SİYASET GÜNDEM *** 2019 ÇARPIŞMASI ve CHP’YE 3. KUMPAS

Mehmet Ali Güller
19 Haziran 2017
ABC Gazetesi

2019 ÇARPIŞMASI ve CHP’YE 3. KUMPAS

Enis Berberoğlu’na MİT TIR’ları haberi dolayısıyla 25 yıl ağır ceza verilmesi, Kemal Kılıçdaroğlu’nu 2019 sürecinde rehin alma operasyonuydu. Kılıçdaroğlu “yürüme” kararı alarak bu operasyona direnme kararı aldı. ”

Enis Berberoğlu’na MİT TIR’ları haberi dolayısıyla 25 yıl ağır ceza verilmesi, Kemal Kılıçdaroğlu’nu 2019 sürecinde rehin alma operasyonuydu. Kılıçdaroğlu “yürüme” kararı alarak bu operasyona direnme kararı aldı.

Yani yaşananlar aslında 2019 çarpışmasıdır!

Gelin ne demek istediğimizi anlatabilmek için önce bazı saptamalar yapalım:

1) AKP hükümetleri döneminde TSK’ye belli başlı 3 kumpas yapıldı:

a) AKP-FETÖ ortaklığında Ergenekon-Balyoz kumpasları.

b) FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi

c) AKP’nin 15 Temmuz fırsatıyla TSK’yi “yeniden yapılandırma” kumpası.

2) Aynı dönemde CHP’ye de belli başlı 3 kumpas yapıldı:

a) ABD’nin Deniz Baykal’ı rehin almasıyla 2003’de Erdoğan’a başbakanlık yolunun açılması.

b) 2010’da, AKP-FETÖ ortaklığında Baykal’dan bir kasetle kurtulma operasyonu.

c) Ve Berberoğlu operasyonu.

3) Bu süreçte İşçi Partisi ve MHP’ye de AKP-FETÖ ortaklı kumpas ve operasyonlar yapıldı.

4) Ayrıca gazetelere, gazetecilere, aydınlara, demokratik kitle örgütlerine, sendikalara, meslek odalarına vs. operasyonlar yapıldı.

AKP-FETÖ ortaklığındaki operasyonlar genel olarak Cumhuriyet’i yıkma hedefliydi; AKP’nin yaptığı operasyonlar ise yıktığı rejimin yerine yenisini inşa etmek hedefli operasyonlardır.

İşte bu geniş resim içinde Berberoğlu operasyonunun anlamı ortaya çıkmaktadır. Açalım:

BERBEROĞLU ÜZERİNDEN KILIÇDAROĞLU’NA OPERASYON

MİT TIR’ları olayı, AKP hükümetinin Suriye’de Esad rejimini yıkmak amaçlı dış politikasının bir yansımasıydı. TIR’larla iddia edildiği gibi Suriyeli muhaliflere gıda ve ilaç gibi yardımlar gitmiyordu, silah gidiyordu. TIR’lardaki görüntüleri Cumhuriyet’e verdiği iddia edilen Berberoğlu bu nedenle “casuslukla” suçlandı.

Gerçi bu suçlamayla bile 25 yıllık ağır ceza, normal değildi. Normal olmadığı AK-Medya’nın anında “peki Berberoğlu’na o görüntüleri kim verdi?” haberlerinden anlaşılıyordu. Kararla birlikte “asıl suçlu Kılıçdaroğlu’dur” kampanyası başlattılar.

Hedef, en zor viraja girerken, yani 2019 sürecinde Kılıçdaroğlu’nun rehin alınmasıydı. Böylece Erdoğan’ı korkutan yüzde 49’luk “hayır” cephesi (ki gerçekte yüzde 55) daha baştan sıkıntıya sokulacak, dahası ilerideki kimi hamlelerle birlikte cephe yarılacaktı.

Nasılsa Kılıçdaroğlu 7 yıldır çok da zorluk çıkarmamış, Gezi’de, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday yapılmasında, 16 Nisan referandumunda o cepheyi hep hayal kırıklığına uğratmıştı. Ayrıca “laikliğin tehlikede olmadığını” söylemesinden tutun da, dokunulmazlıkların kaldırılmasındaki tavrına kadar pek çok konuda AKP’nin işini kolaylaştırmıştı.

Kısacası Berberoğlu’na gösterilen 25 yıl ağır ceza sopası Kılıçdaroğlu’nu rehin almaya yetecekti.

Ancak Kılıçaroğlu bu son hamleyle köşeye sıkışmış oluyordu ve köşeye sıkışmış her canlı gibi ya “ölecek” ya da “yaşamak” için savaşacaktı!

Ve savaşmaya mecbur kaldı!

SARAY’IN ‘CUMHURİYET’E SON DARBESİ’Nİ ENGELLEMEK

İşte Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü bu geniş resimde anlatmaya çalıştığımız “rejim inşası operasyonlarını” durdurabilmek için desteklenmelidir.

Elbette Kılıçdaroğlu onlarca büyük hata yapmıştır, elbette Kılıçdaroğlu örneğin Berberoğlu serbest bırakılırsa yürüyüşü yarıda bırakabilir, elbette Kılıçdaroğlu yine CHP tabanını hayal kırıklığına uğratabilir…

O nedenle Kılıçdaroğlu’nu sürekli arkadan itmeliyiz; geri dönmesin diye, yarı yolda bırakmasın diye…

Kılıçdaroğlu’nun yürüme kararı, Saray’ın “Cumhuriyet’e son darbe”sini engelleyebilmek için bir fırsat yaratmıştır ve bu nedenle desteklenmelidir!

“Türk bayrağı yok” gibi doğru olmayan bilgilere aldırmadan, “Kılıçdaroğlu PKK ve FETÖ’yü kurtarmak için yürüyor” gibi komplolara bakmadan, “CHP dış müdahale istiyor, iç savaş peşinde” gibi kışkırtmalara gelmeden, bu yürüyüş desteklenmeli ve büyütülmelidir.

Erdoğan’ın 2019 sürecinde “yüzde 49 cephesini” bölme hamlesini bozmak, sadece CHP’nin değil, hepimizin görevidir!

Posted in FAŞİZM, Fetullah Gülen, Gundem | Leave a comment

Akıl Fikir yazıları *** KURTARICI * etimiz, kanımız onların oluyorsa da kemiklerimiz şimdilik bizlere kalıyor diye sevinmeli miyiz acaba. Ne ki onlar da, bir zamanlar Hitler Yahudilerine yapıldığı gibi köşe lambalarına, düğmelere, el sabunlarına dönüşürse ne yaparız ya da bu olmadan önce nerelere kaçarız bilemem. Yoksa konu mankeni kalarak, bir içi boşalmış sivri akıllının dediği gibi de ‘biat en iyisidir’ diyerek oturup kaderimizi mi bekleyelim.

Serendip Altındal
serendipaltindal@gmail.com
20 Haziran 2017

KURTARICI 

Ülkemiz bildiğimiz; ama öz kaynakları dahi kurutulmuş ve özüne yabancılaştırılmış Tayyibistana, salt bir elektrik faturasında bile %100 haraç ödüyoruz. Nasıl mı? Geçen ayın elektrik sarfı tutarımız aslında 54 TL, oysa ödemek zorunda kaldığım 101 TL oldu. Sadece bir elektrik faturasında gerçek bu ise, genel kalemlerden yapılan toplam gaspı varın siz hesaplayın artık. Eşim bile faturayı görünce, doymak bilmez bir canavarı kanımızla besliyoruz demek zorunda hissetti kendisini.

