PERDE ARKASI * Başbuğ, henüz görevdeyken Zekeriya Öz ve Mazlum-Der işbirliğiyle Ergenekon torbasına atılmış

Barış Terkoğlu
18 Mart 2019 Pazartesi

Başbuğ, henüz görevdeyken Zekeriya Öz ve
Mazlum-Der işbirliğiyle Ergenekon torbasına atılmış

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan İlker Başbuğ’un henüz görevdeyken şüpheli olarak soruşturulduğu ortaya çıktı. Ergenekon dosyasına giren olayla ilgili herhangi bir soruşturma açılmadı.

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ henüz görevdeyken hakkında soruşturma açıldığı, adının “şüpheli” olarak yer aldığı suç duyurusunun daha görevdeyken Ergenekon davası klasörlerine konduğu ortaya çıktı. Belgeyi Savcı Zekeriya Öz’e ulaştırarak TSK komutasının yargılanmasını isteyen isimler hakkında ise bugüne kadar soruşturma açılmadı.

İrticayla Mücadele Eylem Planı olarak bilinen kumpas belgesi 12 Haziran 2009 tarihinde Taraf gazetesinde yayımlanmıştı. 7 Ağustos 2009’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suç yerinin Ankara olması nedeniyle soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesini istedi. Fethullahçıların soruşturmayı İstanbul’a taşıma isteği gerçekleşmeyince, 30 Eylül 2009 günü FETÖ’cü Savcı Zekeriya Öz’e gönderilen sözde ihbar mektubuyla soruşturma yeniden İstanbul’a düşürüldü. Bir asker tarafından yazıldığı iddia edilen isimsiz mektup, 23 Ekim 2009’da FETÖ medyasında yer aldıktan sonra 30 Ekim 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der) üyeleri harekete geçti.

Kanıt olarak Taraf’ta yer alan haberleri de gösteren dernek üyesi 12 kişi, aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve Birinci Ordu Komutanı Hasan Iğsız’ın da bulunduğu toplam dokuz asker hakkında Ergenekon üyeliğinden dava açılmasını istedi. Dönemin Başsavcıvekili tarafından Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e gönderilen suç duyurusu aracılığıyla Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız, Albay Dursun Çiçek, Korgeneral Mehmet Eröz, Tümgeneral Mustafa Bakıcı, Albay Hicri Dinçerol, Albay Sedat Özüer, Albay İlker Ziya Göktaş, Albay Fuat Selvi hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma belgesi İlker Başbuğ ve TSK’nin kurmay kademesi henüz görevdeyken Ergenekon Davası klasörlerine kondu.

Genelkurmay Başkanı’nın da aralarında olduğu askerler için “şüpheli” yazan belgeyi davanın avukatlarından Celal Ülgen Ergenekon klasörleri arasında o günlerde fark etti. Belgeye ulaştıktan sonra neler olduğunu Ülgen şöyle anlattı: “Bu belgeyi Sayın Genelkurmay Başkanı ile paylaşmak istedim. Ama at izinin it izine karıştığı bir dönemden geçiyorduk. En yakınınıza bile güvenemezdiniz. Bu nedenle evrakları ve imzacıları ile ilgili kimlik bilgilerini salt Genelkurmay Başkanı’na verebilecektim. Bu yönde bir girişimde bulundum. Ancak Sayın Genelkurmay Başkanı ile o dönemde buluşmak mümkün olmadı. O bana başka birileri vasıtası ile ulaşabildi ama kimseye güvenemezdim.”

Öz mü harekete geçirdi?

Zekeriya Öz’e ulaşan suç duyurusuyla Genelkurmay Başkanı’nın da aralarında olduğu isimlerin kumpas soruşturulmalarına adının karıştırılmasını isteyen 12 Mazlum-Der üyesi ise şöyle: Cihat Gökdemir, Mehmet Cüneyt Sarıyaşar, Salih Serdar, Avni Çebi, Nurettin Yavuz, Leyla Demir, Ramazan Arıtürk, Zeliha Yüce Yılmazoğlu, Kenan Alpay, Fesih Kaya, Cevat Özkaya, Yaman Yıldız.

Celal Ülgen, İlker Başbuğ’un Ergenekon sürecini anlatan kitabının ardından söz konusu belgeyi paylaştı. FETÖ kumpasının TSK’nin komuta kademesine taşınması için çalışan isimler hakkında Ülgen şu ifadeleri kullandı: “Bu dilekçenin aslında bizzat Zekeriya Öz tarafından kaleme alındığı ve özenli imzacılarının seçildiği belliydi. Bu belge ile bugün baktığımızda ilk çarpıcı gerçek; şikâyet tarihinde bu ülkenin Genelkurmay Başkanı ile tüm karargâhı hakkında suç duyurusu yapılmış olması ve bu suç duyurusunun Cumhuriyet savcıları tarafından işleme konulmuş olmasıdır. Bu belgeyi imzalayanlar, bu belgeyi Zekeriya Öz’e havale eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili hakkında herhangi bir soruşturma açılmamış olması ve de şikayetçilerin Zekeriya Öz ile yaptıkları işbirliklerinin faturasını hâlâ ödememiş olmalarıdır.”

