukpınar KE’de (öğretmen okulu) yaklaşık 42 yıl görev yaparak 4.000 öğretmen yetiştirmiştir. Tarım öğretmeni olarak mezun ettiği öğrencilerinin kırsal kalkınma çalışmalarına yer verdiğimiz Yurdugül; 1942-71 yılları arasında çalıştığı Pamukpınar’da Yıldız Dağının soğuğunu kesmek için yerleşke çevresine 10.000’nin üzerinde kavak ağacı, şimdilerde ‘YURDUGÜL FİDANLIĞI’ olarak bilinen bölgeye ise öğrencileri ile birlikte 190.000 çam ağacı yetiştirmiştir.(25)
Köy Enstitüsünden mezun olan öğretmenlerin görev yaptığı köy ve çevresindeki köylü vatandaşlar için kırsal kalkınmaya ve halk eğitimine yönelik emek ve çabaları anı ve anlatımlarında sık sık görülmektedir. Görev yaptıkları okullarda ; ‘ sabahın erken saatlerinden akşama kadar, tıpkı enstitülerde olduğu gibi aralıksız çalışan eğitmen ve öğretmenler, akşamları lambalı, lükslü akşam okullarında da en azından 1,5-2 saatlerini de harcadılar. Okuma yazma öğrettiler. Türlü vatandaşlık, tarım bilgilerini kazandırdılar, örnekler verdiler. Onların halk eğitimi alanındaki bu çalışmalarına sadece öğretmenlerin başarıları üzerinde etkili…’ olması da elbette söz konusu olmuştur. (26)

Köy Enstitülerinin öncüsü YÜCEL-TONGUÇ-BAYIR’ların ve öğrencileri MEÇHUL ÖĞRETMENLERİMİZİN var ettiği aydınlığa her zamankinden fazla ihtiyacımız olduğu günümüzde ‘üreterek’ değer yaratmanın’ anlamlı olduğu düşüncesindeyiz.

Kaynaklar :
1-Memleket Yollarında/Lemanser Sükan
2-www.sozcu.com.tr/17.04.2020
3-4274 sayılı yasa 10.md.
4-Atilla Çiçek’le görüşme/02.06.2020
5-www.yenikenteml.meb.k 12.tr
6-Köy Enstitüleri ve Toplum Kalkınması/B.Mutlu Aydın
7-www.karamaninsesi.com/Tevfik Diker/02.05.2019
8-www.karamnaninsesi.com/Ahmet Mısırlıoğlu/04.05.2019
9-www.kalabalikcadde.com/KE-KK-Arıcılık/22.04.2020
10-Anadolu’da Aydınlanma Ateşini Yakanlar(3)/Erdal Atıcı/Keçev Yay.
11-Mehmet Baklacı ile görüşme/30.05.2020
12-www.tokat.tarimorman.gov.tr/12.07.2019
13-Pazarörenli Yıllar/Ali Salman
14-www.dursunozden.com.tr/Aysel Yetiş
15-www.hurriyet.com.tr/25.08.2020
16-www.zmo.org.tr/Köy Enstitüleri ve Tarım
17-kiliçkasabası.blogspot.com
18-www.bulaniktutkusu.com
19-İkinci Kuşak/Lemanser Sükan
20-www.tarlasera.com
21-Ekrem Kabay’la görüşme/29.06.2019
22-www.dumlupinar.tr.gg/İlk Hedef Anıtı
23-www.dorukmedya.com/23.0.3.2016
24-Amil Üstündağ’la görüşme/24.10.2019
25-Ziraat Öğretmene Veda/Yeni İstanbul-1970 Mayıs
26-Köy Enstitüleri/Şevket Gedikoğlu

KÖY ENSTİTÜLERİ / KIRSAL KALKINMA – DİĞER ÖRNEKLER (1)

Posted in KÖY ENSTİTÜLERİ | Leave a comment

KURTULUŞ SAVAŞINDA CEPHEDE BİR KADIN * Kurtuluş Savaşı Kahramanı Kara Fatma’yı ( Gazi Üstğm. Fatma Seher Erden) 2 Temmuz 1955’de yitirmiştik.

KURTULUŞ SAVAŞINDA CEPHEDE BİR KADIN

Mehmet Boz  2.07.2020 bmemed@gmail.com

2 Temmuz 1955’de yitirdiğimiz Kurtuluş Savaşı Gazisi Kara Fatma’yı ( Üstğm.Fatma Seher Erden) başardıkları önünde saygı eğiliyor ve sevgiyle anıyoruz.
Vatanı uğrunda neler yaptığı,yapabileceğini göstermiş olan Türk kadını Üstğm. Fatma Seher Erden , ya da Kara Fatma’yı gençlerimize ve çocuklarımıza anlatmak her namuslu yurttaşın boynun borcudur.”……. gözyaşlarıyla anılmalıdır. Acı günleri ananlar, tatlı günleri yaşarlar.” (*)