İlave etmek gerekirse de; etimiz, kanımız onların oluyorsa da kemiklerimiz şimdilik bizlere kalıyor diye sevinmeli miyiz acaba. Ne ki onlar da, bir zamanlar Hitler Yahudilerine yapıldığı gibi köşe lambalarına, düğmelere, el sabunlarına dönüşürse ne yaparız ya da bu olmadan önce nerelere kaçarız bilemem. Yoksa konu mankeni kalarak, bir içi boşalmış sivri akıllının dediği gibi de ‘biat en iyisidir’ diyerek oturup kaderimizi mi bekleyelim. Bu ise Türk Ulusuna hiç; ama hiç uymaz işte, biline.

Adalet için yürüyorlar, sonuna kadar yürüyeceklerdir de. Genel Başkan olduğundan beri ilk gazasını veren Kılıçdaroğlu, taraflı tarafsız herkes tarafından canı gönülden takdirle alkışlanıyor. Diğeri de kalkıyor, ‘yürüyüşün Devletin sana bir lütfudur’ diyor. Allah Allah demek ki bundan sonra sokakta yürümek için bile Devletten müsaade almamız gerektiğini bilmiyorduk doğrusu. Bakın bu da varmış bu ülkede. Oysa bu balonu uçurmak yerine, yürüyüşün nedenini düşünebilseydi, ‘bakın günahına girmeyelim, onda da akıl ışıltıları varmış’ denebilirdi belki de kendisine.

Belki de akli bir hezeyan nedeniyle Cumhuriyetçi, Demokrat bir ülkenin Cumhurbaşkanı olduğunu unutuyor da, çağlar ötesi bir aşiret kabilesinin lideri mi olduğunu düşünüyor acaba diye hükmediyor insan. Ve 80 milyonluk, çoğunluğu aklı başında – ki çalınan hayırlardan belli – bir toplumun üstünde, milletiyle genetik bağı olmayan ve her an yok olmayı bekleyen bir geçici aşiret yönetimi mi oturuyor tematiği, zorunlu olarak akla geliyor.

Bir zamanlar Menderes’te aynı yolda yürümüş bir majesteleriydi. Cumhuriyet onuruna imza atmış bir ikinci adam İnönü’ye demediğini komayıp, yapmadığını bırakmamıştı. Sonunda Yassıada Hâkimi önünde ki süklüm püklüm, çaresiz ve acınası enkazı hala gözlerimin önünden gitmiyor. O zaman da genç aklımla nerede kaldı şimdi azametin diye düşünmüştüm doğrusu. Ne ki ihtirası adamı sonunda tiran yaparsa, bir tiran teröriste fark atar. Ve ihtiras yolunun sonunda aile boyu bütün varlığını yok edecek bir tiranın ise akıl ve mantık ile herhangi bir alakası olduğu ise söylenemez.

Hele de Referandum sonuçlarında toplum iradesi betiği ile kekeledikleri çalıntı %51’in aslında, tam bir soysuzluk olduğunu anlamak istemeyen kafalara bunu anlatmaya çalışmak da, bilin ki tam bir abesle iştigaldir. Ve unutulmamalıdır ki sandığa gitmeyen hayırcılar da ilave edilirse % 85-90’lara çıkacak hayır oylarını % 51 evet oylarına dönüştüren kurgu dahi kontrollü bir iktidar darbesidir kendi başına.

Bize de buradan böyle zihniyetleri iktidara elbirliği ile taşıyan AB & ABD emperyalist iktidarlarına, işte sizin gerçek kaliteniz, beş para etmez güvenilmez insan kimliğiniz de budur, demek ki hep kendi hamurunuzdan adamlara muhtaç olacaksınız demek düşüyor. Biz ülkemizde aynı kafaların ortak ürünü olan çağ ötesi irticai beslemelerle hala uğraşıyorken, Reform ülkelerinin içinde bulundukları daha büyük sıkıntılara, endişe ve korkulara da biraz dikkatimizi yöneltirsek, kendi sıkıntılarımız da belki biraz hafifler ve özgüvenimiz artar.

Mesela yakın günlerde Avrupa da yayılan terörün yanında, Berlin de sol ekstiremist eylemcilerin terör estirdiği, caddelerde yanan arabaların, dükkânların yanında sivil ve polislerden de yaralıların olduğu büyük çatışmalardan, nedense bizim yandaş medya da hiçbir haber yoktu. Yoksa terörün kendisine döneceği beklentisi ve korkusuyla uykuları kaçan Erdoğan, ‘büyük yürüyüşü yazmayın da emsal olmasın’ endişesiyle basına da bu nedenle yasak mı koydu acaba? O Hâlde bizatihen lütuftan(!) bahsetmesi de normaldir şüphesiz.

Askerlerimizin zehirlenmelerini daha ilkinden itibaren ciddiye aldığım için kendi adıma da yazmıştım. Bugün bunun sistemli bir sabotaj olduğu da ortaya çıktı herhalde artık. Maddesel veya bakteriyel bir zehirlenme olup olmadığını bu çağdaş dönemde tespit edebilmek bu kadar zor mudur? Yolgeçen hanı olmuş ülkemde, yemek şirketlerinin yanı sıra mutfak personellerinin, ordunun gıda ve ambar sorumlularının da kontrol altına alınmaları gerekmez mi? Komutanları sahiden bu kadar değersiz ve kimliksiz mi kaldı bu ordunun. O halde ordu neden var. Ey Baş Komutan ses ver, nerelerdesin!!!

Şayet ihmaller artar ve tedbirler alınmazsa, yakında ayakta kalan askerimizde kalmayacaktır karargâhlarında. İşte o zaman Beylerin, Hanımefendilerin torpilli çocuklarının, yakınlarının da acilen silahaltına alınmaları gerekecektir ani seferi durum zuhur ettiğinde ki o da yakındır. Ve inanıyorum ki bu ülkenin mevcutları kadar, bir torpilli ihtiyatı da vardır nasılsa. Şimdi bunların asker(!) olduğunu ve ülke savunması nedeniyle cepheye yollandıklarını da gözünüzün önüne getirin bir zahmet.

Vatanı olmayandan kahraman, kahraman olmayandan da vatan kurtarıcı çıkmaz. O nedenle de yüce Atatürk her ikisiydi ya zaten. Kahraman olmak için Çanakkale gibi bir meydan Muharebesi kazanmak, Gandi veya Mao gibi de halkıyla en azından bir uzun yürüyüşe bizatihi lider olmak gerekir. Sadece masa başında olmuş bir kahramandan bahsetmiyor tarih ne yazık ki. Belki de yeni kurtarıcımız, Kılıçdaroğlu olur kim bilir. Yalnız korkanlar, korkularının dağları beklediği gibi de yolunu tıkamaya kalkarlarsa, bilin ki sonuçta kazanan kurtarıcı, yine de bizim Gandi Kemal olacaktır.

Buradan kendisine sesleniyorum; doğru yoldasın aziz kardeşim. Bugünden başlamak üzere yarının gençliğine de örnek olacağını bilesin. Çünkü emek karşılığını sonunda hep almış ve her zamanda alacaktır. Kıçı koltuğuna yapışandan hayır gelmemiştir kimseye ve hiçbir ülkeye. 428 Km az yol değildir, ülkenin yarısını adımlamış oluyorsun böylece. Bir idealle de özdeş olursa hele, erdem yürüyüşün öğretici olurken, göründüğünden de çok fazla hedefi bir anda vuran bir ok olur.