Bugün neredeler?

Ülgen’in işaret ettiği kişiler arasında bulunan dönemin Mazlum-Der Şube Başkanı Cihat Gökdemir bugün İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) Başkanı. Kenan Alpay ise Akit gazetesinde yazarlık yapıyor. Suç duyurusunda bulunan isimlerin tamamı İslamcı kuruluşlarda görev alıyor. Ergenekon dosyasına giren olayla ilgili bugüne kadar herhangi bir soruşturma açılmadı.

[Haber görseli]

Mazlum-Der’in dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve TSK komuta kademesi hakkında yaptığı suç duyurusu dilekçesi, FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz tarafından Ergenekon dosyasına konuldu.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1299706/
Posted in ERGENEKON - BALYOZ, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, İrtica, PERDE ARKASI, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, TSK, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

PERDE ARKASI * ERGENEKON KUMPASINDA İSLAMCI MAZLUM-DER’in PARMAK İZLERİ * Şu F tipi İslamcılar

Barış Terkoğlu / 18 Mart 2019 Pazartesi

Şu F tipi İslamcılar

Gömleğin ilk düğmesini yanlış mı ilikliyoruz?
Sonunda hatamız boğazımıza dayansa bile hâlâ akıllanmıyor muyuz?

FETÖ ile mücadelenin miladını iktidar belirledi! Onlara göre 17-25 Aralık’tı. Örgütün, AKP ile resmen karşı karşıya geldiği gündü. Haliyle, “paralel devlet”in yurttaşlara karşı işlediği suçlar değil, “AKP’nin meselesi” davanın kendisi haline geldi.

Bakın, bugün bir yandaşın FETÖ saflarında işlediği günahları karşısına çıkarın, yanıtı hazır: “Ama bu 17-25 Aralık’tan önceydi!”

Farkında mısınız, Hrant Dink’in katliyle hesaplaşma ya da Ergenekon kumpasının nihayete erdirilmesi bir türlü bitmiyor. MİT TIR’larını durdurarak iktidarın moralini bozanların yakasına yapışılıyor da Balyoz’da yüzlerce subayı bir günde boğazlayanların defteri dürülemiyor. Makamında yaka paça derdest edilen İlhan Cihaner, Tahşiye davasının istisnai hızla bitirilmesini “AKP’nin kendisinin doğrudan içinde olmadığı bir tek dava” diyerek açıklıyor.

Nisan 2009’da neler oldu?
Bugün, Cumhuriyet gazetesindeki haberde, ilk düğmeyi 17-25 Aralık iliğine sokmanın sonuçlarından birini göreceksiniz. Ergenekon davasının emektar avukatı Celal Ülgen haber vermese farkında olmayacaktık. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, komuta kademesiyle birlikte henüz görevdeyken hakkında soruşturma açılmış. Yetmemiş, adının karşısında “şüpheli” yazan evrak Ergenekon dosyasına sokulmuş.

Peki neden?
14 Nisan 2009 gününü hatırlıyor musunuz?

Başbuğ, o gün Harp Akademileri’nde doktrinini şu ifadelerle anlatmıştı:
“Bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak TSK’yi görmektedir. Bunun için de, her fırsattan istifade ederek, destekleyicilerinin de yardımıyla TSK aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı, hukuk devleti kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanılgıdır.”  Kastedilen “cemaat”in FETÖ olduğu malum.

TSK komutasının kendisine karşı hazırlandığını gören Fethullahçılar “baskın basanındır” yaptı. Güneydoğu gazisi avukat Serdar Öztürk’ün ofisine giren polisler, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” denilen uyduruk belgeyi buldu. Öztürk, davalarda kumpasları gördüğü için ofisinde tek bir CD ya da flash disk tutmuyordu. Ancak FETÖ’cü polisler böyle kritik bir belgenin fotokopisini, nasıl oluyorsa masanın üstünde “elleriyle koymuş gibi” bulmuşlardı!

Fethullahçı polislerin liberal vitrini Taraf, 12 Haziran 2009 günü olayı duyurdu. Fotokopi belgede tarih yazmıyordu. Ama onlar nedense “Nisan 2009” dediler. İlker Başbuğ’un Akademi’de konuştuğu dönemdi.

Fethullah Gülen’in 6 Nisan 2009 tarihindeki sözleri de ne kadar ilginçti: “Mesela Tahşiye diye bir şey icat edebilirler. İyi organize edebilirlerse bunları belki hakiki Müslümanlarla kitap okuyan Müslümanların içine sokmaya çalışabilirler. Onları güçlendirmek için ellerine silah da verebilirler.” Kendilerine yapılacak tasfiyeyi belli ki önceden haber alıyorlar, süreci karalayarak kurtulmaya çalışıyorlardı. Uydurdukları sahte belgenin adını da “AKP’yi ve Fethullah Gülen Cemaati’ni Bitirme Planı” olarak duyurdular. Kurdukları ittifakın altını çiziyorlardı!

