MİZAH BÖYLE BİR ŞEY –12′den vurur

Posted in GÜLMECE, MİZAH | Leave a comment

Başkanlık AKP’ye değil, AKP’nin Türkiye’ye tuzağıdır!..

Mehmet Ali Güller
comment-reply@wordpress.com]
15. Januar 2017  

Başkanlık AKP’ye değil, AKP’nin Türkiye’ye tuzağıdır.Başkanlık girişiminin nasıl engelleneceği, en yakıcı sorun olarak hepimizin önünde duruyor. Ne yapacağız? Nasıl yapacağız? Kimlerle yapacağız?

Önce şu beş saptamayı yapalım:

1) Başkanlık, yasama, yürütme ve yargı erklerini tek adamda toplamaktadır
.
2) AKP’nin 2017 anayasası, 1876 tarihli Kanuni Esasi’den daha geridir. Zira 141 yıl önceki anayasada başbakan (sadrazam) vardır, güçlü meclis vardır ve padişah sadece icracıdır! Ancak 2017 anayasasında başbakan yoktur, güçlü meclis yoktur ve başkan sadece icracı (yürütmeci) değil, fiilen yasamanın ve atamaları nedeniyle yargının başıdır.

3) Başkanlık sadece bir hükümet sistemi değişikliği değil, hukuk devleti ve demokrasi gibi en temel değerleri fiilen ortadan kaldırdığı için sonuçta bir rejim değişikliğidir. Rejim değişikliği olduğu da, kimi AKP yetkililerinin anayasa değişiklik paketinin meclisten maddelerinin geçmesini “güle güle Cumhuriyet” diyerek kutlamasından bile bellidir.

4) Başkanlık sistemi, Erdoğan’ın “özel ajandasının” hep en başındaydı. Ancak bunun Türkiye’nin gündemine getirilebilmesi için itiraz edecek kuvvetlerin önce tırpanlanması gerekti. FETÖ’yle birlikte Ergenekon kumpasları kurulması, FETÖ’yle birlikte ulusalcılığın altedilmeye çalışılması, Açılımlar bir yönüyle bunun içindi…

5) Ancak 150 yıllık parlamenter sistem geçmişi olan köklü Türk devletinin rejimini değiştirmek yine de öyle kolay değildi. O nedenle birkaç kez rafa kaldırılmak zorunda kalan başkanlık girişimi son olarak terörle mücadele sürecinde Türkiye’ye dayatıldı. Zira Saraya göre “milli seferberlik” koşullarında Türk milletini “ikna” etmek daha kolay olacaktı. “Lozan hezimettir”, “Misakı Milli’ye göre alınmayan yerler var” gibi çıkışlarla Türk milleti “başkanın” siyasi hedeflerinin arkasına takılacak ve Suriye’de fetih arayışlarıyla başkanlık yolu açılacaktı! Dahası “ya başkanlık ya bölünme” diyerek ayrıca Türk milleti sıtmaya razı edilecekti! Diğer yandan OHAL koşulları da muhalefetin eylemlerine set çekerek süreci iyice rahatlatacaktı!

İşte başkanlık bu içerik ve hedeflerle Saray ve AKP tarafından Türkiye’ye dayatıldı. Dolayısıyla başkanlık dayatmasını “AKP’ye tuzak” diye değerlendirmek gerçekçi değildir. Gerçek, AKP’nin başkanlık dayatmasıyla Türkiye’ye tuzak kurduğudur!

TUZAK NASIL VE KİMLERLE BOZULUR?
MHP desteğiyle başkanlık maddeleri tek tek TBMM’den geçmektedir. HDP “hayır” yerine “boykot” diyerek eski müzakere ortağına karşı elinde bir pazarlık kartı bulundurmaya çalışmaktadır. CHP’nin ise salt TBMM’den yürüttüğü muhalefet, başkanlık girişimini engellemeye yetmemektedir.

Peki o zaman ne yapmalı?
Saray ve AKP’nin başkanlık dayatması, “şirin demokrasi” ile engellenemez: Muhalefetin Saray’a “başkanlığı geri çek” ricası, gazete manşetleri, TV programları, basın açıklamaları, TBMM kürsüsünden karşı konuşmalar başkanlığı engellemez.Cumhuriyet lafla değil, eylemle korunur!

Tek yok var: Türkiye’nin tüm muhalefeti Atatürk’te birleşerek ve Cumhuriyet şemsiyesi altında yan yana gelerek büyük mitingler düzenlemeli ve kamuoyuna, gerçekte de öyle olduğu gibi, ibrenin “hayır”da olduğunu göstermelidir. (Bunun hızlı yapılabilmesi, TBMM’deki son oylamayı bile etkiler!)