Belki de farkında olmadan başlattığın halk devrimi böylece artık seninle yola çıkmıştır. Birliğin, idealin, altı okun ve ancak Kemalist misyonun gereği kemikleşebilecek olan sağlıklı kişiliğin, lekesiz ve açık alnınla da çok yaşayasın. Asla pes etme – ki etmeyeceğini de adım gibi biliyorum – sonunda bulacağın ADALET senin olsun ve sayende temsil ettiğin bizlerin de kuşkusuz. Ayrıca Adaleti sen geri getirince, yarın Erdoğanlar takımının da sana medyunu şükran olacağını şimdiden kestirmek inan ki hiç zor değildir. Çünkü Cumhuriyet nasıl onları var ettiyse yarın doğrulan adalete de yine onların daha çok ihtiyaçları olacağı kesindir.

Dört duvarımın gömüsünde, hüzünlerimi oluşturan karmaşık düşüncelerle baş başa, ülke ve dünya işleriyle haşır neşir olurken, sevenle sevmeyen arasında; ama sevgisiz yaşanmıyor yine de bu Dünya diye düşünüyorum. Size gelince Avrupalılar, Kuzey Amerikalılar bugünlere kadar üçüncü Dünya da oynadığınız oyunlar, çevirdiğiniz entrikalar bağlamında tüm yaptıklarınız, şayet evriminizi tamamlayamadığınızda geleceğinizin ve devam eden kalitesizliğinizin de teminatı olacaktır. Bir de utanmadan atalarınızı uygarlaştıran, sizleri de adam yapan aryan Türklerin karşısında, kaypak akıllarınızla bir de kendinizin de aryan olduğunu iddia etmeye kalkıyorsunuz. Hastirin oradan…

Serendip Altındal

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI | Leave a comment

ERDOĞAN’IN YUNANİSTAN’ın İŞGAL ETTİĞİ ADALARIMIZ KONUSUNDAKİ İCRAATLARIYLA İLE İLGİLİ BELGELER Tayyip Erdoğan, yapmış olduğu bir konuşmada “Ülkemizde ikinci bir bayrak dalgalandırmak isteyenler ihanet içindedir” açıklamasını yaptı. Erdoğan bizzat kendisini tarif ediyor. Çünkü ülkemiz topraklarında tam 10 yıldır Yunan bayrağı dalgalanıyor ve tam 10 yıldır Yunan askerleri dolaşıyor.

1. 2004 Yılından bugüne kadar tam 10 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ne ait 16 ada ve 1 kayalık Yunanistan’ın işgali altındadır. İzmir Aydın ve Muğla illeri, birisi Türk diğeri Yunanlı olmak üzere, iki vali ve iki belediye başkanı tarafından yönetilmektedir.  Vatan topraklarında Yunan askerleri dolaşmaktadır.

2.Vatan topraklarının işgal edildiği, adalarda Yunan askerinin bulunduğu ve Yunan bayrağının dalgalandığı, 18 Mayıs 2011 tarihinde Ümit YALIM tarafından belgelenmiştir.

3. Adaların Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu İngiliz ve Amerikan haritalarında açıkça gösterilmektedir.

4. MHP ve CHP Milletvekillerinin verdiği soru önergeleri üzerine, adaların Yunanistan tarafından işgal edildiği AKP Hükümeti tarafından kabul edilmiştir.

5. Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olan Bulamaç Adası’nda suç işleyen Türk vatandaşını, Türk Milleti adına Yunan mahkemesi yargılamıştır. AKP Hükümeti, alenen verdiği adalardaki yargılama yetkisini de Yunanistan’a devretmiştir.

6. Yunanistan işgal ettiği Türk topraklarında vergi topluyor.

7. Soma’da 301 madencimiz bir avuç kömür için hayatını kaybederken, Yunanistan işgal ettiği Sakarcılar Adası’ndaki madenlerimizi yağmalıyor. AKP Hükümeti milli kaynaklarımızın Yunanistan tarafından yağmalanmasına sessiz kalıyor.

8. Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetleri tam 10 yıldır işgalin önlenmesi için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Hükümet Direktifi vermediği gibi adaların boşaltılması için Yunanistan’a bir tek nota bile vermemiştir. Yani vatan toprakları alenen Yunanistan’a verilmiştir. İşgal edilen 16 Türk adası ve 1 kayalıktaki Yasama, Yürütme, Yargı, Vergi Toplama, Madenlerin kullanılması, Asker Bulundurma, ve Bayrak yetkisi Yunanistan’a devredilmiştir. Anayasa’nın 3.maddesi fiilen değiştirilmiş, Türkiye Cumhuriyeti, Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde ilk defa toprak kaybı yaşayarak batıdan bölünmüştür. Tayyip Erdoğan Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesinden sorumludur.

9. Tayyip Erdoğan, yapmış olduğu bir konuşmada “Ülkemizde ikinci bir bayrak dalgalandırmak isteyenler ihanet içindedir” açıklamasını yaptı. Erdoğan bizzat kendisini tarif ediyor. Çünkü ülkemiz topraklarında tam 10 yıldır Yunan bayrağı dalgalanıyor ve tam 10 yıldır Yunan askerleri dolaşıyor.

 

Yüksek Seçim Kurulu’nun, Erdoğan ve Demirtaş’ın  Cumhurbaşkanı adaylıkları ile ilgili olarak verdiği karar sonrasında, Türkiye’nin iç savaşa gitmesi, zaten batıdan bölünen Türkiye’nin bir de doğu ve güneydoğudan bölünmesi ve topraklarımızda Yunan bayrağına ilave olarak bir de İsrail bayrağının dalgalanması halinde, kararı verenlerin, sadece vicdanen değil aynı zamanda Türk tarihine karşı da sorumlu olacağı kaçınılmazdır.

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

http://www.reelpiyasalar.com/yazar/umit-yalim/251/ysk-turk-tarihine-karsi-sorumludur/

Posted in ANAYASA, DIŞ POLİTİKA, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, Uncategorized | Leave a comment

Katar’ı korumak için asker gönderenler Ege denizindeki adalarımızı neden Yunanistan’a verdi ? * TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAGINI SESSIZ SEDASIZ YUNANİSTAN’A VERMISLER

Altay tokat
altok1940@gmail.com
20.06.2017

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAGINI
SESSIZ SEDASIZ YUNANİSTAN’A VERMISLER

Yunanistan Ege Denizinde Helenizmi yani Ege nin Yunan gölü haline dönüşmesini adım adım gerçekleştiriyor. Biz seyrediyoruz. Bu gidişle yakında Donanmamız ,Yunanistan dan izin almadan Akdeniz’e çıkamayacak duruma gelirse şaşmayalım. O zaman Türk Boğazlarının stratejik ve jeopolitik avantajları da ciddi düzeyde azalacak. Bu konu yetkililer. basın, kamuoyu duyarsız . Esas üzüntü veren nokta burası.

Altay Tokat

24.08.2014 GUNU DIDIMDEN EGE DENIZINDE TURK ADASI OLAN BULAMAC ADASINA ANTREMAN İÇİN YUZMEK ISTEDIM AMA POLIS VE ASKERLER TARAFINDAN ABLUKAYA ALINDIM.

SONRA 25 NISAN 2015 TE BU DEFA YANIMDA YUZLERCE VATANSEVER VE MILLIYETCI KARDESIMLE YENIDEN DENEDIK YUZMEYI.ANCAK BU DEFA BES BOLUK ASKERLER UC SIRA TAM TECHIZATLI JANDARMA BARIKAT KURARAK YUZMEMI ENGELLEDILER…SONRASINDA ISE INATLA NEDEN DEDİK? ARAŞTIRDIK ISTE TESPITLERIMIZ:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAGINI SESSIZ SEDASIZ YUNANİSTAN’A VERMISLER MI YUNANİSTAN ISGAL MI ETMIS PEK ANLAMADIK AMA GIDIP SAHIT OLDUGUM 700 YILLIK BULAMAC ADASI OLMUŞ SIZE FARMAKOLI! !!