İslamcı Mazlum-Der görevde
Genelkurmay Savcılığı, fotokopi belgeyle ilgili takipsizlik kararı verdi. Tam da bu dönemde, 26 Haziran 2009’da, Meclis’te bir yasal düzenleme yapıldı. Hem askerlerin Fethullahçıların elindeki Özel Yetkili Mahkemelerde yargılanmasına izin veriyor, hem de sivillerin askeri mahkemelerde sanık olmasının önünü kesiyordu.

FETÖ, kendisine yapılacak operasyonu önce sahte belgeyle yargıda, sonra AKP eliyle Meclis’te durdurdu. Ve yeni bir süreç başladı. 30 Eylül 2009’da Zekeriya Öz’e isimsiz bir ihbar mektubuyla ıslak imzalı kumpas belgesi gönderildi. Ardından 23 Ekim 2009’da Fethullahçı medya “aranan belge bulundu” diyerek ortaya çıktı.

30 Ekim’de ise savcılığın önünde İslamcı Mazlum-Der vardı. 12 kişilerdi. Adem Çevik, “Lanet Cunta Sürgüne, Darbe=İşgal, Darbe=Virüs, Domuz Gribinden Ölümcüldür” yazılı bir bez giymişti. Başbuğ ve TSK komutasını hedef alan açıklama yaptılar. Ardından savcılığa girip, Taraf başta olmak üzere Fethullahçıların yayımladığı haberlere dayanarak TSK komutasının yargılanmasını isteyen dilekçeyi verdiler.

Halihazırda görevde olan Genelkurmay Başkanı’nın karşısında “şüpheli” yazan 7 sayfalık dilekçeyi sanki Zekeriya Öz eliyle yazmış gibiydi. Başsavcılığın Öz’e ulaştırdığı dilekçenin ardından Başbuğ için soruşturma başlatıldı. Söz konusu evrakı Ergenekon davası klasörlerine koyan Öz’ün niyetini Celal Ülgen o günlerde fark etmişti. Bu, “İlker Başbuğ’u yargılayacağız” mesajından başka bir şey değildi. Nitekim öyle de oldu.

Ne ilginç, kendilerine “insan hakları örgütü” diyorlar. Ancak onlara göre “İslamcı” iseniz insansınız. Fethullahçıların Silivri’de öğüttüklerinin ya da cihatçıların Suriye’de kestiklerinin pek de hakkı yok. Mazlum-Der, o gün karıştığı işleri bugün “28 Şubat edebiyatı” üzerinden sürdürüyor.

Biz mi?

Hâlâ gömleğin ilk düğmesindeyiz. “17-25 tabusu” önümüzde durdukça “paralel” düzenle hesaplaşamıyoruz. İslamcıları Zekeriya Öz’ün kapısına gönderen, Meclis’te Fethullahçıları kurtarma yasası çıkaran, tarikatları Gülen’in etrafında buluşturan ağı açığa çıkarmadan buzdağının sadece suyun üstündeki parçasını görebiliyoruz.

Şu ilk düğmeyi açarak işe başlayalım mı?

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1299877/Su_F_tipi_islamcilar.html
Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, ERGENEKON - BALYOZ, Fetullah Gülen, HUKUK-YARGI-ADALET, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, İrtica, KUMPAS-TEZGAH-ÜÇ KAĞIT, PERDE ARKASI, TSK, YOBAZLIK - GERİCİLİK, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

Her toplum kendisine yakışanı KENDİSİ GİBİ olanı seçer ? * “CİYAKLAYAN KADINLARA DA HİZMET EDEN BELEDİYE BAŞKANI


CİYAKLAYAN KADINLARA DA HİZMET EDECEĞİZ

AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın Mersin Erdemli Belediye Başkan adayı Mükerrem Tollu’nun konuşmaları dikkat çekti.Hala Erdemli Belediye Başkanı olan Tollu, seçim vaatlerini anlattığı bir konuşmada, bundan sonra da hizmetlerini sürdüreceklerini belirtip “Oradan ciyaklayan kadınlara da hizmet edeceğiz” dedi.

“MAHALLE P.ÇLERİ GİBİ…”

Mükerrem Tollu bir başka konuşmasında ise şunları kaydetti: “Cumhuriyet savcısına şikayet etsinler. Mahalle p.çleri gibi kimse dedikodu yapmasın.”