CHP, VP, MHP tabanı, ÖDP, KP, HKP gibi partiler; DİSK, Türk-İş gibi sendikalar; TMMOB, Barolar, Tabipler Birliği gibi meslek kuruluşları; ADD, ÇYDD, CKD gibi demokratik kitle örgütleri; TGB, Fikir Kulüpleri gibi öğrenci örgütleri; aydınlar, sanatçılar, oyuncular, yazarlar, çizerler, gazeteciler; kısacası Cumhuriyet’e su ve ekmek kadar ihtiyaç duyan tüm kesimler, kimi ayrılıkları kenarda tutarak Cumhuriyet şemsiyesi altında toplanmalıdır.

Sarayın ve AKP’nin Türkiye’ye başkanlık tuzağı ancak böyle engellenir!

Mehmet Ali Güller
15 Ocak 2017

Posted in ANAYASA, FAŞİZM | Leave a comment

Ulusal egemenlikten keyfi yönetime * ULUSAL EGEMENLİK İÇİN CANIMI VERMEK,BENİM VİCDAN VE NAMUS BORCUM OLSUN! * ZÜBEYDE ANA VE ATATÜRK HAKKINDA YAZIŞMALAR * Acılarla yoğrulmuş Balkan Göçmeni Zübeyde Hanım’la Oğlu Kuvay-ı Milliye Lideri Mustafa Kemâl’in evlât – ana hasretini , ölümün , kalleşliğin , puştluğun hedefindeki evlât- ananın birbirleri için ölüp , ölüp dirilmelerini , her ikisinin de her an bir diğerinin ölüm haberini alma korkularını okurken ağlamamak imkânsızdı

scelik44@gmail.com
16.01.2017

Burhan Bey,
Yazınız beni çok duygulandırdı. “Yaşlanmak çocuklaşmaktır” derler.Yaşlandık artık, bu nedenle olsa gerek, kolayca ağlıyorum.Özellikle ihanete, vefasızlığa hiç dayanamıyorum; Atatürk’e edilen hakaretler yüreğimi dağlıyor, “biz bu kadar nankör olamayız” diyorum..

Sağlıkla kalın..
Süleyman Çelik

***

T.C. BURHAN SAVAŞ
burhan@superonline.com
15 Oca 2017

“1000 Gün”Nezihe Araz’ın yazdığı Roman’ın adı..( Roman , tam 1000 gün süren Lâtife Hanım’la Mustafa Kemâl’in evliliğinin hikâyesi )
.
Bu kitabı çıktığı gün almıştım.Acılarla yoğrulmuş Balkan Göçmeni Zübeyde Hanım’la Oğlu Kuvay-ı Milliye Lideri Mustafa Kemâl’in evlât – ana hasretini , ölümün , kalleşliğin , puştluğun hedefindeki evlât- ananın birbirleri için ölüp , ölüp dirilmelerini , her ikisinin de her an bir diğerinin ölüm haberini alma korkularını okurken ağlamamak imkânsızdı.
..
Sabah olduğunda kitabı öperek kapatıp , bozulmamış yatağımın yanındaki komodinin üzerine koyup , yeni başladığım işe gittim.Akşam geldiğimde bir kere daha okuyacam, ya bu nasıl bir kitap , nasıl bir Zübeyde Ana , nasıl bir Oğul Mustafa Kemâl , nasıl bir Balkan Faciası , nasıl bir İstiklâl Savaşı !.
.
Sonraki yıllarda , yanımdan hiç ayırmadığım bu kitabı bir Atatürk düşmanına, deyim yerindeyse silâh dayayarak , başında durarak zorla okutmuştum.Ricalarla kitabı benden almış , başkalarına okutacam, demişti. N’aptı bilmiyorum , kitabı hiç iade etmedi.
.
Ama , bu bu azılı Atatürk karşıtının ağzından beni sinirlendirecek tek kelime Atatürk eleştirisi duymadım bi daha !
.
Ruh’un Trilyonlarca kez Ş’adolsun benim Canım Zübeyde Anamız.
.
T.C. Burhan

***

Süleyman Çelik
scelik44@gmail.com
5 Ocak 2017

Ulusal egemenlikten keyfi yönetime
ULUSAL EGEMENLİK İÇİN CANIMI VERMEK,
BENİM VİCDAN VE NAMUS BORCUM OLSUN!
Zübeyde Hanım 94 yıl önce bugün, 14 Ocak 1923’de İzmir’de 66 yaşında vefat etmişti. Saygı ve rahmetle anıyoruz.

* * *

İzmir’den gelen, Zübeyde Hanım’ın ölümünü bildiren telgrafla Mustafa Kemal, hayat boyu korktuğu bir gerçekle karşılaşmış, annesini yitirmiştir. Bu acı haberi Anadolu’da kritik bir zamanda yapacağı ordunun teftişi için yola çıktığı trende öğrenir.Haberi kendisine veren emir erinin: “Siz sağolun Paşam!” demesi üzerine Mustafa Kemal gözlerini havaya kaldırarak yanaklarından sel gibi akan yaşlarını içine akıtmak istercesine:

”Anam öldü! Buna ağlarım.Yalnız vatanım kurtuldu, bununla da teselli bulurum. Benim için ikisi birdir. Millet sağolsun.” (Nezihe Araz, Mustafa Kemal’le 1000 Gün, İstanbul, 2005,s.120)