BUNU KIM YAPMIS , BUYRUN SIZE GERCEKLER!

Yeni Turkiye diye cigiranlar yok efem yeniden osmanliyi ayaga kaldiracagiz ortadoguda bizden habersiz yaprak kimildanmadigini sananlar iyi okuyun bu yazdiklarimi.

Siz Osmanliyi yeniden kuracaginiza once Ataturk ve silah arkadaslari ile Aziz Turk milletinin kaniyla kazanilmis topraklarimiza sahip cikin siz daha Osmanlı Tarihini anlamamisiniz Osmanlı sizin neyinize!

Bulamaç adasını sessiz sedasız Yunanistan almış haberiniz olsun!!!!
zira öyle olmasa kriz çıkmasın gerekçesi ile oraya yuzmeme engel olunmazdi !

Yüzmem Anayasa ile tanınan seyahat etme özgürlüğüm kapsamında bir eylemdir.Istanbul’dan Ankaraya giderken bir kurumdan izin alıyormuyuz hayır….Bulamaç adasıda Türk toprağı ise gidebiliyor, yüzebiliyor olmam gerekirdi! Şimdi soruyorum;

Soru 1-Bedeli milletin kaniyla ödenen bir toprak parcasini % bilmem kac oy almis bir iktidarin veya meclisin milletin toprağını verebilme yetkisi var mi ! ?Bilmediğim için ve de aklıma yatmadığı için soruyorum yanlış anlaşılmasın !

Soru 2- Yüce Türk ulusuna ait toprak / ada Yunan a peşkeş çekilirken Genel Kurmay Başkanı ne iş yapiyordu!?Noluyor Ege Denizinde diye hiç mi merak edip bakmadı!

Soru 3- Şu an Bulamac ve Eşek adaları dışında yine yüce Türk ulusu kaniyla kazanılmış ve birilerine sessiz sedasız verilen yada haberimiz olmadan elimizden alınan topragimiz var mi ! Örneğin aklıma geldi sorayım Süleyman Şah Türbesinde son durum nedir? Son hatırladığım İŞİD mi neyse kafa kesen terör örgütü işgal mi edecekti ne öyle şeyler okumuştum! Nedir Süleyman Şah türbesinin an itibarı ile durumu!

Soru 4-Yandaş basın dedigimizde kizan kizaran abiler ablalar hic mi haysiyetiniz yok bunca olay varken bu gercekleri yazmıyor kamuoyuna paylasmiyorsunuz !Kendinize saygınız olmayabilir peki evde kariniz kızınız ailenize karşı mesleğini layıkıyla yapıyor olmamaktan hic mi rahatsızlık duymuyorsunuz!!!

Bu arada bugüne kadar bana desteklerini esirgemeyen gazeteci dostlarım büyüklerim ve arkadaşlarım ile haberlerimi çekinmeden yazan basın organlarını istisna tuttuğumu açıkça belirtmek isterim.!!

DHA ajansini şiddetle kınıyorum. ..
Ben Türk milletinin toprak bütünlüğüne farkındalık icin BULAMAC ADASINA yuzecegim dedigim halde siz haberi yazarken Alper Sunaçoğlu Yunanistan’a ait FARMAKOLI adasina yuzecekti..yazdınız. ! Bu mu sizin özgür objektif ve tarafsız gazeteciliginiz..

Konuyu hukuki platforma taşıyabilmek adına iki eksiğimiz var.Birisi kamuoyu oluşturmak ikincisi cesur ve gönüllülük esası ile bu konuyu hukuki olarak takip edip Bilgi Edinme kanunu kapsamında soracak avukatlar ve siyasi partiler Bu ikisi için destek rica ediyorum.Zira bu suçun adı VATANA IHANET SUCUDUR!

Posted in DIŞ POLİTİKA, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

kemal Kılıçdaroğlu’nun ADALET YÜRÜYÜŞÜNDEN Mohandas Karamchand Gandhi’nin Tuz Yürüyüşüne

17 Haziran 2017
Orhan ÖZKAYA

Tuz Yürüyüşü… -/- Ve Mohandas Karamchand Gandhi…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu Ankara ‘ dan başlattığı “Adalet yürüyüşü”nü, ülke genelinde büyük bir destekle sürdürüyor.Aslında böyle bir eyleme halkımız çoktan beri hasretti. Bu eylem tüm beklentileri karşılamak açısından son derece yerinde oldu.

Dünya Kılıçtaroğlu ile demeç yarışına girdi; BBC, CNN, NTV gibi dünya ajansları yürüyüşe katılarak, Mahatma Gandhi’nin “Tuz yürüyüşü”ne gönderme yapmayı ihmal etmediler. Yani bu yürüyüşe “Tuz yürüyüşü” adını bir anlamda dünya medyası taktı.

İktidarın Adalet Bakanı ve Bakanları, olayı küçümseyerek, suç sayarak tarihin yazacağı sayfaların derinliklerini karartmaya çalıştılar. Ancak bu yürüyüş tarih sayfalarındaki olağanüstü değerdeki yerini alacaktır.

Çünkü Gandhi, İngiliz emperyalizminin yenilmesini sağlayan “Tuz yürüyüşü”nü başarıyla tamamlamış, Hindistan’ın bağımsızlığını sağlamıştı.

ADALET YÜRÜYÜŞÜNÜ Mahatma Gandhi’nin “Tuz yürüyüşü”ne benzetmek

Dünya Kılıçtaroğlu ile demeç yarışına girdi; BBC, CNN, NTV gibi dünya ajansları yürüyüşe katılarak, Mahatma Gandhi’nin “Tuz yürüyüşü”ne gönderme yapmayı ihmal etmediler. Yani bu yürüyüşe “Tuz yürüyüşü” adını bir anlamda dünya medyası taktı.

İktidarın Adalet Bakanı ve Bakanları, olayı küçümseyerek, suç sayarak tarihin yazacağı sayfaların derinliklerini karartmaya çalıştılar. Ancak bu yürüyüş tarih sayfalarındaki olağanüstü değerdeki yerini alacaktır.

Çünkü Gandhi, İngiliz emperyalizminin yenilmesini sağlayan “Tuz yürüyüşü”nü başarıyla tamamlamış, Hindistan’ın bağımsızlığını sağlamıştı.

Hindistanlı, Asyalı ilk köleler ve Gandhi
Güney Afrika’daki apartheid rejimi uygulaması sırasında, yerli halkı, büyük bir soy kırımdan geçirerek, Hitler kaçkını Hollandalı Boerler ve sömürgeci İngilizler, kurdukları tarım ekonomisinin itici gücünü oluşturan tarım işçisine olan gereksinmelerini, dışardan getirdikleri kölelerle sağladılar.Bu amaçla en uygun kaynak olarak da, henüz uyanmamış, özgürlük mücadelelerinin ülkelerine henüz uğramadığı ülkelerden işçiler getirirler. Bunun için en uygun olanlar ise; Hindistan, Malezya, Endonezya, Seylan, Java, Bengal ve Çin-Hindi gibi ülkeler idi.

Bu insanlar köle olarak getirildiler… Farklı ülkelerden olmaları nedeniyle, aralarında bir kültür birliği ve dil birliği de yoktu. Amaçladıkları hedefe bu şekilde ulaşıyorlardı. Bu köleler çeşitli çiftliklere dağıtılıyor, birbirleriyle ortak bağ oluşturmaları önleniyordu.