Odatv.com / 18.03.2019

Posted in Politika ve Gundem, SEÇİM - SEÇSİS, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ŞİİR MOLASI * SEVGİLERDE

                   SEVGİLERDE

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı

bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı
gecelerde ve yalnız
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı

Behçet Necatigil

Posted in EDEBİYAT - ANI - ÖYKÜ - ŞİİR | Leave a comment

Kim bu “Suriyeli Kardeşler” grubu

Kim bu “Suriyeli Kardeşler” grubu

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, “Suriyeli Kardeşler” adında bir gruba ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Ümit Özdağ, Odatv’ye yaptığı açıklamada, “Ülkemizde kayıtlı 3.8 milyon kayıtsız 1.5 miyon, toplam 5.2 milyon Suriyeli yaşamaktadır. Hızla sayıları artan ve 2040 yılında 10 milyona yükselecek olan Suriyeli nüfusu ülkemizi adete sessizce istila etmektedir. Bu sessiz istila 2023 seçimleri için yeni bir oy deposuna ihtiyaç duyan AKP tarafından desteklenmektedir. Sadece desteklenmekle kalmamakta, sessiz Suriyeli istilası Türk milletine finanse ettirilmektedir. Şimdiye değin Türk Milleti Suriyeliler için cebinden 40 milyar Dolar harcamıştır. 40 milyar Dolar Suriyeliler için harcamasaydık 40 milyar Dolar az borcumuz olacaktı. 40 milyar Doların yüzde 7.25’den faizini ödemeyecektik. 2015-2016-2017’de bütçe açığı vermeyecektik. Özetle bugün yaşadığımız ağır ekonomik krizi bu ölçüde büyük yaşayamayacaktık ve kriz daha geç gelecekti” ifadelerini kullandı.

“BİR SURİYE MAFYASI OLUŞUYOR”

“Bir Suriye mafyası oluşuyor” diyen İYİ Partili Özdağ, şöyle devam etti:

“Bu olumsuzluklar dizisini çok artırabiliriz. AKP ise Türk Milletinin çok çok büyük bir bölümünün yüzde 90’lara yaklaşan oranda seçmenin Suriyelilerin Suriye’ye dönmesini istediğini ve bugün hala döneceklerine inandığı için ağır tepki vermediğini biliyor. Seçim öncesinde ‘uyuşunda büyüsün ninni’ misali ‘Suriyelilerin Suriye’ye’ döneceğinden bahsediyor. Ancak asıl yaptığı ise Suriyelilerin Türkiye’de yerleşmesi için planlar yapmak. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi 1/100.000 ölçekli Kilis yerleşim planı. Çevre ve Bakanlığı tarafından hazırlanan planda Suriyelilerin en az yarısının Türkiye’de kalacağı öngörülüyor. Nasıl olacak bu? AKP vatandaşlık verecek. Sadece yarısına mı? Tabii ki, hayır! Hepsine verecekler. 2023 seçimlerine kadar çok zor bir süreçten geçecek Türkiye. Yapışkan ekonomik krizin ağırlığı varlığını sürdürmeye devam edecek. Erdoğan’a yeni bir oy bloğu lazım. Suriyeliler bu oy bloğunu oluşturuyor.

Suriyeliler kaçınılmaz olarak AKP’nin vatandaşlık verme politikası ile kitlesel olarak vatandaşlık aldıklarında Türk siyasetinde sonuç belirleyici olacaklar. Suriyeli siyasetinin üreteceği dinamikler ile Türkiye bir daha çıkamamak üzere Orta doğu’ya sürüklenecek.”

“SURİYELİ KARDEŞLER’ ADLI BİR GRUP BU EYLEMLERİ YÖNETİYOR”

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, “Suriyeli Kardeşler” adında bir gruba dikkat çekerek şunları anlattı:

“Suriyeliler Türkiye’de siyasete müdahale için 2023 seçimlerini beklemediler bile. 31 Mart yerel seçimlerine giderken Hatay’da Suriyeliler AKP’yi destekleyen ve muhalefet partilerine karşı tavır alan bir eylem süreci başlatmış durumdalar. Hatay’da ‘Suriyeli Kardeşler’ adlı bir grup bu eylemleri yönetiyor. ‘Suriyeli Kardeşler’ grubu ‘Umran El-Humsi’ adlı bir Suriyelinin öncülüğünde bir yandan AKP’nin toplantılarına destek çağrıları yaparken, diğer yandan muhalefet partilerine destek vermekle ‘suçladıkları’ televizyon kanalları ve bazı şirketler, sürücü kursları ve eğlence yerlerine karşı tavır almaya davet ediyorlar. Hatay’dan gelen haberlere göre Suriyelilerin eylemleri bununla kalmamış ve bazı kuruluşlara fiili saldırılar yapılmış, camları kırılmıştır.

Bütün bu eylemler Suriyelilerin hadlerini aşmalarıdır. Bu ülkede sadece AKP’ye oy veren seçmenlerin verdiği vergiler ile değil, muhalefet partilerine oy veren seçmenlerin verdiği vergiler ile de yaşamlarını sürdürüyorlar. Suriyeliler misafir olarak gelmişlerdir ve her misafir gibi sonunda gideceklerdir.”

Odatv.com

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BOP | Leave a comment

Tarih unutmaz … AK KAŞIK AKP’nin PKK İLİŞKİLERİ ; “PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim . Sıkıntısı olan bana söylesin ” * “Sayın Öcalan demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan biz çıkardık * Neymiş ; CHP PKK ile işbirliği yapıyormuş !!!