* * *

Gazi Paşa düşünceliydi, durgundu.Bir çiçek yığınının altında yatan annesinin mezarına gelince, ellerini bağladı. Beraberindekiler, Fevzi ve Karabekir Paşalar birer fatiha okudular.Mustafa Kemal Paşa,mavi gözlerine çöken karanlığın içinde bir süre sustu ve sonra konuşma ve annesine ait anılarını dile getirmeye başladı:

‘ Zavallı annem!.. Şimdi vücudu,bir zamanlar Türk Milletinin ideali haline gelmiş kutsal İzmir’in topraklarında yatıyor.Ölüm,gerçeklerin en büyüğü!.. Doğanın insana kıyarak yasasını yürütmesi!.. Bunu hepimiz biliriz de, üzüntüsünden yine de kurtulamayız! Burada yatan annem,zulmün, zor kullanmanın ve bütün bir milleti keyfince yönetenlerin kurbanı olmuştur. Bu düşüncemi açıklayabilmem için, izin verirseniz, ızdırapla yüklü hayatından birkaç noktasını gözlerinizin önüne sereyim… ‘

‘ Abdülhamit dönemiydi… 1904 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak okulu bitirmiştim. Hayata ilk adımımı atıyordum.Fakat bu adım,hayata değil zindana rastladı. Beni aldılar ve keyfi yönetimin zindanına attılar. Annem, ancak zindandan kurtulduktan sonra başıma geleni haber alabildi. Hemen beni görmeye koştu ve İstanbul’a geldi. ‘

‘ Fakat, İstanbul’da kendisiyle ancak dört beş gün görüşebildik. Çünkü istibdat yönetiminin cellatları,casusları,hafiyeleri evimizi sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.Annem peşimden koşuyordu.Görüşmemiz yasaklanmıştı.Beni menfaya (sürgüne) götürülücek vapura bindirilmiştim. Anacığım,gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında taşların üstünde dövünüyor,kahroluyordu… Menfada geçirdiğim yılları anam ızdırap ve gözyaşları içinde tüketmiştir. ‘

‘ Şimdi başka bir noktayı anlatacağım.Mütareke yıllarında,kurtuluş kavgamıza başlamak için Anadolu’ya geçmiştim.Annemi beraberimde götüremezdim. O, İstanbul’da kalmıştı.Yanında sürekli olarak kalan bir adamım vardı. Onu da Anadolu’ya götürmüştüm. Erzurum’dan, bu adamı anneme gönderdiğim zaman, zavallı annem,padişahın benim için çıkardığı idam fermanını bildiğinden,adamın yalnız olduğunu anlar anlamaz,idam edildiğime hükmetmiş ve bu üzüntüsü bir felçle sonuçlanmıştı… ‘

‘Benim yıllarım mücadele ile, onun yılları keder ve üzüntü ile geçti. Padişah ve hükumeti ile birlikte bütün düşmanların sürekli baskı ve işkencesi altında yaşadı.Oturduğu ev,bin bir çeşit nedenlerle basılır,aranır kendisi sürekli olarak benim için tedirgin edilirdi.Annem İstanbul’da geçirdiği son üç buçuk yılın bütün gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi. İşte bu sürekli gözyaşları, ona gözlerini kaybettirmiştir. Çok kısa bir süre önce onu İstanbul’dan yanıma aldırabilirdim. Ana oğul kavuşmuştuk…Ama madde olarak ölüydü,sadece mana olarak yaşıyordu… ‘

‘ Annemi kaybettiğim için, kuşkusuz çok üzgünüm.Ancak büyük bir avuntum var: En büyük anamız vatanı batıran ve yokluğa sürükleyen yönetim,bir daha hortlamamak üzere,yokluk çukuruna gömülmüştür. Annem,sonsuza kadar bu toprağın altında yatacak,Ulusal Egemenlik de sonsuza kadar bu toprağın üstünde bayrak olup dalgalanacaktır.İşte beni avutan en büyük güç budur… Evet,Ulusal Egemenlik, bu toprakların üstünde sonsuza kadar sürecektir… Annemin mezarı üzerinde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum: Bu kadar kan dökerek milletin kazandığı Ulusal Egemenliği korumak ve savunmak için gerekirse anamın yanına uzanmaktan asla göz kırpmayacağım… Ulusal Egemenlik için CANIMI VERMEK,BENİM VİCDAN VE NAMUS BORCUM OLSUN!.. ‘

Dinleyenlerin gözlerinden ip gibi yaşlar akıyordu…Gazi Paşa da yanağından yuvarlanan yaşları saklamadan konuşmasını bitirmişti

* * *

Şehitlerimizin canları, gazilerimizin kanları ile kazandıkları “Ulusal Egemenliğimize sahip çıkmak ve yeniden tek kişinin keyfi yönetimine girmemek için gerekirse canımızı vermek, Atatürk gibi bizim de vicdan ve namus borcumuz olsun” diyebiliyor muyuz?