Türk halkı, kadın-erkek demeden Kurtuluş Savaşı’nda destan yazdı.  Aradan geçen yıllar içinde o kahramanlar unutturuldu, unuttuk.  Piyes, tiyatro, filmlerde,belgesellerde,hikaye ve romanlarda çoğuna yer bulunamadı.
Erzurum’da dünyaya gelen Fatma Seher, Balkan Harbi yıllarında asker olan eşiyle birlikte Edirne’ye yerleşti. Sarıkamış’a gönderilen eşiyle birlikte bu defa Doğu Cephesi’nde çeşitli görevler üstlendi. Eşinin şehit düşmesinden sonra savaş sahnesine çıktı.
1888 yılında Erzurum’da doğar. Bir ismi de Seher’dir. Soyadı olarak Erden’i alır. Erzurumlu Yusuf Ağa’nın kızı, ilk cephe mücadelesini kocası Derviş Bey’le birlikte Balkan Savaşı’nda verdi. Balkan Savaşı sırasında Edirne’de, Yanık Kışla’da düşmanla çarpıştı. Rütbesi çavuştur. Fatma Çavuş olarak anılır.
Hemen ardından I. Dünya Savaşı başladı. Fatma Çavuş ailesinden kendi gibi yürekli on kadından oluşturduğu müfrezeyle Kafkasya Cephesi’ne gitti. O sırada eşi Derviş Bey, Sarıkamış’ta şehit düşmüştür. Buna rağmen durmadı, vatan aşkıyla cepheden cepheye koşmaya devam etti. Yanında iki oğlu ve kendisi gibi yürekli kadınlar vardı.
MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN KARŞISINA NASIL ÇIKTI?
Kara Fatma’nın vatan mücadelesi, Kurtuluş Savaşı’nda da devam etti. Mücadeleye katılmak için Sivas’a gitti. Mustafa Kemal’in önünü keserek kendisine görev vermesini istedi. Kara Fatma, 1944’de yayınlanan anılarında bu görüşmeyi şöyle anlattı:
“Mustafa Kemal’in huzuruna çıkabilmek için muhtelif kıyafetlere girerek üç günlük bir mücadeleden sonra devamlı bir takibin neticesi olarak, Sivas’ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf vardı ve yüzüm de peçe ile kapalıydı. Kendisiyle bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince ilk defa sert bir lisan kullanarak ‘ne görüşeceksin’ dedi. Kalbimdeki vatan aşkı, bu sert muameleye üstün geldi. Derhal peçemi kaldırdım ve ‘İstanbul’dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldim ve maruzatımı bir dakika için dinlemenizi ısrarla rica ediyorum’ dedim. Sonra, pek yakınımızda bulunan küçük bir lokantaya beni kabul ettiler.”
Mustafa Kemal kendisine adını, silah kullanmayı, ata binmeyi bilip bilmediğini sordu.
Aldığı yanıtlardan duyduğu memnuniyeti, “Bütün kadınlar senin gibi olsa idi Kara Fatma” sözleriyle ifade etti. Fatma Seher, işte bu olaydan sonra “Kara Fatma” olarak anılmaya başlandı. Kara Fatma, Mustafa Kemal’den aldığı talimat üzerine İstanbul’a döndü. Mustafa Kemal’den getirdiği pusulayı göstererek Topkapılı Pire Mehmed ve Laz Tahsin’le birlikte 15 kişilik bir çete kurdu. Kısa sürede bu çetedeki üyelerin sayısını arttırdı ve Üsküdarlı Albay Neşet Bey’in emrinde savaşmaya başladı.
DÜŞMANA ESİR DÜŞTÜ
Kara Fatma asıl başarısını İzmit’in işgali sırasında gösterdi. Yunan işgaline karşı 480 kişilik çetesiyle mücadele verdi. Burada gösterdiği kahramanlıkla adını tarihe yazdırdı. Hisarcık’ta, Kaynarca mıntıkası Kumandanı Naim imzasıyla Süvari Livası’na (tugay) gönderilen yazıda, “Bugünkü harekatta pek çok yararlığı görülmüş olan Fatma Seher Hanım’a teşekkür ederim” deniliyordu.
Kara Fatma, ardından 43 kadın ve 700 erkekten oluşan müfrezesiyle İnönü Savaşlarına katıldı. Bu savaşta müfrezenin pek çok kadın neferi şehit düştü, Kara Fatma ise yaralandı. Kara Fatma, beraberindeki gönüllülerle birlikte İznik’te, Kumlu’da, Alaşehir’de, Sivrihisar’daydı; düşman neredeyse oradaydı.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne katılanlardan biri de oydu. Ama bu çarpışmalar sırasında esir düştü Kara Fatma. Buna rağmen, düşmanın elinden kaçmayı başardı. Hatta bu başarısından ötürü Kara Fatma’ya “üsteğmen” rütbesi verildi.

İSTİKLAL MADALYASI SAHİBİ
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden sonra Kara Fatma vakit kaybetmeden Bursa’ya geçti. Şehrin Yunan işgalinden kurtarılması için de müfrezesiyle birlikte çarpıştı. Kara Fatma, o günleri anlatırken son derece mütevazıydı:
“Bursa Cephesi’nde harbe girdim. Bizim vazifemiz kıtanın gerilerine akın etmek ve yollarını kesmekti. Vazifemizde başarılı oluyorduk. Yunanlılar bizim ordunun hücumuna fazla dayanamadı. Bozgun başladı. Birkaç gün içinde Yunan’ı denize döktük. Artık vazifem bitmişti. Yorgun vücudumu dinlendirmek için izin verdiler.”
SAVAŞTAN SONRA KARA FATMA’NIN YAŞAMI
Tüm bu mücadelenin sonunda Kurtuluş Savaşı’nın büyük kahramanı Kara Fatma,tüm gaziler gibi İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Bu madalya, kendisi için yeterliydi. Öyle ki, savaşın ardından kendisine bağlanan üsteğmenlik maaşını kabul etmedi. “Ben para için savaşmadım. Vatanım için savaştım” diyerek maaşını Kızılay’a bağışlar.Büyük zaferden sonra ise İstanbul’a taşınıp köşesine çekildi.
* Fatma Seher Hanım:
– Askerliğe çavuşluk rütbesiyle başladı, askerlikten üsteğmen rütbesiyle emekli oldu. (Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı)
– Eşi ve iki oğlu savaşta şehit olmuştur. Hem şehit eşidir, hem de şehit annesidir.
– Kendisiyle birlikte savaşa katılan ve bir çatışmada elini ve akli dengesi bozulan yeğeni küçük Fatma’yı ve çocuklarını sahiplenmiştir.
* 1933 yılında o zamanın tanınmış gazetecisi Mekik Sait Esen’in kendisiyle yaptığı röportaj Yedigün Dergisinde yayınlanmıştır. Yayınlanan röportaj yurtta geniş yankı uyandırmıştır. O zamanın İstanbul Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, Fatma Seher hanıma Kasımpaşa’da bir vakıf evi tahsis etmiştir. Daha sonraki dönemlerde Fatma Seher Erden hanıma gerektiği kadar yardım edilmediği için son yıllarında sefalete düşer. Düştüğü parasal sıkıntılar nedeniyle Galata’da bir Rus manastırına sığınır. Perişan halini soranlara “Beni yaşatan İstiklâl Madalyasıdır. Açım ama şerefliyim.” demektedir.
Daha sonraki Kara Fatma’nın fakirlik ve çaresizliğini gören Kars Mebusu Tezer Taşkıran ve Rize Mebusu Yusuf Ziya Akçal’ın 1954 yılında verdikleri bir önergeyle TBMM Kara Fatma için 170 liralık aylık tahsis etti. Kurtuluş savaşı kahramanı Kara Fatma, geçirdiği bir hastalıktan sonra Darülaceze’ye yatırılır. Ömrünün son yıllarını İstanbul’da, Darülaceze’de geçirir.
Erzurumlu Fatma Çavuş namıyla Balkan Savaşın’da ,Kara Fatma namıyla Kurtuluş Savaşında büyük yararlıklar göstermiş olan Fatma Seher Erden 2 temmuz 1955 yılında Darülaceze’de 67 yaşında hayata gözlerini yumar.
Devletin kendisine bağladığı maaşın tek bir kuruşuna bile dokunmadan Kızılay’a bağışlamış yüksek ruhlu Tür kadının mezarı İstanbul Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığındadır.( 4)
Kara Fatma’nın mezarı yol yapım çalışmaları sonrasında kayboldu. Türk Kızılayı, yıllar sonra vefa göstererek İstanbul Kulaksız Mezarlığı’nda Kara Fatma için 2014 yılında anıt mezar yaptırmıştır. Beyoğlu Belediyesi de hayatının son 20 yılını geçirdiği Kasımpaşa’daki evin bulunduğu sokağının adını “Üsteğmen Kara Fatma Sokağı” olarak değiştirmiştir.