Posted in Bölücü KÜRTÇÜLÜK, BOP, İHANET VE YABANCI YANDAŞLAR, PKK TERÖRÜ, Politika ve Gundem, YOZLAŞMA - AHLAKSIZLIK | Leave a comment

ÇANAKKALE ZAFERİ KUTLU OLSUN * Çanakkale Savaşının sonucunu değiştiren Anafarta Kahramanı Miralay Mustafa Kemal

Çanakkale Savaşının sonucunu değiştiren
Anafarta Kahramanı Miralay Mustafa Kemal

18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı önlerinde deniz harekâtıyla başlayan savaş, İngiliz ve müttefiki Fransız donanmasının yenilmesiyle 25 Nisan günü ikinci aşamaya geçti. Kara harekâtında da umduğunu bulamayan İtilaf Kuvvetleri, 9 Ocak 1916 günü bölgeden Atatürk’ün deyimiyle “Tam manasıyla kaçtılar!” İşte bu dönemde Yarbay Mustafa Kemal Bey, Sofya’da Askeri Ateşe iken görev ister ve 19. Tümen Komutanı olarak bölgeye atanır.

10 Aralık 1915 gününe kadar gerek bu tümene gerekse Anafartalar Grup Komutanlığı’na Albay rütbesiyle komutanlık yapar. Bu büyük savaşta gösterdiği başarılarla “Anafartalar Kahramanı” olur. Çok sayıda madalyayla onurlandırılır. Tarihin akışını değiştiren savaşta Mustafa Kemal de komutanlık becerisiyle savaşın gidişine yön verir. Bu savaşta onunla birlikte görev yapan subaylar da edindikleri tecrübeyle Kurtuluş Savaşı’na önderlik ederler. İşte Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki rolü:

KOMUTANLIK DEHASI

* Savaşa olabildiğince geç girilmesinden yanaydı. Almanya’nın durumunu öğrenmek istiyordu.

* Savaş başladığında Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da Askeri Ateşe iken, İstanbul’a başvurarak cephede aktif görev verilmesini istedi. Emir gelince de hemen yola koyuldu.

* Bölgeyi ve arazi durumunu Balkan Harbi yıllarından biliyordu. Bolayır’da 8 Şubat 1913-10 Ağustos 1913 tarihleri arasında görev yapmıştı.

* Düşmanın ilk çıktığı yere zamanında müdahale etmesi ve onları durdurması tarihi niteliktedir. İlk müdahale, Mustafa Kemal Bey’in stratejik bakışındaki doğru ve isabetli tutumdan kaynaklanmıştır. Bu yerinde müdahale olmasaydı, savaşı daha başında kaybedebilirdik.

* Beşinci Ordu Komutanı Liman von Sanders’in, bölgede birlikleri dağıtma ve düşmanı karşılama kararını hatalı bulmuş ve bunu Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya bildirmiştir. 3 Mayıs 1915 tarihli mektubunda Enver Paşa’yı şu ifadelerle uyarır: “Maydos Bölgesi Kuvvetlerini komuta ettiğim zaman, aldığım tertibat ile düşmanın karaya çıkmasına imkân verilmeyebilirdi. (…) Düşmanın karaya çıkması kolaylaştırılmıştır” der.

* Düşmanı karaya çıkıp tutunmadan kıyıda karşılamadan yanadır. Çünkü ona göre düşmanın karaya çıkmaya çalıştığı an, onun en zayıf olduğu andır. Düşmanı sahile çıkarmama taktiğini görev yaptığı Trablusgarp’ta öğrenmişti. 1911-12 yılları arasında süren savaşta görev yapmış ve İtalyanları günlerce sahile çıkamaz/sahilden ilerleyemez hale getirmişti.

* Verdiği yerinde kararlar ve hamlelerle, bölgedeki ordunun komutanı Sanders’in stratejik hatalarını taktik başarılarla dengelemiş ve bu hataları olağanüstü hamle ve başarılarıyla zafere dönüştürmüştür.

* 10 Ağustos 1915 günü Anafartalar Zaferi’ni kazandıran büyük hücumda, önce kendisi siperden çıkarak kişisel cesaret göstermiştir.

Yedek birlik olmasına rağmen, 25 Nisan 1915 günü gerçekleşen çıkarmayı duyduğu an, emir almadığı halde hemen harekete geçti ve Kocaçimen Tepe üzerinden Conkbayırı’na geldi.

* İlk anda bazı birlikler geri çekilmeye başladı. Hatta yer yer panik havası da vardı. İşte bu kritik anda Mustafa Kemal Bey, müdahale ederek kaçan askerleri durdurdu. İkinci bir Balkan Harbi utancını önledi. Geri çekilmeyi önlemek için sert emirler verdi. Geri çekilecekleri ‘vurun’ dedi. Bu hareket için “İşte kazandığımız an buydu” der.

* Gece gündüz demeden akınlarla düşmanın manevi kuvvetini çökertti. Düşman bırakın ilerlemeyi, kendisine sığınacak yer aramakla uğraştı. Siper kazmaya fırsat bulamadı.