Posted in ATATURK, VATANDAŞIN KÖŞESİ | Leave a comment

TÜRKİYE HIZLA ÇAĞDIŞI EĞİTİME YÖNELTİLİYOR * Atatürkçülük ve evrim artık yok

Kayhan KANTARLI
Ege Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi

Atatürkçülük ve evrim artık yok !

Milli Eğitim Bakanlığı yıllar sonra ilkokul, ortaokul ve lise müfredatını sil baştan düzenledi. “Atatürkçülük” kavramı sosyal bilimler derslerinin müfredatından tamamen çıkarıldı, Atatürk’ün işlenişinin kapsamı daraltıldı. Müfredatın bu yönde değiştirilmesi için talep hükümete yakın Eğitim Bir Sen’den gelmişti. Bakanlık ayrıca Biyoloji dersi programından Darwin’in “Evrim teorisi”ni de çıkardı *1*

Kişisel değerlendirmem ; EĞİTİMDE ATATÜRK VE EVRİM ÖĞRETİSİ YOKSA BİLİM DE YOKTUR !

Darwin ve Evrim Kuramı’nın temel eğitim müfredatından çıkarılması, çağdaş bir ülkede yeri olmaması gereken, karanlık ortaçağa özgü bir uygulama olup”kutsal kitaptaki öğretiye aykırı olarak dünyanın döndüğünü ” söyleyen Galileo Galilei’yi yargılayarak “yasak bilimsel kitaplar listesi” yayınlayan Engizisyon anlayışını çağrıştırmaktadır.

Darwin’i ve bilimsel düşünceyi eğitim müfredatından çıkarılmak istenmesi karşısında sesini yükseltip bilimi en başta savunması gerekenler üniversitelerdir, bilim insanlarıdır. Düşünen, sorgulayan nesiller yerine her söyleneni sorgulamadan kabul eden dogmatik düşüncelerle donatılmış bireyler yetiştirmek peşinde olanlar karşısında susan bir üniversite, bilime ve Büyük Önder Atatürk’ün “Bilim ve Akıl” mirasına ihanet ediyor demektir. Böyle bir üniversite dünyadaki bilimsel yayın sıralamasında ilk sıralarda olsa ne çıkar?

http://odatv.com/ataturkculuk-ve-evrim-artik-yok-1401171200.html;
http://haber.sol.org.tr/toplum/yeni-mufredatta-ataturk-icerigi-kisitlandi-evrim-unitesi-kaldirildi-182276

EK

Sayın Orhan Bursalı ie HBT yazarı sayın Tevfik Uyar’ın konuya ilişkin olarak yazdıkları son derece önemli iki yazıyı da dikkatlerinize sunuyorum..iyi dileklerimle

Orhan Bursalı: Ağzınızla kuş tutsanız, ülkeyi düzlüğe çıkartamazsınız

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/660350/Agzinizla_kus_tutsaniz__ulkeyi_duzluge_cikartamazsiniz….html

*ABD’ye karşı mısınız, o halde bilimi, evrimi savunun. Yoksa oyuncak olursunuz

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/660658/ABD_ye_karsi_misiniz__o_halde_bilimi__evrimi_savunun…_Yoksa_oyuncak_olursunuz.html

* Tevfik Uyar : Hipotez, teori, yasa.

http://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/hipotez-teori-yasa 

Posted in ATATURK, Bilim ve Teknoloji, EĞİTİM, İrtica, ŞERİAT - İRTİCA - KARANLIĞIN AYAK SESLERİ, YOBAZLIK - GERİCİLİK | Leave a comment

İstikrarsızlaştırma Koordinasyonu * Amerika’da da, “İstikrarsızlaştırma Koordinasyon Başkanlığı” teşkilatı var. Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak çalışır. Şimdiki Başkanı JOHN E. HERST, Ukrayna’daki istikrarsızlaştırma görevini tamamlayarak, ülkesine döndü. Şimdilerde, Türkiye üzerine çalıştığını açıklamalarından anlıyoruz. İstikrarsızlaştırma Koordinasyon Başkanlığı ilk görev olarak Türkiye’yi ele almış. Yani Türkiye’deki istikrarsızlığı planlayacak.

bulentesinoglu
bulentesinoglu@gmail.com
01/16/17

İstikrar insanoğlunun temel hedeflerindendir. İstikrar, insan hayatında, sürprizlerle karşılaşmamak, olağandışılıklarla karşılaşmamak, rahatını bozmamak üzere, talep ettiği bir şeydir.Şeylerin hızla değişmediği, değişse bile bilinen kurallar içerisinde değiştiği bir yaşam biçimidir, istikrar.

İstikrarın olduğu bir yerde, daha fazla çıkar elde etmek isteyip te, istikrar sebebiyle bunu temin edemeyenler, istikrarın düşmanı olurlar.
İstikrarı savunanları, statükocu olarak suçlarlar ki, istikrarı bozsunlar. İstikrar bozulunca da, kargaşadan yeni fırsatlar çıkarsa, yararlansınlar.