Ülkelerinden getirilişleri de küçük gruplar halinde ve farklı bölgelerden seçilerek olmaktaydı. Diğer bir özen gösterilen konu ise, bunların çoğalmamaları idi; bu nedenle erkek köleler kadınlara oranla çok daha fazla tercih ediliyordu.

Bunlar birer aile kurmasınlar diye birbirleriyle bağlantı kurmamaları, ortak bir kültür ve dil oluşturmamaları için gerekli özen fazlasıyla gösteriliyordu. Beyazların çiftliklerinde çalışan kölelerin sayısı ne kadar fazla olursa olsun, sonunda dışlanıp, yalnız bırakılıyorlardı.

Aralarında iletişim kurabilmek için “Afrikaansca” dilini benimsemişlerdi. İşte, baskıcı, ırkçı sistemin dili, böylece kendisine geniş bir platform bulmuştu. Ancak, tüm bu çarpıtmalara, çırpınmalara rağmen, Endonezya’dan, Java’dan, Malezya’dan ve Bengal’den gelen kölelerin Müslüman olmaları aralarında bir kültür birliği oluşturmalarını önleyemedi.

Bu insanlar, Hollandalıların zevklerine uygun çok görkemli binalar yapmışlar, Cape bölgesinde Hollanda mimarisinin nefis örneklerini yaratmışlar idi. Kendilerini bu ırkçı efendilerine kabul ettirmişler, böylece bazı imtiyazlara da kavuşmuşlardı.

Kendi dinlerinde ibadet etmelerine dahi izin verilmişti, bu nedenle Güney Afrika’da Hindu, Budizm ve Müslüman topluluklar oluşmuştu. Yine, Natal bölgesini işgalleri altına alan İngilizler, çalıştıracak işçi sorununu, Hollandalı Boerler’in uyguladığı yöntemle çözmüşler; dışardan işçi getirmişlerdi.

Hindistan, bunun için en önemli kaynağı oluşturmuştu.Çünkü Hindistan, İngilizlerin sömürgesi altındaydı. Şeker kamışı tarlalarında binlerce Hintli çalışmaktaydı. İşte bugün Natal bölgesinde, Cape-Town şehrinde, Durban ve Pietermaritzburg şehirlerinde yoğun bir şekilde Hintli nüfusun görülmesi, bütün bu eski uygulamaların sonucunda olmuştur.

Güney Afrika’da oluşan çelik ruhlu direniş
Güney Afrika, Hindistan’ın kurucusu Mohandas Karamchand Gandhi’nin yaşamında da çok önemli ve ayrıcalıklı bir yer tutar. Tüm dünya görüşünü,bu topraklarda karşılaştığı olaylar etkilemiştir.

M.K. Gandhi felsefesinin oluşması, yine Güney Afrika’daki yaşamı sırasında gerçekleşmiştir. Hindistan’dan iş nedeniyle kısa bir süre için geldiği Güney Afrika’da karşılaştığı insanlık dışı davranış karşısında son derece etkilenip, dönüşü olmayan bir kavganın içine katıldı.

Bir İngiliz şirketinde avukat olarak çalışan Gandhi, çek tahsili için geldiği Güney Afrika’da, karşılaştığı insan hakları ihlalleri karşısında, hayatının akışını değiştirip, Hindistan’ın kurtuluş mücadelesine kendisini adamıştır. Pietermaritzburg tren istasyonunda derisinin rengi nedeniyle, bulunduğu kompartımandan atılması onu, çok üzmüş ve ırk ayrımcılığı (Apartheid) mücadelesine karşı başkaldırmasına neden olmuştur. Kısa bir iş seyahati için geldiği, Güney Afrika’da hem siyah halkın sembolü olmuş ve hem de Hint azınlığın umudu olmuştur.

Yirmi yıldan fazla bir süre Hint halkının hakları için mücadele etmiştir. Natal yönetimi, Hint halkına oy hakkı tanımamış ve Hintliler de siyahlar gibi kimlik belgesi taşımak zorundaydı, aksi halde tutuklanıp yargılanıyor ve suçlu ilan edilerek mahkûm oluyorlardı.

İşte M.K. Gandhi, bütün bu ayrımcı uygulamalara karşı koyabilmek için, Hint halkını örgütlemiş, onlara kendi ayakları üzerinde durmalarını ve derilerinin renginden dolayı gurur duymalarını aşılamıştır. “Natal Hint Kongresi” ve “Transvaal Hint Kongresi”ni kurmuş, mücadeleyi organize etmiştir.

Nelson Mandela ile kader birliği
M.K.Gandhi, Nelson Mandela için de esin kaynağı olmuş, onun, halkını başkaldırıya hazırlamasında, M.K. Gandhi’nin pasif direniş eylemleri köşe taşlarını oluşturmuş, hep örnek aldığı sabırla katlandığı eylem biçimlerini oluşturmuştur.

Bu nedenle Mandela 27 yıl kesintisiz hapis yatıp çıktıktan sonra, on binlerce Güney Afrikalı’ nın katıldığı mitingde, ülkesine bağımsızlığı getirmişti. İşte M.K. Gandhi’nin yaktığı direniş ateşi, bir başlangıcın ivmesini oluşturmuştu. Mohandas Karamchand Gandhi’nin Hint halkının kimlik bulundurma zorunluluğuna karşı geliştirdiği eylemler tarihe geçmiş, büyük yankılar yaratmıştı. Binlerce Hintli, Johannesburg kentinde kimliklerini yakmışlar, apartheid uygulamalarına başkaldırmışlardı.

Bu eylem türü, yıllar sonra, siyah halkın Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC), tarihe Sharpeville katliamı olarak geçecek, 67 kişinin ölümü, yüzden fazla kişinin yaralandığı ve binlerce kişinin tutuklandığı kimlik yakma eylemlerine örnek oluşturacaktı.

ANC, eylemlerinde M.K. Gandhi’nin ve barış yanlısı güçlerin etkisi altında kalarak, şiddet yanlısı eylemlerden uzak duruyordu. Nelson Rolillahla Mandela’da bu tutuma bir anlamda destek veriyor, şiddete şiddetle karşılık vermesinin faturasının, yine halka çıkacağını görüyordu.Bu sebepten dolayı, Afrikaner yönetimini barış masasına çekecek eylemlerle masaya oturtmaya çalışıyordu. Ancak, her kavgada olduğu gibi akıl, bir türlü galip gelemiyordu.

Mandela, her türlü silahlı mücadeleyi ret ederek, kendi bedel ödeyerek, 27 yıl kesintisiz Robben adasında yatarak, taş kırarak halkına güvenini bir an bile yitirmeden tarihin sayfalarındaki yerini aldı.M.K. Gandhi, siyah halkın mücadelesini desteklemiş ve örnek olmuştur. Aslında Gandhi, ilk yürüyüşünü Güney Afrika topraklarında başlatmıştı; zira Güney Afraka’da ırk ayrımcılığı sadece Afrikalılara değil Hintlilere ”Colors” adı takılarak yapılıyordu.

Gandhi’nin Bapu (Baba) ve “Mahatma” Yüce ruhlu
Hint halkı, Gandhi’ye Bapu (Baba) ve (Mahatma) yüce ruhlu sıfatlarını takmakla, ona olan sevgisini, saygısını ve asla yıkılmaz desteğini, sonuna kadar sürdürmüş, bütün taleplerini saygıyla karşılayarak, ülkelerinin bağımsızlığını İngilizlerden geri almışlardı. Hiçbir işkence, zulüm onları yıldırmamış, Afrika halklarına da örnek olmuşlardı.