(*)Atatürk’ün devrimci Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’
(1 ) https://www.aydinlik.com.tr/kara-fatma-nin-sonu-ozgurluk-meydani-haziran-2019
(2 ) https://www.trthaber.com/haber/yasam/kurtulus-savasinin-kadin-kahramani-kara-fatma-373046.html
(3 ) https://www.kizilay.org.tr/Haber/HaberDetay/4266
(4 ) http://www.corumhaber.net/kurtulus-savasi-kahramani-ustegmen-kara-fatma-makale,5472.html
Posted in ATATURK, Tarih, TARİHE - AYDINLANMAYA - CUMHURİYETE NOT DÜŞENLER | Leave a comment

FATİH EĞİTİM/BİLİŞİM PROGRAMI NEDEN ÇÖKTÜ * APART PROJELER..

APART PROJELER..

Serendip Altındal / 4.07.2020 / serendipaltindal@gmail.com

Fatih Bilişim Projesinde etkili eğitime başlamadan önce çocuklarımızın beraberlerinde getirecekleri öz verileri dikkate alınarak ve tespit edilecek eksiklik ve yanlışları onarılarak genel eğitime başlamaları bu güncelde artık daha fazla önem kazanmıştır.
Bu eksikler veya tam olması gereken bilgiler esas itibariyle:
1- Örf, adet ve gelenekleri içeren bütün milli ve ulusal kimliğin ana fundament olması ki bu özgüvenli bir vatandaşlık profilinin olmazsa olmazıdır.
2- Genel eğitime geçme aşamasında yaş, sosyal durum ve çevreden elde edilmiş yeti ve kazanımlar doğrultusunda Fen, Edebiyat, Güzel Sanatlar vs. gibi alanlara ön geçiş için çocuklarımızın yeterlilik oranlarının hatasız olarak tespit edilmesidir. Bunda alınacak esas, çocukların ne olmak istediğinden önce, neye yatkın olduklarının ortaya çıkarılmasıdır. Çünkü bu tespit sadece çocuklarımızın değil milli müktesebatımızın geleceğinin de bireysel yeterlilik ve liyakat bileşkesinde bir güvencesidir.
3- Yapılan tespitler sonucu elde edilen bütün değerler, bundan sonra da hayatlarında yol gösterici olarak bir amentü gibi yazılıp çocuklarımıza rapor halinde verilmelidir. Bu belge belki de genetik kontrolleri kendi ellerinde olmayan çocuklarımızın hayatlarında alacakları ilk diplomaları olacaktır.
4- Uygulama geçmeden önce de itinayla seçilmiş eğitim personelinin, kendi milli ve ulusal verilerinin yerinde olup olmadığı kontrol edilip gerekli önlemler alındıktan sonra öğretmen kadrosu göreve atanmalıdır. Ve bu kadronun liyakat esaslarında, en hakça ve adil şartlarda seçilmesi ve tamamen siyasi olgulardan, bağlantılardan temizlenmiş olması mutlak sağlanmalıdır.
Çünkü eğitim siyasaya göre değil, tamamıyla milli, ulusal varlık, menfaat ve müktesebata yönelik olması gereken bir Devlet hizmetidir. Kullanılacak programlar ne kadar kullanıcı dostu olursa o kadar kolay, güvenli ve amaca yönelik çalışma sağlayacaklar ve çocuklarımızın başarı oranını yükselteceklerdir.
5- Ne ve kimler tarafından yönetildiği bilinmeyen bir Siyasi Parti veya İktidarın denetimine, Milli eğitim gibi en hayati bir meselemiz asla bırakılamaz. Çünkü bilgi güçtür, lakin bütün milli datamız başkalarının elindeyse kendi bilgimiz başkalarının gücü haline gelmiştir artık. İşte milli eğitim de bu doğru bilinçle yapılırsa kendi milli gücümüz olur. Neticede BT sadece bilgiye sahip olmak için kullanacağımız bir araçtır, amaç değil.
6- BT manipülasyona da çok müsait olduğu için milli siber güvenliği de Genel Eğitim Projemizin ayrılmaz ana prensibini teşkil edecektir. Manipülasyon derken de esas alınması gereken husus; verilmesi gereken bilginin bir ters algı operasyonu haline getirilmiş olmasıdır aslında. Fatih Eğitim Projesi de acilen, bir oldubitti Projesi olarak emperyalist ivmeyle başarılı olabilecek çocuklarımızın emperyalist Batıya peşkeş çekileceği bir emperyalist olta Proje olma konumundan kurtarılmalıdır.
7- Yüksek düzeyli bir dijital eğitim Projesi her şeyden önce yüksek düzeyli bilgi ve tecrübeye sahip BT Organizatörü ve Analist-Programcı kadrosu gerektirir. Çünkü iyi bilinmelidir ki birçok hatalı projeyi bile aslında tek bir yüksek düzeyli Programcının kurtardığı çok görülmüştür. Bunu 40 yıllık ve yarısı yurt dışında geçmiş meslek tecrübeme dayanarak söylüyorum. Yani BT Projelerinde doğru analiz ve kaliteli Programcı her şeydir.
8- Projede milli ve Açık kaynak kodlu Linux (Pardus) tabanlı işletim sistemi ve yazılım seçilmesi olumludur. Ne ki bu milli sistem her seviyede siber saldırılara dayanıklı ve bilhassa da data manipülasyonlarına çok duyarlı bir milli güvenlik sistemiyle de azami koruma altında tutulmalıdır.
9- Çocuklarımızın etkileşimli derslerde, diğer paylaşımcılardan gizli kendi müsvedde alanlarında sorulara açık cevaplar vermeden önce hesaplamalarını da yapabilmeleri gerekir ki az hata oranıyla yüksek güven yüzdesine sahip olabilsinler. Bütün bu işlemler için de klavye ve fare kullanabilir olmaları gerekir.
10- Etkileşimli tahtalar çok daha verimli hale üst düzey Programcılar tarafından getirilmelidir. Ki bu cihazlar sadece uzak eğitimler için değil okullarda aktif eğitimde de olmazsa olmaz araçlar olmuşlardır artık.
11- Sadece klavyeli ve fareli PC tabletlerle uzak eğitim yapılabilir. Çünkü etkileşimli eğitim ancak bu araçlarla sağlanabilir. Çocuklara tablet verilmesi çok yanlıştır. Fatih Projesi raporunda bu hatanın kendileri tarafından da görüldüğünü okumak, 9 yıl gecikmeli de olsa en az bir aferin gerektirir hani.
12- Fatih Uzak Eğitim Projesi bir rant İktidarı tarafından sahneye konup ve sadece rant ağırlıklı (Hardware) tarafı dikkate alındığı için, oysa düşünce (Software) tarafı ilk önce analiz nedeni yapılması gerekiyorken, neyi, neyle, nasıl yapacağı belli olmayan böyle bir Proje, kuşkusuz havada asılı kalmış ve konu da şimdilik zararla kapanmıştır. Bu elbette hazin bir durumdur, 18 yıldır böyle birçok sahte rant Projelerinin kefaletini ödemek zorunda kalan ülkemiz ve onun mağdur vatandaşları için.
Görüldüğü üzere, işte ancak bu kadar ön araştırma ve çalışma yapıldıktan, üstüne de bütün fizibilite çalışmaları yapılıp yetkili onaylar alındıktan sonra ancak Fatih veya adı her ne olacaksa yeni ve amacı salt milli menfaat olan bir Genel Eğitim Projesine başlamak, daha amaca yönelik ve ulusal desteğe de hak kazanır olacaktır.
Sosyal, ekonomik, jeopolitik, stratejik, örf, adet, gelenek, milli uygarlık tarihi, ulusal kimlik, Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin ve Atatürk Devrimlerinin bileşkesinde bir milli eğitimin evrensel anlamda da ne kadar bilimsel olduğunu ve yarınlarda da olacağını, bilmem tartışma konusu bile yapmaya gerek var mı?
Büyük Atatürk’ün, şayet yaşıyor olsaydı vereceği ilk öğüt; ‘her şeyden önce kendi Bilgi İşlem Sisteminizi kurup yabancı kaynaklardan tamamen bağımsız bir milli sistem ile kendi milli eğitiminizi kendi kontrolünüzde sağlamalısınız. Ayrıca bütün Bilgi İşlem araçlarınızı da kendiniz imal etmelisiniz’ olurdu kuşkusuz…
Sosyal Medya aslında bir sosyal aynadır. Bilhassa da her gün o sosyal sahnede yer alan her seviyedeki popülist İktidar yöneticileri, kanun koyucuları ve yürütücüleri bağlamında. Ne yanlışın varsa o aynayı hemen tutarlar yani suratına.
Aslında Erdoğan’ın, kadın olduğu için kardeşlerin de en akıllısı ve duyarlısı olması gereken kızına da söylemek gerekir ki; en ufak bir günahı olmayan, üstelikte yeni doğum yapmış bir siyasetçi kızı, şayet haksız ve acımasızca halka açık mesajlarla hakarete uğruyorsa, bunun asıl günahı, aslında evladı ve/veya hayat arkadaşı olduğu siyasilerdedir. Yani babası yüzünden hırsızlık yapmış bir evladın bakir günahsızlığıdır, onunkisi de.
O halde bu genç Bayan da mağduriyetine sebep olanlara diyebilmelidir ki; ‘yasal konumlarınız gereği size açıkça içlerini boşaltamayanlar bunu bizlere yaparak sizlerden intikam alıyorlar. Şayet günahsız bizlerin hakarete uğramaması için, önce siz kendinize ve güvenilmez ikircikli siyasalarınıza ayar çekmelisiniz ki evlat ve eşleriniz de güvende olabilsinler. Ve çözüm asla ceza değil, aksine sosyal toplumun itimadını kazanmaktır diyebilmelidir…
Kaynakça: Milli Eğitim Sisteminde Teknoloji Entegrasyonu – (Onursal Adıgüzel).
Serendip Altındal / 03.07.2020
Özün Kişiliğinin Aynasıdır…
serendipaltindal.blogspot.com
Posted in BİLİŞİM - İNTERNET -, EĞİTİM, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