Küreselleşme ile birlikte, değişim diye tepinenleri bu sınıfa koyabiliriz.Emperyalizm için istikrarsızlaştırmak, yeni çıkarlar üretmenin aracıdır.Nasıl ki, insanoğlu istikrar elde etmek için plan yapmak zorundadır. Amerika da İstikrara karşı istikrarsızlaştırma yaratmak zorundadır.

Yani plana karşı istikrarsızlaştırma… Planlı ekonomiye karşı, piyasa adı altında istikrarsızlaştırma… Küreselleşme ile birlikte kuralsızlaştırma kavramının yerleştirilmesi istikrarsızlaştırmak içindi.

Bizim gibi ülkelerde nasıl ki, planlama kuruluşu, Devlet Planlama Teşkilatı var. Amerika’da da, “İstikrarsızlaştırma Koordinasyon Başkanlığı” teşkilatı var. Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak çalışır.

Şimdiki Başkanı JOHN E. HERST, Ukrayna’daki istikrarsızlaştırma görevini tamamlayarak, ülkesine döndü. Şimdilerde, Türkiye üzerine çalıştığını açıklamalarından anlıyoruz. İstikrarsızlaştırma Koordinasyon Başkanlığı ilk görev olarak Türkiye’yi ele almış. Yani Türkiye’deki istikrarsızlığı planlayacak.

İstikrarı bozanlar, bozdukları istikrar yerine, kendi çıkarları için koydukları düzene, Yeniden İnşa derler.

Aydınımız, Suriye’de istikrarı, Amerika’nın neden bozduğunu bir türlü anlayamamıştır. Daha ileri giderek, Türkiye’deki istikrarı ABD neden bozsun, istikrarsız bir Türkiye Amerika’nın ne işine yarayacak, diye kendince anlam çıkarmaya çalışır.

Böyle bakarken, Amerikan saldırılarında kullanılan taşeronları da insan hakları adına savunurlar.Tüm dünya ülkelerini istikrarsızlaştırarak yol alan ABD, şimdi kendi kendisini istikrarsızlaştırmaya başladı.

Amerika’da şöyle söylemler oluştu.

Trump diyor ki; “Putin ve Merkel’e güvenerek yola çıktım.” Bu karşı CIA Başkanı ise; Trump’a hitaben, “senin ne dediğini kulakların duyuyor mu?”

    Öte yandan, CIA Trump’ı öldürür mü, öldürebilir mi gibi yazılar ABD medyasında boy gösteriyor.Amerika, istikrarsızlaştıra, istikrasızlaştıra şimdi kendini istikrarsızlaştırıyor.

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM | Leave a comment

KISSADAN HİSSELER * EKONOMİK SINIFTA SEYAHAT EDEN KİM?

THY Helsinki-İstanbul tarifeli seferi.
Economy Class acil çıkış kapısı yanı.

Fotoğraftaki kişi, İstanbul aktarmalı Ankara yolcularından Bay Niinistö.
Finlandiya Cumhurbaşkanı. Resmi ziyaret için Türkiye’ye geliyor
.

İki ülkenin gayri safi yurtiçi hasılası:

• Dünyada 13. sırada Finlandiya 50,090
• Dünyada 62. sırada Türkiye 10,576
Yorum size ait.

Posted in CUMHURİYET - DEMOKRASİ - ÇAĞDAŞLIK | Leave a comment

ATATÜRK’e RASTLAMAK

Posted in ATATURK | Leave a comment

TÜSİAD da Atatürk’ü hatırladı * Bir çimento fabrikası 11 milyon dolara, bir işbirlikçiye satılıyor. O işbirlikçi aynı çimento fabrikasını ay geçmeden, bir başka işbirlikçiye 55 milyon dolara satabiliyordu

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu@gmail.com
13 Ocak 2017 09:04

TÜSİAD da Atatürk’ü hatırladı

Küreselleşme saldırısının başladığı günlerdi. Ulus devletimiz, vahşi bir liberal saldırının etki alanına girmişti. Emperyalizm ulus devlet çelişkisinin emperyalizm lehine çözülmesi için yasalar değişmeli ve işbirlikçi sermaye güçlendirilmeliydi.

Halkımızın bu küresel saldırıya ikna edilmesi gerekiyordu ki, Meclisten yağmaya uygun yasalar çıkabilsin. TÜSİAD’ın bir alt örgütlenmesi olan TESEV, kamuoyu yaratmak için kolları sıvamış, ulus devlet yapısının Atatürk tarafından konulmuş temel taşlarını, yok etmenin gayreti içine girmişti.

Can Paker televizyon televizyon (TRT hariç, o zaman televizyonların hemen hepsi TÜSİAD üyelerinindi) dolaşır, özelleştirmenin ekonomiyi uçuracağını, teknoloji üretimini sağlayacağını, her şeyin çok ucuzlayacağını, sermayenin tabana yayılacağını, özgürlüklerin genişleyeceğini Türk halkına anlatıyorlardı.***

İş o kadar çığırından çıkmıştı ki, 15 günde 15 kanun çıkmazsa, ülkemizin batacağı anlatılıyordu. Ulus devletimizi tahrip eden tüm operasyonlar sahneye konulmuştu.Küresel efendilerin ekonomik operasyon araçları ve uzmanları ülkemizde görevlerini icra ediyorlardı.Bir çimento fabrikası 11 milyon dolara, bir işbirlikçiye satılıyor. O işbirlikçi aynı çimento fabrikasını ay geçmeden, bir başka işbirlikçiye 55 milyon dolara satabiliyordu.