* İnsan takati ve gayreti zorlanarak taarruzlara gece gündüz devam edildi. 3 Mayıs 1915 tarihli şu değerlendirmesi çok anlamlıdır: “İstirahat uykusu aramanın bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini hepinize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen dökmedikçe yorgunluk belirtileri göstermeyeceklerine şüphe yoktur.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri (ATABE), C.2, 5. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2014, s.152.)

* Siperlere çekilen düşmana sürekli hücumlarla rahat yüzü gösterilmedi. Tutunmaları önlendi.

* Düşmanın büyük kuvvetle Anafarta’lar bölgesine bir çıkarma yapacağını gelişmelerden anladı. Bunun gösteri harekâtı olmadığını, aksine bu bölgeye (Arıburnu-Kocaçimen) yerleşme amaçlı olduğunu tespit ederek, kuvvet kaydırdı ve üst komutanlığa bu konuda görüş bildirerek, bölgeye yeni birlikler gönderilerek takviye edilmesini sağladı.

* 8 Ağustos 1915 günü Ağıldere bölgesinden Şahinsırt’ı ile Conkbayırı’na ilerlemekte olan düşman kuvvetlerinin yapmak istediği harekâtı erkenden saptayarak buna göre tedbir aldı. Bununla Arıburnu cephesinin düşmesini önledi.

ANAFARTALAR KAHRAMANI

1918 Miralay Mustafa Kemal

* Ağustos ayındaki Anafartalar Savaşı olarak tarihe geçen bu büyük düşman taarruzuna, küçük kuvvetlerin bir araya getirilerek karşı konulmasını ve bunun komutanlığının da kendisine verilmesini istedi. Bu konuda ısrarlı oldu. Komutanlığı aldı da… Bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anlamak için, düşman orduları Başkomutanı İngiliz General Ian Hamilton’un 10 Ağustos 1915 günü günlüğüne düştüğü not çok şey anlatır:

“Conk Bayırı tepelerine yaklaşmış ve tutunmuştuk. Türkler bu ana kadar işgal ettiğimiz mevzileri geri alamamışlardı. Conk Bayırı’nda Türkler çok iyi bir kumandaya sahipler, bunu ilave etmeliyim. Başlarındaki Generaller bizi baskınla bastırmadıkça yenemeyeceklerini biliyorlar. Haliyle durmadan baskın tarruzu deniyorlar. Zararı yok, ölmeyeceğiz ve asla teslim olmayacağız.” (Ian Hamilton, Gelibolu Günlüğü, Çeviri: Osman Öndeş, Hürriyet Yayınları, İstanbul, 1972, s.237.)

* Çanakkale Cephesi’ne Yarbay rütbesiyle gelen Mustafa Kemal Bey, 19. Tümen Komutanı olarak bir tümeni yönetiyordu. Savaşın en kritik anında yaklaşık 130 bin kişilik bir kolorduya Albay rütbesiyle komutanlık yaptı. Bu kritik anı şöyle anlatır:

Dedim ki: ‘Daha bir an vardır. Bu anı da kaybedecek olursak bir genel felaket karşısında kalmamız pek muhtemeldir.’ Anafartalar’da çıkmış ve çıkmakta olan düşman kuvvetlerini göz önüne almak, ona göre genel tedbirler almak gerektiğini, sevk ve idareyi birleştirmek ve sağlamak için bütün kuvvetlerin bir kumanda altında, vasıtasız bir kumanda altında bulunmasından başka çare kalmadığını söyledim.” (ATABE, c.2, s.157.)

* Grup komutanlığını emrine alması sırasında, 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders’le aralarında “Daha fazla gelmez mi?” diye geçen konuşmada meşhur “Az bile gelir’ sözlerini söylemiştir. Durumun önemini anlayan komutanlık, 8/9 Ağustos 1915 gecesi 21:30 sıralarında Mustafa Kemal Bey’i Anafartalar Grup Kumandanı olarak atadı. Hasta olduğu halde birliklerle 10 Ağustos günü büyük zaferi kazandı. “Fakat ben, vatanım mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu iftiharla üstlendim” der. (ATABE, c.2, s.157-158.)

* Anafartalar Muharebeleri sırasında bir şarapnel parçasıyla göğsünden yaralandı. Şarapnel kalbinin üzerinde duran cep saatini parçaladı. Göğsünde hafif yara açtı. Ancak bunun bile duyulmasını istemedi ve yanında bulunan subayı uyararak “Sus!” dedi. Bununla askerin moralinin bozulmasını önledi ve savaşma azmini devam ettirdi.

* En zor anlarda öne atılarak örnek oldu. Yanındaki subay ve erlerin de arkasından gelerek yapmak istediği harekâtı gerçekleştirdi. Sadece karargâhtan savaşı yönetmedi. Sürekli gelişmeleri olay yerinden izliyerek anında yeni duruma göre pozisyon aldı/aldırdı. Öyle ki 4 ay siperden çıkmadığı oldu.