TARİHİN İÇİNDEN GERÇEKLER * Osmanlı’nın yıkılışı Abdülhamid ile başladı * Abdülhamit döneminde yakılan kitaplar

Prof. Dr. Emre Kongar ve Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Dr. Merdan Yanardağ, 18 DAKİKA’da, Tarihte 2, Abdülhamit dönemine ışık tuttu. Abdülhamit’in kişiliği, iktidarda olduğu dönemde yaptığı icraatları ve sürecin, Türkiye tarihi açısından önemini değerlendirdi. 18 Dakika programında, Dr. Merdan Yanardağ’ın 2. Abdülhamit’e yönelik eleştirilerinden dolayı açılan RTÜK’ün inceleme başlatması da masaya yatırıldı.

Abdülhamit döneminde yakılan kitaplar

Emre Kongar / 30 Haziran 2020 Salı / ekongar@cumhuriyet.com.tr
Abdülhamit sansürü genellikle gülünç kelime yasakları ile gündeme getirilir; Padişah’ın despot yönetimine, vehimli ve korkak kişiliğine bağlanır ve bunun arkasındaki “Toplum Mühendisliği” ihmal edilir.
Oysa bu sansürün arkasında sadece bir Padişah’ın kişisel vehimleri değil, “ideolojik bir toplum mühendisliği” amacıyla, tarih ve edebiyat kitaplarını da kapsayan biçimde yapılan “düşünce yasaklamaları” ve “toplumsal manipülasyon” vardır.
Bugün yarıya yakın bölümünü yayımladığım aşağıdaki listede, Abdülhamit döneminde YAKILAN kitapları, (lütfen dikkat ediniz, “yasaklanan” değil, “yakılan”) ve kaç tanesinin yakıldığını belirten sayılarla birlikte, Fatmagül Demirel’in kitabından aktardım.
(II. Abdülhamid Döneminde Sansür, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007, ss. 173-183)
Demirel, 11 sayfada yayımladığı listede 132 farklı kitaptan 29 bin 681 adedin yakıldığını belirtiyor. Bugün sadece ilk beş sayfadaki 55 ayrı kitabı, yazarlarını ve kaçar adetinin yakıldığını alıntıladım. Listenin gerisini perşembe günü yayımlayacağım.
Lütfen bu YAKILAN kitaplar listesine dikkatle bakınız.
İçlerinde Namık Kemal, Ziya Paşa ve Abdülhak Hamid gibi ünlü yazarlarımızın eserlerinin, tarih kitaplarının, halk söylencelerinin, Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun öyküsü dahil, Yusuf ile ZüleyhaKerem ile Aslı gibi çeşitli aşk öykülerinin, KöroğluHayber Kalesi gibi kahramanlık kitaplarının, Moliér’den yapılan uyarlamaların bile yakılarak yok edildiğini görüyoruz.