Siyasal İslam’ın tam desteğini almışlardı. Birlikte açık kapalı Atatürk ve kamu malı düşmanlığı yapıyorlardı. Atatürk milliyetçiliği yerden yere vuruluyordu.

Uzatmayalım, emperyalizmin çok uluslu şirketleri yerli işbirlikçilerin Pazar payını(rüşvetini) vermek mecburiyetinde olan bir dönemi yaşadığını biliyordu.Daha ileriki dönemlerde aracıyı ortadan kaldırarak ulus devleti tam olarak ele geçirmek, emperyalizmin nihai amacıydı. Bunun için halk tabanı gerekliydi.Siyasal İslam’ın desteklenmesi ve iktidar koltuğuna oturtulması emperyalizmin temel stratejisiydi.

Zaten emperyalizm bizim gibi ülkelerde ki tercihi, Türk, Atatürk değil İslam’dı.Amerikan planları bir yere kadar işledi. Bir yerden sonra, liberalizmin getirdiği felaket, tüm dünyayı sardı. Siyasal İslam liberalizmin düşmanı oldu. Mülkiyet tehlikeye girdi.Mülkiyet korkusu; TÜSİAD’ı da Kemalist çizgiye sokmaya başladı. Geç de olsa iyi bir gelişme diyebiliriz.

Kemalizm herkese bir gün lazımdır.

*** 1-Sermaye tabana yayılmadı. 3 adet dolar milyarderi vardı. An itibariyle, 50 adet. 2-Hiçbir şey ucuzlamadı. 3-Teknolji üretiminden vazgeçtim, sanayi üretimimiz daraldı. 4- Özgürlükler genişlemedi.

13.1.2017, bulentesinoglu@gmail.com

Posted in ABD - AB - EMPERYALIZM, BÜLENT ESİNOĞLU YAZILARI, Ekonomi, KAPİTALİZM - LİBERALİZM | Leave a comment

17 adanın işgaline skandal açıklama!

 

Ahmet TAKAN

03.10.2016

17 adanın işgaline skandal açıklama!

Dışişleri Bakanlığı, Ahmet Davutoğlu ve eski Bakan Yılmaz’ın da kabul ettiği, işgal altındaki adalar için, “Uluslararası anlaşmayla tespit edilmiş deniz sınırı içinde değil” dedi.

Türkiye’nin uluslararası tüm antlaşmalardan kaynaklanan haklarına rağmen Ege’de 17 ada ve kayacağı Yunanistan’ın işgal etmesine sessiz kalan Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Lozan çıkışının ardından yazılı açıklama yaptı. Bakanlık, “Türkiye’nin 2003 yılından itibaren Ege Denizi’ndeki bazı ada ve veya adacıkların egemenliğini başka bir ülkeye devrettiğine ilişkin iddia ve haberlerin tamamen gerçekdışı” olduğunu ileri sürdü. Adaların haksız işgalini yıllardır belgeleriyle ortaya koyan tüm girişimlerine rağmen bugüne kadar yetkililerden bir cevap alamayan eski Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Dışişleri’nin yalanlamasına belgelerle yanıt verdi. Yalım, Bakanlığa şöyle yanıt verdi:

Davutoğlu kabul etti 

“İşgal olayı, 31 Aralık 2008’de Yunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın helikopterle Aydın/Bulamaç Adası’na gelmesiyle ortaya çıkmıştır. Müteakiben Yunan Cumhurbaşkanı da Aydın/Eşek Adası’na gelmiş ve adada yapılan törenlere katılmıştır. Bu olaylar üzerine Genelkurmay Başkanlığı’na davet edilen Dışişleri Bakanlığı diplomatları, anılan adaların Türkiye’ye ait olduğunu beyan etmiş ve diplomatlardan birisi ’işgalin hükümetin bilgisi dahilinde yapıldığını’ itiraf etmiştir. 2004 yılından itibaren Yunan askerine teslim edilen adalar ile ilgili olarak, 2011-2016 yılları arasında, 5 yılı aşkın süredir, görsel ve yazılı basında yüzlerce haber çıkmıştır. Erdoğan ve AKP hükümetine destek veren Akit, TRT ve Yeni Şafak gibi basın kuruluşları da işgal konusunu haber yapmıştır. Erdoğan ve AKP iktidarları tarafından haberler sessizlik ile geçiştirilmiş bir kez bile açıklama yapılmamıştır. Böylece Erdoğan ve AKP iktidarları suçlamaları zımnen ve hukuken kabul etmiştir. Ayrıca CHP ve MHP Milletvekillerinin soru önergelerine verilen cevaplarda, bizzat Davutoğlu tarafından işgal kabul edilmiştir. TBMM’de 26 Mart 2015’te yapılan oturumda, dönemin Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından, ‘Lozan ve Paris Antlaşmalarına göre adaların hukuken Türkiye’ye ait olduğu ve adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğu’ beyan edilmiştir. Verilen somut örnekten anlaşılacağı üzere Dışişleri Bakanlığı’nın 242 Nolu açıklaması, Yılmaz’ın beyanları ile çok önceden yalanlanmıştır.”