Dünyanın en büyük bağımsızlık savaşı önderi Yüce Atatürk, bütün bu halklara örnek olmuş, hatta Gandhi’nin bağımsızlık kararına giden yolunu, kararını; O’nun bağımsızlık kararı, karakteri etkilemiş, emperyalizme karşı en küçük bir tereddüt göstermeyen duruşu, savaşı, en büyük kılavuz, deney olmuştur.

Ganhdi, kendilerine İngilizler’in önerdiği özerklik tekliflerini, Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadele azmini örnek alarak ret etti ve bağımsızlık yürüyüşünü kararlılıkla sürdürdü. Sonunda Hindistan bağımsızlığına ulaşarak, tarihin en büyük devrimlerinden birini; İngiliz emperyalizmini ülkesinden kovarak gerçekleştirdi.

Amritsar katliamı İngilizlerin yıkılışı oldu
Hindistan’ın Amritsar bölgesinde halkın silahsız eylemlerine karşı, İngilizlerin ateşiyle 400 Hintli hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine Gandhi, 6 yıl hapse mahkûm edilmişti. Ancak eylemler boykotlar şeklinde büyüyerek sürdü; İngiliz ürünleri ve hükümet görevlerinde çalışmama, çocukları okullara göndermeme, mahkemeleri ret etme kararları alındı. Boykot kararları genişleyerek sürdü…

Ünlü Tuz yürüyüşü
Hindistan Ulusal Kongre (İNC) Partisi,12 Mart 1930 tarihinde Gandhi, 78 arkadaşıyla Tuz yürüyüşünü başlatarak, bağımsızlığa giden yolun taşlarını döşedi. Bütün bu mücadeleleri veren yoksul Hindistan halkı, Atatürk’ün Türk halkıyla birlikte sürdürdüğü Kurtuluş Savaşı’na da maddi desteğini esirgememişti.

1762 yılından beri Doğu Hindistan Kumpanyası’ nın sürdürdüğü sömürüye karşı Gandhi, protesto sesini yükseltmek için, yürütülmekte olan Tuz Yasası’na, “Britanya tuz tekeli”ne karşı isyan başlatmıştı. Halka işyerlerini terk etmeleri çağrıları yaparak, Gujarat Eyaleti’nin Sabarmati Aşram bölgesinden “Tuz Yürüyüşü” nü başlattı.

388 km.lik çıplak ayaklı yürüyüşünü 24 günde tamamladı. Hint okyanusu kıyısındaki Dandi köyüne ulaştığında 61 yaşında idi. Denizden çıkardığı tuz kitlesini, tatlı suda yıkayarak, Hinduların tuz çıkaramayacağı yasasını binlerce köylüyle birlikte ihlal etti.

Sonunda, 60 binin üzerinde Hintli, Gandhi ile birlikte hapse atıldı, ancak yasa da işlemez hale geldi. Bütün bu baskı, zulüm karşısında diz çökmeyen halklar, sonunda zafere ulaşır.

Bunun sayısız örneği mevcuttur. Bu nedenle “adalet” isteyen Kılıçtaroğlu’yla Türk halkı, bütünleşerek, ülkeyi uygarlık ekseninden kaydırmaya çalışan gerici tırmanışları durduracak ve tarihteki yerine iade edecektir.Bu eylem tüm halkı kucaklamakta, ülke geneline yayılarak, Gezi’yi çok büyük adımlarla aşacak ve 16 Haziran referandum hileli sonuçlarını yerle bir edecektir.

Bu nedenle Atatürk altı oklu Türkiye’ sini hiçbir güç yolundan alıkoyamayacaktır…

Tuz Yürüyüşü… -/- Ve Mohandas Karamchand Gandhi…

Posted in FAŞİZM, HUKUK-YARGI-ADALET, SİYASİ TARİH | Leave a comment

DOĞRU SÖZE NE DENİR ? *** İslamo-(yani İslam ideolojisine dayalı) faşizmin egemen olduğu yerde demokrasi, fikir özgürlüğü, temel insan hakları, kadın-erkek eşitliği, evrensel hukuk kurallarının şekillendirdiği adalet güvencesi gibi uygarlık, gelişmişlik göstergeleri ve değerleri yeterince yoktur.

Kemal Rastgeldi
17.06.2017

İslamo-(yani İslam ideolojisine dayalı) faşizmin egemen olduğu yerde demokrasi, fikir özgürlüğü, temel insan hakları, kadın-erkek eşitliği, evrensel hukuk kurallarının şekillendirdiği adalet güvencesi gibi uygarlık, gelişmişlik göstergeleri ve değerleri yeterince yoktur.

Laiklik karşıtı girişimlerle Demokrat Parti halkımızın dindarlaştırılması yönünde öncülük etmiş ve ülkemizi bu karanlık günlere taşıyan yolun ilk taşlarını döşemiştir. Karşı devrimin kararlı adımlarla o yolda yürüyüşünü hiç bir güç engelleyememiş, yavaşlatamamış ve sonuçta ülkemizin kaderi fanatik, muhteris bir imamın pençesine, “tek adam despotluğuna” teslim edilmiştir.

Cumhuriyet, Sözcü gibi dürüst gazeteler tehdit ve baskı altına alınmış, hukuk çiğnenerek, yurtsever, aydın yazarları zindana atılmıştır. Ölçü kaçırılmış, bardak çoktan taşırılmış olduğu için ana muhalefet partisi nihayet eyleme geçmek zorunda kalmıştır. Bağımsızlığını, tarafsızlığını yitirmiş, örtülü gözü oyulmuş Adaletin zincirlerinden kurtarılması, laikliğin tekrar kazanılmasına, ülkenin azgın din baskısından,”islamofaşizm”den kurtarılmasına bağlıdır.

Ankara’da başlatılan yürüyüşe uzaktan seyirci kalmamalı, örneğin Mersindeki biz yurtseverler de (başta ÇYDD, ADD, YKKE, İşçi Sendikaları olmak üzere) özel günlerde Atatürk Heykelinden başlayarak Adalet Sarayına (tek pankartla) yürüyüş düzenlemeli, iktidarın adaletsizliğine, dinciliğine, en çok da eğitim sisteminin “dindarlaştırmasına” karşı tepkimizi, direncimizi barışçı yoldan, ama kararlılıkla göstermeliyiz.

Posted in AKIL FİKİR YAZILARI | Leave a comment

TEKNOLOJİ NERELERE GELDİ *** Japonya’da banyo yapmak

Posted in Bilim ve Teknoloji | Leave a comment

ATATÜRK’ten BİR ANI *** Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvurun köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı?

ATATÜRKÜN YAVERİNDEN BİR ANI

Gazi M.Kemal, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.

– Merhaba nine.

Kadın Ata’nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

– Merhaba dedi.

– Nereden gelip nereye gidiyorsun?

Kadın şöyle bir duralayıp;

– Neden sordun ki, dedi. Buraların sahabisi misin? Yoksa bekçisi mi?

Paşa gülümsedi.

– Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?

Kadın başını salladı.

– Tabii söyleyeceğim, ben Sincan’ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindenim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara’ya geldim.

– Muhtar niçin Ankara’ya gönderdi seni?

– Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da… Benim iki oğlum da gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip muhtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angara’ya, giceleyin

geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan
oraya vurup duruyom bey.

– Senin Gazi Paşa’dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.

– Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvurun köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşa’yı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk’ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;

– Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir… Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu dedi.

Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp

Atatürk’ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü Ata’nın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk’e uzattı;

– Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye
getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.

Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;

-‘Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.’

***

Bu yazıyı okurken duygulanan veya ağlayanlar varsa, hala umut var demektir..