Şahmerân 578, Yıldıznâme (Bir fal kitabı) 737, Kerem (Kerem ile Aslı aşkı) 313, Tarih-i Umûmi Murad Bey 3 bin 16, Osmanlı Tarihi, Namık Kemal 28, Âşık Garib 920, Riyânın Encamı (Ziya Paşa’nın uyarladığı Moliér’in Tartuffe adlı tiyatro eseri) 903, Zavallı Çocuk, Namık Kemal 59, Dihter-i Hindu, Abdülhak Hamid Tarhan 201, Ölü, Abdülhak Hamid Tarhan 56, Zübde-i Kısas, Abdurrahman Şeref 24, İçli Kız, Abdülhak Hamid Tarhan 4, Sabr-ü Sebât, Abdülhak Hamid Tarhan 304, İntibâh, Namık Kemal 13, Nazife, Abdülhak Hamid Tarhan 11, Cemile, Mehmed Celal 151, Sahra, Abdülhak Hamid Tarhan 202, Baki Eş’arı Müntehabesi (Baki üzerine) 204, Heft Peyker, (7 cilt) 103, Terkîb-i Bend-i Ziya Paşa 368, Makber, Abdülhak Hamid Tarhan 302, Fezleke-i Tarih-i Osmâni, Ahmet Vefik Paşa 563, Bedâyiü’l-İnşa, Mustafa Reşid 41, Haber-i Sahih, Mehmed Mazhar Fevzi 164, Âkif Bey Hikâyesi, Namık Kemal (Tiyatro) 229, Hasan Mellâh Cüzü, Ahmed Mithad Efendi 18, Divaneliklerim, Abdülhak Hamid Tarhan 58, Bunlar Odur, Abdülhak Hamid Tarhan 327, Rusya Siyasiye ve Ahval-i İcmâliyesi, M. Wallace’tan çeviren Bogos Parnasyan 109, Tarih-i Vehhabiyan, Eyüp Sabri Paşa 1, Ta’lim-i Edebiyât, Recaizade Mahmut Ekrem 5, Süleyman Musuli, Ahmed Mithad Efendi 22, Hüseyin Mellah, Ahmed Midhad Efendi (Hasan Melleh olmalı) 173, Müntahâbat- Cedîde, Seçen Mustafa Reşid 870, Dârü’l-Kütüb, Kimal Paşazade Sait 192, Endülüs Tarihi, Ziya Paşa 241, Hüseyin Fellah Ahmed Midhad Efendi 100, Mehru 102, Henüz On Yedi Yaşında, Ahmed Midhad Efendi 300, Sebat ve Gayret, İbrahim Ethem 10, Dehşetli Hata, Çeviren Mustafa Hulusi Giritli 4, Ermeni Merdleri 8 bin 500, Münşeât-ı Aziziye, Hoca Nuri 10, Hoca Nasreddin 264. Şah İsmail 206, Kırk Sual Risalesi, Firaki 10, Leyla Mecnûn Hikâyesi, Fuzuli 67, Esbâk Ermeni Patriği İzmiliyânın Resimleri (fotoğraf mı, kartpostal mı, kitap mı belli değil) 40, Köroğlu Hikâyesi 807, Tûtinâme, Abdülhak Hamid Tarhan 43, Hayber Hikâyesi 79, Yusuf (ü) Züleyha 18, Anterin Şeddad (Arapça mı?) 9, İnsan-ı Kâmil 34, İbn-i Ali Sina, Yahya Ziyaeddin 6.

KAHROLSUN SANSÜR VE İSTİBDAT… YAŞASIN ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ!
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/abdulhamit-doneminde-yakilan-kitaplar-1748337

Abdülhamit döneminde yakılan kitaplar – 2

02 Temmuz 2020 Perşembe
Salı günkü yazımda, Abdülhamit sansürünün genellikle gülünç kelime yasakları ile gündeme getirildiğini ve Padişah’ın despot yönetimine, vehimli, korkak kişiliğine bağlandığını ama bu sansürün arkasındaki “Toplum Mühendisliğinin” ihmal edildiğini yazmıştım.

Oysa bu sansürün arkasında “ideolojik bir toplum mühendisliği” amacıyla, din, siyaset, tarih ve edebiyat kitaplarını da kapsayan biçimde yapılan “düşünce yasaklamaları” ve “toplumsal manipülasyon” vardır.
Dün yarıya yakın bölümünü yayımladığım aşağıdaki listede, Abdülhamit döneminde YAKILAN KİTAPLARI, (lütfen dikkat ediniz, “yasaklanan” değil, “yakılan”) ve kaç tanesinin yakıldığını belirten sayılarla birlikte, Fatmagül Demirel’in kitabından aktardım.
(II. Abdülhamit Döneminde Sansür, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007, ss. 173-183) 
Demirel, 11 sayfada yayımladığı listede 132 farklı kitaptan 29 bin 681 adedinin yakıldığını belirtiyor.