Fotoğraftaki gerçek 

Yunan Cumhurbaşkanı ile Belediye Başkanı’nın, 06 Ocak 2009’da, Aydın/Eşek Adası’nda çektirdiği fotoğrafta görülen binanın tabelasında, ‘Yunanistan Cumhuriyeti Güney Ege Bölgesi On iki Ada İli Eşek Adası Nahiyesi’ yazılıdır. Anılan fotoğraf egemenliğin Yunanistan’a devredildiğinin ve hukuki statünün değiştiğinin somut bir belgesidir. Yunan Cumhurbaşkanı’nın gittiği Eşek Adası’nın, 1943 tarihli İngiliz ve 1951 tarihli Amerikan haritalarında 12 Ada deniz sınırlarının dışında olduğu, Türkiye’ye ait olduğu ve isminin Türkçe yazıldığı açıkça gösterilmiştir. Verilen somut belge ve örnekler, Bakanlığın ‘Ege’deki ada, adacık ve kayalıkların hukuki statüsü bağlamında son 13 yıldır herhangi bir değişiklik olmamıştır’ iddiasını yalanlamaktadır. Bakanlığın ‘Ege’deki bazı adacık ve kayalıkların aidiyeti ve bununla bağlantılı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında geçerli bir uluslararası anlaşmayla tespit edilmiş deniz sınırlarının bulunmadığı’ iddiası da tam bir cehalet, aymazlık, monşerlik ve ihanet örneğidir. Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi ile 12Ada grubundaki Batnoz-Rodos arasındaki toplam 13 adaya bağlı olan adacıklar İtalya’ya bırakılmıştır. Lozan sonrasında 12 Ada bölgesinde tartışma konusu olan ada, adacık ve kayalıkların hangi ülkeye ait olduğu da 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi ile belirlenmiştir. 1932 Sözleşmesi sonrasında İngiltere tarafından çizilen 1939 ve 1943 tarihli İngiliz Savaş Ofisi haritalarında, 12 ada deniz sınırı açıkça gösterilmiş ayrıca 1939 tarihli haritanın sol alt tarafına yazılı olarak not düşülmüştür. İngiltere, 1923 Lozan Antlaşması’na taraf olup anılan haritalar resmi belge niteliğindedir.

Bedeli ödenmiştir 

Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarları tarafından alenen Yunan askerlerine teslim edilen 17 Ada ve 1 Kayalık, İngiliz ve Amerikan haritalarında belirtilen 12 Ada deniz sınırının dışında olup 1913 Londra Antlaşması, 1923 Lozan Antlaşması, 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi ve 1947ParisAntlaşması ile Yunanistan’a verilmemiş/devredilmemiştir. Ayrıca Yunan askerlerine teslim edilen 17 Ada ve 1 Kayalığın payına düşen Osmanlı Genel Borçları, Lozan Antlaşması’nın 46-55 .maddeleri gereği Türkiye Cumhuriyeti tarafından son kuruşuna kadar ödenmiştir. Ayrıca Yunan işgali altında olan İzmir/Koyun, Aydın/Bulamaç, Muğla/Kalolimnoz ve Muğla/Keçi adaları da 6 millik Türk karasuları içindedir. Başbakan Binali Yıldırım’ın, Türk bayrağını saklayarak, Yunan bayrağı ve pasaportla giriş yaptığı Koyun Adası 6 millik Türk karasuları içindedir. Verilen somut belge ve örnekler, Bakanlığın ‘Ege’deki bazı adacık ve kayalıkların aidiyeti ve bununla bağlantılı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında geçerli bir uluslararası anlaşmayla tespit edilmiş deniz sınırlarının bulunmadığı’ iddiasının, ihanetin ve işgalin üstünü örtmek için uydurulan bir gerekçe olduğunu göstermektedir.

Yanıltma amacı var

AKP iktidarının Bakanı İsmet Yılmaz ve Başbakanı Davutoğlu ile birlikte Ankara’daki AB Delegasyonu ve Yunan Büyükelçisi işgali kabul ederken, vatan topraklarında Yunan bayrağı dalgalanırken ve Yunan askerleri elini kolunu sallayarak dolaşırken, Yunan savaş gemileri Türk karasularını, Yunan savaş uçak ve helikopterleri Türk hava sahasını ihlal ederken, Başbakan Binali Yıldırım Türk topraklarına pasaportla girerken, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın işgal olmadığını iddia etmesi, kamuoyunu yanıltma ve işgalin üzerini örtme amacını gütmektedir.