Ortada dolaşan saçma sapan elektronik postaları 10 kişiye yollamak yerine, bu tür yazıları herkese yollarsak belki Ata’mızın değeri daha çok anlaşılır. Belki bazıları da vatandaşla nasıl konuşulacağını daha iyi anlar…

Acaba kendisini 2 kilo şekere, 5 kilo kömüre satan, bugünkü Türk insanına mı benziyor bu NİNEM..

Yada ülkeyi babalar gibi satan siyasilere benziyor mu, ATAM…

Ne dersiniz? …

Posted in ATATURK | Leave a comment

FAŞİZM VE ADALETSİZLİĞE KARŞI “ADALET YÜRÜYÜŞÜ” Bu yürüyüş lütuf değil haktır

ODATV.COM
Türker ERTÜRK
18.06.2017 19:54

Bu yürüyüş lütuf değil haktır

Sorun; Enis Berberoğlu, Can Dündar, Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP meselesi değildir…

Ankara Güvenpark’ta başlayan Adalet Yürüyüşü, katılımlarla devam ediyor ve İstanbul Maltepe Cezaevi’nde tamamlanacak. Bu Adalet Yürüyüşü iktidarın “CHP’nin yürüyüşü Hükümetimizin lütfudur” cümlesinde açıkladığı gibi bir lütuf değil, bizatihi engellenemez bir hakkın kullanımıdır.

Halen ülkemizi yöneten baskıcı, otoriter ve antidemokratik iktidar iradesi, ülkemizi artık yaşanamaz hale getirmiştir. Bu iktidar sayesinde hukuk ve adalet yok edilmiş, yargının tarafsızlığı tamamen bitirilmiş, AKP ilçe başkanlarının bile manipülasyon yapabileceği kadar siyasallaştırılmıştır.

HALKIN İRADESİNE SAHİP ÇIKMADI!

Sorun; Enis Berberoğlu, Can Dündar, Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP meselesi değildir. Bu ülkede onurlu bir insan olarak yaşayıp yaşayamama, insan hak ve özgürlüklerini kullanıp kullanamama, hak edilen adalete ulaşıp ulaşamama meselesidir.

Berberoğlu ve Dündar yanlış işler yapmışlardır ve yanlış yerlerde durmuşlardır. Evet, cemaate sahibiyet de göstermişlerdir. Ama bu onlara zulüm yapmanızı ve hukuksuz olarak içeri atmanızı gerektirmez. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da çok hatalar yapmıştır. Yaptığı hataların en büyüğü; 16 Nisan’da sandığa “Hayır” olarak giren halkın iradesine sahip çıkamamasıdır.

İLAN EDİLEN SONUÇ GAYRİMEŞRUDUR

Halk Oylamasında hile, madrabazlık, hırsızlık ve hukuksuzluk ile “Hayır” olan halkın tercihinin nasıl “Evet” olarak ilan edildiğini, “Atı çalanın suçüstü enselendiğini” tüm dünya biliyor! Halk Oylamasının ilan edilen sonucu kabul edilemez ve gayrimeşrudur!

Halen fiili olarak ülkemizi yöneten iktidar iradesinin elinde yargı sistemimiz, diğer tüm devlet güçleri gibi operasyonel hale getirilmiştir. Yani yargı; muhaliflerin, “Tek adam rejimine” ve karşı devrim sürecine itiraz edenleri sindirebilmek ve içeri atabilmek için silah olarak kullanılmaktadır.

MİLAT HUKUKİ DEĞİLDİR!

FETÖ, bir bahane olarak kullanılmaktadır. FETÖ’nün siyasi kanadı tamamen iktidar partisinin içindedir. Cemaati 15 Temmuz’da darbe yapabilecek konuma iktidar getirmiştir. Yardım ve yataklık suçundan kurtulmak için ilan edilen 17-15 Aralık 2013’ün milat olması; hukuki değildir!

Artık bıçak kemiğe dayanmış ve arkamızda gerileyecek yer kalmamıştır. “Bugüne kadar niçin harekete geçilmedi?”, “Gayri meşru 16 Nisan Halk Oylaması için niye bir şey yapılmadı?” diyebilirsiniz ve haklısınız da! Ama “İşin buralara gelmesinin sorumlusu sizsiniz” demek; “Ben mücadele vermek istemiyorum, ne haliniz varsa görün” demektir. Sizi bilmiyorum, ama benim bu ülkeden başka gidecek yerim yok!

OH ÇEKMİYORUZ!

2010’da istifa ettim, o günden beri hiç durmadan mücadele ediyorum. 26 Ocak 2013’de, Maltepe’de Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde yaptığım, internette hala bulabileceğiniz konuşmamda; “Hepinizin kapısına dayanacaklar! Eğer şimdiye kadar size gelmediyseler; öncelikli hedef olmadığınız için gelmediler, sonunda mutlaka gelecekler!” dediğimizde, Enis Berberoğlu ve Can Dündar karşı cephedeydi! Ama biz oh çekmiyoruz!

2011’de cemaat ve AKP ortak kumpas operasyonunda polislerin teğmenlere nasıl tuzak kurduğunu görüntülü delilleriyle Kemal Kılıçdaroğlu’na anlattım ve “Bunu bir basın toplantısı ile halka anlatalım” dedim, ama ilgilenmedi bile! Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliği ile CHP, kumpas davalarının avukatlığından vazgeçmişti. Biliyorsunuz “Laiklik tehlikede değildir” bile dedi; laiklik ve çağdaş yaşam bu topraklarda hiç olmadığı kadar tehdit altında olmasına rağmen! Ama biz yine oh çekmiyoruz, yanlışın ve yanlışların neresinden dönersen dön kârdır diye düşünüyoruz!

HAKLIDIR, MEŞRU HAKKIN KULLANIMIDIR!

Evet, “Adalet Yürüyüşü” haklıdır ve meşru bir hakkın kullanımıdır! Bu hak; milletin demokratik olarak baskıya direnme hakkıdır. Türkiye Barolar Birliği’nin 2004’de 52 sayılı dergisinde bu hak için özetle; “Hukuk dışı yollarla iktidarı ele geçirip, hukuksuzluğunu devam ettiren, devlet gücünü baskı ve zulüm vasıtası olarak kullanarak meşruiyetini kaybeden siyasi iktidara karşı; halkın hukuka itaati sağlamak, zulüm ve baskıdan kurtulmak amacıyla son çare olarak giriştiği toplumsal kabul gören aktif direnme hakkıdır” diyor.

Burada sorumluluk, iktidara düşmektedir. Ülkemizi germiştir, gerilimi düşürmek, itidalli olmak, ülkemizi normalleştirmek, adaletin tesis ve idamesinin önündeki engelleri kaldırmak ve hukuk devletini tekrar geri getirmek zorundadır. OHAL, derhal bitirilmelidir! Yoksa her şey kötüye gidecek ve ülkemiz kaos ortamına girecektir. Hepimiz kaybederiz.

HÜKÜMETİ DEVİRMEK İSTİYORLAR!

Muhalefet etmek, yürüyüş ve eylem yapmak bir lütuf değil, demokratik bir hakkın kullanımıdır. Bakınız; İngiltere’de ana muhalefet konumunda olan İşçi Partisi, daha 10 gün önce (8 Haziran 2017) seçim yapılmış olmasına rağmen, 1 Temmuz’da Muhafazakâr Theresa May Hükümeti’ni devirmek için 1 milyon kişiyi sokağa çağırdı! Amaç, hükümeti erken seçime zorlamak. Ama hiç kimse İşçi Partisi’ni darbecilikle suçlamıyor ve hiç kimse medya patronlarını çağırıp “İşçi Partisi’nin bu eylemini yazar ve haber yaparsanız, başınıza geleceklerin sorumlusu ben olmam” diye tehdit etmiyor.