Bugün son altı sayfadaki listeyi alıntılıyorum:
Lütfen bu YAKILAN KİTAPLAR listesine dikkatle bakınız, şaşıracaksınız!
Battal Gazi 4, Asya Haritası (Basılı harita) 29, Hukuk-ı Düvel Said Ve Cebrail Gregor, Du Freal’den çev.  Kemal Paşazade Said ve Cebrail Gregor 209, Mehmed Hayfî, (Muhammed Hanefi’nin Cengi olabilir) 440, Engizisyon Esrarı, Du Fereal’den çeviren H. Nazım 36, Nasihat-ı Hükemâ 19, Müntahabât-ı Asâr-ı Rıfat Paşa 265, Cezmi, Namık Kemal 17, Evrâk-ı Perişân, Namık Kemal 15, Emir Nevrûz 22, Muharrerât-ı Türkiye 1, Plevne Kahramanı Osman Paşa (İki kitaptan biri) 100, Vasiyetname, Şeyh Ahmed Kuddusi 528, Arnavutlar (ve) Solyadlar, Ahmed Midhad Efendi 36, Yunanistan-ı Kadim Tarihi, Kostantinidi Paşa 126, Toros Ahbârın Ermenistan Seyahati 300, Ermeni Kahramanları Namıyla Levha, (Karpostal veya basılı resim olabilir) 29, Dehşetli Hata, (Çeviren Mustafa Hulusi Giridli) 1, Ermenileri Teşvik Yollu Bir Takım Müfsidkârane Sözler 141, Ermenistan’ın Taksimini Gösterir Harita 2, Mecmua’yı Divân-ı Vehhabiyân 29, Tarikât-ı Muhammediyye Şerhi 9, Muhammediyye, (Yazıcızade Mehmed) 81, Müntahabât-ı Arabiye, (Arapça olabilir) 10, Selim Sabit Tarihi, Selim Sabit Efendi 2226, Akıldan Belâ, A. Griboiedou’dan çeviren Mehmed Murad 125, Huşenk, Ali Ferruh İbnürreşad 218, Kısas-ı Enbiyâ, Ahmed Cevdet Paşa 3, Gülnihâl, Namık Kemal 1, Vatan (yahut) Silistre, Namık Kemal 2, Hande, M. Cemil 9, Melhame-i Cevri, Cevri 3, Ali Suavi’nin Hive Tarihi, Hive 1, Mesmûât 1200, Âşık Ömer 55Hukuk-ı Düvel, Hasan Fehmi Paşa 2, Lü’lü-i Asfer, George Pradel’den çeviren Ahmed Midhad Efendi 100, Billur Köşk 32, Tarih-i Mücmel-i Kurun-ı Vusta, Drui’den çeviren Ahmed Tevfik Paşa 10, Şah Melik ile Güllü Hanım, (Melik Şah ile Güllü Hanımın Hikâyesi) 100, Fihrist-i Bekçi Baba 10, Mekald-i Aşk, Koniçeli Kâzım Paşa 11, Tarih-i Kırk Vezir 25, Yedi Âlimler Hikâyesi, Ebüzziya Tevfik Bey 35, Hazine-i Fünûn 10, İlaveli Esmâ-i Türkiye, Rıza Paşa 100, Albanya yahud Arnavutluk 300, Telemak Tercemesi, Fenelon’dan çeviren Ahmed Vefik Paşa (Başka çeviriler de var) 10, Başlangıç, Şerefeddin Magmumi 10, Letaif–i Âsar, Mihri (Mihran Apikyan) 50, Tuhfe-i Garbiyeden 2, Amerikanın Keşf ve Fethi Tarihi, Robertson’dan çeviren Abdülgaffar Enisi 2, Karagöz Hikâyesi 215, Lüleci Yekta Efendi (Lüleci Yekta efendi yahut İyilik Eden İyilik Bulur), A. Cemil (başka iki küçük kitapla birlikte tek ciltte) 15,  Muahede-i Kat’iyye-yi Devlet-i Aliyye ve Rusya (Devlet-i Aliyye ile Rusya Devleti Beyninde Akd Olunan Muahede-i Kat’iyyenin Tercüme-i Resmiyesidir) 43, Macera-yı Aşk (Abdülhak Hamid ya da Michel Zevako çevirileri) 18, Nasıl İzdivaç Etmeli(dir), Pol Mantegadza’dan çeviren Süleyman Tevfik 50, Uhra bin Sirac (Arapça olabilir) 5, Et-Tarihü’l Amm (Arapça olabilir) 2, Leyla ile Mecnun, Fuzuli 30, Kanûn-ı Ticaret Almanîu’l Amm (Arapça olabilir) 2, Rusya el-Hadis (Arapça olabilir) 1, Keşkül-i Hatimetü’l Udebâ (Arapça olabilir) 31, Suriye Tarihi (Arapça olabilir) 1, Nusratü’l-Cünûd, Mehmet Hakkı bin Ali Güzelhisari 1, Mevakıf Şerhi (Arapça olabilir) 3, Siyer-i Nebi, Hakkı (Bıçakçıoğlu) 14, Hilyetü’n Naci (Arapça olabilir) 1, İmadü’i İslam (Arapça olabilir) 1, Tarihü’l Efkâr (Arapça olabilir) 1, Ebâ Müslim, Corci Zeydan’dan çeviren Zekî Magamez (Daha önceki Arapça baskısı olabilir) 14, Şerh-i İbn Ukayl (Arapça olabilir) 5, Kitâbü’l-İşârat’ı-İcâz (Arapça olabilir) 1, Şemsü’l-Maarif-i Kebir (Arapça olabilir) 3, Şerh-i Akaid, Ömer İbn-i Muhammed el-Nesefi’den şerh eden Sadüddin el-Taftazani, çeviren Sırrı Paşa Giridi 2, Şems-ül Etvâr (Arapça olabilir) 2.
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/abdulhamit-doneminde-yakilan-kitaplar-2-1748801

Abdülhamit döneminde yakılan kitaplar 3: Maarif Nazırı’nın listesi

03 Temmuz 2020 Cuma
Salı günkü ve dünkü yazılarımda, Abdülhamit sansürünün genellikle gülünç kelime yasakları ile gündeme getirildiğini ve Padişah’ın despot yönetimine, vehimli, korkak kişiliğine bağlandığını ama bu sansürün arkasındaki “Toplum Mühendisliğinin” ihmal edildiğini belirtmiştim.
Oysa bu sansürün arkasında “ideolojik bir toplum mühendisliği” amacıyla, din, siyaset, tarih ve edebiyat kitaplarını da kapsayan biçimde yapılan “düşünce yasaklamaları” ve “toplumsal manipülasyon” vardı.
İki gündür yayımladığım listede, Abdülhamit döneminde YAKILAN KİTAPLARI, (lütfen dikkat ediniz, “yasaklanan” değil, “yakılan”) ve kaç tanesinin yakıldığını belirten sayılarla birlikte, Fatmagül Demirel’in kitabından aktardım.
(II. Abdülhamid Döneminde Sansür, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2007, ss. 173-183)
Demirel, 11 sayfada yayımladığı listede 132 farklı kitaptan 29 bin 681 adetin yakıldığını belirtiyor. Bugün bu listeye ek olarak, Maarif Nazırı’nın bir yazısında yakılan kitaplar hakkındaki ek listeyi yayımlıyorum (ss. 184-185).
Bu listede içlerinde tarih kitapları, öyküler, romanlar, seyahatnameler de olan 45 çeşitli kitap var.  Lütfen bu YAKILAN KİTAPLAR listesine dikkatle bakınız, şaşıracaksınız!
(Sayılar o kitaptan kaç adedinin yakıldığını gösteriyor)