Posted in AHMET TAKAN YAZILARI, Politika ve Gundem | Leave a comment

TC’yi dolarla satacak! tulumbaya su dolacak! *** Gerçekten 15 yılın sonunda tulumbada su bitti. Güçlü adam yönetiminde; 15 yıl boyunca cumhuriyetin biriktirdiği ne var, ne yok satıldı. 2002 yılında dış borç 123 milyar dolardı bugün 416 milyar doları geçti. Her yılı kurtarmak için dışardan beklenen sıcak para; 210 milyon dolara çıktı.  Geride üç köprü, sekiz duble yol, 4 oto yol, 2 hızlandırılmış tren hattı, 1 cumhurbaşkanlığı sarayı, Cumhurbaşkanı’na 13 VIP lüks uçak, Çamlıca’ya dünyanın en büyük camisi, üç şehirde yığılmış 200 AVM

sozcu.com.tr
Necati Doğru
16 Ocak 2017

TC’yi dolarla satacak! tulumbaya su dolacak!

Güçlü adam; babamız olsun. Dara düşünce “Kurtar bizi baba” diyelim. Milletvekili olacakları o seçsin. Yargıç, savcı olacakları da o seçsin.  Meclis’ten çıkacak kanunları da o işaret etsin. Başbakan da o olsun, Cumhurbaşkanı da o… Bakanlar da onun memuru olsun. Üniversiteye de kendi düşüncesindeki profesörleri yerleştirsin. Kuvvetler ayrımı kalksın. Kuvvetler birliği olsun. Bütün kuvvetler tek kişide toplansın.

Bu çağda; bize güçlü adam lazım.
Kim böyle düşünür?
Hiç kimse.
Dağda koyun güden çoban.
Merada öküz otlatan maraba.
Yaylada inek sağan ırgat.

En eğitimsiz insanlar bile bu çağda “bize güçlü adam lazım” diyen kara cahil olmazlar. Kara cahiller gerçeği gördü. İşte bütün kuvvetlerin güçlü adamda toplandığı dönemde “tulumbanın suyu” bitti. Bu anlatımı ben bulmuş değilim. Güçlü lider Tayyip Erdoğan buldu ve “doların yükselmesinin” sebebini vurgulamak için “tulumbanın suyu bitti” diyen kendisi oldu.

Çok haklıydı.
Gerçekçiydi.
Kıvırmadan söyledi.
*  *  *
Gerçekten 15 yılın sonunda tulumbada su bitti. Güçlü adam yönetiminde; 15 yıl boyunca cumhuriyetin biriktirdiği ne var, ne yok satıldı. 2002 yılında dış borç 123 milyar dolardı bugün 416 milyar doları geçti. Her yılı kurtarmak için dışardan beklenen sıcak para; 210 milyon dolara çıktı.  Geride üç köprü, sekiz duble yol, 4 oto yol, 2 hızlandırılmış tren hattı, 1 cumhurbaşkanlığı sarayı, Cumhurbaşkanı’na 13 VIP lüks uçak, Çamlıca’ya dünyanın en büyük camisi, üç şehirde yığılmış 200 AVM, betonlaşan, trafik cinnetine düşmüş kentler, dışa bağımlı bir tarım sektörü, tavuğunun yumurtlaması için gerekli yemi dışardan dolarla almak zorunda kalan hayvancılık sektörü, kurban bayramında keseceği kurbanı Hristiyan ülkeden ithal eden din-diyanet sektörü, bitmiş turizm, gerilemeye başlayan sanayi üretimi, içi yeniden kriz dolmakta olan bankacılık kesimi, alev olmuş işsizlik,  iş bulmaktan umudunu kesmiş işsizler ordusu, kalplerine işsiz kalırım korkusu düşmüş çalışanlar, hapse girmemek için yurt dışına kaçan borçlu işadamları, otellerini yakma noktasına gelen turizm yatırımcıları,  hortlayan hortumculuk, tarife yükselten rüşvet, yasaklar, buyruklar, dayatmalar, ahlak çöküntüsü, iktidar zengini İslamcı geçinen işadamlarının Panama’da gizli hesapları… Suriye’ye Irak’a niçin gittiği ve ne zaman döneceği bilinmeyen ordu, küsülüp barışılan İsrail, küsülüp barışılan Rusya, küsülüp barışılan ABD, küsülüp barışılan Suriye, küsülüp barışılan Irak…

Özetle bu kapkara tablo.
Güçlü lider altında oldu.
*  *  *
Dış para gelmiyor. Dolar bu yüzden artıyor. Tulumbada su bitti. Güçlü lider; dış para gelsin diye TC’yi satışa çıkardı.  “Türkiye’ye 2 milyon dolar getiren yabancıya TC vatandaşlığı verileceğini” açıkladı. 44 milyar dolar gelecek hesabı içindeler. TC vatandaşlığı dolarla satılacak, tulumbaya su dolacak.

Güçlü lider.
Kârlı satış.

Posted in NECATİ DOĞRU YAZILARI | Leave a comment