* Düşmanın bölgeyi tahliye edeceğini tahmin etti. Buna fırsat vermeden hücumla denize dökülmesinden yanaydı.

KAYNAK (Ercan Dolapçı, Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’ndaki Rolü, Kategori Yayıncılık, İstanbul, 2018, s.187-200.)

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, ATATURK | Leave a comment

ÇANAKKALE ZAFERİ KUTLU , TÜM ŞEHİTLERİMİZE RAHMET , MİRALAY MUSTAFA KEMAL VAR OLSUN * SAÇI KINALI

Yüzbaşı Sırrı Bey, Çanakkale’de cepheye yeni gelen saçı kınalı Hasan’a, annesine onu neden kınaladığını sorması için bir mektup göndermesini ister. Hasan’ın Annesi’nden gelen cevap ise şöyledir;

Naci kaptan 

Posted in ATATURK | Leave a comment

18 MART TÜM ŞEHİTLERİMİZİ ANMA GÜNÜDÜR !!!

Mehmet Ali KÖRPINAR
17.03.2019

“Milli benliğini yitirmiş uluslar,
başka milletlerin avıdır.”

——-M.K.Atatürk

18 MART TÜM ŞEHİTLERİMİZİ ANMA GÜNÜDÜR 

Değerli arkadaşlar,

TBMM tarafından, oldukça geçte olsa, 27.06.2002 de kabul edilen, 18 Mart tüm şehitlerimizi anma günü nedeniyle;

1- Osmanlı İmparatorluğunun son 150 yılında, Yüce Önderimiz Mustafa Kemalin müthiş öngörüsü ve becerisi ile kazanılmış tek zafer olan Çanakkale’de emperyalist güçlere karşı ülkemizi korumak amacıyla yapılan savaşta,

2- Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’e inanan ve güvenen halkımızın yine emperyalist güçlere ve onun piyonu olan Yunanistan’a karşı ülkemizi korumak ve Türkiye Cumhuriyetini Kurmak amacıyla verilen kurtuluş savaşında,

3- Sadece ABD ye yaranmak ve NATO’ya girmek amacıyla ve de ülkemizin ulusal çıkarları ile hiçbir ilgisi olmayan Kore’de yapılan savaşta,

4- Yapılan uluslararası antlaşmalarla, garantör ülkemizin ulusal çıkarlarını gözetmek ve soydaşlarımızın canlarını korumak ve de onları Rum mezaliminden kurtarmak amacıyla Kıbrıs’ta yapılan savaşta,

5- Güzel ülkemizin bölünmesi amacıyla yine AB-D emperyalizminin organize ettiği dış güçlerce desteklenen ve yönlendirilen PKK ile yapılan mücadele sırasında,

canlarını seve seve veren, gözü pek ve kalbi ülke sevgisi ile dolu yurtseverlerimizi rahmet ve minnetle anarken, bu savaşlarda yaralanarak bizlere ulus sevgisi için canlı örnek teşkil eden gazilerimizi de unutmayalım.

Değerli arkadaşlar,

Osmanlı padişahının aynı zamanda halife olması yüzünden ilan edeceği cihad ile İngilizlere karşı tüm Müslümanları ayaklandıracağını sanan Almanların ve yerli işbirlikçilerinin büyük ayak oyunları ile birinci dünya savaşına katıldık. Öyle ki Osmanlı padişahı, kendi ordusunun yönetimini bile Almanların emrine verdi.

Ne yazık ki emperyalist istila ve işgale karşı Çanakkale mücadelesi veren Osmanlı ordusu, Alman komutanların yönetiminde gereğinden fazla zayiat vermiştir. Çünkü Alman komutanlar askeri strateji olarak Avrupa’daki İngiliz-Fransız askerlerinin, Almanların karşısından çekilip, Çanakkale’ye gönderilmelerini istiyorlardı. Özellikle Yüce Önderimiz Mustafa Kemali, yapılacak çıkarma konusunda dinlemeyen ve küçümseyen Çanakkale Orduları Genel komutanı Mareşal Liman Von Sanders yüzünden binlerce vatan evladını kaybettik.

Burada yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK ve tüm silah arkadaşlarını saygı ve sevgi ile anmak isterim. Çünkü onların sayesinde kazandığımız zafer aynı zamanda Rusyadaki Romanofların çarlık yönetimine yardıma gitmek isteyen İngiliz ve Fransız donanmasını da engellemiştir. Böylece Rusya’da halk devrimin gerçekleşmesini sağlamış ve dünya tarihine yön vermiştir.

Değerli arkadaşlar,

Çanakkale harbini bana büyükbabam anlatırdı. Büyük babam da kardeşi Hüseyin ile birlikte Çanakkale’de savaşmış. Büyük babam topçu olarak görev yapmış ve kulakları oldukça ağır işitiyordu. Kardeşi ise piyade olarak savaşa girmiş ve şehit olmuş. Ne yazık ki Sivas-Zara doğumlu olan Hüseyin dedemin belgelerine bir türlü ulaşamadım. Çünkü Zara nüfus idaresi yanmış. Düşünün lütfen, bir kişi bu güzel ülkenin özgürlüğü için çekinmeden hayatını veriyor ve bu olaydan kimsenin haberi yok.