Billur Köşk, Türkçe, 2, Bir Çocuğun Sergüzeşti, Türkçe, 2, Çeşitli Kitaplar, Türkçe, 225, Devlet, Türkçe, 1, Divan-ı Hafız, Arapça, 1, ElMu’ahedatüd-Davetiye, Arapça, 1, E-Müşezzeb, Arapça, 2, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Türkçe, 1, Firuzname, Türkçe, 1, Gazi Osman isimli tiyatro kitabı, Türkçe, 1, Hadikatül Udeba, Türkçe, 88, Hadis-i Erba’in Şerhi, Türkçe, 1, Hande, Türkçe, 5, Hutbe Mecmuası, Türkçe, 1, İbret, Türkçe, 1, İhanet, Arapça, 1, İran Ermenileri, Ermenice, 1, Kenz-i Mahfi, Türkçe, 29, Köy Muaşakaları, Türkçe, 1, Letaifi Hayal, Türkçe, 1, Mektuplarım, Arapça, 1, Makalat-ı Nezihe, Türkçe, 1, Muharrerat-ı Hususiyeyi Akif Paşa, Türkçe, 1, Muhammediye, Türkçe, 2, Mukallid Müneccimbaşı Takvimi, Türkçe, 39, Manzara-ı Tuti zağ, Arapça, 1, Murad Bey’in Tarihi, Türkçe, 1, Mızraklı İlmihal, Türkçe, 1, Presse d’Historie de General Candidats, Fransızca, 1, Ravza-ı Hukuk, Türkçe, 1, Renüma-yı Farisi, Farsça, 1, Rusya, Türkçe, 1, Rusya ve Fransa’nın Muharebesi, (1870), Türkçe, 1, Silistre Muhasarası, Türkçe, 1, Suriye Muzafferiyatı, Arapça, 2, Takvimül Ebulziya, Türkçe, 1, Terceme-i Siyasetname, Türkçe, 1, Tarih-i Sivastopol, Türkçe, 1, Tasvir’i İtaat, Türkçe, 1, Ta’aşşuk-ı Tal’at ve Fıtnat, Türkçe, 1, Tuhfe-i Letaif, Türkçe, 144, Yeni Kantolar, Arapça, 15, Yemek Risalesi, Türkçe, 33, Yıldızname, Arapça, 1, Vatan, Hintçe, 1

Demirel’in kitabının 167-171’inci sayfalarında Abdülhamit döneminde “Osmanlı Devletine Girişi Yasaklanan Gazeteler” listesi var. Bu listede de 162 isim belirtilmiş:
Ama yasaklanan gazetelerin sayısı çok daha fazla; çünkü içlerinde “Bütün Viyana Gazeteleri”, “Londra gazeteleri”, “Bütün İngiliz Gazeteleri”, “Bütün Fransız Gazeteleri”, “Bütün Atina Gazeteleri” gibi toptancı ifadeler var.
O sırada yasaklanan gazeteler arasında Le Figaro, Daily Telegraph, Times, Ahram (El Ehrâm olarak geçiyor) gibi bugün hâlâ yayınlarına devam eden ünlü gazeteler de dikkati çekiyor.
KAHROLSUN İSTİBDAT… YAŞASIN DEMOKRATİK CUMHURİYET!
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/abdulhamit-doneminde-yakilan-kitaplar-3-maarif-nazirinin-listesi-1749070
Posted in Tarih, VİDEOLAR, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

İkinci Abdülhamit * Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün iki temel göstergesi vardır: Birinci gösterge, yaklaşık olarak 1 milyon 600 bin kilometre kare toprak kaybıdır. Çöküşün ikinci göstergesi ise Düyun-u Umumiye’nin ilanıdır

Emre Kongar / 28 Haziran 2020 Pazar / ekongar@cumhuriyet.com.tr

Cuma günü, RTÜK Başkanı’nın sabaha karşı 02.13’te bir tvit atarak, Merdan Yanardağ’ın TELE 1’de, Abdülhamit konusundaki konuşması için “İnceleme başlattığını” bildirmesi, konuyu gündemin birinci sırasına oturttu.
Bugün aslında Abdülhamit dönemindeki sansürü yazacaktım ama daha önce Osmanlı İmparatorluğu’nun asıl çöküşünün onun döneminde (başladığını değil) gerçekleştiğini belirtmek istedim.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün iki temel göstergesi vardır:
Birinci gösterge, yaklaşık olarak 1 milyon 600 bin kilometre kare toprak kaybıdır.
(Karşılaştırma için belirteyim: Türkiye’nin bugünkü yüzölçümü, 783 bin 562 kilometre karedir.)
Çöküşün ikinci göstergesi ise Düyun-u Umumiye’nin ilanıdır:
Türk-İslam geleneğinde bir devletin başına yeni bir yönetici geçtiğinde, onun egemenliği iki simge ile ilan edilirdi…
Siyasal bağımsızlığı ve egemenliği belirten biçimde adına hutbe okunur ve ekonomik gücünü ve bağımsızlığını simgelemek için adına sikke bastırılırdı.
İşte Düyun-u Umumiye bu ikinci simgeyi, yani ülkenin ekonomik bağımsızlığını yok ettiği için sadece ekonomik olarak ve fiilen değil, simgesel olarak da Osmanlı’nın çöküşünü vurgular.

OSMANLI’NIN KAYBETTİĞİ TOPRAKLAR:
Büyük devletlerin de baskısıyla 1881’de Teselya ve Narda’yı Yunanistan’a verdi. 1897 Savaşı’nda geri alınan Teselya büyük devletlerin baskısıyla aynı yıl, yeniden Yunanistan’a verildi.
1878’de Kıbrıs’ı İngiltere’ye sattı.
1878 Berlin Antlaşması’yla Batum, Ardahan, Kars, Oltu, Kağızman Rusya’ya, Kotur kazası ve civarı İran’a, Bosna Hersek Avusturya’ya bırakıldı.
1881’de Fransa Tunus’u aldı.
1882’de Mısır İngilizlerce alındı.
Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan, Romanya, Şarki Rumeli Eyaleti bağımsız oldular; böylece hemen hemen bütün Rumeli kaybedildi.
Girit, Yunanistan’a geçti.
Sonuç ve özet olarak Osmanlı, ikinci Abdülhamit döneminde yaklaşık olarak 1.600.000 kilometre kare toprak kaybetti.