Emre Kongar’ın henüz bitirdiğim “Küresel Terör ve Türkiye” ve “ABD’nin Siyasal İslam’la Dansı” kitaplarını okumanızı tavsiye ediyorum.

http://odatv.com/bu-yuruyus-lutuf-degil-haktir-1806171200.html

Posted in FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ | Leave a comment

FAŞİZME VE ADALETSİZLİĞE KARŞI “ADALET YÜRÜYÜŞÜ”

Suay Karaman
19.06.2017 00:23:51
http://www.ilk-kursun.com/haber/324676/suay-karaman-yuruyus/

YÜRÜYÜŞ

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan gazeteci ve CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na, silah yüklü MİT TIR’ları haberleri nedeniyle 25 yıl hapis cezası verildi ve hemen tutuklandı. Mahkemenin kararında, “devletin gizli kalması gereken bilgileri, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak” gerekçesiyle ceza verildiği bildirildi. Aynı olayda yargılanan iki kişiye ‘devlet sırlarını ifşa’ suçundan ceza verilirken, Enis Berberoğlu’na ‘casusluk suçundan ceza verilmesi, yargının getirildiği durumu gözler önüne sermektedir. Bir hukuk devleti kendi sırlarını açığa çıkaran kişiyi yargılar ve tutuklar; bu normaldir. Ancak ilk akla gelen, kozmik oda olarak bilinen Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nı açanlara da aynı yargının uygulanması gerekirdi. Oysa MİT TIR’larında ısrarla ‘insani yardım malzemesi var’ diyenlerin, bunun nasıl ve ne şekilde devlet sırrı olduğunu açıklamaları gerekmektedir.

Enis Berberoğlu’nun tutuklanması siyasi bir karardır ve büyük bir adaletsizliktir. Adaletten ve hukuktan yana olanlar, adaletin herkes için aynı uygulanmasını, kim suçluysa onun cezasını çekmesini ister. Uzun yıllardır ülkemizde ne adalet, ne hukuk kaldı; bu bilinen bir gerçektir ama nedense insanlar kendilerine dokunulunca anımsıyor bu kavramları.

Pensilvanya’ya giderek, Fethullah Gülen’in önünde diz çöken, Gülen hastalanınca, telefon edip geçmiş olsun diyen, yakınları öldüğünde başsağlığı mesajları gönderen, cemaat lobisinin gücüyle Hürriyet Gazetesi’ne genel yayın yönetmeni olan Enis Berberoğlu’nun, kontenjandan CHP milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı yapılması enteresandır. Zaten CHP’nin ilkeleriyle örtüşmeyen ve Atatürk Devrimlerini özümsemeyenleri, CHP içine almak ihanetlerin en başta gelenidir. “Türk ordusu Güneydoğu’da işgalcidir” diyen PKK terör örgütünün avukatı, TR 705 kodlu Sezgin Tanrıkulu, “Türkler 1915 yılında soykırım yaptı” diyen Selina Doğan, büyük önderimiz Atatürk’e “kefere” diyen Mehmet Bekaroğlu ve benzerlerini CHP çatısı altına almak, asla kabul edilemez.

“Laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum”, “yargı içinde cemaatçi kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum” söylemleri ve ortaya attığı ‘Yeni CHP’ sözü ile Atatürkçülük ve Altı Ok’un terk edilmek istendiğini vurgulayan, Soros’tan beslenen, Dersimli Kemal, Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine “adalet” yürüyüşü başlatmaya karar verdi ya da verdirildi. “Artık bıçak kemiğe dayandı, ben bu ülkede adalet sağlanıncaya kadar yürüyeceğim” diyen Kılıçdaroğlu, ülkemizin kurucu unsurlarının tasfiyesi sırasında yürüyüş yapamamıştı, rejimi değiştiren 16 Nisan 2017 halk oylamasından sonra sokaklara inememişti ama bir cemaatçi için her şeyi göze almaktadır. CHP’nin imamına sahip çıktığı kadar, Atatürk’e sahip çıkmamıştır.

Milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılırken “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” söylemi ile “Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyeceğiz” diyenler, bugünkü hukuksuzluğu hazırlamışlardı. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülkede, dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek vermek, AKP’ye de, adaletine de, hukukuna da, her durumda güvenmek anlamına gelmektedir ve bugünkü duruma gelmenin asıl nedenlerindendir. Ancak bunu anlamaktan yoksun kişilerle yol almak, yürümek olanaksızdır. Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasında hukuksuzluk olduğu kesindir. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet derken olayın buralara geleceğini göremeyenlerden siyasi partilere yönetici, ufku dar olanlardan da genel başkan olamaz, olmamalıdır.

Yapılan bütün hukuksuzluklara tepki vermek doğrudur ancak bu tepkiyi terör örgütüyle ilgisi olmayan tüm tutuklanan milletvekilleri, subaylar, gazeteciler, akademisyenler, aydınlar için de vermek gerekirdi. O zaman “adalet” pankartıyla yürümeyi düşünemeyenler, Yenikapı ruhu denen safsataya balıklama atlayanlar ve kaçak saraya gidenler halkı kandırmaktadırlar. Yapılanların hepsi bilinçlidir.

Ülkemizde hukuk dışı tutum ve davranışlar alıp başını gitmişken, Ege Denizi’nde adalarımız işgal edilmişken, Kıbrıs Yunanistan’a verilmeye çalışılırken, Katar’a asker gönderilirken, Kerkük’te 25 Eylül 2017 tarihinde halk oylaması yapılıp, bağımsız Kürdistan kurulmak istenirken, ordumuz bitirilmeye çalışılıp, askerlerimiz yemekten zehirlenirken, ülkemiz dört bir yandan sarılıp, toprak talebi gündeme getirilme aşamasındayken, büyük önderimiz Atatürk’e hakaretler yapılırken de “adalet yürüyüşü” yapılması gerekliydi. Ülkemiz bugünkü duruma getirilirken sessiz kalanların, adalet yürüyüşü yapması üzerinde ayrıca düşünülmesi gerekmektedir.

Yapılan bu adalet yürüyüşü desteklenebilir ama birlikte yürünülen insanlara da dikkat etmek gerekir. Bugün CHP yanında adalet için yürüdüğünü ileri sürenler, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak, adaleti yok eden 12 Eylül 2010 anayasa değişiklik paketine evet demişlerdi. AKP eski milletvekili ve Mazlum-Der eski Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsan, Refah Partisi eski milletvekili Merve Kavakçı’nın eşi Cihangir İslam, “Öcalan’ın serbest kaldığını görebileceğimi sanıyorum” diyen Hasan Cemal ve benzerleriyle adalet için yürümek, çelişkidir. Adalet için yürümek, ülkemizin askerine, polisine kurşun sıkanları, ülkemizi bölmek isteyenleri kucaklayanları savunmak değildir. Hem milleti adalet yürüyüşüne çağırıp, hem de “HDP vekilleri için de yürüyoruz” demek, katılımı düşürmeye çalıştığı gibi, emperyalizmin yeni projelerine de kucak açmaktır. Bu yürüyüş, emperyalizmin yeni çözüm sürecini oluşturanların bir araya getirildiği bir eylem haline dönüştürülmek istenmektedir. Bu yapıyla faşizme karşı birlik olalım derken, emperyalist emellere alet olmanın gereği yoktur. Adaletsizlerle adalet yürüyüşü yapmak, yürüyüşe gölge düşüreceği gibi emperyalizmin ekmeğine de yağ sürer. Yanlışlardan, doğru çıkarmak olanaksızdır..

Posted in DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK, FAŞİZM, İNSAN HAKLARI - DEMOKRASİ, SUAY KARAMAN | Leave a comment