Zannediyorum Hüseyin dedem gibi güzel ülkemizin bağımsızlığı uğruna şehit olmuş binlerce vatan evladının da belgesi yoktur. Onların sayesinde bu günleri yaşayabiliyoruz.

104. yılını yaşadığımız Çanakkale zaferinde ve tüm savaşlarda kaybettiğimiz şehitlerimizi ve gazilerimizi bu gün bir kez daha anımsayalım. Lütfen onlara gereken saygı ve sevgiyi esirgemeyelim. Işıklar içinde yatsınlar.

Sevgi ve saygılarımla (17.03.2019)

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

Posted in ATATURK | Leave a comment

HAYATIN İÇİNDEN * Büyük kentlerde yaşam * Caddeler Elektrikli Scooter İstilası Altında

VOA 22 EKİM 2018

Caddeler Elektrikli Scooter İstilası Altında

New York, Washington, Los Angeles ve San Francisco gibi büyük kentler, Amerika’da trafiğin en yoğun olduğu metropoller olarak bilinir. Gerek kent sakinleri, gerekse turistler bu nedenle son yıllarda bisiklet kullanımına ağırlık vermeye başladı. Örneğin Washington’da bisiklet paylaşım şirketlerinin kent merkezinde sunduğu hizmet son derece popüler hale geldi. Bisiklet paylaşımı önce kentin farklı noktalarında kurulan bisiklet istasyonlarıyla başladı. Kullanıcılar ödeme yaptıktan sonra bisikleti teslim alıp işleri bitince kentin farklı bir noktasındaki bir başka istasyona bırakabiliyordu. Bir süre sonraysa istasyonsuz bisiklet paylaşımı popüler olmaya başladı. Kullanıcılar sokaklarda kaldırım kenarlarına bırakılan bisikletlere binip sonra bunları eriştikleri noktada bir istasyona değil, kaldırım kenarına bırakıyordu.

Washington’da dockless yani istasyonsuz kullan-bırak bisiklet paylaşımı eski popülaritesini yitirmesine rağmen hala kullanımda olsa da elektrikli scooter’lar giderek daha çok rağbet görüyor. Hatta o kadar ki, Washington cadde ve sokaklarının kaldırım kenarları, etrafta kullanıldıktan sonra bırakılmış elektrikli scooter’larla dolu. İstasyonsuz scooter ağı özellikle Washington’da yaşayan gençler, turistler ve başta metro olmak üzere kentin sorunlu toplu taşıma sisteminden bıkanlar arasında son derece popüler. Bird, Spin ve Lime, Washington’da faaliyet gösteren istasyonsuz elektrikli scooter paylaşım şirketlerinin önde gelenleri. Uber’in sahip olduğu Jump ise sadece elektrikli bisiklet hizmeti sunuyor. Öte yandan Uber’in rakibi Lyft ise kısa süre önce Washington’da elektrikli scooter hizmetini devreye soktu. Lyft’in elektrikli scooter pilot programı, Amerika’nın doğu yakasında ilk kez Washington’da başlatıldı. Lyft, Washington kent merkezinin sekiz bölgesinde birden başlatılan pilot program kapsamında belediye yasaları uyarınca kent sokaklarında 400’den fazla araç bulunduramayacak.

Firmaların sundukları ulaşım hizmetinin bedeli ise birbirine oldukça yakın. Örneğin Bird firmasının elektrikli scooter’larının kilidini açma ücreti bir dolar. Ondan sonra ise her bir dakikalık kullanım başına 15 sent ücret ödeniyor. Aracın üzerindeki QR kodu, kullanıcının akıllı telefonuna yüklediği uygulamayla taranıyor ve aracın kilidi, bu şekilde açılıyor. Elektrikli scooter’lar, tıpkı akıllı telefon ve tabletlerin kullandığı lityum iyon pili kullanıyor. Bird scooter’ları tek şarjla yaklaşık 24 kilometre yok katederken Lime firmasının araçlarında bu mesafe 32 kilometreye kadar çıkabiliyor. Scooter’lar saatte ortalama 25 kilometre yol katedebiliyor.

Öte yandan elektrikli bisiklet ve scooter’ların şarj edilmesi gerekliliği, kent merkezlerinde yeni bir iş kolunun doğmasına yol açtı. Şarjcılar, her gece scooter’ları sokaklardan toplayıp araçları şarj ediyor ve sabah farklı noktalarda müşterilerin hizmetine sunuyor. Şarjcılar, scooter’ların nerelerden toplandığına bağlı olarak araç başına gecede 5 ila 20 dolar kazanabiliyor. Hatta Lime firmasına göre şarjcılar gecede 150 dolara kadar para kazanabilir.

https://blogs.voanews.com/turkish/teknoloji/2018/10/22/caddeler-elektrikli-scooter-istilasi-altinda/
Posted in HAYATIN İÇİNDEN | Leave a comment