DÜYUN-U UMUMİYE’NİN KURULUŞU:
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında Osmanlı, Galata Bankerlerine başvurdu. Abdülhamit borsacısı olan Banker Zarifi ile gizli bir antlaşma yaparak yüzde 15 faizi ve yüzde 5 komisyonu kabul etti.
Zarifi’yle ayrıca karşılığında yüzde 12 faiz ve aylık, 0.25 komisyon verilmek üzere 300 bin liralık bir avans anlaşması imzalandı. Güvence olarak da bazı vilayetlerin aşar ve ağnam gelirleri gösterildi.
Savaş devam ederken Zarifi ve birkaç bankerle 45 milyon kuruşluk yeni bir anlaşma daha imzaladı. 93 Harbi kaybedildi; Ruslar, Yeşilköy’e kadar geldi.
93 Harbi sonrasında 1878 yılı itibarıyla Osmanlı’nın, faizler dahil, Galata Bankerlerine toplam 11 milyon Osmanlı Lirası borcu vardı.
Bunun 690 bin lirası doğrudan Yorgo Zarifi’nin alacağıydı.
22 Kasım 1879’da Banker Yorgo Zarifi ve Salamon Fernandez gibi Galata Bankerleri ve Osmanlı Bankası yetkilileriyle “Rüsumu Sitte” (Altı vergi) anlaşması imzalandı.
Anlaşmaya göre, tuz tekeli, tütün tekeli, damga resmi, alkollü içki, balık avcılığı ve ipek vergisi gibi Osmanlı’nın 6 kalem sağlam geliri; “Rüsumu Sitte İdaresi”ne bırakıldı..
Bunu gören Avrupalı alacaklılar hemen harekete geçtiler ve Osmanlı İmparatorluğu ile 20 Aralık 1881’de “Muharrem Kararnamesi”ni imzalayarak “Düyun-u Umumiye İdaresi”ni kurdular; “Rüsumu Sitte” gelirleri de bu idareye devredildi.
Böylece Osmanlı İmparatorluğu tam bağımlı hale geldi.

YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK VE SOSYAL, HUKUK DEVLETİ:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ İLELEBET YAŞATACAĞIZ!

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/ikinci-abdulhamit-1747932
Posted in Tarih | Leave a comment

Dün İstanbul’da binlerce avukat miting yapmadı…

Aydın Engin / 01.07.20202
Demek ki bir miting olmadı. Olsaydı ortalıkta gazeteyim, haber kanalıyım diye dolanan o “özel bir sektör” mutlaka ve mutlaka okurlarına, seyircilerine duyururdu…Dün İstanbul’da binlerce avukat polis barikatlarını aşarak bir miting yapmadılar.
Dün İstanbul’da Çağlayan Adliyesi diye anılan AVM benzeri binanın önündeki kocaman alanda binlerce avukatın bir araya gelip miting yaptıkları “iddia edildi”. Ama bu uydurma bir haberdi; meslek argosu ile söylersek bir “asparagas”tı.
Nitekim binlerce avukatın “Savunma susmadı, susmayacak” diye yeri göğü inlettikleri iddiası da asparagastı…
Dün İstanbul’da İstanbul Baro’sunun Başkanı Mehmet Durakoğlu “Biz avukatız, biz biat etmeyiz, eğilmeyiz” diye kükremedi, AKP Reisi’ne ve iktidarına meydan filan okumadı…
Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) Başkanı ikbal kapısını AKP iktidarında gördüğü ve dümeni o yöne kırdığı için mitingde binlerce avukat tarafından bir kez daha istifaya çağrılmadı.
Çünkü dün İstanbul’da binlerce avukat polis engellerini aşarak bir miting yapmadılar…
Eğer öyle bir miting olsaydı görevleri, varlık nedenleri ülkede ve dünyada olup biteni halka aktarmak olan medya (basılı gazeteler ve televizyonlar) 2020 yılı haziran sonu Türkiye’sinde bu kadar önemli ve kesinlikle sonuçları olacak bir olayı okurlarına ve seyircilerine duyururlardı.
Duyurmadılarsa öyle bir olay olmadığındandır…
Miting olduğu “iddia edilen” saatte TV ekranlarında zapladım zıpladım. Halk TV ve Tele 1 dışında hiçbir TV kanalı bırakın canlı yayını, alt yazıyla bile bir miting haberine yer vermediler.
Demek ki bir miting olmadı. Olsaydı ortalıkta gazeteyim, haber kanalıyım diye dolanan o “özel bir sektör” mutlaka ve mutlaka okurlarına, seyircilerine duyururdu…
Binlerce avukatın Çağlayan Adliye Sarayı’nın önündeki kocaman alanda bir miting düzenlediği “iddia edilen” dakikalarda ana akım medya denen “akıp giden ve tel tel dökülen” medyanın bir zamanlar amirali olan “ceride”nin internet ekranına baktım.
Açılış ekranında meslek dilinde “flash manşet” dediğimiz, günün, o saate kadarki ülke ve dünya olayları arasında en öne çıkarılması gereken, en yüksek haber değeri taşıyanlar yer alır.
Amiral kayığında bu manşetler 15 tanedir.
Mitingin sona erdiği “iddia edilen” dakikalarda 15 Flash Manşet’in birincisi günler önce kaybolmuş, dün de cesedi bulunmuş dünya sevimlisi bir kız çocuğuyla ilgiliydi.
“Demek günün en önemli olayı buymuş” deyip öteki “manşetler”e geçtim.
* Yeni Zelanda’da 2006 yılında inşa edilmiş ve “vahşi batı” görünümü verilmiş dev kasaba 7,5 milyon dolardan satışa sunulmuş…
* Cumhurbaşkanı Erdoğan torununu ziyaret etmiş…
* İngiliz kraliyet ailesinin zıppır gelini Meghan Markle gebe olduğunu uluorta açıkladığı için kocası çok utanmış…
* Ufuk Bayraktar diye ünlü bir oyuncu varmış. Onun eşi herkesi şoke eden bir açıklama yapmış, “Kendi yatağımda aldatıldım” demiş.
* ABD’de bir seri katil, savcıyla anlaşmış, bazı cinayetleri kabul etmiş.
* Bir kadın öğrencinin ölümüne yol açan kamyon şoförü dört yıla mahkûm olmuş…
* Ünlü futbolcu Arda Barcelona’dan…
Hayır, manşetlerin devamını okumadım. Başka “amiral” adayı gazetelerin internet sayfalarına da bakmadım.Midem bulandı ve utandım. Çok utandım. Meslek adına utandım.
Bir kere daha “Anneme gazeteci olduğumu söylemeyin…” diye başlayan o ironik ama çok acıtan cümleyi hatırladım…Bu günlerde ben bu cümleyi neden bu kadar çok ve sık hatırlar oldum?
Posted in ANAYASA, HUKUK-YARGI-ADALET | Leave a comment